FANDOM


Şefaat

Şefaat Şefaat etmek. Af için vesile olmak.

Fık: Âhiret günü bir kısım günahkâr mü'minlerin affedilmeleri ve itaatli mü'minlerin de yüksek mertebelere ermeleri için Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm ve sâir büyük zâtların Allah Teâlâ'dan (C.C.) niyaz ve istirhamda bulunmalarıdır.

ŞEFAAT Şefaat etmek. Af için vesile olmak.

  • Fık: Âhiret günü bir kısım günahkâr mü'minlerin affedilmeleri ve itaatli mü'minlerin de yüksek mertebelere ermeleri için Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm ve sâir büyük zâtların Allah Teâlâ'dan (C.C.) niyaz ve istirhamda bulunmalarıdır.

ŞEFAAT-I UZMÂ (Bak: Makam-ı Mahmud)

ŞEFAAT

Sözlükte "bir başkasını desteklemek üzere ona katılmak, yardımcı olmak ve aracılık yapmak" gibi manalara gelen şefaat, ıstılahta, ahirette günahkâr müminlerin affedilmesi, günahı olmayanların daha yüksek derecelere erişmeleri için peygamberlerin, Allah'a yalvarmaları, dua etmeleri ve günahlarının bağışlanmasını istemeleri demektir. Allah'ın izni olmadan bir kimsenin şefaat etmesi veya Allah'ın razı olmadığı birine şefaatte bulunması mümkün değildir. "Hiçbir şefaatçı yoktur ki, O'nun izni olmadan şefaat edebilsin." (Yûnus, 10/3), "Bunlar Allah'ın rızasına ermiş olandan başkasına şefaat edemezler." (Enbiya, 21/28). Kâfir ve münafıklar için şefaat söz konusu değildir. "Onlara (kâfirlere) şefaatçıların şefaati fayda vermez." (Müddessir, 74/48; En'âm, 6/51) Hz. Peygamber bir hadislerinde ümmetinin günahkârlarına şefaat edeceğini haber vermiştir (Tirmizî, Kıyamet 11; İbni Mace, Zühd, 37).

Hz. Peygamberin bir de genel ve kapsamlı bir şefaatı olacaktır. Mahşerde bütün insanlar heyecan ve ızdırap içinde bulundukları bir sırada bunların hesaplarının bir an önce görülmesi için Hz. Peygamber şefaat dileyecektir. Buna "şefaat-i uzma" (büyük şefaat) adı verilir. Hz. Peygamberin bu anlamdaki şefaat yetkisi Kur'ân'da "Makam-ı Mahmud" (övülen makam) adıyla anılır. (F.K.)

Şefaat Kelimesinin Anlam Sahası Şefaat Kelimesinin Anlam Sahası ‘Şefaat’ın aslı ‘şef’ı’ kelimesidir. Bunun anlamı da bir şeyi benzeri olan şeye eklemek, yan yana getirmektir. Bunun zıddı ‘vetr’ dir ki, bir şeyin tek olmasını ifade eder. Bu anlamda Allah (cc) ‘vetr’, O’nun yarattığı mahluklar ise ‘şef’ı’dir (çifttirler.) Rabbimiz “Şef’a ve vetr’a yemin olsun’ diyerek bu iki gerçeğe işaret etmektedir (Fecr, 3). Kimilerine göre ‘şef’ı’ yaratılmış şeylerdir. Çünkü onlar bir çok açıdan birbirine benzer olarak yaratılmışlardır. Kimilerine göre bunlar namazdır. Çünkü namazın bir kısmı tek rek’atli, bir kısmı çift rek’atlıdır. Kimilerine göre ‘şef’ı’ yaratılmışların birbirine karşıt düşen özellikleridir. Kuvvetli ve zayıf, görme ve körlük, konuşma ve dilsizlik, ilim ve cahillik vb. gibi. ‘Vetr’ ise Allah’a ait sıfatlardır ki onların bir dengi veya benzeri yoktur. Bu iki kelime hakkında başka görüşler de vardır. Doğrusunu ancak Allah (cc) bilir, deyip bu kadarla yetinelim.

Şefaatin Mahiyeti Şefaatin Mahiyeti Allah’ın şefaat için kimlere izin verdiği veya vereceği konusunda kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Çünkü bu Rabbimizin bileceği bir konudur. Şu kadar var ki, şefaatı yardım etmek, zarardan kurtulması için dua etmek, iyi bir şeye öncülük manasıyla alırsak, mü’minlerin ve salih insanların diğer kimseler hakkındaki dualarını, şehidlerin ve çocukların yakınlarına dua etmelerini, peygamberlerin ümmetleri için yalvarmalarını bu şefaat kapsamı içerisinde düşünebiliriz. Şefaatı, bir kimseyi azaptan kurtarmak için Allah’a aracı olmak şeklinde düşünürsek; bu, olmayacak bir şeydir. Hiç kimsenin bir başkasını azaptan kurtarmaya yetkisi olmadığı gibi gücü de yoktur. Birçok hadiste geçtiği gibi Peygamberimiz (sav) ümmeti için şefaat etmeye izinlidir. O, mü’minlerin günahlarının bağışlanması için Allah’a dua etmiştir ve Ahirette yine dua edecektir. (Müslim, Cenaiz/102-103, Hadis no: 974, 2/669) “Her peygamberin kabul edilen bir duası vardır. Diğer peygamberler o duayı yapmakta acele ettiler. Ben ise bu duamı Kıyamet gününde ümmetime şefaat için sakladım. Ona, ümmetimden şirk koşmayanlar kavuşacaklardır.” (Buharí, Da’avât 1, 8/82; Müslim, Iman 334-342, Hadis no: 198-199, 1/188; Ibn Mace, Sünnet 37, Hadis no: 4307, 2/1440; Tirmizí, Da’avât 141; Kütüb-i Sitte 14/403) “Şefaatım, ümmetimden büyük günah işleyenler içindir.” (Ebu Davud, Sünnet Hadis no: 4739, 4/236; Ibni Mace, Zühd 37, Hadis no: 4310, 2/1441; Tirmizí, Kıyame 11, Hadis no: 2435, 4/625) Bunlara benzer bir çok hadiste Peygamberimizin şefaat izni olduğunu görmekteyiz. Bu şefaat elbette onu hak edenler içindir. İnkâr edenler için şefaat kapısı kapalıdır. Bütün peygamberler, kendilerine inanan mü’minlere şefaat hakkına sahiptirler. Allah’a şirk koşanlar bu şefaatten yararlanamazlar. Onlar, dünyada iken kendilerine gelen elçileri ve onların haber verdiği ahireti kabul etmiyorlardı. O elçiler alaya alıyorlardı ve Rablerine isyan ediyorlardı, ya da Allah’tan başka ilâhlar ediniyorlardı. Bu nedenle onların orada bir yardımcıları ve bir şefaat edicileri yoktur. Onları azaptan kurtaracak, ya da cezalarını hafifletecek bir velileri de olmayacaktır. Peygamberimizin şefaatı mü’minlerin bağışlanması, makamlarının daha da yükseltilmesi için bir dua ve yakarış olarak gerçekleşecektir. Şüphesiz ki Allah’ın affetmeyeceği bir kimse için Peygamber af ve bağışlanma dilemez.

Edit

Edit

Ico libri Anlamlar

[1] af için aracılık etme.
[2] (din) Peygamber ve diğer değerli kişilerin ahiret günü günahkar müminlerin af edilmeleri için merhamet dilemeleri

Write Yazılışlar

شفاعت

Nuvola apps bookcase Köken

Nuvola apps bookcase Köken
Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.