FANDOM


2. satır: 2. satır:
 
Sözlükte "istemek, önemsemek ve (özel olarak) ilgilenmek" anlamlarına gelen inâyet,
 
Sözlükte "istemek, önemsemek ve (özel olarak) ilgilenmek" anlamlarına gelen inâyet,
   
  +
İNÂYET
  +
  +
Bu fakirde bu yola girmek arzusu belirince, Allahü teâlâ inâyetiyle onu Hâcegân yolunun büyüklerinden birine ulaştırdı. Bu azîzin (Muhammed Bâkî-billâh'ın) sohbetiyle şereflendirip, büyüklerin yolunu nasîb etti. (İmâm-ı Rabbânî)
  +
  +
Yine Allahü teâlânın inâyeti bu fakîrin hâllerini kapladı. Bundan sonra bu fakir daha yüksek makâmlara yöneldi. Fenâ ve bekâ makamları nasîb oldu. (İmâm-ı Rabbânî)
  +
  +
DELİL-İ İNAYET
  +
  +
Allah'ın inâyetinin tecellisinden gelen ve kâinatta görülen hikmet ve maslahatlara uygun en mükemmel nizam ve tam esaslı san'at; ve kâinattaki eşyaların menfaat ve faydalarını bildiren âyetler, bu inâyet delilini gösteriyorlar.(Sâniin vücud ve vahdetine işaret eden delillerden biri de İnayet delili'dir. Bu delil; kâinatı ve kâinatın eczasını ve envâını ihtilâlden, ihtilâftan, dağılmaktan kurtarıp bütün hususâtını intizam altına almakla kâinata hayat veren nizamdan ibarettir. Bütün maslahatların, hikmetlerin, faidelerin, menfaatlerin menşei, bu nizamdır. Menfaatlerden, maslahatlardan bahseden bütün Ayât-ı Kur'aniye, bu nizam üzerine yürüyor ve bu nizamın tecellisine mazhardır. Binaenaleyh, bütün mesalihin, fevaidin ve menafiin mercii olan ve kâinata hayat veren bir nizam; elbette ve elbette bir nâzımın vücuduna delâlet ettiği gibi, O nâzımın kasd ve hikmetine de delâlet etmekle, kör tesadüfün vehimlerini nefyeder.Ey insan! Eğer senin fikrin, nazarın şu yüksek nizamı bulmaktan âciz ise ve istikra-i tâm ile, yani umumi bir araştırma ile de o nizamı elde etmeye kadir değilsen, insanların telâhuk-u efkâr denilen fikirlerinin birleşmesinden doğan ve nev-i beşerin havassı (duyguları) hükmünde olan fünun ile kâinata bak ve sahifelerini oku ki, akılları hayrette bırakan o yüksek nizamı göresin.Evet, kâinatın herbir nev'ine dâir bir fen teşekkül etmiş veya etmektedir. Fen ise kavaid-i külliyeden ibarettir. Kaidenin külliyeti ise, nizamın yüksekliğine ve güzelliğine delâlet eder. Zira nizamı olmayanın külliyeti olamaz. Meselâ: Her âlimin başında beyaz bir imâme var. Külliyetle söylenilen şu hüküm, ulema nev'inde intizamın bulunmasına bakar. Öyle ise, umumi bir teftiş neticesinde fünun-u kevniyeden herbirisi, kaidelerinin külliyeti ile kâinatta yüksek bir nizamın bulunmasına bir delildir. Ve herbir fen nurlu bir bürhan olup, mevcudatın silsilelerinde salkımlar gibi asılıp sallanan maslahat semerelerini ve ahvalin değişmesinde gizli olan faideleri göstermekle Sâniin kasd ve