FANDOM


Neşet Ertaş Acem Kızı

Neşet Ertaş Acem Kızı

Bakınız

Şablon:Acem d


Acem milleti
Acemi
Acem şahı
Acem Şahı - Mehmet Akif Ersoy - Safahat
Acemce Lisan-ı acemle lisanı farisi arasındaki fark
acem kızı
acem şiirleri
Acem, klâsik Türk müziğinde mi notasına yakın bir perde. Acem sözcüğüne 15. yüzyıla ait en eski Türkçe müzik yazmalarından beri rastlanılmaktadır. Acem, ayrıca, acemaşiran, acembûselik, acemkürdî, Nevrûz-ı Acem, Uzzâl-acem, Yegâh-ı Acemî gibi birçok terim içerisinde de kullanılmıştır. Bûselik Acemaşiran Acembûselik Acemkürdî Acem, makam Türk Musıkisinde Makamlar ‘Ajam or Acem) is the name of a Arabic maqam (musical mode) in Arabic music and related systems of music. Ajam (عجم) in this usage means "Persian." The maqam Ajam is constructed of two Ajam trichords with "whole step-whole step" pitch intervals and spacing similar to the 1-2-3 (or 5-6-7) scale degrees found in an equal-tempered Western major scale (although the Ajam trichord's third scale degree may be tuned just slightly flat of an equal-tempered third). Because most uses of these Ajam trichords place the next (fourth) scale step a halfstep above the last (third) scale step of the Ajam trichord, the result is essentially the same as the "wholestep-wholestep-halfstep" tetrachord construction of the Western major scale, and thus the maqam Ajam sounds generally the same as the major scale in Western music. On F (notated C in Turkish music), Ajam is known as Jaharkah (in Turkish: Çârgâh). *Ajam page from Maqam World

Wikipedia-logo-tr
'den Acem ile ilgili bir şeyler var
Acem Şahı - Mehmet Akif Ersoy - Safahat

