FANDOM


-aç-[1]EditEdit

  • Yemek yeme ihtiyacıolan veya yemesi gereken, tok karşıtı.
  • Yiyecek bulamayan, yoksul kimse.
  • Gözü doymaz, haris.
  • Çok istekli, çok hevesli.
  • Karnıdoymamışolarak.

-aç / -eç

  • İsimden isim ve sıfat yapma eki: bakr-aç, top-aç, kır-aç vb.
  • Fiilden sıfat yapma eki: gül-eç vb.
  • Fiilden isim yapma eki: tıka-ç, say-aç, sür-eç vb.

aç acına

  • aç olarak, bir şey yemeden.

aç açık kalmak

  • yoksulluk içinde, evsiz barksız kalmak.

aç ayıoynamaz

  • kendisinden işbeklenilen kimseden emeğinin karşılığıesirgenmemelidir.

aç bırakmak

  • yiyecek vermemek veya karnınıdoyurmasına engel olmak.

aç bîilâç

  • Sürekli olarak aç ve bakımsız.
  • Sürekli olarak aç ve bakımsız.

aç doymam, tok acıkmam sanır

  • aç insan elde ettiğinden çoğunu ister, varlıklıinsan ise var olanla yetinir gibi görünür.

aç doyurmak

  • yoksullarıbeslemek.

aç gezmektense tok ölmek yeğdir

  • yoksulluk ölümden de beterdir.

aç göz

  • Gözü aç, doymaz, tamahkâr, haris.

aç gözlü

  • Mala veya yiyecek içecek şeylere doymak bilmeyen, gözü aç, doymaz, tamahkâr, haris, camgöz.

aç gözlü

  • karşıtı.

aç gözlülük

  • Aç gözlü olma durumu veya aç gözlüye yakışacak davranış, doymazlık, tamahkârlık, tamah.

aç gözlülük

  • karşıtı.

aç gözlülük etmek

  • bir şeye karşıaşırıistek duymak, doyumsuzca davranmak, tamahkârlık etmek.

aç gözünü, açarlar gözünü

  • "uğraşılarda uyanık bulunmak gerekir, yoksa umulmadık bir anda büyük zararlarla yüz yüze gelirsin"

anlamında kullanılır. aç kalmak

  • karnınıdoyuramamak.
  • yoksulluğa düşmek.

aç karnına* mide boşken henüz birşey yiyip içmemişken. aç kurt gibi (yemek, üşüşmek veya saldırmak)

  • büyük bir istekle.

aç susuz kalmak

  • yoksulluktan yaşayamayacak bir duruma gelmek, yoksul bir duruma düşmek.

aç tavuk kendini arpa ambarında sanır

  • insanlar, yokluğunu, yoksulluğunu çektikleri şeyler için olmayacak hayaller, düşler kurar.

açacak

  • Açmaya yarayan araç.
  • Anahtar.

açalya

  • Kokusuz, güzel renkli çiçekler açan bir bitki, açelya, azelya.

açan

  • Açmak işini yapan.
  • Oynak kemiklerin arasındaki açılarıgenişletmeye yarayan kasların genel adı, büken karşıtı.

açar

  • Anahtar.
  • İştah açmak için yemekten önce içilen alkollü içki, aperitif.

açelya

  • Bkz. açalya.

açı

  • Birbirini kesen iki yüzeyin veya iki doğrunun oluşturduğu çıkıntı.
  • Birbirini kesen iki yüzey veya aynınoktadan çıkan iki yarım doğrunun oluşturduğu geometrik biçim,

zaviye.

