FANDOM


3

3. Söz - İbadet - Nur Dersleri - Irmak TV

3

3.Söz - İbadet - Nur Dersleri (10 12 2015)

BİR İNCİ - ÜÇÜNCÜ SÖZ

BİR İNCİ - ÜÇÜNCÜ SÖZ

BİR İNCİ - ÜÇÜNCÜ SÖZ

üçüncü söz sözler 3. söz

Üçüncü Söz

بِسْمِ اللّهِ الرّحْمنِ الرّحِيمِ

يَآ اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا

İbadet, ne büyük bir ticaret ve saadet.

Fısk ve Sefahet, ne büyük bir hasaret ve helâket olduğunu anlamak istersen; şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle...

Bir vakit iki asker, uzak bir şehire gitmek için emir alıyorlar.

Beraber giderler; tâ, yol ikileşir.

Bir adam orada bulunur, onlara der:

«Şu sağdaki yol, hiç zararı olmamakla beraber, onda giden yolculardan, ondan dokuzu büyük kâr ve rahat görür.

Soldaki yol ise, menfaatı olmamakla beraber, on yolcusundan dokuzu zarar görür.

Hem ikisi, kısa ve uzunlukta birdirler.

Yalnız bir fark var ki, intizâmsız, hükûmetsiz olan sol yolun yolcusu çantasız, silâhsız gider.

Zahirî bir hiffet, yalancı bir rahatlık görür.

İntizam-ı askerî altındaki sağ yolun yolcusu ise, mugaddî hülâsardan dolu dört okkalık bir çanta ve her adüvvü alt ve mağlûb edecek iki kıyyelik bir mükemmel mîrî silâhı taşımaya mecburdur..»

O iki asker, o muarrif adamın sözünü dinledikten sonra şu bahtiyar nefer, sağa gider. Bir batman ağırlığı omuzuna ve beline yükler. Fakat kalbi ve ruhu, binler batman minnetlerden ve korkulardan kurtulur.

Öteki bedbaht nefer ise, askerliği bırakır. Nizâma tâbi olmak istemez, sola gider.

Cismi bir batman ağırlıktan kurtulur, fakat kalbi binler batman minnetler altında ve ruhu hadsiz korkular altında ezilir. Hem herkese dilenci, hem her şeyden, her hâdiseden titrer bir Sûrette gider. Tâ, mahall-i maksuda yetişir. Orada, âsi ve kaçak cezasını görür.

Askerlik nizâmını seven, çanta ve silâhını muhafaza eden ve sağa giden nefer ise, kimseden minnet almayarak, kimseden havf etmeyerek rahat-ı kalb ve vicdan ile gider. Tâ o matlup şehire yetişir. Orada, vazifesini güzelce yapan bir namuslu askere münasib bir mükâfat görür.

İşte ey nefs-i serkeş! Bil ki: O iki yolcu, biri mutî-i kanun-i İlâhî, birisi de; âsi ve hevâya tâbi insanlardır. O yol ise, hayat yoludur ki: Âlem-i Ervahtan gelip kabirden geçer; âhirete gider. O çanta ve silâh ise, ibâdet ve takvâdır.. İbadetin çendan zâhirî bir ağırlığı var. Fakat,

mânâsında öyle bir rahatlık ve hafiflik var ki, târif edilmez. Çünki:

Âbid, namazında der:

اَشْهَدُ اَنْ لآَ اِلَهَ اِلاَّ اللّهُ

Yâni:

"Hâlık ve Rezzak, ondan başka yoktur. Zarar ve menfaat, onun elindedir. O hem Hakîm'dir; abes iş yapmaz. Hem Rahîm'dir; ihsanı, merhameti çoktur"

diye itikat ettiğinden her şeyde bir hazine-i rahmet kapısını bulur. Dua ile çalar. Hem her şey'i kendi Rabbisinin emrine musahhar görür, Rabbisine iltica eder. Tevekkül ile istinad edip her musibete karşı tahassun eder. Îmanı, ona bir emniyet-i tâmme verir. Evet her hakikî hasenat gibi cesaretin dahi menbaı, îmândır, ubûdiyettir. Her seyyiât gibi cebânet dahi menbaı, dalâlettir. Evet, tam münevverü'l kalb bir âbidi, küre-i arz bomba olup patlasa, ihtimaldir ki, onu korkutmaz. Belki; hârika bir Kudret-i Samedâniyeyi , lezzetli bir hayret ile seyredecek.

