FANDOM



بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

عَمَّ يَتَسَاءَلُونَ (1) عَنْ النَّبَإِ الْعَظِيمِ (2) الَّذِي هُمْ فِيهِ مُخْتَلِفُونَ (3) كَلَّا سَيَعْلَمُونَ (4) ثُمَّ كَلَّا سَيَعْلَمُونَ (5) أَلَمْ نَجْعَلْ الْأَرْضَ مِهَادًا (6) وَالْجِبَالَ أَوْتَادًا (7) وَخَلَقْنَاكُمْ أَزْوَاجًا (8) وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًا (9) وَجَعَلْنَا اللَّيْلَ لِبَاسًا (10) وَجَعَلْنَا النَّهَارَ مَعَاشًا (11) وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًا (12) وَجَعَلْنَا سِرَاجًا وَهَّاجًا (13) وَأَنزَلْنَا مِنْ الْمُعْصِرَاتِ مَاءً ثَجَّاجًا (14) لِنُخْرِجَ بِهِ حَبًّا وَنَبَاتًا (15) وَجَنَّاتٍ أَلْفَافًا (16) إِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ كَانَ مِيقَاتًا (17) يَوْمَ يُنفَخُ فِي الصُّورِ فَتَأْتُونَ أَفْوَاجًا (18) وَفُتِحَتْ السَّمَاءُ فَكَانَتْ أَبْوَابًا (19) وَسُيِّرَتْ الْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَابًا (20) إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَادًا (21) لِلْطَّاغِينَ مَآبًا (22) لَابِثِينَ فِيهَا أَحْقَابًا (23) لَا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرْدًا وَلَا شَرَابًا (24) إِلَّا حَمِيمًا وَغَسَّاقًا (25) جَزَاءً وِفَاقًا (26) إِنَّهُمْ كَانُوا لَا يَرْجُونَ حِسَابًا (27) وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا كِذَّابًا (28) وَكُلَّ شَيْءٍ أَحْصَيْنَاهُ كِتَابًا (29) فَذُوقُوا فَلَنْ نَزِيدَكُمْ إِلَّا عَذَابًا (30)

78- en-NEBE’ SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 40 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Birbirlerine ne hakkında soruyorlar?

2) O büyük haberden mi?

3) Ki onun hakkında anlaşmazlık içindedirler.

4) Hayır, hayır; yakında bileceklerdir.

5) Yine hayır, hayır; yakında bileceklerdir.

6) Biz, yapmadık mı yeryüzünü bir beşik,

7) Dağları da birer kazık?

8) Sizi çift çift yarattık.

9) Uykunuzu bir dinlenme yaptık.

10) Geceyi bir elbise yaptık.

11) Gündüzü de bir geçim vakti kıldık.

12) Üstünüze yedi sapasağlam bina ettik;

13) Parıldadıkça parıldayan bir kandil yaptık.

14) Sıkıştırılanlardan şarıl şarıl bir su indirdik.

15) Onunla tane ve bitki çıkaralım diye.

16) Sarmaş dolaş bahçeler.

17) Şüphesiz ayırdetme günü, belirlenmiş bir vakittir.

18) Sur’a üfürüleceği gün siz bölük bölük geleceksiniz.

19) Gök açılır, kapı kapı olur.

20) Dağlar yürütülür, seraba dönüşür.

21) Şüphesiz ki cehennem bir gözetleme yeridir.

22) Azgınların dönüş yeridir.

23) Devirler boyunca orada kalacaklardır.

24) Orada bir serinlik de tatmazlar; içilecek bir şey de.

25) Ancak kaynar bir su ve irin.

26) Uygun bir ceza olarak.

27) Doğrusu onlar, hiçbir hesab ummuyorlardı.

28) Ayetlerimizi de yalanladıkça yalanlıyorlardı.

29) Biz ise herşeyi yazıp saymışızdır.

30) “Şimdi tadın, size işkenceden başka bir şey artırmaya-cağız.”

عَمَّ ne hakkında يَتَسَاءَلُونَ birbirlerine soruyorlar (1) عَنْ النَّبَإِ o haberden mi الْعَظِيمِ büyük (2) الَّذِي ki هُمْ onlar فِيهِ onun hakkında içindedirler مُخْتَلِفُونَ anlaşmazlık (3) كَلَّا hayır, hayır سَيَعْلَمُونَ yakında bileceklerdir (4) ثُمَّ yine كَلَّا hayır, hayır سَيَعْلَمُونَ yakında bileceklerdir (5) أَلَمْ نَجْعَلْ biz, yapmadık mı الْأَرْضَ yeryüzünü مِهَادًا bir beşik (6) وَالْجِبَالَ dağları da أَوْتَادًا birer kazık (7) وَخَلَقْنَاكُمْ sizi yarattık أَزْوَاجًا çift çift (8) وَجَعَلْنَا yaptık نَوْمَكُمْ uykunuzu سُبَاتًا bir dinlenme (9) وَجَعَلْنَا yaptık اللَّيْلَ geceyi لِبَاسًا bir elbise (10) وَجَعَلْنَا kıldık النَّهَارَ gündüzü de مَعَاشًا bir geçim vakti (11) وَبَنَيْنَا bina ettik فَوْقَكُمْ üstünüze سَبْعًا yedi شِدَادًا sapasağlam (12) وَجَعَلْنَا yaptık سِرَاجًا bir kandil وَهَّاجًا parıldadıkça parıldayan (13) وَأَنزَلْنَا indirdik مِنْ الْمُعْصِرَاتِ sıkıştırılanlardan مَاءً bir su ثَجَّاجًا şarıl şarıl (14) لِنُخْرِجَ çıkaralım diye بِهِ onunla حَبًّا tane وَنَبَاتًا ve bitki (15) وَجَنَّاتٍ bahçeler أَلْفَافًا sarmaş dolaş (16) إِنَّ şüphesiz يَوْمَ günü الْفَصْلِ ayırdetme كَانَ مِيقَاتًا belirlenmiş bir vakittir (17) يَوْمَ gün يُنفَخُ üfürüleceği فِي الصُّورِ Sur’a فَتَأْتُونَ siz geleceksiniz أَفْوَاجًا bölük bölük (18) وَفُتِحَتْ açılır السَّمَاءُ gök فَكَانَتْ olur أَبْوَابًا kapı kapı (19) وَسُيِّرَتْ yürütülür الْجِبَالُ dağlar فَكَانَتْ dönüşür سَرَابًا seraba (20) إِنَّ şüphesiz ki جَهَنَّمَ cehennem كَانَتْ مِرْصَادًا bir gözetleme yeridir (21) لِلْطَّاغِينَ azgınların مَآبًا dönüş yeridir (22) لَابِثِينَ kalacaklardır فِيهَا orada أَحْقَابًا devirler boyunca (23) لَا يَذُوقُونَ tatmazlar فِيهَا orada بَرْدًا bir serinlik de وَلَا شَرَابًا içilecek bir şey de (24) إِلَّا ancak حَمِيمًا kaynar bir su وَغَسَّاقًا ve irin (25) جَزَاءً bir ceza olarak وِفَاقًا uygun (26) إِنَّهُمْ doğrusu onlar كَانُوا لَا يَرْجُونَ ummuyorlardı حِسَابًا hiçbir hesab (27) وَكَذَّبُوا yalanlıyorlardı بِآيَاتِنَا ayetlerimizi de كِذَّابًا yalanladıkça (28) وَكُلَّ شَيْءٍ herşeyi أَحْصَيْنَاهُ biz ise saymışızdır كِتَابًا yazıp (29) فَذُوقُوا şimdi tadın فَلَنْ نَزِيدَكُمْ size bir şey artırmayacağız إِلَّا başka عَذَابًا işkenceden (30)





بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

عَمَّ يَتَسَاءَلُونَ (1) عَنْ النَّبَإِ الْعَظِيمِ (2) الَّذِي هُمْ فِيهِ مُخْتَلِفُونَ (3) كَلَّا سَيَعْلَمُونَ (4) ثُمَّ كَلَّا سَيَعْلَمُونَ (5) أَلَمْ نَجْعَلْ الْأَرْضَ مِهَادًا (6) وَالْجِبَالَ أَوْتَادًا (7) وَخَلَقْنَاكُمْ أَزْوَاجًا (8) وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًا (9) وَجَعَلْنَا اللَّيْلَ لِبَاسًا (10) وَجَعَلْنَا النَّهَارَ مَعَاشًا (11) وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًا (12) وَجَعَلْنَا سِرَاجًا وَهَّاجًا (13) وَأَنزَلْنَا مِنْ الْمُعْصِرَاتِ مَاءً ثَجَّاجًا (14) لِنُخْرِجَ بِهِ حَبًّا وَنَبَاتًا (15) وَجَنَّاتٍ أَلْفَافًا (16) إِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ كَانَ مِيقَاتًا (17) يَوْمَ يُنفَخُ فِي الصُّورِ فَتَأْتُونَ أَفْوَاجًا (18) وَفُتِحَتْ السَّمَاءُ فَكَانَتْ أَبْوَابًا (19) وَسُيِّرَتْ الْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَابًا (20) إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَادًا (21) لِلْطَّاغِينَ مَآبًا (22) لَابِثِينَ فِيهَا أَحْقَابًا (23) لَا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرْدًا وَلَا شَرَابًا (24) إِلَّا حَمِيمًا وَغَسَّاقًا (25) جَزَاءً وِفَاقًا (26) إِنَّهُمْ كَانُوا لَا يَرْجُونَ حِسَابًا (27) وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا كِذَّابًا (28) وَكُلَّ شَيْءٍ أَحْصَيْنَاهُ كِتَابًا (29) فَذُوقُوا فَلَنْ نَزِيدَكُمْ إِلَّا عَذَابًا (30)

78- en-NEBE’ SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 40 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Birbirlerine ne hakkında soruyorlar?

2) O büyük haberden mi?

3) Ki onun hakkında anlaşmazlık içindedirler.

4) Hayır, hayır; yakında bileceklerdir.

5) Yine hayır, hayır; yakında bileceklerdir.

6) Biz, yapmadık mı yeryüzünü bir beşik,

7) Dağları da birer kazık?

8) Sizi çift çift yarattık.

9) Uykunuzu bir dinlenme yaptık.

10) Geceyi bir elbise yaptık.

11) Gündüzü de bir geçim vakti kıldık.

12) Üstünüze yedi sapasağlam bina ettik;

13) Parıldadıkça parıldayan bir kandil yaptık.

14) Sıkıştırılanlardan şarıl şarıl bir su indirdik.

15) Onunla tane ve bitki çıkaralım diye.

16) Sarmaş dolaş bahçeler.

17) Şüphesiz ayırdetme günü, belirlenmiş bir vakittir.

18) Sur’a üfürüleceği gün siz bölük bölük geleceksiniz.

19) Gök açılır, kapı kapı olur.

20) Dağlar yürütülür, seraba dönüşür.

21) Şüphesiz ki cehennem bir gözetleme yeridir.

22) Azgınların dönüş yeridir.

23) Devirler boyunca orada kalacaklardır.

24) Orada bir serinlik de tatmazlar; içilecek bir şey de.

25) Ancak kaynar bir su ve irin.

26) Uygun bir ceza olarak.

27) Doğrusu onlar, hiçbir hesab ummuyorlardı.

28) Ayetlerimizi de yalanladıkça yalanlıyorlardı.

29) Biz ise herşeyi yazıp saymışızdır.

30) “Şimdi tadın, size işkenceden başka bir şey artırmaya-cağız.”

عَمَّ ne hakkında يَتَسَاءَلُونَ birbirlerine soruyorlar (1) عَنْ النَّبَإِ o haberden mi الْعَظِيمِ büyük (2) الَّذِي ki هُمْ onlar فِيهِ onun hakkında içindedirler مُخْتَلِفُونَ anlaşmazlık (3) كَلَّا hayır, hayır سَيَعْلَمُونَ yakında bileceklerdir (4) ثُمَّ yine كَلَّا hayır, hayır سَيَعْلَمُونَ yakında bileceklerdir (5) أَلَمْ نَجْعَلْ biz, yapmadık mı الْأَرْضَ yeryüzünü مِهَادًا bir beşik (6) وَالْجِبَالَ dağları da أَوْتَادًا birer kazık (7) وَخَلَقْنَاكُمْ sizi yarattık أَزْوَاجًا çift çift (8) وَجَعَلْنَا yaptık نَوْمَكُمْ uykunuzu سُبَاتًا bir dinlenme (9) وَجَعَلْنَا yaptık اللَّيْلَ geceyi لِبَاسًا bir elbise (10) وَجَعَلْنَا kıldık النَّهَارَ gündüzü de مَعَاشًا bir geçim vakti (11) وَبَنَيْنَا bina ettik فَوْقَكُمْ üstünüze سَبْعًا yedi شِدَادًا sapasağlam (12) وَجَعَلْنَا yaptık سِرَاجًا bir kandil وَهَّاجًا parıldadıkça parıldayan (13) وَأَنزَلْنَا indirdik مِنْ الْمُعْصِرَاتِ sıkıştırılanlardan مَاءً bir su ثَجَّاجًا şarıl şarıl (14) لِنُخْرِجَ çıkaralım diye بِهِ onunla حَبًّا tane وَنَبَاتًا ve bitki (15) وَجَنَّاتٍ bahçeler أَلْفَافًا sarmaş dolaş (16) إِنَّ şüphesiz يَوْمَ günü الْفَصْلِ ayırdetme كَانَ مِيقَاتًا belirlenmiş bir vakittir (17) يَوْمَ gün يُنفَخُ üfürüleceği فِي الصُّورِ Sur’a فَتَأْتُونَ siz geleceksiniz أَفْوَاجًا bölük bölük (18) وَفُتِحَتْ açılır السَّمَاءُ gök فَكَانَتْ olur أَبْوَابًا kapı kapı (19) وَسُيِّرَتْ yürütülür الْجِبَالُ dağlar فَكَانَتْ dönüşür سَرَابًا seraba (20) إِنَّ şüphesiz ki جَهَنَّمَ cehennem كَانَتْ مِرْصَادًا bir gözetleme yeridir (21) لِلْطَّاغِينَ azgınların مَآبًا dönüş yeridir (22) لَابِثِينَ kalacaklardır فِيهَا orada أَحْقَابًا devirler boyunca (23) لَا يَذُوقُونَ tatmazlar فِيهَا orada بَرْدًا bir serinlik de وَلَا شَرَابًا içilecek bir şey de (24) إِلَّا ancak حَمِيمًا kaynar bir su وَغَسَّاقًا ve irin (25) جَزَاءً bir ceza olarak وِفَاقًا uygun (26) إِنَّهُمْ doğrusu onlar كَانُوا لَا يَرْجُونَ ummuyorlardı حِسَابًا hiçbir hesab (27) وَكَذَّبُوا yalanlıyorlardı بِآيَاتِنَا ayetlerimizi de كِذَّابًا yalanladıkça (28) وَكُلَّ شَيْءٍ herşeyi أَحْصَيْنَاهُ biz ise saymışızdır كِتَابًا yazıp (29) فَذُوقُوا şimdi tadın فَلَنْ نَزِيدَكُمْ size bir şey artırmayacağız إِلَّا başka عَذَابًا işkenceden (30)





هَلْ أتَاكَ حَدِيثُ مُوسَى (15) إِذْ نَادَاهُ رَبُّهُ بِالْوَادِي الْمُقَدَّسِ طُوًى (16) اذْهَبْ إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى (17) فَقُلْ هَلْ لَكَ إِلَى أَنْ تَزَكَّى (18) وَأَهْدِيَكَ إِلَى رَبِّكَ فَتَخْشَى (19) فَأَرَاهُ الْآيَةَ الْكُبْرَى (20) فَكَذَّبَ وَعَصَى (21) ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَى (22) فَحَشَرَ فَنَادَى (23) فَقَالَ أَنَا رَبُّكُمْ الْأَعْلَى (24) فَأَخَذَهُ اللَّهُ نَكَالَ الْآخِرَةِ وَالْأُولَى (25) إِنَّ فِي ذَلِكَ لَعِبْرَةً لِمَنْ يَخْشَى (26) أَأَنْتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمْ السَّمَاءُ بَنَاهَا (27) رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّاهَا (28) وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَاهَا (29) وَالْأَرْضَ بَعْدَ ذَلِكَ دَحَاهَا (30) أَخْرَجَ مِنْهَا مَاءَهَا وَمَرْعَاهَا (31) وَالْجِبَالَ أَرْسَاهَا (32) مَتَاعًا لَكُمْ وَلِأَنْعَامِكُمْ (33) فَإِذَا جَاءَتْ الطَّامَّةُ الْكُبْرَى (34) يَوْمَ يَتَذَكَّرُ الْإِنسَانُ مَا سَعَى (35) وَبُرِّزَتْ الْجَحِيمُ لِمَنْ يَرَى (36) فَأَمَّا مَنْ طَغَى (37) وَآثَرَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا (38) فَإِنَّ الْجَحِيمَ هِيَ الْمَأْوَى (39) وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ وَنَهَى النَّفْسَ عَنْ الْهَوَى (40) فَإِنَّ الْجَنَّةَ هِيَ الْمَأْوَى (41) يَسْأَلُونَكَ عَنْ السَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَاهَا (42) فِيمَ أَنْتَ مِنْ ذِكْرَاهَا (43) إِلَى رَبِّكَ مُنتَهَاهَا (44) إِنَّمَا أَنْتَ مُنذِرُ مَنْ يَخْشَاهَا (45) كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوا إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَاهَا (46)

15) Musa’nın haberi sana geldi mi?

16) Hani Rabbi mukaddes vadi Tuva’da ona seslenmişti:

17) “Firavun’a git. Çünkü o, çok azdı.”

18) De ki: “Arınmak istiyor musun?”

19) “Seni Rabbine ileteyim de böylece korkasın.”

20) Derken ona en büyük âyeti gösterdi.

21) Hemen yalanladı ve isyan etti.

22) Sonra da yüz çevirip gitti.

23) Arkasından toplayıp seslendi:

24) “Sizin en yüce Rabbiniz benim.” dedi.

25) Allah, ahiret ve dünya azabıyla yakaladı onu.

26) Şüphesiz bunda korkan kimse için bir ibret vardır.

27) Yaratmak bakımından siz mi daha zorsunuz yoksa gök mü? Onu bina etti.

28) Boyunu yükseltti, onu düzenledi.

29) Gecesini kararttı, kuşluğunu da çıkarttı.

30) Bundan sonra da yeryüzünü yayıp döşedi.

31) Ondan suyunu ve otlağını çıkardı.

32) Dağları da sapasağlam ona dikti.

33) Size ve hayvanlarınıza faydalı olmak üzere.

34) Fakat o, batıran en büyük bela geldiğinde...

35) O gün insan, neye çaba harcadığını anlar.

36) Ve görebilenler için cehennem sergilenir.

37) Artık kim azmışsa.

38) Ve dünya hayatını tercih etmişse.

39) Şüphesiz cehennem varılacak yerin kendisidir.

40) Kim Rabbinin makamından korkmuş ve nefsi heva-dan sakındırmışsa.

41) Şüphesiz cennet varılacak yerin kendisidir.

