FANDOM


Bakınız

D Ders özetleri UYAP I/Ders notları özeti Medeni hukuk 2/Ders notları özeti Ceza Muhakemesi Hukuku/Ders notları özeti Ceza Hukuku/Ders notları özeti Yargı örgütü ve Tebligat Hukuku/Ders notları özeti


AMYO MP3
ULUSAL YARGI AĞI PROJESİ I MEDENİ USUL HUKUKU CEZA MUHAKEMESİ HUKUKU CEZA HUKUKU YARGI ÖRGÜTÜ VE TEBLİGAT HUKUKU
Ceza Hukuku 4Hukuka Aykırılık Kusurluluk Teşebbüs, iştirak ve içtima
Hukuk Dili ve Adli Yazışmalar
İnfaz Hukuku
İdari yargı 8 Ünite İdarenin denetlenmesi Yargı Yetkisi ve Yargı Düzenleri İdari Yargı Teşkilatı İdari Yargının Görev Alanı ve İdari Yargı Denetiminin Sınırı İdari davalar Davaların incelenmesi Kararlara Karşı Başvurma Yolları Kararların uygulanması
Medeni Hukuk İkale sözleşmesi Medeni Hukuk II 8 ünite Eşya Hukukuna İlişkin Temel Bilgiler-Zilyetlik-Tapu Sicili Ayni haklar Borçlar hukukuna ilişkin temel kavramlar ve ilkeler Borcun kaynakları: Sözleşmeden doğan borçlar (devam) haksız fiil----- Borcun Kaynakları (Devam): Haksız Fiil ve Sebepsiz Zenginleşme- Borcun İfası, İfa Edilememesi ve Sona Ermesi Borçlar Hukuku Özel Hükümler Genel Bilgiler-Satış ve Bağışlama Sözleşmeleri Kira, ödünç, hizmet ve eser sözleşmesi Vekalet sözleşmesi

Şablon:İdari yargının görev alanı bakinizŞablon:İdari yargı denetiminin sınırı bakınız

Ünite 4: İdari Yargının Görev Alanı ve İdari Yargı Denetiminin Sınırı Ünite 4: İdari Yargının Görev Alanı ve İdari Yargı Denetiminin Sınırı Giriş Kural olarak idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıklar idari yargıda çözümlenir. İdarenin işlem ve eylemlerinden doğan hangi davaların adli yargıda çözümleneceği her zaman açık bir şekilde yasalarda düzenlenmiş değildir. İdari yargının ortaya çıkmasıyla idari yargının görev alanına ilişkin birtakım ölçütler geliştirilmiştir. İdari yargının görev alanını belirlemeye ilişkin bu ölçütler kamu gücü, kamu hizmeti ve karma ölçütlerdir. İdari yargının görevli olup olmadığının tespitinde, öncelikler yasa koyucunun iradesi esas alınmaktadır

İdarenin, kişi hak ve hürriyetlerine açık ve haksız müdahale niteliği taşıyan eylemleri, fiili yol olarak adlandırılmakta ve bu haksız müdahale eylemin idarilik niteliğini kaybettirecek boyutta ise bunlardan doğan zararların tazmini için adli yargıda haksız fiil hükümlerine göre dava açılması gerektiği kabul edilmektedir.

Adli yargıya bırakılan bazı alanlar dışında da idari yargı denetimi belli sınırlamalara tabidir. İdari yargı yetkisinin ilk sınırını doğrudan Anayasa ile yargı denetimi dışında bırakılan işlemler oluşturmaktadır. Anayasa’nın 125. maddesinin 4. fıkrası gereğince idari yargı yerleri idarenin takdir yetkisini kaldıracak şekilde karar veremeyecekleri gibi, yerindelik denetimi yapamazlar ve idari işlem veya eylem niteliğinde karar veremezler. Belirtmek gerekir ki bu sınırlamalardan bazıları özellikle idari yargı denetimi dışında bırakılan işlemler, idarenin hukuka uygun hareket etmesini ve bu şekilde hukuk devleti ilkesini yaşama geçiren idari yargı denetiminin etkinliğini azaltmaktadır.