Acem Şahı - Mehmet Akif Ersoy - Safahat

Acem Şahı

Mehmet Akif Şiiri Acem Şahı'nın yeni tasarımı

Bakınız

Şablon:Acem şahı d


Acem
Acem şahı Acem Şahı İran'dayangın var
Acem Şahı - Mehmet Akif Ersoy - Safahat
Acem Şahı/Mithat Cemal Acem Şahı/Mehmet Akif Ersoy
Acem Şahı/1
Acem Şahı/2
Acem Şahı/3
Acem Şahı/4
Acem Şahı/İngilizce
Acem Şahı/Farsça
Acem Şahı/Arapça
Acem Şahı/Açıklamalı Acem şahı/açıklama sütunlu 3. Bölümde izah yapılmalı.
Acem Şahı/AUDİO [1]
Acem Şahı/VİDEO
Acem Şahı/TASARIM
Bu şiirin ikinci kısmı Akif'e ait değil mi "Riyâset be-dest-i kesânî hatâst/Ki ez desti Şan-i desthâ ber Hudâst" Sa'dî Şiirlerin beyit numaraları Acem Şahı/1 de vardır. Beyit nolu vermek sanki daha bilimsel yöntem.
*http://www.vindir.net/sahi-merdanin-avazi-acem-kurdi-nefes-raksan-39743.html
KARACAOĞLAN ŞİİRLERİ: SANA DERİM SANA EY ACEM ŞAHI karacaoglansiirleri.blogspot.com › 2008/01 Sana derim sana, ey Acem Şahı! Üstüne mağribden asker geliyor. Tahtını yıkıp da mülkün almaya, Sultan Murat kalkmış kendi geliyor. Otuz bindir "Hani meydan ...
Yavuz Sultan Selim ve Acem şahı arasındaki satranç
http://www.almaany.com/home.php?language=turkish&lang_name=Türkçe&word=Acem+şahı&category=genel
Deyimler Acem kılıcı gibi olmak
Benzer Kelimeler acelesizlik aceleten aceleye açelya acem acemaşiran
شَاهُ العَجَمِ Acem şahı ملك العجم Acem şahı
Benzer Kelimeler حَسَّانُ عَجَمَ Acem Hassanı مُلُوكُ العَجَمِ Acem kralları مَلِكُ العَجَمِ Acem kralı يقطع من الطرفين كسيف العجم Acem kılıcı gibi iki taraftan keser بنت العجم Acem kızı إيران بلاد العجم acem memleketi أَحَامِرَة acem taifelerinden bir taife sınıf عَجَمٌ و عَرَبٌ Acem ve Araplar شَاهُ العَجَمِ Acem şahı ملك العجم Acem şahı عَجَمٌ ( ج ) أَعَاجِمُ Acem Arap olmayan Arapça konuşmayanlar İranlılar yabancı مَقَام عَجَم عَشِيران acemaşiran makamı لِسَانٌ أَعْجِمِيٌّ Acemce , Acem dili أَقْرَفَ الرَّجُلُ adam anababalarından biri Arap diğeri Acem oldu بُخْتٌ : بُخْتِيٌّ ( م ) بُخْتِيَّةٌ ( ج ) بَخَاتِيّ و بَخَاتِيَ وبخَاتٍ : anası Arap babası acem olan deve , buğur deve , iki hörgüçlü Horasan deve , buğur devesi , tülü deve genel أَعْجَمِيٌّ Arap olmayan , arapçayı iyi konuşmayan , İranlı , acem , acemi , yabancı , dilsiz صحراويّة açelya ( it , bot ) عِراَقَان ( العِرَاقَان ) Basra ile Küfe , Irak - ı Acem ile Irak - ı Arap أَكَاسِرَةُ Kisralar , eski Acem padişahları أَبْهَمُ ( ج ) بُهْمٌ و بُهُمٌ : ( م ) بَهْمَاءُ ، أَبْكَمُ ، أصمت ، أعجم nutuk ve kelama muktedir olmayan , dilsiz , pek suskun , dili tutulmuş olan , dili bağlı olan , acem , Arap olmayan kişi , ebkem , yabancı , ecnebi , Arapça bilmez , boş olmayıp ses vermeyen , som genel فَارِسِيٌّ ( ج ) فُرْسٌ Pers , İranlı , Fars , Acem , Farisi , Farsça genel أَعْجَمُ sesziz gürültüsüz dalga , ölü , kum , dilsiz , noktalı , Arap evladından olmayan kimse , Acem genel مَهْلٌ süre , mühlet , mehil , kolaylık , yavaşlık , ağırlık , acelesizlik , tenni
Şablon:Acem

ACEM SAHI

Acem şahı

ACEM MAKAMIEdit

Acem Makamı

Dizisi, Acemaşiran ve Bayati Makamı dizilerinin birlikte kullanılması ile meydana gelmiştir.

  • a. Durak: Dügah perdesidir
  • b. Seyir: İnicidir
  • c. Güçlü: Acem perdesidir
  • d. Yeden: Rast perdesidir
  • e. Donanım: Si koma bemol

Dizinin Seyri: Acem Makamının seyrine genellikle Acem perdesindeki Çargah beşlisinin sesleri ile başlanır. Güçlüsü olan Acem perdesinde asma kalış yapılır. Daha sonra Neva perdesine inilerek Buselik'li kalış yapılır. Sonra Bayati dizisine geçilir. Dügah perdesinde karar verilir.