  • Görüş, bakım, yön.

açıölçüm

  • Açıölçmede söz konusu olan yöntem ve teknik.

açıcı

  • Açmak işini yapan.

açığa alınmak

  • görevine son verilmek.

açığa alma

  • bir görevliyi geçici bir süre işten alma.

açığa almak

  • görevine son vermek.

açığa çıkarmak

  • işinden çıkarmak.

açığa çıkmak

  • belli olmak, anlaşılmak.
  • işinden çıkarılmak.

açığa vurmak

  • belli etmek, ortaya çıkarmak.
  • gizli bir durumu ortaya çıkarmak.

açığıçıkmak

  • saklamakla görevli bulunduğu paranın veya malın eksik olduğu anlaşılmak.

açığınıkapatmak

  • eksiğini tamamlamak.

açık

  • Açılmış, kapalıolmayan, kapalıkarşıtı.
  • Engelsiz.
  • Örtüsüz, çıplak.
  • Boş.
  • Görevlisi olmayan, boş(iş, görev), münhal.
  • Aralığıçok.
  • İşler durumda olan.
  • Kolay anlaşılır, vazıh.
  • Gizliliği olmayan, olduğu gibi görünen.
  • Her türlü düşünceyi hoşgörüyle karşılayabilen, etkisinde kalabilen.
  • (renk için) Koyu olmayan.
  • (kitap, resim, film için) Sevişme sahnelerini bütün çıplaklığıyla anlatan.
  • Kapalıolmayan (hava, işyeri).
  • Belli bir yerin biraz uzağı.
  • Denizin kıyıdan uzakça olan yeri.
  • Doğru olarak, açıkça.
  • Bir ihtiyacın karşılanamamasıdurumu.

açık açık

  • Saklamaksızın, gizli yer bırakmaksızın, içtenlikle.

açık ağıl

  • Koyunların ve keçilerin barındırıldıklarıüstü açık, etrafıtaşduvar veya ölü çitlerle çevrili basit barınak.

açık ağızlı* Aptal, sersem, ahmak. açık alınla

  • başarıve övünç ile.

açık artırma

  • Bir malın satışında alıcılar arasında fiyat artırma yarışına dayanan satış.

açık bilet

  • Yolculuklarda dönüştarihi kararlaştırılmamış, belirli bir dönem için geçerli, gidişdönüşbileti.

açık bono

  • Para hanesi boşbırakılarak imza edilen bono.

açık bono vermek

  • sınırsız yetki tanımak.

açık bölge

  • Gümrük sınırlamalarının olmadığıbölge, serbest bölge, serbest mıntıka.

açık celse

  • Açık duruşma.

açık ciro

  • Senet veya çek arkasına kime ödeneceği belirtilmeden imzalanma yoluyla yapılan ciro.

açık çek

  • Üzerine para miktarıyazılmamış, çek.

açık deniz

  • Denizin, kara sularının dışında kalan bölümü.
  • Yakın karalarla çevrili olmayan deniz, engin.

açık devre

  • İçinden sürekli akım geçmeyecek bir yalıtkanla kesilmişelektrik devresi.

açık dolaşım sistemi

  • Genellikle bütün eklem bacaklılarda ve birçok yumuşakçada bulunan atardamar ve kan boşluğundan

oluşmuşaçık bir dolaşım sistemi. açık duruşma

  • Mahkemede herkesin duruşmayıdinleyebileceği oturum.

açık düşme

  • Yağlıgüreşte pehlivanın kıç üstü düşerek yenilmişsayılması.

açık eksiltme

  • Yaptırılacak bir işin veya satın alınacak bir malın ucuza sağlanmasıiçin işi yapacak veya malısatacak kişiler

arasında fiyat düşürme yarışına dayanan işlem. açık elli

  • Cömert.

açık ellilik

  • Cömertlik.

açık fikirli

  • Olaylarıve özellikle yenilikleri iyi anlayıp gereği gibi karşılayabilen, düşündüğünü olduğu gibi söyleyebilen

(kimse). açık fikirlilik

  • Açık fikirli olma durumu.

açık hava

  • Bulutsuz hava.
  • Bahçe, park gibi yapıdışıolan yer.

açık hava sineması

  • Yazın veya iklimi elverişli yerlerde sürekli olarak çalışan, üstü açık, yanlarıkapalısinema.

