FANDOM


BİR İNCİ - ALTINCI SÖZ

BİR İNCİ - ALTINCI SÖZ

6

6. Söz - Cenâb-ı Hakk'a Abd Olmak 1 - Nur Dersleri - Irmak TV

6

6. Söz - Cenâb-ı Hakk'a Abd Olmak 2 - Nur Dersleri - Irmak TV

6

6. Söz - Cenâb-ı Hakk'a Abd Olmak 3 - Nur Dersleri - Irmak TV

Altıncı Söz sözler 6. söz

بِسْمِ اللّهِ الرّحْمنِ الرّحِيمِ


اِنَّ اللّهَ اشْتَرَى مِنَ اْلمُؤْمِنِينَ اَنْفُسَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ بِاَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ


Nefis ve malını Cenâb-ı Hakk'a satmak ve ona abd olmak ve asker olmak; ne kadar kârlı bir ticaret, ne kadar şerefli bir rütbe olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciği dinle:

Bir zaman bir pâdişah, raiyetinden iki adama, her birisine emaneten birer çiftlik verir ki; içinde fabrika, makine, at, silâh gibi her şey var.

Fakat fırtınalı bir muharebe zamanı olduğundan, hiçbir şey kararında kalmaz. Ya mahvolur veya tebeddül eder gider.

Pâdişah, o iki nefere kemal-i merhametinden bir Yaver-i ekremini gönderdi. Gâyet merhametkâr bir ferman ile onlara diyordu:

Elinizde olan emanetimi bana satınız. Tâ, sizin için muhafaza edeyim, beyhûde zâyi olmasın. Hem, muharebe bittikten sonra size daha güzel bir Sûrette iade edeceğim.

Hem, gûya o emanet malınızdır; pek büyük bir fiat size vereceğim.

Hem, o makine ve fabrikadaki âletler, benim namımla ve benim tezgâhımda işlettirilecek.

Hem fiatı, hem ücretleri, birden bine yükselecek. Bütün o kârı size vereceğim.

Hem de siz, âciz ve fakirsiniz. O koca işlerin masârifâatını tedârik edemezsiniz.

Bütün masârifâtı ve levâzımâtı, ben deruhde ederim.

Bütün vâridatı ve menfaatı size vereceğim.

Hem de terhisat zamanına kadar elinizde bırakacağım.

İşte beş mertebe kâr içinde kâr...

Eğer bana satmazsanız, zâten görüyorsunuz ki, hiç kimse elindekini muhafaza edemiyor. Herkes gibi elinizden çıkacaktır. Hem beyhude gidecek, hem o yüksek fiattan mahrum kalacaksınız.

Hem o nâzik, kıymetdar âletler, mîzanlar, istimal edilecek şâhâne madenler ve işler bulmadığından; bütün bütün kıymetten düşecekler.

Hem idare ve muhafaza zahmeti ve külfeti başınıza kalacak. Hem emanette hıyanet cezasını göreceksiniz. İşte beş derece hasaret içinde hasaret...

Hem de bana satmak ise, bana asker olup benim namımla tasarruf etmek demektir.

Âdi bir esir ve başı bozuğa bedel, âlî bir pâdişahın has, serbest bir yaver-i askeri olursunuz.

Onlar, şu iltifâtı ve fermanı dinledikten sonra, o iki adamdan aklı başında olanı dedi:

-Baş üstüne, ben mal-iftihar satarım. Hem, bin teşekkür ederim.

Diğeri mağrur, nefsi firavunlaşmış, hodbîn, ayyaş, güya ebedî o çiftlikte kalacak gibi, dünya zelzelelerinden dağdağalarından haberi yok. Dedi:

-Yok! Pâdişah kimdir? Ben mülkümü satmam, keyfimi bozmam...

Biraz zaman sonra birinci adam öyle bir mertebeye çıktı ki, herkes haline gıbta ederdi. Pâdişahın lütfuna mazhar olmuş, has sarayında saadetle yaşıyor. Diğeri, öyle bir hale giriftar olmuş ki: Hem herkes ona acıyor, hem de "müstehak!" diyor. Çünki hatâsının neticesi olarak hem saadeti ve mülkü gitmiş, hem ceza ve azab çekiyor.

İşte ey nefs-i pürheves!

Şu misâlin dürbünü ile hakikatın yüzüne bak.

Amma o pâdişah ise, ezel-ebed Sultânı olan Rabbin, Hâlıkındır.