hikmetini ilân ediyorlar. Adeta vehim şeytanlarını tardetmek için herbir fen, birer necm-i sâkıbdır. Yani, bâtıl vehimleri delip yakan birer yıldızdırlar.Ey arkadaş! O nizamı bulmak için umum kâinatı araştırmaktansa, şu misale dikkat et, matlubun hasıl olur.Göz ile görünmeyen bir mikrob, bir hayvancık, küçüklüğüyle beraber pek ince ve garib bir makine-i İlâhiyeyi hâvidir. O makine mümkinattan olduğundan, vücud ve ademi, mütesavidir. İlletsiz vücuda gelmesi muhaldir. O makinenin bir illetten vücuda geldiği zaruridir. O illet ise, esbab-ı tabiiyye değildir. Çünki, o makinedeki ince nizam, bir ilim ve şuurun eseridir. Esbab-ı tabiiyye ise; ilimsiz, şuursuz, câmid şeylerdir. Akılları hayrette bırakan o ince makinenin esbab-ı tabiiyeden neş'et ettiğini iddia eden adam, esbabın herbir zerresine Eflatun'un şuurunu, Calinos'un hikmetini i'ta etmekle beraber; o zerrat arasında bir muhaberenin de mevcut olmasını itikad etmelidir. Bu ise, öyle bir safsata ve öyle bir hurafedir ki, meşhur sofestaiyi bile utandırıyor. Maahaza, esbab-ı maddiyede esas ittihaz edilen kuvve-i câzibe ile kuvve-i dâfianın, inkısama kabiliyeti olmıyan bir cüz'de birlikte içtimaları iltizam edilmiştir. Halbuki bunlar birbirlerine zıt olduklarından, içtimaları câiz değildir. Fakat, câzibe ve dâfia kanunlarından maksat âdâtullah ile tâbir edilen kavanin-i İlâhiyye ise ve tabiatla tesmiye edilen şeriat-ı fıtriyye ise, câizdir. Lâkin kanunluktan tabiata, vücud-u zihnîden vücud-u haricîye, umur-u itibariyyeden umur-u hakikiyyeye, âlet olmaktan müessir olmaya çıkmamak şartiyle makbuldür. Aksi takdirde câiz değildir.Ey arkadaş! Misâl olarak gösterdiğim o küçük hurdebini hayvancığın yani mikrobun büyük fabrikasındaki nizam ve intizamı aklın ile gördüğün takdirde başını kaldır, kâinata bak! Emin ol ki, kâinatın vuzuh ve zuhuru nisbetinde o yüksek nizamı, kâinatın sahifelerinde pek zâhir ve okunaklı bir şekilde görüp okuyacaksın.Ey arkadaş! Kâinatın sahifelerinde "Delil-ül-İnaye" ile anılan nizama ait âyetleri okuyamadı isen sıfat-ı kelâmdan gelen Kur'an-ı Azîmüşşan'ın âyetlerine bak ki, insanları tefekküre davet eden bütün âyetleri şu delil-ül-inaye'yi tavsiye ediyorlar. Ve ni'metleri ve faideleri sayan âyetler dahi, delil-ül inaye denilen o yüksek nizamın semerelerinden bahsediyorlar. Ezcümle: Bahsinde bulunduğumuz şu âyet $cümleleriyle o nizamın faidelerini ve nimetlerini koparıp insanlara veriyorlar. İ.İ.)
  +
  +
İNÂYET
  +
  +
  +
Sözlükte "istemek, önemsemek ve (özel olarak) ilgilenmek" anlamlarına gelen inâyet, terim olarak, Cenâb-ı Hak'kın kâinat ve âlem hakkında küllî bilgisini ve takdirini, yardım, lütuf ve ihsanını ifade etmektedir. (İ.U.)
  +
 