Görev Alanı Sorunu İdari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların, idari yargı mercilerinde çözümlenmesi, mutlak şekilde uygulanan bir kural değildir. Bazı idari işlem ve eylemlerden kaynaklanan uyuşmazlıklar, adli yargıda çözümlenebilmektedir. İdarenin işlem ve eylemlerinden doğan hangi davaların adli yargıda hangilerinin idari yargıda görüleceği bazen yasalarla açıkça belirlenmiştir.

İdari yargının ortaya çıkmasıyla, hangi uyuşmazlıkların bu yargı düzeninde çözümleneceği sorusuna cevap aranmaya başlanmış; kamu gücü ve kamu hizmeti ölçütleriyle idari yargının görev alanı belirlenmeye çalışılmıştır.

Kamu gücü ölçütüne göre, idarenin kamu gücü kullanarak yaptığı işlemler ve eylemler, idare hukukunun konusuna girer. Kamu hizmeti ölçütüne göre ise idare hukukunun uygulama alanı kamu hizmeti kavramıyla açıklanmaktadır. İdarenin kamu hizmeti görmek için yaptığı işlem ve eylemler, idare hukukunun alanına girmektedir, ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözüm yeri de idari yargıdır.

İdarenin üstlendiği hizmetlerin artması ve çeşitlenmesi, kamu hizmeti ölçütünü yetersiz kılmıştır. Ayrıca birçok kamu hizmeti, özel hukuk hükümlerine göre yürütülmeye başlanmıştır. Bu sebeple, günümüzde kamu gücü kullanılarak yürütülen idari faaliyetlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların, idari yargının görev alanına girdiği kabul edilmektedir. Daha doğru bir söyleyişle, iki ölçütün birleştirilmesiyle, idarenin kamu kudreti kullanarak yürüttüğü hizmetlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların idari yargıda çözümlenmesi gerektiği kabul edilmektedir. Karma ölçüt olarak da adlandırılan bu görüş, idarenin özel hukuku aşan, özel hukukta rastlanmayacak yetkiler kullandığı işlem ve eylemlerinin denetiminin idari yargıya ait olduğuna işaret etmektedir.

Anayasa Mahkemesi, Uyuşmazlık Mahkemesi ve Danıştay kararlarında, uyuşmazlığın idari yargının görev alanına girip girmediği incelenirken, öncelikle ortada idari bir işlem olup olmadığına bakılmaktadır. İdari işlem kısaca, idare makamlarının idare hukuku alanındaki işlem ve eylemleri olarak tanımlanmaktadır. Ancak bazı uyuşmazlıklarda, işlemi yapan makam idare teşkilatına dâhil olmasa dahi işlemin idari yargıda denetlenmesi gerekmektedir. Bazen ise idare teşkilatına dâhil bir makam tarafından yapılan işlem, idari yargının görev alanı dışında kalabilmektedir. Bu sebeple idari yargının görev alanının belirlenmesinde idare işlevi kavramı, önemli yer tutmaktadır.

İdare işlevinin içeriğini, idare etmek, ihtiyaçların belirlenmesi ve giderilmesi veya kişi, mal ve değerlerin korunmasına yönelik sürekli olarak yapılması gereken kamu hizmetlerini görme oluşturur. Bu belirleme doğrultusunda: “Yasama ve yargı organlarının, gereksinimlerinin giderilmesi, mal ve yönetimleri altındaki değerlerin korunması amacına yönelik, günlük fakat uzun süreli ve bu bakımdan da kesintisiz olarak yürütülmesi gereken etkinlikleri idare işlevine girmekte ve bunun için de anılan organların çatısı altında da idari etkinlikler görülmekte ve dolayısıyla idari işlemler yapılmaktadır.”

