FANDOM


Ruhul beyan tefsiri TAFSEER ROOHUL BAYAN - 15 Volumes 61354 std
Bakınız

Şablon:RBTbakınız d


Ruh-ul Beyan RBT Ruhul Beyan Tefsiri Rûh-u'l Beyan Tefsiri RBT/linkler
RBT/Giriş Fatiha Suresi/RBT Bakara Suresi/RBT Bakara SUresi/RBT/2 Enam Suresi/RBT Enfal Suresi/RBT Nas Suresi/RBT
Rûh-u'l Beyan Tefsiri/Arapça Nas Suresi/RBT/Arapça Felak Suresi/RBT/Arapça
Online RBT Türkçesi google döküman linki: [1] Maalesef Arabisi yok. Bir ilahiyatçı veya duyarlı bir mümin arabi ibareleri aşağıda geçen Ruhul Beyan Tefsirinin linklerinde doğrudan edit ederek bu sitede ekleyebilir. Bir İHL öğretmeni öğrencilerine de görev verebilir. En azından Arabi harfleri latince okunuşuyla ekleyebilir veya ek-le-te-bi-lir.
RBT/linkler

7- A'RÂF SÛRESİ 9 EI-A'RAF SÛRESİNİN TEFSİRİ 9 Yüce Meali 9 Tefsîr-i Şerifi 9 Te'vilât-i Necmiyyeden... 9 Elif Lâm Mîm ve Sâd 10 Manânın Lâzımı 10 İşaretler 11 Kur'ân-ı Kerimden Şüphe Sıkıntı Verir 11 Tebliği Sıkıntı Vermemelidir 11 Kur'ân-ı Kerimle Öğüt 11 Düşünmek 12 Geçmiş Ümmetlerden İbret 12 Yüce Meali: 12 Tefsîr-i Şerifi: 12 Kaylûle Uykusunda Azabın Gelmesi 12 Beklenilmeyen Azap Acıdır 13 Azab Geldikten Sonra Dua 13 Akıl ve Vahiy 13 Ümmetlere Suâl 13 Peygamberlere Sual 14 Azap Anı 14 Kâfirlerin Mesul Oldukları Şey 14 Onların Halleri Anlatılacaktır 14 Peygamberlerin Bile Selâmet Diledikleri Gün 14 Peygamberlerin Gıpta Ettiği Kişiler 14 Kıyamette Kederden Kurtulanlar 15 Mevkıf ta Bin Sene Bekler 15 Hikaye (Kralı islâh) 15 Halterine Şaşılacak Kişiler! 16 Yapılması Gereken İşler 17 Zaman Geçip Gidiyor 17 Amellerin Tartılması 17 Yüce Meali: 17 Tefsîr-i Şerifi: 17 Te'vilât-i Necmiyyeden 18 Kurtuluş Ehli 18 Mizanı Hafif Gelenler 18 Hüsran Nedir? 18 Âyetleri Yalanlayan 18 Te'vilât-i Necmiyyeden 19 Tartılan Şahıs mı, Amel mi? 19 Mizanın Şekli 19 Şehâdet Kelimesi 19 Davud Aleyhisselâm Mizanı Gördü 19 Terazinin Uzunluğu ve Yapısı 20 Hikâye (mizan) 20 Hikâye (ilim) 20 Hikâye (Anne ve Baba hakkı) 20 Aşıklarla Olmak 20 Hesapsız Cennete girenler 21 Belâ Ehli 21 Tevhîd Ehli'nin Hesabı 21 İlâh 21 Terazinin Tarttığı Ameller 21 Manevî Amellere Terâzî 22 Hesap ve tartı 22 Kurtulmanın Yolu 22 Yeryüzü ve İnsan 22 Maişet Ne Demektir? 22 İşârî Manâlar 22 Nimet Çok Şükür Az 23 Hikâye (şükür) 23 Uyan 24 En Zor Şey 24 Varlığın Değeri 24 Gücüne Güvenme 24 Devlet Elden Gider 24 Tevbe Et 25 Âdem Aleyhisselâm'ın Yaratılışı 25 Yüce Meâli: 25 Tefsîr-i Şerifi: 25 Meleklerin Âdem'e (a.s.) Secdeleri 25 İblîs Secde Etmedi 26 Şeytana Soruldu 26 Şeytanın Bozuk Mantığı 26 Bakış Açısı 27 Nuru Görmek 27 Toprak Gönül Sahibi Oldu 27 Soy ve Sop ile Bir Yere Varılmaz 27 Te'vilât-i Necmiyyede buyuruldu: 28 Şeytanın Cennetten İndirilmesi 28 Kibir Mahlûka Yakışmaz 28 Şeytanı Şeytan Eden 29 Tevazu Kişiyi Yüceltir 29 Şeytanın Yanlış Mantığı 29 Nefsin Elinde Ağladılar 29 Hikaye (Kibir) 29 Altı Öğüt 30 Tevhid 30 Şeytanın İstekleri 30 Yüce Meali: 30 Tefsîr-i Şerifi: 30 Şeytana Verilen Mühlet 30 Şeytanın Ölüm Vakti 31 Kâfirlerin Duaları 31 Uzun Ömür Sahipleri 31 Şeytan Yaşlanıyor mu? 31 Aşıkların İsteği 31 Şeytana Mühlet 31 Ameller Zayi Olmaz 31 Günahların Yüklemesi 32 Uzun Ömür Kâfirlerin Reisinedir 32 Şeytan ile Konuşma 32 Risâlet ve Kelâm 32 Musa Aleyhisselâmla Kelâm 32 Kelâm-ı ilâhî 32 Şeytanın Önden Gelmesi 33 Şeytanın Arkadan Gelmesi 33 Şeytanın Sağ'dan Gelmesi 33 Şeytanın Soldan Gelmesi 33 Dört Cihetten Maksat? 33 Filin Değişik Harf-i Cer ile Müteaddı Olması 34 Nankörlük Şeytandandır 34 Şeytan Zannederek Söyledi 34 Şerrin ve Hayrın Başlangıcı 34 Şeytanın Kötü Zannı 34 Şeytanın Cennetten Çıkması 34 Şeytana Tabi Olanlar 35 Cennet ve Cehennemin Münâkaşaları 35 Şeytana Tabî Olanlar 35 Mümine Fidye 35 Fidye'nin Manâsı 35 Müminler Kâfirlerle Cehennem Ateşinden Korunurlar 36 Felsefecinin Fidye Kılınması 36 Fidye Olması Adalettir 36 Âdem Aleyhisselâm Cennette 36 Yüce Meali: 36 Tefsîr-i Şerifi: 37 Kaabil'in Cennet Evlâdı Olması 37 Adem (a.s.)'m Cennet Üzümünü İstemesi 37 Âdem Aleyhisselâm'ın Techîz ve Tekfini 37 Nîl ve Firât Nehirleri 38 Şu Ağaca Yaklaşmayın 38 Ağaç? 38 İlâhî Yasağı Çiğneyen 38 Vesvese 38 Şeytanın İlk Vesvesesi 38 Vesvesenin Gayeleri 39 Avret Mahallini Açmak 39 Avret Yerlerini Görmemişlerdi 39 İlmi Bir Tetkik 39 Şeytanın Vesvesesin Bazıları 39 Peygamberler Meleklerden Faziletlidir 40 insan, Melek ve Şeytan 40 Şeytanın Yemini 40 Şeytanın Sarkıtması 40 Yalan Yere İlk Yemin? 41 Yemin Edene İnanılır 41 Yemin İle Kandırana? 41 Elbiseleri Yok Oldu 41 Cennet Yaprağından Elbise 41 Avret Mahallinin Örtülmesi 42 Allâhü Teâlâ Nida Etti 42 Şeytan Düşmandır 42 Maîşet ve Geçim Zorluğunun Başlangıcı 42 İlk Öğretilen Meslekler 42 Âdem a.s.'ın Affını İstemesi 43 Yüce Meali: 43 Tefsîr-i Şerifi: 43 Küçük Günahlara Azap 43 Âdem a.s.'in hatasının Sebepleri 43 Ictihâd Sonucu 43 İpek ve Altın 44 Şeytanın Düşmanlık Tabiatı 44 Şeytanın Âdem Aleyhisselâm'a Düşman Olmasının Sebebi 44 Dünya Hayatı 44 Âdem a.s.'dan Ders 44 Vuslat 45 İlâhî Kaza 45 Vuslat'ın Yolu Çetrefillidir 45 Manevî Tarakkî 45 Meşakkat Çekmeden Saadet Olmaz 45 İlim Ağacına yaklaşmak 45 Berzah Âleminde terakki? 46 Tedbîr Ağacı 46 Namazın Öğrettikleri 46 Ağla! 46 Takva Elbisesi 46 Yüce Meali: 46 Tefsîr-i Şerifi: 46 Elbiseler Yağmur Suyundandır 47 Semavî Tedbirler 47 Avret Yerlerini Açmak 47 İki Elbise 47 Ziynet Maksadıyla Elbise Giymek 47 Zâhidlere Göre Elbisenin Kumaşı 48 Takva Elbisesi Daha Hayırlıdır 48 Takva Elbisesi Nedir? 48 Hayâsızlar Çıplaktırlar 48 Hüner Elbisesini Giymek Gerek 48 İnce Elbise Giymek 48 İlk Yün Elbise Giyen Kimdi? 49 İsa a.s.'ın Elbisesi 49 Akıllı Kişi 49 Samur Kürk Giymek 49 Zahirî ve Bâtınî Elbiseler 49 Letâif in Elbiseleri 49 Mülk'ün Mâliki O'dur 49 Ruhlar Âlemi 50 Halvette Avret Yerini Açmak 50 Göle Tesettürlü Girmek 50 Şık ve Temiz Giyinmek Aklı Nurlandınr 50 Behîmi Ameller Nedir? 51 Şeytanın Fitnesinden Korunun 51 Tırnaktan Elbise 51 Haya Duygusu 51 Şeytanlar İnsanları Görürler 52 Düşmanın Böylesi 52 Şeytana Hırsızlama 52 Şeytanları Görmek? 52 Şeytan İnsanın Damarlarında Dolaşır 53 Sara Hastalığına Şifâ 53 Cinler Taşların îçine Girebilirler mi? 53 İnsanın İçine Şeytan ve Cinlerin Girmesiyle İnsan Yanmaz 53 İnsan Ne Kadar Toprak İse Cinde 0 kadar Ateştir 54 Cinlerin İnsanları Göremediği Makam 54 Zorlu Düşman 54 Görülmeyen Düşman ile Savaşın 54 Şeytanın Hilesi Zayıftır 54 Şeytanın Dostları? 54 Şeytanın Dost Ve Düşmanları 55 Küfür Ehli ve Şeytan 55 Hikaye (Şeytana Karşı İnsanlar?) 55 Leziz Yemek? 56 Fâsıkın Cömertliği 56 İslâm Dışı Örfler 56 Yüce Meali: 56 Tefsîr-i Şerifi: 57 İlâhî Hükümleri Öğrenmek 57 İşârî Manâlar 58 Dünya Sevgisi Bütün Hataların Başıdır. 58 Dünya Bir Leştir 58 Adalet 58 İfrat ve Tefritten Uzak 58 Allah'a Yönelin 59 Mescidi Terk? 59 Mahalle Mescidi 59 Cemaatle Namaz? 59 Evde Cemaatle Kılmak 60 İhlâs ile İbâdet 60 Dönüş Allâhü Teâlâ Hazretlerinedir 60 Yeniden Yaratmak... 60 Fırkalar 61 Şeytanın Dostları 61 Hidâyet ve Dalâletin Yaratılması 61 Hidâyet ve Sapkınlar 61 Taklidi Terk Etmek 61 Faydasız Şeyler 62 Hikaye (Halkın Sevgisi ve Şirk) 62 Muhabbetüllah 62 Ziynet Ve İsraf 62 Yüce Meali: 62 Tefsîr-i Şerifi: 63 Sebeb-i Nüzulü 63 Giyinik Hâlde Tavaf... 63 Setr-i Avret 63 Namazda Güzel Elbise 64 Güzel Giyinmek 64 İmâm-ı Âzam'ın Elbisesi 64 Gece Karanlığı ve örtü 64 İlim ve Keşif Dili 64 İbâdetten Zevk 64 Yeyin ve İçin 64 Sebeb-İ Nüzul 64 İşârî ve Tasavvufî Manâlar 65 Efendimizin (s.a.v.) Gıdaları 65 Hikâye (ehluilahın yemeği) 65 Taş Bağlaması 66 İsraf 66 Isrâfçıları Sevmez 66 Tasavvufa Göre İsraf 66 Çok Yiyen Adam 66 Tevilat-i Necmİyye'den... 67 İsrafta Tefrit 67 İsrafta İfrat Derecesi 67 Hikâye (sıhhatin özeti) 68 İsraf ve Kibir 68 Yemek Kaç Öğün? 68 Perhiz 68 Helâli Haram Etmek? 69 Farzları Edâ ve Nimetler 69 Güzel Şeyleri Kullanmak 69 Eşyada Asıl Olan İbâhadir 69 Eşyâ'nın Yaratılma Maksadı 70 Kıyamet Günü Rahmet 70 İşârî ve Tasavvufî Manâlar 70 Her Şeyin Bir Ziyneti Vardır 70 Makamlar 71 Âyetlere İlâhî Tafsilat 71 Haram Edilen Bazı Şeyler 71 Te'vilât-i Necmiyyeden 72 Ümmetlerin Eceli 73 Yüce Meali: 73 Tefsîr-i Şerifi: 73 Ecelde Te'cil ve Tehir 73 Hikaye (Dünya Malı ve tevbe) 73 İşârî ve Tasavvufî Manâlar 74 Peygamberler 74 Takva Sahipleri 75 Ayetleri Tekzîb Edenler 75 Küfür Ve İsyan Ehli 75 Yüce Meali: 75 Tesîr-i Şerifi: 75 Meleklerin Kâfirleri Azarlamaları 76 Kıyamet Halleri 76 Cehennemde Topluluklar 77 Cin Kelimesinin İnsan Kelimesinden Önce Zikredilmesi 77 Cehennemde Lanetleşmek 77 Lanet Edecekler 77 Aynı Cemaatte Olanlar Birbirlerine Kardeştirler 78 Cehennemde Toplanırlar 78 İki Kat Azab? 78 Liderlerin Savunmaları 78 Amelinizin Cezasını Çekin 79 İman Tazelemek 79 İmanını Tazele 79 İmanı Olan Cennetliktir 79 Cehennem Şefkatin Eseridir 79 Cehennem Ateşinin Hayrı 80 Mevlânâ'nın Bir Vaazı 80 Âhirette Küfür Ehli 80 Yüce Meali: 80 Tefsîr-i Şerifi: 80 Ölüm ve Ruhlar 81 Siccîn Nedir 81 Ruhlar Cesetlerine Bağlıdırlar 81 Kabirde Mü'minlerin Ruhları 81 Deve ve İğne Deliği? 81 Nefyin Te'kîdi 81 Cemel Nedir? 82 Mücrim Cezalan 82 Ateşten Döşek ve Örtüler 82 Zâlimlerin Cezası 82 Musibetin En Büyüğü 82 Cehennemden En Son Çıkan 83 İşârî ve Tasavvufî Manâlar 83 Hikâye (dünyayı terk) 84 Ganimete Kavuşmanın Yolu 84 İman Ehlinin Ahiretteki Halleri 84 Yüce Meali: 84 Tefsîr-i Şerifi: 84 Cennet Ehli Kimlerdir? 84 Kinden Soyulmuş 85 Kin ve Buğzun Doğuş Sebebi 85 Kin Temizlenir 85 Nüzul sebebi 85 Temiz Ve Saf Ol 86 Cennet Ehlinin Duaları 86 Karanlıkta Yol Gösteren 86 Cennete Giriş 86 Ğill Nedir? 87 Peygamberlerin Getirdikleri 87 Hak Tasdik Edilir 87 Cennetliklere Müjde 87 ilmî Tetkik 87 Cennete Varis Olmak? 87 Cennet Amelin Karşılığı mı? Yoksa Allah'ı Fazlı mı? 87 Ameller Cenneti? 88 Ve Cenneti Amellerinizle Taksîm Ediniz.. 88 Her Amele Bir Cennet 88 Bilâl-i Habeş (r.a.) in Ameli? 88 Husûsî Cennetler 89 Cennette Üstünlük Veren 89 Ehl-i Beyte Hedİye'de Bulunmak 90 Bir Anda Bir Çok Amel 90 Tahsis Edilen Cennet 90 Miras Cenneti 90 Sûrî ve Manevî Cennetler 90 Hafız (k.s.) Buyurdular: 91 Cennet Ve Cehennem Ehli 91 Yüce Meali: 91 Tefsîr-i Şerifi: 91 Cennet ve Cehennem ehlinin Konuşmaları! 91 Gaflet Uykusundan Uyan 92 Son Feryat Fayda Vermez 92 Allah'ın Laneti 92 Kâfirlerin Yaptıkları 92 Zâlim ve Kâfirler Müşterek 92 İşârî ve Tasavvufî Manâlar 93 İnsanlar Mertebe Mertebedir 93 Talebeler Farklıdırlar 93 Hakikat Hazinelerine Ulaşmak 94 Musa A.s.'a Gelenler 94 A’raf 94 Yüce Meali: 94 Tefsîr-i Şerifi: 95 Cennetle Cehennem Arasında Perde 95 Cennet ile Cehennem Nerede? 95 A'râf in Üzerinde Olanlar 95 Arasat'ta Tanınma Olacaktır 96 A'râf Ehlinin Seslenmeleri 96 Araf Ehli Tevhîd Ehlidirler 97 Cennete En Son Girenler 97

7- A'RÂF SÛRESİ

EI-A'RAF SÛRESİNİN TEFSİRİ

A'râf sûresi, Mekkfdir. Ancak sekiz âyet-i kerimesi müstesna... (O da) yani 163. âyet-i kerimeden; yani 171. âyet-i kerimeye kadar olanlar hariç... Bütün âyetleri muhkem'dir. Denildi ki: (âyeti99) kavl-i şerifine kadar muhkemdir. Âyetleri, iki yüz beş tir. Allâhü Teâlâ hazretleri, onu takrîr ve tahrir (yazarak) hatim etmeye muvaffak eylesin! ÂminyaMuîn.

Yüce Meali

Bismillâhi'r-rahmâni'r-rahıym Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adı ile Elif, Lâm, Mîm, Sâd. Bir kitap ki, sana indirildi. Sakın bundan dolayı yüreğinde bir sıkıntı olmasın da, bununla inzar edesin/sakindırasın... Mü'minlere de şu bir ihtar: Rabbımzdan size indirilene tabi olun. Rabbinizi bırakıp birtakım velilere tabi olmayın. Siz pek az düşünüyorsunuz.

Tefsîr-i Şerifi

Elif, Lâm, Mîm, Sâd." (Elif), zât-ı ahdiyyet'e işarettir. "Lâm" ilim sıfatıyla beraber zât'a Mîm," Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerinin manâsı. Sâd/1 Muhammedî suret ve zahiri cesedine işarettir.... Sâd Mekke'de Bir Dağdır Sözünün Tefsiri Sâd Mekke'de bir dağdır. Rahmanın Arşı onun üzerin¬deydi; (ta) gece ve gündüzün olmadığı vakit..." İbni Abbâs hazretleri, Dağ" ile Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin mübarek cesedine, "Rahmanın Arşı" Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin kalbine işarettir, buyurmuştur. Hadis-i şerifte varid olduğu gibi; Müminin kalbi, Allâhü Teâlâ hazretlerinin arşıdır." Gece ve gündüzün olmadığı vakitlerde sözüyle de "Vahdet" işaret etti. Çünkü kalb, nefis arzının zulmetine (karanlığına) düştüğünde, nefsin sıfatlarının zulmetiyle hicaba bürünüp, perdelenmesiyle gece oldu. Kalbin üzerine ruh güneşinin nuru doğdu. Kalb, güneş ruhunun nurundan aydınlanması ve ışık almasıyla gündüz oldu... Marifet ve zatî aylarla, hakîkî vahdete vâsıl olduğunda ise; onun yanında nûr ve zulmet müsâvî (eşit) oldu... (Bu) hepsinden fena bulması (ve yok olması) içindir... (İşte bu vakitte); ne gece oldu ne de gündüz... Rahmanın Arşı, ancak bu vakitte olur... Âyet-i kerimenin manâsı: Vucüdi küllî, evvelinden ve sonuna kadar; bir kitab'tır ki, onun ilmi sana indirildi. "Te'vilât-i Kâşâniyye"de de böyledir.

Te'vilât-i Necmiyyeden...

Şeyh Necmeddîn (k.s.) buyurdular. Allâhü Teâlâ hazretleri, Bismillâhi'r-rahmâni'r-rahiym Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adı ile..." kavl-i şerifinde, zâtını ve sıfatını zikretti. Ve "Elif, Lâm, Mîm, Sâd." Kavl-i şerifıyle de nefsini tarif etti. Yani; Allâhü Teâlâ, ilâhtır (ma'bûd'tur). Lütuf ve keremiyle kulunu, muhabbet ve marifet için tefrit etti. Kuluna sabır ve sıdk-ü samimiyetle (ve doğrulukla) in'âm ve ihsanda bulundu; kulunun kemâliyeti kabul etmesi için; senin üzerine indirmiş olduğu kitap vasıtası ile..." Şeyh Necmeddinin sözleri bitti. (3/133)

Elif Lâm Mîm ve Sâd

Fârisî tefsir'de buyuruldu: Elif, Lâm, Mîm, Sâd." Kavl-i şerifi, Kur'ân-ı kerimin ismidir. 1- Veya bu sûrenin ismidir. 2- Veya bu harflerden her biri Esmâ-i ilâhîden bir isme işarettir. Yani (Allâhü Teâlâ hazretleri), ilâh (ma'bûd), "Latîf," "Melik," "Sabûr (çok sabırlı)dır... 3- Veya harflerinin her biri Allâhü Teâlâ hazretlerinin bir sıfatından kinayedir. Yani Allâhü Teâlâ hazretleri; İkram (yani ikram edici), Lütuf sahibi Mecd sahibi ve mecîd'tir...) "Sıdk (sıfatının sahibidir), demektir. 4-Ya da El-Musawir tasvir eden, ism-i şerifini imâ etmektedir. 5- Veya bu harflerin bazıları esmâ-i ilâhiyeye delâlet eder. Ve bazıları da efâl-i ilâhi'yeye delâlet ediyor... O zaman bunun takdiri şöyledir: Ben Allah'ım! Her şeyi en iyi bilenimi Beyân (tafdîl ve tafsîl) ediyorum..." Ya da ben her şeyi biliyorum! -Gerçekten hâk ile bâtılın- arasını tefrik ediyorum. (Hakkı bâtıla üstün kılıyorum)" demektir. Hakâik-î Selmâ"da buyuruldu: Denildi ki: ı Elif, ezel'dir. Lam, ebed'tir. Mîm, ezel ile ebed arası olan şeylerdir. Sâd," ittisal eden her muttasıla işarettir ve munsafıl olan (ayrılan) her munfasil'a işarettir... Hakikatte o ne ittisal (birleşmeye) mecali olan bir sığınma ve yerleşmedir ve ne de infısâl (ayrılma) ve nümayiş yeridir... Ne güzel buyurmuşlar: O ne yoldur. O yol fasıl ve vasıldan içeridir. Ki fer'în içeriye yerleşmesi; asıldır. Manâ yok, İbare yok, Ayan (ve beyân görülmek) yok, Hakikatler yok, İşaretler yok, Beyân yok.... (Bu) idrâk edenlerin akıllarının ve vehimlerinin çok üstündedir... Hiç şüphesiz niceleri onun için fikir ve vehme kapıldılar, Külliyen yönelip söylendi. Ama söze gelmedi. Hiçbir kimseye susmak yönüne yönelmedi...

Manânın Lâzımı

Bu fakir (yani İsmail Hakkı Bursevî k.s. hazetleri) Allâhü Teâlâ hazretleri günahlarını bağışlasın, der ki: Muhakkak ki "Hurûfu mukatta'a ilmi akıllardan gayp olan (akılla bilinmeyen) "müteşâbihât-i Kur'âniyye dendir. Ancak, bunların anlaşılması vusul ehline verildi. Bunlar (Hurûfu mukatta'a yani müteşâbihât-i kur'âniyye" hakkında söylenen bütün sözler (onların manâlarının aslı değil) manâlarının ve hakikatlerinin lazımlarıdır...

İşaretler

Bize düşen şunu söylemektir: Muhakkak ki bu harflerde, sıfâtî terkibine ve ebedî, vahidî olan fiillerin terkibine işaretler vardır. Zatî ezeli vahdet mertebesinde fert idi... İlâhî tecelliler ile 1- Müfret mürekkeb oldu, 2- Mukatta (kesik olanlar) vasıl oldu, 3- Kuvvet fiil oldu, 4- Cemî, fark (olup ayrıldı), 5- Nisbet tayin oldu. 6- İzafetler oldu... Şöyle olduğu gibi; Mürekkep kelâmların aslı, hece harfleridir. Sonra terkip ile elif, be hâsıl olur. Sonra ebced meydana gelir. Sonra El-hamdülillâh" Hamd, Allah'adır, cümlesi meydana gelir... İnsan da böyledir: Şöyle ki, insanın aslı cisminin ta'yinine nisbetle, nutfedir. Sonra tasvîr ile ondandan cismî terkip hâsıl olur... Her şeyin doğrusunu ancak Allah bilir....

Kur'ân-ı Kerimden Şüphe Sıkıntı Verir

Kitap," Yani bu kitap, Sana indirildi." Allâhü Teâlâ hazretleri tarafından. Sakın bundan dolayı yüreğinde bir sıkıntı olmasın da..." Yani Kur'ân-ı kerimin hakikatinde şek ve şüphe içinde olmayasin, demektir. Şu kavl-i şerifte olduğu gibi; Şimdi şu sana indirdiğimiz şeylerde (bilfarz) şek edecek olursan. Şu kadar var ki bu âyet-i kerimede onun (ıiUa şekk'in) lâzımı olan sıkıntı kelimesiyle tabir olundu. Çünkü, şek ve şüphe yüreğe sıkıntı verir; Tıp ki yakînen iman eden kişilere de kalbin inşirah verdiği gibi... Hitap, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinedir; ama murâd edilen ise ümmetidir.... Yani, şüpheye düşmeyin, şekke girmeyin, demektir. ondan" kavl-i şerifi sıkıntı kelimesine taalluk etmektedir. Meselâ: ondan sıkıntı çekti" denilir yani S "Onun sebebiyle onun yüreğine sıkıntı girdi," demektir

Tebliği Sıkıntı Vermemelidir

"Harc"ın (şek ve şüphe değil de) hakikati (yani sıkıntı manâsı) üzere olması da caiz olur...

Yani, sana indirileni teblîğ ederken, onların seni tekzîb etmeleri korkusu (ve endişesinden) dolayı sana bir sıkıntı gelmesin," demektir. Çükü Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, kavminin kendisini tekzîb etmeleri yani yalanlamalarından ve ondan yüz çevirmelerinden korkuyordu. Onu edâ etmekten (teblîğ etmekten), Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin yüreğine sıkıntı geliyordu. Onun içine genişlik gelmiyordu. Allâhü Teâlâ hazretleri, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini emin (güvencede) kıldı ve onu onlardan dolayı sıkılmaktan ve daralmaktan nehyetti...

