FANDOM


Müttaki: Ehl-i takva. İttika eden. Haramdan ve günahtan çekinen, kendisini Allah'ın (C.C.) sevmediği fena şeylerdan koruyan. (Bak: İttika - Amel-i sâlih)

MÜTTEKÎ:

Takvâ sâhibi. Allahü teâlâdan korkup, haramlardan, dinde yasak edilen şeylerden sakınan.

Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:

Azâbıma dilediğim kimseyi uğratırım. Merhâmetim, her şeyi kaplamıştır. Bu rahmetim (âhirette) , müttekîlere, zekâtlarını verenlere ve bizim âyetlerimize îmân edenleredir. (A'râf sûresi: 166)

Bir kimse, tehlikeli olan şeyin korkusundan dolayı, tehlikesiz şeyden sakınmadıkça müttekî olamaz! (Hadîs-i şerîf - Kimyây-ı Seâdet)

Müttekî âlim ile namaz kılan, bir peygamber ile kılmış gibidir. (Hadîs-i şerîf -İbn-i Âbidîn)

Mütekkîlerin verâ'ı; harâm ve şüpheli olmayan fakat, helâl olup, şüpheli veya harâma sebeb olmak korkusu olan şeylerden sakınmaktır. (İmâm-ı Gazâlî)

MUTTAKÎ

Takva sahipleri demektir. (bk. Takva) Kur'ân'da muttakî insan olunması konusunda ısrarla durulmuş, cennet ve nimetleri muttakîler için hazırlandığı bildirilmiştir (Âl-i İmrân, 3/133; Ra'd, 13/35; Furkân, 25/15; Muhammed, 47/15).

Allah, muttakîleri cehennem azabından koruyacağını (Tûr, 52/18), onların dostu olduğunu (Câsiye, 45/19), onları sevdiğini (Âl-i İmrân, 3/76), onlarla beraber olduğunu (Tevbe, 9/36) ve onlar için güzel bir gelecek bulunduğunu (Sâd, 38/49), onları ummadıkları yerden rızıklandıracağını, işlerinde kolaylık sağladığını ve onlar için daima bir çıkış yolu var ettiğini (Talâk, 65/2-5) bildirilmiştir.

Kur'ân'a göre muttakîler; Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe ve gayba îmân eden, hidâyet üzere olan, namazlarını kılan, zekatlarını veren, malından Allah yolunda harcayan, fakirlere, yetimlere, yoksullara ve yakın akrabaya yardım eden, sözleşmelerini yerine getiren, sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreden, özünde, sözünde fiil ve davranışlarında dosdoğru olan, (Bakara, 2/3-5, 14, 177), insanlara iyilik yapan, darlıkta ve bollukta Allah için harcayan, öfkelerine sahip çıkan, insanları bağışlayan, kötülük yaptıkları veya nefislerine zulmettikleri zaman hemen Allah'ı hatırlayıp günahlarının bağışlanmasını dileyen, bile bile yaptığı kötülüklerde ısrar etmeyen (Âl-i İmrân, 3/134, 135), malı ve canı ile Allah yolunda cihad eden / çalışan (Tevbe, 9/44), geceleri az uyuyup seher vakitlerinde Allah'tan af-bağış dileyen (Zâriyat, 51/17-18), Allah'tan ve kıyamet gününden korkan (Enbiyâ, 21/48-49), her işini iyi ve sağlam yapan, güzel ameller işleyen, Allah'ı görüyormuş gibi ibadet eden (Zümer, 39/32-33; Zâriyât, 51/15-16), sâlih ameller işleyen (Meryem, 19/60-63) Müslüman (Kalem, 68/34-35) kimselerdir.

Buna göre bir insanın muttakî olabilmesi için; 1- îmân edip şirk, nifak ve küfürden sakınması, 2- Allah ve peygamberin emirlerini yapması, yasaklarından kaçınması, haramları, günahları terk etmesi, dünya ve âhirette nefsine zarar verecek şeyleri yapmaktan sakınması; kısaca hem kainattaki nizama, kurallara (sünnetullaha) hem de İslâmî kurallara (şeriata / sırat-ı mustakime) uyması gerekmektedir. Aksi davrananlar zalim insanlardır (Mâide, 5/27, 29). (İ.K.)