Anayasa’da, TBMM’ye tanınan yetkilere bakarak da yasama işlevi konusunda fikir edinmek mümkündür. Anayasa’nın 87. maddesinde TBMM’nin görev ve yetkileri genel olarak şöyle düzenlenmiştir: Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri, kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak; bütçe ve kesinhesap kanun tekliflerini görüşmek ve kabul etmek; para basılmasına ve savaş ilânına karar vermek; milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilânına karar vermek ve Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmektir.

Anayasa’nın diğer maddelerinde sayılan yetki ve görevleri de şunlardır:

Bir üyenin belli konuda ve altı ayı geçmemek üzere verilecek bir görevi kabul etmesine karar vermek (m.82);

Milletvekilliğinin düşmesine, yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına karar vermek (m.83 ve 84);

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin vermek (m.92);

İçtüzük yapmak (m.95);

Olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilanı kararlarını onaylamak, sürelerini değiştirmek, uzatmak ve kaldırılmasına karar vermek (m.121 ve 122);

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’na üye seçmek (m.133.);

Kamu iktisadi teşebbüslerini denetlemek (m.165);

Kalkınma planlarını onaylamak (m.166).

Yargı işlevi, esas olarak, bağımsız mahkemelerde görevli hâkimlerin, önlerine gelen uyuşmazlıkları, yargılama usulü kuralları çerçevesinde çözmeleridir. Uyuşmazlığın iki veya daha fazla taraf arasında olması gerekmemektedir. Çekişmesiz yargı olarak adlandırılan, tek taraflı olarak davacının istemlerine ilişkin karar verilmesini gerektiren davalarda da yargıç, yargılama usulü kuralları çerçevesinde karar verdiği için yargılama faaliyeti yapmaktadır. Yargı faaliyeti ve yargı işleminin iki temel unsuru vardır:

İlki bağımsız mahkemelerde görevli hâkimler;

İkincisi ise yargısal usullerle yerine getirilme

Yasama ve yargı işlevini yerine getiren organ ve makamların, idare teşkilatına dâhil olmamaları sebebiyle, bazı işlemlerinin idari olarak nitelenmesi, yürütülen faaliyetin idare işlevi kapsamında olduğunu belirlemek suretiyle mümkün olmuştur. Ancak, yürütmeyi oluşturan Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar aynı zamanda idare teşkilatı içinde yer almaktadırlar. Bu durumda şu soru ortaya çıkmaktadır:

İdari makam oldukları tartışılmaz olan Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanların tüm işlemleri idari işlem olarak kabul edilebilecek midir?

Bu soruyu şöyle sormak da mümkündür: İdare işlevinden ayrı bir yürütme işlevinden söz etmek mümkün müdür?

Özay, Anayasa’nın yargı denetimi bağışıklığı öngördüğü işlemlerin tümünün “hükümet tasarrufu” veya “politik işlem” olarak nitelenemeyeceği gerekçesiyle, yargı denetimi dışında tutulan yürütme organı işlemlerini “yürütmenin işlemleri” olarak adlandırmaktadır.

Ancak öğretide bazı işlemlerin “hükümet tasarrufu” olduğu ve bu sebeple yargı denetimi dışında kalması gerektiği görüşüne de rastlanmaktadır. Bakanlar Kurulu’nun oluşumuna ilişkin işlemler; yürütme organının yasama organıyla ilişkileri çerçevesinde yaptığı işlemler; Cumhurbaşkanının Anayasa değişikliği sürecinde yaptığı işlemler; Cumhurbaşkanı’nın Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açma işlemi; Yürütme organının başka devletlerle olan ilişkisi çerçevesinde yaptığı işlemler, “hükümet tasarrufu” olarak nitelenmektedir.

Yargı denetiminin en geniş ölçüde sağlanması amacı, idare işlevi kavramının varlık sebebidir. Yürütme organının bazı işlemlerinin idari işlem teorisinin dışında kaldığı, bu işlemlerin hukuki rejiminin farklı olduğunu aktarabilmek ve idare işlevinin tanımlanabilmesi için, yürütme işlevinin de belirlenmesi gerekmektedir.

