FANDOM


Şiir Metni
Güncel Türkçesi
Vapur yanaştı mı?

-Çoktan! - Demek ki Köprü´deyiz...

Vapur yanaştı mı?

Çoktan! Demek ki Köprü'deyiz.

-Aman, şu yolcular insin!..

- Fakat bilir misiniz,

Aman, şu yolcular insin!..

Fakat bilir misiniz,

Yadırgıyor, hani, insan o eski tekneleri!

" Yanaş" denildi mi, nazlım, gider gider de geri,

Hani yadırgıyor insan o eski tekneleri!

" Yanaş" denildi mi, nazlım, gider gider de geri,

Gelince hışm ile bir tos vururdu Köprüye ki:

Zavallının deşilen kamı sağlam altı çeki

Gelince hışımla bir tos vururdu köprüye ki:

Zavallının deşilen karnı sağlam altı çeki

Odun yutar da biraz sancıdan bulurdu aman...

- Hekim getirmeye koşsan, hekim de yok o zaman!

Odun yutar da biraz sancıdan bulurdu aman...

Hekim getirmeye koşsan, hekim de yok o zaman!

-Pansumancı, bereket versin, usta , şeylerdi:

Elinde balta, gelir, üç keser, beş eklerdi...

Pansumancılar, bereket versin, usta şeylerdi:

Elinde balta, gelir, üç keser, beş eklerdi...

"Dayan o yanki başından Ömer!

Tutundu Memiş!"

"Dayan o yanki başından Ömer!

Tutuver Memiş!

Bakardınız ameliyyâta çarçabuk bitmiş!

Amasra sâhili çok eski bir müessesedir;

" Bakardınız ameliyata, çarçabuk bitmiş!
Amasra sahili çok eski bir kurumdur;

Uşakların topu cerrâh olur:..

Hemen kestir!

Uşakların topu cerrah olur...

Hemen kestir!

Bugünden ormanı göster kılağlı baltasına:

Temizleyip çıkıversin, bırakmasın yarına!

Bugünden ormanı göster bilenmiş baltasına:

Temizleyip çıkıversin, bırakmasın yarına!

-Biraz da dikmeyi öğrenseler...

- Adam sen de! Düşündüğün şeye bak...

Biraz da dikmeyi öğrenseler...

Adam sen de! Düşündüğün şeye bak...

Sen şu ilmi öğren de...

- O ilme hiç diyecek yok:

Sen şu ilmi öğren de...

O ilme hiç diyecek yok:

Müfâdı kat´îdir! Ulûm-i sâire sun´î, o, pek tabî´îdir.

- Ne var ki:

Kesin sonuç verir! Diğer ilimler uydurma; o, pek tabiîdir.

- Ne var ki

Kalmadı tatbîk için müsâid yer!

- Neden?

kalmadı bu ilmi yapmak için uygun yer!

- Neden

- Neden mi, görürdün çıkıp gezeydin eğer.

Eteklerinde zığın saklı bildiğin orman,

- Neden mi, görürdün çıkıp gezeydin eğer.

Eteklerinde zığın saklı bildiğin orman,

Bugün barındıramaz hâle geldi bir tavşan!

O, sırtı hiç de güneş bilmeyen yeşil dağlar,

(*) Bugün barmdıramaz hale geldi bir tavşan!

O, sırtı hiç de güneş bilmeyen yeşil dağlar,

Yığın yığın kayalardır:

Serâblar çağlar!

Yığın yığın kayalardır:

Seraplar çağlar!

- Sabahleyin yine bir hayli nükte firlattın!

Hayâli bol bol akıttın, serâbı çağlattın!

- Sabahleyin yine bir hayli nükte fırlattın!

Hayali bol bol akıttın, serabı çağlattın!

-Hayır, hayâl ile yoktur benim alış verişim...

İnan ki: Her ne demişsem görüp de söylemişim.

- Hayır, hayal ile yoktur benim alış verişim;

İnan ki: Her ne demişsem görüp de söylemişim.

Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek:

Sözüm odun gibi olsun; hakikat olsun tek!

Şudur dünyada benim en beğendiğim meslek:

Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!

- Fenâ değil yolun amma epeyce sarp olacak!

"Odun " dedin de tuhaftır, ne geldi aklıma, bak:

- Fena değil yolun ama epeyce sarp olacak!

"Odun" dedin de, tuhaftır, ne geldi aklıma, bak:

Zavallı memleketin yoktu başka mahsûlü;

Odundu, nerde bulunsan, metâ-ı mebzûlü;

Zavallı memleketin başka ürünü yoktu;

Nerede bulunsan, en bol malı odundu.

- Adam yetiştiremezmiş, demek ki, toprağımız!..

- Lâtîfe ber-taraf amma, adam değil yalınız,

- Adam yetiştiremezmiş, demek ki, toprağımız!.

- Şaka bir tarafa ama, adam değil yalnız,

Odun da isteriz artık yakında Avrupa´dan!

- Bizim filizleri göndermesin sakın o zaman!

Odun da isteriz artık yakında Avrupa'dan!

- Bizim filizleri göndermesin sakın o zaman!

- Ağırca davranıyorsun... Biraz çabuk yürüsek...

- Vakit kazanmak için isterim yavaş gitmek.

- Ağırca davranıyorsun... Biraz çabuk yürüsek.

- Vakit kazanmak için isterim yavaş gitmek

- O halde kuş gibi sekmek değil midir lâzım?

Ayıp değil ya, bu sözden ne çıktı, anlamadım.

- Vakit kazanmak için kuş gibi sekmek gerekmez mi?

Ayıp değil ya, çıkaramadım bu sözün anlamını

- Bu i´tirâzı niçin salladın muhâkemesiz?

