FANDOM


Bakınız

Şablon:İlaf d


İlaf HDKD izahı eklenedi. Düzenlenmeli. Alef Ülfet
Telif Te'lif Müellif Muharrir Muharrir makale yazarı , yani araştırmacı yazar. Müellif Kitap yazarıdır. Telif eden kişidir. Yani ecnası muhtelifeyi bir maksat etrafında birleştirir. Katip yazan yani sekreter Mütercim Tahrir Araştırma Tahrirci Araştırmacı Tahrir meydanı Yazar Tercüme Telif Telif hakkı
İtilaf İttifak İhtilaf İhtilâff
İtilaf devletleri Müttefik devletleri Hürriyet ve İtilâf Fırkası
Elf Bir adedi bine çıkarmak
Ülfetger Ülfete alışan
http://www.copyscape.com/ lif
ittifak devletleri Müttefikler Müttefik devletler Bize neden müttefik devletleri ve hasımlarımıza itilaf devletler denir?

İ'laf (Alef. den) Hayvana yem verme.

İlaf Ülfet etmek. Alıştırmak. Ülfet ettirmek.

Bir adedi bine çıkarmak.

1. Kureyş’in güvenliği ve esenliği, barış ve emniyet içinde yaşaması sebebiyle,

Kureyş suresi Fil Suresinin devamı gibidir; ancak müstakil ayrı bir sure olduğuna Cumhur-u Ulemanın ittifakı vardır. Fil suresinde Fil olayı anlatılarak Allah’ın koruması nazarlara verilirken, bu surede Kureyş’in geçimi ve güven içinde ticaret yapmalarını nazar-ı dikkate verilmiştir. Kış ve yaz seyahatlerini güvenle yapmalarına ve ticârî kazançlarına dikkat çekilmiştir.

Îlâf: Sevmek, adet edinmek, ülfet, güven ve esenlik içinde yaşamak anlamlarını ifade etmektedir.

Nitekim yüce Allah buyurur: “Bizim Kâbe çevresini harem yapıp sakinlerini koruduğumuzu görmezler mi ki, çevrelerindeki insanlar zorla kapılıp götürüldüklerini biliyorlar. O halde Allah’ın bu nimetine küfran-ı nimet mi ediyorlar?” (Ankebut, 29:67) Bu ayette de Allah’ın Kureyş’e nimetleri hatırlatılmaktadır.

Peygamberimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde “Allah Kureyş’e yedi ayrı özellik vererek diğer milletlerden üstün kılmıştır. Ben Kureyştenim, nübüvvet de Kureyştedir. Mekke hacipliği, hacılara su dağıtma görevi onlardadır. Allah Fil ordusuna karşı onları korumuştur. Kimse Allah’a ibadet etmezken onlar ibadeti terk etmemişlerdir. Allah onlar hakkında Kur’anda müstakil sure inzal buyurmuştur. Sonra da Kureyş Suresini okumuştur.” (İbn-i Kesir, Tefsir, 4:591)