==terim olarak, ==
 
==terim olarak, ==
   
39. satır: 54. satır:
   
 
{{Kaynak-Yerelnet}}
 
{{Kaynak-Yerelnet}}
  +
  +
NUSRET (Nusrat) Yardım. Cenab-ı Hakkın yardımı, hususen ruhani muavenet. Zafer, galebe, fetih, üstünlük, başarı, düşmana gâlib olmak.
  +
  +
Nasir Nesir yazan.
  +
Saçan, yayan.
  +
[[Nasir]] [[Nusret]] eden, zafer veren. Yardımcı. Muin.
  +
  +
  +
[[NÂSIR]] ([[Nasîr]], [[Hayrü'n-Nâsırîn]])
  +
  +
  +
Yardım etmek, kurtarmak, zafer vermek anlamındaki "n-s-r" kökünden türeyen nâsır yardım eden demektir. Nasîr, nâsır kelimesinin mubalağalı şekli olup, çok yardım eden, sürekli yardım eden; "hayru'n-nâsırîn" ise yardım edenlerin en hayırlısı demektir.
  +
  +
Kur'ân'da [[nâsır]] sıfatı, Allah hakkında sadece; "Hayır Allah mevlanızdır. O, yardım edenlerin en hayırlısıdır." (Âl-i İmrân, 3/150) âyetinde geçmiştir. Allah da insanlar da yardım eder. Ancak Allah'ın yardımı sınırsızdır, hayırlı ve iyi olan her alana şâmildir. İnsanın yardımı ise sınırlıdır.
  +
  +
Nâsır kelimesi Kur'ân'da hem insanlar hem de Allah için kullanılmıştır. Allah hakkında bir âyette "hâdî", 11 âyette "velî", 2 âyette "mevla" kelimesi ile birlikte geçmiştir: "... Rabbın yol gösteren (hâdî) ve yardım eden (nasîr) olarak yeter." (Furkân, 25/31); "...Dost olarak Allah yeter, yardım eden olarak da Allah yeter." (Nisâ, 4/45); "...Sizin Allah'tan başka ne dostunuz ne de yardımcınız vardır." (Tevbe, 9/116); "...Allah'a sarılınız. O mevlanızdır. O ne güzel mevla ne güzel yardımcıdır." (Hac, 22/78).
  +
  +
Allah bütün yaratıklarına, özellikle peygamberlere (Enbiyâ, 21/27) ve müminlere (Bakara, 2/286) yardım eder. Başarı ve muvaffakiyet ancak O'nun yardımı sayesindedir. O'nun yardım ettiğine kimse galip gelemez (Âl-i İmrân, 3/160). Allah'ın yardım eden olduğu; "nasara - yansuru" fiiliyle de ifade edilmiştir (Âl-i İmrân, 3/123): "Elbette biz, elçilerimize ve iman eden kimselere hem dünya hayatında hem de şahitlerin (şahitliğe) duracakları (kıyamet) gününde yardım ederiz." (mümin, 40/51)
  +
  +
Allah, müminlere yardımı kendisine yani dinine yardım şartına bağlamıştır: "Ey iman edenler! Eğer Allah'a (dinine) yardım ederseniz Allah da size yardım eder..." (Muhammed, 47/7), "...Allah kendine (dinine) yardım edene, elbette yardım edecektir. Şüphesiz Allah güçlüdür, azizdir." (Hac, 22/40) (İ.K.)

18:03, Ocak 14, 2011 tarihindeki hâli

Disambig Bakınız: İnayet, inayet, inâyet, inâyat

Sözlükte "istemek, önemsemek ve (özel olarak) ilgilenmek" anlamlarına gelen inâyet,

İNÂYET

Bu fakirde bu yola girmek arzusu belirince, Allahü teâlâ inâyetiyle onu Hâcegân yolunun büyüklerinden birine ulaştırdı. Bu azîzin (Muhammed Bâkî-billâh'ın) sohbetiyle şereflendirip, büyüklerin yolunu nasîb etti. (İmâm-ı Rabbânî)

Yine Allahü teâlânın inâyeti bu fakîrin hâllerini kapladı. Bundan sonra bu fakir daha yüksek makâmlara yöneldi. Fenâ ve bekâ makamları nasîb oldu. (İmâm-ı Rabbânî)