Mehmet Akif Ersoy acem şahı şiiriEdit

===Bu merdi ki mülk-i seraser zemin Neyerzed ki huni çeked ber zemin Sadi===

Gürz-i girân-ı zulmünü ey kanlı nâsiye; Eyvân-ı zer-cidâına as ziynetin diye! Al kanlı bir kefenle donat hayme-gâhını, Canlarla yak meçâil-i mâtem- penâhını! Makberlerin hufeyre-i muzlim-dehanları, Dendân-ı gayz u kahra şebîh üstühanları Yâd eylesin mezâlimini tâ ebed senin, Ey cephesi, kitâbesi bin kanlı medfenin! Ey bir hayâle tuhfe kılan bin hakîkati, Ey âhenîn eliyle kazıp kabr-i milleti, Nûr-i hayât ufuklarını herc ü merc eden Meyyitlerin izâmı gibi târumâr eden! Ey hâdimi serâçe-i mâtem feşanların! Rah,r-ı akûr-i zulmüne pâmâl olanların (*) Bu manzûmeyi Midhat Cema1 ile beraber yazmıştık. Bu birinci parça onun, aşağıda gelecek ikinci parça benimdir. Gül-gonce-i mezân mıdır tâc-ı devletin Tutmuşsa da avâlim-i efkân şöhretin, Zannetme ki hükûmetinin efseriyledir. Sa´dî´lerin mezâr-ı çemen-ber-seriyledir... Sa´dî´lerin mezârı, evet, bir avuç türâb... Tahtınsa bir cihan ki senin âsüman-meâb! Lâkin o kabre bence fedâ taht ü efserin... Makber-güzîn olup da sükût eyliyenlerin Feryâd-ı vâpesînine değmez bu velvelen... Mudhik gelir nigâh-ı temâ,râma hâilen! Bin mülkü, milleti yok eden pençe-i felek, Bir şahsı şüphesiz ebedî kılmamak gerek. Mâzî ki işte makbereler mâverâsıdır, Milletlerin haziyre-i zair-cüdâsıdır Atfeylesen nigâhını ka´r-ı zalâmına; Milletlere gözün ilişir na´ş nâmına! Dârâ´ların o nâsiye-i târumârını, Ecdâdının izâmını, çökmüş mezârını Pîş-i nigâh-ı ibretine al da bir düşün... Çoktur bu rütbe dağdağa bir kabza hâk için! İklîmler alan o muazzam Napolyon´un Bir hufredir kazandığı şey. İşte bak onun En son serîri makbere-i mâtemîsidir, Akreplerin nedîmi, yılanlar enisidir! Yer kalmamış sarây-ı muallâna bak utan: Mâtem-sarâylarla dolu sâha-i vatan! Emr-i cihan-mutâı bu dünyâyı râm eden Eslâfının -bugün düşünürsek -değil iken Toprak dolan dehenleri feryâda muktedir, Hâlâ senin bu velvele-i nahvetin nedir

===Riyâset be-dest-i kesânî hatâst Ki ez destiŞan-i desthâ ber Hudâst Sa´dî=== Bu müdhiş velvelen İrân´ı dâim inletir sanma. "Muzaffersin!" diyen sesler bütün hâindir, aldanma. Zafer yâb olduğun kimdir Düşün bir kerre, millet mi Adâlet isteyen bir kavmi vurmak gâlibiyyet mi Nasîbin yok mudur bir parça olsun âdemiyyetten Nasıl aldırmıyorsun yükselen feryâda milletten Emîn ol bunca mazlûmun yüreklerden kopan âhı, Tependen indirir elbette bir gün lâ´netu´llâhı! Sığınmış olduğun şevket-sarây-ı zulmü pek muhkem Hayâl etmektesin... Lâkin ne bârûlar, ne müstahkem Penâh-ı bî-amanlar, heybet-i Kahhâr-ı Mutlak´la, Kökünden devrilip bir anda yeksân oldu toprakla! O, bir çok memleket vîrân edip yaptırdığın eyvan Harâb olmaz mı Kabristâna dönmüşken bütün İran Evet, İrân ı kabristâna döndürdün, helâk ettin; Kefen yaptın girîbân-ı ümîdi çâk çâk ettin! "Bütün dünyâ için bir damla kan çoktur" diyorlar, sen, Şu ma´sûm ümmetin seller akıttın hûn-i pâkinden! Yüzünden perde-i temkîni artık kaldırıp attın: Ne mâhiyyet, nasıl fıtrattasın, dünyâya anlattın! Livâü´1-hamd-i hürriyyet iken İslâm için gâyet, Nedir pâmâl-i istibdâdın olmak öyle bir râyet Kazak celbeyleyip tâ Rusya´dân sâdâtı çiğnettin; Yezîd´in rûhu şâd olsun... Emînim çünkü şâd ettin! Şehâmet gösterip binlerce Beytullâh´ı bastırdın; Şecâat arz edib birçok ricâlullâhı astırdın! Ne Allah´tan hayâ ettin, ne Peygamber´den âr ettin: Devirdin kâ´be-i ulyâ-yı dîni, hâk-sâr ettin! Hamâset perverân-ı kavmi tuttun bir bir öldürdün, Umûmen Şark´ı ağlattın, umûmen Garb´ı güldürdün.. Hayır, hiçbir gülen yok, sızlıyor Garb´ın da vicdânı, Görüp ecsâd-ı mazlûmîne meşher hâk-i İrân´ı! O Sâ´dî´ler, o Hâfız´lar, o Firdevsî, o Râzî´ler, Gazâlî ler, o Kutbüddin, o Sa düddin, o Kâdîler. Yetiştirmiş; o Örfi´nin, o birçok şems-i irfanın Ziyâsindan tenevvür eylemiş iklîmi dünyânın, Bugün makhûr-i nâdânîsidir bir fırka haydûdun! Nedir pinhân olan esrârı bilmem, bunda Ma´bûd´un. Hayır, Ma´bûd´a ircâında yoktur bunların ma´nâ: Yataklık eylemez cânîye -hâşâ- bir zaman Mevlâ. Şehâmet perverâ, Şâhâ! Zaman, bî-dâdı kaldırmaz; Hatâ etmektesin şâyed diyorsan "Kimse aldırmaz." Bu istibdâda artık bir nihâyet ver ki: İstikbâl Karanlık derler amma işte pek meydanda: İzmihlâl!

