FANDOM


Kuran-ı Kerim » 10 / Yunus - 24
Sonraki Ayet : 25
Ayetin Tefsiri :

إِنَّمَا مَثَلُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا كَمَاء أَنزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَاء فَاخْتَلَطَ بِهِ نَبَاتُ الأَرْضِ مِمَّا يَأْكُلُ النَّاسُ وَالأَنْعَامُ حَتَّىَ إِذَا أَخَذَتِ الأَرْضُ زُخْرُفَهَا وَازَّيَّنَتْ وَظَنَّ أَهْلُهَا أَنَّهُمْ قَادِرُونَ عَلَيْهَآ أَتَاهَا أَمْرُنَا لَيْلاً أَوْ نَهَارًا فَجَعَلْنَاهَا حَصِيدًا كَأَن لَّمْ تَغْنَ بِالأَمْسِ كَذَلِكَ نُفَصِّلُ الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

İnnemâ meselul hayâtid dunyâ ke mâin enzelnâhu mines semâi fahteleta bihî nebâtul ardı mimmâ ye'kulun nâsu vel en'âm(en'âmu), hattâ izâ ehazetil ardu zuhrufehâ vezzeyyenet ve zanne ehluhâ ennehum kâdirûne aleyhâ etâhâ emrunâ leylen ev nehâren fe cealnâhâ hasîden ke en lem tagne bil ems(emsi), kezâlike nufassilul âyâti li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne).

 

1. innemâ : sadece, yalnız, ancak
2. meselu el hayâti ed dunyâ : dünya hayatının meselesi (örneği, durumu)
3. ke mâin : su gibidir
4. enzel-nâ-hu : onu biz indirdik
5. min es semâi : gökten, semadan
6. fahteleta (fe ihteleta) : o zaman karışır
7. bi-hî : onunla
8. nebâtu el ardi : yeryüzünün bitkisi
9. mimmâ (min mâ) : şey(ler)den
10. ye'kulu en nâsu : insanlar yerler
11. ve el en'âmu : ve hayvanlar
12. hattâ izâ : hatta olunca, olduğu zaman
13. ehazet el ardu : yeryüzü aldı
14. zuhrufe-hâ : onun güzelliği, onun güzelleşmesi (son derece güzel ve parlak olması)
15. vezzeyyenet : ve süslendi, güzelleşti
16. ve zanne : ve zannederler
17. ehlu-hâ : onun sahibi
18. enne-hum : onlar ..... olduklarını
19. kâdirûne : kadir olan kimseler
20. aleyhâ : ona
21. etâ-hâ : ona geldi
22. emru-nâ : emrimiz
23. leylen : gece
24. ev nehâren : veya gündüz
25. fe ceal-nâ-hâ : böylece onu kıldık (yaptık)
26. hasîden : hasat ederek, kökünden kopararak
27. ke en : gibi olur (oldu)
28. lem tagne : olmamış (zenginleşmemiş)
29. bi el emsi : dün
30. kezâlike : onun gibi, işte böylece
31. nufassilu el âyâti : âyetleri ayrı ayrı açıklıyoruz
32. li kavmin : bir kavim için
33. yetefekkerûne : tefekkür ediyorlar

İmam İskender Ali Mihr

: Dünya hayatının durumu (örneği) sadece semadan indirdiğimiz, böylece

yeryüzünde, insanların ve hayvanların yediği, arzın bitkileri ile karışan su gibidir. Hatta yeryüzü onun güzelliğini alıp güzelleştiği zaman onun sahibi, ona, kendilerinin kaadir (muktedir) olduğunu zannetti. Ona emrimiz gece veya gündüz geldi ve böylece onu hasat ettik (kökünden kopardık). Sanki dün hiç olmamış (zenginleşmemiş) gibi oldu. İşte böylece âyetleri tefekkür eden bir kavim için ayrı ayrı

açıklıyoruz.
Diyanet İşleri : Dünya hayatının hâli, ancak gökten indirdiğimiz bir yağmurun hâli

gibidir ki, insanların ve hayvanların yedikleri yeryüzü bitkileri onunla yetişip birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü (o bitkilerle) bütün zinet ve güzelliklerini alıp süslendiği ve sahipleri de onun üzerine (her türlü tasarrufa) kadir olduklarını sandıkları bir sırada, geceleyin veya güpegündüz ansızın ona emrimiz (afetimiz) geliverir de, bunları, sanki dün yerinde hiç yokmuş gibi, kökünden yolunmuş bir hâle getiririz.

