Naziat Abese

2010 Kur'an Yılında Mersin Yenişehir Kaymakamlığı İlçe Müftülüğünün Dünyanın En Kapsamlı Kur'an Portali Projesidir.

Tekvir
Ayet No
Ayet Metni
Elmalı Meali (Orijinali)
Fransızca [1]
İngilizce Meali Pickthall)
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.
Au nom d'Allah, le Tout Miséricordieux, le Très Miséricordieux.
In the name of Allah, the Beneficent, the Merciful
Ekşidi ve döndü
Il s'est renfrogné et il s'est détourné
He frowned and turned away
Çünkü ona a'mâ geldi
parce que l'aveugle est venu à lui.
Because the blind man came unto him.
Ne bilirsin o belki temizlenecek
Qui te dit: peut-être [cherche]-t-il à se purifier?
What could inform thee but that he might grow (in grace)
Veya öğüt belliyecek de o öğüt kendine fâide verecek
ou à se rappeler en sorte que le rappel lui profite?
Or take heed and so the reminder might avail him?
Amma istiğnâ edene gelince
Quant à celui qui se complaît dans sa suffisance (pour sa richesse)
As for him who thinketh himself independent,
Sen onun sadâsına özeniyorsun
tu vas avec empressement à sa rencontre.
Unto him thou payest regard.
Onun temizlenmemesinden sana ne?
Or, que t'importe qu'il ne se purifie pas».
Yet it is not thy concern if he grow not (in grace).
Ve amma sana can atarak gelen
Et quant à celui qui vient à toi avec empressement
But as for him who cometh unto thee with earnest purpose
Haşyet duyarak gelmişken
tout en ayant la crainte,
And hath fear,
Sen ondan tegafül ediyorsun
tu ne t'en soucies pas.
From him thou art distracted.
Hayır hayır zinhar, çünkü o bir tezkiredir
N'agis plus ainsi! Vraiment ceci est un rappel -
Nay, but verily it is an Admonishment,
İmdi onu dileyen tezekkür etsin
quiconque veut, donc, s'en rappelle -
So let whosoever will pay heed to it,
Tekrim edilir
consigné dans des feuilles honorées,
On honoured leaves
Yüksek tutulur mutahher sahîfelerde
élevées, purifiées,
Exalted, purified,
Kiramı berabere
entre les mains d'ambassadeurs
(Set down) by scribes
Sefere ellerinde
nobles, obéissants.
Noble and righteous.
O kahrolası insan ne nankör şey
Que périsse l'homme! Qu'il est ingrat!
Man is (self) destroyed: how ungrateful!
O yaratan onu hangi şeyden yarattı?
De quoi [Allah] l'a-t-Il créé?
From what thing doth He create him?
Bir nutfeden, yarattı da onu biçimine koydu
D'une goutte de sperme, Il le crée et détermine (son destin):
From a drop of seed. He createth him and proportioneth him,
Sonra ona yolunu kolaylattı
puis Il lui facilite le chemin;
Then maketh the way easy for him,
Sonra onu öldürdü de kabre gömdürdü
puis Il lui donne la mort et le met au tombeau;
Then causeth him to die, and burieth him;
Sonra dilediği vakıt ona nüşur verecek
puis Il le ressuscitera quand Il voudra.
Then, when He will, He bringeth him again to life.
Hayır hayır, doğrusu o hiç onun emrini tam eda etmedi
Eh bien non! [L'homme] n'accomplit pas ce qu'Il lui commande.
Nay, but (man) hath not done what He commanded him.
Bir de insan taamına baksın
Que l'homme considère donc sa nourriture:
Let man consider his food:
Biz o suyu bir döküş dökmekteyiz
C'est Nous qui versons l'eau abondante,
How We pour water in showers
Sonra o Arzı bir yarış yarmaktayız
puis Nous fendons la terre par fissures
Then split the earth in clefts
Bu suretle onda daneler
et y faisons pousser grains,
And cause the grain to grow therein
Üzümler, yoncalar
vignobles et légumes,
And grapes and green fodder
Zeytinlikler hurmalıklar
oliviers et palmiers,
And olive trees and palm trees
Âfâka ser çekmiş dilber bağçeler
jardins touffus,
And garden closes of thick foliage
Meyveler, çayırlar neler yetiştirmekteyiz
fruits et herbages,
And fruits and grasses:
Sizin ve davarlarınızın intifaı için
pour votre jouissance vous et vos bestiaux.
Provision for you and your cattle.
Amma geldiği vakıt o Sahha (o sayhasını dinletecek belâ)
Puis quand viendra le Fracas,
But when the Shout cometh
O kaçacağı gün kişinin kardeşinden
le jour où l'homme s'enfuira de son frère,
On the day when a man fleeth from his brother
Ve anasından babasından
de sa mère, de son père,
And his mother and his father
Ve refîkasından ve oğullarından
de sa compagne et de ses enfants,
And his wife and his children,
Onlardan her kişinin bir şe'ni vardır o gün başından aşar
car chacun d'eux, ce jour-là, aura son propre cas pour l'occuper.
Every man that day will have concern enough to make him heedless (of others).
Yüzler vardır o gün ışılar
Ce jour-là, il y aura des visages rayonnants,
On that day faces will be bright as dawn,
Güler sevinir
riants et réjouis.
Laughing, rejoicing at good news;
Yüzler de vardır o gün üzerinde tortoz
De même qu'il y aura, ce jour-là, des visages couverts de poussière,
And other faces, on that day, with dust upon them,
Sarar onu bir kara
recouverts de ténèbres.
Veiled in darkness,
İşte onlar o keferei fecere
Voilà les infidèles, les libertins.
Those are the disbelievers, the wicked.

Abese Suresi/NAKİLLER - Abese Tefsiri/Hak Dini Kur'an Dili

Yenişehir...jpg

Şablon:Sadeleştirilmiş ET


Sure Formülleri