Ve o çiftlikler, makineler, âletler, mizanlar ise, senin daire-i hayatın içindeki mâmelekin ve o mâmelekin içindeki cisim, ruh ve kalbin ve onlar içindeki göz ve dil, akıl ve hayal gibi zahirî ve bâtırî hâsselerindir.

Ve o Yâver-i Ekrem ise, Resul-i Kerim'dir.

Ve o Ferman-ı ahkem ise, Kur'an-ı Hakîm'dir ki, bahsinde bulunduğumuz ticaret-î azîmeyi, şu âyetle ilân ediyor:

اِنَّ اللّهَ اشْتَرَى مِنَ اْلمُؤْمِنِينَ اَنْفُسَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ بِاَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ

Ve o dalgalı muharebe meydanı ise, şu fırtınalı dünya yüzüdür ki;

durmuyor, dönüyor, bozuluyor ve her insanın aklına şu fikri veriyor:

"Mâdem herşey elimizden çıkacak, fâni olup kaybolacak. Acaba bâkiye tebdil edip ibkâ etmek çaresi yok mu?"

deyip, düşünürken birden semavî Sadâ-yi Kur'ân işitiliyor.

Der: "Evet var. Hem, beş mertebe kârlı bir Sûrette güzel ve rahat bir çaresi var."

Sual: Nedir?

Elcevab: Emaneti, sahib-i hakikîsine satmak..

İşte o satışta, beş derece kâr içinde kâr var.

Birinci kâr: Fâni mal, bekâ bulur. Çünki Kayyûm-u Baki olan Zât-ı Zülcelâl'e verilen ve onun yolunda sarfedilen şu ömr-i zâil, bâkiye İnkılâp eder, bâki meyveler verir. O vakit ömür dakikaları, âdeta tohumlar, çekirdekler hükmünde zâhiren fena bulur, çürür. Fakat Âlem-i bekâda, saadet çiçekleri açarlar ve sünbüllenirler. Ve Âlem-i berzah'ta ziyadar, mûnis birer manzara olurlar.

İkinci kâr: Cennet gibi bir fiat veriliyor.

Üçüncü kâr: Her â'zâ ve hasselerin kıymeti, birden bine çıkar. Meselâ: Akıl bir âlettir. Eğer Cenâb-ı Hakk'a satmayıp belki nefis hesabına çalıştırsan, öyle meş'ûm ve müz'iç ve muacciz bir âlet olur ki; geçmiş zamanın âlâm-ı hazînânesini ve gelecek zamanın ehvâl-i muhavvifânesini senin bu bîçare başına yükletecek, yümünsüz ve muzır bir âlet derekesine iner.

İşte bunun içindir ki:

Fâsık adam, aklın iz'ac ve tâcizden kurtulmak için, gâliben ya sarhoşluğa veya eğlenceye kaçar.

Eğer Mâlik-i Hakikî'sine satılsa ve onun hesabına çalıştırsan; akıl, öyle tılsımlı bir anahtar olur ki: Şu kâinatta olan nihayetsiz rahmet hazinelerini ve hikmet definelerini açar. Ve bununla sahibini, Saadet-i ebediyeye müheyya eden bir Mürşid-i Rabbânî derecesine çıkar.

Meselâ: Göz bir hassedir ki, ruh bu âlemi o pencere ile seyreder.

Eğer Cenâb-ı Hakk'a satmayıp belki nefis hesabına çalıştırsan; geçici, devamsız Bâzı güzellikleri, manzaraları seyr ile şehvet ve heves-i nefsaniyeye bir kavvad derekesinde bir hizmetkâr olur.

Eğer gözü, gözün Sâni-i Basîr'ine satsan ve onun hesabına ve izni dairesinde çalıştırsan; o zaman şu göz, şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir Mütâlâacısı ve şu âlemdeki Mu'cizat-ı san'at-ı rabbaniyenin bir seyircisi ve şu Küre-i arz bahçesindeki rahmet çiçeklerinin mübarek bir arısı derecesine çıkar.

Meselâ: Dildeki kuvve-i zâikayı, Fâtır-ı Hakîm'ine satmazsan, belki nefis hesabına, mide nâmına çalıştırsan; o vakit midenin tavlasına ve fabrikasına bir kapıcı derekesine iner, sukut eder. Eğer Rezzak-ı Kerim'e satsan; o zaman dildeki kuvve-i zâika, Rahmet-i İlâhiye hazinelerinin bir nâzır-i mahiri ve Kudret-i Samedaniyye matbahlarının bir müfettiş-i şâkiri rütbesine çıkar.

İşte ey akıl, dikkat et!