42) Sana saatin ne zaman demir atacağını soruyorlar.

43) Sen nerede, onu bilmek nerede!

44) Nihai bilgisi ancak Rabbine aittir.

45) Sen ancak ondan korkacakları korkutursun.

46) Onu gördükleri gün, sanki bir akşam veya kuşluk vak-tinden fazla kalmamış gibi olur onlar.

هَلْ أتَاكَ sana geldi mi حَدِيثُ haberi مُوسَى Musa’nın (15) إِذْ hani نَادَاهُ ona seslenmişti رَبُّهُ Rabbi بِالْوَادِي vadi الْمُقَدَّسِ mukaddes طُوًى Tuva’da (16) اذْهَبْ git إِلَى فِرْعَوْنَ Firavun’a إِنَّهُ çünkü o طَغَى çok azdı (17) فَقُلْ De ki هَلْ لَكَ إِلَى أَنْ تَزَكَّى arınmak istiyor musun (18) وَأَهْدِيَكَ seni ileteyim de إِلَى رَبِّكَ Rabbine فَتَخْشَى böylece korkasın (19) فَأَرَاهُ derken ona gösterdi الْآيَةَ âyeti الْكُبْرَى en büyük (20) فَكَذَّبَ hemen yalanladı وَعَصَى ve isyan etti (21) ثُمَّ sonra da أَدْبَرَ yüz çevirip يَسْعَى gitti (22) فَحَشَرَ arkasından toplayıp فَنَادَى seslendi (23) فَقَالَ dedi أَنَا benim رَبُّكُمْ sizin Rabbiniz الْأَعْلَى en yüce (24) فَأَخَذَهُ yakaladı onu اللَّهُ Allah نَكَالَ azabıyla الْآخِرَةِ ahiret وَالْأُولَى ve dünya (25) إِنَّ şüphesiz فِي ذَلِكَ bunda لَعِبْرَةً bir ibret vardır لِمَنْ kimse için يَخْشَى korkan (26) أَأَنْتُمْ siz mi أَشَدُّ daha zorsunuz خَلْقًا yaratmak bakımından أَمْ yoksa السَّمَاءُ gök mü بَنَاهَا onu bina etti (27) رَفَعَ yükseltti سَمْكَهَا boyunu فَسَوَّاهَا onu düzenledi (28) وَأَغْطَشَ kararttı لَيْلَهَا gecesini وَأَخْرَجَ çıkarttı ضُحَاهَا kuşluğunu da (29) وَالْأَرْضَ yeryüzünü بَعْدَ sonra da ذَلِكَ bundan دَحَاهَا yayıp döşedi (30) أَخْرَجَ çıkardı مِنْهَا ondan مَاءَهَا suyunu وَمَرْعَاهَا ve otlağını (31) وَالْجِبَالَ dağları da أَرْسَاهَا sapasağlam ona dikti (32) مَتَاعًا faydalı olmak üzere لَكُمْ size وَلِأَنْعَامِكُمْ ve hayvanlarınıza (33) فَإِذَا جَاءَتْ fakat geldiğinde الطَّامَّةُ o, batıran bela الْكُبْرَى en büyük (34) يَوْمَ o gün يَتَذَكَّرُ anlar الْإِنسَانُ insan مَا سَعَى neye çaba harcadığını (35) وَبُرِّزَتْ ve sergilenir الْجَحِيمُ cehennem لِمَنْ يَرَى görebilenler için (36) فَأَمَّا artık مَنْ kim طَغَى azmışsa (37) وَآثَرَ ve tercih etmişse الْحَيَاةَ hayatını الدُّنْيَا dünya (38) فَإِنَّ şüphesiz الْجَحِيمَ cehennem هِيَ الْمَأْوَى varılacak yerin kendisidir (39) وَأَمَّا مَنْ kim خَافَ korkmuş مَقَامَ makamından رَبِّهِ Rabbinin وَنَهَى ve sakındırmışsa النَّفْسَ nefsi عَنْ الْهَوَى hevadan (40) فَإِنَّ şüphesiz الْجَنَّةَ cennet هِيَ الْمَأْوَى varılacak yerin kendisidir (41) يَسْأَلُونَكَ sana soruyorlar عَنْ السَّاعَةِ saatin أَيَّانَ ne zaman مُرْسَاهَا demir atacağını (42) فِيمَ أَنْتَ sen nerede مِنْ ذِكْرَاهَا onu bilmek nerede (43) إِلَى رَبِّكَ ancak Rabbine aittir مُنتَهَاهَا nihai bilgisi (44) إِنَّمَا ancak أَنْتَ sen مُنذِرُ korkutursun مَنْ يَخْشَاهَا ondan korkacakları (45) كَأَنَّهُمْ gibi olur onlar يَوْمَ gün يَرَوْنَهَا onu gördükleri لَمْ يَلْبَثُوا sanki fazla kalmamış إِلَّا عَشِيَّةً bir akşam أَوْ veya ضُحَاهَا kuşluk vaktinden (46)


بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

عَبَسَ وَتَوَلَّى (1) أَنْ جَاءَهُ الْأَعْمَى (2) وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُ يَزَّكَّى (3) أَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنْفَعَهُ الذِّكْرَى (4) أَمَّا مَنْ اسْتَغْنَى (5) فَأَنْتَ لَهُ تَصَدَّى (6) وَمَا عَلَيْكَ أَلَّا يَزَّكَّى (7) وَأَمَّا مَنْ جَاءَكَ يَسْعَى (8) وَهُوَ يَخْشَى (9) فَأَنْتَ عَنْهُ تَلَهَّى (10) كَلَّا إِنَّهَا تَذْكِرَةٌ (11) فَمَنْ شَاءَ ذَكَرَهُ (12) فِي صُحُفٍ مُكَرَّمَةٍ (13) مَرْفُوعَةٍ مُطَهَّرَةٍ (14) بِأَيْدِي سَفَرَةٍ (15) كِرَامٍ بَرَرَةٍ (16) قُتِلَ الْإِنْسَانُ مَا أَكْفَرَهُ (17) مِنْ أَيِّ شَيْءٍ خَلَقَهُ (18) مِنْ نُطْفَةٍ خَلَقَهُ فَقَدَّرَهُ (19) ثُمَّ السَّبِيلَ يَسَّرَهُ (20) ثُمَّ أَمَاتَهُ فَأَقْبَرَهُ (21) ثُمَّ إِذَا شَاءَ أَنْشَرَهُ (22) كَلَّا لَمَّا يَقْضِ مَا أَمَرَهُ (23) فَلْيَنْظُرْ الْإِنسَانُ إِلَى طَعَامِهِ (24) أَنَّا صَبَبْنَا الْمَاءَ صَبًّا (25) ثُمَّ شَقَقْنَا الْأَرْضَ شَقًّا (26) فَأَنْبَتْنَا فِيهَا حَبًّا (27) وَعِنَبًا وَقَضْبًا (28) وَزَيْتُونًا وَنَخْلًا (29) وَحَدَائِقَ غُلْبًا (30) وَفَاكِهَةً وَأَبًّا (31) مَتَاعًا لَكُمْ وَلِأَنْعَامِكُمْ (32) فَإِذَا جَاءَتْ الصَّاخَّةُ (33)

80- ABESE SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 42 ayettir.)

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Surat astı ve yüz çevirdi.

2) Kendisine o kör geldi diye.

3) Nerden biliyorsun; belki o, arınacaktı?

4) Yahut öğüt alacaktı da bu öğüt ona fayda verecekti.

5) Kendini yeterli görene gelince;

6) Sen onunla ilgilendin.

7) Sana ne o arınmak istemiyorsa!

8) Ama sana çabucak gelip,

9) Titreyerek korkan kimseye gelince;

10) Sen ona aldırış etmeden oyalanıyorsun.

11) Hayır, hayır; gerçekte o, bir öğüttür.

12) Artık dileyen onunla ders alsın.

13) Çok şerefli sahifelerdedir.

14) Yüksek ve tertemiz.

15) Kâtiplerin ellerinde.

16) Saygındırlar, hayırlıdırlar.

17) Kahrolası insan, ne kadar da nankör!

18) Onu hangi şeyden yarattı.

19) Bir damla sudan yarattı da onu takdir etti.

20) Sonra ona yolu kolaylaştırdı.

21) Sonra onu öldürüp gömdü.

22) Sonra dilediği zaman onu diriltir.

23) Hayır, hayır; ona emrettiğini yerine getirmedi.

24) Öyleyse insan yediğine bir baksın.

25) Biz şüphesiz, suyu akıttıkça akıttık.

26) Sonra yeri yardıkça yardık.

27) Böylece orada taneler bitirdik.

28) Üzümler, sebzeler.

29) Zeytinler, hurmalar.

30) Sık ve bol ağaçlı bahçeler.

31) Meyveler ve çayırlar.

32) Size ve hayvanlarınıza bir yarar olmak üzere.

33) Fakat o dehşetli gürültü geldiğinde.

عَبَسَ surat astı وَتَوَلَّى ve yüz çevirdi (1) أَنْ جَاءَهُ kendisine geldi diye الْأَعْمَى o kör (2) وَمَا يُدْرِيكَ nerden biliyorsun لَعَلَّهُ belki o يَزَّكَّى arınacaktı (3) أَوْ yahut يَذَّكَّرُ öğüt alacaktı da فَتَنْفَعَهُ ona fayda verecekti الذِّكْرَى bu öğüt (4) أَمَّا gelince مَنْ اسْتَغْنَى kendini yeterli görene (5) فَأَنْتَ sen لَهُ onunla تَصَدَّى ilgilendin (6) وَمَا عَلَيْكَ sana ne أَلَّا يَزَّكَّى o arınmak istemiyorsa (7) وَأَمَّا ama مَنْ جَاءَكَ sana gelip يَسْعَى çabucak (8) وَهُوَ يَخْشَى titreyerek korkan kimseye gelince (9) فَأَنْتَ sen عَنْهُ تَلَهَّى ona aldırış etmeden oyalanıyorsun (10) كَلَّا hayır, hayır إِنَّهَا gerçekte o تَذْكِرَةٌ bir öğüttür (11) فَمَنْ شَاءَ artık dileyen ذَكَرَهُ onunla ders alsın (12) فِي صُحُفٍ sahifelerdedir مُكَرَّمَةٍ çok şerefli (13) مَرْفُوعَةٍ yüksek مُطَهَّرَةٍ ve tertemiz (14) بِأَيْدِي ellerinde سَفَرَةٍ kâtiplerin. (15) كِرَامٍ saygındırlar بَرَرَةٍ hayırlıdırlar (16) قُتِلَ kahrolası الْإِنْسَانُ insan مَا أَكْفَرَهُ ne kadar da nankör (17) مِنْ أَيِّ شَيْءٍ hangi şeyden خَلَقَهُ onu yarattı (18) مِنْ نُطْفَةٍ bir damla sudan خَلَقَهُ yarattı da فَقَدَّرَهُ onu takdir etti (19) ثُمَّ sonra السَّبِيلَ yolu يَسَّرَهُ ona kolaylaştırdı (20) ثُمَّ sonra أَمَاتَهُ onu öldürüp فَأَقْبَرَهُ gömdü (21) ثُمَّ sonra إِذَا شَاءَ dilediği zaman أَنْشَرَهُ onu diriltir (22) كَلَّا hayır, hayır لَمَّا يَقْضِ yerine getirmedi مَا أَمَرَهُ ona emrettiğini (23) فَلْيَنْظُرْ öyleyse bir baksın الْإِنسَانُ insan إِلَى طَعَامِهِ yediğine (24) أَنَّا biz şüphesiz صَبَبْنَا akıttık الْمَاءَ suyu صَبًّا akıttıkça (25) ثُمَّ sonra شَقَقْنَا yardık الْأَرْضَ yeri شَقًّا yardıkça (26) فَأَنْبَتْنَا böylece bitirdik فِيهَا orada حَبًّا taneler (27) وَعِنَبًا üzümler وَقَضْبًا sebzeler (28) وَزَيْتُونًا zeytinler وَنَخْلًا hurmalar (29) وَحَدَائِقَ bahçeler غُلْبًا sık ve bol ağaçlı (30) وَفَاكِهَةً meyveler وَأَبًّا ve çayırlar (31) مَتَاعًا bir yarar olmak üzere لَكُمْ size وَلِأَنْعَامِكُمْ ve hayvanlarınıza (32) فَإِذَا جَاءَتْ fakat geldiğinde الصَّاخَّةُ o dehşetli gürültü (33)





يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ (34) وَأُمِّهِ وَأَبِيهِ (35) وَصَاحِبَتِهِ وَبَنِيهِ (36) لِكُلِّ امْرِئٍ مِنْهُمْ يَوْمَئِذٍ شَأْنٌ يُغْنِيهِ (37) وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ مُسْفِرَةٌ (38) ضَاحِكَةٌ مُسْتَبْشِرَةٌ (39) وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ عَلَيْهَا غَبَرَةٌ (40) تَرْهَقُهَا قَتَرَةٌ (41) أُوْلَئِكَ هُمْ الْكَفَرَةُ الْفَجَرَةُ (42)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ (1) وَإِذَا النُّجُومُ انكَدَرَتْ (2) وَإِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ (3) وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ (4) وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ (5) وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ (6) وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ (7) وَإِذَا الْمَوْءُودَةُ سُئِلَتْ (8) بِأَيِّ ذَنْبٍ قُتِلَتْ (9) وَإِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ (10) وَإِذَا السَّمَاءُ كُشِطَتْ (11) وَإِذَا الْجَحِيمُ سُعِّرَتْ (12) وَإِذَا الْجَنَّةُ أُزْلِفَتْ (13) عَلِمَتْ نَفْسٌ مَا أَحْضَرَتْ (14) فَلَا أُقْسِمُ بِالْخُنَّسِ (15) الْجَوَارِي الْكُنَّسِ (16) وَاللَّيْلِ إِذَا عَسْعَسَ (17) وَالصُّبْحِ إِذَا تَنَفَّسَ (18) إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ (19) ذِي قُوَّةٍ عِنْدَ ذِي الْعَرْشِ مَكِينٍ (20)

34) Kişi o gün kardeşinden kaçar;

35) Annesinden ve babasından da;

36) Eşinden ve çocuklarından da;

37) O gün onlardan her birinin derdi başından aşkındır.

38) O gün, öyle yüzler vardır ki apaydınlıktır.

39) Gülmektedir, sevinmektedir.

40) Ve o gün, öyle yüzler de vardır ki üzerini toz bürü-müştür.

41) Bir karartı kaplamıştır.

42) İşte onlar, kafirlerin ve facirlerin ta kendileridir.



81- et-TEKVİR SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 29 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Güneş dürüldüğünde,

2) Yıldızlar döküldüğünde,

3) Dağlar yürütüldüğünde,

4) Doğumu yaklaşmış develer başıboş bırakıldığında,

5) Vahşi hayvanlar toplandığında,

6) Denizler tutuşturulduğunda,

7) Nefisler eşleştirildiğinde,

8) Diri diri toprağa gömülen kıza sorulduğunda:

9) “Hangi suçtan dolayı öldürüldü?”

10) Sahifeler açıldığında,

11) Gökyüzü söküldüğünde,

12) Cehennem kızıştırıldığında,

13) Cennet de yaklaştırıldığında,

14) Nefis, neyi getirdiğini bilir.

15) Artık hayır; yemin ederim sinip dönenlere,

16) Bir akış içinde yerini alanlara;

17) Andolsun kararmaya başladığında geceye,

18) Nefes almaya başladığında sabaha,

19) Şüphe yok ki o, çok şerefli bir elçinin sözüdür.

20) Bir güç sahibidir, Arş’ın sahibi katında şereflidir.

يَوْمَ o gün يَفِرُّ kaçar الْمَرْءُ kişi مِنْ أَخِيهِ kardeşinden (34) وَأُمِّهِ annesinden وَأَبِيهِ ve babasından da (35) وَصَاحِبَتِهِ eşinden وَبَنِيهِ ve çocuklarından da (36) لِكُلِّ her امْرِئٍ birinin مِنْهُمْ onlardan يَوْمَئِذٍ o gün شَأْنٌ başından aşkındır يُغْنِيهِ derdi (37) وُجُوهٌ öyle yüzler vardır ki يَوْمَئِذٍ o gün مُسْفِرَةٌ apaydınlıktır (38) ضَاحِكَةٌ gülmektedir مُسْتَبْشِرَةٌ sevinmektedir (39) وَوُجُوهٌ ve öyle yüzler de vardır ki يَوْمَئِذٍ o gün عَلَيْهَا üzerini غَبَرَةٌ toz bürümüştür (40) تَرْهَقُهَا kaplamıştır قَتَرَةٌ bir karartı (41) أُوْلَئِكَ işte onlar هُمْ الْكَفَرَةُ kafirlerin الْفَجَرَةُ ve facirlerin ta kendileridir (42)

إِذَا الشَّمْسُ güneş كُوِّرَتْ dürüldüğünde (1) وَإِذَا النُّجُومُ yıldızlar انكَدَرَتْ döküldüğünde (2) وَإِذَا الْجِبَالُ dağlar سُيِّرَتْ yürütüldüğünde (3) وَإِذَا الْعِشَارُ doğumu yaklaşmış develer عُطِّلَتْ başıboş bırakıldığında (4) وَإِذَا الْوُحُوشُ vahşi hayvanlar حُشِرَتْ toplandığında (5) وَإِذَا الْبِحَارُ denizler سُجِّرَتْ tutuşturulduğunda (6) وَإِذَا النُّفُوسُ nefisler زُوِّجَتْ eşleştirildiğinde (7) وَإِذَا الْمَوْءُودَةُ diri diri toprağa gömülen kıza سُئِلَتْ sorulduğunda (8) بِأَيِّ hangi ذَنْبٍ suçtan dolayı قُتِلَتْ öldürüldü (9) وَإِذَا الصُّحُفُ sahifeler نُشِرَتْ açıldığında (10) وَإِذَا السَّمَاءُ gökyüzü كُشِطَتْ söküldüğünde (11) وَإِذَا الْجَحِيمُ cehennem سُعِّرَتْ kızıştırıldığında (12) وَإِذَا الْجَنَّةُ cennet de أُزْلِفَتْ yaklaştırıldığında (13) عَلِمَتْ bilir نَفْسٌ nefis مَا أَحْضَرَتْ neyi getirdiğini (14) فَلَا artık hayır أُقْسِمُ yemin ederim بِالْخُنَّسِ sinip dönenlere (15) الْجَوَارِي bir akış içinde الْكُنَّسِ yerini alanlara (16) وَاللَّيْلِ andolsun geceye إِذَا عَسْعَسَ kararmaya başladığında (17) وَالصُّبْحِ sabaha إِذَا تَنَفَّسَ nefes almaya başladığında (18) إِنَّهُ şüphe yok ki o لَقَوْلُ sözüdür رَسُولٍ bir elçinin كَرِيمٍ çok şerefli (19) ذِي قُوَّةٍ bir güç sahibidir عِنْدَ katında ذِي sahibi الْعَرْشِ Arş’ın مَكِينٍ şereflidir (20)







مُطَاعٍ ثَمَّ أَمِينٍ (21) وَمَا صَاحِبُكُمْ بِمَجْنُونٍ (22) وَلَقَدْ رَآهُ بِالْأُفُقِ الْمُبِينِ (23) وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَنِينٍ (24) وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَانٍ رَجِيمٍ (25) فَأَيْنَ تَذْهَبُونَ (26) إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمِينَ (27) لِمَنْ شَاءَ مِنْكُمْ أَنْ يَسْتَقِيمَ (28) وَمَا تَشَاءُونَ إِلَّا أَنْ يَشَاءَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ (29)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

إِذَا السَّمَاءُ انفَطَرَتْ (1) وَإِذَا الْكَوَاكِبُ انتَثَرَتْ (2) وَإِذَا الْبِحَارُ فُجِّرَتْ (3) وَإِذَا الْقُبُورُ بُعْثِرَتْ (4) عَلِمَتْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ وَأَخَّرَتْ (5) يَاأَيُّهَا الْإِنسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ (6) الَّذِي خَلَقَكَ فَسَوَّاكَ فَعَدَلَكَ (7) فِي أَيِّ صُورَةٍ مَا شَاءَ رَكَّبَكَ (8) كَلَّا بَلْ تُكَذِّبُونَ بِالدِّينِ (9) وَإِنَّ عَلَيْكُمْ لَحَافِظِينَ (10) كِرَامًا كَاتِبِينَ (11) يَعْلَمُونَ مَا تَفْعَلُونَ (12) إِنَّ الْأَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ (13) وَإِنَّ الْفُجَّارَ لَفِي جَحِيمٍ (14) يَصْلَوْنَهَا يَوْمَ الدِّينِ (15) وَمَا هُمْ عَنْهَا بِغَائِبِينَ (16) وَمَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الدِّينِ (17) ثُمَّ مَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الدِّينِ (18) يَوْمَ لَا تَمْلِكُ نَفْسٌ لِنَفْسٍ شَيْئًا وَالْأَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلَّهِ (19)

21) Ona itaat edilir, orada güvenilir.