açık hava tiyatrosu

  • Yazın veya iklimi elverişli yerlerde sürekli olarak çalışan, üstü açık, yanlarıkapalıtiyatro.

açık hece

  • Ünlü ile biten hece.

açık hesap

  • Peşin para veya bono vermeden yapılan alışveriş.

açık imza

  • Üzeri boşbırakılan bir kâğıdın altına, dolduracak olana güvenilerek atılan imza.

açık işletme

  • Maden yatağınıörten verimsiz topraklar kaldırıldıktan sonra açık havada yapılan işletme.

açık kahverengi

  • Kahverenginin bir veya birkaç ton açığı.

açık kalp ameliyatı

  • Kalbin içi açılmadan önce dolaşım sun'î kalp denilen bir aygıta devredildikten sonra yapılan kalp ameliyatı.

açık kalpli

  • Bkz. açık yürekli.

açık kalplilik

  • Bkz. açık yüreklilik.

açık kapamak

  • (bütçe) gider fazlasınıpara sağlayarak gidermek.

açık kapıbırakmak

  • gereğinde, bir konuya yeniden dönebilme imkânıbırakmak, kesip atmamak.

açık kapıpolitikası

  • Yabancımallarıbir ülkeye serbestçe sokma politikası.

açık kapısiyaseti

  • Açık kapıpolitikası.

açık konuşmak

  • gerçeği çekinmeden söylemek.

açık kredi

  • Bankaların güvendikleri müşterilere rehin, ipotek veya kefil istemeksizin verdikleri borç para.

açık liman

  • Bütün gemilerin formalite yönünden kolayca girip çıktıklarıliman.
  • Hava şartlarından kolayca etkilenen liman.

açık maaşı

  • Görevinden alınan birine yasaca tanınan, belirli bir süre içinde ödenen aylık.

açık mavi

  • Mavinin bir ton açığı.

açık mektup

  • Zarfıyapıştırılmamışmektup.
  • Yazıldığıkimseye gönderilmeyip basın yoluyla açıklanan mektup.

açık olmak

  • (o yerde) kendisi her zaman iyi karşılanmak.

açık ordugâh

  • Kırda kurulan ordugâh.

açık oturum

  • Güncel, siyasî, sosyal ve bilimsel konuların veya sorunların herkesin izleyebileceği bir biçimde açık olarak

tartışıldığıtoplantı. açık oy

  • Verenin adınıgösteren ve konuşulan sorun üzerindeki düşüncesini belli edecek yolda verilen oy.

açık öğretim

  • Ders konularıradyo ve televizyon gibi araçlarla yayımlanan veya posta ile ilgililere ulaştırılan öğretim

yöntemi. açık önerme

  • İçerisinde değişken bulunan ve bu değişkenin alacağıdeğerle doğruluğu veya yanlışlığıkesinleşen önerme.

açık pazar

  • Gümrük kaydıolmayan, her devletin malınıserbestçe satabileceği şehir veya ülke.

açık pembe

  • Pembenin bir ton açığı.

açık poliçe

  • Eksik bilgileri sonradan tamamlanmak üzere düzenlenen poliçe.

açık rejim

  • Parlâmenter rejim.

açık saçık

  • Göreneğe aykırıderecede çıplak veya örtüsüz.

açık saçık konuşmak

  • cinsî konularla ilgili sözler söylemek.

açık sarı

  • Sarının bir ton açığı.

açık sayım

  • Bir seçim sonunda verilen oyların açık olarak sayılması, aleni tadat.

açık seçik

  • Çok açık, çok belirgin.

açık senet

  • Bkz. açık bono.

açık söylemek

  • anlaşılmamışyönünü bırakmadan anlatmak veya çekinmeden söylemek.

açık sözlü

  • Her şeyi olduğu gibi söyleyen, sözünü esirgemeyen.

açık sözlülük

  • Açık sözlü olma durumu.

açık şehir

  • Düşman saldırısına karşısavunma önlemleri alınmamış, içinde herhangi bir askerî hedef bulunmayan ve bu

durumu önceden ilân edilmişolan şehir. açık taşıt

  • Üstü örtülmemiştaşıt (araba, otomobil vb.).