Bu sebeple, yürütme işlevine giren işlemlerin yargı denetimi dışında tutulmaları gerektiğini vurgulamak yerine, sadece hukuki niteleme yapmakla yetinilmiş ve “hükümet tasarrufu” kavramına başvurulmamıştır. Bir başka ifadeyle: Yargı ve yasama içindeki makam ve görevlilerin bazı işlemlerinin yargısal denetimini sağlamak için geliştirilen bir kavramın, bazı yürütme işlemlerini yargı denetimi dışında bırakmak için kullanılması tercih edilmemiştir.

İdarenin, kişi hak ve hürriyetlerine açık ve haksız müdahale niteliği taşıyan eylemleri, fiili yol olarak adlandırılır ve bu eylemlerden doğan zararların tazmini, adli yargı mercilerinde dava edilir.

Fiili yol olarak nitelenen eylemler, idarenin açıkça hukuka aykırı bir kararının uygulanması ya da hukuka uygun kararın hukuk dışına çıkılarak yerine getirilmesi durumunda söz konusudur. Hukuka aykırılık, yapılan eylemin idarilik niteliğini kaybettirecek boyutta olmalıdır. Bir başka söyleyişle, yok hükmünde veya açık ve ağır hukuka aykırılık taşıyan bir işlemin uygulanması; herhangi bir hukuki işleme dayanılmaksızın bir hak veya hürriyete tecavüz edilmesi durumunda idari faaliyetten söz edilemez. Çünkü idarenin hukuk dışına çıkma yetkisi bulunmamaktadır.

Eylemin idarilik niteliğini kaybetmesinin önemli sonucu ise kamu görevlilerinin ve idarenin bu tür eylemlerinden doğan zararın, haksız fiil hükümlerine göre adli yargı mercilerinde dava edilmesidir.

Yargı Denetimi Dışında ve İdari Yargının Görev Alanı Dışında Bırakılan İşlemler Anayasa’nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesi, tüm idari işlemlerin yargı denetimine tabi olmasını zorunlu kılmaktadır. Ancak, devletin nitelikleri arasında hukuk devleti olmak da sayıldığı halde, bazı işlemler yargı denetimi dışında tutulmuştur. Dolayısıyla, yargı denetimi dışında bırakılan işlemler, idari yargı yetkisinin ilk sınırını oluşturmaktadır.

Anayasa’nın 125. maddesine göre, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. Ancak, bu hükmün hemen altında Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askeri Şura kararlarının yargı denetimine tabi olmadığı belirtilmektedir.12.09.2010 tarihinde kabul edilen Anayasa değişikliğiyle, Yüksek Askeri Şura’nın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açılmıştır. Anayasa’nın 159. maddesine göre ise Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz.

İdari yargının sınırı konusunda ele alınması gereken bir diğer nokta ise, idari yargı düzeninin dışında çözümlenen uyuşmazlıklardır. Bazı idari işlemlerden kaynaklanan davalar adli yargıda çözümlendiği gibi bazı uyuşmazlıklar da tahkim yoluyla çözümlenmektedir.

Anayasa’nın 125. maddesinde 1999 tarih, 4446 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözümlenmesine imkân sağlanmıştır. Maddeye göre: Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde bunlardan doğan uyuşmazlıkların milli veya milletlerarası tahkim yoluyla çözülmesi öngörülebilir. Milletlerarası tahkime ancak yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar için gidilebilir. Bu madde doğrultusunda, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda da değişiklik yapılarak, idari sözleşmelerden doğan davalara, tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar, istisnası getirilmiştir.

İdarenin Takdir Yetkisinin Denetimi ve Yerindelik Yasağı Anayasa’nın 125. maddesinin 4. fıkrasının ilk haline göre: “Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idarî eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez.” 12 Eylül 2010 tarihli halkoylamasında kabul edilen Kanunla ilk cümle şöyle değiştirilmiştir : “Yargı yetkisi idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimiyle sınırlı olup hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz.”