Vakit geçirmeyi bizler kazanma addederiz!

- Bu itirazı niçin salladın düşünmeksizin?

Vakit geçirmeyi bizler kazanç sayarız!

- Demek ki şimdi işin yok... •

- Hayır birazdan var.

- Demek ki şimdi işin yok... •

- Hayır, birazdan var.

- Ne iştir, anlıyabilsek...

Mühim midir o kadar?

- Ne iştir, anlayabilsek...

Mühim midir o kadar?

- Gidip de öğleyi Fâtih´te kılmak istiyorum;

Gelir misin?

- Gidip de öğleyi Fatih'te kılmak istiyorum;
Gelir misin?

Hadi!

-Artık üşenmeden ne zorum,

Hadi!

- Artık üşenmeden ne zorum,

Sıcakta kan tere batmak?

Namazsa maksad eğer:

Sıcakta kan tere batmak?

Namazsa maksat eğer:

Sağın solun dolu mescid, beğen beğen dalıver.

- Namaz değil yalınız maksadım...

Sağm solun dolu cami, beğen beğen dalıver.

- Namaz değil yalnız maksadım...

Bugün bir adam Çıkıp da va´zedecek öğle üstü halka...

- Tamam!

Bugün bir adam Çıkıp da vaaz verecek öğle üstü halka...

- Tamam!

Zamanıdır oturup, şimdi herze dinlemenin;

O yâve-gûlan hâlâ, adam, deyin beğenin!

Zamanıdır şimdi oturup saçmalık dinlemenin;

O saçma sapan konuşanları hâlâ, adam deyin beğenin!

Sarıklı milletidir milletin başında belâ...

- Fakat, umûmunu birden batırmak iş değil a!

Sarıklı milletidir milletin başında belâ...

- Fakat hepsini birden batırmak iş değil a!

Bilir misin ne dehâlar yetişti medreseden?

- Dehâ mı?At bakalım, hiç sıkılma, bol keseden!

Bilir misin ne dehâlar yetişti medreseden?

- Dehâ mı? At bakalım, hiç sıkılma, bol keseden!

- Sıkılmadan atayımmış...

Kuzum, niçin atayım?

- Sıkılmadan atayımmış...

Kuzum, niçin atayım?

İnanmıyorsan eğer dur ki ben de anlatayım...

- Sayıp da nâfıle ma´lûm olan beş on ismi,

İnanmıyorsan eğer dur ki ben de anlatayım...

- Sayıp da boş yere bilinen beş on ismi,

Yorulma: Onları ezberlemek de bir iş mi?

Fakat, şu va´zedecek herze-gû aceb kim ola?

Yorulma: Onları ezberlemek de bir iş mi?

Fakat, şu vaaz edecek herze savuran acaba kim ola?

Ne olsa hiç ya...

Nihâyet, sarıklı bir molla!

Ne olsa hiç ya...

Sonuçta, sarıklı bir molla!

- Seninle biz de, birâder, sabahleyin çattık!

İnâda karşı ne yapsın da susmasın mantık?

- Seninle biz de, birader, sabahleyin çattık!

İnada karşı ne yapsın da susmasın mantık?

"Sarıklıdır" diye hiç görmeden, bilâ-insâf,

Kibâr-ı ümmeti haksız değil mi istihfâf?

"Sarıklıdır" diye hiç görmeden insafsızca,

Ümmetin büyüklerini küçümsemek haksızlık değil mi?

Gelip de bir bulunaydın geçenki va´zında:

Kalırdı parmağın, Allah bilir ki, ağzında!

Gelip de bir bulunaydm geçenki vaazında:

Kalırdı parmağın, Allah bilir ki ağzında!

Ne var inâdına etsen de bir sefer galebe,

Benimle Fâtih´e gelsen...

Ne var inadını bir defa yensen de,

Benimle Fatih'e gelsen...

- Al işte, geldim be!

- Hidâyet erdi mi? Hah Şöyle...Âferin su kuşu!

- Al işte, geldim be!

- Hidayet erdi mi? Hah, şöyle... Aferin su kuşu!

- Aman, şu düz yolu tutsak da tepmesek yokuşu...

- Uzak yakın deme artık; iniş, yokuş sorma!

- Aman, şu düz yolu tutsak da tepmesek yokuşu...

- Uzak yakın deme artık, iniş yokuş sorma!

Tıpış tıpış gidelim, haydi gir şu sağ koluma.

- Aman, şu ma´bed-i feyyâzın ihtişâmına bak:

Tıpış tıpış gidelim, haydi gir şu sağ koluma.

- Aman, şu feyiz dolu mabedin (1) görkemine bak:

Bakar bakar doyamam: Aşık olmuşum mutlak!

- Hakîkaten doyamaz dîdeler melâhatine...

Bakar bakar doyamam: Aşık olmuşum mutlak!

- Gerçekten doyamaz gözler güzelliğine..

Fakat yabancılar üşüşmüş civâr-ı ismetine!

Nedir harîmine yerleşmek isteyen şu salaş

Fakat yabancılar üşüşmüş tertemiz çevresine!

Nedir şu barakaya benzer yapılar,

Hüviyyetinde yığınlar ki hep birer kallâş!

- Evet, zemîni uzaktan görüp bayılmışlar;

Ki kalleşçe mabedin ta içine sokulmak isterler.

- Evet, meydanı uzaktan görüp bayılmışlar;

Yavaş yavaş sokulup sonradan yayılmışlar!

- O halde şimdi ayılmak gerektir Evkâf´a...

Yavaş yavaş sokulup sonradan yayılmışlar!