açık teşekkür

  • Herhangi birine basın yoluyla edilen teşekkür.

açık tohumlular

  • Tohumlarıkozalak pullarıüzerinde açık olarak bulunan çiçekli bitkilerin ayrıldığıiki büyük daldan biri.

açık tribün

  • Açık havadaki spor müsabakalarında seyircilerin oturduğu ve üstü kapalıolmayan bölüm.

açık tutmak

  • bir işyerinin çalışır durumunu sürdürmek.

açık vermek

  • gelir, gideri karşılamamak.
  • gizlenmek istenen bir olayı, bir düşünceyi veya durumu elde olmayarak ortaya koymak, açıklamak.

açık yara

  • Kapanmamış, sürekli işleyen yara.

açık yeşil

  • Yeşilin bir ton açığı.

açık yürekle

  • özü sözü bir olarak, hiçbir şey saklamaksızın.

açık yürekli

  • Düşündüğünü olduğu gibi söyleyen, içi temiz, gizli yönü olmayan (kimse), samimî, açık kalpli.

açık yüreklilik

  • Açık yürekli olma durumu, samimiyet, açık kalplilik.

açık zaman

  • Tutkalın yüzeye sürüldüğü an ile pres edilip, sıkılmasıgereken an arasında geçen süre.

açıkağız

  • Turpgillerden bir bitki (Hesperis acris).

açıkça

  • Gizli bir yönü kalmaksızın, kolay anlaşılır bir biçimde.

açıkçası

  • Doğrusu, açık olanı, anlaşılır biçimi, gizli kapaklıolmayan yanı.
  • Açık olarak.

açıkçı

  • Borsada fiyat dalgalanmalarından yararlanarak açıktan para kazanan (kimse).

açıkgöz

  • Uyanık davranarak çıkarınısağlayan, imkânlardan kurnazca yararlanmasınıbilen.

açıkgözlük

  • Açıkgözlülük.

açıkgözlülük

  • Açıkgöz olanın durumu, açıkgöze yakışacak davranış.

açıklama

  • Açıklamak işi, izah.

açıklama cümlesi

  • Bir önceki cümleyle bağlantıkuran yani, demek ki, öyle ki gibi bağlayıcılarla başlayan, söz konusu duygu

veya düşünceyi bütünleyen cümle. açıklama yapmak

  • herhangi bir konuyu aydınlığa kavuşturmak amacıyla konuşmak veya yazmak.

açıklamak

  • Bir konuyla ilgili olarak gerekli bilgileri vermek, izah etmek.
  • Bir sorunla ilgili olarak aydınlatıcıbilgi vermek, tavzih etmek.
  • Bir sözün, bir yazının ne anlatmak istediğini belirtmek, yorumlamak.
  • Açıkça söylemek, ifşa etmek.
  • Belirtmek, göstermek, açığa vurmak, izhar etmek.

açıklamalı* Birtakım açıklamalarla anlaşılması, öğrenilmesi kolaylaştırılmış, izahlı. açıklanan

  • Açıklamalar sonunda ortaya çıkmasıbeklenen kavram.

açıklanma

  • Açıklanmak işi.

açıklanmak

  • Açıklamak işi yapılmak, izah edilmek, ifşa edilmek.

açıklar livası

  • İşi gücü olmayan, boşta kalan kimse.

açıklar livası

  • işi gücü olmayan, boşta kalan kimse.

açıklar livasıolmak

  • işbulamayarak işsiz ve kazançsız kalmak.

açıklaşma

  • Açıklaşmak durumu almak.

açıklaşmak

  • Açık duruma gelmek.
  • Rengi açılmak.

açıklaştırma

  • Açıklaştırmak işi.

açıklaştırmak

  • Açık duruma getirmek.
  • Rengini açtırmak.

açıklatma

  • Açıklatmak işi.

açıklatmak

  • Açıklamasınısağlamak.

açıklayan

  • Açıklamalar sonucunda elde edilen kavram.

açıklayıcı* Bir sorunu gerekli açıklığa kavuşturan.