Meş'um bir âlet nerede... Kâinat anahtarı nerede... Ey göz, güzel bak! Âdi bir kavvâd nerede... Kütüphane-i ilâhînin mütefennin bir nâzırı nerede...

Ve ey dil, iyi tad! Bir tavla kapıcısı ve bir fabrika yasakçısı nerede... Hazine-i hâssa-yi Rahmet nâzırı nerede...

Ve daha bunlar gibi başka âletleri ve âzaları kıyas etsen anlarsın ki: Hakikaten mü'min Cennet'e lâyık ve kâfir Cehennem'e muvafık bir mâhiyet kesbeder. Ve onların herbiri, öyle bir kıymet almalarının sebebi: Mü'min, îmanıyla Hâlıkının emanetini, onun namına ve izni dairesinde istimal etmesidir. Ve kâfir, hıyânet edip nesf-i emmâre hesabına çalıştırmasıdır.

Dördüncü Kâr: İnsan zaîftir, belaları çok. Fâkirdir, ihtiyacı pek ziyâde. Âcizdir, hayat yükü pek ağır. Eğer Kadîr-i Zülcelâl'e dayanıp tevekkül etmezse ve îtimad edip teslim olmazsa, vicdanı daim azâb içinde kalır. Semeresiz meşakkatler, elemler, teessüfler onu boğar. Ya sarhoş veya canavar eder.

Beşinci kâr: Bütün o âza ve âletlerin ibâdeti ve tesbihâtı ve o yüksek ücretleri, en muhtaç olduğun bir zamanda, Cennet yemişleri Sûretinde sana verileceğine; ehl-i zevk ve keşif ve ehl-i ihtisas ve müşahede ittifak etmişler.

İşte bu beş mertebe kârlı ticareti yapmazsan, şu kârlardan mahrumiyetten başka, beş derece hasâret içinde hasârete düşeceksin.

Birinci hasâret : O kadar sevdiğin mal ve evlâd ve perestiş ettiğin nefis ve hevâ ve meftun olduğun gençlik ve hayat zayi olup kaybolacak, senin elinden çıkacaklar. Fakat günahlarını, elemlerini sana bırakıp boynuna yükletecekler.

İkinci hasâret: Emanette hıyânet cezasını çekeceksin. Çünki en kıymetdar âletleri, en kıymetsiz şeylerde sarfedip nefsine zulmettin.

Üçüncü hasâret: Bütün o kıymetdar cihâzât-ı insâniyeyi, hayvanlıktan çok aşağı bir derekeye düşürüp hikmet-i ilâhiyeye iftira ve zulmettin.

Dördüncü hasâret: Acz ve fakrın ile beraber, o pek ağır hayat yükünü, zaîf beline yükleyip zevâl ve firak sillesi altında daim vâveylâ edeceksin.

Beşinci hasâret: Hayat-ı ebediyye esâsâtını ve Saadet-i uhreviye levazımatını tedârik etmek için verilen akıl, kalb, göz ve dil gibi güzel Hediye-i Rahmaniyeyi, Cehennem kapılarını sana açacak çirkin bir Sûrete çevirmektir.

Şimdi satmağa bakacağız. Acaba o kadar ağır bir şey midir ki, çokları satmaktan kaçıyorlar.

Yok, kat'â ve aslâ!

Hiç öyle ağırlığı yoktur.

Zira helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir.

Harama girmeye hiç lüzum yoktur.

Ferâiz-i ilâhiyye ise hafiftir, azdır.

Allah'a abd ve asker olmak, öyle lezzetli bir şereftir ki, târif edilmez.

Vazife ise: Yalnız bir asker gibi Allah nâmına işlemeli, başlamalı. Ve Allah hesabıyla vermeli ve almalı. Ve izni ve kanunu dairesinde hareket etmeli, sükûnet bulmalı. Kusur etse, istiğfar etmeli.

"Yâ Rab! Kusurumuzu afvet, bizi kendine kul kabûl et, emanetini kabz etmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl. Âmîn" demeli ve ona yalvarmalı...

Altıncı Söz - ÇOCUKLARA RİSALE Edit

Bismillahirrahmanirrahim,

Nefsini ve malını Allah’a satmanın ve O’na kul olmanın ne kadar kârlı bir ticaret olduğunu anlamak isterseniz şu hikayeyi dinleyelim:

Bir zamanlar bir padişah varmış. Padişahın iki de hizmetkarı varmış. Padişah hizmetkarlarına birer tane çiftliği emanet olarak vermiş. Bu güzel çiftliğin içinde neler varmış neler makineler, atlar ve ihtiyaçları olan her şey varmış. Fakat bu hizmetkarların yaşadığı zaman çok zor bir savaş zamanıymış ve bu sebepten hiçbir şey yerinde kalmaz ve bozulurmuş.