22) Arkadaşınız bir deli değildir.

23) Andolsun onu apaçık bir ufukta görmüştür.

24) O, gaybe karşı cimrilik etmez.

25) O, kovulmuş şeytanın sözü de değildir.

26) O halde nereye gidiyorsunuz?

27) O, alemler için ancak bir öğüttür.

28) Sizden dosdoğru yolda gitmek isteyenlere.

29) Ama, alemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dile-yemezsiniz.



82- el-İNFİTAR SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 19 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Gök yarıldığında,

2) Yıldızlar dağıldığında,

3) Denizler fışkırtıldığında,

4) Kabirler altüst edildiğinde,

5) Nefis önce yaptıklarını ve ertelediklerini bilecek.

6) Ey insan! Kerim Rabbine karşı seni aldatan nedir?

7) O ki seni yarattı, seni dizayn etti ve seni dengeli kıldı.

8) Dilediği biçimde seni terkib etti.

9) Hayır, hayır; bilakis siz dini yalanlıyorsunuz;

10) Oysa gerçekten sizin üzerinizde koruyucular var.

11) Çok şerefli yazıcılar.

12) Her yapmakta olduğunuzu bilirler.

13) İyiler, hiç şüphesiz nimetler içindedirler.

14) Facirler ise hiç şüphesiz cehennemdedirler.

15) Din günü oraya yollanırlar.

16) Onlar bir daha oradan kaybolmayacaklardır.

17) Din gününün ne olduğunu bilir misin?

18) Ve yine o din gününün ne olduğunu bilir misin?

19) Kimsenin kimseye fayda veremiyeceği gündür; o gün emir yalnız Allah’ındır.

مُطَاعٍ ona itaat edilir ثَمَّ orada أَمِينٍ güvenilir (21) وَمَا değildir صَاحِبُكُمْ arkadaşınız بِمَجْنُونٍ bir deli (22) وَلَقَدْ andolsun رَآهُ onu görmüştür بِالْأُفُقِ bir ufukta الْمُبِينِ apaçık (23) وَمَا etmez هُوَ o عَلَى الْغَيْبِ gaybe karşı بِضَنِينٍ cimrilik (24) وَمَا de değildir هُوَ o بِقَوْلِ sözü شَيْطَانٍ şeytanın رَجِيمٍ kovulmuş (25) فَأَيْنَ o halde nereye تَذْهَبُونَ gidiyorsunuz (26) إِنْ هُوَ o إِلَّا ancak ذِكْرٌ bir öğüttür لِلْعَالَمِينَ alemler için (27) لِمَنْ شَاءَ isteyenlere مِنْكُمْ sizden أَنْ يَسْتَقِيمَ dosdoğru yolda gitmek (28) وَمَا تَشَاءُونَ ama siz dileyemezsiniz إِلَّا أَنْ يَشَاءَ dilemedikçe اللَّهُ Allah رَبُّ Rabbi الْعَالَمِينَ alemlerin (29)

إِذَا السَّمَاءُ gök انفَطَرَتْ yarıldığında (1) وَإِذَا الْكَوَاكِبُ yıldızlar انتَثَرَتْ dağıldığında (2) وَإِذَا الْبِحَارُ denizler فُجِّرَتْ fışkırtıldığında (3) وَإِذَا الْقُبُورُ kabirler بُعْثِرَتْ altüst edildiğinde (4) عَلِمَتْ bilecek نَفْسٌ nefis مَا قَدَّمَتْ önce yaptıklarını وَأَخَّرَتْ ve ertelediklerini (5) يَاأَيُّهَا ey الْإِنسَانُ insan مَا غَرَّكَ seni aldatan nedir بِرَبِّكَ Rabbine karşı الْكَرِيمِ kerim (6) الَّذِي o ki خَلَقَكَ seni yarattı فَسَوَّاكَ seni dizayn etti فَعَدَلَكَ ve seni dengeli kıldı (7) فِي أَيِّ صُورَةٍ biçimde مَا شَاءَ dilediği رَكَّبَكَ seni terkib etti (8) كَلَّا hayır, hayır بَلْ bilakis تُكَذِّبُونَ siz yalanlıyorsunuz بِالدِّينِ dini (9) وَإِنَّ oysa gerçekten عَلَيْكُمْ sizin üzerinizde var لَحَافِظِينَ koruyucular (10) كِرَامًا çok şerefli كَاتِبِينَ yazıcılar (11) يَعْلَمُونَ bilirler مَا تَفْعَلُونَ her yapmakta olduğunuzu (12) إِنَّ hiç şüphesiz الْأَبْرَارَ iyiler لَفِي içindedirler نَعِيمٍ nimetler (13) وَإِنَّ hiç şüphesiz الْفُجَّارَ facirler ise لَفِي جَحِيمٍ cehennemdedirler (14) يَصْلَوْنَهَا oraya yollanırlar يَوْمَ günü الدِّينِ din (15) وَمَا هُمْ onlar عَنْهَا oradan بِغَائِبِينَ bir daha kaybolmayacaklardır (16) وَمَا أَدْرَاكَ bilir misin مَا ne olduğunu يَوْمُ gününün الدِّينِ din (17) ثُمَّ ve yine مَا أَدْرَاكَ bilir misin مَا ne olduğunu يَوْمُ gününün الدِّينِ o din (18) يَوْمَ gündür لَا تَمْلِكُ fayda veremiyeceği نَفْسٌ kimsenin لِنَفْسٍ kimseye شَيْئًا bir şey وَالْأَمْرُ emir يَوْمَئِذٍ o gün لِلَّهِ yalnız Allah’ındır (19)







بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَيْلٌ لِلْمُطَفِّفِينَ (1) الَّذِينَ إِذَا اكْتَالُوا عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَ (2) وَإِذَا كَالُوهُمْ أَوْ وَزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ (3) أَلَا يَظُنُّ أُولَئِكَ أَنَّهُمْ مَبْعُوثُونَ (4) لِيَوْمٍ عَظِيمٍ (5) يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ (6) كَلَّا إِنَّ كِتَابَ الفُجَّارِ لَفِي سِجِّينٍ (7) وَمَا أَدْرَاكَ مَا سِجِّينٌ (8) كِتَابٌ مَرْقُومٌ (9) وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ (10) الَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ الدِّينِ (11) وَمَا يُكَذِّبُ بِهِ إِلَّا كُلُّ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ (12) إِذَا تُتْلَى عَلَيْهِ آيَاتُنَا قَالَ أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ (13) كَلَّا بَلْ رَانَ عَلَى قُلُوبِهِمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ (14) كَلَّا إِنَّهُمْ عَنْ رَبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَمَحْجُوبُونَ (15) ثُمَّ إِنَّهُمْ لَصَالُوا الْجَحِيمِ (16) ثُمَّ يُقَالُ هَذَا الَّذِي كُنتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ (17) كَلَّا إِنَّ كِتَابَ الْأَبْرَارِ لَفِي عِلِّيِّينَ (18) وَمَا أَدْرَاكَ مَا عِلِّيُّونَ (19) كِتَابٌ مَرْقُومٌ (20) يَشْهَدُهُ الْمُقَرَّبُونَ (21) إِنَّ الْأَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ (22) عَلَى الْأَرَائِكِ يَنظُرُونَ (23) تَعْرِفُ فِي وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ النَّعِيمِ (24) يُسْقَوْنَ مِنْ رَحِيقٍ مَخْتُومٍ (25) خِتَامُهُ مِسْكٌ وَفِي ذَلِكَ فَلْيَتَنَافَسْ الْمُتَنَافِسُونَ (26)

83- el-MUTAFFİFİN SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 36 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Eksik ölçüp tartanlara veyl olsun!

2) Onlar ki insanlardan ölçerek aldıklarında tam almak isterler.

3) Ama kendileri onlara ölçtüklerinde veya tarttıklarında eksil-tirler.

4) Yoksa onlar muhakkak diriltileceklerini bilmiyorlar mı?

5) Büyük bir gün için.

6) İnsanların, alemlerin rabbi için kalkacağı gün.

7) Hayır, hayır; facirlerin kitabı şüphesiz siccindedir.

8) Siccin’in ne olduğunu biliyor musun?

9) Yazılı bir kitaptır.

10) Veyl olsun o gün yalanlayanlara!

11) Ki din gününü yalanlıyorlar.

12) Oysa onu haddi aşan ve çok azgın kimseden başkası yalanlamaz.

13) Ona ayetlerimiz okunduğunda: “Geçmişlerin masalla-rıdır.” derdi.

14) Hayır, hayır; kazandıkları, kalpleri üzerinde pas tut-muştur.

15) Hayır, hayır; gerçekten onlar o gün Rablerinden elbette perdelenmiş olacaklardır.

16) Sonra onlar, kuşkusuz cehenneme yollanacaklardır.

17) Sonra onlara: “İşte yalanladığınız budur.” denir.

18) Hayır, hayır; şüphesiz iyilerin kitabı İlliyyin’dedir.

19) İlliyyin’in ne olduğunu biliyor musun?

20) Yazılı bir kitaptır.

21) Yakınlaştırılanlar ona şahid olurlar.

22) Şüphe yok ki iyiler, nimetler içindedirler.

23) Tahtlar üzerinde bakarlar.

24) O nimetlerin mutluluğunu onların yüzlerinde tanırsın.

25) Mühürlü, katıksız bir şaraptan, onlara içirilir.

26) Ki onun sonu misktir. O halde yarışanlar bunun için yarışsınlar.

وَيْلٌ veyl olsun لِلْمُطَفِّفِينَ eksik ölçüp tartanlara (1) الَّذِينَ onlar ki إِذَا اكْتَالُوا ölçerek aldıklarında عَلَى النَّاسِ insanlardan يَسْتَوْفُونَ tam almak isterler (2) وَإِذَا كَالُوهُمْ ama kendileri onlara ölçtüklerinde أَوْ veya وَزَنُوهُمْ tarttıklarında يُخْسِرُونَ eksiltirler (3) أَلَا يَظُنُّ yoksa bilmiyorlar mı أُولَئِكَ أَنَّهُمْ onlar muhakkak مَبْعُوثُونَ diriltileceklerini (4) لِيَوْمٍ bir gün için عَظِيمٍ büyük (5) يَوْمَ gün يَقُومُ kalkacağı النَّاسُ insanların لِرَبِّ rabbi için الْعَالَمِينَ alemlerin (6) كَلَّا hayır, hayır إِنَّ şüphesiz كِتَابَ kitabı الفُجَّارِ facirlerin لَفِي سِجِّينٍ siccindedir (7) وَمَا أَدْرَاكَ biliyor musun مَا ne olduğunu سِجِّينٌ Siccin’in (8) كِتَابٌ bir kitaptır مَرْقُومٌ yazılı (9) وَيْلٌ veyl olsun يَوْمَئِذٍ o gün لِلْمُكَذِّبِينَ yalanlayanlara (10) الَّذِينَ ki يُكَذِّبُونَ yalanlıyorlar بِيَوْمِ gününü الدِّينِ din (11) وَمَا يُكَذِّبُ oysa yalanlamaz بِهِ onu إِلَّا başkası كُلُّ kimseden مُعْتَدٍ haddi aşan أَثِيمٍ ve çok azgın (12) إِذَا تُتْلَى okunduğunda عَلَيْهِ ona آيَاتُنَا ayetlerimiz قَالَ derdi أَسَاطِيرُ masallarıdır الْأَوَّلِينَ geçmişlerin (13) كَلَّا hayır, hayır بَلْ رَانَ pas tutmuştur عَلَى üzerinde قُلُوبِهِمْ kalpleri مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ kazandıkları (14) كَلَّا hayır, hayır إِنَّهُمْ gerçekten onlar عَنْ رَبِّهِمْ Rablerinden يَوْمَئِذٍ o gün لَمَحْجُوبُونَ elbette perdelenmiş olacaklardır (15) ثُمَّ sonra إِنَّهُمْ onlar لَصَالُوا kuşkusuz yollanacaklardır الْجَحِيمِ cehenneme (16) ثُمَّ sonra يُقَالُ onlara denir هَذَا işte budur الَّذِي كُنتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ yalanladığınız (17) كَلَّا hayır, hayır إِنَّ şüphesiz كِتَابَ kitabı الْأَبْرَارِ iyilerin لَفِي عِلِّيِّينَ İlliyyin’dedir (18) وَمَا أَدْرَاكَ biliyor musun مَا ne olduğunu عِلِّيُّونَ İlliyyin’in (19) كِتَابٌ bir kitaptır مَرْقُومٌ yazılı (20) يَشْهَدُهُ ona şahid olurlar الْمُقَرَّبُونَ yakınlaştırılanlar (21) إِنَّ şüphe yok ki الْأَبْرَارَ iyiler لَفِي içindedirler نَعِيمٍ nimetler (22) عَلَى üzerinde الْأَرَائِكِ tahtlar يَنظُرُونَ bakarlar (23) تَعْرِفُ tanırsın فِي وُجُوهِهِمْ onların yüzlerinde نَضْرَةَ mutluluğunu النَّعِيمِ o nimetlerin (24) يُسْقَوْنَ onlara içirilir مِنْ رَحِيقٍ katıksız bir şaraptan مَخْتُومٍ mühürlü (25) خِتَامُهُ ki onun sonu مِسْكٌ misktir وَفِي ذَلِكَ o halde bunun için فَلْيَتَنَافَسْ yarışsınlar الْمُتَنَافِسُونَ yarışanlar (26)





وَمِزَاجُهُ مِنْ تَسْنِيمٍ (27) عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَ (28) إِنَّ الَّذِينَ أَجْرَمُوا كَانُوا مِنْ الَّذِينَ آمَنُوا يَضْحَكُونَ (29) وَإِذَا مَرُّوا بِهِمْ يَتَغَامَزُونَ (30) وَإِذَا انقَلَبُوا إِلَى أَهْلِهِمْ انقَلَبُوا فَكِهِينَ (31) وَإِذَا رَأَوْهُمْ قَالُوا إِنَّ هَؤُلَاءِ لَضَالُّونَ (32) وَمَا أُرْسِلُوا عَلَيْهِمْ حَافِظِينَ (33) فَالْيَوْمَ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْ الْكُفَّارِ يَضْحَكُونَ (34) عَلَى الْأَرَائِكِ يَنظُرُونَ (35) هَلْ ثُوِّبَ الْكُفَّارُ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ (36)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

إِذَا السَّمَاءُ انشَقَّتْ (1) وَأَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ (2) وَإِذَا الْأَرْضُ مُدَّتْ (3) وَأَلْقَتْ مَا فِيهَا وَتَخَلَّتْ (4) وَأَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ (5) يَاأَيُّهَا الْإِنسَانُ إِنَّكَ كَادِحٌ إِلَى رَبِّكَ كَدْحًا فَمُلَاقِيهِ (6) فَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ (7) فَسَوْفَ يُحَاسَبُ حِسَابًا يَسِيرًا (8) وَيَنقَلِبُ إِلَى أَهْلِهِ مَسْرُورًا (9) وَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ وَرَاءَ ظَهْرِهِ (10) فَسَوْفَ يَدْعُو ثُبُورًا (11) وَيَصْلَى سَعِيرًا (12) إِنَّهُ كَانَ فِي أَهْلِهِ مَسْرُورًا (13)

27) Katkısı Tesnim’dendir,

28) Bir pınar, yakınlaştırılanlar ondan içecekler.

29) Şüphe yok ki o suçlular, iman edenlere gülerlerdi.

30) Yanlarından geçtikleri zaman birbirlerine kaş-göz işareti yaparlardı.

31) Ailelerine döndüklerinde neşeli dönerlerdi.

32) Onları gördüklerinde derlerdi ki: “Şüphe yok ki bunlar, sapmışlar.”

33) Oysa onların üzerine gözcü olarak gönderilmemiş-lerdi.

34) Artık bugün de iman edenler, o kâfirlere gülerler.

35) Tahtlar üzerinde bakarlar.

36) O kâfirlere yaptıklarının karşılığı verildi mi? diye.



84- el-İNŞİKAK SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 25 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Gök, yarılıp-parçalandığında,

2) Yaratılışına uygun olarak Rabbine boyun eğdiğinde,

3) Ve yeryüzü alabildiğine düzlendiğinde,

4) İçinde olanları dışarıya atıp boşaldığında,

5) Yaratılışına uygun olarak Rabbine boyun eğdiğinde,

6) Ey insan, gerçekten sen Rabbine doğru bir çaba har-cayıp durmaktasın. Sonunda O’na kavuşacaksın.

7) Artık kimin kitabı sağından verilirse,

8) Kolay bir hesap ile sorguya çekilecek,

9) Ve ailesine sevinç içinde dönecektir.

10) Kimin de kitabı ardından verilirse,

11) Hemen helak olmayı dileyecektir.

12) Ve alevli ateşi boylayacaktır.

13) Çünkü o, ailesi arasında sevinçli idi.