  • Kendinden önce gelen kelimeyi belirten, açıklayan (kelime veya kelimeler): "Atatürk yeni Türkiye'nin

kurucusu, daima saygıile anılacaktır" cümlesindeki 'yeni Türkiye'nin kurucusu' sözü Atatürk adının açıklayıcısıdır. açıklayış

  • Açıklamak işi veya biçimi.

açıklığa kavuşturmak

  • (bir konu veya sorunu) aydınlatmak, kapalılıktan kurtarmak, anlaşılır duruma getirmek.

açıklık

  • Açık olma durumu.
  • Uzaklık, mesafe.
  • Örtüsüz, çıplak yer.
  • Boşve genişyer.
  • Bir yerin uzaklara kadar bakılabilecek ve bakanın içinde ferahlık doğuracak durumda olması.
  • Gerçeği olduğu gibi yansıtma durumu.
  • Bir söz veya yazıda maksadın açık olmasıözelliği, vuzuh.
  • Dürbün, fotoğraf makinesi gibi optik araçlarda ağız çapı, ışığın girebildiği delik.

açıklık getirmek (veya kazandırmak)

  • (bir konu veya sorunu) anlaşılır duruma getirmek.

açıklıkölçer

  • Bir mikroskobun açıklığınıölçmeye yarayan alet.

açıkta bırakmak

  • işve görev vermemek, yersiz yurtsuz bırakmak veya birkaç kişiye birlikte sağlanan bir iyilikten birini

yararlandırmamak. açıkta kalmak (veya olmak)

  • işve görev bulamamak, yersiz yurtsuz kalmak veya birkaç kişinin birlikte eriştiği bir iyilikten

yararlanamamak. açıktan

  • Bir yerin uzağından.
  • Sıra ve aşama gözetilmeden, dışarıdan atayarak.
  • Emek ve para harcamadan.

açıktan (para) kazanmak

  • emek ve sermaye olmadan para kazanmak.

açıktan açığa

  • Belirgin olarak, göz göre göre.

açıktan kazanmak

  • emek ve sermaye koymadan kazanç sağlamak.

açıktan para almak

  • bir işveya mal için, kararlaştırılmışücret veya değer dışında para almak.

açıktan tayin

  • Derece ve belli bir sıra gözetilmeksizin yapılan atama.

açılama

  • İleride, içlerinde en uygununun seçilebilmesi için, güç bir sahnenin çeşitli açılardan çekiminin yapılması.

açılım

  • Açılma.
  • Bir yıldızla gök ekvatoru arasındaki uzaklık; kuzeye doğru olanıartı, güneye doğru olanıda eksi işaretiyle

ölçülür. açılıp saçılmak

  • (kadın için) çok açık saçık giyinmeye başlamak.
  • (kadın için) eskisine göre ölçüsüz davranışlarda bulunmaya başlamak.

açılış

  • Açılmak işi veya biçimi.
  • Yeni bir yapının, yerin veya yeni bir kuruluşun çalışmaya başlaması, küşat.

açılışkonuşması

  • Herhangi bir toplantının açılmasısırasında yapılan ilk konuşma.

açılıştöreni

  • Bir açılışıkutlamak için yapılan toplantı, resmiküşat.

açılma

  • Açılmak işi.
  • Bir film çekiminde karanlıkta başlayıp gittikçe aydınlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama.
  • Bir grupta, sıraların jimnastik alıştırmalarıiçin dağınık düzene girmesi.
  • Çatlama.