Bir kimsenin cimrilik huyu ile öfke duygusu körelmedikçe, müttekî sınıfına geçemez.

Wikipedia-logo-tr
Vikipedi'den Amel-i sâlih ile ilgili bir şeyler var

Takva Bütün günahlardan kendini korumak. Dinin yasak ettiğinden veya haram olduğunda şüphesi olan şeylerden çekinmek. (Bak: Amel-i-sâlih, İttika, Vicdan) (Takva, menhiyattan ve günahlardan içtinab etmek; ve amel-i salih emir dairesinde hareket ve hayrat kazanmaktır. Her zaman def'-i şer, celb-i nef'a racih olmakla beraber; bu tahribat ve sefahet ve cazibedar hevesat zamanında bu takva olan, def-i mefasid ve terk-i kebair üss-ül esas olup, büyük bir rüçhaniyet kesbetmiş. R.N.) (Ey muhatab olan insanlar! Havf ve reca ortasında bulunmakla, takvayı recâ ederek Rabbinize ibadet ediniz. Bu itibarla insan, ibadetine itimad etmemelidir ve daima ibadetinin artmasına çalışmalıdır. Reca mânası, sâmi' ve müşahidlere göre olursa şöyle te'vil edilecektir: Ey müşahidler! Arslanın pençesini gören adam, o pençenin iktizası olan parçalamayı arslandan ümid ve reca ettiği gibi; siz de, insanları ibadet techizatiyle mücehhez olduklarını gördüğünüzden, onlardan takvayı reca ve intizar edebilirsiniz. Ve keza, ibadetin fıtrî bir iktiza neticesi olduğuna işarettir. Takva, tabakat-ı mezkurenin ibadetlerine terettüb ettiğinden, takvanın bütün kısımlarına, mertebelerine de şamildir. Meselâ: Şirkten takva; kebairden, masivaullahdan kalbini hıfzetmekle takva; ikabdan içtinab etmekle takva; gazabdan tahaffuz etmekle takva. Demek kelimesi bu gibi mertebeleri tazammun eder. Ve keza, ibadetin ancak ihlâs ile ibadet olduğuna ve ibadetin mahzan vesile olmayıp maksud-u bizzat olduğuna; ve ibadetin sevab ve ikab için yapılmaması lüzumuna işarettir. İ.İ.)

İTTİKÂ

Bir şeyi korumak, zarar verecek şeylerden sakınmak, bir şeyi başka bir şeyle tehlikelere karşı korumaya almak anlamındaki "vikâye" kökünden gelen ittikâ; sözlükte; kuvvetli bir himayeye girerek korunmak, sakınmak, kendini muhafaza altına almak, bunun gereği olarak korkmak ve çekinmek demektir. İttikânın isim şekline takva denir.

Din ıstılahında ittika ve takva; imân edip emir ve yasaklarına uyarak, Allah'a karşı gelmekten sakınmak, dünya veya âhirette insana zarar verecek, ilâhî azaba sebep olabilecek inanç söz, fiil ve davranışlardan ve her türlü günahtan sakınmak anlamına gelir. Takva sahibine muttaki denir. (bk. Muttaki)

Kur'ân, baştan sona kadar takva-ittikâ kavramı ile örülmüş, çeşitli formlarda 250 defa kullanılmıştır. 54 defa (ittekullah'a) şeklinde Allah'a karşı gelmekten sakınılması emredilmiştir. Peygamberler de ümmetlerine hep takvayı tavsiye etmişlerdir (Âl-i İmrân, 3/138).

Kur'ân'da ittikâ kavramı; îmân (Şu'arâ, 26/11), tevbe (Mâide, 5/65), itâat (Nahl, 16/52), ma'siyetleri terk etmek (Bakara, 2/189), korkmak (haşyet) (Hac, 22/1), ibâdet etmek (Nahl, 16/2) ve ihlas (Tevbe, 9/108. Hac, 22/37) anlamlarında kullanılmıştır.