Kur'ân-ı Kerimle Öğüt

Bununla inzar edesin sakındirasın. İndirilen kitap ile kelimesi, indirildi, fiiline taalîuk etmektedir. Mü'minlere de şu bir ihtar." Mü'minlere öğüt vermekle öğüt vermen içindir... (mü'minleri ihtar ve uyarman içindir:) Tabi olun." Ey mükellefler, Rabbınızdan size indirilene..." Yani Kur'ân-ı kerime... Rabbinizi bırakıp tabi olmayın..." Yani Rabbinizin berisinde (onun dışında) Sizi hakka hidâyet buyuran kitabı size indiren (Allâhü Teâlâ hazretlerini terk ederek) tabi olmayın... onun dününde) kavl-i şerifi Tabi olmayın" fiilinin failinden hâldir. Yani, Allâhü Teâlâ hazretlerini geçerek (terk ederek) tabi olmayın, demektir. Birtakım velilere..." Cinlerden ve insanlardan... Allâhü Teâlâ hazretlerine isyanda, onlara itaat ederek onları dostlar edinmeyin....

Düşünmek

Siz pek az düşünüyorsunuz," İki ta harflerinden birinin hazfıyledir kelimesi, mezîd'tir. iletin te'k içindir. Yani; Az bir düşünme" veya "Az bir zaman," düşünüyorsunuz. Çok değil.... Onun için bu az düşünmeden dolayı etkilenmiyorsunuz. Onun gereğiyle amel etmiyorsunuz. Ve sizler, Allâhü Teâlâ hazretlerinin dinini terk ediyor ve gayrisine tabi oluyorsunuz.... Sonra Allâhü Teâlâ hazretleri, tehdide başladı. Velilerinin dinlerine tabi olma sebebiyle; geçmiş ümmetlerin üzerine cereyan eden hadiselerden öğüt almayanları tehdid ile buyurdu:

Geçmiş Ümmetlerden İbret

Yüce Meali:

Biz nice memleket helak etmişizdir ki, gece yatarlarken, yahut gündüz uyurlarken baskınımız ona gelivermiştir. Azabımız kendilerine geldiği vakit de: "Bizler hakîkaten zâlimler idik" demekten başka dâvaları olmadı. Sonra elbette peygamber gönderilen ümmetlere soracağız, elbette gönderilen peygamberlere de soracağız... Soracağız da kendilerine karşı, olan biteni mutlak bir ilim ile behemehal anlatacağız. Öyle ya, biz onlardan gâib değildik.

Tefsîr-i Şerifi:

Ve nice;" Teksir içindir. Mübtedâ'dır. Haberi ise kendisinden sonra gelen cümledir. Memleket. Temyiz'dir. Biz helak etmişizdir." (3/133) Buradaki zamir li "nice;" kelimesinin manâsına râcidir. Yani, şehirlerden bir çoğunu biz helak etmeyi murad ettik; veya Is "nice;" kelimesinin liıüif "Biz helak etmişizdir." Kelimesiyle nasb makamında olmakla; "ondan çoğunu" demektir. Şu kavl-i şerifte olduğu gibi; Haberiniz olsun ki, biz her şeyi bir kaderle yaratmişızdır. Lfttlki "Ona gelivermiştir." Yani o kasaba (belde, şehir ve memleketlerin) ehline geliverdi. "Baskınımız," Bizim azabımız... Gece yatarlarken," Fail manâsına masdardir. Ve hâl mevkiinde vâki oldu. Yani kavmi gibi uyur oldukları bir halde onlara azabımız geldi, demektir. Gecelemek Haddâdî tefsir'inde buyuruldu: Bu âyet-i kerimede geceye adı verildi. Çünkü gecede in¬sanlar uyumaktadır. Gecelemek, gölgelenmenin zıddıdır. isçî bir kişinin ister uyumak veya isterse uyumak olmaksızın gecelemesi, demektir. Farsçası: geceyi geçirmek," demektir...

Kaylûle Uykusunda Azabın Gelmesi

"Yahut gündüz uyurlarken," Bu kavl-i şerif, "Gece yatarlarken," kavl-i şerifinin üzerine atıftır. Yani gün ortasında "Kaylûle uykusunda oldukları halde (onlara azabımız geldi), demektir. Şuayb Aleyhisselâm'ın kavmi gibi... Allâhü Teâlâ hazretleri, Şuayb Aleyhisselâm'ın kavmini gün ortasında şiddetli bir sıcaklıkta uyurlarken, helak etti.

Beklenilmeyen Azap Acıdır

Fârisî tefsir'de buyuruldu: (İlâhî azabın gelmesine) bu iki vaktin tahsis edilmesi, şu cihetledir ki, bu iki zaman istirahat ve asayiş zamanıdır. Bu iki vakitte azabın tasavvuru ve vaki olması pek düşünülmez. Beklenilmeyen belâ'nın gelmesi çok zor ve çok çetindir. Şundan ki hiç beklenmedik bir nimetin ele ulaşması da kişiye hayli zevk ve lezzet vermektedir.

Azab Geldikten Sonra Dua

Onların dâvaları olmadı," Yani onların duaları ve yalvarmaları olmadı; Azabımız kendilerine geldiği vakit," Azabımız kendilerine geldiğinde ve azabımızın emareleri (ve işaretleri) görüldüğünde; Ancak demeleri oldu;" Hepsi, Bizler hakîkaten zâlimler idik" Ancak onların üzerinde oldukları zulümlerini itiraf etmeleri; ve üzerinde oldukları (yolun) bâtıl olduğuna şehâdet etmeleri oldu. Bu da, onların ona olan hasretleri, nedamet yani derin pişmanlıkları ve kurtuluşa tama (ve ümit) ederek itiraf etmeleridir. Nerede?.. Artık çok geç... Zira azabın inme vaktinden sonra yapılan tevbe fayda vermez. Çünkü azabın gelmesiyle teklifin kaldırılması birbirine yakındırlar. Yunus Aleyhisselâm'ın kavmi bundan müstesnâ'dır. (yani azabın gelmesinden ve görülmesinden sonra tevbe etmeleri onlara fayda verdi...)

Akıl ve Vahiy

Mesnevî-i Manevî-i Şerifte buyuruldu: O Filozof gibi ol ki, 0 ölüm vaktinde aklını çaresiz gördü. 0 an garaz (ve maksatsız) itiraf edip dedi ki: Zekâ atımızla boş yere dolaşıp, döndük!" Erler (gönül adamları) bizim gururumuzdan yabancı kaldılar. Hayâl denizlerinde yüzüp kaldım... (Bir türlü sâhil-i selâmete çıkamadım...) Ruh denizinde yüzmek bir hiçtir... Burada Nuh'un gemisine sığınmaktan başka çâre yok 0 resuller şahı da öyle buyurmuştu: Küllî denizin gemisi benim"... Ya da Hak'dan, hakikatten yana giden kimse yerime geçer ve benim halifem olur... Bu denizde ben Nuh'un gemisiyim. Bu gemiden yüz çevirme! Ey yiğit!"

Ümmetlere Suâl

Sonra elbette peygamber gönderilen ümmetlere soracağız," Cümlenin başındaki harfi uhrevî hallerin dünyevî haller üzerine tertibi içindir. Yani haşr gününde kendilerine peygamber gönderilen bütün ümmetlere soracağız (Size) gönderilen peygamberlere ne cevap verdiniz?"

Peygamberlere Sual

Ve elbette gönderilen peygamberlere de soracağız..." Kendilerine onların cevap verdiklerini elbette soracağız... Veya sual'den murad, kâfirleri azarlamak , onlara çıkışmak (ve onların mağlûbiyet ve yanılmalarını yüzlerine vurmak) içindir...

Azap Anı

Ama; Mücrimler günahlarından suâl de olunmaz." Kavl-i şerifiyle nefyedilen suâl, isti'lâm suâlidir. Birincisi, (yani kâfirlerin azarlanarak suale çekilmeleri) hesap mevkıfındedir. İkincisi, mücrimlerin günahlarından sual olunmaları ise azab mevkıfındedir...

Kâfirlerin Mesul Oldukları Şey

Tefsîr-i kebir'de buyuruldu: Kâfirler amellerden suale çekilmezler. (Zaten amel defterleri onların yaptıklarının kaydını müştemildir. Lakin onlara, kendilerini amellere davet eden davetçilerden (peygamberler, güzel sebepler ve amillerden) sual olunur. Ve onları kötülüklerden çevirmeye çalışan yani onlara engel olan (ve onları oldukları halden ve kötülüklerden men eden) manialardan suale çekilir.

Onların Halleri Anlatılacaktır

Mutlak onlara behemehal anlatacağız.' Yani Resullere (gönderilen peygamberlere)... Peygamberler; Bizde ilim yok! Sensin allâmü'l-guyûb/gaybları hakkıyla bilen; sen.. dedikleri vakit anlatacağız. "Bir ilim ile. Onların zahirlerini ve bâtınlarını bilen olarak, demektir. Öyle ya, biz onlardan gibi değildik. Onlardan, onların hallerinden hiçbir hallerinden onlardan gaib değildik ki onlardan bir şey, onların amellerinden ve hallerinden; bize gizli kalsın!

Peygamberlerin Bile Selâmet Diledikleri Gün

Bil ki: Resûiler (kitap ile gönderilen peygamberler), haşr (dirilme ve kıyamet gününde); Allâhım selâmet ver! Allâhım selâmet ver (Kurtar kurtar) derler. Ümmetleri hakkında çok şiddetli bir şekilde korkarlar. Ve kendi nefisleri hakkında korkarlar....

Peygamberlerin Gıpta Ettiği Kişiler

Tertemiz ve "mahfuz" olan (kişiler) ki onların bâtınlarında (maneviyat ve itikatlarında asla) dalâlet şüphesinin kirliliği bulaşmadı ve onların zahirleri de şeriat'a muhalefetleri olmayan (o temiz ve mahfuz kişiler, o gün her türlü korkudan) "emin"dirler. Hatta peygamberler onların üzerinde oldukları emniyete gıpta ederler. Çünkü o gün onlar yani peygamberler, o gün ümmetleri için korku içindedirler.

Kıyamette Kederden Kurtulanlar

Kim ki, o gün Allâhü Teâlâ hazretlerine; 1- İhlâs ile O'nun varlığına şehadet eder, 2- Allah'ın Resulü Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerini ikrar eder, 3- Şirkten sihirden, büyüden uzak, 4- Müslümanların kanlarını akıtmaktan uzak. 5- Allah ve resulü için nasihat eder, 6- Allâhü Teâlâ hazretlerine itaat edenleri sever, 7- Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine itaat eden ve sünnet-i seniyyeye göre yaşayanları sever, 8- Allah ve Resulü (s.a.v.) hazretlerine isyan edenlere buğz ederse; (3/135) bu kişi, Allâhü Teâlâ hazretlerine ulaşırsa; Rahmân'ın Arşının gölgesinin altında gölgelenir ve her türlü gam (keder, üzüntü ve korkulardan) kurtulur...

Mevkıf ta Bin Sene Bekler

(Ama) kim, bunların (yukarıda sıralanan günahları işleyip) hududunu aşar, bu günahlardan birini, 1- Bir kelime ile değiştirirse veya kalbini değiştirirse, 2- Ya da dininde bir şeyden şek ve şüphe içine düşerse; 0 kişi, tam bin sene sıcaklıkta, üzüntü, keder, gam ve azab'ta kalır... Ta ki, Allâhü Teâlâ hazretleri, dilediğiyle onun hakkında hükmetsin...

Hikaye (Kralı islâh)

Rivayet olundu: Kinde meliklerinden biri, uzun boylu eğlence ve lezzetlere daldı. Oynamaya çok düşkündü. Bir gün av veya başka bir şey için atına bindi. Arkadaşlarından ayrıldı. Bir de baktı ki bir adam... Adam, ölülerin kemiklerinden bir çok kemik toplamış! Kemikler, onun elinin içinde olup, o kemikleri (evirip) çeviriyordu. Melik o adam'a; Senin (hayat) kıssan nedir? Ey adam, sana ulaşan ve seni görmüş olduğum bu kötü hâlin nedir? Cildin kurumuş, rengin değişmiş ve sen bu çölde yalnız tek başına kalmışsın (nedir seni bu hale getiren sebep)? " Adam şöyle dedi: Bundan anladım (ki) ben uzun bir sefer (yol) üzereyim. Yanımda beni rahatsız eden iki görevli var. 0 ikisi karınca yuvası gibi, dibi karanlık, içinde kalınması tiksindirici bir menzile doğru sürekli beni itiyorlar... İkisi beni toprağın tabakalarının altında, belâlara sahip olmaya ve helake komşu olmaya teslim ediyorlar. Bu yerin darlığı, sıkıntılığu yalnızlığı ve yer böceklerinin etimden yemeleriyle beraber, eğer ben bu yerde kalmaya terkedilmiş olsaydım; çürüyünceye ve kemiklerim toz oluncaya kadar; (o zaman) elbette belâlarım biter ve sonu gelirdi... Lakin bundan sonra ben, haşir sayhasına defedildim (itildim). (Sonra da) gelen uzun uzun cürümlerin mevkıflanna (günahlardan suale çekilme ve bekletilmelere) sevk edildim... Sonra, iki dardan (cennet ve cehennemden) bana hangisinin emredileceğini bilmiyorum... Varacağı yer ve sonu böyle olan bir kişi, hangi hâli ile lezzetlenebilir? (Hayatın neresinden zevk alabilir?)" dedi... Melik, o adamın bu sözlerini işitince, kendi nefsini attan aşağı attı (indi) ve adamın önünde oturdu. Ona; Ey er kişi! Gerçekten senin sözlerin benim üzerimde hayatın saffetini bulandırdı; (bana tesir edip) kalbime sahip ve mâlik oldu. (Ne olursun) bazı sözlerinle bana konuşmaya devam et!" dedi. Adam, (önündeki insan heykel ve kemiklerini işaret ederek) Mekil'e: Şu önümdekini görüyor musun?" dedi. Melik: Evet!" dedi. Adam: Bunlar, meliklerin kemikleridir ki, dünya, süsü ve malıyla kendilerini aldattı, gururuyla onların kalblerini istilâ etti ve başlarına gelecek olan âhiret hayatına hazırlanmaktan onları alıkoydu... Ta ki ecelleri onlara geliverdi. Emel ve arzular peşine taktı. Nimetlerin güzellikleri ve lezzetleri, onların akıllarını başlarından aldı. Bu kemik, yakında yeniden dirilecek ve ceset olacaktır. Sonra amelleriyle cezalandırılacaktır. Ya nimet ve karar diyarına (cennete) girecektir. Ya da azap ve helak diyarına (cehenneme) girecektir..." (Bütün bunları söyledikten) sonra o adam gözlerden kayıp oldu. (Gaiplere karıştı...) Nereye gittiğini bilemedi. Melik'in adamları meliki buldular. Melikin rengi değişmişti. Göz yaşlan akıyordu. Gece olduğunda, melik üzerindeki padişahlık elbiselerini çıkarttı. Eski bir elbise giydi. Gece karanlığında çıktı. Bu onun son ahdi idi. Ve şöyle diyordu: Nimet ve refah içinde olan, asırları (seneleri) bitirdi; Gecelerin ve gündüzlerin gelip gidişleri... Ey gecenin evvelinde sürür ile uyuyan kişi! Seher vakti olaylar ve hadiseler kapıyı çalarlar. Başlangıcı (evveli) hoş olan geceye asla güvenme! Nice gecelerin sonu ateşi tutuşturmuştur!

Halterine Şaşılacak Kişiler!

İmam Zeyne'l-Âbidîn (r.h.) hazretleri buyurdular: Taaccüp ettim, şaştım; daha dün bir nutfe iken ve yarın bir cife olacağı halde, kibirlenen ve böbürlenen kişinin haline... Bütün taaccüp ile taaccüp ettim; Allâhü Teâlâ hazretlerinin yaratıklarını gördüğü halde, Allah'ın varlığında ve birliğinde şüphe eden kişinin hâline büsbütün şaştım kaldım. Bütün taaccüp ile taaccüp ettim; birinci yaratılışı (dünyada yaratılmayı) gördüğü halde; âhirette yeniden dirilişi inkâr eden kişinin haline büsbütün şaştım kaldım. Bütün taaccüp ile taaccüp ettim; fânî dünya için amel edip, bakî olan âhıreti terk eden kişinin haline büsbütün şaştım kaldım..."

Yapılması Gereken İşler

Akıllı kişiye vacip olan, 1-Başına herhangi bir kaza gelmeden Önce geçen kimselerden (târihî hadiselerden) ibret almak, 2- Tarik-i hakta" hak yolda çalışmaktır. 3- Gece gündüz onu zikretmek. 4- Ölüm gelmeden önce ölüme hazırlanmaktır... Zira vakit (ve zaman) rüzgar gibi geçip gitmektedir.

Zaman Geçip Gidiyor

Hani neredeler o resulleri {gönderilen peygamberleri) inkâr eden ve nebileri (peygamberleri) yalanlayan kişiler? Neredeler? Geçtiler... (Tarihe karıştılar). Onların hepsi Allâhü Teâlâ hazretlerine ve ceza darına (âhirete) gittiler. Yakında zamanın hepsi tükenecektir. Âlemin üzerinde hiçbir kimse kalmayacaktır; Meleklerden, cinlerden ve insan oğullarından (ve bütün mahlûkattan) hiçbir şey kalmayacaktır. Amel sahifeleri dürülür. Sual günü neşredilir. Her gizli, ince ve dakik işler izhâr edilip ortaya çıkarılır. O gün şekaavet ehli ve rezil olanlar ortaya çıkacaktır. Ve ne bahtiyar ve saadet ehlidir; tevfîke mazhâr olanlar! Allâhım, biz senden vakitlerin murâkebesini istiyoruz. Allâhım, taat ve ibâdetin muhafazasını istiyoruz. Allâhım, sûri mülk ve manevî mülkte, tam ve doğru olarak sıratta yürümeyi istiyoruz. Allah'ım zayıflara yardım et. Ey kaviyi Ey emniyet veren ve ey muîn (yardım edici Allâhım)! (3/136)

Amellerin Tartılması

Yüce Meali:

Hem vezn ve tartı o gün tam hak... Artık k mizanları/tartıları ağır basarsa, işte onlar; o felah bulacaklar..." Kimin de mizanları hafif gelirse, bunlar da işte âyetlerimize zulmetmeleriyle kendilerine yazık edenler. Şanım hakkı için, sizi yer yüzünde yerleştirdik ve sizin için onda birçok geçimlikler yaptık. Siz pek az şükrediyorsunuz.

Tefsîr-i Şerifi:

Hem vezn ve tartı," Yani amellerin tartılması; amellerin ağırıyla hafifinin, iyisiyle kötüsünün arasını temyiz etmek ve birbirinden ayırtmaktır. Fârisî olarak; Her birinin amellerinin tartılması, de¬mektir. (Nerede vezn ve tartı?) gün," Kıyamet gününde; (amellerin tartılması nedir?) Tam hak. Fârisî olarak; "Doğrudur ve olacaktır," demektir. Artık kimin mizanları/tartılan ağır basar¬sa," Yani eğer tartılan haseneleri ağır gelirse, demektir. "Mizanları/tartıları,"kelimesi "tartılan"kelimesinin cemiidır. Ve ayrıca, tartılan şeylerin ihtilâfı ve veznin yani tartının taaddüdü itibariyle "Mizanları/tartılan," kelimesinin kelimesinin cemi olması da caiz olur.

Te'vilât-i Necmiyyeden

Te'vilât-i Necmiyyede buyuruldu: Aliâhü Teâlâ hazretleri, Artık kimin mizan¬ları/tartıları ağır basarsa," kavl-i şerifinde, cemi sigasıyla "mizanları/tartılan," buyurdu. Çünkü her bir kul için hallerine münâsip olarak adaletle bir çok mizan kurulmaktadır. Bedeni için bir mizan kurulur. Bunda onun vasıfları tartılır. Ruhu için bir mizan kurulur. Bunda onun sıfatları tartılır. Sırrı için bir mizan kurulur. Bunda onun halleri tartılır. Hafî için bir mizan kurulur. Bunda onun ahlakı tartılır. Hafi. latîf ve ruhanî olup, Rabbânî ahlakın feyzine kaabiliyeti vardır. Bundan dolayı Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular: Mizana güzel ahlaktan daha ağır bir şey konulmadı. Zira güzel ahlak, mahlûkaatm sıfatlarından değildir. Belki âlemlerin Rabbinin sıfatıdır. Kullar ise, Aliâhü Teâlâ hazretlerinin ahlâkı ile ahlâklanmakla memurdurlar.

Kurtuluş Ehli

İşte onlar;" Bu kavl-i şerifin cemi gelmesi, "kim" kavl-i şerifinin manâsı itibariyledir. Onlar. Fasıl zamiri, müsnedin müsnedü ileyh'e tansis ifâde eder. O felah bulacaklar..." Kurtuluş ve cevap ile fevz-ü necat bulacaklar; sadece onlardır.

Mizanı Hafif Gelenler

Kimin de mizanları hafif gelirse," Fârisî olarak: Onun amelleri tartıldı. Ve o kişinin sevapları günahlarından hafif geldi, yani günahları ağır bastı," demektir. "Bunlar da işte kendilerine yazık edenlerdir..." İnsanın üzerinde yaratıhğı "Fıtrat-ı selîmeyi" kaybetmek ve kendisini azaba atacak şeyleri işlemekle kendi nefsine yazık ettiler ve kendilerini hüsrana düşürdüler...

Hüsran Nedir?

Haddâdî (r.h.) buyurdular: "Hüsran," sermâyenin gitmesidir, insanın sermâyesi ise onun nefsidir. İnsanın nefsi, kötü amelleriyie helak olduğu zaman; gerçekten onun nefsi büyük bir zarar etmiş ve hüsrana uğramıştır...

Âyetleri Yalanlayan

Âyetlerimize zulmetmeleri sebebiyle," Yani kitapta tasdik yerine tekzip (yalanlamayı) koydular. kavl-i şerifi (câr ve mecrûr) yazık ettiler" kavN şerifine taalluk etmektedir masdariyyetiçindir. bizim âyetlerimize," kavl-i şerifi de, tekzip (yalanlamak) manâsını tazammun etmesi üzerine; "Zulmediyorlar," kavl-i şerifine taalluk etmektedir.

Te'vilât-i Necmiyyeden

Te'vilât-i Necmiyye'de buyuruldu: Vezn, yani tartı, Allâhü Teâlâ hazretlerinin katında, kı¬yamet gününde; 1- Hak ehli, 2- Sıdk erbabı 3- Amel-i birr (güzel amel) içindir... Yoksa, bâtıl ehli için vezin ve amellerin tartılması yoktur. Şu kavl-i şerif bu (hakikate) delâlet eder. Artık kıyamet günü biz onlara hiçbir vezin/terazi tutturmayız!" Rivayet olundu: Kıyamet günü, çok yiyen, çok içen, uzun boylu iri cüsseli (insan azmanı bir) adam getirilir. Tartılır; fakat bir sivrisineğin kanadıyla bile tartılmaz.. Te'vilât-ı Necmiyye'nin sözleri bitti.

Tartılan Şahıs mı, Amel mi?

Bu rivayet, tartılan şeyin, şahsın kendisi olduğuna delâlet eder. Bazı âlimler bu görüşte oldukları gibi... Lakin cumhura göre ise, amel sahifeleri tartılacaktır.

Mizanın Şekli

Ameller öyle bir mizanda tartılır ki, "Muhakkak ki o mizanın bir lisanı (dili) ve iki kefesi vardır."

Bütün mahlûkat, adaletin izhâr edilmesi ve ma'zeretin kesilmesi için ona bakacaklardır...

Nasıl ki, onlara amellerinden sorulur. Onların yaptıkları amelleri, dilleri ve diğer organları (uzuvları) itiraf eder. Ve onlara, peygamberler, melekler ve (vücutlarının bazı organları) şahidlik ettikleri gibi... Ve yapmış oldukları bütün ameller, kendi amel defterlerinin sahifelerinde sabit (yazılmış) olduğunu görürler. Ve kendileri "Hesap mevkıf"inde kendi amellerini okurlar...

Şehâdet Kelimesi

Şu rivayet olunanlar, bunu destekleyip te'yid eder: Rivayet olundu: Bir adam mizana (tartıya) getirilir. Onun için doksan dokuz sicil (dosya) açılır. (Dosyaların) uzunluğu gözlerin alabildiği kadardır. O kişiye, içinde kelime-i şehâdet bulunan bir kart çıkarılır. Bütün sicilleri (dosyaları) terazinin bir kefesine ve bu kart terazinin bir kefesine konulur. Dosyalar hafif gelir ve kart ağır basar. «imı "Kart" küçük bir kağıt parçasıdır. Bu, elbise (ve kumaşın) bir katının içine konulur ve üzerine o elbisenin fiyatı yazılır.

Davud Aleyhisselâm Mizanı Gördü

Rivayet olundu: Davud Aleyhisselâm, Rabbinden kıyamet günü kurulup, amellerin tartıldığı "mizanı" (teraziyi) kendisine göstermesini diledi. (Allâhü Teâlâ hazretlerinin göstermesiyle) o da mizanı gördü. Mizanın her bir kefesi doğuyla batı gibiydi. Davud Aleyhisselâm (mizanın büyüklüğü karşısında) bayıldı. Kendisine geldiğinde sordu: Ey Allâhım! Bu mizanın kefesinin içini haseneyle (sevap ve iyiliklerle) doldurmaya kimin gücü yeter? (Kim buna kaadir olabilir?)" Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu: Ey Davud! Ben kulumdan râzî olduğum zaman, bu mizanın içini sadaka olarak verilen küçük bir hurma ile doldururum!.

Terazinin Uzunluğu ve Yapısı

Fârisî Tefsirde buyuruldu: Tibyân'da İbni Abbas (r.a.) hazretlerinden rivayet edildi ki, mizanın direğinin uzunluğu beşyüz (500) bin senelik uzunluktadır. Mizanın kefelerinin biri nur diğeri de zulmettir. Haseneler, nur olan kefeye konulur; kötülükler de zulmet olan kefeye konulur...

Hikâye (mizan)

(Âlim ve evliyanın) bazılarından hikâye olunur. Buyurdular: -"(Vefat eden tanıdıklardan) bazılarını rüyâm'da gördüm ve sordum," Allâhü Teâlâ hazretleri sana ne etti (sana nasıl muamele etti?)" zat buyurdu: Benim hasenelerim tartıldı. Günahlarım sevaplarımdan daha ağır geldi. O anda semâ'dan bir kese geldi. Hasenelerin kefesine düştü. Ve böylece hasenelerim (sevap ve iyiliklerim, günahlarıma) ağır geldi. (3/137) Sonra ben, o keseyi açtım. Bir de baktım ki o kesenin içinde benim bir Müslümanın mezarının üzerine atmış olduğum bir avuç toprak var..."

