FANDOM


Bir yığın kundakçıdan yangın görenler milleti Hakkın Sesleri (3.Kitap) Mehmet akif ersoy
Mehmet Akif Ersoy
Pek hazin bir mevlid gecesi


Çık da bir seyret baharın cuş-i rengârengini

"Allah´ın âsâr-ı rahmetine bir baksana! Toprağı, öldükten

sonra, tekrar nasıl diriltiyor? İşte o Allah, bütün ölüleri

muhakkak diriltecek, hem O herşeye kâdirdir.

" Rum suresi 50. ayet. 30/50

Çık da bir seyret bahârın cûş-i rengâ-rengini;


Nefh-i Sûr´un dinle mevcâ-mevc olan âhengini!

Bir yeşil kan, bir yeşil can yağdırıp, kudret, yere:

Yemyeşil olmuş, fezâ, gömgök kesilmiş dağ, dere.

En kısır toprak doğurmuş, emzirir birçok nebat;

Fışkırır bir damlacık ottan, tutup sıksan, hayat!

Dün, kemikten külçe hâlindeydi her çıplak fidan;

Bak: Ne sağlam kan, bugün, dolgun yüzünden damlayan!

Dün, kudurmaktaydı ormandan cahîmî bin zefir;

Aşiyan tutmuş, bugün, her dalda perran bir safir!

Dün, nigeh-bânıydı milyarlarca zî-rûhun sübât;

Silkinip çıkmış o mahbesten, bugün, bir kâinât.

Dün, ne mâtemdeydi âlem! Yer hazin, gökler hazin;

Sûr-i fıtrattır bugün: Fıtrat bugün sahrâ-güzin!

İşlemiş kırlarda yer yer kudretin feyyâz eli,


Öyle yapraklar ki sun´undan: Gidip bir görmeli!

Öyle amma, gördüğüm elvâh-ı şevkin rağmine,

Bende hâlâ zevke benzer duygu yok, hâlâ yine!

Bir değil, yüz bin bahâr indirse hattâ âsüman;

Hiç kımıldanmaz benim rûhumda kök salmış hazan!

Dem çeker bülbül... Benim beynimde baykuşlar öter!

Sonra, karşımdan geçer bir bir, yıkılmış lâneler!

Âşinâlık yok hayâlin konsa en bildik yere,

Yâd ayaklar çiğniyor: Düşmüş vatan yâd ellere!

Başka ses bilmem, muhîtimden enîn eyler huruş;

Beklerim dinsin bu mâtem, beklerim, olmaz hamûş!

Âh! Tek bir âşiyandan bin yetîmin nâlesi,

Yükselirken, dinleyen insan mıdır bülbül sesi?

Duygusuz olmak kadar dünyâda lâkin derd yok;

Öyle salgınmış ki mel´un: Kurtulan bir ferd yok!

Kendi sağlam... Hissi ölmüş, rûhu ölmüş milletin!

İşte en korkuncu hüsrânın, helâkin, haybetin!

Ey, ölüm renginde topraktan hayat i´lâ eden,

Bir yığın toprak da olsak sâde çiğnenmek neden?

Başka tıynetler mi hep şâyân ola ihsânına?

Âh, yükselsem de, bir düşsem senin dâmânına!

Bir nesî ister kımıldanmak için canlar bugün;

Bir nesîm olsun, İlâhî... Canlanır kanlar bütün.

Nev-bahârın rûhu etsin bir de bizlerden zuhûr...

Yoksa, artık Sûr-i İsrâfil´e kalmıştır nüşûr!


Düz Liseler için sunumuEdit

Çık da bir seyret baharın cuş-i rengârengini

Güncel Türkçesi

"Allah´ın âsâr-ı rahmetine bir baksana! Toprağı, öldükten

sonra, tekrar nasıl diriltiyor? İşte o Allah, bütün ölüleri

muhakkak diriltecek, hem O herşeye kâdirdir.

" Rum suresi 50. ayet. 30/50

"Allah'ın âsâr-ı rahmetine bir baksana! Toprağı, öldükten

sonra, tekrar nasıl diriltiyor? İşte o Allah, bütün ölüleri

muhakkak diriltecek, hem o her şeye kadirdir." (1)

Çık da bir seyret bahârın cûş-i rengâ-rengini;

Nefh-i Sûr´un dinle mevcâ-mevc olan âhengini!

Çık da bir seyret baharın rengârenk coşkusunu;

Dinle Sûrun (2) üflediği dalga dalga yayılan ahengi!