- O halde şimdi Evkafın (2) uyanması gerekir...

- Ayıldı farz edelim... Yığmadıkça bir tarafa,

Şu gördüğün kara taşlar kadar kesîf altın,

- Diyelim ki uyandı... Yığmadıkça bir tarafa,

Şu gördüğün kara taşlar kadar yığınla altın,

Nasıl temizliyebilsin, nasıl yıkıp çıksın?

- Hayır, kapatmalıdır "câmi´in!" deyip kemeri;

Nasıl temizleyebilsin, nasıl yıkıp çıksın?

- Hayır, "caminindir!" diyerek kapatmalıdır kemeri;

Birer birer yıkılır az zamanda kendileri.

- Nasıl kapatmalı?

Birer birer yıkılır az zamanda kendileri.

- Nasıl kapatmalı?

- Gâyet kolay:

"Şu meydanlık, Ki yol geçen hanı olmuştu, avludur artık;

- Gayet kolay:

"Şu meydanlık, Ki yol geçen hanı olmuştu, avludur artık;

Bu avludan geçecekler namaz için geçecek. "
Deyip kapatmalı!

Bu avludan geçecekler namaz için geçecek"

Deyip kapatmalı!

- Yâhu, akıllısın gerçek!

- Geçende yıkmaya kalkıştılardı mahfili ya!

- Yahu, akıllısın gerçek!

- Geçende yıkmaya kalkıştılar di mahfili ya!

- Demek ki zırdeli bunlar!

- Sorar mısın? Deli ya!

- Demek ki zırdeli bunlar!

- Sorar mısın? Deli ya! (1).

Delirmedikçe bir insan nasıl varır eli de,

Kıyar şu mahfile, yâhud şu muhteşem geçide?

Delirmedikçe bir insan nasıl varır eli de,

Kıyar şu mahfile, yahut şu muhteşem geçide?

"Bizim de var medeniyyetle âşinâlığımız...

Hem eskidir... " diyebilmek için dayandığımız,

"Bizim de var medeniyetle tanışıklığımız...

Hem eskidir..." diyebilmek için dayandığımız,

Yegâne hüccet-i sengîni yırtacaklar da,

Sıkılmadan gezecekler "geniş" sokaklarda!

Biricik taştan belgeyi yırtacaklar da,

Sıkılmadan gezecekler "geniş" sokaklarda!

- "Sıkılmadan" diye bir nükte salladın...

Lâkin, Yerinde oldu...

- "Sıkılmadan" diye bir nükte salladın...

Lâkin, Yerinde oldu...

- Değil, sende anlayış keskin!

- Ben anlamam ya, fakat pek değerli olsa gerek...

- Değil, sende anlayış keskin!

- Ben anlamam ya, fakat pek değerli olsa gerek...

Hakîkaten şu geçit çok güzel midir?

-Ne demek Sahîfeler yazıyor, belki, fenn-i mi´mârî,

Gerçekten şu geçit çok güzel midir?

- Ne demek! Sayfalarca konuşuyor belki mimarlık ilmi,

O, meyl-i nâz ile mahmûr dîdeler-vârî,

Biraz meyilli bakan, ma´berin güzelliğine...

O nazlı eyim ile uykulu gözler gibi,

Biraz meyilli bakan geçidin güzelliği üzerine...

- Kemer de öyle muvâfık mıdır aceb fenne?

- Ne söyledin? Şu atılmış verev kemer iyi mi?

- Kemer de öyle uygun mudur acaba mimarlık bilgisine?

- Ne söyledin? Şu atılmış verev kemer iyi mi?

- Fünûn-i hendesenin var ya bir de "tersîmî" Denen usûlü...

Onun mâhirâne tatbîki.

- Mühendislik ilminin var ya bir de "tersimi" (1) Denen usûlü...
Onun ustalıkla uygulanışı.

- Demek ki: Hayli mühimdir bunun da tedkîki.

- Senin gözün iyidir...

- Demek ki çok önemli onun da incelenmesi.

- Senin gözün iyidir...

Kaç muvakkitin sa´ati?
Düzelteyim şunu... Dur, dur...
Kurulmamış zâti.

Kaç muvakkitin(2) saati?

Düzelteyim şunu... Dur, dur...

Kurulmamış zâti.

- Birinde onbuçuk olmuş, birinde üç...

- Ne güzel! Zaman içinde zaman...

- Birinde on buçuk olmuş, birinde üç...

- Ne güzel! Zaman içinde zaman...

Yoktu böyle şey evvel.

- Büyük kusûr idi lâkin...

Yoktu böyle şey evvel.

- Büyük kusur idi lâkin...

Hakîkat öyle idi:
Kamer hesâbı, güneş devri, sonra, mîlâdî,

- Gerçekten öyle idi;

Kamer hesabı, güneş devri, sonra miladî, (1). tersimi hendese: Üç boyutlu somut şekilleri bir yüzey üzerinde göstermek için kullanılan bir hendese usûlüdür. (2). muvakkit: (Eskiden büyük camilerin yanında zamanı tayin eden saat ve aletlerin bulunduğu yerlere muvakkithane buradaki saatleri ayar eden kişilere de muvakkit denirdi. Kasaba veya şehirde yasayanlar saatlerini buraya göre ayar ederlerdi. )

Deyip de üç yılı ezber bilen zekî millet,

Durur mu hiç yalınız bir sa´atle?

Deyip de üç türlü takvimi ezber bilen zeki millet,

Durur mu hiç yalnız bir saatle?

Durmaz evet!

- Nasıl şu banka güzel bir binâ mı?

Durmaz evet!(l)

- Nasıl şu banka güzel bir bina mı?