وَمِزَاجُهُ katkısı مِنْ تَسْنِيمٍ Tesnim’dendir (27) عَيْنًا bir pınar يَشْرَبُ içecekler بِهَا ondan الْمُقَرَّبُونَ yakınlaştırılanlar (28) إِنَّ şüphe yok ki الَّذِينَ أَجْرَمُوا o suçlular كَانُوا مِنْ الَّذِينَ آمَنُوا iman edenlere يَضْحَكُونَ gülerlerdi (29) وَإِذَا zaman مَرُّوا geçtikleri بِهِمْ yanlarından يَتَغَامَزُونَ birbirlerine kaş-göz işareti yaparlardı (30) وَإِذَا انقَلَبُوا döndüklerinde إِلَى أَهْلِهِمْ ailelerine انقَلَبُوا dönerlerdi فَكِهِينَ neşeli (31) وَإِذَا رَأَوْهُمْ onları gördüklerinde قَالُوا derlerdi ki إِنَّ şüphe yok ki هَؤُلَاءِ bunlar لَضَالُّونَ sapmışlar (32) وَمَا أُرْسِلُوا oysa gönderilmemişlerdi عَلَيْهِمْ onların üzerine حَافِظِينَ gözcü olarak (33) فَالْيَوْمَ artık bugün de الَّذِينَ آمَنُوا iman edenler مِنْ الْكُفَّارِ o kâfirlere يَضْحَكُونَ gülerler (34) عَلَى üzerinde الْأَرَائِكِ tahtlar يَنظُرُونَ bakarlar (35) هَلْ ثُوِّبَ verildi mi? diye الْكُفَّارُ o kâfirlere مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ yaptıklarının karşılığı (36)

إِذَا السَّمَاءُ gök انشَقَّتْ yarılıp-parçalandığında (1) وَأَذِنَتْ boyun eğdiğinde لِرَبِّهَا Rabbine وَحُقَّتْ yaratılışına uygun olarak (2) وَإِذَا الْأَرْضُ ve yeryüzü مُدَّتْ alabildiğine düzlendiğinde (3) وَأَلْقَتْ dışarıya atıp مَا فِيهَا içinde olanları وَتَخَلَّتْ boşaldığında (4) وَأَذِنَتْ boyun eğdiğinde لِرَبِّهَا Rabbine وَحُقَّتْ yaratılışına uygun olarak (5) يَاأَيُّهَا ey الْإِنسَانُ insan إِنَّكَ gerçekten sen كَادِحٌ harcayıp durmaktasın إِلَى رَبِّكَ Rabbine doğru كَدْحًا bir çaba فَمُلَاقِيهِ sonunda O’na kavuşacaksın (6) فَأَمَّا artık مَنْ kimin أُوتِيَ verilirse كِتَابَهُ kitabı بِيَمِينِهِ sağından (7) فَسَوْفَ يُحَاسَبُ sorguya çekilecek حِسَابًا bir hesap ile يَسِيرًا kolay (8) وَيَنقَلِبُ ve dönecektir إِلَى أَهْلِهِ ailesine مَسْرُورًا sevinç içinde (9) وَأَمَّا مَنْ kimin de أُوتِيَ verilirse كِتَابَهُ kitabı وَرَاءَ ظَهْرِهِ ardından (10) فَسَوْفَ يَدْعُو hemen dileyecektir ثُبُورًا helak olmayı (11) وَيَصْلَى ve boylayacaktır سَعِيرًا alevli ateşi (12) إِنَّهُ çünkü o كَانَ idi فِي أَهْلِهِ ailesi arasında مَسْرُورًا sevinçli (13)





إِنَّهُ ظَنَّ أَنْ لَنْ يَحُورَ (14) بَلَى إِنَّ رَبَّهُ كَانَ بِهِ بَصِيرًا (15) فَلَا أُقْسِمُ بِالشَّفَقِ (16) وَاللَّيْلِ وَمَا وَسَقَ (17) وَالْقَمَرِ إِذَا اتَّسَقَ (18) لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَنْ طَبَقٍ (19) فَمَا لَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ (20) وَإِذَا قُرِئَ عَلَيْهِمْ الْقُرْآنُ لَا يَسْجُدُونَ (21) بَلْ الَّذِينَ كَفَرُوا يُكَذِّبُونَ (22) وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يُوعُونَ (23) فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ (24) إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ (25)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الْبُرُوجِ (1) وَالْيَوْمِ الْمَوْعُودِ (2) وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍ (3) قُتِلَ أَصْحَابُ الْأُخْدُودِ (4) النَّارِ ذَاتِ الْوَقُودِ (5) إِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌ (6) وَهُمْ عَلَى مَا يَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِنِينَ شُهُودٌ (7) وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ إِلَّا أَنْ يُؤْمِنُوا بِاللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ (8) الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ (9) إِنَّ الَّذِينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَرِيقِ (10) إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْكَبِيرُ (11)

14) Doğrusu o, bir daha dönmeyeceğini düşünmüştü.

15) Hayır; gerçekten Rabbi onu çok iyi görendi.

16) Yoo, şafağa yemin ederim,

17) Ve geceye ve onun topladığı şeylere,

18) Ve aya, dolunay olduğunda;

19) Siz gerçekten tabakadan tabakaya bineceksiniz.

20) O halde onlara ne oluyor ki iman etmiyorlar?!

21) Kendilerine Kur’an okunduğunda secde etmiyorlar.

22) Aksine küfürlerinde ısrar edenler yalanlıyorlar.

23) Oysa Allah, içlerinde gizlediklerini en iyi bilir.

24) Artık sen onlara çok acıklı bir azabı duyur!

25) Ancak iman edip salih amel işleyenler müstesna; onlar için kesintisi olmayan bir mükâfat vardır.



85- el-BURUC SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 22 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Andolsun burçları olan göğe,

2) Ve vaadedilen güne,

3) Şahidlik edene ve şahidlik edilene,

4) Kahrolsun Uhdud ashabı!

5) Tutuşturulmuş o ateşin,

6) Hani etrafında oturmuşlardı.

7) Ve mü’minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.

8) Yalnızca Azîz ve Hamîd Allah’a iman ettiklerinden do-layı intikam alıyorlardı onlardan.

9) O ki, göklerin ve yerin mülkü yalnız kendisine aittir. Şüphesiz Allah, herşeyi en iyi görendir.

10) Gerçek şu ki, mü’min erkeklerle mü’min kadınlara işkence edip sonra tövbe etmeyenlere cehennem azabı var-dır ve yakıcı azap onlaradır.

11) Şüphesiz iman edip salih amel işleyenler için altların-dan nehirler akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş bu-dur.

إِنَّهُ doğrusu o ظَنَّ düşünmüştü أَنْ لَنْ يَحُورَ bir daha dönmeyeceğini (14) بَلَى hayır إِنَّ gerçekten رَبَّهُ Rabbi كَانَ بِهِ بَصِيرًا onu çok iyi görendi (15) فَلَا yoo أُقْسِمُ yemin ederim بِالشَّفَقِ şafağa (16) وَاللَّيْلِ ve geceye وَمَا وَسَقَ ve onun topladığı şeylere (17) وَالْقَمَرِ ve aya إِذَا اتَّسَقَ dolunay olduğunda (18) لَتَرْكَبُنَّ siz gerçekten bineceksiniz طَبَقًا tabakaya عَنْ طَبَقٍ tabakadan (19) فَمَا o halde ne oluyor ki لَهُمْ onlara لَا يُؤْمِنُونَ iman etmiyorlar (20) وَإِذَا قُرِئَ okunduğunda عَلَيْهِمْ kendilerine الْقُرْآنُ Kur’an لَا يَسْجُدُونَ secde etmiyorlar (21) بَلْ aksine الَّذِينَ كَفَرُوا küfürlerinde ısrar edenler يُكَذِّبُونَ yalanlıyorlar (22) وَاللَّهُ oysa Allah أَعْلَمُ en iyi bilir بِمَا يُوعُونَ içlerinde gizlediklerini (23) فَبَشِّرْهُمْ artık sen onlara duyur بِعَذَابٍ bir azabı أَلِيمٍ çok acıklı (24) إِلَّا ancak müstesna الَّذِينَ آمَنُوا iman edip وَعَمِلُوا işleyenler الصَّالِحَاتِ salih amel لَهُمْ onlar için أَجْرٌ bir mükâfat vardır غَيْرُ olmayan مَمْنُونٍ ) kesintisi (25)

وَالسَّمَاءِ andolsun göğe ذَاتِ olan الْبُرُوجِ burçları (1) وَالْيَوْمِ ve güne الْمَوْعُودِ vaadedilen (2) وَشَاهِدٍ şahidlik edene وَمَشْهُودٍ ve şahidlik edilene (3) قُتِلَ kahrolsun أَصْحَابُ ashabı الْأُخْدُودِ Uhdud (4) النَّارِ o ateşin ذَاتِ الْوَقُودِ tutuşturulmuş (5) إِذْ hani هُمْ onlar عَلَيْهَا etrafında قُعُودٌ oturmuşlardı (6) وَهُمْ ve.onlar عَلَى مَا يَفْعَلُونَ yaptıklarını بِالْمُؤْمِنِينَ mü’minlere شُهُودٌ seyrediyorlardı (7) وَمَا نَقَمُوا intikam alıyorlardı مِنْهُمْ onlardan إِلَّا yalnızca أَنْ يُؤْمِنُوا iman ettiklerinden dolayı بِاللَّهِ Allah’a الْعَزِيز Azîzِ الْحَمِيدِ ve Hamîd (8) الَّذِي o ki لَهُ yalnız kendisine aittir مُلْكُ mülkü السَّمَاوَاتِ göklerin وَالْأَرْضِ ve yerin وَاللَّهُ şüphesiz Allah عَلَى كُلِّ شَيْءٍ herşeyi شَهِيدٌ en iyi görendir (9) إِنَّ gerçek şu ki الَّذِينَ فَتَنُوا işkence edip الْمُؤْمِنِينَ mü’min erkeklerle وَالْمُؤْمِنَاتِ mü’min kadınlara ثُمَّ sonra لَمْ يَتُوبُوا tövbe etmeyenlere فَلَهُمْ عَذَابُ azabı vardır جَهَنَّمَ cehennem وَلَهُمْ ve onlaradır عَذَابُ azap الْحَرِيقِ yakıcı (10) إِنَّ şüphesiz الَّذِينَ آمَنُوا iman edip وَعَمِلُوا işleyenler الصَّالِحَاتِ salih amel لَهُمْ için vardır جَنَّاتٌ cennetler تَجْرِي akan مِنْ تَحْتِهَا altlarından الْأَنْهَارُ nehirler ذَلِكَ işte budur الْفَوْزُ kurtuluş الْكَبِيرُ büyük (11)





إِنَّ بَطْشَ رَبِّكَ لَشَدِيدٌ (12) إِنَّهُ هُوَ يُبْدِئُ وَيُعِيدُ (13) وَهُوَ الْغَفُورُ الْوَدُودُ (14) ذُو الْعَرْشِ الْمَجِيدُ (15) فَعَّالٌ لِمَا يُرِيدُ (16) هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ الْجُنُودِ (17) فِرْعَوْنَ وَثَمُودَ (18) بَلْ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي تَكْذِيبٍ (19) وَاللَّهُ مِنْ وَرَائِهِمْ مُحِيطٌ (20) بَلْ هُوَ قُرْآنٌ مَجِيدٌ (21) فِي لَوْحٍ مَحْفُوظٍ (22)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَالسَّمَاءِ وَالطَّارِقِ (1) وَمَا أَدْرَاكَ مَا الطَّارِقُ (2) النَّجْمُ الثَّاقِبُ (3) إِنْ كُلُّ نَفْسٍ لَمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌ (4) فَلْيَنظُرْ الْإِنسَانُ مِمَّ خُلِقَ (5) خُلِقَ مِنْ مَاءٍ دَافِقٍ (6) يَخْرُجُ مِنْ بَيْنِ الصُّلْبِ وَالتَّرَائِبِ (7) إِنَّهُ عَلَى رَجْعِهِ لَقَادِرٌ (8) يَوْمَ تُبْلَى السَّرَائِرُ (9) فَمَا لَهُ مِنْ قُوَّةٍ وَلَا نَاصِرٍ (10) وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الرَّجْعِ (11) وَالْأَرْضِ ذَاتِ الصَّدْعِ (12) إِنَّهُ لَقَوْلٌ فَصْلٌ (13) وَمَا هُوَ بِالْهَزْلِ (14) إِنَّهُمْ يَكِيدُونَ كَيْدًا (15) وَأَكِيدُ كَيْدًا (16) فَمَهِّلْ الْكَافِرِينَ أَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًا (17)

12) Doğrusu, Rabbinin yakalaması pek şiddetlidir.

13) Çünkü ilkin var eden de yineleyecek olan da O’dur.

14) O, Ğafûr’dur, Vedûd’dur.

15) Arş’ın sahibidir, Mecîd’dir.

16) Her dilediğini gerçekleştirendir.

17) Orduların haberi geldi mi sana?

18) Firavun’un ve Semud’un.

19) Hayır, küfürde ısrar edenler bir yalanlama içinde-ler.

20) Oysa Allah onları arkalarından kuşatmıştır.

21) Hayır; o, çok şerefli bir Kur’an’dır.

22) Levh-i Mahfuz’dadır.



86- el-TARIK SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 17 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Andolsun göğe ve Tarık’a,

2) Tarık’ın ne olduğunu bilir misin?

3) Delip geçen yıldızdır.

4) Üzerinde gözetleyici-koruyucu bulunmayan hiç kim-se yoktur.

5) O halde insan neden yaratıldığına bir baksın?!

6) Fışkırıp atılan bir sudan yaratıldı.

7) Bel ile göğüs kemiği arasından çıkar.

8) Şüphesiz O, onu döndürmeye elbette kadirdir.

9) O gün sırlar açığa çıkartılır.

10) Artık ne gücü vardır onun, ne de yardımcısı.

11) Andolsun, dönüşlü göğe.

12) Ve yarılan yere ki;

13) Şüphesiz o, kesinlikle ayırdedici bir sözdür.

14) O, bir şaka değildir.

15) Doğrusu onlar bir plan düzenleyip kuruyorlar.

16) Ben de bir plan düzenleyip hazırlıyorum.

17) Kâfirlere mühlet ver, onlara biraz süre tanı.

إِنَّ doğrusu بَطْشَ yakalaması رَبِّكَ Rabbinin لَشَدِيدٌ pek şiddetlidir (12) إِنَّهُ çünkü هُوَ O’dur يُبْدِئُ ilkin var eden de وَيُعِيدُ yineleyecek olan da (13) وَهُوَ O الْغَفُورُ Ğafûr’dur الْوَدُودُ Vedûd’dur (14) ذُو sahibidir الْعَرْشِ Arş’ın الْمَجِيدُ Mecîd’dir (15) فَعَّالٌ gerçekleştirendir لِمَا يُرِيدُ her dilediğini (16) هَلْ أَتَاكَ geldi mi sana حَدِيثُ haberi الْجُنُودِ orduların (17) فِرْعَوْنَ Firavun’un وَثَمُودَ ve Semud’un (18) بَلْ hayır الَّذِينَ كَفَرُوا küfürde ısrar edenler فِي içindeler تَكْذِيبٍ bir yalanlama (19) وَاللَّهُ oysa Allah مِنْ وَرَائِهِمْ onları arkalarından مُحِيطٌ kuşatmıştır (20) بَلْ hayır هُوَ o قُرْآنٌ bir Kur’an’dır مَجِيدٌ çok şerefli (21) فِي لَوْحٍ مَحْفُوظٍ Levh-i Mahfuz’dadır (22)

وَالسَّمَاءِ andolsun göğe وَالطَّارِقِ ve Tarık’a (1) وَمَا أَدْرَاكَ bilir misin مَا الطَّارِقُ Tarık’ın ne olduğunu (2) النَّجْمُ yıldızdır الثَّاقِبُ delip geçen (3) إِنْ كُلُّ نَفْسٍ hiç kimse yoktur لَمَّا bulunmayan عَلَيْهَا üzerinde حَافِظٌ gözetleyici-koruyucu (4) فَلْيَنظُرْ o halde bir baksın الْإِنسَانُ insan مِمَّ خُلِقَ neden yaratıldığına (5) خُلِقَ yaratıldı مِنْ مَاءٍ bir sudan دَافِقٍ fışkırıp atılan (6) يَخْرُجُ çıkar مِنْ بَيْنِ arasından الصُّلْبِ bel ile وَالتَّرَائِبِ göğüs kemiği (7) إِنَّهُ şüphesiz O عَلَى رَجْعِهِ onu döndürmeye لَقَادِرٌ elbette kadirdir (8) يَوْمَ o gün تُبْلَى açığa çıkartılır السَّرَائِرُ sırlar (9) فَمَا لَهُ artık vardır onun مِنْ قُوَّةٍ ne gücü وَلَا نَاصِرٍ ne de yardımcısı (10) وَالسَّمَاءِ andolsun göğe ذَاتِ الرَّجْعِ dönüşlü (11) وَالْأَرْضِ ve yere ki ذَاتِ الصَّدْعِ yarılan (12) إِنَّهُ şüphesiz o لَقَوْلٌ kesinlikle bir sözdür فَصْلٌ ayırdedici (13) وَمَا değildir هُوَ o بِالْهَزْلِ bir şaka (14) إِنَّهُمْ doğrusu onlar يَكِيدُونَ düzenleyip kuruyorlar كَيْدًا bir plan (15) وَأَكِيدُ ben de düzenleyip hazırlıyorum كَيْدًا bir plan (16) فَمَهِّلْ mühlet ver الْكَافِرِينَ kâfirlere أَمْهِلْهُمْ onlara tanı رُوَيْدًا biraz süre (17)

s010


بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

سَبِّحْ اسْمَ رَبِّكَ الْأَعْلَى (1) الَّذِي خَلَقَ فَسَوَّى (2) وَالَّذِي قَدَّرَ فَهَدَى (3) وَالَّذِي أَخْرَجَ الْمَرْعَى (4) فَجَعَلَهُ غُثَاءً أَحْوَى (5) سَنُقْرِئُكَ فَلَا تَنسَى (6) إِلَّا مَا شَاءَ اللَّهُ إِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ وَمَا يَخْفَى (7) وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرَى (8) فَذَكِّرْ إِنْ نَفَعَتْ الذِّكْرَى (9) سَيَذَّكَّرُ مَنْ يَخْشَى (10) وَيَتَجَنَّبُهَا الْأَشْقَى (11) الَّذِي يَصْلَى النَّارَ الْكُبْرَى (12) ثُمَّ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيَا (13) قَدْ أَفْلَحَ مَنْ تَزَكَّى (14) وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّهِ فَصَلَّى (15) بَلْ تُؤْثِرُونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا (16) وَالْآخِرَةُ خَيْرٌ وَأَبْقَى (17) إِنَّ هَذَا لَفِي الصُّحُفِ الْأُولَى (18) صُحُفِ إِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى (19)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ الْغَاشِيَةِ (1) وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ خَاشِعَةٌ (2) عَامِلَةٌ نَاصِبَةٌ (3) تَصْلَى نَارًا حَامِيَةً (4) تُسْقَى مِنْ عَيْنٍ آنِيَةٍ (5) لَيْسَ لَهُمْ طَعَامٌ إِلَّا مِنْ ضَرِيعٍ (6) لَا يُسْمِنُ وَلَا يُغْنِي مِنْ جُوعٍ (7) وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاعِمَةٌ (8) لِسَعْيِهَا رَاضِيَةٌ (9) فِي جَنَّةٍ عَالِيَةٍ (10) لَا تَسْمَعُ فِيهَا لَاغِيَةً (11)

87- el-A’LA SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 19 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Yüce Rabbinin ismini tesbih et.