İşte düşünen bir toplum için, âyetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz.
Abdulbaki Gölpınarlı : Dünyâ yaşayışı, gökten yağdırdığımız yağmura benzer ancak;

insanların ve hayvanların yiyecekleri nebatların bünyelerine girer, karışır onlara, yeşertir, yetiştirir onları ve sonucu, yeryüzü güzelleşip bezenince ve tarlaların, bağların sâhipleri, kendilerini, onlardan faydalanmaya güçleri yeter sanınca bir gece, yahut gündüz, apansızın emrimiz gelip çatar, her şeyi öylesine kökünden kesip biçer, kurutup gider ki sanki dün, hiçbiri yokmuş. İşte biz, düşünce sâhibi

olan topluluğa delillerimizi böyle açıklar, böyle bildiririz.
Adem Uğur : Dünya hayatının durumu, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki,

insanların ve hayvanların yiyeceklerinden olan yeryüzü bitkileri o su sayesinde gürleşip birbirine girer. Nihayet yeryüzü zinetini takınıp, (rengârenk) süslendiği ve sahipleri de onun üzerinde kudret sahibi olduklarını sandıkları bir sırada, bir gece veya gündüz ona emrimiz (âfetimiz) gelir de onu sanki dün yerinde yokmuş gibi kökünden koparılarak biçilmiş bir hale getiririz. İşte iyi düşünecek kavimler

için âyetlerimizi böyle açıklıyoruz.
Ali Bulaç : Dünya hayatının örneği, ancak gökten indirdiğimiz, onunla insanların

ve hayvanların yediği yeryüzünün bitkisi karışmış olan bir su gibidir. Öyle ki yer, güzelliğini takınıp süslendiği ve ahalisi gerçekten ona güç yetirdiklerini sanmışlarken (işte tam bu sırada) gece veya gündüz ona emrimiz gelmiştir de, dün sanki hiç bir zenginliği yokmuş gibi, onu kökünden biçilip atılmış bir durumda kılmışız. Düşünen bir topluluk için

biz ayetleri böyle birer birer açıklarız.
Ali Fikri Yavuz : Menfaat ve aldatma bakımından bu dünya hayatının hali, gökten

indirdiğimiz bir yağmura benzer. Öyle ki, bu yağmurla, gerek insanların, gerekse hayvanların yiyeceği ürün ve bitkiler yetişip birbirine karışmıştır. Nihayet arz bütün güzelliğini takınıp süslendiği ve sahipleri de bu mahsulü toplamaya ve ondan faydalanmaya kendilerini kadir zannettikleri bir sırada, geceleyin ve gündüzün ona emrimiz (âfatımız) gelivermiştir. Sanki dün yerinde bir şey yokmuş gibi, onu kökünden biçmiş yok etmiştir. İşte düşünecek bir kavim için âyetleri

böyle açıklarız.
Bekir Sadak : Dunya hayati gokten indirdigimiz su gibidir ki, onunla insan ve

hayvanlarin yiyecegi bitkiler yetisip birbirine karismistir. Yeryuzunun suslenip bezendigi ve yerin sahiplerinin butun bunlara malik olduklarini sandiklari sirada, gece veya gunduz buyrugumuz o yere gelmis ve orayÙ hicbir sey bitirmemise cevirmisiz; bir gun once birsey yokmus gibi

olmustur. Dusunen millet icin ayetleri boylece uzun acÙklÙyoruz.
Celal Yıldırım : Dünya hayatının misâli, ancak gökten indirdiğimiz suya benzer; insan