- Pek o kadar Fena değilse de, nisbetle, bir biçimli duvar Mesâbesinde kalır câmi´in yanında...

-Pek o kadar Fena değilse de, karşılaştırılsa, bir biçimli duvar Gibi kalır caminin yanında...

Garib! Benim gözümle bakarsan:

Ne muhteşem! Ne mehîb!

- Tuhaf! Benim gözümle bakarsan:
Ne muhteşem! Ne heybetli!

- O başka... Sorsalar üslûb için "şudur" denemez.

Asâlet olmalı san´atta evvelâ...

- O başka... Sorsalar üslub için "şudur" denemez.

Sanatta soyluluk olmalı öncelikle...

Bu: Melez! Hayır, melez de değil...

Belki birçok üslûbun Halîta hâli ki, tahlîle kalkışılsa:

Bu melez! Hayır, melez de değil...

Belki bir çok üslubun Karışmış hali ki, çözümlemeye kalkışılsa:

Uzun! Necîb eser arıyorsan: Sebîle bak işte...

Taşıp taşıp dökülürken o şi´r-i berceste,

Uzun! Soylu eser arıyorsan: Sebile bak, işte...

Taşıp taşıp dökülürken o yüksek şiir,

Safâ-yı fıtratı şâhid ki: Tertemiz aslı;

Damarlarında yüzen kan da, can da Osmanlı!

Yaratılışındaki saflık şahit ki:
Aslı tertemizdir; Damarlarında yüzen kan da, can da Osmanlı!

Görüp bu cûşiş-i san´atta rûh-i ecdâdı,

Biraz sıkılmalı şehrin sıkılmaz evlâdı!

Bu sanatın coşkunluğunda görüp de ecdadın ruhunu,

Biraz sıkılmalı şehrin sıkılmaz evlatları!

- Sıkılmak, eski adamlarda nâdiren görülen

Bir ibtilâya denirmiş ki, şimdi geçti?

- Sıkılmak, eski adamlarda seyrek görülen

Bir hastalığa denirmiş ki, şimdi geçti!

-Neden?

- Değişti hâlet-i rûhiyye, çünkü asra göre...

-Neden?

- Değişti hâlet-i rûhiyye çünkü bu yüzyıla göre...

- Aman şu "hâlet-i rûhiyye" bir de "mefkûre"

Ayıp değil ya, gıcıklar benim sinirlerimi!

- Aman şu "hâlet-i rûhiyye" bir de "mefkûre" (2)

Ayıp değil ya, gıcıklar benim sinirlerimi!

- Niçin sinirleniyorsun?

Ta´assubun yeri mi?

- Niçin sinirleniyorsun?

Taassubun yeri mi?

Biraz değişmeli artık bu eski zihniyyet.

Lisâna hiç yenilik sokmayın!" demek: Cinnet.

Biraz değişmeli artık bu eski zihniyet.

Lisana hiç yenilik sokmayın! demek ki cinnet.

-Hayır ta´assub eden yok...

Şu var ki: İcâbı Tahakkuk etmeli bir kerre; bir de, erbâbı

Hayırı savunan yok...
Şu var ki: İcabı Tahakkuk etmeli bir kere; bir de erbabı

Eliyle olmalı matlûb olan teceddüdler...

Düşün ki böyle midir bizde?

Bir de yapılması gereken yenilikler uzmanlarına bırakılmalı...

Düşün ki böyle midir bizde?

- Şüphesiz.

- Ne gezer! Delîli: Kendi sözündür...

- Şüphesiz.

-Ne gezer! Delili: Kendi sözündür...

- Kimin, benim mi?

- Ne söylemiştim? Unuttum...

- Kimin, benim mi?

- Ne söylemiştim? Unuttum...

- Canım şu "zihniyyet!"...

-Beğenmedin mi? Fransızca yok mu "mentalite"?

- Canım şu "zihniyet!"...

- Beğenmedin mi? Fransızca yok mu "mentalite?"

Onun mukâbili...

- Zaten budur ya dert işte!

Onun karşılığı...

- Zaten budur ya dert işte!

Tasarrufâtını aynen alırsak İngilizin, Fransızın,
ne olur hâli, sonra, şîvemizin?

Dili kullanış tarzını aynen alırsak İngiliz'in, Fransız'ın,

Sonra ne olur hâli dilde kendi üslubumuzun?

Lisânın olmalıdır bir vakâr-ı millîsi,

O olmadıkça müyesser değil teâlîsi.

Her milletin dilimin kendine özgü bir ağırlığı olmalıdır.

Bu yoksa gelişip ilerlemesi kolay değildir.

- Biraz muhâfazakârânedir ya şimdi bu da...

- Evet, muhâfazakârım...

- Biraz tutucu bir görüştür ya şimdi bu da...

- Evet, tutucuyum...

Bilir misin, bu moda

Te´ammüm etmeye başlarsa...

Bilirmisin, bu moda
- Yaygınlaşmaya başlarsa...

-Başlasın! Ne Olur?

- İler, tutar yeri kalmaz, lisânımız bozulur.

- Başlasın! Ne olur?

- İler tutar yeri kalmaz; dilimiz bozulur.

Bugün ne maskara olmuşsa milletin kılığı;

Lisan da öyle olur!

Bugün ne maskara olmuşsa milletin kılığı;

Dil de öyle olur!

- Anlamam inatçılığı...

- Bilir misin bu garîb ümmetin nedir hâli?

- Anlamam inatçılığı...

- Bilir misin bu zavallı ümmetin nedir hâli?

"Yehâfü" sıygasının çıngıraklı i´lâli!

- Nasıl, nasıl?