Anayasa’nın 125. maddesinde yer alan hukuka uygunluk denetimi kavramı ve idarenin takdir yetkisinin kaldırılamaması, İYUK’un 2. maddesinin 2. fıkrasında şöyle düzenlenmiştir: “İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinde gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler.”

Türkiye’de idari yargının yerleşik içtihadı, takdir yetkisinin sınırsız ve mutlak bir yetki olmayıp, kamu yararı ve kamu hizmetinin gerekleriyle sınırlı olduğu yönündedir. Uygulamada idari yargı, takdir yetkisinin mutlak ve keyfi olarak kullanılan bir yetki olmadığını vurgulayarak, “kamu yararına” ve “kamu hizmeti gereklerine” uygunluk denetimi yapmaktadır.

Yerindelik denetimi, takdir yetkisi kullanılarak tesis edilen işlemlerin hukuka uygunluğunun belirlenmesinde, idari yargı hâkiminin yetkisinin sınırıdır. Yerindelik, takdir yetkisinin denetiminde kullanılan hizmet gerekleri ve kamu yararı ölçütlerine uygun bir işlemin, isabetli veya yararlı olup olmadığına hâkim tarafından karar verilmesidir. Hâkim böyle bir değerlendirme yaptığında, idareye tanınan yetkiyi kullandığı için, yargı denetiminin dışına çıkmış olmaktadır. Çünkü idari yargı hâkimine verilen yetki, idari işlemin hukuka uygun olup olmadığını belirleme yetkisidir. İdarenin yerine geçerek bir işlemin, isabetli, yararlı olup olmadığına karar veren hâkim, Anayasayla kendisine verilen yetkiyi aşarak, idare içinde bir üst amir konumuna gelmiş olmaktadır. Bu sebeple hâkim, anayasal yetki sınırlarına dikkat ederek karar vermelidir.

Yerindelik denetimi ile hukuka uygunluk denetimi birbirinden farklıdır. Hukuka uygunluk denetiminde yürürlükteki mevzuata, yargı içtihatlarına ve süreklilik kazanmış olan idari uygulamalara aykırılık olup olmadığı araştırılır. Yerindelik denetimi ise, hukuk kurallarına uygun bir işlemin veya eylemin yapılıp yapılmamasına veya ne şekilde yapılması gerektiğine karar vermektir.

İdarenin Yargı Kararıyla İşlem Yapmaya Zorlanamaması İdari Yargılama Usulü Kanunu’na göre idari mahkemeler, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde karar veremezler. Bu kural, uygulamada, idarenin yargı kararıyla işlem yapmaya zorlanamayacağı şeklinde yorumlanmaktadır.

İdarenin takdir yetkisini kullanarak, işlem yapıp yapmayacağına veya ne zaman harekete geçeceğine karar vermesi olağandır. İdarenin tercihinin isabetli olup olmadığı idari yargı hâkimi tarafından tartışılmamalıdır.

İdari İşlem veya Eylem Niteliğinde Yargı Kararı Verilememesi İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesi idari yargı yetkisinin sınırlarını belirlerken idari işlem veya eylem niteliğinde yargı kararı verilemeyeceğini de hüküm altına almıştır. Danıştay, idare ve vergi mahkemeleri, önlerine gelen davalarda davayı kabul (işlemin iptaline-tazminata) veya ret kararı vermektedirler.

Halbuki adli yargı mercileri için böyle bir sınırlama olmaması sebebiyle, adli yargı hâkimleri, idareye ne şekilde hareket edeceklerini söyleyebilmekte, bazen idare yerine geçerek karar alabilmektedirler.

İdare mahkemesi kararlarının kendiliğinden sonuç doğurmaması kararların idare tarafından uygulanmasının gerekmesi, idari yargının etkinliğini azaltmaktadır. Kanun’dan kaynaklanan sorun, idari yargının yetersizliği veya etkisizliği gibi algılanmaktadır. Oysa ki idare mahkemelerinin yetkisi sınırlıdır.

{{}}{{}}{{}}{{}}Şablon:İdari yargı denetiminin sınırıŞablon:İdari yargının görev alan {{}}
Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.