açılmak

  • Açmak işi yapılmak veya açmak işine konu olmak.
  • (renk için) Koyuluğunu yitirmek.
  • Kendine gelmek, biraz iyileşmek, ferahlamak.
  • (gemi) Gitmek, uzaklaşmak.
  • Sıkılması, çekinmesi, tutukluğu kalmamak.
  • (kuruluşlar için) İlk kez veya yeniden işe başlamak.
  • İşini gereğinden veya götürebileceğinden geniştutmak.
  • Genişlemek, bollaşmak.
  • Delinmek, yırtılmak.
  • (sis, karanlık, duman için) Dağılmak, yoğunluğunu yitirmek.
  • Gereken güce ulaşmak.
  • Sırrını, üzüntüsünü, sorunlarınıbirine söylemek.
  • (pencere, kapı, yol için) Geçit vermek.
  • Ayrıntıya girmek.
  • (yüzerken) Kıyıdan uzaklaşmak.

açım

  • Açma, açılış, küşat.

açımlama

  • Açımlamak işi, teşrih, şerh.

açımlamak

  • Bir sorunu veya konuyu ele alıp en ince noktalarına kadar gözden geçirerek anlatmak, şerh etmek, teşrih

etmek. açımlanma

  • Açımlanmak işi.

açımlanmak

  • Açımlamak işine konu olmak.

açındırma

  • Açındırmak işi.

açındırmak

  • Açınmasınısağlamak.
  • Bir cismin yüzeyini açarak bir düzlem üzerine yaymak.

açınım

  • Açınmak işi, inkişaf.
  • Bir cismin yüzeylerinin açılıp bir düzlem üzerine yayılması.

açınma

  • Açınmak işi.

açınmak

  • Gelişmek.
  • (tohum, hastalık için) İçindeki yetenekler uyanarak amacına varmak, gelişmek, inkişaf etmek.

açınsama

  • Açınsamak işi, istikşaf.

açınsamak

  • Bir yerin özelliklerini ortaya çıkarmak için araştırma ve inceleme yapmak, istikşaf etmek.

açıortay

  • Bir açısal bölgeyi, ölçüleri birbirine eşit olan iki açısal bölgeye ayıran doğru.

açıortay düzlemi

  • İki düzlemli bir açıyıiki komşu ve eşit açıya bölen düzlem.

açıölçer

  • Bkz. iletki.

açısal

  • Açıile ilgili.

açısal bölge

  • Açıile iç bölgesinin birleşiminden oluşan düzlem parçası.

açısal çap

  • Ay ve Güneşgibi gök cisimlerinin iki doğrusu arasındaki açı.

açısal hız

  • Hareket eden bir cismi duran bir noktaya birleştiren doğru parçasının birim zamanda taradığıaçı.

açısal ivme

  • Açısal hızın birim zamanda değişen niceliği.

açısal sapma

  • Belli bir açıdüzeyinde gerçekleşen sapma.

açısal uzaklık

  • Gök cisimlerinin (yıldız veya gezegen) birbirlerinin karşılaşma düzlemine göre uzaklığı.

açısal yol

  • Hareket eden cismin birim zamanda gözlemciye göre aldığıyol.

açış

  • Açmak işi veya biçimi.
  • Bir kuruluşu çalışmaya başlatma.

açışkonuşması

  • Herhangi bir toplantıyıbaşlatmak için yapılan ilk konuşma.

açıt

  • Bir duvarda açık bırakılmışbulunan kapı, pencere, kemerleme benzeri açıklık.

açkı

  • Bir cismin yüzeyi üzerinde sert bir madde veya bir araç sürterek onu düzleştirip parlatma, perdah.
  • Demircilikte delik büyütmekte kullanılan araç.
  • Anahtar ve her türlü açma aracı.

açkıcı

  • Açkıyapan (kimse), perdahçı.
  • Anahtarcı.

açkılama

  • Açkılamak işi.

açkılamak

  • Açkıile parlatmak.

açkılanma

  • Açkılanmak işi.

açkılanmak

  • Açkıyapılmak, perdahlanmak.

açkılatma

  • Açkılatmak işi.

açkılatmak

  • Açkıişi yaptırmak, perdahlatmak.

açkılı

  • Açkıyapılmış, perdahlanmış, perdahlı.