DELİL-İ İNAYET

Allah'ın inâyetinin tecellisinden gelen ve kâinatta görülen hikmet ve maslahatlara uygun en mükemmel nizam ve tam esaslı san'at; ve kâinattaki eşyaların menfaat ve faydalarını bildiren âyetler, bu inâyet delilini gösteriyorlar.(Sâniin vücud ve vahdetine işaret eden delillerden biri de İnayet delili'dir. Bu delil; kâinatı ve kâinatın eczasını ve envâını ihtilâlden, ihtilâftan, dağılmaktan kurtarıp bütün hususâtını intizam altına almakla kâinata hayat veren nizamdan ibarettir. Bütün maslahatların, hikmetlerin, faidelerin, menfaatlerin menşei, bu nizamdır. Menfaatlerden, maslahatlardan bahseden bütün Ayât-ı Kur'aniye, bu nizam üzerine yürüyor ve bu nizamın tecellisine mazhardır. Binaenaleyh, bütün mesalihin, fevaidin ve menafiin mercii olan ve kâinata hayat veren bir nizam; elbette ve elbette bir nâzımın vücuduna delâlet ettiği gibi, O nâzımın kasd ve hikmetine de delâlet etmekle, kör tesadüfün vehimlerini nefyeder.Ey insan! Eğer senin fikrin, nazarın şu yüksek nizamı bulmaktan âciz ise ve istikra-i tâm ile, yani umumi bir araştırma ile de o nizamı elde etmeye kadir değilsen, insanların telâhuk-u efkâr denilen fikirlerinin birleşmesinden doğan ve nev-i beşerin havassı (duyguları) hükmünde olan fünun ile kâinata bak ve sahifelerini oku ki, akılları hayrette bırakan o yüksek nizamı göresin.Evet, kâinatın herbir nev'ine dâir bir fen teşekkül etmiş veya etmektedir. Fen ise kavaid-i külliyeden ibarettir. Kaidenin külliyeti ise, nizamın yüksekliğine ve güzelliğine delâlet eder. Zira nizamı olmayanın külliyeti olamaz. Meselâ: Her âlimin başında beyaz bir imâme var. Külliyetle söylenilen şu hüküm, ulema nev'inde intizamın bulunmasına bakar. Öyle ise, umumi bir teftiş neticesinde fünun-u kevniyeden herbirisi, kaidelerinin külliyeti ile kâinatta yüksek bir nizamın bulunmasına bir delildir. Ve herbir fen nurlu bir bürhan olup, mevcudatın silsilelerinde salkımlar gibi asılıp sallanan maslahat semerelerini ve ahvalin değişmesinde gizli olan faideleri göstermekle Sâniin kasd ve hikmetini ilân ediyorlar. Adeta vehim şeytanlarını tardetmek için herbir fen, birer necm-i sâkıbdır. Yani, bâtıl vehimleri delip yakan birer yıldızdırlar.Ey arkadaş! O nizamı bulmak için umum kâinatı araştırmaktansa, şu misale dikkat et, matlubun hasıl olur.Göz ile görünmeyen bir mikrob, bir hayvancık, küçüklüğüyle beraber pek ince ve garib bir makine-i İlâhiyeyi hâvidir. O makine mümkinattan olduğundan, vücud ve ademi, mütesavidir. İlletsiz vücuda gelmesi muhaldir. O makinenin bir illetten vücuda geldiği zaruridir. O illet ise, esbab-ı tabiiyye değildir. Çünki, o makinedeki ince nizam, bir ilim ve şuurun eseridir. Esbab-ı tabiiyye ise; ilimsiz, şuursuz, câmid şeylerdir. Akılları hayrette bırakan o ince makinenin esbab-ı tabiiyeden neş'et ettiğini iddia eden adam, esbabın herbir zerresine Eflatun'un şuurunu, Calinos'un hikmetini i'ta etmekle beraber; o zerrat arasında bir muhaberenin de mevcut olmasını itikad etmelidir. Bu ise, öyle bir safsata ve öyle bir hurafedir ki, meşhur sofestaiyi bile utandırıyor. Maahaza, esbab-ı maddiyede esas ittihaz edilen kuvve-i câzibe ile kuvve-i dâfianın, inkısama kabiliyeti olmıyan bir cüz'de birlikte içtimaları iltizam edilmiştir. Halbuki bunlar birbirlerine zıt olduklarından, içtimaları câiz değildir. Fakat, câzibe ve dâfia kanunlarından maksat âdâtullah ile tâbir edilen kavanin-i İlâhiyye ise ve tabiatla tesmiye edilen şeriat-ı fıtriyye ise, câizdir. Lâkin kanunluktan tabiata, vücud-u zihnîden vücud-u haricîye, umur-u itibariyyeden umur-u hakikiyyeye, âlet olmaktan müessir olmaya çıkmamak şartiyle makbuldür. Aksi takdirde câiz değildir.Ey arkadaş! Misâl olarak gösterdiğim o küçük hurdebini hayvancığın yani mikrobun büyük fabrikasındaki nizam ve intizamı aklın ile gördüğün takdirde başını kaldır, kâinata bak! Emin ol ki, kâinatın vuzuh ve zuhuru nisbetinde o yüksek nizamı, kâinatın sahifelerinde pek zâhir ve okunaklı bir şekilde görüp okuyacaksın.Ey arkadaş! Kâinatın sahifelerinde "Delil-ül-İnaye" ile anılan nizama ait âyetleri okuyamadı isen sıfat-ı kelâmdan gelen Kur'an-ı Azîmüşşan'ın âyetlerine bak ki, insanları tefekküre davet eden bütün âyetleri şu delil-ül-inaye'yi tavsiye ediyorlar. Ve ni'metleri ve faideleri sayan âyetler dahi, delil-ül inaye denilen o yüksek nizamın semerelerinden bahsediyorlar. Ezcümle: Bahsinde bulunduğumuz şu âyet $cümleleriyle o nizamın faidelerini ve nimetlerini koparıp insanlara veriyorlar. İ.İ.)