2) O ki yaratıp düzenledi,

3) Takdir edip yol gösterdi.

4) Otlağı yeşertti.

5) Ardından onu kupkuru ve simsiyah yaptı.

6) Sana okutacağız, ve sen unutmayacaksın.

7) Allah’ın dilediği müstesna. Şüphesiz O açığı da bilir, gizliyi de.

8) Biz seni en kolaya iletip başarılı kılacağız.

9) O halde –eğer öğüt fayda verirse- sen de öğüt ver.

10) Titreyerek korkan kimse öğüt alır.

11) Bedbaht olan kimse ondan kaçınır.

12) O ki en büyük ateşi boylayacaktır.

13) Sonra orada hem ölmeyecek hem de yaşamayacaktır.

14) Doğrusu, arınan kurtulmuştur.

15) Ve Rabbinin ismini zikredip namaz kılan.

16) Oysa siz dünya hayatını üstün tutuyorsunuz.

17) Ahiret ise daha hayırlı ve daha süreklidir.

18) Şüphesiz bu, önceki sahifelerde de vardır.

19) İbrahim ile Musa’nın sahifelerinde.

88- el-ĞAŞİYE SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 26 ayettir.)

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Her şeyi kuşatacak olayın haberi sana geldi mi?

2) O gün öyle yüzler vardır ki, korkuludur.

3) Çalışmış, boşuna yorulmuştur.

4) Kızgın bir ateşi boylayacaktır.

5) Son derece sıcak bir çeşmeden içirilirler.

6) Onlar için dikenli bir bitkiden başka bir yiyecek yoktur.

7) Ne doyurup-semirtir, ne de açlıktan korur.

8) O gün öyle yüzler de vardır ki nimetten dolayı pırıl pırıldır.

9) Harcadıkları çabadan dolayı hoşnutturlar.

10) Yüksek bir cennettedirler.

11) Orada boş söz işitmezler.

سَبِّحْ tesbih et اسْمَ ismini رَبِّكَ Rabbinin الْأَعْلَى yüce (1) الَّذِي O ki خَلَقَ ) yaratıp فَسَوَّى düzenledi (2) وَالَّذِي قَدَّرَ takdir edip فَهَدَى yol gösterdi (3) وَالَّذِي أَخْرَجَ yeşertti الْمَرْعَى otlağı (4) فَجَعَلَهُ ardından onu yaptı غُثَاءً kupkuru أَحْوَى ve simsiyah (5) سَنُقْرِئُكَ sana okutacağız فَلَا تَنسَى ve sen unutmayacaksın (6) إِلَّا müstesna مَا شَاءَ dilediği اللَّهُ Allah’ın إِنَّهُ şüphesiz O يَعْلَمُ bilir الْجَهْرَ açığı da وَمَا يَخْفَى gizliyi de (7) وَنُيَسِّرُكَ Biz seni iletip başarılı kılacağız لِلْيُسْرَى en kolaya (8) فَذَكِّرْ o halde sen de öğüt ver إِنْ نَفَعَتْ eğer fayda verirse الذِّكْرَى öğüt (9) سَيَذَّكَّرُ öğüt alır مَنْ kimse يَخْشَى titreyerek korkan (10) وَيَتَجَنَّبُهَا ondan kaçınır الْأَشْقَى bedbaht olan kimse (11) الَّذِي o ki يَصْلَى boylayacaktır النَّارَ ateşi الْكُبْرَى en büyük (12) ثُمَّ sonra لَا يَمُوتُ hem ölmeyecek فِيهَا orada وَلَا يَحْيَا hem de yaşamayacaktır (13) قَدْ doğrusu أَفْلَحَ kurtulmuştur مَنْ تَزَكَّى arınan (14) وَذَكَرَ ve zikredip اسْمَ ismini رَبِّهِ Rabbinin فَصَلَّى namaz kılan (15) بَلْ oysa تُؤْثِرُونَ siz üstün tutuyorsunuz الْحَيَاةَ hayatını الدُّنْيَا dünya (16) وَالْآخِرَةُ ahiret ise خَيْرٌ daha hayırlı وَأَبْقَى ve daha süreklidir (17) إِنَّ şüphesiz هَذَا bu لَفِي الصُّحُفِ sahifelerde de vardır الْأُولَى önceki (18) صُحُفِ sahifelerinde إِبْرَاهِيمَ İbrahim وَمُوسَى ile Musa’nın (19)

هَلْ أَتَاكَ sana geldi mi حَدِيثُ olayın haberi الْغَاشِيَةِ her şeyi kuşatacak (1) وُجُوهٌ öyle yüzler vardır ki يَوْمَئِذٍ o gün خَاشِعَةٌ korkuludur (2) عَامِلَةٌ çalışmış نَاصِبَةٌ boşuna yorulmuştur (3) تَصْلَى boylayacaktır نَارًا bir ateşi حَامِيَةً kızgın (4) تُسْقَى içirilirler مِنْ عَيْنٍ bir çeşmeden آنِيَةٍ son derece sıcak (5) لَيْسَ yoktur لَهُمْ onlar için طَعَامٌ bir yiyecek إِلَّا başka مِنْ ضَرِيعٍ dikenli bir bitkiden (6) لَا يُسْمِنُ ne doyurup-semirtir وَلَا يُغْنِي ne de korur مِنْ جُوعٍ açlıktan (7) وُجُوهٌ öyle yüzler de vardır ki يَوْمَئِذٍ o gün نَاعِمَةٌ nimetten dolayı pırıl pırıldır (8) لِسَعْيِهَا harcadıkları çabadan dolayı رَاضِيَةٌ hoşnutturlar (9) فِي جَنَّةٍ bir cennettedirler عَالِيَةٍ yüksek (10) لَا تَسْمَعُ işitmezler فِيهَا orada لَاغِيَةً boş söz (11)




فِيهَا عَيْنٌ جَارِيَةٌ (12) فِيهَا سُرُرٌ مَرْفُوعَةٌ (13) وَأَكْوَابٌ مَوْضُوعَةٌ (14) وَنَمَارِقُ مَصْفُوفَةٌ (15) وَزَرَابِيُّ مَبْثُوثَةٌ (16) أَفَلَا يَنْظُرُونَ إِلَى الْإِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ (17) وَإِلَى السَّمَاءِ كَيْفَ رُفِعَتْ (18) وَإِلَى الْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ (19) وَإِلَى الْأَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ (20) فَذَكِّرْ إِنَّمَا أَنْتَ مُذَكِّرٌ (21) لَسْتَ عَلَيْهِمْ بِمُسَيْطِرٍ (22) إِلَّا مَنْ تَوَلَّى وَكَفَرَ (23) فَيُعَذِّبُهُ اللَّهُ الْعَذَابَ الْأَكْبَرَ (24) إِنَّ إِلَيْنَا إِيَابَهُمْ (25) ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا حِسَابَهُمْ (26)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَالْفَجْرِ (1) وَلَيَالٍ عَشْرٍ (2) وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِ (3) وَاللَّيْلِ إِذَا يَسْرِ (4) هَلْ فِي ذَلِكَ قَسَمٌ لِذِي حِجْرٍ (5) أَلَمْ تَرَى كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ (6) إِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِ (7) الَّتِي لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِي الْبِلَادِ (8) وَثَمُودَ الَّذِينَ جَابُوا الصَّخْرَ بِالْوَادِي (9) وَفِرْعَوْنَ ذِي الْأَوْتَادِ (10) الَّذِينَ طَغَوْا فِي الْبِلَادِ (11) فَأَكْثَرُوا فِيهَا الْفَسَادَ (12) فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍ (13) إِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَادِ (14)

12) Orada akan bir pınar vardır.

13) Orada yüksek tahtlar vardır.

14) Konulmuş sürahiler,

15) Dizilmiş yastıklar,

16) Ve yayılmış, kıymetli yaygılar.

17) Bakmıyorlar mı o deveye, nasıl yaratıldı?

18) Ve göğe; nasıl yükseltildi?

19) Ve dağlara; nasıl oturtulup-kuruldu?

20) Ve yere; nasıl yayılıp-döşendi?

21) Artık sen öğüt ver! Sen ancak bir öğüt vericisin.

22) Üzerlerine musallat olan bir zorba değilsin.

23) Ancak kim yüz çevirir ve inkâr ederse;

24) Allah onu en büyük azab ile azablandırır.

25) Şüphesiz dönüşleri yalnız bizedir.

26) Sonra onları hesaba çekmek de elbette bize aittir.



89- FECR SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 30 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Andolsun fecre,

2) Ve on geceye,

3) Hem çifte, hem de teke,

4) Ve yürüyüp gittiği zaman geceye ki;

5) Bunlarda akıl sahibi kimse için bir yemin var, değil mi?

6) Rabbinin Âd’a ne yaptığını görmedin mi?

7) Yüksek sütunlar sahibi İrem’e?

8) Ki şehirler içinde bir benzeri yaratılmış değildi.

9) Ve vadide kayaları oyup-biçen Semud’a?

10) Ve kazıklar sahibi Firavun’a?

11) Ki onlar, şehirlerde azgınlaşmışlardı.

12) Oralarda fesadı artırmışlardı.

13) Bundan dolayı Rabbin onların üzerine azab kamçısı yağdırdı.

14) Çünkü Rabbin gözetleme mevkiindedir.

فِيهَا orada vardır عَيْنٌ bir pınar جَارِيَةٌ akan (12) فِيهَا orada vardır سُرُرٌ tahtlar مَرْفُوعَةٌ yüksek (13) وَأَكْوَابٌ sürahiler مَوْضُوعَةٌ konulmuş (14) وَنَمَارِقُ yastıklar مَصْفُوفَةٌ dizilmiş (15) وَزَرَابِيُّ ve kıymetli yaygılar مَبْثُوثَةٌ yayılmış (16) أَفَلَا يَنْظُرُونَ bakmıyorlar mı إِلَى الْإِبِلِ o deveye كَيْفَ nasıl خُلِقَتْ yaratıldı (17) وَإِلَى السَّمَاءِ ve göğe كَيْفَ nasıl رُفِعَتْ yükseltildi (18) وَإِلَى الْجِبَالِ ve dağlara كَيْفَ nasıl نُصِبَتْ oturtulup-kuruldu (19) وَإِلَى الْأَرْضِ ve yere كَيْفَ nasıl سُطِحَتْ yayılıp-döşendi (20) فَذَكِّرْ artık sen öğüt ver إِنَّمَا ancak أَنْتَ sen مُذَكِّرٌ bir öğüt vericisin (21) لَسْتَ değilsin عَلَيْهِمْ üzerlerine بِمُسَيْطِرٍ musallat olan bir zorba (22) إِلَّا ancak مَنْ kim تَوَلَّى yüz çevirir وَكَفَرَ ve inkâr ederse (23) فَيُعَذِّبُهُ onu azablandırır اللَّهُ Allah الْعَذَابَ azab ile الْأَكْبَرَ en büyük (24) إِنَّ şüphesiz إِلَيْنَا yalnız bizedir إِيَابَهُمْ dönüşleri (25) ثُمَّ sonra إِنَّ elbette عَلَيْنَا bize aittir حِسَابَهُمْ onları hesaba çekmek de (26)

وَالْفَجْرِ andolsun fecre (1) وَلَيَالٍ ve geceye عَشْرٍ on (2) وَالشَّفْعِ hem çifte وَالْوَتْرِ hem de teke (3) وَاللَّيْلِ ve geceye ki إِذَا يَسْرِ yürüyüp gittiği zaman (4) هَلْ değil mi فِي ذَلِكَ bunlarda قَسَمٌ bir yemin var لِذِي sahibi kimse için حِجْرٍ akıl (5) أَلَمْ تَرَى görmedin mi كَيْفَ ne فَعَلَ yaptığını رَبُّكَ Rabbinin بِعَادٍ Âd’a (6) إِرَمَ İrem’e ذَاتِ sahibi الْعِمَادِ yüksek sütunlar (7) الَّتِي ki لَمْ يُخْلَقْ yaratılmış değildi مِثْلُهَا bir benzeri فِي içinde الْبِلَادِ şehirler (8) وَثَمُودَ ve Semud’a الَّذِينَ جَابُوا oyup-biçen الصَّخْرَ kayaları بِالْوَادِي vadide (9) وَفِرْعَوْنَ ve Firavun’a ذِي sahibi الْأَوْتَادِ kazıklar (10) الَّذِينَ ki onlar طَغَوْا azgınlaşmışlardı فِي الْبِلَادِ şehirlerde (11) فَأَكْثَرُوا artırmışlardı فِيهَا oralarda الْفَسَادَ fesadı (12) فَصَبَّ bundan dolayı yağdırdı عَلَيْهِمْ onların üzerine رَبُّكَ Rabbin سَوْطَ kamçısı عَذَابٍ azab (13) إِنَّ çünkü رَبَّكَ Rabbin لَبِالْمِرْصَادِ gözetleme mevkiindedir (14)




فَأَمَّا الْإِنسَانُ إِذَا مَا ابْتَلَاهُ رَبُّهُ فَأَكْرَمَهُ وَنَعَّمَهُ فَيَقُولُ رَبِّي أَكْرَمَنِي (15) وَأَمَّا إِذَا مَا ابْتَلَاهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُ فَيَقُولُ رَبِّي أَهَانَنِي (16) كَلَّا بَل لَا تُكْرِمُونَ الْيَتِيمَ (17) وَلَا تَحَاضُّونَ عَلَى طَعَامِ الْمِسْكِينِ (18) وَتَأْكُلُونَ التُّرَاثَ أَكْلًا لَمًّا (19) وَتُحِبُّونَ الْمَالَ حُبًّا جَمًّا (20) كَلَّا إِذَا دُكَّتْ الْأَرْضُ دَكًّا دَكًّا (21) وَجَاءَ رَبُّكَ وَالْمَلَكُ صَفًّا صَفًّا (22) وَجِيءَ يَوْمَئِذٍ بِجَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ الْإِنْسَانُ وَأَنَّى لَهُ الذِّكْرَى (23) يَقُولُ يَالَيْتَنِي قَدَّمْتُ لِحَيَاتِي (24) فَيَوْمَئِذٍ لَا يُعَذِّبُ عَذَابَهُ أَحَدٌ (25) وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُ أَحَدٌ (26) يَاأَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ (27) ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً (28) فَادْخُلِي فِي عِبَادِي (29) وَادْخُلِي جَنَّتِي (30)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

لَا أُقْسِمُ بِهَذَا الْبَلَدِ (1) وَأَنْتَ حِلٌّ بِهَذَا الْبَلَدِ (2) وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَ (3) لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي كَبَدٍ (4) أَيَحْسَبُ أَنْ لَنْ يَقْدِرَ عَلَيْهِ أَحَدٌ (5) يَقُولُ أَهْلَكْتُ مَالًا لُبَدًا (6) أَيَحْسَبُ أَنْ لَمْ يَرَهُ أَحَدٌ (7)

15) Fakat insan; ne zaman Rabbi kendisini sınayıp ona ikramda bulunup nimetler verse: “Rabbim bana ikram etti.” der.

16) Ama ne zaman onu deneyerek rızkını kıssa, hemen: “Rabbim bana ihanet etti.” der.

17) Hayır, hayır; aksine, siz yetime ikram etmiyorsunuz.

18) Yoksula yedirmek için de birbirinizi teşvik etmi-yorsunuz.

19) Mirası da, sürekli yiyorsunuz.

20) Malı bir yığma tutkusuyla çok seviyorsunuz.

21) Hayır, hayır; yeryüzü parça parça yıkılıp darmada-ğın olduğu zaman.

22) Rabbin gelip melekler saf saf dizildiği zaman.

23) O gün, cehennem de getirilecek, insan o gün hatır-layacak, fakat hatırlamanın ona ne faydası var?

24) “Ah ne olurdu hayatım için hazırlasaydım.” der.

25) Artık o gün kimse O’nun azabı gibi azab edemez.

26) O’nun vuracağı bağı hiç kimse vuramaz.

27) Ey huzura ermiş olan nefis!

28) Razı olmuş ve rızaya ermiş olarak dön Rabbine!

29) Haydi katıl kullarıma!

30) Ve gir cennetime!



90- el-BELED SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 20 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Hayır, bu şehre yemin ederim,

2) Ki sen bu şehirde oturmaktasın.

3) Babaya ve doğana da,

4) Andolsun, biz insanı bir zorluk içinde yarattık.

5) O, hiç kimsenin kendisine asla güç yetiremiyeceğini mi sanıyor?

6) O: “Yığınla mal tüketip-yokettim.” der.

7) Kendisini hiç kimsenin görmediğini mi sanıyor?