Bir yeşil kan, bir yeşil can yağdırıp, kudret, yere:

Yemyeşil olmuş, fezâ, gömgök kesilmiş dağ, dere.

Bir yeşil kan, bir yeşil can yağdırıp Allah yere:

Yemyeşil olmuş gökyüzü; gömgök kesilmiş dağ, dere.

En kısır toprak doğurmuş, emzirir birçok nebat;

Fışkırır bir damlacık ottan, tutup sıksan, hayat!

En kısır toprak doğurmuş, birçok bitkiyi emzirir;

Bir damlacık ottan, tutup sıksan, hayat fışkırır!

Dün, kemikten külçe hâlindeydi her çıplak fidan;

Bak: Ne sağlam kan, bugün, dolgun yüzünden damlayan!

Dün, kemikten külçe halindeydi her çıplak fidan;

Bak: Ne sağlam kan, bugün, dolgun yüzünden damlayan!

Dün, kudurmaktaydı ormandan cahîmî bin zefir; Âşiyan tutmuş, bugün, her dalda perran bir safir!

Ormanda dün kudurmaktaydı cehenneme özgü yüzlerce kavurucu üfleyiş;


Bugün ise her dalda yuva yapmış uçan bir ötüş!

Dün, nigeh-bânıydı milyarlarca zî-rûhun sübât;

Silkinip çıkmış o mahbesten, bugün, bir kâinât.

Dün uyku, milyarlarca canimin bekçisi olmuş idi;

Halbuki bugün o hapishaneden bir evren silkinip çıktı.

Dün, ne mâtemdeydi âlem! Yer hazin, gökler hazin;

Sûr-i fıtrattır bugün: Fıtrat bugün sahrâ-güzin!

Dün, ne matemdeydi âlem! Yer hüzünlü, gökler hüzünlü;

Yaratılış şenliğidir bugün: Yaratılış bugün kırları mekân tuttu!

İşlemiş kırlarda yer yer kudretin feyyâz eli, Öyle yapraklar ki sun´undan: Gidip bir görmeli!

İşlemiş kırlarda yer yer kudretin feyizli eli.


Öyle yapraklar işlemiş ki sanatından: Gidip bir görmeli!

Öyle amma, gördüğüm elvâh-ı şevkin rağmine,

Bende hâlâ zevke benzer duygu yok, hâlâ yine!

Öyle ama, gördüğüm şevk veren manzaralara rağmen,

Bende hâlâ zevke benzer duygu yok, hâlâ yine'

Bir değil, yüz bin bahâr indirse hattâ âsüman;

Hiç kımıldanmaz benim rûhumda kök salmış hazan!

Bir değil, hattâ gökyüzü, indirse yüz bin bahar;

Hiç kımıldanmaz benim ruhumda kök salmış sonbahar!

Dem çeker bülbül... Benim beynimde baykuşlar öter!

Sonra, karşımdan geçer bir bir, yıkılmış lâneler!

Bülbül şakır... Benim beynimde baykuşlar öter!

Sonra, karşımdan geçer, bir bir, yıkılmış evler!

Âşinâlık yok hayâlin konsa en bildik yere,

Yâd ayaklar çiğniyor: Düşmüş vatan yâd ellere!

Bir aşinalık işareti yok, hayâlin konsa en bildik yere,

Yabancı ayaklar çiğniyor: Düşmüş vatan yabancı ellere!

Başka ses bilmem, muhîtimden enîn eyler huruş;

Beklerim dinsin bu mâtem, beklerim, olmaz hamûş!

Başka ses bilmem, çevremden iniltiler taşar;

Beklerim dinsin bu matem, beklerim, susmaz!

Âh! Tek bir âşiyandan bin yetîmin nâlesi,

Yükselirken, dinleyen insan mıdır bülbül sesi?

Ah! Tek bir yuvadan binlerce yetimin iniltisi

Yükselmekteyken bülbül sesi dinleyen insan mı?

Duygusuz olmak kadar dünyâda lâkin derd yok;

Öyle salgınmış ki mel´un: Kurtulan bir ferd yok!

Fakat dünyada duygusuz olmak kadar büyük dert yok;

Öyle salgınmış ki lanet olası: Kurtulan bir kişi yok!

Kendi sağlam... Hissi ölmüş, rûhu ölmüş milletin!

İşte en korkuncu hüsrânın, helâkin, haybetin!

Kendi sağlam... Duygusu ölmüş, ruhu ölmüş milletin!