Hikâye (ilim)

Bir adamın amelleri getirilir. Mizanının kefesine konulur. Haseneleri (iyilik ve sevapları) hafif gelir. Bulut'a benzer bir şey getirilir. Onun mizanının kefesine konulur. Sevapları ağır basar. Ona denilir ki: Bunun ne olduğunu biliyor musun?" O kişi; Hayır!" der. Denilir ki: Bu senin insanlara öğretmiş olduğun ilmin faziletidir!"

Hikâye (Anne ve Baba hakkı)

Bir adamın terazisinin her iki kefesi birbirine eşit gelir. (Sevap ve günahları aynı ağırlıkta olur). Allâhü Teâlâ hazretleri ona; Sen ne cennet ehlisin ve nede cehennem ehlisin!" buyurur. Melekler bir sahife getirirler. Onu mizanın bir kefesine koyarlar. İçinde "üffl" yazılıdır. Bunun üzerine günahları hasenat ve sevaplarından ağır olur. Çünkü "üffî" kelimesi gerçekten anne ve babaya karşı gelme kelimelerindendir. Bu kelimesi, dünyadaki dağlardan daha ağırdır. O kişiye cehenneme atılması emredilir. (Cehenneme götürülürken) adam, Allâhü Teâlâ hazretlerine dönmek ister. Allâhü Teâlâ buyurur: Onu çevirin!" Allâhü Teâlâ hazretleri buyurur: Ey anne ve babasına âsî olan kul! Bana dönmeyi hangi şeyden dolayı istiyorsun?" O kul der ki: Ey Allâhım! Görüyorsun ben cehenneme götürülüyorum! Elbette götürüleceğim (Bundan kaçınmam mümkün değil). Ben babama âsî olduğum için cehenneme götürülüyorum. Fakat babam da benim gibi cehenneme götürülüyor. Ya Rabbi babamın azabını benim azabımın üzerine kat ve babamı cehennem azabına düşmekten kurtar!" Allâhü Teâlâ hazretleri, (bizim keyfiyetini idrâk etmediğimiz bir şekilde) güler. Ve buyurur: Dünyada ona âsî oldun! Âhirette ise ona iyilik yaptın! Babanın elinden tut! Beraberce gidin cennete...."

Aşıklarla Olmak

Hafız (k.s.) buyurdular: Kanatlanıp uçma kerametine tama edip yönelme En büyük keramet güzel ahlaktır. Âşıklarla olmaktır.

Hesapsız Cennete girenler

Bil ki: Yetmiş binlerce kişi, o cennete hesapsız olarak girer ve onlar için mizan kurulmaz.

Belâ Ehli

Belâ ehli için mizan kurulmaz. Onların üzerine sevaplar dökülüp saçılır. Hatta afiyet ehli, mevkıfta (hesap verme yerinde dünyada iken) cesetlerinin makaslarla makaslanmasını temenni ederler; belâ ehline verilen güzel sevaplara gıbta etmelerinden dolayı... Belâ ehli cennette bir ağacın altında olurlar. O ağacın adi; Vr-i "Şeceretül-Belvâ" Belâ ağacıdır. Allâhü Teâlâ buyurdu: Ey iman eden kullarım! Rabbinize takva ile korunun. Bu dünyada güzellik yapanlara bir güzellik var. Ve Allah'ın yeryüzü geniştir. Ancak sabredenlerdir ki, ecirlerine hesapsız erdirilir".

Tevhîd Ehli'nin Hesabı

Tahkîk Erbabı buyurdular: Tevhid-i Resmî, mizân'a girer. Çünkü onun zıddı vardır. (Yukarıda zikredilen) siciller sahibi hadis-i şerifıyle buna işaret edildiği gibi... Ama tevhid-i hakikî mizân'a girmez. Çünkü onun muâdili hiçbir şey yoktur. Zira; "İman ve küfür (bir kişide) toplanmaz. tman ve seyyiât (günah) bunun hilâfınadır. Bundan dolayı, Lâ ilahe illallah" Allah'tan başka ilâh yoktur, (kelimei tevhidi) zikirlerin en faziletlisi oldu. Onunla (yani kelime-i tevhîd ile) zikretmek, "Allah" Allah" (ismi- zâtı) ve J* "Hû" kelimesiyle zikretmekten daha faziletlidir. Bu (kelime-i tevhîd zikrinin ism-i zât zikrinden daha faziletli olması) "Alîm billâh" olan âlimler katındadır. Çünkü 1- Kelime-i tevhîd nefı ile isbâtın arasını cem etmektedir. 2- Daha ziyâde ilim ve marifeti içine almaktadır. Lâ ilahe" ilâh yoktur, sözüyle, ilmen değil de hükmen mahlûkatın aynını nefyeden kimse, Hakk'ın olmasını hükmen ve ilmen gerçekten isbat etmiştir.

İlâh

İlâh," bütün isimler kendisinin olandır. O ise bir olan zâtın kendisi'dir. O da Allah ismi olandır. 0, yükseltmek ve alçaltmak mizanı elinde olan Allah'tır...

Terazinin Tarttığı Ameller

Hazret-i Şeyhü'l-Ekber (k.s.) buyurdular: Mizanlara (tartılara) ancak cevârih (azalar ve organlar) ile yapılan ameller girer. Bunlar da yedi tanedir: 1-işitmek, 2-Görmek, 5- Karın (mide), 6- Ferç (cinsel organlar), 7-Ve ayaklardır...

Manevî Amellere Terâzî

Ama manevî ameller ise hissidirler. Lakin onlara "adalet" ikaame edilir. Bu da manevî bir mizandır. His, hissî olan şeyler içindir. Manâ ile maneviyât içindir. Her şey, kendi şeklindekine mukabil olur...

Hesap ve tartı

Âlimler buyurdular: Hesap bittiği zaman, ondan sonra amellerin tartılması gelir. Çünkü amellerin tartılması, ceza (ve mükâfat) içindir. Bundan dolayı muhasebeden sonra olması gerekir. Zira muhasebe, amellerin takrîri içindir; vezn (amellerin tartılması) ise amellerin miktarlarının izhârı içindir. Ceza {ve mükâfat) ameller hasebince olsun diye ameller tartılır. Mevlâ Fenânî (r.h.) hazretlerinin "Tefsîrü'l-Fatîha" isimli kitabında da böyledir.

Kurtulmanın Yolu

Akıllı kişiye düşen vazife; 1- Taat ve ibâdetlere koşması; 2- Ve hasenelere dalmasıdır. Bilhassa haseneierin en güzeline ki, o da "Kelime-i şehâdef'tir. (Kelime-i tevhîd ve kelime-i şehâdeti çok okumalı ki) mizanı ağır basan kişi olup "kurtulanların" zümresine girebilsin...

Yeryüzü ve İnsan

Sânım hakkı için, sizi yer yüzünde yerleştirdik.,." Yani sizin için yeryüzünden mekân ve karargâh kıldık. Veya size, yeryüzünde, sizin dilediğiniz şekilde tasarruf etmeyi takdir ettik. "Ve sizin için onda birçok geçimlikler yaptık." Yani biz dünyayı sizin maslahatınız ve menfaatiniz için yoktan var edip, yarattık. Yer yüzünde sizin kendisiyle geçimi sağlayıp yaşayacağınız birçok sebep vardır.

Maişet Ne Demektir?

Maişetler yani geçimlikler," kelimesi, ıl« "maîşet" kelimesinin cemiidir. Maîşet; kendisi sebebiyle geçinilen, yiyecekler, içecekler ve ikisinin gayrisinden (hayatî değeri olan) maîşetlerdir.... Hitap, Kureyş'edir. Zira Allâhü Teâlâ hazretleri, Kureyş'i Arabların üzerine fazîletli kıldı. (Kureyşlilerin diğer Araplardan üstün kılınmaları): 1- Onlara yaz mevsiminde Şâm tarafına ticarî sefer yapmalarını mümkün kıldı. 2- Ve kış mevsiminde ise Yemen taraflarına emniyet ve güvence içinde ticarî sefer yapma imkânı verdi. Bu (iki ticarî sefer) onların Allah'ın hareminin sakinleri olmaları ve Allah'ın şerefli beytinin mücavirleri (komşuları) olmaları sebebiyledir... (3/338) (Bu iki ticârette de) insanlar, onların çevresinde toplanıyorlar ve başlarına üşüşüyorlardı. Ve onlar da bu iki ticarî sefer sebebiyle hayatlarına sebep olan, yiyecekleri, içecekleri, giyecekleri ve diğer şeyleri kazanıyorlardı.... Siz pek az şükrediyorsunuz." olduklarım hakkında, ne çok az şükrediyorsunuz. Size yapmış demektir...

İşârî Manâlar

Bu âyet-i kerimede şu işaretler vardır: Muhakkak ki temkîn (yerleştirmek) lafzı; 1- Temlik, 2- Musallat kılmak, 3- Her hayır sebeplerini tahsil etmeye kudret, 4- Dünyevî saadet, 5- Uhrevî saadet, 6- Marifetin istidadının kemali, 7- Muhabbet, 8- Talep, 9- Allâhü Teâlâ hazretlerine seyr-ü suluk etmek, 10-Vusûl, 11-Visal, 12-(Benzerî güzellikleri) içine almaktadır... Bu temkinle hiçbir mahlûk müşerref olamadı; bu şeref ancak insana nasip oldu. İnsan bu şeref ile kerim ve faziletli oldu ve bu şeref ile onun hilâfet işi tamam olur... Bundan dolayı, Allâhü Teâlâ hazretleri, meleklere Âdem Aleyhisselâm'a secde etmelerini emretti. Allâhü Teâlâ hazretleri, Âdem Aleyhisselâm'ın evlâdına minnet ve ikramda bulundu; şu kavl-i şerif ile; Şanım hakkı için, sizi yer yüzünde yerleştirdik," Yeryüzünü sizin için harekete geçirdik ve yeryüzünün hilâfetini size hibe ettik... Sizden başka hiçbir kimseye temkin vermedik; yeryüzünde hayvanlardan; gökte de meleklerden (hiçbir kimseyi yerleştirmedik)... Hususiyetle; Ve sizin için onda birçok geçimlikler yap¬tık." Yani biz, meleklerden, hayvanlardan ve şeytanlardan her bir sınıf için; onunla geçinebilecekleri bir maîşet yarattık; sizin için ise orada bir çok maişetler yarattık, demektir. Zira insan (şu dört) varlığın (yani) 1- Melekiyet, 2- Hayvaniyet, 3- Şeytaniyet 4- Ve insaniyetin toplamıdır... Meleklerin maîşeti, ruhudur. Hayvanın maîşeti, bedenidir. Şeytanın maîşeti, onun kötülüğü emreden (nefs-i emmâresi)dir. İnsan için hâsı! olan şeyler, insaniyet mertebeleri bu terkibe göredir. İnsan için hasıl olan o şeyler, melek'ten, hayvandan ve şeytandan her biri için var olmuş değildir. İnsan için var olan o şey de; 1- Kalb, 2- Sır ve 3- Hafidir... İnsanın kalbinin maîşeti, şuhûd'tur. Sırrının maîşeti, keşiflerdir. Hafî'nin maîşeti de, visal ve vusûl'dur... "Siz pek az şükrediyorsunuz," Sizden bu nimetlere şükreden çok azdır. Yani temekkün nimetine... Ve maîşetler nimetine, bu nimetleri görerek ve bunları konuşarak bunlara şükreden gerçekten çok azdır... Muhakkak ki Bir nimeti (Allah tarafından verildiğini) görmek; onun şükrüdür. Yine; Nimetleri konuşmak şükürdür. Te'vilât-i Necmiyyede de böyledir.

Nimet Çok Şükür Az

Ne güzel buyurmuşlar: Nimet çoktur. Yapılan şükür ise azdır. Teşekkürle öven kişinin söylediği.. İlâhî ancak yüzde birdir... Kadrini Bilmeyenden Nimet Alınır Bil ki: Kadrini bilmeyen ve şükrünü edâ etmeyen kişiden nimetler

Hikâye (şükür)

Rivayet olundu. Peygamberler (a.s.)'ın bazıları, Allâhü Teâlâ hazretlerine. Bel'am'ın durumunu ve onun bunca alâmet ve kerametlerden sonra İlâhî rahmetten kovulmasının hikmet ve sırrını sordular. Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu: -"Bel'âm bin Baûrâ günlerden hiçbir gün bana şükretmedi; ona verdiğim nimetlere karşılık olarak... Eğer o bir kere olsa bile bana şükretmiş olsaydı; elbette o nimetleri ondan soyup almazdım."

Uyan

Ey adam! Uyan! Gerçekten ciddî olarak şükür rüknünü muhafaza et! Allâhü Teâlâ hazretlerinin sana vermiş olduğu (maddî ve manevî) nimetlere hamd et. O nimetlerin en yücesi "İslâm " ve "ma'rifet" nimetidir. Nimetlerin en düşüğü ise meselâ, Allâhü Teâlâ hazretlerini teşbih etmeye muvaffak olmak veya sana (maddî ve manevî) faydası olmayan kelimeden korunmandır. Umulur ki, yakında bütün nimetler senin üzerinde tamam olur. Allâhü Teâlâ hazretleri seni zevalin acısıyla imtihan etmesin.

En Zor Şey

Muhakkak ki işlerin en acısı ve en zoru gerçekten; 1- İkrâm'dan sonra ihanet (küçümsenmek), 2- Yaklaştıktan sonra kovulmak, 3- Vısâl'dan sonra ayrılıktır.. Sadî Şirâzî (k.s.)'dan Hikmetler Sa'dî (k.s.) buyurdular:

Varlığın Değeri

Hiçbir kimse iyilik gününde kadrini bilmez (iyiliğin), Ama ne zaman ki zahmet ve şiddete düşerse, anlar nimetin değerini

Gücüne Güvenme

Kudret ve güce itimat etme! Zira gün olur, o kudret ve nimet elden gider.

Devlet Elden Gider

Nice nice devlet ehli zevk ü safâya oturdular. Eğlenceyle meşgul oldular... Eğlence ve zevkle meşgul olmak sebebiyle devletleri elden gitti. Rüsvayhk ve rezilliktir; kişinin başak toplaması; Kendi harmanını ateşe verip yaktıktan sonra.

Tevbe Et

Sen âkibetten önce atv kapısını çal! istiğfar et! ki, Zira azabın elinde feryâd ü figân etmek faydasızdır. Eğer bir hizmetçi işinin hakkını verir, Ve tam gereğince çalışırsa; Efendisi de onu (bu hizmet ve çalışmasından) ötürü Aziz tutar. (Ona değer verir...) Yok eğer, kendi görüşüyle hareket eder, Ve eğer tembel olur; Efendisine can ve gönülden hizmet etmezse; kafadarlık (sohbet, sırdaşlık) ve silâhdârlıktan, katırcılığa düşer. Allâhım! Bizleri, nankörlükten (ve küfrâni nimetten) muhafaza eyle! Ve bizleri her ân ve her zaman şükretmeye muvaffak kili Âmin. (3/139)

Âdem Aleyhisselâm'ın Yaratılışı

Yüce Meâli:

Hakîkat sizi evvela halkettik, sonra size suret verdik, sonra da melâikeye dedik ki: "Âdem'e secde edin." Hemen secde ettiler, ancak İblis secde edenlerden olmadı. Allah buyurdu: "Sana emrettiğim halde secde etmene mâni ne oldu?" Dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın. Allah Buyurdu: "Hemen in oradanl Ne haddine ki orada tekebbür edesin. Haydi çık! Çünkü sen alçaklardansın.

Tefsîr-i Şerifi:

Hakikat sizi evvela halk ettik, sonra size suret verdik. Yani babanız Âdem Aleyhisselâmi husûsî suretinde tasvîr etmeksizin toprak olarak yarattık... Sonra onu tasvîr ettik. Yeryüzünü İmar (Burada) Âdem Aleyhisselâm'ın kendisinin yaratılması ve tasviriyle; (insanların) hepsinin yaratılması ve tasvîrleri tabir (ve ifâde) edileli... (Âdem Aleyhisselam'm yaratılmasiyla bütün halkın yaratılmasının ifâde edilmesi) Âdem Aleyhisselâm'ın yaratılmasının ve tasvirinin; hepsinin yaratılmasının menzile ve tasvirinin menzilesinde olduğu içindir. Zira Âdem Aleyhisselâm'ın yaratılması ve tasvirinden maksat, yeryüzünü, Âdem Aleyhisselâm'ın evlâdiyle ta'mîr ve imâr etmektir. Böylece Âdem Aleyhisselâm'ın yaratılması, onun bütün evlâtlarının yaratılması menzilesinde olmuş olur. Cemî zamirine isnâdise mecazîdir...

Meleklerin Âdem'e (a.s.) Secdeleri

Sonra da melâikeye dedik ki:" Hepsine... Lafız umûmî olup mahsûs olmadığı için (meleklerin hepsi demektir...) Adem'e secde edin." Selâm ve saygı secdesiyle secde edin... Zira şer'î secde, kişinin ibâdet kastiyle alnını yere koymasıdır. Bu secde ise hakikatte sadece Ailâhü Teâlâ hazretlerine mahsustur. Hemen secde ettiler. Melekler emirden sonra, hiç tereddüt etmeksizin hemen secde ettiler, demektir.

İblîs Secde Etmedi

İblis müstesna..." lakin îblîs, Ancak o (İblîs) secde edenlerden olmadı." İblîs, Âdem Aleyhisselâm'a secde edenlerden olmadı, demektir. Yoksa o Ailâhü Teâlâ hazretlerine secde edenlerdendi...

Şeytana Soruldu

Allah buyurdu:" İstinaftır. Sanki şöyle denildi: O zaman (şeytan secde etmeyince) Allâhü Teâlâ hazretleri o ne buyurdu: Denildi ki: Allah buyurdu:" Ne," Hangi şey, Senin secde etmene mâni oldu?" Seni secde etmekten, demektir. mevsûlün sılası yoktur. Şu kavl-i şeritte olduğu gibi; Çünkü ehî-i kitaB bilmeyecek mi ki, Allah'ın fazlından bir şeye güç yetiremezler. Yani kitap ehlinin ilmi tahakkuk etmesi için, demektir... Sana emrettiğim halde," Sana onu emretme vakti, demektir.

Şeytanın Bozuk Mantığı

Dedi ki:" İblîs dedi ki, Ben ondan hayırlıyım;" Beni ona secde etmekten men eden şey, benim ondan daha faziletli olmamdır. Zira muhakkak ki sen; Beni ateşten onu ise çamurdan yarattın." Ateş," latîf ve nurânîbir cevherdir. Toprak (çamur)" kesîf ve zulmânî bir cisimdir. Dolayısıyla o, ondan daha hayırlıdır (yani ateş topraktan daha hayırlıdır)... Fakat mel'ûn (şeytan bu basit mantık yürütme işinde) gerçekten hata etti. Zira fazilet nasibi (bir şeyin değerli olması) madde ve unsur cihetinden değildir. Bakış Açısı

Ne güzel buyurulmuş: Âdem Aleyhisselâm'a (bakarken) İblîs suret gördü. Ve mânâdan gaafil oldu. O bayağı merdûd (ilâhî rahmetten kovulmuş)...

Nuru Görmek

Gözünü aç! İyice sil! (ve doğru bak)! Bu hâl suret değildir. Onda Celâl sahibinin nurundan bir şa'şa (ve şavkını) gör.

Toprak Gönül Sahibi Oldu

Toprağın sureti karanlık içinde karanlığa sahiptir. İyice bak! Ki safiyet manâsı o safâ'nın içindedir... O mübarek toprak, ki ender vasıf ve gönül sahibidir. Onun söylediği nükte ondan gördüğü Celâlin canıdır. Araştırmak ki kırmızı yaptı. Ömrü zayi etti. Ondan dolayı toprağın üstü siyah oldu. Bir sırrı kimya ile...

Soy ve Sop ile Bir Yere Varılmaz

Mesnevî'de buyuruldu: (Şeytan) dedi ki: Ateş topraktan daha iyidir. Benim aslım ateş; Âdem ise hakîr ve değersiz topraktan oldu." Öyleyse... Fer'i asılla mukayese edecek olursak; Âdem'de karanlık, bende ise nurlu bir elbise var..." Hak Teâlâ hazretleri buyurdu: Bunda soy sop (ve asıl) davası yoktur. Asalet, zühd, takva ve edeptendir... Bu fâni dünya malı mirası değil ki, soy sop, davası caiz olsun..." Bu peygamberlerin mirasıdır. Peygamberlerin varisi ise günahtan sakınan temiz ruhlardır... Ebû Cehilin oğlu (İkrime r.a. hazretleri) açık mümin oldu. Nuh Aleyhisselâm'm oğlu ise dünyadan kovuldu. (İman etmedi ve kâfir olarak suda boğuldu...) Topraktan yaratılan, ay gibi nurlu... Sen ise ateşten oldun ama kapkara yüzünü gör..." dedi... Bu kıyaslara ve araştırmalara cevaz verilmesi, namaz kılana bulutlu havada veya geceleyin kıbleyi (araştırarak ve kıyâslar yaparak) bulması içindir. Ka'benin kendisi görüldüğünde; veya güneş görününce bu kıyâs ve araştırmaların hiçbir faydası yoktur. Kâ'beyi tanımaya bir mânı varsa düşünü! Doğrusunu Allâhü Teâlâ hazretleri daha iyi bilir.

Te'vilât-i Necmiyyede buyuruldu:

Muhakkak ki Adem Aleyhisselâm'a secde edilmesinin şerefi ve Âdem Aleyhisselâm'ın kendisine secde edenlere faziletli olması; yalnız Âdem Aleyhisselâm'ın tıynetinin havassından dolayı değildir. 1- Âdem Aleyhisselâm'ın şerefi, onun vasıtasız olarak yoğurulmasıdır. Şu kavl-i şerifte olduğu gibi; "0 benim iki elimle yarattığıma secde etmene ne mâni oldu sana? (3/140) Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin kavl-i şerifleri; Allâhü Teâlâ hazretleri (kudret) eliyle Âdem Aleyhisselâm'ın çamurunu kırk sabah yoğurdu. 2- Ve yine Âdem Aleyhisselâmın diğer mahlûkat üzerine şeref ve fazileti, onun, şerefli ruhun üflenmesine mahsus olmasındandır. Hazrete izafe edilen ruhun ona vasıtasız olarak üfürülmesidir... Allâhü Teâlâ buyurduğu gibi: Ve ruhumdan ona üfledim. 3- Ve ruhun üflenmesi anında kendisinde tecelli etmesine mahsus olmasıdır. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurduğu gibi; Muhakkak ki Allâhü Teâlâ hazretleri, Âdem Aleyhisselâm'ı yarattı da onda tecelli etti. İşte bu sırdan dolayı, Allâhü Teâlâ hazretlerinin meleklere Âdem Aleyhisselâm'a secde etmelerini emretmesi; Âdem Aleyhisselâm'ın kalıbını çamurdan tesviye etmesinden sonra (Âdem Aleyhisselâm'ın sadece kalıbına) değil de; belki ona ruh üfledikten sonra, meleklere ona secde etmelerini emretti... Allâhü Teâlâ hazretleri buyurduğu gibi; Rabbin melâikeye dediği vakit; Haberiniz olsun, ben bir çamurdan bir beşer yaratmaktayım. Onu tesviye ettim de ruhumdan ona üfledim mi derhal ona secdeye kapanın!" Ve bu, Âdem Aleyhisselâm'ın kendisine ruh üflenmesinden sonra, tecellilere müsait ve hazır olmasındandır. Kendisinde ruhun letafeti ve nurâniyeti hasıl oldu ki (ancak) onların sebebiyle tecellileri haketti. Çamurun imsâkından (tutmasından) dolayı ki Âdem Aleyhisselâm ilâhî feyizleri kabul eder oldu. Ve tecelli anında onu tutar oldu. Ve böylece Meleklerin secdelerini hak kazandı. Zira Âdem Aleyhisselâm hakikaten Ka'be gibi oldu...

Şeytanın Cennetten İndirilmesi

Buyurdu:" Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu: "Hemen in," Ey İblîsl Oradan!" Cennetten... İzmâr kable-zikir yani zikretmeden önce zamirin gönderilmesi, cennetin onun iskân mahalli olmasının şöhretinden (ve tamamen bilinmesinden) dolayıdır... Onlar "Adn cennef'indeydiler... "Huld cennef'inde değillerdi. Bu iş ma'siyet üzerine olan bir âkibettir...

Kibir Mahlûka Yakışmaz

Senin için olmaz (Senin ne haddine ki)." Sahih ve doğru olmaz senin için ve asla yakışmazda; "Orada (Cennette) tekebbür edesin." Bu kavl-i şerif, cennetin dışında yani başka yerlerde kibirlenmenin caiz olduğuna delâlet etmez. Haydi çık!" İnmek emrini te'kîd içindir. "Muhakkak ki sen alçaklardansın." Yani zelillerdensin. Ve Allâhü Teâlâ hazretlerinin evliyalarına kibrinden dolayı çok karşı olanlardansın.

Şeytanı Şeytan Eden

Bu âyet-i kerimede, Allâhü Teâlâ hazretlerinin şeytanı rahmetinden kovması ve cennetten indirmesi; onun sırf isyanından dolayı olmayıp, kibrinden dolayı olduğuna tembih vardır.

Tevazu Kişiyi Yüceltir

Hadis-i şerifte buyuruldu: Kim, Allâhü Teâlâ hazretleri için tevazu ederse; Allâhü Teâlâ onu yüceltir. Ve kim de kibirlenirse; Allâhü Teâlâ hazretleri onu düşürür.

Şeytanın Yanlış Mantığı

Mesnevî'de buyuruldu: Kendinde bir olgunluk vehmeden halkın kınanmışı olur. Sende bundan daha başka bir kötü hâl yoktur. Senden bu kibri yok etmek için; Gönülden ve gözünden çok akması gerekir. İblisin hastalığı; Ben daha hayırlıyım" demekti. Bu hastalık her nefsi edicidir. Kibir hastalığına tutulan kişi, Bazen mütevâzi olmaya yüz tutsa da; Bu durumu, altında pislik olan temiz suya benzer. Denemek için karıştırınca; Su bulanır. Pisliğin rengi belli olup ortaya çıkar. Görünürde su berrak görünüyorsa da, Irmağın dibinde pislik vardır.

Nefsin Elinde Ağladılar

Ashâb (r.a.) ecmeîn hazerâti nefsin ahlakından kan ağlıyorlardı.

Hikaye (Kibir)

Zikrolundu: Kâdî'nin (hakimin) biri, bir gün Ebû Yezîd ei-Bestâmî (k.s.) hazretlerine geldi. Ve; Biz senin bildiklerini biliyoruz! Fakat tesirini göremiyoruz?" dedi. Ebû Yezîd Bestâmî (k.s.) buyurdu: Bir miktar ceviz al! Bir kaba koy! Boynuna as! (Sonra şehri, çarşı ve pazarı dolaş ve halka) seslen: Kim bana bir tokat vurursa; ona bir ceviz vereceğim!" Eğer bunu yaparsan (bildiklerinin) tesirini görürsün..." Kâdî, istiğfar etti. Ebü Yezîd Bestâmî (k.s.) buyurdular: "(Bu istiğfar ile) gerçekten sen günah işledin! Zira ben sana seni nefsinin kibrinden kurtaracak yolu zikrediyorum; sen de kibrinin kemâlinden dolayı (tutmuş) bundan istiğfar ediyorsun!?"