Evliya Çelebi ne der? Edit

Bahçesaray şehrinin vasıflarının tamamlanması: Bahçe­saray'ın aşağı tarafındaki bahçeler ucunda üçyüz evli bir mâ­mur köy vardır. Burada üç adet kurşunlu kubbeler içinde geçmiş Hanlar yatarlar. Her taraf kandiller, şamdanlar ile aydınlatılmıştır. Bu kubbelerin dış tarafında bütün Kazak Sultanları, vezirler, mirzalar, atalıklar, velhasıl bütün Bah­çesaray büyükleri yatarlar. Cengizoğullarından 666 târihin­de vefat eden Bereket Hân da burada yatar.

(Doğan Han zi­yareti) Osmanoğullarının amca oğullarındandır. Osmanoğullarının ataları Serbay oğlu Ertuğrul Bey, kardeşi Süley­man Şah ile üçbin nefer Maveraünnehr'in Mahan vilâyetin­den, Hulâgu Han Tatarlarının zulmünden kaçıp Anadolu Sel­çukluları diyarına gelirler. Fırat kenarında Caber geçidinde Süleyman Şah guslederken boğulur. Orada gömülüdür, Süleyman Şahın dört oğlu vardı. Biri Kızıl Togar Handır. Urfaya varıp gazalar etti. İbrahim Halilullah yanında yatar. İkin­cisi Bayındır Handır. O da Ahlat tarafına gitti. Orada yatar. Üçüncü oğlu Boğa Handır. Dördüncü oğlu Baytugar Handır. Babası ölünce üçyüz arkadaşı ile Kırım'a geldi, eski yurd me­zarlığında gömülüdür.

Ertuğrul'a Selçuk Sultanı Alâüddin tuğ, sancak, tabii, alem verdi. Bursa tekfuru ile Yalakabâd kalesi önünde cenk ederken şehîd oldu. Söğüd'de gömülüdür. Selçuk Sultanı on­dan sonra tuğ ve sancağı küçük Osmancık'a verir. Osmancık'ın kardeşi Yatı bey, evvelkinin kardeşi Gündüz Bay bey kendilerine boy beyliği verilmediği için gücenip Kırım diya­rına gelirler. Biri Marikıt beyi, biri Ur beyi olup nice gazalar ederler. Amca-zâdeleri Bay Tugan Han yanında gömülüdür­ler.</p>


Müverrihlerin dediğine göre, doğrusu Osmanoğulları Cengiz neslindendir. Tatar hanları, amcaları tarafından ak­rabadırlar ama, valideleri tarafından sadâttandırlar. Hakikatte bütün Hind, Acem, Özbek, Moğol, Bogol, Çin, Maçin, Hata, Hıtem, Fağfur, Kozak, Türkmen, Moskof, Macar vel­hasıl 370 adet bütün kâfiristan bile hep Tatar'dan azmadır.</p>


Cengiz Han oğlu Ebu Said Han ziyareti: Ebu Said Han,, babası Cengiz Handan evvel müslüman, olmuştur. Acem ve Arab bilginleri (Ebu Said) adını koymuşlardır. Ama babası Cengiz Han ona (Tamuras) adını vermişti. 7 sene Hanbalıkda, yedi sene Ejderhan'da, 7 sene Kazan'da, 7 sene İdil şehri sarayında, yedi sene Kırım'da Han olup bu Kırım'da yatar.</p>