Fakat meşhur bir münevverü'l - akıl denilen kalbsiz bir fâsık feylesof ise; gökte bir kuyruklu yıldızı görse, yerde titrer. "Acaba bu serseri yıldız Arzımıza çarpmasın mı?" der; evhama düşer. (Bir vakit böyle bir yıldızdan Amerika titredi. Çokları gece vakti hânelerini terkettiler.)

Evet insan, nihayetsiz şeylere muhtaç olduğu halde; sermayesi hiç hükmünde... Hem nihayetsiz musibetlere maruz olduğu halde; iktidarı, hiç hükmünde bir şey... Âdeta sermaye ve iktidarının dairesi, eli nereye yetişirse o kadardır. Fakat, emelleri, arzuları ve elemleri ve belâları ise; dairesi, gözü, hayali nereye yetişirse ve gidinceye kadar geniştir. Bu derece âciz ve zaîf, fakir ve muhtaç olan ruh-i beşere ibâdet, tevekkül, tevhid , teslim; ne kadar azîm bir kâr, bir saadet, bir ni'met olduğunu, bütün bütün kör olmayan görür, derk eder..

Mâlûmdur ki: Zararsız yol, zararlı yola -velev on ihtimalden bir ihtimal ile olsa- tercih edilir.

Halbuki: mes'elemiz olan ubûdiyyet yolu, zararsız olmakla beraber ondan dokuz ihtimal ile bir saadet-i ebediye hazinesi vardır.

Fısk ve sefahet yolu ise: -hattâ fâsıkın itirafıyla dahi- menfaatsız olduğu halde, ondan dokuz ihtimal ile Şekavet-i ebediye helâketi bulunduğu; icmâ ve tevâtür derecesinde hadsiz Ehl-i ihtisas ve müşahedenin şehadetiyle sabittir. Ve ehl-i zek ve keşfin ihbaratıyla muhakkaktır.

Elhasıl: Âhiret gibi, dünya saadeti dahi, ibâdette ve Allah'a asker olmaktadır.

Öyle ise, biz daima: اَلْحَمْدُِللّهِ عَلَى الطَّاعَةِ وَالتَّوْفِيقِ demeliyiz.

Ve müslüman olduğumuza şükretmeliyiz.

Çocuklara 3. SözEdit

ismillahirrahmanirrahim,

Ey insanlar, ibadet ediniz! (Bakara Suresi: 21)

İbadet ne demektir çocuklar? Namaz kılmak ibadettir. Oruç tutmak ibadettir. Hacca gitmek ibadettir. Fakir olan insanlara kendi sahip olduğun şeylerden vermek ibadettir. Kur’an okumak ibadettir. Tesbihat yapmak ibadettir. Cevşen okumak ibadettir. Allah’ın, insanlara yapmalarını emrettiği şeylere ibadet denir. Allah insanların ibadet etmelerini istemiştir. İbadet çok büyük bir ticaret, çok büyük bir alışveriş, çok büyük bir kazanç ve mutluluktur. Çünkü insan az bir süre ibadet ettiğinde buna karşılık olarak cennet gibi çok büyük ve hiç bitmeyen bir mükafat, ödül kazanır.

İbadet etmemek ve sadece kendi eğlencesini, oyununu düşünmek, içimizdeki kötü huylu çocuğun sözünü dinlemek ise çok büyük bir zarardır, kayıptır, hatadır. Çünkü ibadet etmeyen kişi hem cenneti kazanamaz, hak etmez, hem de Allah korusun cehennem gibi bir ceza ile karşılaşabilir.

Bir zamanlar bir padişahın pek çok askerleri varmış. Bu askerlerinden iki tanesine emir vermiş, uzak bir şehre gitmelerini söylemiş. Giderlerken bir bakmışlar yol ikiye ayrılıyor. Acaba hangi yoldan gitmemiz gerekiyor diye düşünmüşler. Bir de ne görsünler? İki yolun tam ortasında bir adam varmış. Bu adam sadece doğru söyleyen, çok akıllı ve çok güvenilir bir adammış. Yüzüne bakınca ne kadar iyi bir insan diye düşünmüşler. Askerler: “Acaba hangi yoldan gitmemiz gerekiyor?” diye sormuşlar.