açkısız

  • Açkıyapılmamış, perdahlanmamış, perdahsız.

açlığıöldürmek

  • açlık hissini geçiştirmek, yatıştırmak.

açlık

  • Aç olma durumu.
  • Kıtlık.
  • Yoksulluk.
  • Aşırıistek içinde bulunmak.

açlık çekmek

  • yoksulluk içinde bulunmak.

açlık grevi

  • Kendisine veya başkalarına yapılan bir haksızlığıprotesto için bir kimsenin aç durarak gösterdiği tepki.

açlıktan gözü (veya gözleri) kararmak (veya dönmek)

  • çok acıkmak.

açlıktan imanıgevremek

  • çok acıkmak.

açlıktan nefesi kokmak

  • yoksulluk içinde bulunmak.

açlıktan ölmek

  • dayanılmaz derecede acıkmak, çok acıkmak.

açlıktan ölmeyecek kadar

  • (yiyecek, içecek için) pek az (yemek, içmek).
  • gereğinden az.

açma

  • Açmak işi.
  • Orman içinde ağaç kesme veya yakma yoluyla tarıma elverişli bir duruma getirilen arazi.
  • Bir çeşit susamsız, kalınca yağlısimit.

açmacı

  • Açma yapan veya satan kimse.

açmak

  • Bir şeyi kapalıdurumdan kurtarmak.
  • Bir şeyin kapağınıveya örtüsünü kaldırmak.
  • Engeli kaldırmak.
  • Sarılmış, katlanmış, örtülmüşveya iliklenmişolan şeyleri bu durumdan kurtarmak.
  • Oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak.
  • Tıkalıbir şeyi, bu durumdan kurtarmak.
  • Çevresini genişletmek.
  • Birbirinden uzaklaştırmak.
  • Yarmak.
  • Düğümü veya dolaşmışbir şeyi çözmek.
  • Bir kuruluşu, bir işyerini, bir yeri işler veya ilk defa kullanılır duruma getirmek.
  • Bir aygıtı, bir düzeni vb.lerini çalışır duruma getirmek.
  • Alışverişi başlatmak.
  • Rengin koyuluğunu azaltmak.
  • Yakışmak, güzel göstermek.
  • Ferahlık vermek.
  • Bir konu ile ilgili konuşmak.
  • Savaşla almak, fethetmek.
  • Avunmak veya danışmak için söylemek.
  • Yapmak, düzenlemek.
  • Ayırmak, tahsis etmek.
  • Sıkılganlığını, utangaçlığınıgidermek.
  • Görünür duruma getirmek.
  • (hava için) Bulutların dağılmasıyla gök yüzü aydınlanmak.
  • Geçit vermek.
  • İçini dökmek.

açmalık

  • Kiri çıkarmak veya eşyayıiyice temizlemek için kullanılan her türlü madde.

açmaz

  • Satranç oyununda şahıkoruyan taşlardan birinin yerinden oynatılmamasıdurumu.
  • İçinden zor çıkılır durum.
  • (tulûatta) Karşısındakine bir nükte veya tekerleme söyleme kolaylığınıveren söz.

açmaz halatı

  • Gemilerin limana bağlanmasıve sahilden esecek rüzgârla rıhtımdan uzaklaşmamasıiçin kıyıya dikine

bağlanan halat. açmaza düşmek

  • içinden çıkılmasıgüç durumda kalmak.

açmaza getirmek (veya düşürmek)

  • düzen, hile yapmak, bir kimseyi oyuna getirmek, zor duruma sokmak.

açmazlık

  • Açmaz olma durumu.
  • Ağzıpek sıkıolma durumu, ketumiyet.

açtıağzını, yumdu gözünü

  • öfkelenerek veya kızarak ağır sözler söyledi.

açtırma

  • Açtırmak işi.

açtırma kutuyu, söyletme kötüyü

  • kötü konuşabilecek birine, bildiklerini açıklama fırsatıverilmemesi gerektiğini öğütler.

açtırmak

  • Açmak işini yaptırmak.
Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.