Padişah çok merhametli olduğu için o iki hizmetkarının durumuna acımış ve onlara çok sevdiği ve kendisine en yakın askerini göndermiş. Padişahın çok sevdiği askeri padişahın gönderdiği mektubu o iki hizmetkara okumuş. Padişah mektubunda o iki hizmetkara demiş ki:

“Elinizde olan size emanet verdiğim çiftliği bana satın. Satın ki sizin için o çiftliği koruyayım. Bu zor zamanda boş yere ziyan olmasın çiftlik. Hem savaş bittikten sonra daha güzel bir halde size geri vereceğim. Zaten size emanet olan o çiftlikleri bana satarsanız bir de çok büyük bir ücret vereceğim. Hem o çiftliğin içinde bulunan eşyaları ben koruyacağım ve çiftliğin işleri yapılmaya devam edecek. Benim adımla benim yanımda çalıştırılacak böylece çiftliğin ve eşyaların fiyatı çok değerlenip artacak. Hem siz birer hizmetkarsınız o koca işlerin masraflarını karşılayamazsınız. Ben padişahım bütün gereken masrafları karşılar, işleri yaptırırım. Üstelik bu çiftlikten kazanılan her şeyi tekrar size vereceğim. Hem bana satarsanız kötü bir hizmetkar olmaz benim sevdiğim iyi askerim olursunuz.

( Ne kadar kârlı bir iş değil mi çocuklar? Padişah kendine ait olan bir çiftliği onlardan satın almak istiyor ve çiftlikten gelecek bütün kârı da onlara vereceğini söylüyor kâr içinde kârlar var.)

Eğer bana satmazsanız – zaten görüyorsunuz ki hiç kimse elindeki emaneti kendi gücüyle koruyamıyor- sizinde elinizden gider çünkü sizde koruyamazsınız. Hem boşa gitmiş olacak hem de benim size vereceğim o yüksek fiyattan alamayacaksınız. Hem o çiftliğin içindeki güzel makineler, aletler çalışmadığından, kullanılmadığından değerleri düşecek kıymetsiz birer eşya olacak. Bu eşyalar çalışmayınca da çiftlikteki o zor işleri yapmak size kalacak. O emanet çiftliğe güzel bakmadığınız için bir de ceza alacaksınız.

( Ne kadar zararlı bir iş değil mi çocuklar? Padişah kendine ait olan bir çiftliği onlardan satın almak istiyor onlar zaten kendi gücüyle koruyamayacağı bu çiftliği satmazsa ne kadar zarar eder, değersiz hale getirirler. Zarar içinde zarar var)

O iki hizmetkar bu mektubu padişahın en sevdiği iyi askerinden dinlerler ve düşünürler. Sonra bu iki hizmetkardan akıllı ve güzel huylu olanı der ki: - Padişahın sözü başım üstüne seve seve ben satarım çiftliği. Hem de çok teşekkür ederim padişahıma.

Diğer akılsız kötü huylu hizmetkar sanki o çiftlikte sonsuza kadar kalacakmış gibi başına gelecek zorluklardan haberi yok der ki;

-Yok ben satmam padişah da kimmiş? Keyfimi bozamam der.

Bir süre sonra akıllı olan iyi huylu hizmetkar padişahın sözünü dinlediği için öyle güzel bir yere gelir ki herkes onun bu haline özenir. Padişahın rızasını kazanır ve onun güzel sarayında çok mutlu bir halde yaşar.

Diğer akılsız hizmetkar ise öyle bir hale düşmüştür ki herkes ona acır ve “başına gelenleri hak etti” derler. Hem de padişahın sözünü dinlemediği için mutsuz olmuş ve mal, mülk, çiftlik her şey elinden gitmiştir. Üstelik bir de ceza ve sıkıntıya uğramıştır.

İşte ey heveslerle, isteklerle dolu nefsimiz. Bu güzel hikayeyle gerçeği düşünelim. (haydi soruları cevaplamaya çalışalım çocuklar!)

Sizce o padişah kimdir: Sultan olan çok yüce yaradanımız Rabbimizdir.

O çiftlik, makineler ,aletler nedir sizce: bizim yaşam alanımız içindeki sahip olduklarımız; bedenimiz , kalbimiz, gözümüz, dilimiz, aklımız hatta hayallerimiz… görünen ve görünmeyen duyularımız,organlarımız.

Her bir organımız birer makine gibi çalışmıyor mu sizce de?