"Yehâfü" çekiminin çıngıraklı i'lâli (1)!

- Nasıl, nasıl?

- Hele sabret:

"

Yehâfü" aslından...
- Hele sabret:
"Yehâfü" aslından..."
Deyip de ezbere birçok ibâreler okutan

Hocam, hitâma yakın devresinde i´lâlin;

Deyip de ezbere birçok cümleler okutan

Hocam, i'lâl dersinin bitmesine yakın

(1) İ'lâl: Arapça'da içinde elif, vav, ye gibi illet harflerinin bulunduğu kelime köklerinin çeşitli kalıplara girmesi, yani çekimi sırasında alacağı şekille ilgili kurallar. Yehâfü, Arapça'da, havf masdarının "korkuyor, korkar" anlamlarına gelen şimdiki veya geniş zaman şeklidir. İ'lâl konusuyla çıngıraklı yılan arasında bir benzerlik kuran bu ifadede, Arapça 'nın gramerinde i'lâlin öğrenciyi zorlayan, öğrenmede engeller çıkaran bir konu olduğuna da işaret edilmektedir.

Meyân-ı kâfiye-dârında çifte 'in

Okur dururdu, bu bir an´aneydi besbelli:

Şimdiki zamandaki iki kafiyeli şekilden söz ederken

Hep şöyle derdi; bu bir gelenekti besbelli:

"Kaçan ki sâkin olur vav, onun da mâ-kabli

Hurûf i sâlimeden harf i gayr-i sâkin olur;

"Ne zaman ki kelimede vav harekesiz ve ondan önceki

Salim harf (1) de harekesiz olursa,

O vâvı müttefikan meddeder imiş cumhûr...

O halde, biz dahi ettik: Yehâfü oldu" ...

O vav'ı uzatırmış halk ittifakla...
O halde biz dahi uzattık: Yehâfü oldu"... (2)

Evet! Ne yapsa Avrupa, bizlerce asl olan hareket:

"O halde biz dahi yaptık!" deyip hemen taklîd.

Evet! Ne yapsa Avrupa, bizlerce asıl olan hareket:

"O halde biz dahi yaptık!" deyip hemen taklit.

Bu türlü bir yenilikten ne hayr edersin ümîd?

- Fakat "yehâfü "nün i´lâli amma güçmüş ha!

Bu türlü bir yenilikten ne hayır umarsın?

- Fakat "yehâfü"nün i'lâli amma güçmüş ha!

- Bu, ihtisârı onun, çok sürerdi, yoksa, daha!

Fenâ mı? Bak, lâfa daldık da duymadık yokuşu.

- Bu özeti onun, çok sürerdi yoksa daha!

Fena mı? Bak, lafa daldık da duymadık yokuşu.

- Hakîkat öyle! Epey yol kazanmışız...

Şu ne, şu?

- Gerçekten öyle! Epey yol almışız...

Şu ne, şu?

- Yıkık sebîle bakıp ağlayan yanık mektep...

Geçenki yangının enkâzı işte bunlar hep!

- Yıkık sebile bakıp ağlayan yanık mektep...

Geçenki yangının enkazı işte bunlar hep!

- Demek ki: Câmi´i kurbündeyiz Süleymân´ın.

- "Demek" de var mı ya? Karşında!

- Demek ki Süleymaniye Camiinin yakınındayız.

- "Demek" de var mı ya? Karşında!

- Lâkin insânın, Nasıl kararmada mâzîye tırmanan nazarı!

Bugün, bizim tepemizden bakan şu âsârı,

- Fakat insanın, Nasıl kararmada geçmişe tırmanan bakışı!

Bugün bizim tepemizden bakan şu eserleri,

Sıyanet eylemeden âciziz, değil yapmak...

- Hakîkat öyle! Şu ma´bed nedir?

Şu haşmete bak!

Korumaktan bile âciziz, değil yapmak...

- Gerçekten öyle! Şu mabed nedir?

- Bırak ki câmi´i, dünyâda olmaz öyle eser;

Fakat nedir şu heyâkil, nedir şu medreseler!

Şu görkeme bak!

- Bırak ki camiyi, dünyada olmaz öyle eser;

Fakat nedir şu anıtlar, nedir şu medreseler!

Uzaktan andırıyorlar nitâk-ı sîmîni,

Ki sarmak istiyerek vahdetin nedîmesini;

Uzaktan andırıyorlar gümüşten kemerleri,

Ki kucaklamak isteyerek birliğin güzel yardımcısını;

Atılmış üç tarafından kemend olup beline;

Fakat değil beli, dâmânı geçmemiş eline!

Atılmış üç tarafından kement olup beline;

Fakat değil beli, eteği geçmemiş eline!

Beşer değil mi? Teâlî de etse irfânı,

Nasıl kucaklıyabilsin harîm-i Yezdân´ı?

İnsanoğlu değil mi? Yükselip ilerlese de irfanı. (1) salim harf: Elif, vav, ye dışındaki sabit, asli harflere Arapça 'nın gramerinde bu ad verilir. (2) Burada Akif, havf masdannın şimdiki zamanı yahvefü olması gerekirken, kural dışı bir şekilde yehâfü olmasına işaret ederek, başkalarının yaptığını araştırmaksızın aynen almanın yanlışlığım anlatmak istemektedir. _

Nasıl kucaklayabilsin Allah'ın zât âmekiri?

Evet, medâris o vahdet-serây-ı muhteşemin

Önünde: Hürmetidir dîne her zaman ilmin.

Evet, o görkemli birlik sarayının önünde medreseler,

Her zaman bilimin din karşısındaki saygısını temsil eder.