ve hayvanların yediği yeryüzündeki bitkiler onunla birbirine karışır, tâ ki yeryüzü bütün zînetini takınıp süslendiği, yeryüzü ehli de kendilerini onun üzerinde kudretli sandıkları bir sırada geceleyin ya da gündüzleyin o yere emrimiz gelir de sanki bir gün önce hiçbir şenlik yokmuş gibi onu biçik ve sökük hale getirir. İşte düşünebilecek bir

millete âyetleri böylece bir bir açıklarız.
Diyanet İşleri (eski) : Dünya hayatı gökten indirdiğimiz su gibidir ki, onunla insan ve

hayvanların yiyeceği bitkiler yetişip birbirine karışmıştır. Yeryüzünün süslenip bezendiği ve yerin sahiplerinin bütün bunlara malik olduklarını sandıkları sırada, gece veya gündüz buyruğumuz o yere gelmiş ve orayı hiçbir şey bitirmemişe çevirmişiz; bir gün önce birşey yokmuş gibi

olmuştur. Düşünen millet için ayetleri böylece uzun açıklıyoruz.
Diyanet Vakfi : Dünya hayatının durumu, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki,

insanların ve hayvanların yiyeceklerinden olan yeryüzü bitkileri o su sayesinde gürleşip birbirine girer. Nihayet yeryüzü zinetini takınıp, (rengârenk) süslendiği ve sahipleri de onun üzerinde kudret sahibi olduklarını sandıkları bir sırada, bir gece veya gündüz ona emrimiz (âfetimiz) gelir de onu sanki dün yerinde yokmuş gibi kökünden koparılarak biçilmiş bir hale getiririz. İşte iyi düşünecek kavimler için âyetlerimizi böyle

açıklıyoruz.
Edip Yüksel : Dünya hayatı, tıpkı şu örnek gibidir; gökten indirdiğimiz su

insanların ve hayvanların yediği bitkilerin yapısına karışır. Bu durum, yeryüzünün süslenip bezendiği ve halkının da artık doğaya egemen olduklarını sandıkları ana kadar sürer. Nihayet geceleyin veya gündüzün ona emrimiz gelir. Sanki bir önceki gün hiç bir şeye sahip değilmiş gibi onu kökünden biçilmiş bir duruma sokarız. Düşünen bir toplum için

ayetleri böyle açıklarız.
Elmalılı Hamdi Yazır : O Dünya hayatın meseli sırf şunun gibidir: bir su, biz onu Semâdan

indirmişiz derken onunla Yer yüzünün otu: insan ve davar yiyeceğinden birbirine girmiştir, Nihayet Arz, bütün zinetini takınıb süslendiği, ehli de onun üzerine kendilerini kadir zannettikleri bir sırada geceleyin veya gündüzün ona emrimiz gelivermiş bir lâhzada ona öyle bir tırpan atıvermiştir ki sanki dün hiç bir şenlik yokmuş, işte düşünecek

bir kavm için âyetleri böyle tavsıl ediyoruz
Elmalılı (sadeleştirilmiş) : O dünya hayatının misali, ancak gökten indirdiğimiz bir su gibidir

ki, onunla yeryüzündeki otlar, insan ve hayvanların yediği bitkiler birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü zinetini takınıp süslendiği ve sahipleri de onun üzerinde kendilerini güçlü sandığı bir sırada geceleyin veya gündüzün ona emrimiz gelivermiş, bir anda ona öyle bir tırpan atıvermişizdir ki, sanki dün orada hiçbir şenlik yokmuş gibi oluverir. İşte düşünebilecek bir kavim için ayetlerimizi böyle

açıklıyoruz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2) : Dünya hayatının misali şöyledir: Gökten indirdiğimiz su ile,

insanların ve hayvanların yediği bitkiler birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü süslerini takınıp süslendiği ve sahipleri kendilerini ona gücü yeter sandıkları bir sırada, geceleyin veya gündüzün, ona emrimiz gelivermiştir, ansızın ona öyle bir tırpan atıvermişiz de sanki bir gün önce orada hiçbir şenlik yokmuş gibi oluvermiştir. Düşünen bir kavim