Takvanın üç mertebesi vardır;

1- Şirk, küfür ve nifaktan korunarak îmana sarılmak. (Fetih, 48/26) Kelime-i tevhid, (Lâilâhe illallah=Allah'tan başka ilâh yoktur cümlesi) kelime-i takvadır (Tirmizî, Tefsîr, 48).

2- Büyük günahları işlemekten, küçük günahlarda ısrar etmekten kendini alıkoymak ve dini görevleri, farzları yerine getirmek (A'râf, 7/96).

3- Kalbi, Hak'tan meşgul edecek her şeyden temizleyip bütün varlığı ile Allah'a yönelmektir (Âl-i İmrân, 3/102).

İttikâ ve takva kavramının kapsamına îmân, ihsân, ihlas, ibâdet, itâat, sâlih amel, birr ve adalet gibi övme ifade eden bütün kavramlar girmektedir. Yani takva kavramı, bu kavramların ifade ettiği bütün anlamları içermektedir. Takva-ittikâ kavram adalet ve zulmün zıddıdır (Mâide, 5/2, 8; Bakara, 2/189, 237). "Takva, azıkların en hayırlısıdır." (Bakara, 2/197). (İ.K.)

MUTTAKÎ

Takva sahipleri demektir. (bk. Takva) Kur'ân'da muttakî insan olunması konusunda ısrarla durulmuş, cennet ve nimetleri muttakîler için hazırlandığı bildirilmiştir (Âl-i İmrân, 3/133; Ra'd, 13/35; Furkân, 25/15; Muhammed, 47/15).

Allah, muttakîleri cehennem azabından koruyacağını (Tûr, 52/18), onların dostu olduğunu (Câsiye, 45/19), onları sevdiğini (Âl-i İmrân, 3/76), onlarla beraber olduğunu (Tevbe, 9/36) ve onlar için güzel bir gelecek bulunduğunu (Sâd, 38/49), onları ummadıkları yerden rızıklandıracağını, işlerinde kolaylık sağladığını ve onlar için daima bir çıkış yolu var ettiğini (Talâk, 65/2-5) bildirilmiştir.

Kur'ân'a göre muttakîler; Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe ve gayba îmân eden, hidâyet üzere olan, namazlarını kılan, zekatlarını veren, malından Allah yolunda harcayan, fakirlere, yetimlere, yoksullara ve yakın akrabaya yardım eden, sözleşmelerini yerine getiren, sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreden, özünde, sözünde fiil ve davranışlarında dosdoğru olan, (Bakara, 2/3-5, 14, 177), insanlara iyilik yapan, darlıkta ve bollukta Allah için harcayan, öfkelerine sahip çıkan, insanları bağışlayan, kötülük yaptıkları veya nefislerine zulmettikleri zaman hemen Allah'ı hatırlayıp günahlarının bağışlanmasını dileyen, bile bile yaptığı kötülüklerde ısrar etmeyen (Âl-i İmrân, 3/134, 135), malı ve canı ile Allah yolunda cihad eden / çalışan (Tevbe, 9/44), geceleri az uyuyup seher vakitlerinde Allah'tan af-bağış dileyen (Zâriyat, 51/17-18), Allah'tan ve kıyamet gününden korkan (Enbiyâ, 21/48-49), her işini iyi ve sağlam yapan, güzel ameller işleyen, Allah'ı görüyormuş gibi ibadet eden (Zümer, 39/32-33; Zâriyât, 51/15-16), sâlih ameller işleyen (Meryem, 19/60-63) Müslüman (Kalem, 68/34-35) kimselerdir.