فَأَمَّا الْإِنسَانُ fakat insan إِذَا مَا ابْتَلَاهُ ne zaman kendisini sınayıp رَبُّهُ Rabbi فَأَكْرَمَهُ ona ikramda bulunup وَنَعَّمَهُ nimetler verse فَيَقُولُ der رَبِّي Rabbim أَكْرَمَنِي bana ikram etti (15) وَأَمَّا إِذَا مَا ابْتَلَاهُ ama ne zaman onu deneyerek فَقَدَرَ عَلَيْهِ kıssa رِزْقَهُ rızkını فَيَقُولُ hemen der رَبِّي Rabbim أَهَانَنِي bana ihanet etti (16) كَلَّا hayır, hayır بَل aksine لَا تُكْرِمُونَ siz ikram etmiyorsunuz الْيَتِيمَ yetime (17) وَلَا تَحَاضُّونَ birbirinizi teşvik etmiyorsunuz عَلَى طَعَامِ yedirmek için de الْمِسْكِينِ yoksula (18) وَتَأْكُلُونَ yiyorsunuz التُّرَاثَ mirası da أَكْلًا لَمًّا sürekli (19) وَتُحِبُّونَ seviyorsunuz الْمَالَ malı حُبًّا جَمًّا bir yığma tutkusuyla çok (20) كَلَّا hayır, hayır إِذَا دُكَّتْ darmadağın olduğu zaman الْأَرْضُ yeryüzü دَكًّا دَكًّا parça parça yıkılıp (21) وَجَاءَ gelip رَبُّكَ Rabbin وَالْمَلَكُ melekler صَفًّا صَفًّا saf saf dizildiği zaman (22) وَجِيءَ getirilecek يَوْمَئِذٍ o gün بِجَهَنَّمَ cehennem de يَوْمَئِذٍ o gün يَتَذَكَّرُ hatırlayacak الْإِنْسَانُ insan وَأَنَّى لَهُ fakat ona ne faydası var الذِّكْرَى hatırlamanın (23) يَقُولُ der يَالَيْتَنِي ah ne olurdu قَدَّمْتُ hazırlasaydım لِحَيَاتِي hayatım için (24) فَيَوْمَئِذٍ artık o gün لَا يُعَذِّبُ azab edemez عَذَابَهُ O’nun azabı gibi أَحَدٌ kimse (25) وَلَا يُوثِقُ bağı vuramaz وَثَاقَهُ O’nun vuracağı أَحَدٌ hiç kimse (26) يَاأَيَّتُهَا ey النَّفْسُ nefis الْمُطْمَئِنَّةُ huzura ermiş olan (27) ارْجِعِي dön إِلَى رَبِّكِ Rabbine رَاضِيَةً razı olmuş مَرْضِيَّةً ve rızaya ermiş olarak (28) فَادْخُلِي haydi katıl فِي عِبَادِي kullarıma (29) وَادْخُلِي ve gir جَنَّتِي cennetime (30)

لَا hayır أُقْسِمُ yemin ederim بِهَذَا bu الْبَلَدِ şehre (1) وَأَنْتَ ki sen حِلٌّ oturmaktasın بِهَذَا bu الْبَلَدِ şehirde (2) وَوَالِدٍ babaya وَمَا وَلَدَ ve doğana da (3) لَقَدْ andolsun خَلَقْنَا biz yarattık الْإِنسَانَ insanı فِي içinde كَبَدٍ bir zorluk (4) أَيَحْسَبُ mi sanıyor أَنْ لَنْ يَقْدِرَ o asla güç yetiremiyeceğini عَلَيْهِ kendisine أَحَدٌ hiç kimsenin (5) يَقُولُ o der أَهْلَكْتُ tüketip-yokettim مَالًا mal لُبَدًا yığınla (6) أَيَحْسَبُ mi sanıyor أَنْ لَمْ يَرَهُ kendisini görmediğini أَحَدٌ hiç kimsenin (7)







أَلَمْ نَجْعَلْ لَهُ عَيْنَيْنِ (8) وَلِسَانًا وَشَفَتَيْنِ (9) وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِ (10) فَلَا اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَ (11) وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْعَقَبَةُ (12) فَكُّ رَقَبَةٍ (13) أَوْ إِطْعَامٌ فِي يَوْمٍ ذِي مَسْغَبَةٍ (14) يَتِيمًا ذَا مَقْرَبَةٍ (15) أَوْ مِسْكِينًا ذَا مَتْرَبَةٍ (16) ثُمَّ كَانَ مِنْ الَّذِينَ آمَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِ (17) أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ (18) وَالَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِنَا هُمْ أَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ (19) عَلَيْهِمْ نَارٌ مُوصَدَةٌ (20)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَالشَّمْسِ وَضُحَاهَا (1) وَالْقَمَرِ إِذَا تَلَاهَا (2) وَالنَّهَارِ إِذَا جَلَّاهَا (3) وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَاهَا (4) وَالسَّمَاءِ وَمَا بَنَاهَا (5) وَالْأَرْضِ وَمَا طَحَاهَا (6) وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّاهَا (7) فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَاهَا (8) قَدْ أَفْلَحَ مَنْ زَكَّاهَا (9) وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسَّاهَا (10) كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوَاهَا (11) إِذْ انْبَعَثَ أَشْقَاهَا (12) فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ نَاقَةَ اللَّهِ وَسُقْيَاهَا (13) فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَا فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُمْ بِذَنْبِهِمْ فَسَوَّاهَا (14) وَلَا يَخَافُ عُقْبَاهَا (15)

8) Ona iki göz vermedik mi?

9) Bir de bir dil ve iki dudak?

10) Ve biz ona iki de yol gösterdik.

11) Ancak o, sarp yokuşa göğüs germedi.

12) Sarp yokuşun ne olduğunu bilir misin?

13) Bir köleyi salıvermektir.

14) Yahut kıtlık gününde doyurmaktır.

15) Akraba bir yetimi,

16) Yahut topraklara düşmüş bir yoksulu.

17) Bundan sonra da iman edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye ve merhameti tavsiye edenlerden olmaktır.

18) İşte bunlar, sağın adamlarıdır.

19) Ayetlerimizi inkâr edenler ise, solun adamlarıdır.

20) Kapıları kilitlenmiş bir ateş onların üzerinedir.



91- eş-ŞEMS SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 15 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Andolsun güneşe ve aydınlığına,

2) Arkasından geldiğinde aya,

3) Onu parıldattığında gündüze,

4) Onu kuşattığında geceye,

5) Göğe ve onu bina edene,

6) Yere ve onu yayıp-döşeyene,

7) Nefse ve onu düzenleyene,

8) Ki hem kötülüğünü hem de takvasını ona ilham etti.

9) Onu arındıran gerçekten kurtulmuştur.

10) Gizleyense hayal kırıklığına uğramıştır.

11) Semud, azgınlığından yalanladı.

12) Onların en sapkını ileri atıldığında,

13) Allah’ın Rasulü onlara şöyle dedi: “Allah’ın devesine ve sulanmasına ilişmeyin!”

14) Fakat onlar onu yalanladılar, sonra onu kestiler. Rableri de günahları sebebiyle onları yerle bir etti, orasını da dümdüz etti.

15) Ve O, bunun sonucundan korkmaz.

أَلَمْ نَجْعَلْ vermedik mi لَهُ ona عَيْنَيْنِ iki göz (8) وَلِسَانًا bir de bir dil وَشَفَتَيْنِ ve iki dudak (9) وَهَدَيْنَاهُ ve biz ona gösterdik النَّجْدَيْنِ iki de yol (10) فَلَا اقْتَحَمَ ancak o, göğüs germedi الْعَقَبَةَ sarp yokuşa (11) وَمَا أَدْرَاكَ bilir misin مَا ne olduğunu الْعَقَبَةُ sarp yokuşun (12) فَكُّ salıvermektir رَقَبَةٍ bir köleyi (13) أَوْ yahut إِطْعَامٌ doyurmaktır فِي يَوْمٍ gününde ذِي مَسْغَبَةٍ kıtlık (14) يَتِيمًا bir yetimi ذَا مَقْرَبَةٍ akraba (15) أَوْ yahut مِسْكِينًا bir yoksulu ذَا مَتْرَبَةٍ topraklara düşmüş (16) ثُمَّ bundan sonra da كَانَ olmaktır مِنْ الَّذِينَ آمَنُوا iman edenlerden وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ birbirlerine sabrı tavsiye وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِ ve merhameti tavsiye edenlerden (17) أُوْلَئِكَ işte bunlar أَصْحَابُ adamlarıdır الْمَيْمَنَةِ sağın (18) وَالَّذِينَ كَفَرُوا inkâr edenler ise بِآيَاتِنَا ayetlerimizi هُمْ أَصْحَابُ adamlarıdır الْمَشْأَمَةِ solun (19) عَلَيْهِمْ onların üzerinedir نَارٌ bir ateş مُوصَدَةٌ kapıları kilitlenmiş (20)

وَالشَّمْسِ andolsun güneşe وَضُحَاهَا ve aydınlığına (1) وَالْقَمَرِ aya إِذَا تَلَاهَا arkasından geldiğinde (2) وَالنَّهَارِ gündüze إِذَا جَلَّاهَا onu parıldattığında (3) وَاللَّيْلِ geceye إِذَا يَغْشَاهَا onu kuşattığında (4) وَالسَّمَاءِ göğe وَمَا بَنَاهَا ve onu bina edene (5) وَالْأَرْضِ yere وَمَا طَحَاهَا ve onu yayıp-döşeyene (6) وَنَفْسٍ nefse وَمَا سَوَّاهَا ve onu düzenleyene (7) فَأَلْهَمَهَا ki ona ilham etti فُجُورَهَا hem kötülüğünü وَتَقْوَاهَا hem de takvasını (8) قَدْ gerçekten أَفْلَحَ kurtulmuştur مَنْ زَكَّاهَا onu arındıran (9) وَقَدْ خَابَ hayal kırıklığına uğramıştır مَنْ دَسَّاهَا gizleyense (10) كَذَّبَتْ yalanladı ثَمُودُ Semud بِطَغْوَاهَا azgınlığından (11) إِذْ انْبَعَثَ ileri atıldığında أَشْقَاهَا onların en sapkını (12) فَقَالَ şöyle dedi لَهُمْ onlara رَسُولُ Rasulü اللَّهِ Allah’ın نَاقَةَ devesine اللَّهِ Allah’ın وَسُقْيَاهَا ve sulanmasına (ilişmeyin) (13) فَكَذَّبُوهُ fakat onlar onu yalanladılar فَعَقَرُوهَا sonra onu kestiler فَدَمْدَمَ yerle bir etti عَلَيْهِمْ onları رَبُّهُمْ Rableri de بِذَنْبِهِمْ günahları sebebiyle فَسَوَّاهَا orasını da dümdüz etti (14) وَلَا يَخَافُ ve o, korkmaz عُقْبَاهَا bunun sonucundan (15)





بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى (1) وَالنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّى (2) وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى (3) إِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتَّى (4) فَأَمَّا مَنْ أَعْطَى وَاتَّقَى (5) وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى (6) فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرَى (7) وَأَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنَى (8) وَكَذَّبَ بِالْحُسْنَى (9) فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرَى (10) وَمَا يُغْنِي عَنْهُ مَالُهُ إِذَا تَرَدَّى (11) إِنَّ عَلَيْنَا لَلْهُدَى (12) وَإِنَّ لَنَا لَلْآخِرَةَ وَالْأُولَى (13) فَأَنْذَرْتُكُمْ نَارًا تَلَظَّى (14) لَا يَصْلَاهَا إِلَّا الْأَشْقَى (15) الَّذِي كَذَّبَ وَتَوَلَّى (16) وَسَيُجَنَّبُهَا الْأَتْقَى (17) الَّذِي يُؤْتِي مَالَهُ يَتَزَكَّى (18) وَمَا لِأَحَدٍ عِنْدَهُ مِنْ نِعْمَةٍ تُجْزَى (19) إِلَّا ابْتِغَاءَ وَجْهِ رَبِّهِ الْأَعْلَى (20) وَلَسَوْفَ يَرْضَى (21)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَالضُّحَى (1) وَاللَّيْلِ إِذَا سَجَى (2) مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَى (3)

92- el-LEYL SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 21 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Andolsun sarıp kuşattığında geceye,

2) Ağardığında gündüze,

3) Erkeği ve dişiyi yaratana ki,

4) Gerçekten çabalarınız çeşit çeşittir.

5) Fakat kim verir ve korkup-sakınırsa,

6) Ve en güzeli doğrularsa,

7) Biz de ona en kolayı kolaylaştırırız.

8) Kim de cimrilik eder ve kendini yeterli görürse,

9) Ve en güzeli de yalanlarsa,

10) Biz de en zoru ona kolaylaştırırız.

11) Gerilediğinde malı kendisine fayda vermez.

12) Şüphesiz bize düşen, yol göstermektir.

13) Gerçekten son da, ilk de bizimdir.

14) Bakın! Sizi alevli bir ateşle korkutarak uyardım.

15) En bedbahttan başkası boylamaz orayı;

16) Ki o, yalanladı ve yüz çevirdi.

17) Korkup-sakınan ise, ondan uzak tutulacaktır.

18) Ki o, malını vererek temizlenip-arınır.

19) Onun yanında, hiç kimsenin karşılığı verilecek bir nimeti yoktur.

20) Ancak yüce Rabbinin rızasını kazanmak için,

21) Yakında kendisi de elbette razı olacaktır.



93- ed-DUHA SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 11 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Andolsun kuşluk vaktine,

2) Karanlığı bastırdığında geceye,

3) Rabbin seni terketmedi ve darılmadı.

وَاللَّيْلِ andolsun geceye إِذَا يَغْشَى sarıp kuşattığında (1) وَالنَّهَارِ gündüze إِذَا تَجَلَّى ağardığında (2) وَمَا خَلَقَ yaratana ki الذَّكَرَ erkeği وَالْأُنْثَى ve dişiyi (3) إِنَّ gerçekten سَعْيَكُمْ çabalarınız لَشَتَّى çeşit çeşittir (4) فَأَمَّا fakat مَنْ kim أَعْطَى verir وَاتَّقَى ve korkup-sakınırsa (5) وَصَدَّقَ ve doğrularsa بِالْحُسْنَى en güzeli (6) فَسَنُيَسِّرُهُ biz de ona kolaylaştırırız لِلْيُسْرَى en kolayı (7) وَأَمَّا مَنْ kim de بَخِلَ cimrilik eder وَاسْتَغْنَى ve kendini yeterli görürse (8) وَكَذَّبَ ve yalanlarsa بِالْحُسْنَى en güzeli de (9) فَسَنُيَسِّرُهُ biz de ona kolaylaştırırız لِلْعُسْرَى en zoru (10) وَمَا يُغْنِي fayda vermez عَنْهُ kendisine مَالُهُ ) malı إِذَا تَرَدَّى gerilediğinde (11) إِنَّ şüphesiz عَلَيْنَا bize düşen لَلْهُدَى yol göstermektir (12) وَإِنَّ gerçekten لَنَا bizimdir لَلْآخِرَةَ son da وَالْأُولَى ilk de (13) فَأَنْذَرْتُكُمْ bakın sizi korkutarak uyardım نَارًا bir ateşle تَلَظَّى alevli (14) لَا يَصْلَاهَا boylamaz orayı إِلَّا başkası الْأَشْقَى en bedbahttan (15) الَّذِي ki o كَذَّبَ yalanladı وَتَوَلَّى ve yüz çevirdi (16) وَسَيُجَنَّبُهَا ondan uzak tutulacaktır الْأَتْقَى korkup-sakınan ise (17) الَّذِي ki o يُؤْتِي vererek مَالَهُ malını يَتَزَكَّى temizlenip-arınır (18) وَمَا لِأَحَدٍ hiç kimsenin yoktur عِنْدَهُ onun yanında مِنْ نِعْمَةٍ bir nimeti تُجْزَى karşılığı verilecek (19) إِلَّا ancak ابْتِغَاءَ kazanmak için وَجْهِ rızasını رَبِّهِ Rabbinin الْأَعْلَى yüce (20) وَلَسَوْفَ يَرْضَى yakında kendisi de elbette razı olacaktır (21)

وَالضُّحَى andolsun kuşluk vaktine (1) وَاللَّيْلِ geceye إِذَا سَجَى karanlığı bastırdığında (2) مَا وَدَّعَكَ seni terketmedi رَبُّكَ Rabbin وَمَا قَلَى ve darılmadı (3)





وَلَلْآخِرَةُ خَيْرٌ لَكَ مِنْ الْأُولَى (4) وَلَسَوْفَ يُعْطِيكَ رَبُّكَ فَتَرْضَى (5) أَلَمْ يَجِدْكَ يَتِيمًا فَآوَى (6) وَوَجَدَكَ ضَالًّا فَهَدَى (7) وَوَجَدَكَ عَائِلًا فَأَغْنَى (8) فَأَمَّا الْيَتِيمَ فَلَا تَقْهَرْ (9) وَأَمَّا السَّائِلَ فَلَا تَنْهَرْ (10) وَأَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ (11)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ (1) وَوَضَعْنَا عَنكَ وِزْرَكَ (2) الَّذِي أَنقَضَ ظَهْرَكَ (3) وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ (4) فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا (5) إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا (6) فَإِذَا فَرَغْتَ فَانصَبْ (7) وَإِلَى رَبِّكَ فَارْغَبْ (8)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ (1) وَطُورِ سِينِينَ (2) وَهَذَا الْبَلَدِ الْأَمِينِ (3) لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ (4) ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ (5)

4) Elbette ki son, senin için ilkten daha hayırlıdır.

5) Elbette Rabbin sana verecek ve memnun olacaksın.

6) Bir yetim iken, seni bulup da barındırmadı mı?

7) Ve seni yol bilmez bulup doğru yola iletmedi mi?

8) Ve seni bir yoksul bulup sonra zenginleştirmedi mi?

9) Öyleyse, sakın yetimi ezme!

10) İsteyeni sakın azarlama!

11) Rabbinin nimetini de durmaksızın anlat!



94- el-İNŞİRAH SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 8 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Biz senin göğsünü açmadık mı?

2) Yükünü üzerinden kaldırmadık mı?

3) Ki o, belini bükmüştü.

4) Senin itibarını da yüceltmedik mi?

5) Demek ki, gerçekten güçlükle beraberdir kolaylık.

6) Gerçekten güçlükle beraberdir kolaylık.

7) O halde, boş kaldın mı hemen çalış!

8) Ve sadece Rabbine yönel!



95- et-TİN SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 8 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Andolsun incire, zeytine,

2) Sina dağına,

3) Ve şu emin beldeye ki;

4) Doğrusu biz insanı en güzel biçimde yarattık.

5) Sonra onu, aşağıların en aşağısına çevirdik.

وَلَلْآخِرَةُ elbette ki son خَيْرٌ daha hayırlıdır لَكَ senin için مِنْ الْأُولَى ilkten (4) وَلَسَوْفَ يُعْطِيكَ elbette sana verecek رَبُّكَ Rabbin فَتَرْضَى ve memnun olacaksın (5) أَلَمْ يَجِدْكَ seni bulup da يَتِيمًا bir yetim iken فَآوَى barındırmadı mı (6) وَوَجَدَكَ ve seni bulup ضَالًّا yol bilmez فَهَدَى doğru yola iletmedi mi (7) وَوَجَدَكَ ve seni bulup عَائِلًا bir yoksul فَأَغْنَى sonra zenginleştirmedi mi (8) فَأَمَّا öyleyse, sakın الْيَتِيمَ yetimi فَلَا تَقْهَرْ ezme (9) وَأَمَّا sakın السَّائِلَ isteyeni فَلَا تَنْهَرْ azarlama (10) وَأَمَّا بِنِعْمَةِ nimetini de رَبِّكَ Rabbinin فَحَدِّثْ durmaksızın anlat (11)

أَلَمْ نَشْرَحْ biz açmadık mı لَكَ صَدْرَكَ senin göğsünü (1) وَوَضَعْنَا kaldırmadık mı عَنكَ üzerinden وِزْرَكَ yükünü (2) الَّذِي ki o, أَنقَضَ bükmüştü ظَهْرَكَ belini (3) وَرَفَعْنَا yüceltmedik mi لَكَ senin ذِكْرَكَ itibarını da (4) فَإِنَّ demek ki, gerçekten مَعَ beraberdir الْعُسْرِ güçlükle يُسْرًا kolaylık (5) إِنَّ gerçekten مَعَ beraberdir الْعُسْرِ güçlükle يُسْرًا kolaylık (6) فَإِذَا فَرَغْتَ o halde, boş kaldın mı فَانصَبْ hemen çalış (7) وَإِلَى رَبِّكَ ve sadece Rabbine فَارْغَبْ yönel (8)

وَالتِّينِ andolsun incire وَالزَّيْتُونِ zeytine, (1) وَطُورِ سِينِينَ Sina dağına (2) وَهَذَا ve şu الْبَلَدِ beldeye ki الْأَمِينِ emin (3) لَقَدْ doğrusu خَلَقْنَا biz yarattık الْإِنسَانَ insanı فِي أَحْسَنِ en güzel تَقْوِيمٍ biçimde (4) ثُمَّ sonra رَدَدْنَاهُ onu çevirdik أَسْفَلَ سَافِلِينَ aşağıların en aşağısına (5)





إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ (6) فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِالدِّينِ (7) أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ (8)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

اقْرَأْ بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذِي خَلَقَ (1) خَلَقَ الْإِنسَانَ مِنْ عَلَقٍ (2) اقْرَأْ وَرَبُّكَ الْأَكْرَمُ (3) الَّذِي عَلَّمَ بِالْقَلَمِ (4) عَلَّمَ الْإِنسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ (5) كَلَّا إِنَّ الْإِنسَانَ لَيَطْغَى (6) أَنْ رَآهُ اسْتَغْنَى (7) إِنَّ إِلَى رَبِّكَ الرُّجْعَى (8) أَرَأَيْتَ الَّذِي يَنْهَى (9) عَبْدًا إِذَا صَلَّى (10) أَرَأَيْتَ إِنْ كَانَ عَلَى الْهُدَى (11) أَوْ أَمَرَ بِالتَّقْوَى (12) أَرَأَيْتَ إِنْ كَذَّبَ وَتَوَلَّى (13) أَلَمْ يَعْلَمْ بِأَنَّ اللَّهَ يَرَى (14) كَلَّا لَئِنْ لَمْ يَنْتَهِ لَنَسْفَعَنْ بِالنَّاصِيَةِ (15) نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍ (16) فَلْيَدْعُ نَادِيَه (17) سَنَدْعُ الزَّبَانِيَةَ (18) كَلَّا لَا تُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ (19)

6) İman edip salih ameller işleyenler müstesna; onlar için kesintisiz bir ecir vardır.