İşte en korkuncu kaybın, yok oluşun, mahrumiyetin!

Ey, ölüm renginde topraktan hayat i´lâ eden,

Bir yığın toprak da olsak sâde çiğnenmek neden?

Ey ölüm renginde topraktan hayat bitiren,

Bir yığın toprak da olsak, hep çiğnenmek neden?

Başka tıynetler mi hep şâyân ola ihsânına?

Âh, yükselsem de, bir düşsem senin dâmânına!

Hep başka mizaçta olanlar mı lâyık olacak lûtfuna

Ah, yükselsem de, bir düşsem senin eteğine!

Bir nesî ister kımıldanmak için canlar bugün;

Bir nesîm olsun, İlâhî... Canlanır kanlar bütün.

Bir esinti ister kımıldanmak için canlar bugün;

Bir esinti olsun, Allahım... Canlanır kanlar bütün.

Nev-bahârın rûhu etsin bir de bizlerden zuhûr...

Yoksa, artık Sûr-i İsrâfil´e kalmıştır nüşûr!

Ne olur, bir de bizlerden görünsün ilkbaharın ruhu...

Bu da olmazsa artık, bizi yeniden diriltecek şey İsrafil'in Sûru!


  • 5 Haziran 1913
  • (1) Rum suresi 50. ayet.
  • (2) Sûr: Kıyamet gününde ölülerin dirilerek mahşer yerinde toplanması için dört büyük melekten biri

olan İsrafil'in üfleyeceği boru.

Anadolu Liseleri ve İngilizce eğitim veren Üniversiteler için sunumuEdit

Sosyal Bilimler Lisesi için sunumuEdit

Çık da bir seyret baharın cuş-i rengârengini

Güncel Türkçesi
İngilizce Tercüme
Osmanlıca

"Allah´ın âsâr-ı rahmetine bir baksana! Toprağı, öldükten sonra, tekrar nasıl diriltiyor? İşte o Allah, bütün ölüleri muhakkak diriltecek, hem O herşeye kâdirdir.

" Rum suresi 50. ayet. 30/50

Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة
Çık da bir seyret bahârın cûş-i rengâ-rengini;

Nefh-i Sûr´un dinle mevcâ-mevc olan âhengini!

Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة
Çık da bir seyret bahârın cûş-i rengâ-rengini;

Nefh-i Sûr´un dinle mevcâ-mevc olan âhengini!

Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة

Bir yeşil kan, bir yeşil can yağdırıp, kudret, yere:

Yemyeşil olmuş, fezâ, gömgök kesilmiş dağ, dere.

Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة

En kısır toprak doğurmuş, emzirir birçok nebat;

Fışkırır bir damlacık ottan, tutup sıksan, hayat!

Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة

Dün, kemikten külçe hâlindeydi her çıplak fidan;

Bak: Ne sağlam kan, bugün, dolgun yüzünden damlayan!

Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة

Dün, kudurmaktaydı ormandan cahîmî bin zefir;

Âşiyan tutmuş, bugün, her dalda perran bir safir!

Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة

Dün, nigeh-bânıydı milyarlarca zî-rûhun sübât;

Silkinip çıkmış o mahbesten, bugün, bir kâinât.

Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة

Dün, ne mâtemdeydi âlem! Yer hazin, gökler hazin;

Sûr-i fıtrattır bugün: Fıtrat bugün sahrâ-güzin!

Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة

İşlemiş kırlarda yer yer kudretin feyyâz eli,


Öyle yapraklar ki sun´undan: Gidip bir görmeli!

Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة

Öyle amma, gördüğüm elvâh-ı şevkin rağmine,

Bende hâlâ zevke benzer duygu yok, hâlâ yine!

Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة
Aslı
Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة
Aslı
Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة
Aslı
Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة
Aslı
Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة
Aslı
Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة
Aslı
Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة
Aslı
Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة
Aslı
Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة
Aslı
Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة
Aslı
Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة
Aslı
Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة
Aslı
Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة
Aslı
Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة
Aslı
Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة
Aslı
Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة
Aslı
Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة
Aslı
Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة
Aslı
Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة
Aslı
Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة
Aslı
Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة
Aslı
Güncel Türkçesi Buraya
İngilizce Tercüme Buraya
örnek osmanlıca مقدمة
Şiir Metni
Güncel Türkçesi
İngilizce Tercüme
Osmanlıca

"Allah´ın âsâr-ı rahmetine bir baksana! Toprağı, öldükten

sonra, tekrar nasıl diriltiyor? İşte o Allah, bütün ölüleri

muhakkak diriltecek, hem O herşeye kâdirdir.

