FANDOM


Şuara Suresi/176-191-Şuara Suresi/Elmalı/176-191 Şuara Suresi/192-227 Neml Suresi/1-14-Neml Suresi /Elmalı/1-14
Ayet No
Ayet Metni
Elmalı Meali (Orijinali)
İngilizce Meali (M. Pickthall )
Ve hakıkat bu (kur'an) rabbül'âlemînin şübhesiz bir tenkizilidir
Ve muhakkak ki bu (Kur'ân) âlemlerin Rabbinin indirmesidir.
. And lo! it is a revelation of the Lord of the Worlds,
Onu Ruhı emîn indirdi
(Resulüm!) Onu Rûhu'l-emin (Cebrail) indirdi;
. Which the True Spirit hath brought down
Senin kalbin üzerine ki o münzirlerden olasın
Uyarıcılardan olasın diye senin kalbin üzerine;
. Upon thy heart, that thou mayest be (one) of the warners,
Açık parlak bir Arabi lisan ile
Açık parlak bir Arapça lisan ile.
. In plain Arabic speech.
Hem o şübhesiz evvelkilerin kitablarında da var
O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardı.
. And lo, it is in the Scriptures of the men of old.
Onu Beni İsrail ulemasının bilmesi de onlara bir âyet (bir delil) değil mi
İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir âyet (delil) değil midir?
. Is it not a token for them that the doctors of the Children of Israel know it?
Eğer onu Arabca bilmiyenlerin birine indirseydik de
Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.
. And if We had revealed it unto one of any other nation than the Arabs,
o kendilerine kıraet etse idi yine iyman etmiyeceklerdi
Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.
. And he had read it unto them, they would not have believed in it.
Biz onu mücrimlerin kalblerine öyle sokmuşuzdur.
Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
. Thus do We make it traverse the hearts of the guilty.
İyman etmezler ana tâ o elim azâbı görecekleri deme kadar
Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
. They will not believe in it till they behold the painful doom,
Ki geliversin de kendilerine ansızın, hiç farkında değillerken
İşte bu (azab) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir.
. So that it will come upon them suddenly, when they perceive not.
Desinler ki acaba bize bir müsaade edilir mi?
O zaman "Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba?...diyeceklerdir.
. Then they will say: Are we to be reprieved?
Ya şimdi azâbımızı iviyorlar mı?
(Oysa dünyada iken) Onlar bizim azabımızı çarçabuk istiyorlardı.
. Would they (now) hasten on Our doom?
Gördün a artık onlara senelerce zevk ettirsek
Gördün ya artık onlara senelerce zevk ettirsek,
. Hast thou then seen, We content them for (long) years,
Sonra kendilerine edilen vaid gelip çatarsa
Sonra kendilerine vaad edilen (azab) gelip çatarsa,
. And then cometh that which they were promised,
O yaşatıldıkları zevkın kendilerine hiç faidesi olmıyacaktır
O yaşadıkları zevkin kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır.
. (How) that wherewith they were contented naught availeth them?
Maamafih biz hangi memleketi helâk ettikse her halde onu inzar edenler olmuştur
Bununla birlikte, biz hangi memleketi helak ettikse muhakkak onu uyarıcı (peygamberleri) olmuştur.
. And We destroyed no township but it had its warners
İhtar edilmiştir, ve biz zulmetmiş değilizdir
(Onlar) ihtar edilmiştir ve biz zulmetmiş değiliz.
. For reminder, for We never were oppressors.
Ve bunu Şeytanlar indirmedi
Onu (Kur'ân'ı) şeytanlar indirmedi.
. The devils did not bring it down.
Bu onlara hem yaraşmaz hem güçleri yetmez?
Bu onlara hem yaraşmaz hem güçleri yetmez.
. It is not meet for them, nor is it in their power,
Onlar işitmekten sureti kat'ıyyede azledilmişlerdir
Şüphesiz onlar vahyi işitmekten uzak tutulmuşlardır.
. Lo! verily they are banished from the hearing.
Binaenaleyh sakın Allah ile beraber diğer bir ilâha çağırma ki o ta'zib edileceklerden olmıyasın
O halde sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip yalvarma, yoksa azaba uğratılanlardan olursun.
. Therefor invoke not with Allah another god, lest thou be one of the doomed.
Hem en yakın hısımlarını inzar et
(Önce) en yakın hısımlarını uyar.
. And warn thy tribe of near kindred,
Ve sana ittiba' eden mü'minlere kanadını indir
Ve sana uyan müminlere kanadını indir.
. And lower thy wing (in kindness) unto those believers who follow thee.
Bunun üzerine sana ısyan ederlerse ben sizin amellerinizden beriim de
Şayet sana karşı gelirlerse, de ki: "Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak uzağım."
. And if they (thy kinsfolk) disobey thee, say: Lo! I am innocent of what they do.
Ve o, azîz rahime mütevekkil ol
Sen O, mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan.
. And put thy trust in the Mighty, the Merciful.
O ki görüyor kıyam ettiğin vakıt seni
O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor.
. Who seeth thee when thou standest up (to pray)
Ve secdekârlar içinde dolaşmanı
Ve secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor.)
. And (seeth) thine abasement among those who fall prostrate (in worship).
Çünkü o öyle semi öyle alîmdir
Çünkü her şeyi işiten, her şeyi bilen O'dur.
. Lo! He, only He, is the Hearer, the Knower.
Haber vereyim mi size Şeytanlar kimin üzerine inerler?
Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi?
. Shall I inform you upon whom the devils descend?
Vebal yüklenici her bir sahtekâr üzerine inerler
Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üzerine inerler.
. They descend on every sinful, false one.
Onlar kulak verirler ve ekseri yalan söylerler
Onlar, (şeytanlara) kulak verirler ve onların çoğu yalancıdır.
. They listen eagerly, but most of them are liars.
Şairler, bunların arkasına da çapkınlar, sapkınlar düşer
Şairler(e gelince), onlara da sapıklar uyar.
. As for poets, the erring follow them.
Görmez misin bunlar her vâdide hayran olurlar
Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi?
. Hast thou not seen how they stray in every valley,
hem de onlar yapmıyacakları şeyleri söylerler
Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi?
. And how they say that which they do not?
[[. إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَذَكَرُوا اللَّهَ كَثِيرًا وَانْتَصَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا ۗ وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ]]
Ancak iyman edip iyi ameller işliyenler ve Allahı çok zikredenler ve kendilerine zulmedildikten sonra öclerini alanlar müstesna, yarın bilecek o zulmedenler hangi ınkılâba münkalib olacaklar
Ancak iman edip iyi ameller işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar müstesna; haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.
. Save those who believe and do good works, and remember Allah much, and vindicate themselves after they have been wronged. Those who do wrong will come to know by what a (great) reverse they will be overturned!
Yenişehir..

Şablon:Sadeleştirilmiş ET


Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.