HDKD - Hamdi Yazır YorumuEdit

Bunların ma'nâ ı'tibariyle farkına ve fâidesine gelince: hepsi de ilf ve ülfetten olmakla beraber îylaf: âlefe yülifü îylâfen if'al babından ülfet ettirmek ma'nasına masdarı ma'lûm ve ülfet ettirilmek ma'nasına masdarı mechul olabilece�i gibi âlefe yüâlifü muâlefeten ve ilâfen ve îylafen diye mufaale babından üçüncü masdar da olabilir, ve bu surette ilâf ve mualefe gibi ülfet edi�mek, ya'ni anla�mak, andla�mak, muahede (antant) yapmak ma'nasına olur. Ekser kıraete göre zâhiri if'al babından göründü�ü için çokları ülfet ettirmek veya ettirilmek, ya'ni alı�tırmak, alı�tırılmak ma'nasiyle tefsir etmi�lerdirki bunda Kurey�e izafeti mef'ulüne veya fâiline izafet olmak muhtemildir. Lâkin «ya» siz ilâf ancak müfaale babından oldu�u ve kıraetler birbirini tefsir etmi� olmak daha zâhir bulundu�u için bir kısım müfessirîn de Ebu Ca'fer ve �bni Âmir kıraetleri karînesiyle ikisinin de mufâale babından muahede ma'nasına oldu�unda ısrar Sh:»6150 eylemi�lerdir. Netekim Kamusta da derki: tenzîlde îylâf, ahd ve hufâre « ê‰b1» ile icazeye �ebihtir, ya'ni ahd-ü eman ve korkunç yoldan yolcuların emn-ü selâmetle gidip gelmeleri zımnında yasakcılık ve himaye tarzında verilen icazet: (pasaport) geçirtme ruhsatiyyesine benzer, emr-ü teahhüddür. BundaKurey�e izafeti fâiline izafet olmak zâhirdir. Îylafın bu ma'nası da ülfetten me'huz ise de bunda hususî bir urf ve istılâh ma'nası da bulundu�u ve her iki ma'nanın bir lafz ile ifadesine imkân bulamadı�ımız, bir de iylâf kelimesi Sûrenin ismi gibi oldu�u için mealde aynen muhafazasını daha muvafık ve do�ru bulduk. Zira bunu yalnız ülfet ve i'tilâf ettirmek, alı�tırmak, alı�tırılmak, yâhud andla�ma, anla�ma diye bir ihtimal üzerine hasr etmek do�ru olmıyacaktır. Râgıbın beyanına göre ülfet, i'tilâf ma'nasına ism olup aslında iltiyam ile ictima'dırgça. Ya'ni esasında i'tilâf ve ünsiyyet gibi uyu�up kayna�ma suretiyle ictima' ma'nası vardır, onun için i'tiyad demek olan alı�mak ve ayrılmamak demek olan lüzum ve uygunlu�u ifade eden ısınıklık ma'naları da onun lâzımıdır. Ahd; anla�mak, andla�mak suretiyle i'tilâf da ülfetten me'huzdur. Binaenaleyh « “§ = í¤Š� Ó¢ Ò¡ 5�ía© », Kurey�i alı�tırmak, ısındırmak, Kurey�in birbiriyle yâhud ba�kalariyle ahidle�mesi, andla�ması, anla�ması, i'tilâf etmesi veya ettirmesi ma'nalarını da ifade eder. Kurey�, Arab içinde Adnanîlerden, Adnanîler içinde Mudarîlerden, Mudarîler içinde Kinanîlerden, Kinanîler içinde Nadr ibni kinane evlâdından olan me�hur, büyük kabîlenin ismidir. Âlûsînin beyanına göre kurtubî buna akvalin esah ve esbeti demi� ve ba'zıları Fukahanın da buna kail oldu�unu söylemi�tir. LâkinEbülfida ve sairenin beyanına göre sahih olan Kurey�, Fihr ibni Mâlik ibni Nadr ibni kinâne evlâdıdır, Fihr evlâdından Sh:»6151 olmıyanlar Kurey� sayılmaz, bunun ekseri kavl oldu�unu