Buna göre bir insanın muttakî olabilmesi için; 1- îmân edip şirk, nifak ve küfürden sakınması, 2- Allah ve peygamberin emirlerini yapması, yasaklarından kaçınması, haramları, günahları terk etmesi, dünya ve âhirette nefsine zarar verecek şeyleri yapmaktan sakınması; kısaca hem kainattaki nizama, kurallara (sünnetullaha) hem de İslâmî kurallara (şeriata / sırat-ı mustakime) uyması gerekmektedir. Aksi davrananlar zalim insanlardır (Mâide, 5/27, 29). (İ.K.)

'''Takva''', İslam dini terimi. "Vikaye" kökünden türemiştir ve bir şeyi muhafaza etmek, korunmak, sakınmak, himaye etmek, bir şeyi ıslah edip düzene koymak gibi anlamlara gelir.

Rum suresinin 31.inci ayeti kerimesine göre:

Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).

O’na (Allah’a) yönelin ve takva sahibi olun . Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

Bu sureye göre Allah'a yönelenler takva sahibi oluyorlar, ve nefsin bütün afetlerine karşı korunmak için mücadele başlatıyorlar. Takva, korkma, sakınma, Allah korkusuyla günahlardan korunmak demektir. Muttaki, takva üzere yaşayan mü’min demek olur.

Takvada ilk akla gelen, haramları terktir. Bunu, mekruhlardan sakınma takip eder. Mekruh, çirkin bulunan, hoş karşılanmayan fiil, söz ve hâllere denir. Bunların terk edilmeleri de takvadandır. Daha sonra şüpheliler karşımıza çıkar. Bunların da mekruhlar gibi haramla bir başka komşulukları vardır. Hakkında kesin bir hüküm olmayan işlerde, takvaya uygun olanı, haram olma ihtimalini gözeterek o fiilleri terk etmektir. Sonra mübah ve helâl olanlar gelir. Bunlardan yeteri kadar istifade edip israftan sakınmak da takvadandır.

Allah Resûlü (asm.) “Helâl belli, haram da bellidir. Fakat bu ikisinin arasında şüpheli şeyler vardır.” diye başlayan bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur:“Nasıl bir çoban, koruluğun kenarında koyun otlattığında, koyunlarının her an koruluğa girme ihtimali varsa, şüpheli şeylerden korunmayanın da harama düşme ihtimali öylece vardır.”

Şüpheli, haramın en yakın komşusudur. O araziye girenin bir süre sonra haram sahasına düşmesi kuvvetle muhtemeldir. Şüpheliden sakınanlarla haram arasına bir tampon bölge girmiş oluyor.

Kur’an-ı Kerim'den bir takva dersi:

"...Yakıtı insanlar ve taşlar olan ve kâfirler için hazırlanan o dehşetli ateşten sakının." (Bakara Sûresi,14) Tefsir alimlerimiz, bu âyet-i kerimede sözü edilen taşların, putlar olduğunu söylerler. Bu âyet-i kerimede yakıtı taşlar olan bir cehennemin dehşeti yanında, mümini ürperten bir başka tehdit daha vardır. O da putlarla beraber yanma, aynı mekânda birlikte bulunma, onların tâbi olduğu muameleye maruz kalma zilletidir.

Takva ve salih amel, ruh ve kalbin terakkisinde iki esastırlar. Salih amel ile manevi kârlar elde edilir. Takva ile de bu kâr korunur ve zararlardan uzak kalınır. Zarar yollarını kapamayan bir insan, kazandığından çok daha fazlasını kaybedebilir ve bu yolun sonu iflasa çıkar.

İflasla ilgili şu hadis-i şerif çok ürkütücü ve korkutucudur:

"Ümmetimden müflis o kişidir ki; kıyamet günü namaz, oruç ve zekât gibi ameller ile gelir. Buna karşılık ona buna sövmüş, iftira etmiş, kiminin malını yemiş, kiminin kanını dökmüş ve kimini de dövmüştür. Ahirette bu iyilikleri hak sahiplerine dağıtılır. İyilikleri yetmeyip bittiği zaman da hak sahiplerinin günahlarından bir kısmı alınıp kendisine yüklenir ve cehenneme atılır."