Bütün şu kubbelerin mevce mevce silsilesi:

Huzûr-i Hak´ta kapanmış sücûd kâfilesi!

Medreselerdeki şu zincirleme dalgalar gibi kubbeler,

Sanki Allah'ın huzurunda secdeye kapanan insanlar!

- Bugün de öyle mi lâkin?

- Değilse, kimde kusûr?

- Bugün de öyle mi fakat?

- Değilse kimde kusur?

Bu nâ-halefliği biz yapmışız selef ma´zûr.

Oyup sıçan gibi her dört adımda bir kemeri,

Biz hayırsız evlatlarız, atalarımız suçsuzdur.

Sıçan gibi oyup her dört adımda bir kemeri,

Deden mi açmış o miskin kılıklı kahveleri?

Hayır, deden sana, bak hastahaneler yapmış!

Deden mi açmış o miskin kılıklı kahveleri?

Hayır, deden sana bak hastaneler yapmış!

Yanında Mekteb-i Tıbbiyye´ler, neler yapmış!

Şu gördüğün kocaman kütle yok mu?

Yanında tıp fakülteleri, neler yapmış!

Şu gördüğün kocaman kütle yok mu?

Dârü´t-Tıb. - Demek: Bu medrese,

Tıbbiyye Mektebi´ydi...

Tıp fakültesi.

Demek bu medrese, tıp fakültesiydi?

- Ayıp! - Ayıp nedir?

- Bunu olsun görüp de bilmemeniz...

- Ayıp!

- Ayıp nedir?

- Bunu olsun görüp de bilmemeniz...

- Bakılsa öyle...

Fakat "bilmeyin!" diyen yine siz!

- Bakılsa öyle...

Fakat "bilmeyin!" diyen yine siz!

- Tabâbetin o kadar muhteremdi mevki´i ki:

Birer tabîb-i fünûn-âşinâ çıkar, eski

- Tıp ilminin o kadar saygındı ki yeri,

Eski müderrislerimizin en seçkin kişileri

Müderrisînimizin en güzîde efrâdı.

Yazık o nesl-i kerîmin vefâsız evlâdı,

Medreseden fen bilimlerine aşina doktorlar olarak yetişmiş kişilerdi.
Yazık, o büyük neslin vefasız evlatları,

Bırakmış öylece, hiç bakmamış müesseseye;

Neler görür neler insan girince medreseye!

Bırakmış öylece, hiç bakmamış bu kurumlara;

Neler görür neler insan, girince medreseye!

Dolaşmak istiyerek daldığım olur ba´zı:

Adım başında asırlarca sa'yin enkâzı,

Dolaşmak isteyerek daldığım olur bazı:

Adım başında asırlarca emeğin enkazı,

Takılmamak hani, kâbil değil ayaklarına!

Nazar nüfûz edecek olsa hangi bir yığına:

Hani takılmamak mümkün değil ayaklarına!

Göz dikkatle bakacak olsa hangi bir yığına:

Ya bir müdekkikin esrâr-ı târumârı defin;

Ya bir müşerrihin âsârı saklı..

Ya bir araştırmacının dağınık sırları gömülü;

Ya bir anatomi bilgininin eserleri saklı...

Hem ne hazîn!

Çamurda saplı, geniş rahleler bütün mermer...

Hem ne hüzünlü!

Çamurda saplı geniş rahleler bütün mermer...

Demek:
Muallimi teşrîhi vermemiş ezber;

Demek:

Hocası anatomiyi vermemiş ezber;

Kitâb-ı na´şı serip taşların uzunluğuna,

Açıp açıp okumuş karşısında bulduğuna.

Cesed kitabını serip taşların uzunluğuna,

Açıp açıp okumuş karşısında bulduğuna.

Bugün, o rahlelerin kendi na´ş olup yatıyor;

Üzerlerinde bekârlar fasulye kaynatıyor!

Bugün, o rahlelerin kendisi ölü olmuş yatıyor;
Üzerlerinde bekârlar fasulye kaynatıyor!

- Vefâ´ya çıksa gerektir bu eğri büğrü sokak...

-Evet, Vefâ´ya iner.

- Vefâ'ya çıksa gerektir bu eğri büğrü sokak...

-Evet, Vefâ'ya iner.

-Gâlibâ epeyce uzak...

-Değil mi?

- Gâlibâ epeyce uzak...

Değil mi?

- Hiç de değil...

Sen yoruldun anlaşılan!

- Hiç de değil...

Sen yoruldun anlaşılan!

- Unutmuşum, hani, yoktur da geldiğim çoktan.

- Sapınca, doğru Vefâ meydanındayız şimdi.

- Unutmuşum, hani yoktur da geldiğim çoktan.
- Sapınca, doğru Vefa meydanındayız şimdi.

- Biraz tanır gibi oldum... Ya az mı geçtimdi!

-Al işte istediğin: Türbe, taş konak, karakol...

- Biraz tanır gibi oldum... Ya az mı geçtimdi!

- Al işte istediğin:

Türbe, taş konak, karakol...

- Fakat bunun nesi meydan? Bu âdetâ bir yol...

Tuhaf değil mi ya?

- Fakat bunun nesi meydan? Bu adetâ bir yol...

Tuhaf değil mi ya?

- Vaktiyle belki meydandı...

Kapanmış olsa da gittikçe, kalmış eski adı.

- Vaktiyle belki meydandı...

Kapanmış olsa da gittikçe,kalmış eski adı.

- Epeyce kahve de var...

- Nerde yok ki? Her yerde!

- Epeyce kahve de var...

- Nerde yok ki? Her yerde!

Onunla millet-i
merhûme uğramış derde!

Onunla şu acınası millet uğramış derde!