söylenmi�, hattâ Zübeyr ibni Bekkâr, Nessabunun bunda ictima'ları oldu�unu söylemi�tir. Kafın fethi ile kar�, kesmek ve �uradan buradan bir takım �eyler toplayıp birbirine zamm-u ilhak ederek karı�tırmak, ve cenkte birbirine karı�ıp mızrakları birbirine karmakarı�ık toku�turmak ma'nalarına masdar olurki Türkçemizde karı�mak, karı�tırmak masdarına lafzan ve ma'na benzetilebilir. Netekim harbde mızraklar birbirine girip karı�tı�ı zaman « ¢ bß�Š£¡Ûa o¡ ‘� ‰� bÔ�m� » denilir ki süngüler, mızraklar karı�tı birbirine girdi demektir, tekarru� de tecemmu' ma'nâsınadır. Kafın kesriyle « ”ŠÓ » deniz canavarlarından birinin ismi imi� ki deryadaki di�er hayvanları yer, kahr eder ve kendisi yenilmezmi�. Bunun da tasgîri kafın zammiyle «kurey�» gelir. Fihr �bni Mâlik ibni Nadr, �iddet ve kuvvetinden dolayı bu isim veya bu lakab ile tesmiye olunmu� ve onun sülâlesine nisbette Kure�î veya Kurey�î denilmi�tir. Künyesi Ebu Galibdir. Ba'zıları da demi�lerdirki bu kabîleye Kurey� denilmesi Fihr zamanında de�ildir. Bunlar Huza'îlerin mekkeyi zabtı ve Ka'beninanahtarlarını onlardan almaları üzerine Da�ılmı�lardı, sonra Resulullahın ecdadından ve Fihrin sülâlesinden Kusayy ibni kilâb ibni Mürrete ibni ka'b ibni lü'eyy ibni Galib ibni fihr, bu da�ılmı� olan kabîleyi derleyip toplıyarak huzaîlerden Kâ'benin anahtarlarını istirdad ederek �ereflerini yeniden te'sis eyledi�i zaman fihr evlâdından olanların hepsine Kurey� ve nisbetinde Kure�i yâhud Kurey�î denilmi�tir, Ebülfida derki: �bni Saıydi magribînin nakli böyledir, buna göre Kurey�, Fihrin kendisinin de�il, evlâdının ismi olmu�tur gça. Ve bu surette Kurey� tecemmü' ma'nasına olan «tekarru�» ten mü�takk olarak terhîm tarikıyle tasgîr edilmi� demektir, zira ziyade babdan tasgîr sigası ancak terhîm ile kabil olur. Ferra, ticaretlerinden dolayı tekessüb ma'nasına Sh:»6152 tekarru�ten oldu�unu söylemi�tir. Siyeri ibni Hı�amda derki: Kurey�e Kurey� denilmesi tekarru�tendir. Tekarru�: ticaret ve iktisab ma'nasınadır. Ru'be ibni Accac �öyle demi�tir: ”ìÌ’Ûa åÇ áèîäÌí æb× †Ó P”ëŠÔÛbÀÓbm åß 3’‚Ûaë”ì’ÌàÛb2 îÛ œzß ë áz‘ �ugu� bir nevi' bugday, ha�l halhal ve bilezik ba�ları, kuru� da ticâret ve iktisabdırgça. Bu recezde ticaret ve kazanç ma'nasına olan kuru� lisanımızda ticâret için mübadele vasıtası olan nukud için vahidi kıyasî olarak kullandı�ımız guru� kelimesiyle açıktan münasibetdar görünür. Bundan tekarru�: kuru�lanmak, ticâret edip kazanmak demek olur. Bir kavle göre ba'zıları da tefti� ma'nasına takri�ten oldu�unu, çünkü bunların atalarından beri ihtiyac sahiblerinin hâcetlerini tefti� ederek arayıp sormak ve hüccâcın eksiklerini gediklerini gözetip çaresini ara�tırmak âdetleri bulundu�unu söylemi�lerdir, gerek ziyadeden olsun gerekse aslı üzere sülâsîden olsun Kurey� kelimesinden tasgîrin ta'zim için oldu�unda söz yoktur. Netekim �u beytteki: 3ßbãüa