" Rum suresi 50. ayet. 30/50


Çık da bir seyret bahârın cûş-i rengâ-rengini;

Nefh-i Sûr´un dinle mevcâ-mevc olan âhengini!

Bir yeşil kan, bir yeşil can yağdırıp, kudret, yere:

Yemyeşil olmuş, fezâ, gömgök kesilmiş dağ, dere.

En kısır toprak doğurmuş, emzirir birçok nebat;

Fışkırır bir damlacık ottan, tutup sıksan, hayat!

Dün, kemikten külçe hâlindeydi her çıplak fidan;

Bak: Ne sağlam kan, bugün, dolgun yüzünden damlayan!

Dün, kudurmaktaydı ormandan cahîmî bin zefir;


Âşiyan tutmuş, bugün, her dalda perran bir safir!

Dün, nigeh-bânıydı milyarlarca zî-rûhun sübât;

Silkinip çıkmış o mahbesten, bugün, bir kâinât.

Dün, ne mâtemdeydi âlem! Yer hazin, gökler hazin;

Sûr-i fıtrattır bugün: Fıtrat bugün sahrâ-güzin!

İşlemiş kırlarda yer yer kudretin feyyâz eli,


Öyle yapraklar ki sun´undan: Gidip bir görmeli!

Öyle amma, gördüğüm elvâh-ı şevkin rağmine,

Bende hâlâ zevke benzer duygu yok, hâlâ yine!

Bir değil, yüz bin bahâr indirse hattâ âsüman;

Hiç kımıldanmaz benim rûhumda kök salmış hazan!

Dem çeker bülbül... Benim beynimde baykuşlar öter!

Sonra, karşımdan geçer bir bir, yıkılmış lâneler!

Âşinâlık yok hayâlin konsa en bildik yere,

Yâd ayaklar çiğniyor: Düşmüş vatan yâd ellere!

Başka ses bilmem, muhîtimden enîn eyler huruş;

Beklerim dinsin bu mâtem, beklerim, olmaz hamûş!

Âh! Tek bir âşiyandan bin yetîmin nâlesi,

Yükselirken, dinleyen insan mıdır bülbül sesi?


Duygusuz olmak kadar dünyâda lâkin derd yok;

Öyle salgınmış ki mel´un: Kurtulan bir ferd yok!

Kendi sağlam... Hissi ölmüş, rûhu ölmüş milletin!

İşte en korkuncu hüsrânın, helâkin, haybetin!

Ey, ölüm renginde topraktan hayat i´lâ eden,

Bir yığın toprak da olsak sâde çiğnenmek neden?

Başka tıynetler mi hep şâyân ola ihsânına?

Âh, yükselsem de, bir düşsem senin dâmânına!

Bir nesî ister kımıldanmak için canlar bugün;

Bir nesîm olsun, İlâhî... Canlanır kanlar bütün.

Nev-bahârın rûhu etsin bir de bizlerden zuhûr...

Yoksa, artık Sûr-i İsrâfil´e kalmıştır nüşûr!

"Allah'ın âsâr-ı rahmetine bir baksana! Toprağı, öldükten

sonra, tekrar nasıl diriltiyor? İşte o Allah, bütün ölüleri

muhakkak diriltecek, hem o her şeye kadirdir." (1)

Çık da bir seyret baharın rengârenk coşkusunu;

Dinle Sûrun (2) üflediği dalga dalga yayılan ahengi!

Bir yeşil kan, bir yeşil can yağdırıp Allah yere:

Yemyeşil olmuş gökyüzü; gömgök kesilmiş dağ, dere.

En kısır toprak doğurmuş, birçok bitkiyi emzirir;

Bir damlacık ottan, tutup sıksan, hayat fışkırır!

Dün, kemikten külçe halindeydi her çıplak fidan;

Bak: Ne sağlam kan, bugün, dolgun yüzünden damlayan!

Ormanda dün kudurmaktaydı cehenneme özgü yüzlerce kavurucu üfleyiş;


Bugün ise her dalda yuva yapmış uçan bir ötüş!

Dün uyku, milyarlarca canimin bekçisi olmuş idi;

Halbuki bugün o hapishaneden bir evren silkinip çıktı.

Dün, ne matemdeydi âlem! Yer hüzünlü, gökler hüzünlü;

Yaratılış şenliğidir bugün: Yaratılış bugün kırları mekân tuttu!