Adam da:

“Şu sağdaki yoldan giderseniz çok güvenlidir, zararsızdır. Bu yoldan 10 kişi gitse 9 tanesi çok büyük kazançlar elde ederler ve çok rahat olurlar, çok mutlu olurlar.” “Şu soldaki yol ise çok tehlikelidir, zararlıdır. Bu yoldan 10 kişi gitse 9 tanesi çok büyük zarar görürürler, başlarına kötü şeyler gelir, çok üzülürler.”

“Gideceğiniz şehre varmak için her iki yol da aynı uzunluktadır. Birinden daha önce veya daha sonra gitmezsiniz, aynı anda ulaşırsınız gideceğiniz şehre. ” demiş.

Acaba hangi yoldan gidelim diye düşünmüşler. Sizce hangi yoldan gitsinler çocuklar?

Adam anlatmaya devam etmiş ve demiş ki:

“Yalnız bir fark var!..”

“Sol yolda uyulması gereken kurallar yoktur. O yoldan giden kişi yanına çanta ve silah almaz. Böylece bunları taşımadığından sanki biraz daha az yorulur.”

“Sağ yolda ise askerlerin uyması gereken kurallar vardır. O yoldan giden kişi yanında çanta ve silah taşımak zorundadır. Bu çantada kendine enerji ve güç veren, 5 kg ağırlığında sağlıklı yiyecekler vardır. Silah ise 3 kg ağırlığında ama bütün düşmanları yenebilecek bir silahtır. Sağ yoldan giden biraz ağırlık taşır ama korkusuzca gider, sol yoldan giden ise bunları taşımadığından sanki biraz daha az yorulur.”

Bilgili adamın söylediklerini dinledikten sonra iki asker acaba hangi yola gitsek diye düşünmüşler.

Sizce hangi yoldan gitsinler çocuklar?

Şanslı olan asker sağdaki yola gitti. Çantasını sırtına, silahını da omzuna taktı. 8 kg ağırlık taşıyordu ama kalbi ver ruhu binlerce kg ağırlıktan ve korkudan kurtuldu. Çünkü omzunda yolda karşılaşabileceği düşmanları yenecek silahı vardı, sırtında da acıkınca ve yorulunca kendisine gereken yiyecekleri vardı.

Şanssız olan asker ise askerliği bıraktı, ben asker değilim artık dedi. Kurallara uymak istemedi ve soldaki yoldan gitti. Sırtında 8 kg ağırlık yoktu ama kalbi ve ruhu sanki binlerce kg ağırlık taşıyormuş gibi oldu çünkü çok korkmaya başladı. Her duyduğu sesten korktu. Yol bitti ve gitmesi gereken şehre ulaştı. Orası da padişahın şehriydi. Çünkü heryerin sahibi o padişahtı. Padişahın emrini dinlemediği için, kendisine verilen çanta ve silahı taşımayıp bıraktığı için, askerliği bıraktığı için, kurallara uymadığı için ve cezayı hak ettiği için padişah onu cezalandırdı.

Kurallara uymayı seven ve sağdaki yoldan giden asker de hiçkimseden korkmadan rahatça, gitmesi gereken şehre geldi. Orada ise askerlik görevini çok güzel yapan başarılı birisi olduğu için padişah onu ödüllendirdi ve hediyeler verdi.

-Evet çocuklar! O sağdan giden yolcu aslında Allah’ın emirlerini dinleyen ve ibadetlerini yapan akıllı insanlar ve akıllı çocuklardır. Diğeri ise sadece eğlenen, ibadet etmeyen, namaz kılmayan insanlardır.

-O yol ise hayat yoludur. Bu dünyada, bütün insanlar öldükten sonraki hiç bitmeyen hayata gitmek için yaşıyorlar.. aynı uzak bir şehre giden askerler gibi..

-O çanta ve silah ise namaz kılmak ve diğer ibadetleri yapmaktır. Aslında ibadet etmek biraz zor gibi, ağır gibi gelir insana ama aslında çok rahattır. Namaz kılıp ibadet edersek hiç korkmadan yaşarız, mutlu oluruz ve sonunda da mükafat ve ödül alırız.

Peki bu hikayedeki padişah kim çocuklar?

Evet bu hikayedeki padişah bütün insanların, dünyanın ve inşallah gidilecek olan sonsuz, hiç bitmeyen cennetteki hayatın ve herşeyin sahibi ALLAH’tır.


Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.