İNÂYET


Sözlükte "istemek, önemsemek ve (özel olarak) ilgilenmek" anlamlarına gelen inâyet, terim olarak, Cenâb-ı Hak'kın kâinat ve âlem hakkında küllî bilgisini ve takdirini, yardım, lütuf ve ihsanını ifade etmektedir. (İ.U.)

terim olarak,

Cenâb-ı Hak'kın kâinat ve âlem hakkında küllî bilgisini ve takdirini, yardım, lütuf ve ihsanını ifade etmektedir.

Ico libri Anlamlar

[1] Yardım, lütuf meded etmek.

Mühim bir işle karşılaşıp onunla meşgul olmak

Nuvola apps bookcase Köken

[1]

Balance icon Eş Anlamlılar

[1]

Ico libri Anlamlar

[1] (eskimiş) İyilik, kayra.


Lupa Özel ad

Ico libri Anlamlar

[1] [[{{{2}}}#|{{{2}}}]] Bursa ili İnegöl ilçesine bağlı bir köy.

<p style="margin-bottom: 0.5em;" title="Maddenin düzenlenmesinde yararlanılan kaynaklar">Books-aj.svg aj ashton 01f Kaynaklar


NUSRET (Nusrat) Yardım. Cenab-ı Hakkın yardımı, hususen ruhani muavenet. Zafer, galebe, fetih, üstünlük, başarı, düşmana gâlib olmak.

Nasir Nesir yazan. Saçan, yayan. Nasir Nusret eden, zafer veren. Yardımcı. Muin.


NÂSIR (Nasîr, Hayrü'n-Nâsırîn)


Yardım etmek, kurtarmak, zafer vermek anlamındaki "n-s-r" kökünden türeyen nâsır yardım eden demektir. Nasîr, nâsır kelimesinin mubalağalı şekli olup, çok yardım eden, sürekli yardım eden; "hayru'n-nâsırîn" ise yardım edenlerin en hayırlısı demektir.

Kur'ân'da nâsır sıfatı, Allah hakkında sadece; "Hayır Allah mevlanızdır. O, yardım edenlerin en hayırlısıdır." (Âl-i İmrân, 3/150) âyetinde geçmiştir. Allah da insanlar da yardım eder. Ancak Allah'ın yardımı sınırsızdır, hayırlı ve iyi olan her alana şâmildir. İnsanın yardımı ise sınırlıdır.

Nâsır kelimesi Kur'ân'da hem insanlar hem de Allah için kullanılmıştır. Allah hakkında bir âyette "hâdî", 11 âyette "velî", 2 âyette "mevla" kelimesi ile birlikte geçmiştir: "... Rabbın yol gösteren (hâdî) ve yardım eden (nasîr) olarak yeter." (Furkân, 25/31); "...Dost olarak Allah yeter, yardım eden olarak da Allah yeter." (Nisâ, 4/45); "...Sizin Allah'tan başka ne dostunuz ne de yardımcınız vardır." (Tevbe, 9/116); "...Allah'a sarılınız. O mevlanızdır. O ne güzel mevla ne güzel yardımcıdır." (Hac, 22/78).

Allah bütün yaratıklarına, özellikle peygamberlere (Enbiyâ, 21/27) ve müminlere (Bakara, 2/286) yardım eder. Başarı ve muvaffakiyet ancak O'nun yardımı sayesindedir. O'nun yardım ettiğine kimse galip gelemez (Âl-i İmrân, 3/160). Allah'ın yardım eden olduğu; "nasara - yansuru" fiiliyle de ifade edilmiştir (Âl-i İmrân, 3/123): "Elbette biz, elçilerimize ve iman eden kimselere hem dünya hayatında hem de şahitlerin (şahitliğe) duracakları (kıyamet) gününde yardım ederiz." (mümin, 40/51)

Allah, müminlere yardımı kendisine yani dinine yardım şartına bağlamıştır: "Ey iman edenler! Eğer Allah'a (dinine) yardım ederseniz Allah da size yardım eder..." (Muhammed, 47/7), "...Allah kendine (dinine) yardım edene, elbette yardım edecektir. Şüphesiz Allah güçlüdür, azizdir." (Hac, 22/40) (İ.K.)

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.