FANDOM


Kıyamet İnsan

2010 Kur'an Yılında Mersin Yenişehir Kaymakamlığı İlçe Müftülüğünün Dünyanın En Kapsamlı Kur'an Portali Projesidir.

Mürselat
Ayet No
Ayet Metni
Elmalı Meali (Orijinali)
Fransızca [1]
İngilizce Meali Pickthall)
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.
Au nom d'Allah, le Tout Miséricordieux, le Très Miséricordieux.
In the name of Allah, the Beneficent, the Merciful
Fil'hakîka geldi insan üzerine dehirden bir müddet o anılır bir şey olmadı
S'est-il écoulé pour l'homme un laps de temps durant lequel il n'était même pas une chose mentionnable?
Hath there come Upon man (ever) any period of time in which he was a thing unremembered?
Çünkü biz yarattık o insanı bir takım katgılarla mezcedilmiş (emşac) bir nutfeden, evire çevire mübtelâ kılmak üzerede onu bir semî' basîr yaptık
En effet, Nous avons créé l'homme d'une goutte de sperme mélangé [aux composantes diverses] pour le mettre à l'épreuve. [C'est pourquoi] Nous l'avons fait entendant et voyant.
Lo! We create man from a drop of thickened fluid to test him; so We make him hearing, knowing.
Her halde biz ona yolu gösterdik, ister şâkir olsun ister nankör kâfir
Nous l'avons guidé dans le chemin, - qu'il soit reconnaissant ou ingrat -
Lo! We have shown him the way, whether he be grateful or disbelieving.
Çünkü biz, kâfirler için, zincirler, tomruklar, bir de Seıyr hazırladık
Nous avons préparé pour les infidèles des chaînes, des carcans et une fournaise ardente.
Lo! We have prepared for disbelievers manacles and carcans and a raging fire.
Haberiniz olsun ebrar (hayır sabihi iyi insanlar) öyle dolgun bir kadehten içeceklerdir ki mizacı olmuştur kâfur
Les vertueux boiront d'une coupe dont le mélange sera de camphre,
Lo! the righteous shall drink of a cup whereof the mixture is of water of Kafur,
Bir çeşme, ondan Allahın kulları içer, güzel, yollar açarak akıtırlar onu akıtırlar
d'une source de laquelle boiront les serviteurs d'Allah et ils la feront jaillir en abondance.
A spring wherefrom the slaves of Allah drink, making it gush forth abundantly,
Adaklarını yerine getirirler ve şerri salgın olan bir günden korkarlar
Ils accomplissent leurs voux et ils redoutent un jour dont le mal s'étendra partout.
Because they perform the vow and fear a day whereof the evil is wide spreading,
Miskîne, yetîme, esire seve seve yemek yedirirler
et offrent la nourriture, malgré son amour, au pauvre, à l'orphelin et au prisonnier,
And feed with food the needy wretch, the orphan and the prisoner, for love of Him,
Size ancak «livechillâh» it'am ediyoruz, sizden ne bir karşılık isteriz ne de bir teşekkür
(disant): «C'est pour le visage d'Allah que nous vous nourrissons: nous ne voulons de vous ni récompense ni gratitude.
(Saying): We feed you, for the sake of Allah only. We wish for no reward nor thanks from you;
Çünkü biz rabbımızdan korkarız, bir suratsız kara günden (derler)
Nous redoutons, de notre Seigneur, un jour terrible et catastrophique».
Lo! we fear from our Lord a day of frowning and of fate.
Allah da onları o günün şerrinden korur ve kendilerini bir parlaklıkla bir sürûre indirir
Allah les protègera donc du mal de ce jour-là, et leur fera rencontrer la splendeur et la joie,
Therefor Allah hath warded from them the evil of that day, and hath made them find brightness and joy;
Ve sabırlarına mukabil onlara bir Cennet ve bir harîr verir
et les rétribuera pour ce qu'ils auront enduré, en leur donnant le Paradis et des [vêtements] de soie,
And hath awarded them for all that they endured, a Garden and silk attire;
Orada erîkeler üzerine dayanmışlardır ne Güneş görürler onlarda ne de zemherîr
ils y seront accoudés sur des divans, n'y voyant ni soleil ni froid glacial.
Reclining therein upon couches, they will find there neither (heat of) a sun nor bitter cold.
Üzerlerine o Cennet gölgeleri sarkmış ve devşirimleri mebzûl mebzûl önlerine konmuştur
Ses ombrages les couvriront de près, et ses fruits inclinés bien bas [à portée de leurs mains].
The shade thereof is close upon them and the clustered fruits thereof bow down.
Hem dolaşılır üzerlerine gümüşten kaplar ve küplerle ki billûrlar
Et l'on fera circuler parmi eux des récipients d'argent et des coupes cristallines,