Cengiz Han hakkında: Cengiz Hanın iki oğlu vardı. Biri ölen Tamuras, yâni Ebu Said Han biri de Kazan (Gazan) Han.. Bu da müslüman olup adına Mehmed Şam Kazan (ga­liba gaazan Mahmud Şah) dediler. Mezarı Tebriz yakınında­dır. Cengiz'in bir oğlu da Olcaytu Handır. Cengiz Han öldük­ten sonra Şam Kazan Hanın vâldesi Kenkaç Han alıp, Mehmud Şam Kazana üvey baba olmuştur. Kenkaç Hanın baba­sı Abaka Handır ki, İranTuran'ı harab eden Hulâgû'nun babasıdır. Hulâgû'nun 14 oğlu vardı. Bazıları han oldular. Hulâgû'nun babası Kutlu Handır ki, yedi oğlu Irak, Kazan,. Ejderhan taraflarına han olup, Moğol, Bogol, Kalmuk ve Moskof keferelerinden nam ve nişan bırakmamışlardı. Bu ye­di âdet hanlar Hürmüz Taçdarın yanındaki türbelerde ya­tarlar.</p>

Kubilây Hanın babası Cengiz Handır ki 61 senesinde Hazret-i Peygamberin kendisine mübarek mektuplarını Muaz ibn Cebel Hazretleriyle göndermişlerdir (1). Cengiz, Muaz Hazretlerine (safa geldin yâ Arab!) diye ayağa kalktı. Elçi Cengiz Hanı İslama gelmeğe davet etti. Cengiz: ">— Yâ Muaz, âhırzaman Peygamberi Arab Muhammed'in bize arzettiği mezhebi nedir?</p>

Deyince Muaz ibn Cebel İslâmın farzlarını birer birer âyet-i kerimeler okuyarak saydı. Cengiz Han:</p>

— Bre ne güzel, yerleri gökleri halkeden Allah ne güzel buyurmuş. Bu beş adet şeyler ki söyledin, hepsini kabul et­tim. İyi şeylerdir ki Allah emretmiş.</p>

Bundan sonra Hazret-i Muaz:

— Peygamberimizin sünnetleri de vardır. Beş vakit na­mazın önünde ve sonunda ikişer, dörder rekât sünnet namazı vardır. Zekerin ucundaki mânâsız etin kesilmesi sünnettir.</p>

Dedi. Bütün sünnet, vâcib, müstehab ne varsa hepsini izah etti. Cengiz :</p>

— Bunlar da güzel. Temizliktir. Ama bir adamın zekeri­ni kesmek fena mezhebdir. Bizim memleketimizde bir adam bir adamın bir damla kanını akıtsa biz o adamı katlederiz. Memleketimizde kış şiddetli olduğundan teşennüş olur. Bil­hassa bütün damarların toplandığı zekeri kesersen elbette cerahat olur teşennüş olur. Bir adam ki yetmiş seksen yaşı­na gire... Mezhebin sünnetidir diye sikinizin uçlarını kesin diye tenbih etsek, deli olan bu sünneti kabul etmez. Zekeri kesilen adamın helak olması tabiidir. İlkbaharda Emir Alla­hın, önce ben sünnet olayım. Yoksa bu kış mevsiminde bu sünnet teklifini kimse kabul etmez.</p>

Deyince Muaz ibn Cebel:

O kesilecek yer bir fazla et parçasıdır, guslederken te­mizlenmez. Ehli ile bir hoş huzur ile cima etmeğe komaz bir fazla et parçasıdır.</p>

Deyince Cengiz Han der:

— Onsekizbin âlemi yaratan Allah asla mânâsız şey ya­ratmamıştır. Hepsini isteyip yaratmıştır. Cenab-ı Çalab (Al­lah) onun fazla et parçası olacağını bilmedi de mi yarattı? Allah beş vakit namazı farzetmiş ne güzel.. Ama bunlardan fazla sünnet namazlarınız var. Bu, halkı rahatsız etmektir. Zavallı insan çoluk çocuğunu geçindirmek için ne zaman çalışıp kazansın?