bèäß Š1–m òîèíë… áèäî2 3†m Òì bãa 3×ë Düveyhiyenin tasgîri ta'zim için oldu�u me�hurdur. Ve iyzah olunaca�ı vechile Ha�ım ve biraderinin de Kurey�i îylâfta büyük hizmeti olmu�tur. Ma'lumki Resuli Ekrem sallallâhü aleyhi vesellem Hazretleri «Muhammed ibni Abdillah ibni Abdülmuttalib ibni Ha�îm ibni Abdi menaf ibni Kusayy ibni Kilâb ibni Mürreibni Kâ'b ibni Lü'eyy ibni Galib ibni Fihr ibni Mâlik ibni Nadr ibni Kinâne ibni Huzeyme ibni Müdrike ibni �lyas ibni mudar ibni Nizar ibni me'add ibni Adnan» Adnan da daha hayli batın ötede �smail ibni �brahim Sh:»6153 aleyhimesselâm zürriyeti olmak hasebiyle nesebi nebevî dahi �brahîmî, �smaîlî, Adnanî, Mudarî, Kinânî, Kure�î, Ha�imîdir. �u halde di�er âyât ve mu'cizâttan kat'ınazarla yalnız bu cihet nazarı i'tibara alındı�ı, Kusayyin ve Ha�imin Kurey�i iylâftaki �eref ve hizmeti ve fîl vak'ası dolayısiyle de Beyt ve ehli beyt hakkında tezahür eden ınayeti Rabbaniyye mülâhaza edildi�i surette bile Hazreti Peygamberin tevlid da'vetine ilk evvel Kurey�in ko�ması lâzım gelirken yine ilk evvel onların �irkte ısrar ederek muhalefet ve mümane'ata kıyam etmeleri bu Sûrenin sebebi nuzülü olmu�tur. « Ò¡ 5�íü© ¡ » deki lâmın ma'nasında üç vecih söylenmi�tir: 1- �bni Cerir gibi ba'zıların muhtarınagöre teaccüb için olup mahzuf « aìjvÇa » fı'line muteallık olmaktır ki Kurey�in kı� yaz rıhlet ve �erefe ülfetle�ip bu Beytin rabbine kulluk etmemelerine teaccüb edin, o �ayanı teaccübdür demek olur. Bu ma'na Sûrenin istıklâline ve « a놢 j¢È¤ î�ܤ Ï� » emrinin tefrîıne nazaran münasib bir ma'na olmakla beraber seferin mütlâka zemmini i�'ar eder gibi olması hasebiyle pek muvafık de�ildir. 2- Ta'lil için olmaktır, bunda da iki vecih vardır. B�R�S�, Evvelki Sûredeki « á¤ è¢ Ü�È�u� » veya « 3� È�Ï� Ñ� î¤ ×� » fiıllerine müteallık olmaktır. Bunu ba'zıları Sûrenin istıklâline münafi görerek bu Sûrenin ba�ında o fiıllerden birini takdir etmek daha muvafık olaca�ını, ya'ni «öyle yaptı ki kurey�in iylâfı için» ma'nasına olmasını tercih eylemi�lerdir. Bu surette iylâf, bir ni'met olarak zikr edilmi� demektir. Lâkin buna kar�ı denilmi�tir ki Kur'anın hepsi bir Sûre gibi ma'nen yekdi�erine merbut olmak i'tibariyle bir Sûrenin di�erine ma'nen bir tealluku onun haddi zatinde bir Sûre olabilmesi mani' olmamak lâzım gelirse de fîl vak'asını yalnız Kurey�in rıhlete iylâfı ile ta'lîl do�ru Sh:»6154olmaz, çünkü bu rıhlet ve seferden murad Yemene ve �ama ticâret için sefer oldu�una göre Kurey�in bu rihlete ülfeti ve bu babda Yemen ve �am hukûmetleriyle muahede ve i'tilâfları yalnız fîl vak'asından sonra de�il, daha evvelden ve bilhassa Abdi Menaf o�ulları Hâ�im ve biraderleri zamanından beri yapageldikleri bir ülfet oldu�u ma'lûm bulundu�undan dolayı fîl vak'ası bu ülfeti husule getirmek için oldu demek sahih olmaz. Gerçi Ashabi fîl maksadlarına müveffak olsalardı, bu