için âyetlerimizi işte böyle açıklarız.
Fizilal-il Kuran : Dünya hayatı gökten indirdiğimiz su gibidir. Onunla, insan ve

hayvanların yiyerek beslendikleri nebatlar bol bol yetişir; yeryüzü renk renk, çeşit çeşit mahsullerle süslenir ve yerin sahipleri bütün bunlara malik olduklarını sandıkları sırada, geceleyin veya gündüzün emrimiz geliverir de, orayı hiçbir şey bitirmemişe çeviririz. İşte Biz böylece

ayetlerimizi, düşünen insanlar için, apaçık beyan ederiz.
Gültekin Onan : Dünya hayatının örneği, ancak gökten indirdiğimiz, onunla insanların

ve hayvanların yediği yeryüzünün bitkisi karışmış olan bir su gibidir. Öyle ki, yer güzelliğini takınıp süslendiği ve ahalisi (ehli) gerçekten ona güç yetirdiklerini sanmışlarken (işte tam bu sırada) gece veya gündüz ona buyruğumuz gelmiştir de, dün sanki hiç bir zenginliği yokmuş gibi, onu kökünden biçilip atılmış bir durumda kılmışız. Düşünen (yetefekkerun) bir kavim için biz ayetleri böyle 'birer birer açıklarız'

/ ayrıntılandırırız.
Hasan Basri Çantay : Dünyâ yaşayışının haali gökden indirdiğimiz bir su gibidir ki onunla

yer yüzünün — gerek insanların, gerek davarların yiyeceği — nebat (lar) ı (ağ gibi birbirine örülüb) karışmışdır. Tam yer, zînet ve ihtişamını takınıb süslendiği, saahibleri de ona (biçmiye, yemişlerini, mahsullerini toplamıya) herhalde kaadir olduklarını sandıkları bir sırada geceleyin veya gündüzün ona emrimiz (don gibi, kasırga gibi, sel gibi bir âfetimiz) gelivermişdir ki sanki dün de yerinde yokmuş gibi onu ta kökünden koparılıb biçilmiş bir haale getirmişizdir. İşte biz iyi

düşünecek bir kavm için âyetleri böyle açıklarız.
İbni Kesir : Dünya hayatının misali; sadece gökten indirdiğimiz su gibidir.

Onunla, insan ve hayvanların yiyerek beslendikleri bitkiler bol bol yetişir; yeryüzü renk renk, çeşit çeşit masullerle süslenir. Ve yerin sahibleri bütün bunlara kadir olduklarını sandıkları sırada; geceleyin veya gündüzün emrimiz geliverirde orayı hiç birşey bitirmemişe çeviririz. Daha dün birşey yokmuş gibi olur. İşte Biz, ayetlerimizi

düşünen insanlar için böylece açıklarız.
Muhammed Esed : Bu dünyadaki hayatın örnekçesi gökten indirdiğimiz yağmurunki

gibidir ki onu, insanların ve hayvanların beslendiği yeryüzü bitkileri emer, ta ki yeryüzü gözalıcı görkemine kavuşup süslenip bezendiği ve sakinleri onun üzerinde bütünüyle egemen olduklarına inandıkları zaman, bir gece vakti yahut güpegündüz (kıskıvrak yakalayan) hükmümüz iner ona; ve böylece onu kökünden biçilmişe çeviririz, sanki dün de yokmuş gibi! Düşünen insanlar için işte Biz böyle açık açık ve ayrıntılı olarak dile

getiriyoruz ayetlerimizi!
Ömer Nasuhi Bilmen : Şüphe yok ki, dünya hayatının meseli, bir su gibidir ki, onu Biz

gökten indirdik. Derken onunla insanların ve davarların yiyecekleri şeylerden olan yeryüzünün otları birbirine karışmış oldu. Vaktâ ki, yeryüzü ziynetini aldı ve bezendi ve onun ahalisi onun üzerine kâdir olduklarını sandılar, hemen ona emrimiz geceleyin veya gündüzün geliverdi, onu sanki bir gün evvel yokmuş gibi kökünden biçilmiş bir halde kıldık. İşte âyetleri, mütefekkirler olan bir kavme böyle