Altı Öğüt

Ebû Cafer El-Bağdâdî (r.h.) buyurdular: Altı şey altı kişide asla güzel olmaz: 1- Âlimlerde tama' güzel olmaz. 2- İdarecilerde acele, güzel olmaz. 3- Zenginlerde cimrilik, güzel olmaz. 4- Fakirlerde (tasavvuf ehlinde) kibir, güzel olmaz. 5- Meşâyih (ve ihtiyarlarda) sefahat, güzel olmaz. 6- Hasep sahiplerinde (asil insanlarda) alçaklık güzel olmaz. (asla yakışmaz)..."

Tevhid

Sana tevhidi tavsiye ederim (sen tevhide sarıl). Çünkü tevhid, her kötü huyun damarını (kökten) kesen bir kılıçtır.

Şeytanın İstekleri

Yüce Meali:

(Şeytan) Dedi ki: Bana ba'solunacaklan/dirilecekleri güne kadar mühlet Allah Buyurdu ki: Haydi mühlet verilenlerdensin. (Şeytan) Dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için her halde senin doğru yoluna oturacağım. Sonra onlara önlerinden ve arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Sen de çoğunu şükredici bulmayacaksın. Allah buyurdu: Çık oradan mezmûm, matrûd/kötülenmiş ve koğulmuş olarak... Yemin ederim ki, onlardan her kim sana uyarsa, katıyyen ve kaatıbeten/tereddütsüz sizin hepinizden cehennemi doldururum.

Tefsîr-i Şerifi:

Şeytanın Uzun Yaşama İsteği Dedi ki:" Şeytan kovulduktan sonra dedi ki: Bana mühlet ver. Yani Beni öldürme! Ba'solunacaklan/dirilecekleri güne kadar..." Yani vefatlarından sonra Âdem Aleyhisselâm ve evlâdlan ceza (ve mükâfat) için yeniden dirilinceye kadar, demektir. Bu ikinci sûra üfleme vaktidir. Mel'ûn şeytan bu isteğiyle; 1- İnsanları aldatmak İçin çok geniş bir zaman bulmak; 2- Ölümden kurtulmak için fırsat bulmayı diliyordu. Çünkü ölümden sonra bunu yapması muhal yani imkânsızdı...

Şeytana Verilen Mühlet

Buyurdu ki:" Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu: dul "Haydi mühlet verilenlerdensin." Yani sen, ecelleri, birinci sûra üflenme vaktine kadar te'hir edilen (geciktirilen)Ierin cümlesindensin... (3/141) Yoksa senin dilediğin, dirilme vaktine kadar değil. Şeytana verilen müddet ve mühlet şu kavl-i şerifte beyan edildiği gibi: Şeytan dedi: Yâ Rab! 0 halde ba'solunacaklan/ dirilecekleri güne kadar beni geri bırak! Allah buyurdu: Haydi" buyurdu; "Geri bırakılanlardansın malûm vakit gününe kadar!

Şeytanın Ölüm Vakti

Malûm vakit günü, birinci sûra üfleme günüdür ki, o gün bütün halk vefat eder ve şeytan da onlarla beraber ölür. Birinci sûr'un üflenmesiyle ikinci sûrun üflenmesi arasındaki (zaman tam) kırk senedir. Böylece şeytanın duasının bazısı kabul edildi; yoksa hepsi değil...

Kâfirlerin Duaları

Fetva, istidrâcî (aldatma) olarak kâfirlerin dualarının müstecâb olduğu üzeredir.

Uzun Ömür Sahipleri

Haydi mühlet verilenlerdensin." Kavl-i şerifinin zahiri, 'kendilerine' mühlet verilenlerin İblisten başkalarının da olduğuna delâlet eder...

Şeytan Yaşlanıyor mu?

İbni Abbâs (r.a) dan rivayet olundu. Buyurdular "Muhakkak ki zaman, şeytanın üzerinde geçer ve böylece şeytan yaşlanır (ihtiyar olur); sonra da, otuz yaşma döner."

Aşıkların İsteği

Ne güzel buyurmuşlar: Gaafiller, ölümden (ölüm vaktinin geciktirilmesi için) mühlet istediler. Aşıklar ise dediler ki: Hayır! (Mühlet istemiyoruz!) Acele olsun!

Şeytana Mühlet

Allâhü Teâlâ hazretleri, şeytana mühlet verdi. Sadece; 1- Onunla kullan mübtelâ kılsın, 2- Onunla kullan imtihan etsin, 3- Onun sebebiyle kulların muhlisi ile hevâsına tabi olanı temyiz edip, ayırtsın, 4- Şeytana muhalefet etmekle sevaba yönelsinler...

Ameller Zayi Olmaz

Ve denildi ki: Allâhü Teâlâ hazretleri, şeytanın gökte ve yeryüzünde yapmış olduğu ibâdetlerine mükâfat olarak ona mühlet verdi... Ve böylece bilinsin ki, Allâhü Teâlâ hazretleri, amel edenlerin amellerini asla zayi etmez.

Günahların Yüklemesi

Ve denildi ki: Allâhü Teâlâ hazretleri, ona mühlet verdi ve onu (dünya) zamanlarının sonuna kadar hayatta (dâim) kıldı. Bu onun bilmediği bir cihetten onun için istidrâçtır ki, ondan başka kâfir ve şerlilerin (kötülerin) yüklenemeyecekleri kadar günahları yüklenmesi içindir...

Uzun Ömür Kâfirlerin Reisinedir

Allâhü Teâlâ hazretleri, şeytana malum güne kadar mühlet verdi ki, basiret sahipleri ondan ibret alsınlar... (Bütün asırlar boyunca akıl sahipleri onun hâlini düşünüp ibret alsınlar ve bilsinler ki) muhakkak, bu dünyada uzun ömre sahip olmak, kâfirlerin, reisi ve tacirlerin (günahkârların) liderleri içindir...

Şeytan ile Konuşma

Âlimler ihtilâf ettiler; Allâhü Teâlâ hazretleri acaba şeytan ile vasıtasız olarak mı konuştu; yoksa vasıta ile mi?" Sahih olan (görüşe göre), muhakkak ki Allâhü Teâlâ hazretleri, onunla bir melek vasıtasıyla konuştu. Zira Bârî Teâlâ hazretlerinin kelâmı, konuştuğu kişi için bir rahmet, rızâ, ikram ve yüceliktir..... Görmüyor musun ki Musa Aleyhisselâm bununla (Allâhü Teâlâ hazretlerinin kendisiyle konuşması ve kelîmüllah olmakla) diğer peygamberlerden daha faziletli oldu; ibrahim Halil Aleyhisselâm ve Efendimiz Muhammed Musatafa (s.a.v.) hazretlerinin haricinde...

Risâlet ve Kelâm

Sual: Eğer denilirse ki, Allâhü Teâlâ hazretlerinin risâleti de teşrif (şeref vermek) değil mi? Böylece Allâhü Teâlâ hazretlerinin kelâmı da şeytandan başkası için şeref olur ve şeytan için ise şeref olmaz! Cevap: (Bu sorunun cevâbında) denildi ki, mücerred irsal şeref ile değildir. Bu (bazen) hücceti ikâme etmek için de olur. Allâhü Teâlâ hazretlerinin, Musa Aleyhİsselâm'ı Firavun ve Hâmân'a göndermesi delilidir... Bu onlara ikram ve ta'zim için değildi. Zira Allâhü Teâlâ hazretleri onların (Firavun ve Hâmân'ın) ikisinin de düşmanları olduğunu biliyordu.

Musa Aleyhisselâmla Kelâm

Ama Allâhü Teâlâ hazretlerinin Musa Aleyhisselâm'a kelâm etmesi ise Musa Aleyhisselâm için teşrif ve ta'zimdir.

Kelâm-ı ilâhî

Allâhü Teâlâ hazretlerinin; Hele onlara haykırıp da, "Nerede o zannettiğiniz şeriklerim" diyeceği gün. Yani, Bazı meleklerin lisânı üzere onlara nida eder, demektir. Şeytan Pusudadır İblîs dedi ki; Öyle ise beni azdırmana karşılık yemin ederim Be fa) harfi, mahzûf kasem fiiline taalluk etmektedir. İğvâ," doğru yoldan sapıtmaktır. Buradaki hemze ("Sayrûret' yani kılmak içindir. O Yani, "Senin beni azdırman ve hidâyetten saptırman ve kendilerinden dolayı beni rahmetten mahrum etmen sebebiyle senin izzetine kasem ederim ki, Her halde onlar için oturacağım. Yani Âdem Aleyhisselâm ve zürriyeti için, demektir. Onları gözetleyeceğim, tıpkı yol kesen eşkıyanın yolcuları soymak için yola tuzak kurup; pusu da oturması gibi... Senin yoluna... Senin yolunun üzerinde demektir. Doğru," (Sırât-ı müstakim,) cennete ulaştıran yol, (olan) İslâm dinidir. "Kuûd" (oturmak), Âdem oğullarını sapıtmak ve azıtmaktan kinayedir. Zira muhakkak ki, kim işlerden bir işi tekmîli için çalışması sebebiyle helak olursa; o kişi, maksadını tamamlamadan çalışmakta olduğu şeyden kalbi tamamen boşalıncaya kadar oturur (soluklanır) ve sonra bütün varlığıyla o işe yönelir...

Şeytanın Önden Gelmesi

Sonra elbette onlara sokulacağım," Bundan sonra onlara muhakkak ki geleceğim, Onların önlerinden,' Yani âhiret yönünden sokularak onları o konuda şek ve şüpheye düşüreceğim.. Yine onlara haset yönünden geleceğim. Onlara kıskançlığı süslü ve güzel göstereceğim. Özellikle kendi zamanlarındaki büyüklerinden âlimleri, şeyhleri, büyük zatları kıskanmalarını sağlayacağım. 1-Onların hallerinden, 2- Amellerinden, 3- Ve sözlerinden hakkında sapıtsınlar diye....

Şeytanın Arkadan Gelmesi

Ve onların arkalarından," Dünya tarafından onlara gelir ve onları dünyaya rağbet ettiririm... Yine onlara asabiyet (ırkçılık, kavmiyetçilik) yönünden onlara gelirim. Ve böylece, 1- Sahabeler, 2- Tabiîn, 3- Ve geçen meşâhiy-i kiram' hakkında sapıtırlar. İleri geri konuşur ve onlara buğz ederler...

Şeytanın Sağ'dan Gelmesi

Ve onların sağlarından..." Hasenat tarafından onlara gelirim. Onları ucub (kendini beğenmek ) ve riya (gösterişe) düşürürüm. Onlara bast (ve genişletmek ve manevî olarak üstünlük) yönünden geleceğim. Ve böylece müritlere (bir şey olduklarını zannı vereceğim ve müritleri) şeyhlerin sohbetlerinde sû-i edep (edepsizlik) etmeye teşvik edeceğim. Müritler haşmet ve ta'zimi terk ederler. Onları kabul rütbesinden düşürmek için, sözde genişlik ve mizaha (hafifliğe) iteceğim...

Şeytanın Soldan Gelmesi

Ve onların sollarından (sokulacağım)" Yani 1- Kötülükleri (ve günahları) yönünden onlara geleceğim, 2- Ve onlara günahları süslü göstereceğim. 3- Yine onlara muhalefet yönünden geleceğim. 4- Onlara şeyhlerin emirlerini terk etmelerini emredeceğim. 5- Onlara şeyhlerin nehyettiklerini yapmalarını sağlayacağım. 6- Onları onun sebebiyle reddin yerine koymak için çalışırım. 7- Ve onları velayet gayretinin kamçılarıyla helak edeceğim. 8- Böylece (mürşid-i kâmiller) onları kabul ettikten sonra reddedeceklerdir. (3/142)

Dört Cihetten Maksat?

Bu âyet-i kerime'de zikredilen dört yönden (yani ön, arka, sağ, soldan) yani düşmanların hücumlarının mu'tâd olduğu bu dört yönden maksat; şeytanın insanlara süslü göstermesi ve onları dalâlete düşürmesi; (sanki) düşmanın dört yönden gelip saldırmasıdır... Bundan dolayı "üst" ve "alt" zikredilmedi.

Filin Değişik Harf-i Cer ile Müteaddı Olması

gelmek) fiil ilk ikisine; (yani onlara önlerinden (arkalarından,) kelimelerinde, ibtida harfi (olan ) ile müteâddi oldu. Çünkü bu ikisinde yani ön ve arkadan şeytan onlara hücum etmektedir. Son ikisine de (yani sağlarından sollarından) kelimelerine de mücavezet harfi (olan) müetâaddî oldu. Zira sağdan ve soldan gelen ise manevra ile bir kenardan onlardan uzaklaşan ve onlara arz-i endam ile yanlarından geçen gibidir.... (Bu şuna benzer:) Sen onun yanından ayrılarak ve ona bitişik olmaksızın (ondan uzak bir şekilde) oturman zamanında: "onun sağından oturdum," demen gibidir... Sanki sen ondan ayrıldın ve onu geçmişsindir...

Nankörlük Şeytandandır

Sen de çoğunu şükredici bulmayacaksın." İtaatkâr bulamayacaksın. "Fârisî tefsir"de buyuruldu: Yani kâfirler, nimetlere şükredici olmazlar.

Şeytan Zannederek Söyledi

Şeytan ancak (bütün bunları) zannederek söyledi. Yoksa kesin bilerek söylemedi. Şu kavl-i şeriften dolayı: Yine celâlime kasem ederim ki, İblîs onlar aleyhindeki zannım hakîkaten doğru buldu da içlerinde müminlerden ibaret bir fırkadan başkası ona tâbi oldular.

Şerrin ve Hayrın Başlangıcı

Zira şeytan insanlarda, şerrin başlangıcını müteaddid (çok sayıda) gördü. Onlar da; 1-Şehvet, 2-Gadap... Hayrın başlangıcını ise bir tane gördü. 0 da; "akıdır...

Şeytanın Kötü Zannı

Sa'dî (k.s.) buyurdular: İblîs bizim hakkımızda ta'n örüp zanda bulunmadı mı? Şeytan dedi ki: Bunlardan isyandan ve uygun olmayan işten başka bir şey gelmez. Feryâd-ü figân bizim nefsimizin yaramazlıklanndandır... Korkarım ki İblisin bizim hakkımızdaki zannı gerçek olur... Çünkü o mel'ûna bizim kahrımız ve helakimiz makbul ve hoş geldi. Allâhü Teâlâ hazretleri onu bizim için, dergahından sürdü. Merdûd edip, rahmetinden uzaklaştırdı. Ne zaman ki başımızı kaldırıp kimsenin yüzüne bakmaya kadiriz namus ve ardan.... İblîs ile sulh ve barış üzere olmak Allâhü Teâlâ ile cenktir. Şeytan ile cenk Allâhü Teâlâ hazretlerine itaattir.

Şeytanın Cennetten Çıkması

Buyurdu." Allâhü Teâlâ hazretleri lblîs'e (emretti ve) buyurdu, Çık oradan," Cennetten çık; (ne olduğun halde) "Mezmûm," yerilmiş bir halde, Onu yerdiği zaman (söylenen) Onuyerdi" kelimesindendir. çilli kelimesi, mehmûze ayn dandir. Mi kelimesi ise, "muzâaf tandır. İkisinin de manâsı birdir. 0 da tebliğ edilen ayıplamadır. "Ve koğulmuş olarak..." Cennetten ve her türlü hayırdan tard olunmuş bir halde... Bu, şeytanın kendisini çok beğenmesinden ve onun nefsine nazar etmesindendir... Bunda şeytandan sonra bütün mahlûkata bir ibret vardır.

Şeytana Tabi Olanlar

Yemin ederim ki, onlardan her kim sana uyarsa," Lam (d) kasemin makamı ve yeri içindir. (kim) kelimesi ise şartıyedir. Fârisî olarak manâsı: Allah'a kasem olsun ki, Âdem Aleyhisselâm'ın evlâdından kim sana (şeytana) uyarsa, demektir. Katiyyen ve tereddütsüz sizin hepinizden cehennemi doldururum." Kasemin cevâbıdır. Şartın cevabının yerine geçerlidir. Sizden" kavl-i şerifinin manası; 1- (Ey şeytan) senden, 2- Senin zürriyetinden ve 3- Âdemin zürriyetinden kâfir olanlardan, demektir.

Cennet ve Cehennemin Münâkaşaları

Hadis-i şerifte buyuruldu: Cennet ve cehennem çekiştiler. Cehenem; Bana, mütekebbir (kibirli) ve cebbarlar (zorbalar) girecektir," dedi. Cennet de: Bana zayıflar ve miskinler, girerler," dedi. Allâhü Teâlâ hazretleri cehennem ateşine; Sen, benim azabımsin! Seninle dilediğime azap ederim!" buyurdu. Ve cennete de buyurdu: Sen benim rahmetimsin! Seninle dilediğime rahmet ederim!... Sizden her birinizin dolma (hakkı) vardır.

Şeytana Tabî Olanlar

Şeytana tabi olanlar ise, şeytanın şu zikredilen dört cihetten kendilerine geldiği kimselerdir. Onlar şeytanın kendilerine emrettiği şeyleri hemen kabul ederler. Akıllı kişi, şeytana tabi olmaktan kaçınmalı ve korunmalıdır. Allâhü Teâlâ hazretlerinin ibâdet ve taati için cidden çalışmalı... Tâ ki cehennem ateşine girenlerle beraber girmesin!

Mümine Fidye

Hadis-i şerifte buyuruldu: Kıyamet günü olduğu zaman, her mü'mine diğer dinlerde olan kâfirlerden bir adam verilir ve ona; Bu, senin ateşten kurtulman için bir fidyendir!" denilir. Bu hadis-i şerifte Allâhü Teâlâ hazretlerinin kullarına lütfunun kemâline ve kulların da Allâhü Teâlâ hazretlerine karşı kerametli olduklarına delil vardır. Zira Allâhü Teâlâ hazretleri, düşmanlarını evliya kullarına fidye etti...

Fidye'nin Manâsı

İhtimal ki fidyenin manâsı (şu) olabilir: Allâhü Teâlâ hazretleri, cehennem ateşine, onu insanlardan ve cinlerden dolduracağını vaat etti. O da Allâhü Teâlâ hazretlerinin, müşrikler (kâfirler) ve mü'minlerin âsî olanlarıyla vaadini gerçekleştirecektir. Allâhü Teâlâ hazretleri, cehennem ateşine takdim edeceği kâfirlerle onları râzî eder. îşte bu (müşrik ve kâfirlerle cehennemin dolması) mü'minlerden fidye olması gibidir...

Müminler Kâfirlerle Cehennem Ateşinden Korunurlar

Onların (İslâm âlimlerinin) bazıları da buyurdular: Bunun (kâfirlerin mü'minlere fidye olmasının) manâsı; sırat köprüsünün üzerinden geçerken; hakikaten mü'minlerin kâfirler sebebiyle cehennem ateşinin alevlerinin dokunmasından korunmalarıdır. Bu korunma, İslâm ehli için fidye olmuş olur.

Felsefecinin Fidye Kılınması

Onların (İslâm âlimlerinin) bazıları da buyurdular: Ebû Bekir bin Hüseyin el-Makarrî (r.h.) hazretlerini, ölüp defnedildiği gece rüyamda gördüm. Ve ona sordum: Allâhü Teâlâ hazretleri sana ne yaptı (ve nasıl muamele etti)?" Buyurdu: Allâhü Teâlâ hazretleri, felsefe sahibi Ebü'l-Hasan el-Âmiri'yi benim yerime fidye yaptı. Ve bana; Bu senin ateşten fidyendir!" buyurdu. Gerçekten, Ebül Hasan, Ebû Bekir el-Makarrî (r.h.)'ın vefat ettiği gece Ölmüştü. (3/143) Müslümanların Günahları Hadis-i şerifte buyuruldu: Kıyamet gününde Müslümanlardan bazı insanlar, dağlar gibi günahlar ile gelirler. Allâhü Teâlâ hazretleri, Müslümanlara o günahlarını bağışlar. Ve Müslümanların o dağ gibi günahlarını, Yahudilerin ve Hıristiyanların üzerine koyar.

Fidye Olması Adalettir

Allâhü Teâlâ hazretlerinin İslâm ve iman ehline olan fazl-ü keremiyle beraber, onlara küfür ve tuğyan ehlini fidye yapması uzak (imkân dışı) görülmesin. Bu, Allâhü Teâlâ hazretlerinden isyan ehline bir adalettir. Taat ve ibâdet ehline de bir fazl-ü keremdir.. Mü'tezile buna muhalefet ettiler. Onlar bunu kabul etmediler. Ve şu kavl-i şerifi delil getirdiler. Vizr ceza çekecek bir nefis başkasının vizrini/cezâsını çekmez. Mu'tezilenin üzerinde olup ileri sürdükleri görüşleri kitab ve sünnete muhaliftir. Zira Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu: Bununla beraber kendi ağırlıklarını ve ağırlıklarla beraber daha birçok ağırlıkları yüklenecekler. Bu şüphesiz!.. Ve her halde/mutlaka kıyamet günü o ettikleri iftiralardan suâl olunacaklar. Bu da şüphesiz!. Çık oradan mezmûm, matrüd/kötülenmiş ve koğulmuş olarak... Yemin ederim ki, onlardan her kim sana uyarsa, katiyyen ve kaatıbeten/tereddütsüz sizin hepinizden cehennemi doldururum. MU'tezile'nin bu âyet-i kerimeyi delil getirmeleri sahih ve doğru değildir. Zira muhakkak ki her bir kâfir kendi yüzünden ve günahından dolayı azab görecektir. Halin hakikatini Allâhü Teâlâ hazretleri bilir. Sonunda bütün işler ona döner...

Âdem Aleyhisselâm Cennette

Yüce Meali:

Ve: "Yâ Âdem! Mesken et o cenneti/otur cennette, sen zevcenle de ikiniz... Dilediğiniz yerden yeyin ve şu ağaca yaklaşıp da zâlimlerden olmayın. Derken, Şeytan bunlara kendilerinden, örtülmüş olan çirkin yerlerini açmak için ikisine de vesvese verdi ve: Sizi rabbınız başka bir şey için değil; sırf melek olacağınız yahut ebediyyen kalanlardan olacağınız için bu ağaçtan nehyetti/yasakladı" dedi. Ve "Her halde ben sizin hayrınızı isteyenlerdenim" diye ikisine de yemin etti. Bu suretle kandırarak ikisini de sarktırdı. Onun üzerine vaktâ ki, o ağacı tattılar... İkisine de çirkin yerleri açılıverdi ve başladılar cennet yapraklarından üzerlerine üst üste yamıyorlardı. Rablart da kendilerine nida etti: Ben sizi bu ağaçtan nehyetmedim mi ve size: "Haberiniz olsun bu şeytan açık bir düşmandır size." demedim mi?

Tefsîr-i Şerifi:

Ve: Yâ Âdem!," Âdem Aleyhisselâm'ın cennetten çıkarılmasından sonra -Biz, ey Âdem dedik; Mesken et, otur sen," İkaame etmen lâzımdır. (Bu emir) ibâhe ve ikram yolu üzeredir. Ve zevcen ile..." Havva ile beraber... zevç," kelimesi Arab kelâmında, fert olan aded (tek olan sayı) olup, eşiyle (diğer sayıyla) eşleşendir. Amma oüh iki ise eşleyen sayıdır. İkisine birden iki zevç (iki çift) denilir. (Nerede iskân et?) Cennette," Adem (a.s.) Hangi Cennette kaldı 1-Ya Huld cennetidir. Huld cenneti, "dârü'1-cezâ" (mükâfat yurdu olan) cennettir. İlim ehlinin çoğu bu görüş üzerinedir. Bu onların kitabında bulunduğu için... 2- Veya semâda bir cennettir. Oradan indirildi. 3- Ya da yer yüzünde bir cennet... Bu cennet, yeryüzünün diğer yerlerine nazaran yüksek bir yerde olup; a) Ağaçlı, Meyveli, Gölgeli, Nimetler sahibi, b) Mutluluk, Surûr, Ve güzellikler sahibi bir cennetti.... Allâhü Teâlâ hazretleri bu cenneti, ikisi için hazırladı. Bu cenneti "Dârü'l-îbtilâ" mübtelâ ve imtihan yurdu kıldı. Zahir ve Bâtın ehlinden bazı muhakkikin (tahkik ehli) bu görüş üzeredirler... (Âdem Aleyhisselâm'm içinden çıkarıldığı cennet, cennet-i huld'tan başka bir yerdir.) 1- Çünkü bu cennette mükellefiyet vardır. O mükellefiyet de "Şu ağaçtan yememek" emridir. (Cennetü'1-Huld yani) mükâfat cennetinde ise mükellefiyetler yoktur... 2- Çünkü Âdem Aleyhisselâm, bu cennette uyudu. 3- Bu cennetten çıkarıldı. 4- Iblîs bu cennette Âdem Aleyhisselâmın yanına girdi (ona musallat oldu). Halbuki: 1- Cennette (yani huld cennetinde) uyumak yoktur. 2- Girdikten sonra cennetten çıkmak yoktur. 3- Ve şeytan kovulduktan ve çıkarıldıktan sonra oraya {huld cennetine) girmesi caiz değildir...

Kaabil'in Cennet Evlâdı Olması

Yine Kaabil'in "Ben cennet evlâdindanım!" sözü de hiç şüphesiz (bunu desteklemektedir...)

Adem (a.s.)'m Cennet Üzümünü İstemesi

Yine rivayet olundu: Âdem Aleyhisselâm, muhtazar olduğu (ölüm döşeğine düştüğü) zaman, iştahı, cennet üzümlerinden bir salkım çekti. Oğullan, bir salkım cennet üzümünü istemek için gittiler. Melekler, onu karşıladı. Onlara; Ey Âdem oğulları! Nereye gidiyorsunuz? Ne istiyorsunuz?" diye sordular. Onlar da: Babamızın iştahı, cennet üzümlerinden bir salkım çekti, dediler. Melekler: Dönün! Gerçekten siz bundan men olundunuz!" dediler. Onları ondan nehyettüer. (Cennet, üzümünden almalarına müsaade etmediler...)

Âdem Aleyhisselâm'ın Techîz ve Tekfini

Azrail Aleyhisselâm, Hazret-i Âdem'in ruhunu kabz etti. Melekler, onu yıkadılar. Güzel kokular sürdüler. Kefenlediler. Cebrail Aleyhisselâm, Hazret-i Âdem'in cenaze namazını kıldırdı. Âdem Aleyhisselâm'ın oğulları da meleklerin ardında cenaze namazını kıldılar. Ve götürüp Âdem Aleyhisselâmı defnettiler. Ve melekler; "Ölüleriniz hakkında şeriatınız (yapacaklarınız ve sünnetiniz) budur!" dediler. Âlimler buyurdular: Eğer, Âdem Aleyhisselâm'ın içinde olup çıkarıldığı ve bir salkım üzümünü iştahını çektiği cennete ulaşmak mümkün olmamış olsaydı; Âdem Aleyhisselâm'ın oğulları babalarına cennet üzümünü getirmek ve istemek için gitmezlerdi... İşte bu hâdise, Âdem Aleyhisselâm'ın çıkarıldığı cennetin yeryüzünde olduğuna delâlet eder; semâ'da değil....