Ve padişahın gönderdiği hani çok sevdiği yakın bir askeri vardı o kimdir sizce haydi bir düşünelim: Peygamberimiz Hz. Muhammed’dir.

Padişahın sevdiği askerle gönderdiği mektup ne olabilir: Kuran-ı Kerim’dir.

Bu güzel hikayede geçen ticareti Kuran-ı Kerim şöyle anlatıyor:

“Allah müminlerden canları ve mallarını karşılığında onlara cennet vermek sûretiyle satın almıştır.” (Tevbe suresi 111)

Ve o zor savaş yeri ise; yaşadığımız dünya hayatıdır. Durmadan dönüyor ve bozuluyor ve her insanın aklına şu fikri veriyor “madem her şey elimizden çıkacak, kaybolacak biz onları sürekli bizde kalacak hale nasıl getiririz. Devamlı olmasını nasıl sağlarız bunun imkanı çaresi yok mudur acaba? insan böyle düşünürken Kuran-ı Kerim bu soruya şöyle cevap veriyor. Evet çaresi var diyor, emaneti gerçek sahibine satmak. Yani vücudumuzu kullanırken sadece kendi istediğimizi yapmamak, içimizdeki kötü huylu çocuğun dediklerini yapmamak. Rabbimizin bize tavsiye ve emrettiği şeyleri yapmak. İşte bu satışta beş derece kâr içinde kâr var.

Birinci kâr: gelip geçici olan kaybolacak olan malımız ve canımız sonsuzluk kazanır yani Rabbimiz bu emanetleri O’nun rızasında güzel kullanırsak ahiret de bize tekrar geri verir ve hep bizim olur. (Çünkü her varlığı var edip onların devamını sağlayan ve kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan daima var olan ve varlığı ölümsüz ve sonsuz olan Allah(c.c).. sonsuz yücelik ve gücün sahibi Allah(c.c).. Onun için harcanan ve ölümle son bulan hayatı ölümsüzleştirir başka bir hale geçirir.)

İkinci kâr: cennet gibi çok güzel bir fiyat veriyor.

Üçüncü kâr: Rabbimizin bize verdiği her şeyin kıymeti birden bine çıkar çok değerlenir. Çünkü onları Allah’ın rızasına uygun şekilde kullanırız.

Dördüncü kâr: insan çok güçlü değildir. Bazen küçücük mikroplar vücudumuza girer ve bizi hasta eder değil mi ? Eğer Allah’a dayanıp her zaman O’na güvenirsek kendimizi iyi hissederiz mutlu oluruz çünkü O çok güçlüdür.

Beşinci kâr: bütün o bedenimizi duyularımızı Allah için kullandığımızda onlar bize cennette tekrar geri verilecek inşallah bizde cennetin o güzelliğini onlarla izleyeceğiz.

İşte bu beş derece kârlı ticareti yapmazsak ne olur biliyor musunuz?

Beş derece zarar içinde zarara uğrarız.

Birinci zarar: bize emanet verilen her şey elimizden gidecek kaybolacak .Geriye sadece günahları kalacak. (Mesela dilimizle çok yalan söyledik ve pişman olmadık o zaman ahiret de günahı bize kalacak. Elimizle yine Allah’ın hoşuna gitmeyen bir iş yaptık mesela hırsızlık yine ahiret de elimizden bize kalan sadece günahları olacak)

İkinci zarar: Bize verilen emanetlere güzel bakmadığımız için emanete hıyanet cezasını çekeceğiz. Çünkü Allah’ın bize verdiği bunca güzel emaneti kötü işlerde kullanıp ziyan etmiş olucaz.

Üçüncü ziyan: bütün o güzel emanetlerin kıymeti kötü kullandığımız için çok değersiz olacak.

Dördüncü zarar: güçsüz olduğumuz için dünyanın zorlukları karşısında hep mutsuz ve üzgün olacağız.

Beşinci zarar ise: cehhenem dir .

Şimdi biz Allah’ın emanetlerini Allah’a satmaya bakalım ne dersiniz onun rızasını kazanmak için kullanalım emanetlerini. Bunun hiçbir zorluğu yoktur değil mi? Allah’a kul olmak o kadar güzeldir ki tarif edilemez. Görevimiz ise Allah’ın adıyla hareket edip rızasını kazanmaktır. Allah’ın bizden istediklerini yapmalıyız. Eğer hata edersek pişman olup “Ya Rabbi sen bizi affet, bizi kendine kul kabul et. Emanetini bizden alıncaya kadar bizi verdiğin emanette emin kıl.” demeli ve Rabbimize yalvarmalıyız.

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.