7) Öyleyse bundan sonra hangi şey sana dini yalanlata-bilir?

8) Allah, hakimlerin hakimi değil mi?



96- el-ALAK SURESİ



(Mekke’de inmiştir. 19 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Yaratan Rabbinin ismiyle oku!

2) İnsanı bir kan pıhtısından yarattı.

3) Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir.

4) Ki O, kalemle öğretendir.

5) İnsana bilmediğini öğretti.

6) Hayır, hayır; gerçekten insan, azar.

7) Kendini yeterli gördüğünden.

8) Şüphesiz dönüş yalnızca Rabbinedir.

9) Engelleyeni gördün mü?

10) Namaz kıldığı zaman bir kulu.

11) Gördün mü? Ya o, doğru yol üzerindeyse,

12) Yahut takvayı emrettiyse?

13) Gördün mü? Ya yalanlayıp yüz çevirdiyse,

14) Allah’ın gördüğünü bilmiyor mu?

15) Hayır, hayır; eğer o, son vermeyecek olursa, elbet-te, alından tutup sürükleyeceğiz.

16) Yalancı ve günahkâr alından.

17) O halde çağırıversin derneğini...

18) Biz de zebanileri çağırıveririz!

19) Hayır, hayır; ona itaat etme! Secde et ve yaklaş!

إِلَّا müstesna الَّذِينَ آمَنُوا iman edip وَعَمِلُوا işleyenler الصَّالِحَاتِ salih ameller فَلَهُمْ onlar için أَجْرٌ bir ecir vardır غَيْرُ مَمْنُونٍ kesintisiz (6) فَمَا يُكَذِّبُكَ ) öyleyse hangi şey sana yalanlatabilir بَعْدُ bundan sonra بِالدِّينِ dini (7) أَلَيْسَ değil mi اللَّهُ Allah بِأَحْكَمِ hakimi الْحَاكِمِينَ hakimlerin (8)

اقْرَأْ oku بِاسْمِ ismiyle رَبِّكَ Rabbinin الَّذِي خَلَقَ yaratan (1) خَلَقَ yarattı الْإِنسَانَ insanı مِنْ عَلَقٍ bir kan pıhtısından (2) اقْرَأْ oku وَرَبُّكَ Rabbin الْأَكْرَمُ en büyük kerem sahibidir (3) الَّذِي ki O عَلَّمَ öğretendir بِالْقَلَمِ kalemle (4) عَلَّمَ öğretti الْإِنسَانَ insana مَا لَمْ يَعْلَمْ bilmediğini (5) كَلَّا hayır, hayır إِنَّ gerçekten الْإِنسَانَ insan لَيَطْغَى azar (6) أَنْ رَآهُ kendini gördüğünden اسْتَغْنَى yeterli (7) إِنَّ şüphesiz إِلَى رَبِّكَ yalnızca Rabbinedir الرُّجْعَى dönüş (8) أَرَأَيْتَ gördün mü الَّذِي يَنْهَى engelleyeni (9) عَبْدًا bir kulu إِذَا صَلَّى namaz kıldığı zaman (10) أَرَأَيْتَ gördün mü إِنْ ya ise كَانَ عَلَى ya o, üzerindeyse الْهُدَى doğru yol (11) أَوْ yahut أَمَرَ emrettiyse بِالتَّقْوَى takvayı (12) أَرَأَيْتَ gördün mü إِنْ كَذَّبَ yalanlayıp وَتَوَلَّى yüz çevirdi (13) أَلَمْ يَعْلَمْ bilmiyor mu بِأَنَّ اللَّهَ Allah’ın يَرَى gördüğünü (14) كَلَّا hayır, hayır لَئِنْ لَمْ يَنْتَهِ eğer o, son vermeyecek olursa لَنَسْفَعَنْ elbette, tutup sürükleyeceğiz بِالنَّاصِيَةِ alından (15) نَاصِيَةٍ alından كَاذِبَةٍ yalancı خَاطِئَةٍ ve günahkâr (16) فَلْيَدْعُ o halde çağırıversin نَادِيَه derneğini (17) سَنَدْعُ biz de çağırıveririz الزَّبَانِيَةَ zebanileri (18) كَلَّا hayır, hayır لَا تُطِعْهُ ona itaat etme وَاسْجُدْ secde et وَاقْتَرِبْ ve yaklaş (19)


بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

إِنَّا أَنزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ (1) وَمَا أَدْرَاكَ مَا لَيْلَةُ الْقَدْرِ (2) لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ أَلْفِ شَهْرٍ (3) تَنَزَّلُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِمْ مِنْ كُلِّ أَمْرٍ (4) سَلَامٌ هِيَ حَتَّى مَطْلَعِ الْفَجْرِ (5)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

لَمْ يَكُنْ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِكِينَ مُنفَكِّينَ حَتَّى تَأْتِيَهُمْ الْبَيِّنَةُ (1) رَسُولٌ مِنْ اللَّهِ يَتْلُوا صُحُفًا مُطَهَّرَةً (2) فِيهَا كُتُبٌ قَيِّمَةٌ (3) وَمَا تَفَرَّقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ إِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْهُمْ الْبَيِّنَةُ (4) وَمَا أُمِرُوا إِلَّا لِيَعْبُدُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنَفَاءَ وَيُقِيمُوا الصَّلَاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ وَذَلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ (5) إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِكِينَ فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا أُوْلَئِكَ هُمْ شَرُّ الْبَرِيَّةِ (6) إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أُوْلَئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِ (7) جَزَاؤُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ ذَلِكَ لِمَنْ خَشِيَ رَبَّهُ (8)

97- el-KADR SURESİ



(Mekke’de inmiştir. 5 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Doğrusu, biz onu Kadir Gecesi’nde indirdik.

2) Kadir Gecesi’nin ne olduğunu bilir misin?

3) Kadir Gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.

4) Melekler ve Ruh, onda Rab’lerinin izniyle her bir iş için inerler.

5) O, tan yeri ağarıncaya kadar selamdır.



98- el-BEYYİNE SURESİ



(Medine’de inmiştir. 8 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Kitap ehlinden ve müşriklerden küfürlerinde ısrar edenler, kendilerine apaçık delil gelinceye kadar, ayrılacak değillerdi.

2) Tertemiz sahifeleri ileten Allah’tan bir rasuldür.

3) Onların içinde dosdoğru yazılı-hükümler vardır.

4) Ama kendilerine kitap verilenler, ancak apaçık delil gel-dikten sonra ayrılığa düştüler.

5) Oysa onlar, dini yalnızca O’na halis kılan hanifler olarak sadece Allah’a ibadet etmek, namazı dosdoğru kılmak ve ze-kâtı vermekten başkasıyla emrolunmadılar. Dosdoğru din, işte budur.

6) Gerçek şu ki, ister kitap ehlinden, ister müşriklerden olsun, küfürlerinde ısrar edenler, cehennem ateşindedirler, orada dai-midirler. İşte onlar, yaratılmışların en kötüleridir.

7) İman edip salih amel işleyenler, onlar da, yaratılmışların en hayırlılarıdır.

8) Rableri katındaki mükâfatları, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan Adn Cennetleridir. Allah onlardan razı olmuştur. Ken-dileri de O’ndan hoşnut olmuşlardır. İşte bu, Rabbinden titre-yerek korkan kimse içindir.

إِنَّا doğrusu أَنزَلْنَاهُ biz onu indirdik فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ Kadir Gecesi’nde (1) وَمَا أَدْرَاكَ bilir misin مَا ne olduğunu لَيْلَةُ الْقَدْرِ Kadir Gecesi’nin (2) لَيْلَةُ الْقَدْرِ Kadir Gecesi خَيْرٌ daha hayırlıdır مِنْ أَلْفِ شَهْرٍ bin aydan (3) تَنَزَّلُ inerler الْمَلَائِكَةُ melekler وَالرُّوحُ ve Ruh فِيهَا onda بِإِذْنِ izniyle رَبِّهِمْ Rab’lerinin مِنْ كُلِّ أَمْرٍ her bir iş için (4) سَلَامٌ selamdır هِيَ o حَتَّى kadar مَطْلَعِ ağarıncaya الْفَجْرِ tan yeri (5)

لَمْ يَكُنْ değillerdi الَّذِينَ كَفَرُوا küfürlerinde ısrar edenler مِنْ أَهْلِ ehlinden الْكِتَابِ kitap وَالْمُشْرِكِينَ ve müşriklerden مُنفَكِّينَ ayrılacak حَتَّى kadar تَأْتِيَهُمْ kendilerine gelinceye الْبَيِّنَةُ apaçık delil (1) رَسُولٌ bir rasuldür مِنْ اللَّهِ Allah’tan يَتْلُوا ileten صُحُفًا sahifeleri مُطَهَّرَةً tertemiz (2) فِيهَا onların içinde vardır كُتُبٌ yazılı-hükümler قَيِّمَةٌ dosdoğru (3) وَمَا تَفَرَّقَ ayrılığa düştüler الَّذِينَ أُوتُوا verilenler الْكِتَابَ kitap إِلَّا ancak مِنْ بَعْدِ sonra مَا جَاءَتْهُمْ ama kendilerine geldikten الْبَيِّنَةُ apaçık delil (4) وَمَا أُمِرُوا oysa onlar başkasıyla emrolunmadılar إِلَّا sadece لِيَعْبُدُوا ibadet etmek اللَّهَ Allah’a مُخْلِصِينَ halis kılan لَهُ yalnızca O’na الدِّينَ dini حُنَفَاءَ hanifler olarak وَيُقِيمُوا dosdoğru kılmak الصَّلَاةَ namazı وَيُؤْتُوا ve vermekten الزَّكَاةَ zekâtı وَذَلِكَ işte budur دِينُ din الْقَيِّمَةِ dosdoğru (5) إِنَّ gerçek şu ki الَّذِينَ كَفَرُوا küfürlerinde ısrar edenler مِنْ أَهْلِ ehlinden الْكِتَابِ ister kitap وَالْمُشْرِكِينَ ister müşriklerden olsun فِي نَارِ ateşindedirler جَهَنَّمَ cehennem خَالِدِينَ daimidirler فِيهَا orada أُوْلَئِكَ işte هُمْ onlar شَرُّ en kötüleridir الْبَرِيَّةِ yaratılmışların (6) إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا iman edip وَعَمِلُوا işleyenler الصَّالِحَاتِ salih amel أُوْلَئِكَ هُمْ onlar da خَيْرُ en hayırlılarıdır الْبَرِيَّةِ yaratılmışların (7) جَزَاؤُهُمْ mükâfatları عِنْدَ katındaki رَبِّهِمْ Rableri جَنَّاتُ Cennetleridir عَدْنٍ Adn تَجْرِي akan مِنْ تَحْتِهَا altından الْأَنْهَارُ ırmaklar خَالِدِينَ kalıcılar olmak üzere فِيهَا içinde أَبَدًا ebedi رَضِيَ razı olmuştur اللَّهُ Allah عَنْهُمْ onlardan وَرَضُوا hoşnut olmuşlardır عَنْهُ kendileri de O’ndan ذَلِكَ işte bu لِمَنْ kimse içindir خَشِيَ titreyerek korkan رَبَّهُ Rabbinden (8)





بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

إِذَا زُلْزِلَتْ الْأَرْضُ زِلْزَالَهَا (1) وَأَخْرَجَتْ الْأَرْضُ أَثْقَالَهَا (2) وَقَالَ الْإِنسَانُ مَا لَهَا (3) يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ أَخْبَارَهَا (4) بِأَنَّ رَبَّكَ أَوْحَى لَهَا (5) يَوْمَئِذٍ يَصْدُرُ النَّاسُ أَشْتَاتًا لِيُرَوْا أَعْمَالَهُمْ (6) فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَه (7) وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَه (8)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا (1) فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا (2) فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا (3) فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا (4) فَوَسَطْنَ بِهِ جَمْعًا (5) إِنَّ الْإِنسَانَ لِرَبِّهِ لَكَنُودٌ (6) وَإِنَّهُ عَلَى ذَلِكَ لَشَهِيدٌ (7) وَإِنَّهُ لِحُبِّ الْخَيْرِ لَشَدِيدٌ (8) أَفَلَا يَعْلَمُ إِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِ (9) وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِ (10) إِنَّ رَبَّهُمْ بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَخَبِيرٌ (11)

99- ez-ZİLZAL SURESİ



(Mekke’de inmiştir. 8 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Yeryüzü, olabildiğince sarsıldığında,

2) Yeryüzü, içindeki ağırlıkları dışarı çıkardığında,

3) Ve insan: “Buna ne oluyor?” dediğinde,

4) O gün bütün haberlerini anlatacaktır.

5) Çünkü Rabbin ona vahyetmiştir.

6) O gün insanlar, amelleri gösterilsin diye, bölük bö-lük çıkarlar.

7) Artık kim zerre ağırlığınca hayır işlerse, onu görür.

8) Kim de zerre ağırlığınca bir şer işlerse, onu görür.



100- el-ADİYAT SURESİ



(Mekke’de inmiştir. 11 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Andolsun harıl harıl koşanlara,

2) Kıvılcım saçanlara,

3) Sabah akıncılarına,

4) Derken, orada tozu dumana katanlara,

5) Ve bununla bir topluluğun ortasına dalanlara ki;

6) Gerçekten insan, Rabbine karşı çok nankördür.

7) Şüphesiz kendisi de buna elbette şahiddir.

8) Muhakkak o, mal sevgisine son derece düşkündür.

9) Bilmiyor mu, kabirlerde olanların altüst edileceğini?

10) Göğüslerde olanların derleneceğini,

11) Şüphesiz o gün, Rableri kendilerinden gerçekten haberdardır.

إِذَا زُلْزِلَتْ sarsıldığında الْأَرْضُ yeryüzü زِلْزَالَهَا olabildiğince (1) وَأَخْرَجَتْ dışarı çıkardığında الْأَرْضُ yeryüzü أَثْقَالَهَا içindeki ağırlıkları (2) وَقَالَ ve dediğinde الْإِنسَانُ insan مَا لَهَا buna ne oluyor (3) يَوْمَئِذٍ o gün تُحَدِّثُ anlatacaktır أَخْبَارَهَا bütün haberlerini (4) بِأَنَّ çünkü رَبَّكَ Rabbin أَوْحَى vahyetmiştir لَهَا ona (5) يَوْمَئِذٍ o gün يَصْدُرُ çıkarlar النَّاسُ insanlar أَشْتَاتًا bölük bölük لِيُرَوْا gösterilsin diye أَعْمَالَهُمْ amelleri (6) فَمَنْ artık kim يَعْمَلْ işlerse مِثْقَالَ ağırlığınca ذَرَّةٍ zerre خَيْرًا hayır يَرَه onu görür (7) وَمَنْ kim de يَعْمَلْ işlerse مِثْقَالَ ağırlığınca ذَرَّةٍ zerre شَرًّا bir şer يَرَه onu görür (8)

وَالْعَادِيَاتِ andolsun koşanlara ضَبْحًا harıl harıl (1) فَالْمُورِيَاتِ saçanlara قَدْحًا kıvılcım (2) فَالْمُغِيرَاتِ akıncılarına صُبْحًا sabah (3) فَأَثَرْنَ بِهِ derken orada katanlara نَقْعًا tozu dumana (4) فَوَسَطْنَ بِهِ ve bununla dalanlara ki جَمْعًا bir topluluğun ortasına (5) إِنَّ gerçekten الْإِنسَانَ insan لِرَبِّهِ Rabbine karşı لَكَنُودٌ çok nankördür (6) وَإِنَّهُ şüphesiz kendisi de عَلَى ذَلِكَ buna لَشَهِيدٌ elbette şahiddir (7) وَإِنَّهُ muhakkak o لِحُبِّ sevgisine الْخَيْرِ mal لَشَدِيدٌ son derece düşkündür (8) أَفَلَا يَعْلَمُ bilmiyor mu إِذَا بُعْثِرَ altüst edileceğini مَا olanların فِي الْقُبُورِ kabirlerde (9) وَحُصِّلَ derleneceğini مَا olanların فِي الصُّدُورِ göğüslerde (10) إِنَّ şüphesiz رَبَّهُمْ Rableri بِهِمْ kendilerinden يَوْمَئِذٍ o gün لَخَبِيرٌ gerçekten haberdardır (11)





بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

الْقَارِعَةُ (1) مَا الْقَارِعَةُ (2) وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْقَارِعَةُ (3) يَوْمَ يَكُونُ النَّاسُ كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِ (4) وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ الْمَنفُوشِ (5) فَأَمَّا مَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ (6) فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَاضِيَةٍ (7) وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ (8) فَأُمُّهُ هَاوِيَةٌ (9) وَمَا أَدْرَاكَ مَا هِيَهْ (10) نَارٌ حَامِيَةٌ (11)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

أَلْهَاكُمْ التَّكَاثُرُ (1) حَتَّى زُرْتُمْ الْمَقَابِرَ (2) كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ (3) ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ (4) كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ (5) لَتَرَوْنَ الْجَحِيمَ (6) ثُمَّ لَتَرَوْنَهَا عَيْنَ الْيَقِينِ (7) ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنْ النَّعِيمِ (8)

101- el-KARİA SURESİ



(Mekke’de inmiştir. 11 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Şiddetle çalan?

2) Nedir o şiddetle çalan?

3) O şiddetle çalanın ne olduğunu bilir misin?

4) O gün insanlar, darmadağınık pervaneler gibi olacak.

5) Dağlar da atılmış yün gibi olacak.

6) O zaman kimin tartıları ağır gelirse;

7) Artık o, hoşnut olunan bir hayat içindedir.