Hele ben, Allanın farz ettiği namazdan başka namaz kılmam.. Sonra yâ Muaz.. Kâbeyi Allah evi dersin. Bizim bildiğimiz Allah mekândan ve zamandan münezzehdir. Şimdi siz Allaha mekân mı ispat edersiniz? Ya Allanın evine varan Allahı görür mü? Eğer görürsem şimdi giderim. Der. Muaz;

Görmez, ama Allah öyle buyurmuş. Beytime gelip hac edin buyurmuş..</p>

Deyince Cengiz:

— Vallah emir hakkındır. Bir kere hacca varmak farzdır dedin. Güzel buyurulmuş. Hem ziyaret, hem ticaret, hem se­yahat olur. Ama bu benim Han balık şehrinden Kâbeye bir yıllık yoldur. Yolda benim yedi aded can düşmanım hükümdarlar vardır. Bunları atlayıp Mekke'ye varmak, zekerini kes­mek gibi zor bir iştir. Ama yılda bir kere oruç tutmak farzı­nı kabul ettim. Çünkü hekimâne Allah emridir. Yılda bir ay insan oruç tutunca, vücudunda birikmiş olan bütün maraz­lar defolur. Yarın inşallah oruç tutarım. Ve bütün halkıma ilân ederim. Beş vakit namazı, zekâtı da güzel buyurmuş, bunları da kabul ettim..</p>

Dedi. Muaz İbn Cebel ise «Namazın sekiz şartını, namazın altı er­kânını, namazın yedi vaciblerini, 14 sünnetlerini, 25 müstehablarını, 12 mekruhlarını, 14 yerde namazı ifsad eden şeyleri, 4 yerde abdestin farzlarını, 10 yerde sünnetlerini, altı yerde abdestin âdabını, yedi yerde abdestin nafilelerini, altı yerde mekruh­larını, beş yerde nehylerini, üç yerde guslün farzlarını, altı yerde sünnetlerini, 12 yerde guslün sebeplerini velhasıl hep­sini anlatıp bunlardan biri eksik olursa namazı sahih olma­yıp îmanı dürüst olmaz, mü'min olarak Peygamberimizin üm­meti olamaz.»</p>

Diye, Cengiz Han gibi bir dağ adamı pâdişâhı bu çeşit sarpa sardı. Cengiz Han:</p>

— Biz ümmi adamız. Henüz muslüman olup Allahı bir, Peygamberi hak bilirim. Öbür dediğin sünnetleri de Buharadan bir fakih getirip öğrenirim.</p>

Deyince, Muaz bin Cebel gazablanıp, atlarına binerek Medine'ye geldi. O sırada Hazret-i Peygamber vefat etmişti (1). Hazret-i Peygamberden sonra halife olan Hazret-i Ebu-bekr, Muaz ibn Cebel Hazretlerine, Cengiz'le olan macerası­nın sonucunu sordu. O da:

«Yâ emîr-el mü'mini, bütün farzları kabul etti. Allah bir, Peygam­ber hakdır dedi, ama yollarda tehlike vardır diye haccı kabul etmedi ve özür diledi. Bu yaşımda zekerimi kesersem bu soğukta teşennüş olurum diye özür diledi. Ben de bunların biri dahi noksan olursa dürüst muslüman olmazsın dedim.>>

Dedi. O vakit Hazret-i Ebubekr gazablandı. «Sünnet ol­mayıp hacca gelmemekle mü'min olmamak icabetmez. Heman kelime-i tevhîd ile îman duasını okuttun mu?» dedi. Muaz «Okutmadım» deyince, Hazret-i Ebubekr «Tiz bu bizim mektubumuzu götür, selâmımızı söyle, âmentüyü öğretip gel» diye divandan kovdu. Hazret-i Muaz tekrar Asya'ya gitti. Fakat Ejderhan'da Cengiz'in öldüğü haberini aldı. Ama Cengiz'in muslüman olduğu bellidir. Onun için Tatar bilginleri Cengiz Hanın îslâm ile ahrete gittiğine kanidirler. Ama nice­leri Arafta kalmıştır derler. Sözün kısası, Osmanoğulları, amcaları tarafından mü'min ve muslüman olan Cengiz Hana akraba olurlar. Vesselam...

Kırım'da Eskiyurdda ziyaret yerlerinden biri de Muaz ibn Cebel'in amcası, Hazret-i Peygamberin ashabı kiramından Mâlik Eşter'in kabri vardır. Hazret-i Mâlik Ester, Tebük gazasından sonra Yemen hududunda Yelemlem denilen yer­de bir ejderhayı katlettiğinden ashab arasında (Mâlik Ej­der) denilmişti. Resulü Ekrem vefat edince başını alıp evve-

EÇS/11/218 -EÇS/11/219 -EÇS/11/220


</div>

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.