İşlemiş kırlarda yer yer kudretin feyizli eli.


Öyle yapraklar işlemiş ki sanatından: Gidip bir görmeli!

Öyle ama, gördüğüm şevk veren manzaralara rağmen,

Bende hâlâ zevke benzer duygu yok, hâlâ yine'

Bir değil, hattâ gökyüzü, indirse yüz bin bahar;

Hiç kımıldanmaz benim ruhumda kök salmış sonbahar!

Bülbül şakır... Benim beynimde baykuşlar öter!

Sonra, karşımdan geçer, bir bir, yıkılmış evler!

Bir aşinalık işareti yok, hayâlin konsa en bildik yere,

Yabancı ayaklar çiğniyor: Düşmüş vatan yabancı ellere!

Başka ses bilmem, çevremden iniltiler taşar;

Beklerim dinsin bu matem, beklerim, susmaz!

Ah! Tek bir yuvadan binlerce yetimin iniltisi

Yükselmekteyken bülbül sesi dinleyen insan mı?


Fakat dünyada duygusuz olmak kadar büyük dert yok;

Öyle salgınmış ki lanet olası: Kurtulan bir kişi yok!

Kendi sağlam... Duygusu ölmüş, ruhu ölmüş milletin!

İşte en korkuncu kaybın, yok oluşun, mahrumiyetin!

Ey ölüm renginde topraktan hayat bitiren,

Bir yığın toprak da olsak, hep çiğnenmek neden?

Hep başka mizaçta olanlar mı lâyık olacak lûtfuna

Ah, yükselsem de, bir düşsem senin eteğine!

Bir esinti ister kımıldanmak için canlar bugün;

Bir esinti olsun, Allahım... Canlanır kanlar bütün.

Ne olur, bir de bizlerden görünsün ilkbaharın ruhu...

Bu da olmazsa artık, bizi yeniden diriltecek şey İsrafil'in Sûru!


5 Haziran 1913

(1) Rum suresi 50. ayet.

(2) Sûr: Kıyamet gününde ölülerin dirilerek mahşer yerinde

toplanması için dört büyük melekten biri

olan İsrafil'in üfleyeceği boru.

Tune in the harmony of the wall ripple of blows! A green blood, where a green life raining God:


The sky was very green, blue trimmed mountain stream. Gave birth to the most barren soil, many plants suckles; A droplet grass keep the printing you do, life bloom!

Yesterday, the bare bones seedlings was in bullion; Look: What a solid blood, today, because of the dripping fat! Hundreds of the woods yesterday freaked the hell scorching breath-specific;


Today, each branch had a flying home singing! Yesterday sleep, has been the guardian of billions were hurt;

But today, he shakes the universe was a prison.

Yesterday, what world is sad! Place a sad, sad skies; Creation of happiness today: the Creation took place today countryside! have in hand is always live in the country in places of power.


It has leaves that in the art: a must see go! So, but, I have seen the scenes of enthusiasm, even though I still do not have emotions like joy, still again " One, not even the sky, the spring may download the hundred thousand; I fall deeply ingrained in my soul I do not move! Nightingale singing ...My brain sings like owls! Then, through my face, one by one, destroyed houses! No sign of a familiarity with the imaginary concentration of the familiar ground, Foreign legs breaking: the fallen country of foreign hands! I do not know any other voice, groans ejected from my environment; Expect that the heathen mourning, wait, the voice does not interrupt! Ah! Orphan's groan of thousands in a single slot Do you listen to the sound of people getting high nightingale? But do not worry about the world large enough to be apathetic; So spread that damn: the wreckage of a person does not exist! Your own sound ... Sense dead, the spirit of the nation's dead! Here's the most terrible los, extinction, deprivation Graduated from the soil the color of life, O death,


We're in a heap of soil, why always chewing?


Do you favor with those who will be worthy of all other pollen Ah, the high cruise, your skirt is a daydream! Lives today, to move like a breeze; Get a breeze, my God ... All the blood comes to life. What happens, one of us, no matter in the spirit of spring ... This is a must now, nothing will revive us again Raphael version!

örnek osmanlıca مقدمة
Safahat logo

Şablon:Düz liseler için safahat projesi
Şablon:Anadolu liseleri için safahat projesi
Şablon:Sosyal Bilimler Liseleri için safahat projesi
Şablon:Türki Dillerde Safahat Projesi
Şablon:Safahat İngilizceye Tercüme Projesi

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.