8) Fakat kimin de tartıları hafif gelirse,

9) Artık onun da anası Hâviye’dir.

10) Onun ne olduğunu bilir misin?

11) Kızgın bir ateştir.



102- et-TEKASÜR SURESİ



(Mekke’de inmiştir. 8 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Çoklukla övünmek sizi o kadar çok oyaladı ki;

2) Ta mezarı ziyaretinize kadar sürdü.

3) Hayır, hayır; yakında öğreneceksiniz.

4) Yine hayır, hayır; yakında öğreneceksiniz.

5) Hayır, hayır; eğer siz kesin bir şekilde bilmiş olsay-dınız

6) O çılgınca yanan cehennem ateşini de mutlaka göre-ceksiniz.

7) Sonra onu, gerçekten yakîn gözüyle göreceksiniz.

8) Sonra kuşkusuz o gün, nimetten elbette sorguya çe-kileceksiniz.

الْقَارِعَةُ şiddetle çalan (1) مَا nedir الْقَارِعَةُ o şiddetle çalan (2) وَمَا أَدْرَاكَ bilir misin مَا ne olduğunu الْقَارِعَةُ o şiddetle çalanın (3) يَوْمَ o gün يَكُونُ olacak النَّاسُ insanlar كَالْفَرَاشِ pervaneler gibi الْمَبْثُوثِ darmadağınık (4) وَتَكُونُ olacak الْجِبَالُ dağlar da كَالْعِهْنِ yün gibi الْمَنفُوشِ atılmış (5) فَأَمَّا مَنْ o zaman kimin ثَقُلَتْ ağır gelirse مَوَازِينُهُ tartıları (6) فَهُوَ artık o فِي içindedir عِيشَةٍ bir hayat رَاضِيَةٍ hoşnut olunan (7) وَأَمَّا مَنْ fakat kimin de خَفَّتْ hafif gelirse مَوَازِينُهُ tartıları (8) فَأُمُّهُ artık onun da anası هَاوِيَةٌ Hâviye’dir (9) وَمَا أَدْرَاكَ bilir misin مَا هِيَهْ onun ne olduğunu (10) نَارٌ bir ateştir حَامِيَةٌ kızgın (11)

أَلْهَاكُمْ sizi o kadar çok oyaladı ki التَّكَاثُرُ çoklukla övünmek (1) حَتَّى ta kadar sürdü زُرْتُمْ ziyaretinize الْمَقَابِرَ mezarı (2) كَلَّا hayır, hayır سَوْفَ تَعْلَمُونَ yakında öğreneceksiniz (3) ثُمَّ yine كَلَّا hayır, hayır سَوْفَ تَعْلَمُونَ yakında öğreneceksiniz (4) كَلَّا hayır, hayır لَوْ eğer تَعْلَمُونَ siz bilmiş olsaydınız عِلْمَ الْيَقِينِ kesin bir şekilde (5) لَتَرَوْنَ mutlaka göreceksiniz الْجَحِيمَ o çılgınca yanan cehennem ateşini de (6) ثُمَّ sonra لَتَرَوْنَهَا onu gerçekten göreceksiniz عَيْنَ الْيَقِينِ yakîn gözüyle (7) ثُمَّ sonra لَتُسْأَلُنَّ elbette sorguya çekileceksiniz يَوْمَئِذٍ kuşkusuz o gün عَنْ النَّعِيمِ nimetten (8)







بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَالْعَصْرِ (1) إِنَّ الْإِنسَانَ لَفِي خُسْرٍ (2) إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ (3)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

وَيْلٌ لِكُلِّ هُمَزَةٍ لُمَزَةٍ (1) الَّذِي جَمَعَ مَالًا وَعَدَّدَهُ (2) يَحْسَبُ أَنَّ مَالَهُ أَخْلَدَهُ (3) كَلَّا لَيُنْبَذَنَّ فِي الْحُطَمَةِ (4) وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْحُطَمَةُ (5) نَارُ اللَّهِ الْمُوقَدَةُ (6) الَّتِي تَطَّلِعُ عَلَى الْأَفْئِدَةِ (7) إِنَّهَا عَلَيْهِمْ مُوصَدَةٌ (8) فِي عَمَدٍ مُمَدَّدَةٍ (9)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

أَلَمْ تَرَى كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِأَصْحَابِ الْفِيلِ (1) أَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ فِي تَضْلِيلٍ (2) وَأَرْسَلَ عَلَيْهِمْ طَيْرًا أَبَابِيلَ (3) تَرْمِيهِمْ بِحِجَارَةٍ مِنْ سِجِّيلٍ (4) فَجَعَلَهُمْ كَعَصْفٍ مَأْكُولٍ (5)

103- el-ASR SURESİ



(Mekke’de inmiştir. 3 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Andolsun asra,

2) Gerçekten, insan kesin ziyandadır.

3) İman edip salih amel işleyenler, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.



104- el-HÜMEZE SURESİ



(Mekke’de inmiştir. 9 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) İnsanları arkadan çekiştiren, yüzlerine karşı alay eden herkese veyl olsun!

2) O ki, malı toplayıp tekrar tekrar saydı.

3) Malının gerçekten kendisini ebedi kılacağını sanıyor.

4) Hayır; andolsun ki o, Hutame’ye atılacaktır.

5) Hutame’nin ne olduğunu bilir misin?

6) Allah’ın tutuşturulmuş ateşidir,

7) Yüreklere tırmanır.

8) Muhakkak ki o, üstlerine kilitlenecektir.

9) Dikilip-yükseltilmiş sütunlarda.



105- el-FİL SURESİ

(Mekke’de inmiştir. 5 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Görmedin mi Rabbin fil sahiplerine ne yaptı?

2) Düzenlerini boşa çıkarmadı mı?

3) Ve üzerlerine sürü sürü kuşlar gönderdi.

4) Onlara çamurdan taşlar atıyorlardı.

5) Sonunda onları yenik ekin gibi yapıverdi.

وَالْعَصْرِ andolsun asra (1) إِنَّ gerçekten الْإِنسَانَ insan لَفِي خُسْرٍ kesin ziyandadır (2) إِلَّا müstesna الَّذِينَ آمَنُوا iman edip وَعَمِلُوا işleyenler الصَّالِحَاتِ salih amel وَتَوَاصَوْا birbirine tavsiye edenler بِالْحَقِّ hakkı وَتَوَاصَوْا birbirine tavsiye edenler بِالصَّبْرِ ve sabrı (3)

وَيْلٌ veyl olsun لِكُلِّ herkese هُمَزَةٍ insanları arkadan çekiştiren لُمَزَةٍ yüzlerine karşı alay eden (1) الَّذِي o ki جَمَعَ toplayıp مَالًا malı وَعَدَّدَهُ tekrar tekrar saydı (2) يَحْسَبُ sanıyor أَنَّ gerçekten مَالَهُ malının أَخْلَدَهُ kendisini ebedi kılacağını (3) كَلَّا hayır لَيُنْبَذَنَّ andolsun ki o atılacaktır فِي الْحُطَمَةِ Hutame’ye (4) وَمَا أَدْرَاكَ bilir misin مَا ne olduğunu الْحُطَمَةُ Hutame’nin (5) نَارُ ateşidir اللَّهِ Allah’ın الْمُوقَدَةُ tutuşturulmuş (6) الَّتِي تَطَّلِعُ tırmanır عَلَى الْأَفْئِدَةِ yüreklere (7) إِنَّهَا muhakkak ki o عَلَيْهِمْ üstlerine مُوصَدَةٌ kilitlenecektir (8) فِي عَمَدٍ sütunlarda مُمَدَّدَةٍ dikilip-yükseltilmiş (9)

أَلَمْ تَرَى görmedin mi كَيْفَ ne فَعَلَ yaptı رَبُّكَ Rabbin بِأَصْحَابِ sahiplerine الْفِيلِ fil (1) أَلَمْ يَجْعَلْ çıkarmadı mı كَيْدَهُمْ düzenlerini فِي تَضْلِيلٍ boşa (2) وَأَرْسَلَ ve gönderdi عَلَيْهِمْ üzerlerine طَيْرًا kuşlar أَبَابِيلَ sürü sürü (3) تَرْمِيهِمْ onlara atıyorlardı بِحِجَارَةٍ taşlar مِنْ سِجِّيلٍ çamurdan (4) فَجَعَلَهُمْ sonunda onları yapıverdi كَعَصْفٍ ekin gibi مَأْكُولٍ yenik (5)










بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

لِإِيلَافِ قُرَيْشٍ (1) إِيلَافِهِمْ رِحْلَةَ الشِّتَاءِ وَالصَّيْفِ (2) فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هَذَا الْبَيْتِ (3) الَّذِي أَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَآمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ (4)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

أَرَأَيْتَ الَّذِي يُكَذِّبُ بِالدِّينِ (1) فَذَلِكَ الَّذِي يَدُعُّ الْيَتِيمَ (2) وَلَا يَحُضُّ عَلَى طَعَامِ الْمِسْكِينِ (3) فَوَيْلٌ لِلْمُصَلِّينَ (4) الَّذِينَ هُمْ عَنْ صَلَاتِهِمْ سَاهُونَ (5) الَّذِينَ هُمْ يُرَاءُونَ (6) وَيَمْنَعُونَ الْمَاعُونَ (7)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ (1) فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ (2) إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْأَبْتَرُ (3)

106- KUREYŞ SURESİ



(Mekke’de inmiştir. 4 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Kureyş’in güvenliği için;

2) Kış ve yaz yolculuklarındaki güvenlikleri için;

3) Öyleyse, şu evin Rabbine ibadet etsinler.

4) O ki, kendilerini açlıktan doyurdu ve korkudan gü-venlik verdi.



107- el-MAUN SURESİ



(Mekke’de inmiştir. 7 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Dini yalanlayanı gördün mü?

2) İşte o, yetimi iter.

3) Yoksulu da doyurmaya teşvik etmez.

4) Veyl olsun namaz kılanlara!

5) Ki onlar namazlarında gaflet içindedirler;

6) Onlar riyakarlık yaparlar,

7) Ve ufacık bir yardımı bile engellemektedirler.



108- el-KEVSER SURESİ



(Mekke’de inmiştir. 3 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Şüphesiz, biz sana Kevser’i verdik.

2) O halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.

3) Doğrusu asıl soyu kesik sana buğz edendir.

لِإِيلَافِ güvenliği için قُرَيْشٍ Kureyş’in (1) إِيلَافِهِمْ güvenlikleri için رِحْلَةَ yolculuklarındaki الشِّتَاءِ kış وَالصَّيْفِ ve yaz (2) فَلْيَعْبُدُوا öyleyse ibadet etsinler رَبَّ Rabbine هَذَا şu الْبَيْتِ evin (3) الَّذِي o ki أَطْعَمَهُمْ kendilerini doyurdu مِنْ جُوعٍ açlıktan وَآمَنَهُمْ ve güvenlik verdi مِنْ خَوْفٍ korkudan (4)

أَرَأَيْتَ gördün mü الَّذِي يُكَذِّبُ yalanlayanı بِالدِّينِ dini (1) فَذَلِكَ işte o الَّذِي يَدُعُّ iter الْيَتِيمَ yetimi (2) وَلَا يَحُضُّ teşvik etmez عَلَى طَعَامِ doyurmaya الْمِسْكِينِ yoksulu da (3) فَوَيْلٌ veyl olsun لِلْمُصَلِّينَ namaz kılanlara (4) الَّذِينَ ki هُمْ onlar عَنْ صَلَاتِهِمْ namazlarında سَاهُونَ gaflet içindedirler (5) الَّذِينَ هُمْ onlar يُرَاءُونَ riyakarlık yaparlar (6) وَيَمْنَعُونَ ve engellemektedirler الْمَاعُونَ ufacık bir yardımı bile (7)

إِنَّا şüphesiz biz أَعْطَيْنَاكَ sana verdik الْكَوْثَرَ Kevser’i (1) فَصَلِّ o halde namaz kıl لِرَبِّكَ Rabbin için وَانْحَرْ ve kurban kes (2) إِنَّ doğrusu شَانِئَكَ sana buğz edendir هُوَ الْأَبْتَرُ asıl soyu kesik (3)





بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

قُلْ يَاأَيُّهَا الْكَافِرُونَ (1) لَا أَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَ (2) وَلَا أَنْتُمْ عَابِدُونَ مَا أَعْبُدُ (3) وَلَا أَنَا عَابِدٌ مَا عَبَدتُّمْ (4) وَلَا أَنْتُمْ عَابِدُونَ مَا أَعْبُدُ (5) لَكُمْ دِينُكُمْ وَلِيَ دِينِ (6)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ (1) وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا (2) فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا (3)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

تَبَّتْ يَدَا أَبِي لَهَبٍ وَتَبَّ (1) مَا أَغْنَى عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَبَ (2) سَيَصْلَى نَارًا ذَاتَ لَهَبٍ (3) وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ (4) فِي جِيدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ (5)

109- el-KÂFİRUN SURESİ



(Mekke’de inmiştir. 6 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) De ki: “Ey kâfirler!”

2) “İbadet ettiklerinize ibadet etmem.”

3) “Siz de ibadet ettiğime ibadet etmezsiniz.”

4) “Ve ben ibadet ettiklerinize ibadet edecek değilim.”

5) “Siz de ibadet ettiğime ibadet edecek değilsiniz.”

6) “Sizin dininiz size, benim dinim bana.”



110- en-NASR SURESİ



(Medine’de inmiştir. 3 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde,

2) Ve insanların, Allah’ın dinine dalga dalga girdikleri-ni gördüğünde,

3) Hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan mağfi-ret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.



111- TEBBET SURESİ



(Mekke’de inmiştir. 5 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) Ebu Leheb’in elleri kurusun; ve kurudu da...

2) Malı ve kazandıkları kendisine bir yarar sağlamadı.

3) Alevli bir ateşi boylayacak.

4) Ve karısı; odun taşıyıcısı olarak,

5) Boynunda da hurma lifinden bükülmüş bir ip.

قُلْ de ki يَاأَيُّهَا ey الْكَافِرُونَ kâfirler (1) لَا أَعْبُدُ ibadet etmem مَا تَعْبُدُونَ ibadet ettiklerinize (2) وَلَا أَنْتُمْ عَابِدُونَ siz de ibadet etmezsiniz مَا أَعْبُدُ ibadet ettiğime (3) وَلَا أَنَا عَابِدٌ ve ben ibadet edecek değilim مَا عَبَدتُّمْ ibadet ettiklerinize (4) وَلَا أَنْتُمْ عَابِدُونَ siz de ibadet edecek değilsiniz مَا أَعْبُدُ ibadet ettiğime (5) لَكُمْ size دِينُكُمْ sizin dininiz وَلِيَ bana دِينِ benim dinim (6)

إِذَا جَاءَ geldiğinde نَصْرُ yardımı اللَّهِ Allah’ın وَالْفَتْحُ ve fetih (1) وَرَأَيْتَ ve gördüğünde النَّاسَ insanların يَدْخُلُونَ girdiklerini فِي دِينِ dinine اللَّهِ Allah’ın أَفْوَاجًا dalga dalga (2) فَسَبِّحْ hemen tesbih et بِحَمْدِ hamd ile رَبِّكَ Rabbini وَاسْتَغْفِرْهُ ve O’ndan mağfiret dile إِنَّهُ çünkü O كَانَ تَوَّابًا tevbeleri çok kabul edendir (3)

تَبَّتْ kurusun يَدَا elleri أَبِي Ebu لَهَبٍ Leheb’in وَتَبَّ ve kurudu da (1) مَا أَغْنَى bir yarar sağlamadı عَنْهُ kendisine مَالُهُ malı وَمَا كَسَبَ ve kazandıkları (2) سَيَصْلَى boylayacak نَارًا bir ateşi ذَاتَ لَهَبٍ alevli (3) وَامْرَأَتُهُ ve karısı حَمَّالَةَ taşıyıcısı olarak الْحَطَبِ odun (4) فِي جِيدِهَا boynunda da حَبْلٌ bir ip مِنْ مَسَدٍ hurma lifinden bükülmüş (5)




بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ (1)' اللَّهُ الصَّمَدُ (2)' لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ (3)' وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدٌ (4)'

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ (1)' مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ (2)' وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ (3)' وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ (4)' وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ (5)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ (1) مَلِكِ النَّاسِ (2)' إِلَهِ النَّاسِ (3)' مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ (4)' الَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ (5)' مِنْ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ (6)

112- el-İHLAS SURESİ



(Mekke’de inmiştir. 4 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) De ki: “O Allah, birdir.”

2) “Allah, Samed’dir.”

3) “Doğurmamıştır, doğrulmamıştır da.”

4) “Ve hiç bir şey O’na denk değildir.”



113- el-FELAK SURESİ



(Medine’de inmiştir. 5 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) De ki: “Felakın Rabbine sığınırım.”

2) “Yarattıklarının şerrinden,”

3) “Çöktüğü zaman karanlığın şerrinden,”

4) “Düğümlere üfürenlerin şerrinden,”

5) “Ve hased ettiği zaman hasetçinin şerrinden.”



114- en-NAS SURESİ



(Medine’de inmiştir. 6 ayettir.)



Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla...

1) De ki: “Sığınırım insanların Rabbine,”

2) “İnsanların hükümdarına,”

3) “İnsanların ilahına;”

4) “Vesvese veren sinsi sinicinin şerrinden;”

5) “Ki o, insanların göğüslerine hep vesvese verir,”

6) “Cinlerden ya da insanlardan.”

قُلْ de ki هُوَ o اللَّهُ Allah أَحَدٌ birdir (1)' اللَّهُ Allah الصَّمَدُ Samed’dir (2)' لَمْ يَلِدْ doğurmamıştır وَلَمْ يُولَدْ doğrulmamıştır da (3)' وَلَمْ يَكُنْ ve değildir لَهُ O’na كُفُوًا denk أَحَدٌ hiç bir şey (4)'

قُلْ de ki أَعُوذُ sığınırım بِرَبِّ Rabbine الْفَلَقِ felakın (1)' مِنْ شَرِّ şerrinden مَا خَلَقَ yarattıklarının (2)' وَمِنْ شَرِّ şerrinden غَاسِقٍ karanlığın إِذَا zaman وَقَبَ çöktüğü (3)' وَمِنْ شَرِّ şerrinden النَّفَّاثَاتِ üfürenlerin فِي الْعُقَدِ düğümlere (4)' وَمِنْ شَرِّ ve şerrinden حَاسِدٍ hasetçinin إِذَا zaman حَسَدَ hased ettiği (5)

قُلْ de ki أَعُوذُ sığınırım بِرَبِّ Rabbine النَّاسِ insanların (1) مَلِكِ hükümdarına النَّاسِ insanların (2)' إِلَهِ ilahına النَّاسِ insanların (3)' مِنْ شَرِّ şerrinden الْوَسْوَاسِ vesvese veren الْخَنَّاسِ sinsi sinicinin (4)' الَّذِي ki o يُوَسْوِسُ hep vesvese verir فِي صُدُورِ göğüslerine النَّاسِ insanların (5)' مِنْ الْجِنَّةِ cinlerden وَالنَّاسِ ya da insanlardan (6)

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.