Bekâsı var mı cihânın, düşünme âkıbeti!

Uzan şu peykeye: Buldun demektir âhireti!

Nasıl olsa sonsuz değil dünya, düşünme geleceği!

Uzan şu peykeye: Buldun demektir ahireti!

Birinci def´a imiş binmiş ihtiyar kayığa;

Piyâde yağ gibi kaydıkça doğrulup açığa;

Birinci defa imiş binmiş ihtiyar kayığa;

Kayık yağ gibi kaydıkça doğrulup açığa;

Işıldamış gözü, bir kav çakıp demiş;

"Yâ Hay! Ömür ömür bu ömür işte

Işıldamış gözü, bir sigara yakıp demiş:

"Ya Hay! Ömür ömür bu ömür işte:

Hem otur, hem kay!"

Şu peykeler de o tiryâkinin "ömür" dediği

Hem otur, hem kay!"

Şu peykeler de o tiryakinin "ömür" dediği

Piyâdenin eşidir: Yan gelir misin...

Ne iyi! Hayat akıp gidecekmiş...

Kayığın eşidir...Yan gelir misin...

Ne iyi! Hayat akıp gidecekmiş...

Ne var kederlenecek?

Zaman zaman bu zaman...

Ne var kederlenecek?

Zaman zaman bu zaman...

Durma bir nefes daha çek!

Safâna bak ki ya çıktın, ya çıkmadın yarına!

Durma bir nefes daha çek!

Keyfine bak ki, ya çıktın ya çıkmadın yarına!

- Dönüp dönüp bakıyorsun... Ne geldi hâtırına?

- Şu karşılıklı binâlar düşündürür mü seni?

- Dönüp dönüp bakıyorsun... Ne geldi hatırına?

- Şu karşılıklı binalar düşündürür mü seni?

- Niçin düşündürecek önce söyle hikmetini...

-Şu sağ taraftaki?

- Niçin düşündürecek, önce söyle sebebini..

. - Şu sağ taraftaki?

- Mektep.

- Evet, bu cebhedeki?

- Mektep.

- Evet, bu karşıdaki?

- Bir eski medrese olmak gerek...
Değil mi Peki.

- Bir eski medrese olmak gerek...

Değil mi? Peki.

- Peki nedir? Biraz îzâh edilse, çok eksik!

- Zavallı milleti vahdet-cüdâ eden "ikilik"

- Peki nedir? Biraz açıklansa, çok eksik!

- Zavallı milleti birlikten uzaklaştıran "ikilik",

Sırıtmıyor mu? O pis dişleriyle karşında?

Nasıl tükürmesin insan şu hâle baksın da?

Sırıtmıyor mu? O pis dişleriyle karşında?

Nasıl tükürmesin insan şu hale baksın da?

Yıkılmamış, ne kadar yıkmak istesek, îman;

Ayırmak istemişiz sonra dîni dünyâdan.

Ne kadar yıkmak istesek, yıkılmamış iman,

Ayırmak istemişiz sonra dini dünyadan.

Ayırmışsız, ederek şer´i muttasıl ihmâl;

Asıl ikincisi olmuş, şu var ki, berzede-hâl!

Ayırmışız, ama şeriatı sürekli ihmal ederek;

Fakat daha önemlisi halletmeden üstüste yığmışız dünya işlerini!

Evet, bu sıska vücûdun yarın durur nefesi;

Fakat şu gördüğün "Ekmekçioğlu Medresesi"

Evet, bu sıska vücudun yarın durur nefesi;

Fakat şu gördüğün "Ekmekçioğlu Medresesi"

Yaşar, demir gibi göğsüyle, belki on bin yaş...

Ya her kaburgası: Kurşunla bağlı yalçın taş!

Yaşar demir gibi göğsüyle, belki on bin yaş...

Çünkü her kaburgası kurşunla bağlı yalçın taş!

Olaydı koskoca millette bir beyinli kafa;

"Vücûdu bir yana atmak, dimâğı. bir tarafa,

Olaydı koskoca millette bir beyinli kafa;

"Vücudu bir yana atmak, kafayı bir tarafa,

Akıllı kârı değil? der de böyle yapmazdı.

Ne oldu, sor bakalım? Milletin öz evlâdı,

"Akıllı işi değil!" der de böyle yapmazdı.

Ne oldu sor bakalım? Milletin öz evladı,

Yabancıdan daha düşman kesildi birbirine!

- Sonunda kardeş olurlar tabîatiyle yine.

Yabancıdan daha düşman kesildi birbirine!

- Sonunda kardeş olurlar tabîatiyle yine.

- Zaman bilir onu artık.

- Kemer gözüktü hele...

- Zaman bilir onu artık.

- Kemer gözüktü hele...

- Gözükmesin mi ya?
Bir hayli kısmı geçti bile.

- Gözükmesin mi ya?

Bir hayli kısmı geçti bile.

- Zavallı saklanıyor:

Hâli görmek istemiyor!

- Zavallı saklanıyor:

Hâli görmek istemiyor!

- Kurûn-i mâziyemizden bakan şu "gözler"e sor:

O neydi, dağ gibi erler ki arza hâkimdi...

- Eski devirlerimizden bakan şu "gözler"e sor:

O neydi? Dağ gibi erler ki yeryüzüne hükmederdi...

Nedir karıncalanan nesl-i müzmahil şimdi?

- Hakikat, öyle küçülmüş ki:

Nedir şu pas tutarak çöküp gitmiş nesil şimdi?

- Gerçekten, öyle küçülmüş ki:

"Yok!" de, geç artık...

- Asıl bu, yok gibi varlık değil mi maskaralık?

"Yok" de, geç artık..