ülfet kalmıyacaktı, ve onların o suretle def'ü helâk, edilmeleri gerek sâir Arab kabâili ve gerek etraftaki Mülûk nazarında hurmet ve haysiyyetlerini artırarak kendilerine daha ziyade ısınmalarına ve ülfetlerini artırmalarına ba�lıca bir sebeb olmu� olmak itibariyle bunu o vak'anın fâide ve semerelerinden ba�lıca birisi saymak ve bu cihetle lâmı ta'lîlden ziyade ba�lıca bir akıbet için mülâhaza etmek do�ru olabilirse de bunu fîl vak'asının yegâne ılleti ve hikmeti imi� gibi mülâhaza etmek do�ru de�ildir. Onun için bunu fîl vak'asının ne bir ılleti hariciyyesi ne de bir ılleti gâiyyesi, ya'ni sırf onun neticesi olan bir hikmeti müterettibesi olarak de�il, onunla da bir münasebeti bulunmakla beraber Allah tealânın bil'ahere dînini izhar etmek üzere Beyt dolayısiyle Kurey�e daha evvelden nasîb edip bu Sûrede beyan buyurmu� oldu�u ayrıca bir in'amı olan bir iylâf ve ülfet olarak mülâhaza etmek lâzımdır. Bu ise « Ò¡ 5�íü© ¡ » deki lâmın ta'lîl için olmakla beraber yukarki Sûre mazmununa de�il, ancak ilerideki « a놢 j¢È¤ î�ܤÏ� » emrine müteallık olmasiyle mümkindir. « bÏ » nınmaba'di makablinde âmil olamıyaca�ına dair me�hûr bir nahiv kaıdesi var ise de « ›æ¡ ìÔ¢m£ �bÏ� ô� bí£ �a¡ ë�  P›æ� ìä¢ß¡ ìª ¤ ࢠۤ a 3¡ ×£ � ì� n�î�ܤ Ï� é¡Ü£ ¨ Ûa óÜ� Ç� ë� » gibi emsali vechile buradaki « bÏ » nın da ona mani' olacak kabîlden olmadı�ı beyan olunmu� ve bahusus Nahiv eimmesinden �mam Halil ve Sibeveyh bu « âü» ın « a놢 j¢È¤ î�ܤÏ� » ya müteallık oldu�unu beyan ve tasrîh etmi�ler, Ke��af gibi Sh:»6155 lisan muhakkıkları da bunu ıhtiyar eylemi�lerdir. Bu tealluk do�rudan do�ru olmasa bile ızmar ve tefsir suretiyle sahih olaca�ında hiç tereddüde mahal yoktur. Bu sebbelere binaen biz de mealde bu vechi açık olarak tercih ve ihtiyar eyledik. Hıtab da Resulullaha olup Kurey�e emir, emri gaib oldu�u için ma'nânın hasılı �u olmu� olur: Ya Muhammed! Rabbının Ashabi fîle o yaptı�ından maada Kurey� kabîlesine daha bir çok in'amı mahsusu olmu� ve olacaktır, bunlardan ba�lıca birisi onlarda veya onların lehine olan iylâf, ya'ni husule getirilen ve daha ziyade getirilmesi matlûb bulunan ülfet ve itilâftır ki fîl vak'asından sonra bilhassa ıhtara �ayandır. Ondan dolayı herkesten evvel iyman ve ubudiyyet etmeleri lâzım gelirken etmiyen o Kurey�e tebli� eyle ki: onların husule getirilmi� ve getirilecek ülfet ve itilâfı için, 2. ›á¤ è¡ Ï¡5�ía©  -evvelki iylâf yâhud ilâftan bedeli kül veya ba'zdır -ya'ni bilhassa o ›Ñ¡ 7 î¤ –£ � Ûaë� õ¡b¬n�’£¡ Ûa ò�Ü�y¤ ‰¡  kı� ve yaz rihletine iylâfları- kı�ın ve yazın göçe, sefere ülfet ettirildikleri veya daha ziyade ettirilmeleri için, yâhud kı� ve yaz seferde vardıkları yerlerde ülfet ve ünsiyyete mazher edilmeleri için, yâhud kı� ve yaz seferi hakkında etraf ile ülfetle�erek anla�ıp andla�maları, ahidle�meleri için. R

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.