müfassalan beyan ederiz.
Şaban Piriş : Dünya hayatının örneği, gökten indirdiğimiz su gibidir. Onunla

insanların ve hayvanların yiyeceği bitkiler, ürün verir. Yeryüzü tüm güzellikleriyle süslenip bezenir. İnsanlar da ona güç yetirdiklerini sandıkları bir anda, geceleyin veya gündüzün emrimiz gelirde sanki dün hiçbir şey yokmuş gibi kırıp geçiririz. Düşünen bir topluma ayetleri

böyle açıklıyoruz.
Suat Yıldırım : Bu fani dünya hayatı bilir misiniz neye benzer?Tıpkı şuna benzer:

Gökten yağmur indiririz, derken o yağmur sebebiyle, insanların ve hayvanların yiyerek beslendikleri bitkiler bol bol yetişir, ağ gibi etrafı sarar. Yeryüzü renk renk, çeşit çeşit meyve ve mahsullerle süslenir, bahçe sahipleri de o ürünleri devşirmeye giriştikleri sırada, geceleyin veya gündüzün birden emir çıkarırız, bir afet gelir, söküp biçer. Sanki daha dün, o şen manzara, orada hiç olmamış gibi olur... İşte Biz düşünüp ibret alacak kimseler için âyetleri, delilleri böyle

ayrıntılı olarak açıklarız.
Süleyman Ateş : Şu yakın hayât, tıpkı gökten indirdiğimiz bir suya benzer:

İnsanların ve hayvanların yediği arz bitkisi o su ile karıştı: nihâyet yer zinetini takınıp süslendiği ve halkı da on(un ürününü devşirmeğ)e kâdir olduklarını zannettikleri sırada birden buyruğumuz ona gece veya gündüz geldi; sanki dün o hiç (bitkisiyle süslenip) şenlenmemiş gibi, onu biçilmiş yaptık (süsünü, zenginliğini biçtik, yok ettik). İşte biz,

düşünen bir toplum için âyetleri böyle geniş geniş açıklarız.
Tefhim-ul Kuran : Dünya hayatının örneği, ancak gökten indirdiğimiz, onunla insanların

ve hayvanların yediği yeryüzünün bitkisi karışmış olan bir su gibidir. Öyleki yer, güzelliğini takınıp süslendiği ve ahalisi de gerçekten ona güç yetirdiklerini sanmışlarken (işte tam bu sırada) gece veya gündüz ona emrimiz gelmiştir de, dün sanki hiç bir zenginliği yokmuş gibi, onu kökünden biçilip atılmış bir durumda kılmışız. Düşünen bir topluluk için

biz ayetleri böyle birer birer açıklarız.
Ümit Şimşek : Dünya hayatının misali, gökten indirdiğimiz bir suya benzer. O

suyla, insanların ve hayvanların yiyeceği yeryüzü bitkileri birbirine karışmış olarak biter. Nihayet yer onlarla ziynetini takınır, süslenir. Toprak sahipleri kendilerini onun üzerinde egemen sandıkları bir sırada ise, emrimiz gece veya gündüz geliverir de, o ekini, sanki bir gün önce hiç yokmuş gibi, kökünden biçiveririz. Düşünen bir topluluk için

âyetlerimizi işte böyle açıklıyoruz.
Yaşar Nuri Öztürk : Şu iğreti hayatın durumu gökten indirdiğimiz bir suya benzer:

İnsanların ve davarların yedikleri yeryüzü bitkisi onunla karışmıştır. Nihayet toprak, takılarını kuşanmış, süslenmiştir. Toprağın sahipleri onun üzerinde egemen olduklarını sanmaktadırlar. Tam bu sırada emrimiz ona gece veya gündüz ulaşmıştır. Ve onu, sanki dün yerinde yokmuş gibi biçip atmışızdır. Derin derin düşünen bir topluluk için ayetleri böyle

ayrıntılı olarak veriyoruz.
Yenişehir..

Şablon:Sadeleştirilmiş ET


Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.