FANDOM


Araf Suresi
Kuran-ı Kerim
7/2


Arapça harfli ayet metni Edit

المص

1allah

Latin harflerine transcriptli metin Edit

Elif, lâm, mim, sâd

Kelime anlamlı meal Edit

Abdulbaki Gölpınarlı Edit

Elif lâm mîm sâd.

Ali Bulaç Meali Edit

Elif, Lam, Mim, Sad.

Ahmet Varol Meali Edit

Elif. Lam. Mim. Sad.

Diyanet İşleri Meali(Eski) Edit

Elif Lâm Mîm Sâd.

Diyanet İşleri Meali(Yeni) Edit

Diyanet Vakfı Meali Edit

Elif. Lâm. Mîm. Sâd.

Edip Yüksel Meali Edit

A.L.M.SS.

Elmalılı Hamdi Yazır (sadeleştirilmiş metin) Edit

Elif, Lam, Mim, Sad.

Elmalılı Meali (Orjinal) Edit

Elif, lâm, mîm, sâd.

Ömer Nasuhi Bilmen Edit

Elif, Lâm, Mîm, Sâd.

Muhammed Esed Edit

Elif-Lam-Mim-Sad.

Suat Yıldırım Edit

Elif, Lâm, Mîm, Sâd.

Süleyman Ateş Meali Edit

Elif lâm mim sâd.

Şaban Piriş Meali Edit

Elif Lâm Mîm Sâd.

Ümit Şimşek Meali Edit

Elif lâm mîm sâd.

Yaşar Nuri Öztürk Edit

Elif, Lam, Mim, Sad.

Yusuf Ali (English) Edit

Alif. Lam. Mim.

M. Pickthall (English) Edit

Alif. Lam. Mim.

Muhammed Esed Tefsiri Edit

Surenin adı, 46 ve 48. ayetlerinde geçen bir ifadeye dayanmaktadır. A‘râf sözcüğünün anlamı 37. dipnotta açıklanmıştır. Bu alanda söz sahibi bilginlerden çoğuna (ve özellikle İbni ‘Abbâs'a) göre A‘râf suresinin tamamı, kendisinden hemen önceki sureden (En‘âm) kısa bir süre önce -yani, Hz. Peygamber'in Mekke'deki hayatının son yılı içinde- vahyedilmiştir. Bu konuda Suyûtî ve öteki bazı bilginlerin 163-171 arası ayetlerin Medine dönemine ait olduğu yolundaki görüşleri yalnızca tahmine dayandığından pek kabul edilebilir görünmemektedir (Menâr VIII, 294). A‘râf suresi, vahyin krolonojik tertibinde altıncı sureden (En‘âm) önce geliyor olmasına rağmen, muhtemelen, adı geçen surede genel çizgileriyle verilen temanın bu surede ayrıntılarıyla ve derinlemesine işlenmiş olduğu düşünülmüş olacak ki, sure geleneksel sıralamada En‘âm'dan sonraya konulmuştur. En‘âm suresine ilişkin giriş notunda da belirttiğimiz gibi, aynı surenin başlıca teması durumundaki tevhid fikrini (Allah'ın birliği, eşsiz-ortaksız olması) açıkça ortaya koyduktan sonra A‘râf suresi, artık, Allah'ın kendi buyruğunca, istek ve iradesini insanoğluna ulaştırmasının bir yolu, bir aracı olarak vahiyle, bir başka deyişle, peygamberlerin göreviyle ilgili açıklamalara yönelir. Bir süreklilik halinde peygamberî rehberliğe duyulan ihtiyaç, insanın zayıf olması gerçeğinden doğmaktadır; yani, iştah ve arzusunu uyandıran her türlü ayartıya kapısını açık tutmasından; kendini beğenmişliğinden, kurumlanmasından; ya da yolunu şaşırmış çıkar duygusundan... İnsan gerçeğinin ya da insan yapısının bu aslî çehresi, 16-18. ayetlerde İblis'i insan soyunun ezelî ayartıcısı olarak gösteren temsîlî (allegory) anlatımı izleyen Hz. Âdem ile Havva'ya ve onların cennetten çıkarılmasına ilişkin temsîl ile resmedilmiştir (19-25. ayetler). Allah'ın, peygamberleri aracılığıyla bahşettiği rehberlik olmaksızın doğru yolun bulunması mümkün değildir. Bunun içindir ki: 'Ayetlerimizi (mesajlarımızı) yalanlayan ve onlara tepeden bakan kimselere göğün kapıları açılmayacaktır' denmektedir (40. ayet). 59. ayetten öteye, surenin büyük kısmı, Hz. Nûh'tan başlayarak Hz. Hûd, Salih, Lût ve Şuayb'la devam eden ve Hz. Şuayb'ın damadı Hz. Musa'ya ve onun İsrailoğulları arasında yaşadığı hayata dair oldukça uzun bir anlatımla doruğuna ulaşan, mesaj ve uyarıları gönderildikleri toplumlar tarafından reddedilen önceki peygamberlerden bazılarının kıssalarına ayrılmış bulunmaktadır. 172. ayetle ilahî söylem, dikkatleri yine insanın karmaşık ruhî yapısına, Allah'ın varlığını ve birliğini fark edip kavramak konusunda insanda var olan fıtrî yatkınlığa; ve sonra da, Allah kendisine ayetlerini bahşetmiş olduğu halde onları tepen kimsenin başına gelene yöneltir: 'Şeytan yetişip yakalar onu ve o da, başka niceleri gibi, vahim bir sapışla sapıp gider.' (175. ayet). Bu da bizi, Allah'ın son mesajı olan Kur'an'a ve yalnızca 'bir uyarıcı ve müjdeleyici' (188. ayet) olan son peygamber Hz. Muhammed'in rolüne götürür: Allah'ın fâni bir kulu, tabiatüstü güç ve niteliklere sahip olmayan ve -Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayan her insan gibi -'O'na kulluk yapmakta asla kibre kapılmayan' (206. ayet)- bir beşer... Elif-Lâm-Mîm-Sâd. (1)

1 - EK II'ye bkz.


Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri Edit

Bu mübarek ayetler, Kur'an'ı Kerîm'in hak olduğunu, hidâyete vesile olduğunu bildirmektedir.

Cayba inanan, dinî vazîfelerini yerine getiren, semavî kitaplara ve âhiret gününe İman eden kimselerin hidâyet üzere olup kurtuluşa erdiklerini müjdelemektedir. Şöyle ki (Elm): Harfleri, Bakara sûresinin birinci âyetini teşkil etmektedir. Bu gibi harflere "Hurûfi Mukataa" denir ki mânaları bizce bilinmemektedir. Bunların inişinde birer hikmet vardır. Kısaca deniliyor ki bunlar başlarında bulundukları sürelerin isimleridir. Bunlar, İnsanların dikkatlerini çekmeye sebeptir. Adeta denilmiş oluyor ki ey insanlar! Bütün Kur'an âyetleri bu gibi harflerden meydana gelmiştir. Böyle olduğu halde siz ne için bu harflerden oluşan bir sûre meydana getiremiyorsunuz? Öyle ise acizliğinizi İtiraf ediniz ve Kur'an'ı Kerîm'in edebî bir mucize olduğunu kabul ediniz.

Bununla beraber ibni Abbâs hazretlerinden bir rivayete göre Elm'in mânası:

(Ben en âlim olan Allah'ım) demektir. Araplar bazen bir kelimenin bir harfini zikredip o kelimenin tamamını kasdederler. Nitekim şimdi Türkiye'de de bazı şahıs ve yer isimlerinin İlk harflerini yazmakla yetinilmektedir.

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.