Nîl ve Firât Nehirleri

Yine sabit oldu ki "Nîl nehri" cennetten çıkıyor. Halbuki şek ve şüphesiz Nîl nehri yeryüzü nehirlerindendir (Mısır'da akmaktadır. (Fırat nehri de Urfa'da akmaktadır...) Bütün bunlardan anlaşıldı ki hiç şüphesiz Âdem Aleyhisselâm'ın çıkarıldığı cennet, yeryüzünün cennetlerinden ve bostanlanndandır. Yine her şeyin en doğrusunu Allâhü Teâlâ Hazretleri bilir.

Şu Ağaca Yaklaşmayın

"Dilediğiniz yerden yeyin..." Yani dilediğiniz mekânda ve cennet nimetlerinden ve meyvelerinden dilediğiniz şeyleri ikinizin üzerine genişlik olarak bol bol yeyin... "Ve şu ağaca yaklaşmayın..."

Ağaç?

(Âlimler, Âdem Aleyhisselâm'ın çıkarıldığı cennette ihtilâf ettikler gibi) yine bu ağaçta da ihtilâf ettiler... Allâhü Teâlâ hazretleri, ağacı isimlendirmek ve tayin etmeyi bize gizli tuttu... Eğer bu ağacın zikrinden (ve hangi ağaç, olduğunun ismiyle belirtilmesinde) bizim için bir maslahat ve fayda olmuş olsaydı elbette Allâhü Teâlâ hazretleri, onu bizim için tayin ve eder (hangi ağaç olduğunu ismiyle birlikte beyan ederdi...) Diğerlerinde olduğu gibi. "Âkânü'l-Mercân (kitabında da) böyledir.

İlâhî Yasağı Çiğneyen

"(Sonra ikiniz) zâlimlerden olursunuz." Yani (eğer siz bu ağaca yaklaşır ve ondan yerseniz) kendi nefsinize zulmedenlerden olmuş olursunuz...

Vesvese

"Derken, Şeytan ikisine de vesvese verdi," "Sıhah"ta buyuruldu: "Derken, Şeytan ikisine de vesvese verdi ikisini murad ederek, demektir. Lakin Arablar, bu harflerin hepsine fiili ulaştırırlar... Sıhah'ın sözleri bitti. Vesvese," Şer'an münker (ve kötü) olan şeyi süslü göstermek için şeytanın, insan kalbine ilka edip bıraktığı ve sürekli tekrarladığı gizli sözdür (düşüncedir)

Şeytanın İlk Vesvesesi

Şeytanın ikisine (Âdem Aleyhisselâm ile Hazret-i Havva'ya) vesvese ve hile vermesinin başlangıcı şöyle oldu. Şeytan onlara geldi. Üzerlerine ağladı. Hem de hıçkıra hiçkıra ağladı. İkisi şeytanın hüngür hüngür ağlama sesini işitince mahzun olup üzüldüler. Şeytana; Seni ağlatan nedir?" dediler. Şeytan; Sizin için ağlıyorum! İkiniz öleceksiniz! İkiniz içinde olduğunuz bu nimet ve kerametlerden ayrılacaksınız!" Şeytanın bu vesvesesi ikisinin kalbine düştü. Sonra Şeytân onlara geldi. Ve; Sizi nehyeden şey nedir?" dedi. (Hikâyenin) devamı geleceği gibi..

Vesvesenin Gayeleri

Onlardan açmak için.. Onlardan izhâr edip ortaya koymak için... Cümlenin başındaki lam (J) "âkibet" (sonuç) içindir. Çünkü Laîn (mel'ûn şeytan), ikisine (Âdem Aleyhisselâm ile Hazret-i Havva'ya), onları günaha düşürmek için vesvese verdi. Yoksa avret mahallerini açmak için değil... Lakin şeytanın vesveselerinin akıbeti, ikisinin avret yerlerinin ortaya çıkması oldu. Böylece onların avret mahallerinin açılması, vesvesenin asıl gayesi olmuş oldu... Cümlenin başındaki iam (J)m "garaz" maksat için olması da muhtemeldir. Şeytan ikisine vermiş olduğu vesveselerle onların avret mahallerini açtırmak; avret mahallerinin açılmasıyla onları meleklerin yanında mahcup edip üzmek murad etti. (3/144) Şeytan, meleklerin kitaplarını okumakla onların avret yerlerinin olduğunu biliyordu. Âdem Aleyhisselâm ise henüz bilmiyordu.

Avret Mahallini Açmak

(Bu vesveselerle) şeytanın maksadının (Âdem Aleyhisselâm ile Hazret-i Havva'nın) avret mahalli yerlerini açmak olması; halvet anında ve eşin yanında hacetten fazla avret mahallini açmak çirkin ve tabiat bakımından müstehcen olduğuna delildir... Hazret-İ Ali (r.a.)'ın bakışları asla kendi avret mahalline bile vaki olmadı... Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin cemâlini gören gözlerle avret mahallini görmekten sakınarak ( kendi avret mahallini bile görmedi...)H! Kişinin kendi avret mahalline bakmanın mertebesi böyle olunca, başkasının avret mahalline bakmak hakkında senin zannın nedir? (Acaba nasıl olmalıdır?) Avret mahallini açmak ne çirkin bir şeydir! Hazret-i Aişe (r.a.) buyurdular: (Efendimiz s.a.v. hazretleri) benden (bir şey) görmedi ve ben de ondan (Efendimiz s.a.v. hazretlerinden bir şey) görmedim."

Yani avreti yerlerini demektir.  

Avret Yerlerini Görmemişlerdi

"Kendilerinden, örtülmüş olan. örtüldü," meçhulüdür. "İkisinin çirkin yerlerinden..." Avret yerleridir. Âdem Aleyhisselâm üe Hazret-i Havva, kendi nefislerinde (vücutlarında) avret yerlerini görmemişlerdi... Biri diğerinde de görmemişti. Çünkü onlara avret yerlerini örten elbiseler giydirilmişti.

İlmi Bir Tetkik

iki avret yeri olduğu halde cemi kelimesiyle tabir edilmesi, iki tesniye lafzının içtimâi yani ard arda gelmesinin kerahetinden dolayıdır. Ceminin asıl vazı üzere olma ihtimali de vardır. Zira her birinin "dübür" (arka) ve "fere" (ön tarafı) olmak itibariyle avret yerleri dört tane olmuş olur. Dört ise cemi (çoğul)dir. Bu âyet-i kerimede, avret yerine adı verildi. Çünkü insan avret yerinin açılmasından hoşlanmamakta ve kötü görmektedir.

Şeytanın Vesvesesin Bazıları

Ve dedi," Bu kavl-i şerif, "Vesvese verdi" fiilinin üzer/ne atıftır. Şeytanın vesvesesinin keyfiyetini açıklamaktadır. Sizi rabbıniz bu ağaçtan nehyetmedi/yasaklamadı!" Yani bu ağacın yenilmesini, Ancak," Kerih gördüğü için; îki melek olacağınız için..." Yani bünyenizin letafetinde, yemek içmek ve benzerî şeylerde iki melek gibi olacaksınız diye, demektir.

Peygamberler Meleklerden Faziletlidir

Meleklerin bazı yönlerde (diğer mahlukattan) daha faziletli olması; onların mutlaka peygamberlerden üstün ve faziletli olmasını gerekli kılmaz. Zira beşer nev'inin (insanların) kendilerini meleklerden daha üstün kılan ve meleklerde bulunmayan başka taraflarının olması caizdir. Burada ki melek olmak; beşeriyet hakikatlerinin melekî hakikate inkılap etmesi değildir. Zira mümkün değildir... Müftü Sadî Efendi buyurdular: Bunda bahs (araştırma) vardır. Eş'arîler katında buna bir mani yoktur; cisimlerinin cinsleri değişik olduğu için...

insan, Melek ve Şeytan

Bil ki: Allahü Teâlâ hazretleri, melekler, cinler ve insanların arasını; ayırt eden zıt suret ve şekillerde yarattı... Zahiri ve bâtını olarak insan bünyesinin üzerinde yaratılan insandır. Eğer insan, melek bünyesine inkılap etse; elbette bununla insan olmaktan çıkar. Lakin melek, şeytan (ve cinler), değişik zahirî şekillere girmekle kendi hakikatlerinden asla çıkmazlar... Yahut ebediyyen kalanlardan olacağınız için..." 0 ölmeyenler ve cennette ebediyen kalanlardan olacaksınız.

Şeytanın Yemini

Ve ikisine de yemin etti." İkisi için yemin etti. Kasem sadece îblîs'te vaki oldu. Ancak (burada) kasem etme fiili, vezninde tabir edilmesi, şeytanın kasemleşen kişinin içtihadı ve gayretiyle yemin ettiğini ifâde etmek içindir... yeminleşmek, birinin yemininin karşısında, yemin etmek demektir. Her halde ben sizin hayrınızı isteyenlerdenim" Söylediğim sözlerde.... Nush" başkasının hakkında hayır istemek işinde bütün gayretini sarfetmek, demektir.

Şeytanın Sarkıtması

(Bu suretle) ikisini de sarktırdı." İkisini o ağaçtan yemek için indirdi... Ve ikisini yüce mertebe ki taat (makamından) düşük menzil ki, gadaba uğrama mevkiine düşürdü. sarktırmak" bir şeyi yüksekten aşağıya göndermektir; kovanın kuyuya sarkıtılıp gönderilmesi gibi... Kandırarak..." Yani şeytanın yalan yere yemin billâh (Allah adına yemin) etmesi sebebiyle ikisini kandırmasıyla....

Yalan Yere İlk Yemin?

Yalan yere ilk yemin eden; mel'ûn Şeytan'dır. Âdem Aleyhisselâm hiçbir kimsenin Allâhü Teâlâ hazretlerinin adına yalan yere yemin etmeyeceğini zannediyordu. Bundan dolayı Âdem Aleyhisselâm, yemini sebebiyle şeytana kandı.

Yemin Edene İnanılır

Zira mü'minin sânı, Allâhü Teâlâ hazretlerinin mübarek isminin azametinin, kalbinde temekkün edip yerleşmesi için; Allâhü Teâlâ hazretlerinin adına yemin eden kişiye inanmaktır.

Yemin İle Kandırana?

Bazı âlimler buyurdular: Kim (yemin) billâh (Allah'ın adıyla kasem ederek) bizi kandırmaya çalışırsa, (ona) kanarız..." Hadis-i şerifte buyuruldu: Mümin, aldatılan kerim; fâcir ise aldatıcı alçaktır.

Elbiseleri Yok Oldu

"Onun üzerine vaktâ ki, o ağacı tattılar... İkisine de çirkin yerleri açılıverdi..." Onlar o yenilen şeyin tadını ağızlarında buldukları zaman, hemen ceza ve ma'sıyetin uğursuzluğu âkibeti onları aldı. 1- Onlardan elbiseleri soyulup düştü, 2- Onların avret yerleri açıldı. Utandılar... Haberlerde vârid oldu: İkisinden başka onların avret yerlerini gören olmadı. Âdem a.s'ın Elbisesi (Âlimler, Âdem Aleyhisselâm'in cennetteki elbisesinde ihtilâf ettiler:) Denildi ki: 1 - İkisinin cennetteki elbiseleri tırnak idi... a) Çok latîf, b) Çok yumuşak, c) Beyaz, d) Bedenin aslıyla bakan kişinin arasında bir koruyucu bir tırnak idi... (3/145) O hatâ kendilerine isabet edince, hemen bu elbise onların bedenlerinden soyuldu. Sadece parmak uçlarında (tırnak) kaldı. (Bunun hikmeti de:) a) Geçmiş nimetleri hatırlatsın, b) Pişmanlığı sürekli taze tutsun diyedir... 2- Denildi ki: Elbiseleri nur idi. Nur'dan olan bu elbise, bakan ile onların bedenleri arasında bir perde oluyordu. 3- Denildi ki: Onların elbiseleri cennet hüllelerinden (elbiselerinden) bir hülle (elbise) idi...

Cennet Yaprağından Elbise

Ve üst üste yamıyorlardı," Yani hemen başladılar, bir yaprağı başka bir yaprağın üzerine koyarak, yapraklan birbirlerine yapıştırıp ve yamaladılar. Kendi üzerlerine," Kendi bedenlerinin üzerine... Ya da avret yerlerinin üzerine (Bu kavl-i şerifi) İkinizin de kalbleriniz eğildi. kabilindendir. İki kişiden cemi ile tabir edilmesi, muradın karışmaması içindir. Tesniye zamirinin kendisine râci olması da caizdir... Cennet yapraklarından," Denildi ki: Bu yaprak, incir yaprağıydı... İncir Ağacı Âdem Aleyhisselâm'ı İncir ağacından başka hiçbir ağaç örtmedi. Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu: Sen Âdem Aleyhisselâm'i tesettür edip örttüğün gibi; Ben de senden manâyı (meyveyi), davadan (çiçekten) önce çıkaracağım..." Halbuki diğer ağaçların davaları, manâlarından önce çıkar. İşte bu hikmetten dolayı, (incirden başka) diğer bütün ağaçların meyveleri önce çiçek kapçığından çıkar. Sonra meyvesi ikinci olarak o çiçek kapçığından ortaya çıkar. incir ağacında ise, ondan ilk önce beliren ve ortaya çıkan onun meyvesidir. İncirin meyvesi çiçek kapçığı olmaksızın ortaya çıkar.

Avret Mahallinin Örtülmesi

Bu âyet-i kerime; avret mahallinin açılmasının, tâ Âdem Aleyhisselâm'dan beri çirkin olduğuna delildir... Görmüyor musun? İkisi, avret yerlerini örtmek için nasıl hemen atıldılar; avret mahallinin açılmasının çirkinliği, akıllarına yerleşince ...

Allâhü Teâlâ Nida Etti

Ve Rabları da kendilerine nida etti:" İkisinin işlerinin Mâliki olan Allâhü Teâlâ hazretleri, itap ve tevbîh (kınama ve azarlama) yoluyla onlara nida etti. (Nidanın şekli ihtilaflıdır:) 1-Bu kelâmın bir melek vasıtasıyla vahiy yoluyla olması muhtemeldir. 2-Veya bunu kalblerine ilham ederek (söyledi...) Denildi ki: Bu azarlama ve kınama onlara, isabet eden bütün mihnetlerden daha şiddetli ve daha ağır geldi." "Ben sizi nehyetmedim mi?" Bu kavl-i şerif, nidâ'nm tefsiridir. Irâbta mahalli yoktur. bu ağaçtan. Ve size, demedim mi?" Bu kavl-i şerifdeki matuf, Sizi nehyetmedim mi" kavl-i şerifinin üzerine matuftur. Yani "Ben ikinize demedim mi?" demektir...

Şeytan Düşmandır

Haberiniz olsun bu şeytan açık bir düşmandır size." Şu kavl-i şerife işaret vardır: Bunun üzerine biz de: Yâ Âdem!" dedik, "Haberin olsun bu, sana ve zevcene düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın ki, sonra bedbaht oİursun.(Sıkıntıya düşersin)" ikiniz için" kavl-i şerifi, "düşman" kelimesine taalluk etmektedir. Çünkü kendisinde fiil manâsı vardır...

Maîşet ve Geçim Zorluğunun Başlangıcı

Rivayet olundu: Allâhü Teâlâ hazretleri, Âdem Aleyhisselâma buyurdu: Cennet ağacı olarak sana verdiklerim içinde bu ağaçtan başka ağaç yok muydu?" Âdem Aleyhisselâm: Evet! (Vardı)! Fakat senin izzetine kasem olsun ki, lakin ben senin mahlûkatından birinin senin isminle yalan yere yemin edeceğini asla zannetmedim!" dedi. Allâhü Teâlâ buyurdu: İzzetime kasem olsun ki, elbette seni yeryüzüne indireceğim! Sonra sen artık geçimine ancak meşakkat ve zorlukla nail olacaksın!"

İlk Öğretilen Meslekler

Allâhü Teâlâ derhal Âdem Aleyhisselâm'ı yeryüzüne indirdi. 1- Ona demir sanatını (ve demiri işleme işini) öğretti. 2- Ona toprak sürmesini ve ekmesini emretti. Bunun üzerine Âdem Aleyhisselâm da; 3- Toprağı sürdü, 4- Ekin ekti, 5- Tarlayı suladı, 6- Hasat zamanı biçti, 7- Harman etti, 8- Harmanı ezdi. 9- Harmanı savurdu, 10-Değirmende öğüttü 11-Hamur yoğurdu, 12-Ekmek yaptı 13-Ve pişirdi.

Âdem a.s.'ın Affını İstemesi

Yüce Meali:

Dediler ki: "Rabbenâ/ey rabbimiz! nefislerimize zulmettik. Eğer sen bize mağfiret etmez, merhamet buyurmazsan, şüphe yok ki hüsrana düşenlerden oluruz. Allah Buyurdu ki: İniniz; bazınız bazınıza düşman olarak... Size bir zamana kadar yer yüzünde bir karargâh tutmak ve bir nasip almak mukadder/kader.. Buyurdu ki: "Onda yaşayacaksınız ve onda öleceksiniz ve ondan çıkarılacaksınız..."

Tefsîr-i Şerifi:

"Dediler ki: Hatasını itiraf ederek ve sür'atle tevbeye koşarak; (ikisi yani Âdem Aleyhisselâm ile Hazret-i Havva dediler:) Rabbenâ/ey rabbimiz!" Nefislerimize zulmettik." Ma'sıyet (zelle) işlemekle nefsimize zarar verdik ve biz onu cennetten çıkmaya maruz bıraktık... Ve eğer sen bize mağfiret etmez," Bizim günahımızı örtmez, Ve bize merhamet buyurmazsan," Tevbelerimizin kabulüyle... Si "Şüphe yok ki hüsrana düşenlerden oluruz." Yani helak olanlardan oluruz. O âhiretteki nasiplerini bir saatlik (bir anlık) şehvetleriyle satanlar {ve değiştirenler) olmuş oluruz.

Küçük Günahlara Azap

Bu âyet-i kerime, eğer mağfiret kılınmaz ve bağışlanmazsa küçük günahlardan dolayı azabın olacağına delildir. Ve küçük günahlarda mağfiret şüphelidir.

Âdem a.s.'in hatasının Sebepleri

Âdem Aleyhisselâm'ın günahı (zellesi) küçücüktü. Zira Âdem Aleyhisselâm, Allâhü Teâlâ hazretlerinin hükmüne muhalefet etmek için o ağaçtan yemedi. Belki ondan sadece mel'ûn şeytanın konuşmaları üzerine yedi. Zira şeytanın konuşmalarıyla kendisinden o ağaca tabiî bir meyil oluştu... Sonra da tâ unutuncaya kadar Allâhü Teâlâ hazretlerinin hükmüne riâyet etti. Unutunca o ağaçtan yemeye mâni olan sebep zail olunca onun, tabiatı da kendisini o ağaçtan yemeye hamledip, şevketti... (Ve yedi...)

Ictihâd Sonucu

(Denildiki:) Âdem Aleyhisselâm, ictihad sebebiyle onu yemeye yöneldiğinde; içtihadında hatâ etti. Zira Âdem Aleyhisselâm, nehyin Ve şu ağaca yaklaşmayın...") tenzihî oldu¬ğunu zannediyordu. Veya "Ve şu ağaca yaklaşmayın..." kavl-i şe-rifındeki işaretin o ağacın bizzat kendisine olduğunu zannetti. Âdem Aleyhisselâm da bizzat ağacın kendisini değil de ayninin gayri olan bir nev'inden (cinsinden yani bizzat kendisinden değil de onun bir cinsinden başka bir ağaçtan) yedi... Halbuki bu işaretten murad, onun nev'i idi (yani tek bir ağaç değil, o ağacın bütün cinsleriydi...)

İpek ve Altın

Rivayet olunduğu gibi: Efendimiz (s.a.v.) hazretleri bir gün eline ipek ve altın aldı ve şöyle buyurdular: Bu ikisi ümmetimin erkeklerine haram; kadınlarına helâldir.

Şeytanın Düşmanlık Tabiatı

Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu "İniniz;" Hitap, Adem Aleyhisselâm, Hazret-i Havva ve onların zürriyetlerinedir. Veya ikisine (yani Âdem Aleyhisselâm, Hazret-i Havva) ve tblîs içindir... Bazınız bazınıza düşman olarak..." Bu kavi-i şerifi "İniniz;" fiilinin failinden cümle-i hâliyyedir. Yani düşmanlar oldukları halde inin, demektir. İblîs'in insan oğluna olan düşmanlık tabiatı, Akreb'in sokup zehirlemek ve Kurdun saldırıp kapmak tabiatı gibidir...

Şeytanın Âdem Aleyhisselâm'a Düşman Olmasının Sebebi

Şeytan, Âdem Aleyhisselâm'a düşman oldu. (Bu düşmanlık), şeytanın melekler arasındaki riyasetinin (reislik, karizma ve başkanlık gibi yükseklik komplekslerinin) Âdem Aleyhisselâm'ın hilâfeti sebebiyle elinden gittiği içindir. Allâhü Teâlâ hazretleri, bize şeytan'a düşmanlığı emretti; çünkü evlâdlar, babalarının düşmanlarına düşmanlık beslerler...

Dünya Hayatı

Ve size yer yüzünde bir karargâh tutmak vardır." Karargâh ve yerleşme yeri vardır. Ve bir nasip almak..."(3/146) Meta ve faydalanmak vardır. Bir zamana kadar..." O ecellerinizin gelip ömrünüzün sona erme zamanına kadar. Âdem Aleyhisselâm üzülüp tasalandı ve bir daha cennete dönemeyeceğini zannetti. (Bunun üzerine Cenab-ı Hak:) Buyurdu ki:" Onda yaşayacaksınız," Yeryüzünde yaşayacak ve geçiminizi sağlayacaksınız. "Ve onda öleceksiniz," Orada kabirlere konulacaksınız. Ve ondan çıkarılacaksınız..." Ceza (ve mükâfat) için... Bu hitabın mazmunundan (içeriği ve manâsından) Âdem Aleyhisselâm, bir daha cennete döneceğini anladı ve böylece Allâhü Teâlâ hazretlerinin vaadiyle teselli oldu.

Âdem a.s.'dan Ders

İmam Kuşeyrî (k.s.) buyurdular: Ve (İmam Kuşeyrî'nin) söyledikleri (sözler) ne güzeldirler! -"Âdem Aleyhisselâm, meleklere gıpta eder oldu. (Halbuki Âdem Aleyhisselâm) 1- Bütün melekler tarafından "Mescûd" (secde olunmuş)... 2- Başında "Vuslat tacı", 3- Cesedinin üzerinde "Keramet elbisesi", 4- Belinde "Kurbet kemeri", 5- Boynunda "Zülfâ gerdanlığı", vardı. Ve; 6- Mahlûkattan hiçbirinin onun üzerinde bir rütbesi yoktu. 7- Yücelikte onun misli bir şahıs yoktu. 8-Her an (ilâhî) nida onun üzerindeydi; (Ona), <oT b "Ey Âdem!" ,oî l 0 "Ey Âdem!" diye hitab-ı ilâhî geliyordu. Âdem Aleyhisselâm o nehyedilen ağaca dokunur, dokunmaz; 1- Elbisesi, kendisinden soyuldu; 2- Ünsiyeti alındı, 3- Mekânı değişti ve 4- Zamanı karıştı. Allâhü Teâlâ hazretlerinin bütün kerametlerle donattığı ve kendisine ikramda bulunduğu kişinin tek bir ma'siyetinin uğursuzluğu cezası bu olunca; acaba bizim çok günahlarımızın uğursuzluğu nasıldır? İmam Kuşeyrî'nin sözleri bitti.

Vuslat

Hafız (k.s.) buyurdular: Ne türlü ve nasıl "vuslat Davâsı'nda bulunayım (bulunabilirim) Gönlüm (ilâhî) kazaya vekil, Tenim de ayrılığa teslim ve mağlûp olmuş iken.

İlâhî Kaza

Allâhü Teâlâ hazretlerinin kazası, herkes üzerinde cereyan eder. İster nebî (peygamber) olsun isterse veli olsun... (Fark etmez...)

Vuslat'ın Yolu Çetrefillidir

(Hafız k.s.) buyurdular: Takva halvetinden yalnız ben dışarı düştüm! Ancak babam (Âdem Aleyhisselâm) dahi bakî cenneti elinden bıraktı.

Manevî Tarakkî

Bil ki: Muhakkak ki Adem Aleyhisselâm, hakikatte "muhabbet ağacı'ndan yedi. Mihnet ağına düştü. Hicret ve ayrılığa sabretmekle emir olundu. Kaybettikten sonra bulmakla' vaad olundu. Bütün olanlar, "sûrî tenzilattan sonra "manevî terakki" için oldu...

Meşakkat Çekmeden Saadet Olmaz

Hafız Şirâzî (k.s.) buyurdular: Sürür, huzur, sevinç ve saadet makamı; Meşakkat ve çile çekmeden hâsıl olmaz. Zira, "Evet!" hükmü, "değil miyim?" ahdi "belâ" hükmüne ve ahdine bağlanmıştır.

İlim Ağacına yaklaşmak

Mücerred ilim ağacına; 1- Mükâşefe, 2- Müşahede 3- Muayene (Makamları) olmadan hiçbir kimsenin kendisine yaklaşması nehyedilmiştir... Çünkü sahibi, hakîkat meyvelerinin lezzetlerinden mahcûb ve mahrumdur. Kişi, ta işinin başından (tarikat, ilim ve irfana başladığı andan itibaren) kendisine ecel gelmeden önce kemâlin zirvesine ulaşmak, onun himmeti ve gayreti olmalıdır...

Berzah Âleminde terakki?

Kişi tarik (ilim ve irfan yolunda olup, kemâlin zirvesine ulaşmadan önce) eğer kendisine ölüm gelirse; Allâhü Teâlâ hazretleri o kişiyi matlûb (ve himmet ettiği) dereceye ulaştırır; velev ki "Berzah" (alemin)de olsa bile...

Tedbîr Ağacı

Yine, hiçbir kimseye "tedbir ağacı"na yaklaşmak gerekmez. Zira takdir zengin ve fakir her kese kâfidir.

Namazın Öğrettikleri

Namazı görmüyor musun? Namaza kalkmak ezelî takdire işarettir. O da işini Allah'a havale etmektir. Rükû, ebedî tedbîre işarettir. O da teslim olmaktır. Secde, fenâ-i külliye yani her ikisinden fena bulmaya işarettir. Bu sıfatların benzerleriyle elbette ahlaklanmak gerekir. Gayenin gayesinde (sonucun sonucunda) ise elbette "fena" gerekir. Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu: Onda yaşayacaksınız..." Yani; 1- Muhabbette, 2- Sıdk u talepte, 3- Sabır ile kurtuluş kapısını çalmanın içinde, 4- Kulluk üzerine sebat etmenin içinde ve, 5- Hakkı talep etmenin içinde, yaşayacaksınız, demektir... Ve onda öleceksiniz," Tarikata yönelmek ve tarikat adımıyla şeriat caddesinde ölürsünüz. Ve ondan çıkarılacaksınız.." Ve ondan hakikat alemine çıkarılacaksınız... Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin şu hadis-i şerifi buna delâlet eder: Yaşadığınız gibi ölürsünüz; ve öldüğünüz gibi dirilirsiniz.

