FANDOM


A'RÂF

Araf
Bakınız

Şablon:Arafbakınız d


Araf A'raf A'râf Arf İrfan Marifet Örf
Ehl-i İrfan cennet ile cehennemlikleri bilen rical ve bir kavim vardır.
İlim başka İrfan başka; âlim başka Arif başka Ömer Seyfettin Araf Ashabı
Araf suresi Araf Suresi A'raf Suresi A'râf sûresi
Tefsirleri Araf Suresi/Elmalı Orijinal Elmalı Tefsiri/A'raf Sadeleştirilmiş elmalı tefsiri indexli. Linkli. Kavram linkleri eklenmeli KTF de eklenmeli
Meal ve Tefsir Araf Suresi/1-10 Araf Suresi/11-25 Araf Suresi/26-31 Araf Suresi/32-39 Araf Suresi/100-108 Araf Suresi/109-126 Araf Suresi/127-129 Araf Suresi/130-141 Araf Suresi/142-147 Araf Suresi/148-157 Araf Suresi/158-162 Araf Suresi/163-171 Araf Suresi/172-181 Araf Suresi/182-188 Araf Suresi/189-206
Araf Suresi/Malay
Araf Suresi/MEAL
Araf Suresi/TEFSİR
Araf Suresi/HAT
Araf Suresi/AUDİO

Yüksek yer, atın yelesi ve horozun ibiği anlamlarındaki "a-r-f" kökünden türeyen "a'râf" din dilinde, cennetle cehennem arasındaki perdenin (sûr/duvar) yüksek yerleri demektir.

A'râf, aynı zamanda Kur'ân'ın yedinci sûresinin adıdır. İyilik, lütûf, bilme, tanıma, akıl ve dinin iyi ve güzel gördüğü şey anlamına gelen "örf" kelimesinin çoğulu da "a'râf"tır.

A'râf kelimesi, Kur'ân'da iki âyette geçmektedir (A'râf, 7/46, 48). Bu âyetlerde, A'râf'ın cennetle cehennem arasında bir yer olduğu, burada henüz cennete girmeyen ancak girmeyi uman kimselerin bulunacağı ve bu kimselerin cennet ve cehennem halkı ile konuşacakları bildirilmiştir. (bk. Ashâb-ı A'râf) (İ.K.)

A'raf (Arf. C.) Sırt, tepe. Özel manası Cennetle Cehennem arası bir yer.

(Arf, herhangi bir yüksek yer demektir ki, bu münâsebetle atın yelesine, horozun ibiğine arf denilmiştir.)

(A'raf, meşhur bir kavle göre Cennet ile Cehennem arasındaki hicabın, surun yüksek tepeleri demek olur.

  • İbni Abbastan sıratın şerefeleri diye bir kavil de mervidir.
  • Fakat Hasanı Basri Hazretleri demiştir ki, A'raf ma'rifettendir. Ve mânâ "Ehl-i Cennet ile ehl-i Nârı simalarından tanımak üzere bir takım rical vardır demektir. Kendisine bu rical "hasenat ve seyyiatları müsavi olan kimselerdir" denildikte dizine vurmuş ve bunlar, demiş, "Allah tealânın ehl-i Cennet ile ehl-i Nârı tanımak ve birbirinden temyiz etmek üzere tâyin buyurduğu bir kavmdir." Vallahi bilmem belki bazısı şimdi beraberimizdedir.

Hâsılı A'raf üzerindeki ricalin tefsirinde başlıca iki kavil vardır.

  • Birincisi Ebu Huzeyfe ve saireden mervi olduğu üzere bunlar amelde kusur etmiş ve mizanda hasenat ve seyyiatları müsavi gelmiş bir taife-i muvahhidindir ki Cennet ile Cehennem arasında bir müddet kalırlar. Sonra Allah Tealâ haklarında bir hüküm verir.
  • (İkincisi) Bunlar Enbiya, şühedâ, ahyar, ulemâ veya rical suretinde görünür. Melâike gibi dereceleri yüksek bir takım zevattır.) (E.T.)

SözlükteEdit

A'raf (Örf. C.) Âdetler, örfler, an'aneler.


Örf kelimesi sözlükte "ibtidâî tabîi örf, ıstılah, ma'rûf, ihsan, cûd, sahâ, kerem, vergi, atıyye, tanıma, bilme, ikrar eyleme, yüksek kumluk, yüksek yer, at yelesi, horoz ibiği, deniz dalgası, sabır" gibi anlamlara gelmektedir. Fıkhın kaynaklarından biri olan örf, insanların çoğunluğunun benimseyip alışkanlık haline getirdiği işler ile lafızların, duyulduğunda hatıra başka anlam gelmeyecek derecede özel bir anlamda kullanılmasının teamül haline getirilmesi demektir.

İnsanların alışkanlık haline getirdiği işlere, amelî örf; lafızların özel anlamda kullanılmasının teamül haline getirilmesine ise, kavlî örf denir. Meselâ kira sözleşmesinde, henüz faydalanma gerçekleşmeden ücretin peşin olarak alınmasının adet haline getirilmesi amelî örf; et sözünün kullanımda balığı ifade etmemesi ise kavlî örftür.

Örf, kitap ve sünnete aykırı olup olmaması bakımından sahih örf ve fâsit örf olmak üzere ikiye ayrılır. Sahih örf, muteber bir delil olarak kabul edilmektedir. Kitap ve sünnetin bir ölçü getirmediği yerlerde geçerli olup, fetva ve hüküm vermede kendisine dayanılan kaynaklardan biridir. Bu nedenle fıkıhta, "adet muhakkemdir"; "örfle sabit olan nassla sabit gibi kabul edilir" kuralları, küllî kaide olarak kabul edilmiştir. Kitap, sünnet gibi kesin bir nassa aykırı düşen fâsit örf ise, geçerli değildir. Meselâ içki kullanımının bir toplumda çok yayılması onun meşru hale gelmesini sağlamaz. Bu gibi durumları örf olarak değerlendirmek doğru değildir.

Örf, kapsamı bakımından âmm ve hâss olmak üzere ikiye ayrılır. Herhangi bir devirde, bütün Müslümanların bir davranışı veya bir lafzın özel bir anlamda kullanılmasını adet haline getirmelerine örf-i âmm (genel örf); belirli bir bölge veya ülke halkınınkine ise örf-i hâss denir.

İslâm hukukuna göre hüküm verilirken örfün dikkate alınmasının tabiî sonucu, örf üzerine bina edilen hükümlerin zaman içerisinde örfün değişmesiyle değişikliğe uğramasıdır. (İ.P.)

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.