- Asıl bu yok gibi varlık değil mi maskaralık?

- "Gebermeliydi" mi dersin?

Gebermişiz, ne çıkar?

- "Gebermeliydi" mi dersin?

Gebermişiz, ne çıkar?

Kolay değil o da...

İnsanca ölmenin yolu var.

Kolay değil o da..

İnsanca ölmenin yolu var.

Cemâatin arasından

"Kalırsa: El beğenir;

Cemaatin arasından:

"Kalırsa el beğenir, Ölürse yer beğenir" dört adam çıkarsa, getir!

Ölürse: Yer beğenir" dört adam çıkarsa, getir!

Bırak da ölmeyi, anlat şu gördüğün kemeri;

Ölürse yer beğenir" dört adam çıkarsa, getir!
Bırak da ölmeyi, anlat şu gördüğün kemeri! (1)

Büyüklüğünde midir, nerdedir bunun hüneri?

- Gelince baktılar Osmanlılar ki memlekete,

Büyüklüğünde midir, nerdedir bunun hüneri?

- Gelince baktılar Osmanlılar ki memlekete,

Su yok. Su, halbuki gâyet mühimdi...

- Elbette.

Su yok. Su halbuki gayet mühimdi...

- Elbette.

- Düşündüler bunu nerden, nasıl getirmesini,

Sonunda öyle bir iş yaptılar ki: Pek fennî.

- Düşündüler bunu nerden, nasıl getirmeliydi;

Sonunda öyle bir iş yaptılar ki: Pek fennî.

Tutulmuyor ya esâsen bugün de başka tarîk

Suyun isâlesi, tevzî´i, mutlaka tazyîk İ´ânesiyle olur..

Tutulmuyor ya aslında bugün de başka yol,

Suyun getirilmesi, dağıtımı, mutlaka basınç yardımıyla olur...

. -Şüphesiz -Fakat, Makine •

Henüz bilinmediğinden, o kuvvetin yerine,

- Şüphesiz. - Fakat makine (1) Burada Saraçhanebaşı 'ndaki su kemerinden söz edilmektedir.

Henüz bilinmediğinden, o kuvvetin yerine,


Menâbi´in değişen râkımından istihsâl

Olunma bir sıkı tazyîk edilmiş isti´mal.

Su kaynaklarının farklı yüksekliklerinden elde edilmiş
Kuvvetli basınçtan yararlanılmış.

Bulunca en iyi tazyîkin en kolay yolunu;

Kaçırmamak için artık onun tefâzulunu,

Bulunca en iyi basıncın en kolay yolunu,
Kaçırmamak için artık yükseklikten doğan farkı,

Hemen şu âbideler başlanılmış i´lâya...

Fakat mahâret-i san´at bununla bitti mi ya?

Hemen şu anıtlar dikilmeye başlanmış...
Fakat teknikteki ustalık bununla bitti mi ya?

Hayır:Görülmelidir ayrı ayrı maksemler:

Bakınca hayret edersin...

Hayır! Sen o dağıtım merkezlerini bir gör!
Bakınca hayret edersin...

Ne ince iş, ne hüner!

Hakîkaten şaşacak şey..

Ne ince iş, ne ustalıktır!
Gerçekten şaşacak şey...

Ne vâkıfâne hesab!

Su öyle bir dağıtılmış ki:

- Olmasaydı harab

Ne bilgince hesap! Su öyle bir dağıtılmış ki:
-Olmasaydı harap

- Alırdı hakkını her çeşme; damlanın kesri

Kadar tehallüfü hatta sezerdi "ölçü "leri.

- Alırdı payını her çeşme; damlanın onda biri
Kadar bir farklılığı bile sezerdi "ölçü"leri.

- Şu karşımızda duran kubbe gâlibâ türbe...

- Ayol! Namaz geçiyor...

- Şu karşımızda duran kubbe galiba türbe...

- Ayol! Namaz geçiyor...

Amma dalmışız lâfa be!

Bırak da türbeyi sen şimdicek biraz çabuk ol!

Amma dalmışız lafa be!

Bırak da türbeyi sen şimdicek biraz çabuk ol!

- Canım neden koşalım?

Var ya vaktimiz bol bol...

- Canım neden koşalım?

Var ya vaktimiz bol bol...

Yetişmemiş bile olsak kazâsı mümkündür!

- Hayır yetişmeli, mâdem edâsı mümkündür!

Yetişmemiş bile olsak, kazası mümkündür!

- Hayır yetişmeli, madem edası mümkündür!

- Demek.´ Sıvanmalı abdeste...

Bâri bir çeşme Olaydı...

Demek: Sıvanmalı abdeste...

Bari bir çeşme Olaydı...

- Çeşme mi?Al işte!

- Dur, fakat gitme!

- Çeşme mi? Al işte!

- Dur fakat gitme!

- Senin uzun sürecek, anladım ki, abdestin;

Fotin çıkarması, bilmem ne...

- Senin uzun sürecek anladım ki, abdestin;

Fotin çıkarması, bilmem ne...

Çünkü yok mestin.

Bırak da ben gideyim, sonradan gelirsin sen...

Çünkü yok mestin.

Bırak da ben gideyim, sonradan gelirsin sen...

Gecikme ha!

- Gelirim... Görmek isterim zâten.

Gecikme ha!

- Gelirim... Görmek isterim zaten.

Safahat logo

Şablon:Düz liseler için safahat projesi
Şablon:Anadolu liseleri için safahat projesi
Şablon:Sosyal Bilimler Liseleri için safahat projesi
Şablon:Türki Dillerde Safahat Projesi
Şablon:Safahat İngilizceye Tercüme Projesi

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.