Ağla!

Hafız (k.s.) hazretleri buyurdular: "Ey Hace! (Efendi,) Çalış. Aşktan nasipsiz olma! Zira hünersizlik ayıbı ile, kimse hizmetçi satın almaz. Bizim için zulümât odur ki, yol göstericilik etmektir. Bir gece yarısı duasına çalış, Seher vakti göz yaşına çalış.

Takva Elbisesi

Yüce Meali:

Ey Âdemoğullarıl Bakın size çirkin yerlerinizi örtecek libas/giyecek indirdik, hil'at indirdik. Fakat takva elbisesi, o hepsinden hayırlı... Bu işte, Allah'ın âyetlerinden... gerektir ki düşünür ibret alırlar. Ey Âdemoğulları! Babanızla ananızı çirkin yerlerini kendilerine göstermek için ikisinin de elbiselerini soyarak Şeytan cennetten çıkardığı gibi, -sakının- sizi de belâya uğratmasın. Çünkü o ve kabilesi, sizi, sizin kendilerini göremeyeceğiniz cihetten görürler. Biz o şeytanları, o kimselerin velileri/dostları kılmışızdır ki îmâna gelmezler.

Tefsîr-i Şerifi:

"Ey Âdemoğulları!" Hitap bütün insanlaradır. Sebeb-i Nüzul Rivayet olundu: Muhakkak ki Arablar, Beytüllâhı çıplak olarak tavaf ediyorlardı. Ve (kendilerini savunmak için): Biz, günah işlediğimiz elbiseler içinde tavaf etmeyiz!" diyorlardı. İşte bunun üzerine bu üç âyet-i kerime nazil oldu; Ey Âdemoğulları! Bakın size çirkin yerlerinizi örtecek libas/giyecek indirdik, hll'at indirdik. Fakat takva elbisesi, o hepsinden hayırlı... Bu işte, Allah'ın âyetlerinden... gerektir ki düşünür ibret alırlar. Ey Âdemoğulları! Babanızla ananızı çirkin yerlerini kendilerine göstermek için ikisinin de elbiselerini soyarak Şeytan cennetten çıkardığı gibi, -sakının- sizi de belâya uğratmasın. Çünkü o ve kabilesi, sizi, sizin kendilerini göremeyeceğiniz cihetten görürler. Biz o şeytanları, o kimselerin velileri/dostları kılmışadır ki îmâna gelmezler. Ve bir edebsizlik yaptıkları zaman da: "Atalarımızı böyle bulduk ve bize bunu Allah emretti" derler. Deki: -"Allah, edebsizliği emretmez, bilmediğiniz şeyleri Allah'ın üzerine mi atıyorsunuz?. (KavH şerifleri) sonuna kadar nazil oldu.

Elbiseler Yağmur Suyundandır

"Bakın sîze libas/giyecek indirdik," Yani sizin için yarattık; onu gökten indirmek sebebiyle; o indirilen yağmur suyudur. 0 gök (yağmur) suyu sebebiyle yeryüzünde pamuk ve keten yeşerdi. Ve elbise ve giyecek olan hayvan yünleri ve (hatta) hayvanların ayakta kalabilmeleri yine gökten inen sudandır...

Semavî Tedbirler

Bil ki: semâ, faildir; yeryüzü ise kabul edicidir. Arzî hâdiseler, semâya mensupturlar. Yeryüzünde olan her şey, semavî tedbirlerle olmaktadır... (3/147)

Avret Yerlerini Açmak

"Çirkin yerlerinizi örtecek..." Avret yerlerinizi örtecek, demektir. Örtecek elbisenin bulunmasına rağmen kişinin avret yerini açması, çirkinlerin en çirkinidir. Avret yerlerini örtecek elbiseleri (ve imkânları) var iken; avret yerlerini açanlar, şeytan tarafından iğvâ edilmiş ve aldatılmış kişilerdir. Şeytan Âdem Aleyhisselâm ile Hazret-i Havva'ya iğvâ verip, onların çirkin yerlerinin açılmasına sebep olduğu gibi... Şeytanın şerrinden Allâhü Teâlâ hazretlerine sığınırız...

İki Elbise

Ve (indirdik)" Bu kavl-i şerif, kendisinden mevsûfu hazf olunup, sıfatı makamına ikâme ediien cümle kabiiindendir. Sanki şöyle denildi: Tüy elbise" yani tüy, ziynet sahibi ve kendisiyle süslendiğiniz elbise demektir. Ziynetten tüy kelimesiyle tabir olundu, (süs, tüy kelimesiyle ifâde edildi ve böylece) kuş tüyüne benzetilerek tabir edildi. Çünkü tüy, kuşların ziyneti ve süsüdür; elbise Âdem oğlunun süsü olduğu gibi... Sanki şöyle denildi: Sizin üzerinize iki elbise indirdik: 1-Çirkin (avret) yerlerinizi örten elbise, 2- Ziynet elbisesi, sizi süsleyen elbise...

Ziynet Maksadıyla Elbise Giymek

Muhakkak ki ziynet, güzel ve sahih bir maksattır. Nitekim Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu: Hem binesiniz diye, hem de zînet olarak atları, katırları, merkepleri de yarattı ve bilemeyeceğiniz daha neler yaratacak.

Zâhidlere Göre Elbisenin Kumaşı

Hüseyin el-Kâfişî (k.s.) (Fârisî olarak) buyurdular: İmam Zâhid tefsirinde buyurdu ki, elbise o dur ki, Pamuktan.tüyden, ketenden, yünden olmalıdır.

Takva Elbisesi Daha Hayırlıdır

Fakat takva elbisesi," Yani Allâhü Teâlâ hazretlerinin korkusu... Bu kavl-i şerif mübtedâ 'dır. Haberi ise şu kav şeriftir: 0 hepsinden hayırlı..." Bu kavl-i şerifte takva, giyilen (elbise gibi) şeylere benzetildi. Zira takva, sahibini örter, onu kendisine zarar verecek şeylerden muhafaza eder; elbise de sahibini muhafaza ettiği gibi.

Takva Elbisesi Nedir?

Katâde (r.h.) ve Süddî (r.h.) buyurdular: O (yani takva elbisesi,") sâlih amellerdir. Çünkü sâlih ameller, kişiyi cehennem azabından korur. Sanki, "Takva elbiseden daha hayırlıdır" denildi. Zira Fâcir kişi, her ne kadar güzel elbiseler içinde olsa bile avret yerleri ortadadır...

Hayâsızlar Çıplaktırlar

Şâir ne güzel buyurdu: Sanki ben; Hayası ve emâneti (güvenliği) olmayan kişiyi; Kavmin (topluluğun) ortasında çıplak görüyorum!"

Hüner Elbisesini Giymek Gerek

Hafız (k.s.) buyurdu: Hakikî Kalenderler, yarım arpaya almazlar, O hüner ve marifetten yoksun kişinin ipek kaftanını.

İnce Elbise Giymek

Fârisî Tefsir'de buyuruldu: Fakat takva elbisesi," Takva örtüsü ve elbisesi yani o elbise ki , tevâzûdan dolayı giyilendir. O da yünden imal edilmiş olan elbisedir. Ve kaba elbisedir. O hepsinden hayırlı..." Yumuşak elbiselerden daha iyidir. Hadis-i şerifte buyuruldu: Kimin elbisesi ince olursa; onun dini de ince olur.

İlk Yün Elbise Giyen Kimdi?

Denildi ki: (Tarihte) ilk defa yün elbise giyen Âdem Aleyhisselâm ile Hazret-i Havva'dır. Cennetten çıkarıldıkları zaman, yün'den imal edilmiş elbise giydiler...

İsa a.s.'ın Elbisesi

İsa Aleyhisselâm kıldan İmal edilmiş elbise giyerdi. Ağaçtan yerdi. Ve dilediği yerde gecelerdi.... Yün ve kıl elbise giymek, tevazu alâmeti değildir... Sadece bunda miskinlere (fakirlere) benzemek vardır.

Akıllı Kişi

Halbuki akıllı kişi: Sâlihlerin tercih ettiklerini tercih edendir."

Samur Kürk Giymek

Sâib (r.h.) buyurdu: Sırtı sıcak eden o derleme kürkü görmedi. Aşk ile görmedi. Zira, Samurun nazı için; Sincânın minnetini çekme..."

Zahirî ve Bâtınî Elbiseler

Bil ki, insanın cüzlerinden her bir cüz'ün kendisini kötülüklerden ve çirkinliklerden koruyan bir elbisesi vardır. Bu cüz; insanın zahirinde ve bâtınında olur. Şeriat elbisesi, zahirde, şerîat hükümleriyle, insanın çirkin fiillerini örter (kötü işleri yapmaktan korur...) Tarikat edepleri ve elbisesi ise Nefsânî ve hayvânî kötü sıfatlardan örter ve korur.

Letâif in Elbiseleri

Takva ise, Kalb, Ruh, Sır, Hafî (ve ahfâ)'nın elbisesidir... "Kalbin elbisesi", takvadan Mevlâ Teâlâ hazretlerini talep etme yolunda sıdk-u samimiyet sahibi olmaktır. Bu kendisini dünyanın tabiatında ve içinde olanlardan muhafaza eder... "Ruh'un elbisesi", takvâ'dan hakkın muhabbetidir. Mevlâ'dan gayri ile taallukun kötülüğünden ve çirkinliğinden muhafaza eder. "Sırrın Elbisesi", Likaa'nın (mülâki olmanın ve karşılaşmağın) çeşitlerinin şuhûdudur. Kişi, sırrın elbisesiyle mâ sivallâhı (Allâhü Teâlâ hazretlerinin gayrisini) görmek çirkinliğinden korur. "Hafinin Elbisesi", Hakkın hüviyetiyle beka bulmaktır. Sahibini halkın hüviyetinin çirkinliğinden muhafaza edip örter... Yani tayin edilen bütün şeyleri izmihlal edip; dağıtmalı ve bütün hicap ve perdeleri yırtmalıdır. Vücût sırrından geçmelidir. O zaman; "Kimin mülk bugün? Kahhârın vahdet odasından başka cilve kalmaz...

Mülk'ün Mâliki O'dur

Ne güzel buyurmuşlar: Mülkün Mâliki O'dur. Onun kendisi Mâliktir. Ondan başka her şey helak olacaktır. Allah'tan gayri her şey bâtıldır. Muhakkak ki Allâhü Teâlâ hazretlerinin fazl-ü kerimi sürekli yağan ve her şeyi kuşatan bir yağmurdur. Helak geldiğinde ondan başkası varlık ve yokluktur. Varlık ve yokluk hepsi ondan olmaktadır... (3/148) Delillerden İbret Alın Bu işte," Yani elbiselerin indirilmesi, Allah'ın âyetlerinden..." Allâhü Teâlâ hazretlerinin fazl ü kerem ve rahmetine delâlet eden âyetlerdendir. Gerektir ki düşünür ibret alırlar." Böylece Allâhü Teâlâ hazretlerinin nimetini bilirler. Zira elbiseleri indirmek sebebiyle Allâhü Teâlâ hazretleri, onları yapraklan üstüste koyup örtünmekten müstağni kıldı. (Artık böyle bir şeye ihtiyaçları kalmadı...). Veya düşünürler, elbiseleri indirmesinden öğüt alırlar ve avret yerlerini açmanın çirkinliklerinden korkarlar.

Ruhlar Âlemi

-"Esrârü'l-Muhammediyye" isimli kitapta buyuruldu: Ruhları yükleyen âlemde ne bir ev yapacak bir yer ve ne de bir zaviye kurulacak; hiçbir yer yoktur. Ruhları yükleyen âlem; ancak Allâhü Teâlâ hazretlerinin bildiği bir şeyle (ve hâl) ile ma'mûrdur. Ve rabbinin ordularını ancak kendisi bilir.

Halvette Avret Yerini Açmak

Hüccetü'I-îslâm (İmam Gazâlî k.s. hazretleri) "Mi'râcü's-Sâlîkiyn" isimli kitabında buyurdular: Buna delil şudur: Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, halvet halinde tesettürü (örtünmeyi) emretti ve erkeğin kadınına çıplak olarak cima etmemelerini emretti..

Göle Tesettürlü Girmek

Hazret-i Hasan, Hazret-i Hüseyin ve Abdullah bin Cafer hazretleri, (herhangi bir göl suyuna çimmek için girdiklerinde) o suda yaşayanlara karşı tesettürlü bir şekilde üzerlerinde don olduğu halde suya girerlerdi... Hikaye (tesettür) Ahmed bin Hambel (r.h.) hazretlerinden hikâye olunur. Buyurdular: (Gençliğimde) ben, soyunup suya giren bir cemaat ile beraberdim. Ben Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin şu haberiyle amel ettim. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular: -"Kim Allah'a iman ediyor ve âhiret gününe inanıyorsa; peştamalsız olarak hamama girmesin. Bu hadis-i şerif ile amel ettim. Soyunmadım. O gece bir rüya gördüm. Sanki biri bana şöyle sesleniyordu: "Müjdelen (sevin) ey Ahmedl Efendimiz {s.a.v.) hazretlerinin sünnetiyle amel etmenin bereketi ve sebebiyle Allâhü Teâlâ hazretleri, seni bağışladı." Ona; Sen kimsin?" dedim. O; Ben Cebrail'imi Allâhü Teâlâ hazretleri seni (mezhepte) imam kıldı. Sana tabi olunacaktır!" buyurdular....

Şık ve Temiz Giyinmek Aklı Nurlandınr

Şiratü'l-îslâm (kitabın)da buyuruldu: Elbise giyerken (kişi), 1- Avret mahallini örtmek, 2- Bedendeki ayıpları örtmek, 3- O elbiseyle süslenmek, 4- Ve İslâm ehline sevimli görünmek, 5- İslâm'ı iyi temsil etmek (Müslüman olmayanlara İslâm'ı sevdirmek) için giyinirse; 6- Bu giyinmede nefsin bir haz, zevk ve nasîbi olmaz. Muhakkak ki bu niyetle (en yakışır bir şekilde) giyinmek, saf ve berrak kılar ve aklı her türlü keder ve kirlilikten temizler ve nurlandınr. Zira Müslüman kişi (şık ve temiz giyinmekle) nefsin nevalarından hiçbir şey, ona şaibe veremez. Ve Müslüman kişi, bu niyetle (şık, temiz ve güzel) giyinmekle ecir ve sevap alır.

Behîmi Ameller Nedir?

Denildi ki: Behîmî (hayvânî) amel, niyetsiz olan amellerdir. Akıllı kişiye düşen vazife, (bütün) himmetini toplamak ve gizlilik hâlinde bile Allâhü Teâlâ hazretlerinden gayrisini asla zikr etmemektir.

Şeytanın Fitnesinden Korunun

Ey Âdemoğullarıî -sakının- Şeytan, sizi de belâya uğratmasın" Yani şeytan sizi, fitne ve mihnete düşürmesin; vesvese ve iğvâsiyla sizin cennete girmenize mâni olmak sebebiyle sizi belâ'ya uğratmasın, demektir. Babanızla ananızı cennetten çıkardığı gibi," Mahzûfbir masdarm sıfatıdır. Yani şeytan, babanız Âdem Aleyhisselâm ile anneniz Hazret-i Havva'ya iğvâ verip onları fitneye düşürerek; cennetten çıkarttığı gibi, sizi de fitneye düşürmesin, demektir. Şeytan, hileleriyle Âdem Aleyhisselâm'ın ayağını kaydırmaya kaadir olduğuna göre; elbette o Âdem Aleyhisselâm'ın evlâdının ayaklarını kaydırmaya evleviyetle (haydi haydi ve böylece onları) zelle ve günaha düşürmeye gücü yeter... Bundan dolayı, şeytanın vesvesesini kabul etmekten kaçınmak size (yani Âdem oğlunun üzerine) vacip oldu. Lafızda nehi şeytan içindir. Manâsı: Allâhü Teâlâ hazretleri onları şeytana tabi olmak ve şeytan ile fitneye uğramaktan nehyetti, demektir. Bu manâ, "Şeytanın fitnesini kabul etmeyin" demekten daha belîğ ve daha tesirlidir... hât'dir. İkisinin de elbiselerini soyarak..." Bu kav şerif, ebeveyn (anne ve babanız) lafzından

Tırnaktan Elbise

İbni Abbâs (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu. (Buyurdular): İkisinin (Âdem Aleyhisselâm ile Hazret-i Havva'nın) elbiseleri, tırnaktandı. Veya elbiseleri tırnağa benziyordu. Elbiseleri, tırnağın yaratılışı gibi üzerlerinde yaratılmıştı. Elbisenin soyulması, şeytana İsnâd edildi. Halbuki bununla beraber, onların elbiselerini bizzat eliyle üzerlerinden soyup alan kişi, değildir. Bu, şeytanın onların elbiselerinin soyulmasına sebep olmasından dolayıdır... Çirkin yerlerini kendilerine göstermek için." Şeytan, ikisinin avret yerlerini kendilerine izhâr edip göstermek için onları fitneye düşürdü. Âdem Aleyhisselâm ile Hazret-i Havva, (şeytanın bu fitnesinden) önce kendi avret yerlerini görmemişlerdi. Ve biri diğerinin de avret yerini görmüş değildi...

Haya Duygusu

Rivayet olundu: Âdem Aleyhisselâm, uzun boylu bir kişiydi. Sanki upuzun bir hurma ağacıydı. Başının saçları sıktı. Hataya düştüğünde, ayıp yerleri ortaya çıktı. Daha önce onları görmemişti. Âdem Aleyhisselâm (utancından) cennetten kaçmaya başladı. Cennet ağaçlarından bir ağaç ona arzetti ve onu yapraklarıyla örttü. Âdem Aleyhisselâm, ağaca: Beni gönder!" dedi. Ağaç: Ben gönderici değilim (seni göndermeye gücüm yetmez) dedi. Bunun üzerine Rabbi kendisine nida etti: Ey Ademî Benden mi kaçıyorsun?" Âdem Aleyhiselâm: Hayır! (Ya Rabbi), lakin ben utanıyorum!" dedi.

Şeytanlar İnsanları Görürler

Çünkü o,"Yani şeytan... Veya zamir i şândır. O ve kabilesi sizi görürler." Şeytanın ordusu ve züriyyeti... Sizin kendilerini göremeyeceğiniz cihetten..." (narf-i cerh) görmenin gayesine ibtidâ içindir, "cihet" kelimesi görmenin sona ermesi için zarf-ı me¬kândır.

Düşmanın Böylesi

Fârisî olarak manâsı şöyledir: Sizin onları görmediğiniz yerde onlar sizi görüyorlar yani onların cisimleri gayet ince ve latîftir. Sizin nazarlarınıza gelmez. Sizin bakmanızla görülmezler. Fakat onlar ise, sizin kesif ve kalın olan cisimlerinizi vasıtasız olarak rahatlıkla görmektedirler. Onun için böyle bir düşmandan korunmak elbette lazımdır...

Şeytana Hırsızlama

Mesnevî'de buyuruldu: Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, Kur'ân-ı kerimden okudular ki: Şeytanlar insanın halinden sır ve koku alırlar. İnsanların bilmediği öyle bir yoldan alırlar ki, Bu, hislerle ve benzerleriyle anlaşılmaz... Şeytanların her zaman içimize girdikleri Hırsızlama yolları vardır. Şeytanlar bizlere zarar verip durmaktadırlar. Pencere aralıkları onlara perdesiz açık..." (3/149)

Şeytanları Görmek?

Şeytanlar, bizi görürler. Onların bizi (hep) görmeleri cihetiyle biz bazen (yani fı'1-cümle) onları görmeyiz... Yani bazı hallerinde biz onları görmeyiz. O da şeytanların aslî suretleri üzerine oldukları zamandır. Şeytanlar bizim için temessül edip (bize görünecek bir hale büründüklerinde) bizim onları görmemizin mümteni' olması gerekmez. (Yani o hallerde biz, şeytan ve cinleri gözlerimizle görürüz...) Bazı insanların cinleri açıkça alenî olarak gözleriyle gördükleri tevatür yoluyla geldiği (ve rivayet edildiği) gibi... "Akâmüi-Mercânfî Ahkâmi'1-Cânn" isimli kitabda buyuruldu: 1-Eğer Allâhü Teâlâ hazretleri, onların cisimlerini kesîf yapar ve bizim gözlerimizin şualarını da kuvvetlendirirse elbette o takdirde biz şeytan ve cinleri görebiliriz... 2- Veya eğer Allâhü Teâlâ hazretleri, şeytan ve cinlerin cisimlerini kesîf yapar ve bizim gözlerimizin şualarını da onların oldukları hallerin üzerinde olursa, hiç kuvvetlendirilmeksizin yine de onları görebiliriz... Görmüyor musun ki, rüzgar, ince ve latîf olduğu müddetçe biz onu göremiyoruz. Yine görmüyor musun ki, rüzgara toz (ve duman gibi şeyler) rüzgara karıştığında onları görebiliyoruz...

Şeytan İnsanın Damarlarında Dolaşır

Onların (şeytanların) bedenlerimize girmesine mâni olunmaz; rüzgar bedenlerimize girdiği gibi (şeytanlar da bedenlerimize girerler...) Ve tereddüde düşüren o nefis ki bedenlerimizde olan o ruh, geçit, seyreltme ve yol bulduğunda bedenlerimizde dolaşır...

Sara Hastalığına Şifâ

Sara hastalığına tutulan kişinin iyileştirilmesi ve cinleri ondan kovmak için bazen dövmeye ihtiyaç olunabilir.... Atılan bu dayaklar, (o kişiye musallat olan) cinnin üzerinde vaki olur. Sara hastalığına tutulan kişi, dayaklann acısını hissetmez Eğer o dayaklar, o insanın üzerinde vaki olmuş olsaydı; elbette insanı öldürürdü.

Cinler Taşların îçine Girebilirler mi?

Şeytan ve cinlerin taşlara girmesi de caizdir. Seyreltme olduğu zaman, taşın içine hava girmesi caiz oluğu gibi... (Eğer bir yere hava giriyorsa, oraya şeytan ve cinlerin girmesi de mümkündür...)

İnsanın İçine Şeytan ve Cinlerin Girmesiyle İnsan Yanmaz

Sual: Eğer Âdem oğlunun cesedine cin girecek olursa; o zaman onun için cisimler girmiş olur o takdir de elbette insan yanar? Cevap: Derim ki: Latîf olan cismin, kesif olan cismin geçitlerine ve içine girmesi caizdir. Bu diğer cisimlerin içinde bulunan hava gibidir... Bu değişik cevherlerin (ve atomların) bir mekanda ve yerde toplanmalarına götürmez. Zira bu, mücâveret (atomların ve cevherlerin) yakınlaşmaları yolu ile bir içtimâ (bir araya gelme) değildir; (yine toplanma) hulul yolu ve şekli üzerine değildir. Cin ve şeytanlar, bizim içimize, ince bir cismin zarfların içine girmesi gibi girerler...

İnsan Ne Kadar Toprak İse Cinde 0 kadar Ateştir

Cinlerin kendisi yakıcı ateş değildir. Belki onlar asıl ateşten yaratıldılar. Âdem oğlu topraktan yaratıldığı gibi. Nispet galip olan cüz itibariyledir...

Cinlerin İnsanları Göremediği Makam

"Bahrû'I-Hakâik isimli kitapta buyuruldu: Bu kavl-i şerifte şu işaretler vardır: Şeytanlar ve cinler, ancak sizleri, beşeriyet hasebiyle görürler. Hayvanı sıfatların menşeî olan beşeriyet yönünden sizi görürler, demektir. Siz bu (hayvânî sıfatlar sebebiyle) onları görmekten rnahcûbsunuz. (perdelisiniz); yoksa isimlerin ve marifetin ilimlerinin menşei olan ruhâniyet bakımından değil... Bu makamda ise muhakkak ki onlar (şeytanlar ve cinler) sizi göremezler ve sizler, ruhanî nazar (ve bakışlarınızla rahatlıkla) onları görürsünüz, Bahru'l-Hakâik'in sözleri bitti.

Zorlu Düşman

Sonra Allâhü Teâlâ hazretlerinin, Çünkü o sizi görüyor." Kavl-i şerifi, nehyin illetini (ve sebebi) için;'onun zorlu bir düşman olduğunu beyan ederek ve önün zararlarından sakınmanın beyân etmektedir... Zira kendisi seni gören ve senin ise kendisini göremediğin düşman, gerçekten ondan emin olmak çok zordur; Allâhü Teâlâ hazretlerinin koruması olmadıkça kişinin ondan halâs bulup (fitnesinden kurtulması) mümkün değildir. Akıllı kişiye gereken, büyük bir sakınma ile şeytanın şerrinden ve zararından korunmaktır.

Görülmeyen Düşman ile Savaşın

Sual: Eğer denilirse, Biz onlarla (şeytanlarla) nasıl savaşalım ve onlardan nasıl korunabiliriz? Halbuki biz onları göremiyoruz? Cevap: Biz, onların şahıslarıyla (dövüşmek suretiyle) savaşmakla emir olunmadık... Ve ancak bizler, şeytanların; 1- Vesveselerini defetmek, 2- Onların kalblerimize ilka edip koydukları şeyleri, Allâhü Teâlâ hazretlerine sığınmak suretiyle kabul etmemekle emir olunduk....

Şeytanın Hilesi Zayıftır

Rivayet olundu: Zünnûn-i Mısrî (k.s.) buyurdular: Eğer şeytanın kendisi seni görüyorsa; senin onu görmediğin cihetten; (iyi bil ki) muhakkak ki Allâhü Teâlâ hazretleri de onu görüyor; onun Allâhü Teâlâ hazretlerini görmediği cihetten.... Bundan dolayı sen şeytana karşı Allâhü Teâlâ hazretlerinden yardım iste! Muhakkak ki şeytanın hilesi çok zayıftır...

Şeytanın Dostları?

Biz o şeytanları. o kimselerin velileri/dostları kilmışızdır ki îmâna gelmezler." Onların aralarına terkedilmişlik ve azgınlık icâd etmenin münâsebeti ve suretiyle bazıları bazılarına en yakın oldular ve onlara iğvâ verip azıttılar. Evliya, "veli" kelimesinin cemiidir. 0 da dost ve yakın arkadaş" manâsına olup; düşmanın zıddıdır. Bu kelime "Arkadaş ve dost edindi" demektir.