Goblets of silver are brought round for them, and beakers (as) of glass
Gümüşten billûrlar, onları türlü türlü biçime koymuşlardır
en cristal d'argent, dont le contenu a été savamment dosé.
(Bright as) glass but (made) of silver, which they (themselves) have measured to the measure (of their deeds).
Ve orada bir kadeh sunulur ki katgısı olmuştur zencefil
Et là, ils seront abreuvés d'une coupe dont le mélange sera de gingembre,
There are they watered with a cup whereof the mixture is of Zanjabil,
Bir çeşme ki denir selsebîl
puisé là-dedans à une source qui s'appelle Salsabîl.
The water of a spring therein, named Salsabil.
Ve dolanır etraflarına muhalled evlâdlar, görünce onları sanırsın saçılmış inciler
Et parmi eux, circuleront des garçons éternellement jeunes. Quand tu les verras, tu les prendras pour des perles éparpillées.
There serve them youths of everlasting youth, whom, when thou seest, thou wouldst take for scattered pearls.
Ve gördüğün zaman orada bir na'îm ve pek büyük bir mülk görürsün
Et quand tu regarderas là-bas, tu verras un délice et un vaste royaume.
When thou seest, thou wilt see there bliss and high estate.
Üstlerinde bir sündüs esvab yem yeşil ve kalın istebrak, gümüşten bileziklerle süslenmişler, rabları onlara bir şarabı tahûr sonmaktadır
Ils porteront des vêtements verts de satin et de brocart. Et ils seront parés de bracelets d'argent. Et leur Seigneur les abreuvera d'une boisson très pure.
Their raiment will be fine green silk and gold embroidery. Bracelets of silver will they wear. Their Lord will slake their thirst with a pure drink.
Şöyle diye ki işte bu sizin bir mükâfatınızdı, sa'yiniz meşkûr oldu
Cela sera pour vous une récompense, et votre effort sera reconnu.
(And it will be said unto them): Lo! this is a reward for you. Your endeavour (upon earth) hath found acceptance.
Filhakika biz indirdik biz sana Kur'anı ceste ceste
En vérité c'est Nous qui avons fait descendre sur toi le Coran graduellement.
Lo! We, even We, have revealed unto thee the Qur’an, a revelation;
O halde sabret rabbının hukmünü vermesi için de itaat etme onlardan bir âsime veya nanköre
Endure donc ce que ton Seigneur a décrété, et n'obéis ni au pécheur, parmi eux, ni au grand mécréant.
So submit patiently to thy Lord's command, and obey not of them any guilty one or disbeliever.
Ve rabbının ismini an hem irken hem ikindiyin
Et invoque le nom de ton Seigneur, matin et après-midi;
Remember the name of thy Lord at morn and evening.
giceden de ona secde et ve tesbih et ona uzun gece
et prosterne-toi devant Lui une partie de la nuit; et glorifie-Le de longues [heures] pendant la nuit.
And worship Him (a portion) of the night. And glorify Him through the livelong night.
Çünkü onlar pîşini severler ve önlerindeki ağır bir günü bırakırlar
Ces gens-là aiment [la vie] éphémère (la vie sur terre) et laissent derrière eux un jour bien lourd [le Jour du Jugement].
Lo! these love fleeting life, and put behind them (the remembrance of) a grievous day.
Biz yarattık onları ve kundaklarını biz bağlâdık, dilediğimiz vekıt de kılıklarını tebdil ederiz.
C'est Nous qui les avons créés et avons fortifié leur constitution. Quand Nous voulons, cependant, Nous les remplaçons [facilement] par leurs semblables.
We, even We, created them, and strengthened thee frame. And when We will, We can replace them, bringing others like them in their stead.
İşte bu bir tezkiredir, dileyen rabbına bir yol tutar
Ceci est un rappel. Que celui qui veut prenne donc le chemin vers son Seigneur!
Lo! this is an Admonishment, that whosoever will may choose a way unto his Lord.
Maamafih Allah dilemeyince dilemezsiniz, çünkü yegâne alîm, hakîm Allahdır
Cependant, vous ne saurez vouloir, à moins qu'Allah veuille. Et Allah est Omniscient et Sage.
Yet ye will not, unless Allah willeth. Lo! Allah is Knower, Wise.
O dilediğini rahmeti içine kor, zalimlere ise elîm bir azâb hazırlamıştır
Il fait entrer qui Il veut dans Sa miséricorde. Et quant aux injustes, Il leur a préparé un châtiment douloureux.
He maketh whom He will to enter His mercy, and for evil doers hath prepared a painful doom.
İnsan Suresi/NAKİLLER - İnsan Tefsiri/Hak Dini Kur'an Dili
Yenişehir..

Şablon:Sadeleştirilmiş ET


Sure Formülleri