Takvanın üç mertebesi vardır:

  1. Şirkten takva: İman ederek şirkten korunmak. Kişi böylece ebedî cehennemde kalmaktan korunmuş olur.
  2. Masiyetten takva: Büyük günahları işlemekten, küçüklerde de ısrardan sakınmak. Takvanın en yaygın mânâsı budur.
  3. Masivadan takva: Kalbini, Hak’tan alıkoyan her şeyden uzak tutmak

Müttaki Ehl-i takva. İttika eden. Haramdan ve günahtan çekinen, kendisini Allah'ın (C.C.) sevmediği fena şeylerdan koruyan. (Bak: İttika - Amel-i sâlih)

İttika Sakınmak. Çekinmek. Günahlardan ve bütün kötülüklerden kendini çekmek. Takvâ ile amel etmek. (Bak: Amel-i salih) İttikâ' Dayanmak. Yaslanmak. Oturmak.

TAKVÂ

Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:

Allahü teâlâ o takvâ sâhiplerini sever. (Âl-i İmrân sûresi: 76)

Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem; "Yâ Rabbî! Bana ilim, hilm, takvâ ve âfiyet ihsân eyle" duâsını çok söylerdi. Duâda geçen ilimden maksad fâideli ilim, yâni îmân, ibâdet, amel ve ahlâk bilgileridir. Hilm ise, yumuşaklık demektir. Âfiyetten murâd; dînin ve îtikâdın, bozuk inançlardan, işlerden, nefsin isteklerinden, kalbin vesvese ve şüphelerinden, bedenin hastalıklarından kurtulmasıdır. (Berîka-Muhammed Hâdimî)

Bütün iyiliklerin temeli takvâdır. (Hâdimî)

Dünyâda felâketlerden, âhirette Cehennem'den, ateşte yanmaktan kurtulmak için iki şey lâzımdır: Emirlere sarılmak, yasaklardan sakınmak! Bu ikisinden en büyüğü, daha lüzumlusu, yasaklardan sakınmak yâni verâ ve takvâdır. (İmâm-ı Rabbânî)

Verâ ve takvâyı tam yapabilmek için, mübahları lâzım olduğu kadar kullanmalı, zarûret miktârını aşmamalıdır. Bu kadarını kullanırken de, kulluk vazîfelerini yapabilmek için kullanmaya niyyet etmelidir. Bir insan, mübah, yâni dînin izin verdiği şeylerden, her istediğini yapar, mübahları aşırı derecede işlerse, şüpheli şeyleri yapmağa başlar. Şüpheliler ise, haram olanlara yakındır. İnsan, bir gün harama düşebilir. (İmâm-ı Rabbânî)

az:Təqva en:Taqwa id:Taqwa ms:Taqwa simple:Taqwa ur:تقوی

Takvânın Boyutları

Takvânın Boyutları 'Takvâ', korku duygusunu da içerisine alan bir çekinmenin, bir korunmanın ve bir saygının ahlâk ve ibâdet olarak gösterilmesidir. İslâm, insandaki bu korku ve ümit duygusunu işleterek, bu duyguların övülen bir sıfat haline gelmesini sağlıyor. Kur'an, insandaki sıradan korku ve sığınma hissini geliştirerek, kişinin mânevî olarak yücelmesinin yolunu açıyor. Evet takvâ duygusu, sıradan bir korku değil, belki yaratılıştaki korkunun düzene konularak, bir korunma ahlâkı, bir yücelme faâliyeti, bir sorumluluk bilinci haline getirilmesidir. En geniş ve kapsamlı koruma Allah'ın korumasıdır. Allah'ın 'rahmet' sıfatı bütün yaratılmışları korur. Ancak insan, kendi isteği ile, kendine zarar veren şeylerden Allah'ın korumasını ister, ya da işlediği fiillerin kötü karşılığı hakkında Allah'tan korkar. Buradaki koruma isteği daha çok, yapılan amellerin sonuçlarından dolayı duyulan bir korkudur.