Şeytanın Dost Ve Düşmanları

Vehb bin Münebbih (r.h.) hazretlerinden zikredildi. Buyurdular ki: Allâhü Teâlâ hazretleri. Şeytana, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine gitmesini ve Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin kendisine sorduğu her suâle doğru cevâp vermesini emretti. Şeytan da elinde değnek olan ihtiyar bir kimse suretinde Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine geldi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, ona sordu: Kimsin sen?" O: Ben İblisim!"dedi. Sordular: Niçin geldin?" Şeytan: Allâhü Teâlâ hazretleri, 'sana gelmemi senin sorduğun her suâle cevâp vermem ve sana haber vermemi,' bana emretti," dedi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri sordular: Benim ümmetimden senin kaç düşmanın var?" Şeytan: On beşi" dedi. Ve onları saymaya devam etti. 1. Birincileri sensin. 2. Âdil imâm (idareci), 3. Mütevâzi olan zengin, 4. Doğru tüccar, 5. Hüşû' duyan (Allah'tan korkan ve mütevâzi) alim, 6. Nasihat eden mü'min, (3/150) 7. Kalbinde merhamet olan mü'min, 8. Tevbesinin üzerinde durup sebat eden kişi, 9. Haramdan sakınan (verâ sahibi), 10. Taharet (temizlik ve abdeste) devam eden mü'min, 11. Çok sadaka veren mü'min, 12. İnsanlarla olduğu zaman ahlakı güzel olan mü'min, 13. İnsanlara faydalı olan mü'min, 14. Kur'ân-ı Kerîmin hâmili (ezberleyen ve onun sorumluluğunu yüklenen) ve ona (hizmet etmeye ve okumaya) devam eden kişi, 15. İnsanlar, uyurken geceleri kıyamla (uyanık ve namaz kılmakla) geçiren kişilerdir," dedi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, yine şeytana sordular: -"Benim ümmetimden senin dost (ve arkadaşların kişidir?" Şeytan: "On kişidir!" dedi. Ve saymaya devam etti: 1. Zulümkâr sultan (idareci), 2. Kibirli zengin, 3. Hain tüccar, 4. İçki içen, 5. Koğuculukyapan, 6. Gösteriş sahibi (riyakâr), 7. Faiz yiyen, 8. Yetimin malını yiyen, 9. Zekata mâni olan (zekâtı vermeyen, zekâtı verilmesi gereken yerlere vermeyen ve kendisine zekât almak düşmediği halde zekât alan ve böylece Müslümanların zekâtına mâni olan), 10.Tûl-u emel (uzun emel) sahibi olan kişilerdir." İşte bu kişiler, benim ashabım, (dostlarım) kardeşlerimdirler.

Küfür Ehli ve Şeytan

Bundan zahir olup anlaşıldı ki, şeytanlar, küfür ehlinin dostları oldukları gibi, şeytanlar aynı zamanda, ma'siyetleri sebebiyle küfür ehlinin hükmünde olan kişilerin de evliya ve dostlarıdırlar. Allâhü Teâlâ hazretlerinden inayet ve tevfîk dileriz...

Hikaye (Şeytana Karşı İnsanlar?)

Hikâye olunur: Habîs Şeytan Yahya bin Zekeriyya Aleyhisselâm'a göründü. Ona; Sana nasihat etmek istiyorum!" dedi. Yahya Aleyhisselâm; Sen yalan söylüyorsun! Sen bana nasihat etmezsin! Lakin bana Âdem oğullarından haber ver?" dedi. Şeytan; Âdem oğullan, bizim yanımızda üç sınıftır. Amma onlardan birinci sınıf: Bize sınıfların en şiddetlisidirler. Onu fitneye (ve günaha) düşürmeye yöneliriz. Onu fitneye düşürürüz ve ona yerleşiriz. Sonra o kişi, kendisine gelip, Allah korkusundan titrer ve hemen tevbe ve istiğfar eder. Bizim onda idrak ettiğimiz her şeyi bizim aleyhimize bozar (bütün çalışmalarımız boşa gider...) Sonra biz ona bir daha döneriz; o da tevbe ve istiğfara döner. Ve biz ondan hacetimize ulaşamayız. Fakat ondan ümit de kesmeyiz... İşte biz (şeytanlar) böyle kişilerin elinden yorgun ve bitkin düşeriz... Amma ikinci sınıf: Bunlar bizim elimizde, çocuklarınızın elindeki top gibidir. Biz onları dilediğimiz tarafa çeviririz (yani istediğimiz gibi onlarla oynarız...) Amma son sınıf ise, bunlar senin gibi ma'sûm olanlardır. Biz onlardan hiçbir şeye kaadir olamayız..." dedi.

Leziz Yemek?

Bundan sonra Yahya Aleyhisselâm ona sordu: Sen benden bir şeye kaadir olabildin mi hiç?" Şeytan: Hayır! Ancak bir kere sana gücüm yetti! (Yahya Aleyhisselâm, hayretle sordu: Nedir o?" şeytan devam etti.) Bir defasında sana bir yemek takdim olunmuştu. (Senin önüne bir yemek getirilmişti.) Sen ondan yedin. Ben o yemeği sana leziz göstermeye devam ettim. Senin iştahın çekti ve sen istediğinden daha çok yedin... Böylece o gece, daha önceki gecelerde olduğun gibi ayni saatte (gece namazına ve teheccüde) kalkamadın..." Yahya Aleyhisselâm: Hiç şüphesiz bundan sonra artık kesinlikle doyuncaya kadar yemeyeceğim!" dedi. Şeytan da ona; Senden sonra hiçbir âdeme (insana) asla nasihat etmeyeceğim!" dedi.

Fâsıkın Cömertliği

Şeytan yine kendi aslî suretinde Hazret-i Yahya bin Zekeriyya Aleyhimâ's-selâm ile karşılaştı. Yahya Aleyhisselâm şeytana; Bana haber ver! İnsanların içinde sana en sevimli kimdir? Ve insanlardan en çok buğzettiğin kişiler kimlerdir?" Şeytan: Ben en çok cimri mü'mini severim! Ve insanlardan bana en kötü ve en çok buğzettiğim kişi ise, cömert fâsıktır..." Yahya Aleyhisselâm ona sordu: Bu nasıl olur?" Şeytan: Çünkü cimri adamın cimriliği bana yeterlidir! Fâsık olan cömert ise, Allâhü Teâlâ hazretlerinin onun cömertliğine muttali olması onun yapmış olduğu cömertlik sebebiyle ona hidâyet nasip etmesi ve onu kendisine yöneltmesi ve ona velayet mertebesini vermesinden çok korkarım! dedi. (Şeytan bütün bu açıklamalarından sonra da) Eğer sen Yahya olmamış olsaydın; gerçekten sana bunu haber vermezdim!" dedi. Âkâmü'l-Mercân fî Ahkâmı'1-Cân isimli kitapta bu böyledir.

İslâm Dışı Örfler

Yüce Meali:

Ve bir edebsizlik yaptıkları zaman da: "Atalarımızı böyle bulduk ve bize bunu Allah emretti" derler. De ki: Allah, edebsizliği emretmez, bilmediğiniz şeyleri Allah'ın üzerine mi atıyorsunuz? De ki: "Rabbim, adalet ve insafı emretti; hem her mescidde yüzlerinizi doğru tutun ve O'na dini mahzâ O'nun için hâlis kılarak-ibâdet edin. Sizi ibtida/evvelce O yarattığı gibi, yine O'na döneceksiniz. Bir kısmına hidâyet buyurdu, bir kısmına da dalâlet hak oldu. Çünkü bunlar, Allah'ı bırakıp şeytanları evliya ittihaz ettiler... Bir de kendilerini hidâyette zannederler.

Tefsîr-i Şerifi:

Ve yaptıkları zaman," Yani Kureyş kâfirleri yaptıkları zaman; Bir edebsizuk,' Çirkinlikte son bulan bir işi yaptıkları zaman. 1 - Putlara tapmak, 2- Avret yerlerini açmak, 3- Tavafta avret yerlerini açmak 4- Ve benzeri çirkin işleri yaptıklarında (kendilerini savunmak için): Dediler," Kendilerini o işlerden nehyedenlere cevaben dediler. (Bununla kendilerine göre) iki işin güzelliğine delil ve hüccet getirdiler. Birincisi: Babalarını (ecdadını körü körüne) taklittir. Bu onların şu sözleridir: Atalarımızı böyle bulduk..." ikincisi: Allâhü Teâlâ hazretlerine iftira etmeleridir. Bu onların şu sözleridir: Ve bize bunu Allah emretti. Fesadının zahir olmasından dolayı; Allâhü Teâlâ hazretleri, onların birinci hüccetlerini reddetmekten yüz çevirdi. Zira butlanın üzerine delilin kaaim olduğu bir işte, deli! olarak taklîde asla itibâr edilmez. Her ne kadar taklit bunun gayrisinde muteber olsa bile... Allâhü Teâlâ hazretleri, ikincisini (yani onların, Ve bize bunu Allah emretti..." sözlerini) reddetmek için buyurdu: Allah, edebsizliği emret¬mez," Zira Allâhü Teâlâ hazretlerinin âdeti, fillerin (işlerin) en güzelini emretmek ve hasletlerin en değerli ve en kerimine teşvik etmek üzere cereyan etti... Bilmediğiniz şeyleri Allah'ın üzerine mi atıyorsunuz?"

İlâhî Hükümleri Öğrenmek

Bu şundandır, çünkü ilmin yolu: {yani ilâhî hükümleri ve dini öğrenmenin yolu vahiydir... Vahyin de insanlara gelmesinin iki yolu vardır.) 1-Ya Allâhü Teâlâ hazretlerinden işitmektir. Başlangıçta yani bir tavassut-aracı olmaksızın, Allâhü Teâlâ hazretleri, kendilerine bunu emrettiğini tebliğ eden bir peygamberin aracılığı olmaksızın, demektir. Halbuki bunun olmadığı zahir (gün gibi aşikârdır...) 2-Ya da peygamberlerin vasıtasıyla öğrenmektir. Halbuki müşrikler, mutlak olarak peygamberlerin peygamberliğini inkâr etmektedirler. Bundan dolayı onlar için, Allâhü Teâlâ hazretlerinin hükümlerini öğrenme yolu yoktur. İşte böylece onların; Ve bize bunu Allah emretti..." sözü onların bilmeden Allâhü Teâlâ hazretlerinin üzerine attıkları bir söz olmuş oldu. O da yani emredilen. Bilmediğiniz şeyleri Allah'ın üzerine mi atıyorsunuz?" kavl-i şerifinin tamamıdır. Hemze vâki olan inkâr, onun çirkinliğini göstermek içindir.

İşârî Manâlar

Bu âyet-i kerimede şu işaretler vardır: Ve bir edebsizlik yaptıkları zaman. Muhakkak ki, "Ebebsizlik ve fuhuş. 1- Dünyayı talep etmek, 2- Dünyayı sevmek, 3- Dünyayı toplamaya haris olmaktır... Zira muhakkak ki ebepsizliğin en büyüğü (kötülüklerin en kötüsü) Dünyâ sevgisidir. Zira,

Dünya Sevgisi Bütün Hataların Başıdır.

Manâsı, gaflet ehli olanlar, dünyayı ve dünyanın ziynetini istemeye düştüklerinde ve şeytanların, telkini, tedbiri ve onlara süslü göstermesiyle onunla faydalanıp kaldıkları zaman: bir davet edici onları; 1- Allâhü Teâlâ hazretlerine, 2- Allâhü Teâlâ hazretlerinin rızâsını talep etmeye, 3- Dünyayı terk etmeye, 4- Ve dünyayı talep etmeyi terk etmeye davet ettiği zamanda; ıftnifcîi tfj£.j ijte "Dediler: "Atalarımızı böyle bulduk..." Yani dünya muhabbeti ve şehvetinin üzerinde bulduk Ve bize bunu Allah emretti" Helal kazanç sebebiyle onu talep etmeyi bize emretti De ki: "Allah, edepsizliği emretmez," Yani Allâhü Teâlâ hazretleri, dünya sevgisini ve dünya malını toplamaya haris olmayı emretmez. Allâhü Teâlâ hazretleri, ancak vücudu kuvvetle ayakta tutabilmeye zaruretinin ihtiyacı kadar helal maldan kazanmayı emreder. Elbiseler, kulluk hakkını edâ etmek içindir... Bilmediğiniz şeyleri Allah'ın üzerine mi atıyorsunuz?" Yani siz âfetini ve vebalini bilmediğiniz şeylerle Allâhü Teâlâ hazretlerine iftira ediyorsunuz. Ve bunun şeytanın fitnesi, tezyîni (size süslü göstermesi) ve onun iğvâsı (sizi aldatması) olduğunu bilmeden söylüyorsunuz... "Te'vilât-i Necmiyyede" böyledir...

Dünya Bir Leştir

Bu dünya bir leştir. Değersiz murdar bir şeydir. (Ne yazık ki) ben, Bu değersiz murdara oldum harîs..."

Adalet

De ki: "Rabbim, adalet ve insafı emretti;" Me'mûrün bih'in (emredilen şeyin bizzat kendisinin) beyânıdır... Kendisinden nehyedüen emirlerden, Allâhü Teâlâ hazretlerinin emrinin kendisine isnat olunduğu nefyin hemen ardında emredilen şeyin beyânıdır... Adalet; her şeyin ortası, demektir. (Her şeyin iki kenarından) ifrat ve tefrit taraflarından uzak olmaktır. Haberde şöyle varid oldu: İşlerin hayırlısı orta olanıdır."

İfrat ve Tefritten Uzak

Ne güzel buyurmuşlar: Orta yolu tut; Bir işi yapmak istediğinde... Zira; İşlerin iki tarafına kasdetmek; (İfrat veya tefrit içinde olmak) verilmiştir!"

Allah'a Yönelin

Ve nem yüzlerinizi doğru tutun," Inşâî cümlenin ihbarı cümle üzerine atfedilmesi lazım gelmemesi için; bu "De ki" emrinin emretti" /illinin üzerine matuftur. Yani; "Onlara de ki: Dosdoğru bir halde ve Allâhü Teâlâ hazretlerinden gayriye yönelmeksizin; ona ibâdette yönelin... Veya yüzünüzü kıble tarafına çevirin, demektir. Her mescidde...." Mescid" kelimesinin ism-i zaman olma ihtimali de vardır, /sm-i mekân olma ihtimali de vard/r. Yani her secde vaktinde ve her secde mekânında yüzünü dosdoğru ona ve kıbleye çevirin, demektir. Burada secdeden murad, "Zikrü'I-cüz irâdetü'1-kül" "parçadan söz edip tamamını kasdetme yoluyla namazdır.

Mescidi Terk?

Kelbî (r.h.) buyurdular: Ve hem her mescidde yüzlerinizi doğru tutun..." kavl-i şerifinin manâsı şöyledir: Namaz hazır olduğunda ve eğer sizler (herhangi) bir mescidde iseniz; hemen o mescid'te namaz kılın. Sizden biriniz; Ben gidip kendi mescidimde kılacağım" demesin. Eğer (ezan okunduğunda ve namaz vakti olduğunda) herhangi bir mescid'te değilse; o takdirde dilediği mescide gidebilir ve orada namaz kılabilir..

Mahalle Mescidi

Furû (fıkıh kitaplarında bu hüküm hakkında) buyurdu: Mahalle mescidi, camide (şehir merkezinde bulunan Cuma ve bayram namazlarının kılındığı ulu camilerden) daha faziletlidir; mahalle mescidinin imâmı âlim kişi olduğu zaman... Mahalle mescidi, çarşı esnafı hakkında gündüzleri, onların dükkânlarının yanında bulunan mescidtir. Geceleri de onların evlerinin yanında bulunan mescidtir...

Cemaatle Namaz?

Haddâdî (r.h.) buyurdular: Bu De ki: "Rabbim, adalet ve insafı emretti; hem her mescidde yüzlerinizi doğru tutun..." âyet-i kerimesi, farz namazlarının cemaat ile kılmanın vücûbuna delâlet eder.... Hadis-i şerifte de varid oldu: Kim ezan sesini işitir de ona icabet etmezse; o kişinin namazı yoktur (yok gibidir); ancak bir özürden dolayı (cemaate gelmemesi) müstesna.. Cemaat namazı, münferid (tek başına) kılınan namazdan yirmi yedi derece daha faziletlidir. Bu şundandır, çünkü (yirmi yedi sayısı) cemaat ile kılınan namazlar, bir gün ve gecede kılınanlar gibi ve cemaatsiz kılınan namazlar (in sayısı)dır. Zira bir günde bir gün ve gecenin farz namazlarının rek'at sayısı on yedidir. Revâtib (yani farz namazlara bağlı olarak kılınan sünnetlerin rek'at sayısı da) on (rekat)tir. Hepsi yirmi yedidir...

Evde Cemaatle Kılmak

Âlimler (r.h.) hazerâtı buyurdular: Kendisinde cemaat ile kılmak meşru olan bütün namazlar, farz namazlar, teravih namazları ve benzerleri gibi (namazları) mescid'te cemaatle kılmak kişinin evinde (veya kendisine hâs zaviye, halvethâne ve odasında) cemaatle kılmasının sevabından daha faziletlidir. Zira camide cemaatle namaz kılmada İslâm'ın şiarını izhâr etmek (açıklamak) vardır.... Nasıl ki, evinde namazı tek başına kılanların sevabı; evinde cemaatle kılanların çok berisinde (ve düşük) olduğu gibi... (Evinde cemaatle namaz kılmak; münferit kılmaktan daha faziletli ve daha çok sevabı vardır.

İhlâs ile İbâdet

Ve Ona ibâdet edin." Bu "itlâk-ı hâs ale'1-umûm' (hâs olan lafzı, âmm olan lafız manâsında kullanmak) kabllıhcfen. Çünkü dua, ibâdetin konularındandır. Dua, kişinin ihtiyaç ve sükûnet ile beraber Bârı Teâlâ hazretlerine karşı hudû'u (ve boyun eğmesi)dir... Bu ise ibâdetlerde kasd edilen ve hatta ibâdetin umdesi {ve payandasıdır) O'na dini mahzâ O'nun için hâlis kılarak..." Yani taat ve ibâdeti (ona halis kılın) demektir. Çünkü âhirette dönüşünüz O'nadir... Yarın hakikat oldu. Göreceksin. Utanacaksın. Mecazî olarak yapmış olduğun; Bütün amellerden mahcup olacaksın."

Dönüş Allâhü Teâlâ Hazretlerinedir

"Sizi ibtida/evvelce O yarattığı gibi," bâ "O'na döneceksiniz...' Onun tekrar yaratmasıyla dönüş onadır. Allâhü Teâlâ hazretleri, amellerinize göre size ceza (ve mükâfat) verir. Bu cümlenin başındaki "Kef1 (il) harfi, mahzûf bir masdarın sıfatı olmak üzere nasb mahallindedir. Takdiri şöyledir: Sizi ilk olarak yarattığı gibi, ona dönmekle döndürülürsünüz," (3/152) kelimesi, hemze (t) "inşa etti, yoktan yarattı" manâlarına gelir.

Yeniden Yaratmak...

Burada (yani Sizi ibtida/evvelce O yarattığı gibi, yine O'na döneceksiniz." Kavl-i şerifinde) yeniden yaratmak, yoktan yaratmaya benzetildi. Bunun (yani yeniden yaratmanın) mümkün olduğunu ve Allâhü Teâlâ hazretlerinin buna kaadir olduğunu takrir edip (zihinlere tam yerleştirmek) içindir... Yani yeniden yaratmayı, yoktan var etmeye kıyâs edin. Ve böylece yeniden yaratılmayı inkâr etmeyin. Zira muhakkak ki bir şeyi yeniden yaratmaya gücü yeten; elbette onu yoktan var etmeye de kaadirdir. Çünkü sizin yeniden yaratılmanız; sizin yoktan yaratılmanızdan daha şiddetli ve zor değildir.

Fırkalar

Bir kısmına," Mâ ba 'diyle mensûbtur, "Hidâyet buyurdu," Kendilerini iman etmeye muvaffak kılmakla "Ve bir kısmına da," Manâ cihetinden kendisini tefsir eden gizii bir fiii iie mensûbtur. Yani: Bir fırkayı da dalâlete düşürdü," demektir. Üzerlerine hak oldu." Onların üzerine gerçekleşti. Dalâlet," Baliğ olan hükmün üzerinde olduğu meşîete tabi geçmiş kazanın gereğince {hükm-i bâliğa üzerine mebnî oian meşîet'e tabi, kazâ-i sabıkın iktizâsmca) dalâlete düştüler.

Şeytanın Dostları

Çünkü bunlar, Allah'ı bırakıp şeytanları evliya ittihaz ettiler..." Mâ kabiini ta içindir. Yani onların şeytanları dost edinmeleri sebebiyle onların üzerine dalâlet hak olup, gerçekleşti. Ve onların şeytanın kendilerini çağırdığı şeyde hak ile bâtılın arasını tefrik ve temyiz etmede düşünmeksizin şeytanın çağrı ve davetini kabul ettikleri için onların üzerine dalâlet hak oldu.

Hidâyet ve Dalâletin Yaratılması

Hidâyet ve dalâletten her biri, ibtidâ (ve başlangıçta) her ne kadar, Allâhü Teâlâ hazretlerinin yaratmasıyla hâsıl oluyorlarsa da; ancak hidâyet ve dalâletin yaratılması, kulun kesbî ve çalışmasına göre hâsıl olup yaratılmaktadır.

Hidâyet ve Sapkınlar

Bir de kendilerini hidâyette zannederler..." Bu kavl-i şerifte şuna delâlet vardır: Hata eden inatçı kâfiri, Allâhü Teâlâ hazretleri zemmetti. O hata eden ki o, kendisinin üzerine dalâletin hak olmasıyla, kendisinin dininde hak üzere olduğunu zanneder ki, Allâhü Teâlâ hazretleri onu, inkâr eden, inat eden kâfirin hükmüne koydu.... Bundan bilindi ki, mücerred zan ve sanmak; dinin sıhhatine kâfi değildir. Belki dinin sıhhati için; kesin ve yakın ile bilmek gerekir. Zira Allâhü Teâlâ hazretleri, kâfirleri kendilerini hidâyet üzere olduklarını zannetmelerinden dolayı kınadı. Eğer din konusunda mücerred zan yeterli olmuş olsaydı; o kâfirlerin kınanmaması gerekirdi...

Taklidi Terk Etmek

Akıllı kişiye gereken, 1- Yakîni (tam imani)tahsil, 2- Taklîdi terk etmektir. 3- Tahkîk ashabına uymak, 4- Tevhîd ashabına tabi olmaktır... Zira kişi, hâlini ve makamını ancak tarîf ile bilebilir.... Sâib'in söyledikleri ne güzeldir: Vâkıf değildir. Ne edeceğini bilmeden, Eksik yoldadır. Ta ki rehberiyle beraber hakikate ulaşmadı."

Faydasız Şeyler

(Şunların) her biri; Bâtılı taklîd, Şek, Şüphe, Tereddüt, Riya, Sum'a, Dünya sevgisi, Mahlûkat sevgisi. Mâ sivâ'nın hepsi, zemmedilmiş, yerilmiş ve kötülenmiştir (ve bunlardan) menfaat bulunmaz (ve fayda gelmez...)

Hikaye (Halkın Sevgisi ve Şirk)

Zinnûn-i Misrî (k.s.) hazretlerinden rivayet olundu. Buyurdular: Ben bazı dağlarda iken, dağda kıyamda olup namaz kılan bir kişi gördüm. Çevresine yırtıcı hayvanlar (aslan ve kaplanlar) kuşatıp çömelmişlerdi. Ben o kişinin tarafına yöneldiğimde; yırtıcı hayvanlar, kaçtılar. Namazını kısa keserek adam: Ey Ebu'1-Feyz! Eğer sen saf ve arınmış olsaydın; elbette yırtıcı hayvanlar, (yaklaşmak için) seni talep edecek ve dağlar senin için inleyeceklerdir." dedi. Ben ona; Senin saf ve arınmak sözünün manâsı nedir?" diye sordum. O: Sen sadece ve sadece Allâhü Teâlâ hazretlerine hâlis olacaksın ve hatta senin muradın ve arzun o olacaktır!" dedi. Ben ona sordum: Buna nasıl vâsıl olunur?" 0: Sen, kalbinden şirki çıkarttığın gibi, halkın sevgisini de çıkartmadıkça bu makama vâsıl olamazsın!" dedi. Ben ona, Vallahi! Bu iş bana çok zordur!" dedim. O kişi: Bu ariflerin üzerine en kolay olan işlerdendir!" dedi. Mutlak olarak halkın dostluğu, dalâlete sebep olduğu zaman, peki şeytanların dostluğu hakkında senin zannın nedir? Bu şeytanlar ister insan şeytanları olsun ve isterse cin şeytanları olsun...

Muhabbetüllah

Elbette "Muhabbetüllah" Allah sevgisi lazımdır. Allâhü Teâlâ hazretlerinin sevgisinden geçip, mahlûkatın yani mâ sivâ'nın (Allâhü Teâlâ hazretlerinin sevgisinden gayrinin) sevgisini içinde besleyenlere yazıklar olsun! Veyl onlar içindir! Allâhü Teâlâ hazretleri onları; Allah'ı bırakmak," kavl-i şerifiyle onları yerdi. Allâhü Teâlâ hazretlerinden kalplerimizi bozmamasını isteriz. Bizi hidâyete ve muhabbetine hidâyet buyurup; taat ve ibâdetinin yoluna irşâd ettikten sonra (bizi sapıtmamasını isteriz...)

Ziynet Ve İsraf

Yüce Meali:

Ey Âdemoğullan! Her mescid huzurunda zînetinizi tutunun ve yeyin için ele israf etmeyin. Çünkü 0, müsrifleri sevmez. Deki: "Allah'ın, kullan için çıkardığı zıneti ve temiz hoş nzıkları kim haram etmiş?" Deki: "Onlar, dünya hayatta îmân edenler için, kıyamet günü hâlis olaraktır..." Bu suretle ilim ehli olanlar için âyetleri tafsil ediyoruz/açıklıyoruz. Deki: "Rabbim ancak şunları haram buyurdu: Bütün fuhşiyati; açığını, gizlisini ve her türlü vebali ve haksızlıkla bağyi/zulmü ve Allah'a hiçbir zaman bîr delil indirmediği herhangi bir şeyi şirk koşmanızı ve Allah'a bilmediğiniz şeyler isnad etmenizi haram buyurdu.

Tefsîr-i Şerifi:

"Ey Âdemoğullan! Her mescid huzurunda zînetinizi tutunun..." Ziynet," her ne kadar kendisiyle değerli elbiselerin süslendiği şeylerin ismi ise de; ancak müfessirler (r.h. hazerâtı), burada sözü edilen Ziynet,"ten murad, kendisiyle avret mahal¬linin Örtündüğü elbise olduğunu (icmâ ile) kabul ettiler. Bu âyet-i kerimenin nüzul sebebini buna delil getirdiler.

Sebeb-i Nüzulü

Câhiliyet ehli, Arab kabileleri, Beytüllâhı çıplak olarak tavaf ediyorlardı. Onlar; Bizim kendisiyle günah işlediğimiz ve günah kiriyle kirlettiğimiz elbiseler içinde Kabe'yi tavaf edemeyiz!" diyorlardı. Erkekleri gündüz {çıplak bir halde) Kabe'yi tavaf ediyordu. Kadınlar da geceleri (çıplak bir şekilde) Kabe'yi tavaf ediyorlardı... Bunun üzerine Allâhü Teâlâ hazretleri onlara elbiselerini giymelerini hiç bir mescidin yanında soyunmamayı emretti... Mescide ister tavaf için girmiş olsunlar ve isterse namaz için girmiş olsunlar, fark etmez. Arablar daha önce (câhiliyet döneminde) tavaf niyetiyle Kabe'ye geldiklerinde ta mescidin ötesinde elbiselerini soyuyorlardı.... (3/153)

Giyinik Hâlde Tavaf...