'Takvâ'; insanın kendisini Allah'ın koruması altına koyarak âhirette zarar ve acı verecek şeylerden sakınması, ya da günahlardan uzak durması ve iyiliklere sarılmasıdır. 'Takv^'nın birçok tanımı yapılmaktadır. Bu çeşit tanımlar arasında bir çelişki yoktur. Hepsi de aynı anlamı değişik kelime ve ifadelerle anlatmaktadırlar. Sözgelimi 'takvâ'yı, 'Allah'ın emrettiklerini tutmak, yasaklarından kaçmak' diye tarif edenler olduğu gibi, 'yapılması günah olanı yapmaktan, terkedilmesi günah olanı terketmemekten çekinmektir', 'Allah'ın cezalandırmasından korkarak, O'nun verdiği bir nur ile O'na itaat etmektir', 'Allah'ın dışındakileri Allah'a tercih etmemektir' şeklinde tanımlayanlar olmuştur. 'Takvâ'nın türediği 'veka' fiili ve türevleri Kur'an'da tam iki yüz elli sekiz yerde geçmektedir. Kur'an'ın en önemli kavramlarından biridir. 'Takvâ veya ittika' kulun Rabbi karşısındaki durumu en iyi anlatan bir sıfattır. Birçok âyette insanlara 'Allah'tan ittika edin' denilmektedir. Birçok peygamber kavimlerini İslâm'a dâvet ederken, 'Alah'tan ittika etmez misiniz?' diyerek onları, Allah'tan çekinip O'nun korumasına girmelerini istemişlerdir. Kur'an, ısrarlı bir şekilde 'Allah' fikrini, yani O'na âit ulûhiyyeti (ilâhlığı) gündeme getirir. Zaten insan için en önemli olay, yaratılışın sebebi, Yaratıcının varlığı ve yaratılan insanın bu Yaratıcı karşısındaki durumudur. İnsan, öncelikli olarak kendini var edeni tanımak ve O'nun râzı olacağı bir hayatı öncelikli olarak kendini var edeni tanımak ve O'nun râzı olacağı bir hayatı yaşamaktan sorumludur. Hayatın ve ni'metlerin sahibi olan Allah (cc), en sonunda bütün insanları ölümle beraber kendisine döndürüyor. Bu bakımdan insan başıboş değildir ve hayatının hesabını vermek üzere ölecektir. Kur'an, âlemlerin Rabbi Allah'ı bütün sıfatlarıyla, O'na âit en üstün yücelik ve makamlar ile tanıtıyor. Sonra da insanın bu yücelik karşısında kendine çeki düzen vermesini, kendini iyi amellerle korumaya almasını tavsiye ediyor. İnsan, her halde kendinden yüce gördüğü ve bir makam sahibi kimselerin gözü önünde kötü ve çirkin iş yapmaktan çekinir. Bu çirkin işleri daha çok gizli yapmayı tercih eder. Allah'a kuvvetli bir imanla bağlanan kimse, O'nun her yerde kendisini gördüğünü bilen, yaptığı her şeyin kayıt altına alındığının şuurunda olan bir kişi, şüphesiz kendine çeki düzen verir, Allah'ın yüce makamı karşısında çekinir, yaptığı hatalardan dolayı da O'na sığınır. İşte 'takvâ'nın özünde yatan incelik, bu iman ve mes'ûliyet duygusudur. Şüphesiz ibâdet, takvânın kendisi değil, fakat takvâya götüren davranıştır. İbâdet, İlâhî emir ve yasakları yerine getirmek, takvâ ise zarar verecek davranışlardan sakınmaktır. İnsan, takvâya yaklaştıkça, ittika üzerinde yaşadıkça 'ihsan' derecesine ulaşır. İhasnın, Allah'ı görüyormuş gibi ibâdet etmek olduğunu hatırlayalım. Her ne kadar biz Allah'ı görmüyorsak bile Allah bizi görmektedir. (Bakınız: İhsan). Allah (cc) Allah'tan hakkıyla ittika eden ve ihsan sahibi 'muhsinlerle' beraber olduğunu kullarına haber veriyor (16/Nahl, 128).

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.