Haddâdî tefsir'inde buyurdu: (Eskiden câhiliyet döneminde Arablar hac için, Arafat'a çıkıp, Müzdelifeye ve oradan da Minâ'ya gelir. Buradan da şeytan taşlama ve kurban kesme işlerinden sonra Kabe'ye (tavaf için) Minâ'dan ayrılırken, elbisesini soyar, yükünün içine koyarlardı. Birisi eğer elbisesi üzerinde olduğu halde tavaf ederse, dövülür ve elbisesi (zorla) üzerinden çıkarılırdı. Kadınlar ise, geceleyin çıplak bir halde Kabe'yi tavaf ederlerdi. Ancak kadınlar, seyrek şekilde kesilmiş olan püskülleri kalçalarının üzerine bağlarlardı. Püsküller kadınların en mahrem yerlerini bile tam olarak örtmezdi...

Setr-i Avret

Bu âyet-i kerime, namazda setr-i avret (avret mahallinin örtünmesinin) farz olduğuna asıl delildir. Manâsı şudur: Gerek namaz için olsun ve gerekse tavaf için olsun her mescidin yanında avret yerlerinizi örtmek için elbiselerinizi giyin, demektir.

Namazda Güzel Elbise

Şeyhü'l-İslâm Hâherzâde (r.h.) buyurdular: Bunda yani Ey Âdemoğullan! Her mescid huzurunda zînetinizi tutunun," kavl-i şerifinde") şuna delil vardır: Namazda en güzel elbiseleri giymek müstehaptır. Çünkü müsebbibin sebeb üzerine kullanılması yoluyla; ziynetten murad, elbisedir... Hâherzâde'nin sözleri bitti.

Güzel Giyinmek

(Avret mahallini örtmek farzdır.) Elbise edinmek vâcibtir. Güzel giyinmek sünnettir.

İmâm-ı Âzam'ın Elbisesi

İmam-i Azam Ebû Hanife (k.s.) hazretleri, gece namazları için bir elbise edindi. O elbisesi, 1- Gömlek, 2- Sarık, 3- Cübbe, 4- Ve Şalvar idi. Bu elbiselerinin değeri binbeşyüz (1500) dirhem idi. tmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe hazretleri, her gece bu elbisesini giyerdi. Ve şöyle buyururdu: Allâhü Teâlâ hazretleri için (güzel elbiseler giyerek) süslenmek; insanlar için süslenmekten daha evlâdır..."

Gece Karanlığı ve örtü

Fâkihlar (İslam hukuk âlimleri) buyurdular: Karanlığın (ayıpları) örtmesine itibâr edilmez. Zira tesettür, 1-Namaz hakkı. 2- insanlar hakkı için farz kılındı.

İlim ve Keşif Dili

Fârisî tefsir'de buyuruldu: İlim (fıkıh) diliyle, namaz için setr-i avretin farz olduğunu söylediler. Keşif (maneviyât) diliyle de, (namaz ve niyazda) gönül ve kalbin huzurunu sır ve gizliliklerin arzı için şart olduğunu söylediler...

İbâdetten Zevk

Taat ve ibâdetin zevki, Huzûr-u kalb (gönül saflığı) olmadan, Hiçbir kimse alamaz.... Hakkı talep edene; Gönül huzuruyla, Ve kalb-i selim ile o dergâha gelmesi şart ve kâfidir.

Yeyin ve İçin

Ve yeyin ve için...." Sizin hoşunuza giden temiz ve helâl yiyecek ve içeceklerden yiyin ve için...

Sebeb-İ Nüzul

Rivayet olundu: Benî Âmir (kabilesi) hac günlerinde, hiçbir şey yemiyorlardı. Ancak kendilerini ayakta tutabilecek kadar az bir şey yiyorlardı. Asla yağlı (ve etli yemek) yemezlerdi. Bununla haclarını ta'zîm ediyorlardı. (Aç kalmak ve bir şey yememekle haccın daha çok sevaplı olduğunu düşünüyorlardı...) Müslümanlar da böyle yapmak istediler. İşte bu hâdise üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu..

İşârî ve Tasavvufî Manâlar

Bu kavl-i şerifte şu işaretler vardır: Ve yeyin," "Beyât ehli nin ubudiyet makamında yediklerinden yeyin. Ve için" onların içtiklerinden... Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdukları gibi; Ben, Rabbimin katında geceliyorum; bana yediriyor ve bana içiriyor. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, Ramazan-ı şerifi ibâdet ve taate tahsis ederdi; diğer ayları bu kadar ibâdete tahsis etmezdi... Hatta Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, bazen gece ve gündüzünün bütün saatleri ibâdetle geçsin diye, savm-i visali tutardı (yani iftar etmeden ertesi günün orucuna niyet ederdi.) Ashabını ise savm-i visâl'den nehyetmişlerdi. Sahabeler ona sordular: Ya Resuiallah (s.a.v.)! Sen visal orucu tutuyorsun?" Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular: Ben sizden herhangi biriniz gibi değilim! Muhakkak ki ben geceliyorum Rabbimin katında o bana yediriyor ve içiriyor. Bir rivayette de (şu lafızlarla geçmektedir); Ben sizden herhangi biriniz gibi değilim; muhakkak ki ben Rabbimin katında bulunuyorum; o bana yediriyor ve içiriyor.

Efendimizin (s.a.v.) Gıdaları

Âlimler bu zikredilen yeme ve içmeden ihtilâf ettiler. Bunda iki ayrı kavil (söz ve görüş) vardır: Birincisi: Bu yemek ve içecek, ağızla hissedilen hissî yiyecek ve içeceklerdir. Âlimler; Bu hadis-i şeriflerin hakikati bunu gerektirir. Hakikatten (kinaye veya mecâzâ) dönmeye gerek yoktur. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine cennet yiyecekleri geliyordu. İkincisi: Bundan (yiyecek ve içecekten)murad, Allâhü Teâlâ hazretlerinin Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine gıda olarak verdiği; 1- Marifetler, 2- Feyizler, 3- Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin kalblerine gelen münâcatının lezzeti, 4- Allah'a yaklaşmanın gözünün aydınlığı, 5- Muhabbetinin nimetleri, 6- Bunlara tabi olan kalblerin gıdaları, 7- Ruhların nimetleri, 8- Gözlerinin aydınlığı (kurretü'1-ayn...), 9- Canların sevincidir.

Hikâye (ehluilahın yemeği)

Müridin biri, Şeyh Mensur Hallâc'a Kabe'de hizmet etti. 0 zaman iki sene kadar Kabe'ye komşu olmuştu. 0 mürit dedi: Hayır erbabından ona yemekler geliyordu, O yemekleri onun yanı başına koyuyordum. Sonra sabah olduğunda, o yemeklerin noksansız olarak yerinde kaldığını görüyordum. Onları bir fakire yediriyordum. Onun (Hallac-ı Mansûrun) iki sene boyunca bir lokma yemek yediğini görmedim..."

Taş Bağlaması

Meşhur Şeyh Üftâde (k.s.) hazretleri buyurdular: Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, zahirde sırf zayıf ümmeti için yemek yediler. Yoksa Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin yeme ve içmeye ihtiyacı yoktu. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden rivayet edilen; Efendimiz (s.a.v.) hazretleri taş bağlardı hadis-i şerifleri (nde beyân edilen karnının üzerine taş bağlaması ise) açlıktan değildi. Belki letafetinin kemâlindendi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri (mülk âleminden) melekût alemine yükselmemek içindi. Karnı üzerine taş bağlıyordu ki, irşâd âleminde (dünyada) istikran sağlanabilsin..." Şeyh Üftâde (k.s.) buyurdular: Yani Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, hudûs âlemine baktıkları zaman, in'âm oluyor (ni'metleniyor) ve bekaa tecelli ediyordu." Şeyh'in sözleri bitti.

İsraf

Ve israf etmeyin." 1- Helâli haram kılarak... Zira helali haram kılmak, malın zayi edilmesiyle tahakkuk eder. Bu da israftır. 2-Veya harama tecâvüz etmekle israf etmeyin, demektir. Kişi, Allâhü Teâlâ hazretlerinin haram kıldığı; Yiyecek, İçecek, Giyecek Ve benzeri şeyleri yapmakla israf etmiş olur. 3- Veya yemek ve içecekte ifrat etmekle israf etmeyin, demektir. (3/154) Bu da kişinin bedeninin ayakta kalması ve kuvvet bulmasında fazla yemesiyle olur. Bu da israf kabilindendir...

Isrâfçıları Sevmez

Çünkü 0 müsrifleri sevmez." Allâhü Teâlâ hazretleri, müsriflerin fiilinden râzî olmaz ve onları övmez.

Tasavvufa Göre İsraf

(Tasavvuf ehlinden) bazıları buyurdular: İsraf, kişinin iştahının çektiği (ve canının arzuladığı) her şeyiyemesidir..." Hiç şüphesiz bir kişinin bütün himmeti ve gayreti, yemek düşünmek (ve boğazına giren şeyler) olursa; o kişi gerçekten insanların hasisi ve zelilidir. (Yani en değersiz ve en hakiridir...)

Çok Yiyen Adam

Ne güzel buyurmuşlar: Efendiyi gör! Sabahtan ta akşama kadar; Hep taşır içmek ve yemek endişesini... Onun kendi midesi hoş... Gönlü hoş... Onun hâli hep doludur. Bazen de boşaltır... O, ebedî hayat, cennet ve cehennem düşüncesinden boştur. Onun yeri ya mezbelelik (tuvalet) ya da mutfaktır..." Talebelere Yedirilen Şeyhü'l-İslâm buyurdular: Abdullahel-Ensârî (r.h.) hazretleri Eğer bütün dünyayı bir lokma yapıp bir dervişin (talebenin) ağzına koysan israf olmazi İsraf, Hak Teâlâ hazretlerinin rızâsının dışında yaptığın harcamalardır." Hayır İşlerinde İsraf Ne güzel buyurmuşlar: Daima iyilik yapan gence öğüt verdiler. Malını hibe etmekten uzak dur, dediler. Ey genç israftan hayır olmaz dediler. Genç, onlara; -"Hayr ve iyilikte israf olmaz" dedi...

Tevilat-i Necmİyye'den...

İsraf iki çeşittir: 1- İfrat, 2- Tefrît,

İsrafta Tefrit

İfrat (olan israf şunlardır:) 1- Zarurî hacetin üstünde olanlar, 2- Şeriata muhalif olanlar, 3- Tabiata uygun olanlar, 4- Şehvete uygun olanlar, 5- Gaflet üzere olanlar, 6- Edebi terk etme üzere olanlar, 7- Şerre olan harcamalar, 8- Ve bunlardan başka bunlara benzer harcamalardır...

İsrafta İfrat Derecesi

Tefrît (olan israflar şunlardır;) 1- Zarurî hacetin altında noksan harcama, 2- Kuvvetin muhafazasında kusur etmek, 3- Kulluğun hakkını yerine getirmek takatinden kusur etmek, 4- Nefsini helak etmek suretiyle Rububiyetin hakkında mübalağa etmek (aşırı gitmek), 5- Nefsinin hakkını zayi etmek, 6- Rububiyetin hukukunu nefsin hazlanyla zayi etmek, 7- Kalbin, Ruhun, Sırrın hukukunu zayi etmek, O ki, nefsin hazları sebebiyle kişi, kendisinin husulüne müsait ve hâzır olmaktadır. İşte bütün bu açıklamalardan dolayı; İsraf etmeyin" kavl-i şerifinin manâsı; yani: Bizim haklarımızı zayi etmeyin! Kendi haklarınızı da zayi etmeyin; nazlarınız (ve nasiplenmeniz) için..." Te'vilât-i Necmiyye'nin sözleri bitti.

Hikâye (sıhhatin özeti)

Rivayet olundu: Harun Reşîd'in uzman Hıristiyan bir doktoru vardı. Ali bin Hüseyin bin Vâkid (r.h.) hazretlerine, Sizin kitabınızda tıp ile ilgili bir şey yoktur. Halbuki, İlim ikidir: Dinler ilmi ve bedenler İlmi. Hüseyin bin Ali bin Vâkid (r.h.) buyurdular: Allâhü Teâlâ hazretleri, tıp ilminin hepsini bizim kitabımızın bir ayetinin yarısında topladı..." Doktor; Nedir o?" diye sordu. Buyurdular; Şu kavl-i şeriftir: Ve yiyin ve için de israf etmeyin. Bunun üzerine Hıristiyan doktor: Sizin peygamberinizden tıp ile ilgili olarak bir haber (hadis-şerif) geldi mi?" Hüseyin bin Ali el-Vâkid buyurdular: Evet! Efendimiz (s.a.v.) hazretleri bütün tıbbı, çok kolay olan birkaç lafızda topladı..." Doktor: Nedir o?" diye sordu. Buyurdular: Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin şu hadis-i şerifleridir: Mide hastalıkların evidir. Perhiz İlaçların başıdır. Her bedeni alıştığı şeye döndürün. Bunun üzerine Hıristiyan doktor: Kitabınız ve peygamberiniz (hadis-i şerifler) tıp konusunda Câlinus'a hiçbir şey bırakmamışlar!" dedi.

İsraf ve Kibir

îbni Abbâs (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu: -"Dilediğini ye! Dilediğini giy! İki haslet (duygu) seni hataya düşürmediği müddetçe; (0 iki haslet şunlardır:) 1- İsraf, 2- Kibir (gurur).

Yemek Kaç Öğün?

Ruhsat ehline gereken; Ramazan-ı şerif ayının dışında; bir gün ve bir gece (yani 24 saat içinde) iki öğün yemekle yetinmelidirler. Azimet ehli de, (yirmidört saatte) bir öğün yemek yemelidirler... Birinci taaifenin (ruhsat ehlinin) bir gün ve bir gece içinde iki öğünden fazla yemek yemeleri; ve ikinci taifenin (azîmet ehlinin 24 saat içinde) bir öğünden fazla yemek yemeleri haddi aşmak ve behâimî (hayvânî) sıfatlara meyletmektir...

Perhiz

Hind (âlimlerinin) en parlak ilaçlan, perhizdir. Onlar, hastayı; 1- Yemek, 2- İçmek, 3- Konuşmaktan men ederler; belirli günlerde... Hasta iyileşir. Ama perhiz tarafı daha evlâdır...

Helâli Haram Etmek?

Müslümanlar, elbiselerinin içinde tavaf ettiklerinde, et ve yağlf yemekler yediklerinde; müşrikler kendileri çıplak olarak Kabe'yi tavaf ettikleri için, Müslümanları kınadılar. Onlar (müşrikler) ihram halinde iken, et ve yağlı yemekler yemezlerdi. Bunun üzerine Allâhü Teâlâ hazretleri, habib-i edîbi Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerine; onlara demesini emretti: Istifhâm-i inkârıdır. Allah'ın ziynetini haram etmiş?" Elbise ve insanın kendisiyle güzelleştiği ve süslendiği diğer şeyleri... O ziynet ki, çıkarttı." Mahza kudretiyle, Kullan için..." 1- Nebatlardan, pamuk, keten gibi... 2- Ve hayvanlardan ipek ve yün gibi... 3- Ve mâdenlerden, zırhlar gibi...

"Ve temiz hoş rızıklan..."

Bu kavl-i şerif Allah'ın ziyneti," kavi-i şerifinin üzerine atıftır. Yani yine bunun gibi, kendisiyle lezzet alınan yiyecek ve içecekleri kim haram kıldı? Et, yağ, süt (ve süt ürünlerin)den... (3/1B5)

Farzları Edâ ve Nimetler

Bil ki: Muhakkak ki adam farzları edâ ettiği zaman, güzel bir manzara ve bir güzelin yanında olmak nimetiyle nimetlenmek isterse; bunda bir sakınca yoktur. Ama kim de maişetin en düşüğüyle kanaat eder ve malının geri kalanını âhirette kendisine fayda vereceği şeye sarf ederse; (tabiî ki) bu daha evlâ'dır... Çünkü Allâhü Teâlâ hazretlerinin katında olan şeyler, daha hayırlı, daha kalıcı ve bakîdir. Ve zira muhakkak ki, kişinin kendisine yetecek olan en düşük şey üzerine kısaltması 'azimettir. Onun üzerine ziyâde kıldığı, nimetlenmek, lezzete nai! olmak (ve benzerî şeyler ise) "ruhsaf'tır. İşte bu âyet-i kerime ikisine, Allah'ın, kullan için çıkardığı zîneti ve temiz hoş rızıklan kim haram etmiş?" kavli, hem azîmet ve hem ruhsata) delâlet etti.

Güzel Şeyleri Kullanmak

Yine bu âyet-i kerime, 1- Yiyecek, İçilecek, Giyilecek ve 2- Güzellik çeşitleriyle süslenmek ve güzel giyinmenin mübâh, asıl olanın ibâhe (mübâh) olduğuna delâlet etti. Çünkü "Ja "Kim," kavl-i şerifındeki istifham inkâr içindir.

Eşyada Asıl Olan İbâhadir

(Âlimlerin çoğuna göre) Muhakkak ki "eşyada asıl olan ibâha'dır. İmam Şafiî (r.h.) hazretlerinin mezhebi olduğu gibi... İmâm-ı Âzam Ebû Hanife (r.h.) hazretlerinin ashabının çoğunun mezhebi de budur... Âlimlerin bazıları da, "tevakkuf (sükût edip susma) görüşündedirler. Ve âlimlerin bazıları da, bunu yasakladılar (asla ibâhayoktur, dediler...) İbâha'nin olduğuna kail olanların sözlerinin vechi (ve yönü) şöyledir: Allah Sübhânehû ve Teâlâ hazretleri, hakikaten zengindir. Mutlak olarak cömerttir. Zengin cömert olan ise malını kendi kulundan (kölesinden) asla esirgemez ve onun kullanmasına mani olmaz; ancak kendisinde zaruret (yani kulu için zararlı) olan şeyler müstesna... Böylece ibâha, Allâhü Teâlâ hazretlerinin zenginliği ve cömertliği itibariyledir. (Bir şeyde) âriz olan hürmet (yani bir şey hakkında yasak, memnu ve haram olduğu hakkında bir nâs) sabit olmadığı zaman o eşyanın ibâhası bakî kalmış oldu... Eşyada ibâha'yı kabul etmeyenlerin sözlerinin vechi (te'vll yönleri de şöyledir:) Eşyâ'nın hepsi hakikatte Allâhü Teâlâ hazretlerinin mülküdür. Başkasının mülkünde tasarruf etmek ise ancak mâlik'in ibâh'a etmesi {mubah ve helal etmesiyle) mümkün olur. Bir eşyada ibâha sabit olmadığı zaman, o eşya yasak üzere kalmış oldu. Sebebi kaaim olmasından dolayı ki; sebep de o şeyin başkasının mülkü olmasıdır... Tevekkuf (bu konuda susup duraklayanların) sözlerinin vechi (ve te'vil yollan da şöyledir:) Muhakkak ki hürmet (bir şeyin haram olması) ve ibâh'a (bir şeyin mübâh ve helal olması); ancak şer-i şerif ile sabit olur. Şer-i şerifin vürûdundan önce (bir konuda nas gelmeden önce) bu ikisinden (hürmet ve ibâha'dan) birinin sabit olması tasavvur edilmez... Ve bu takdirde bir şey hakkında hürmet (yasak ve haram olduğuna) ve ibâha (mubah ve helâl olduğuna dair) hüküm verilmez... Abdülkaahir el-Bağdâdî (r.h.) buyurdular: (Hakkında nas olmayan bir şeyin ne yasak ve ne de mubah olduğuna fetva vermeyip; susup duranların) tevekkuflarının tefsiri şöyledir: Kim şer-i şerifin vürûdundan önce bir şey yaparsa, onun fiili ve yapmış olduğu işi, Allâhü Teâlâ hazretleri katında ne sevaba müstahak olur ve ne de azaba dûçâr olur...

Eşyâ'nın Yaratılma Maksadı

Deki: Onlar..." Ziynet, tayyibât (hoş ve temiz şeyler).... Farisî tefsirde olduğu gibi.. İmân edenler için," Yani onlar için istikrar edilmiştir. Dünya hayatında..." Bu kavl-i şerif iman ettiler," fiiline taalluk etmektedir. Veya o kimseler için" kavl-i şerifine taalluk eden istikrara taalluk etmektedir. Güzel, temiz ve hoş şeylerin yaratılmasındaki asıl maksat, Allâhü Teâlâ hazretlerinin taât ve ibâdeti üzerine mükellefleri takviye etmektir. Yoksa onları (kullan) küfür ve isyan üzerine takviye etmek İçin değildir... O (ziynet ve hoş şeyler) asaleten mü'minlere mahsustur. Kâfirler ise mazeretlerinden dolayı bunda kat'iyyetle mü'minlere tabidirler. Bundan dolayı; Onlar, dünya hayatta îmân edenler ve iman edenlerin gayri içindir," buyurmadı.

Kıyamet Günü Rahmet

Kıyamet günü hâlis olaraktır..." Kıyamet gününde onlarda mü'minlerin ortağı yoktur. Her ne kadar dünya hayatında nimetlerden faydalanmak konusunda mü'minler ve kâfirler müşterek olsalar bile... halis olduğu halde" kelimesi, İmân edenler için," kavl-i şerifinde niyet edilenden hâl'dir. Kıyamet günü," kavl-i şerifi de halis olduğu halde" kelimesine taalluk etmektedir....

İşârî ve Tasavvufî Manâlar

Bu kavl-i şerifte şu işaretler vardır: Allâhü Teâlâ hazretlerinin, peygamberlerden, evliyadan havas kulları için, gayıblardan çıkarmış olduğu kemâlâtı talep etmekten sizi kim men edebilir? Bu kerametlere nail olmayı kim size haram eder? Bu makamlara çıkmaktan kim sizi mahrum eder? Bu keramet ve makamları talep etmekten ve onlar için çalışmaktan kim size mâni olabilir? Halbuki bu keramet ve makamlara te'hîrsiz ve kusursuz olarak çıkmak mubâh'tır... Allah'ın ziyneti" kavl-i şerifinde) ziyetin Allâhü Teâlâ hazretlerine izafe edilmesi; Allâhü Teâlâ hazretleri, onu lütuflarının hazinelerinden, şefkat ve sevgisinin hakikatlerinden çıkarttığı içindir...

Her Şeyin Bir Ziyneti Vardır

Bedenlerin ziyneti, şerîat ve eserleriyledir. Nefeslerin ziyneti, adaplar ve miktarlarıyladır. Kalblerin ziyneti, şâhidler ve nurlarıyladır. Ruhların ziyneti, marifetler ve sırlarıyladır. Esrarın ziyneti, muttali olmaklar ve eserleriyledir. Zahirlerin ziyneti belki, tevfîk iledir. Bâtınların ziyneti, tahkik nurlarıyladır. Zahirinin ziyneti, secde eserleriyledir. Batının ziyneti, şuhûd nurlarıyladır. Zahirlerin ziyneti, cömertliğin eserleriyledir. Bâtınların ziyneti, vücût nurları ve pak rızklarladır. Nefislerin (canların) rızıkları, fazilet kılmanın hükmüyledir. Kalblerin rızkları, ikbâlinin mücibiyledir. Hakikatte pak olan rızklar, nefsin hukukları ve hazlanyla şaibeli olmayan ve hâlis olarak onun mevhibeleri ve hukukundan olanlardır...

Makamlar

Deki: "Onlar, dünya hayatta îmân edenler için," yani bu kerametler ve makamlar dünya hayatında, sâdât (efendiler ve büyükler) içindir. Dünya hayatında nefsânî âfetlerin şâibeleriyle şaibeli ve hayvanı sıfatlarla bulandırılmıştır... "Kıyamet günü hâlis olaraktır..." Bu, âfet ve bulandırılmalardan tamamen arındırılmıştır. Allâhü Teâlâ hazretleri buyurduğu gibi; Bir halde ki, derûnlarında/içlerinde kin kabîünden ne varsa, hepsini söküp atmışızdır; altlarından ırmaklar akar. Hamdolsun o Allah'a ki, hidâyetiyle bizi buna muvaffak kıldı. O, bize hidâyet etmeseydi, bizim kendiliğimizden bunun yolunu bulmamıza imkân yoktu. Hakikat, rabbimizin peygamberleri emr-i hak ile geldiler" demektedirler ve şöyle nida olunmaktadırlar İşte bu gördüğünüz o cennet ki, buna amelleriniz sebebiyle vâris kılındınız..

Âyetlere İlâhî Tafsilat

Bu suretle ilim ehli olanlar için âyetleri tafsîl ediyoruz/açıklıyoruz..." Bu hükmü açıkladığımız gibi; diğer hükümleri de ayet-i kerimelerin içinde bulunan kat kat manâları ve incelikleri bilen bir kavim için açıklıyoruz. (3/156)

Haram Edilen Bazı Şeyler

De ki: "Rabbim ancak haram buyurdu: Bütün fuhşiyati;" Çirkinliği açığa çıkmış ve ziyâde olmuş olan günahlar ki, o "Kebâir" yani büyük günahlardır. Ondan açığını da gizlisini de..." Bu kavl-i şerif, "fuhşiyât" kelimesinden bedeldir. Yani günahların açığını ve gizlisini, demektir. Küfür, nifak ve ikisinin gayrisinde olan fuhşiyât gibi... Ve günahı (vebali)" Günah gerektiren şeyleri günah" kelimesi hem küçük günahlara ve hem de büyük günahlara umûm (olarak kullanılan bir kelime)dir... Ve bağyi/zulmü" Yani zulmü veya kebâir (büyük günahları) demektir. "Ve bağyi/zulmü, (kelimesinin manâsı), günah" kelimesinin manâsının içinde olmakla beraber tek olara'k bir daha zikredilmesi, ondan sakındırmakta mübalağa içindir... Haksızlıkla.. Bu kavM şerif, Ve bağyi/zulmü, kelimesine taalluk etmektedir. Onu te'Md etmektedir. Çünkü, bağy yani zulüm haklı olarak yapılmaz. Ve Allah'a şirk koşmanızı..." Yani sizin Allâhü Teâlâ hazretlerine bir şeyi şirk koşmanızı size haram etti, demektir. "Hiçbir zaman indirmediği herhangi bir şeyi...." Yani ona şirk koşmanızı ve ibâdet etmenizi, demektir. "Bir delil..." Hüccet ve burhan... Bu kavl-i şerif, müşriklerle alay ve istihza etmek ve susturmaktır... Çünkü şirk koşmak hakkında burhanın inmesi caiz olmadığına göre, bunu zikretmek, onları susturmak ve onlarla istihza etmek olmuş olur. inmedikçe bu konuda burhanın olmadığı da malûmdur... Ve Allah'a bilmediğiniz şeyler isnad etmenizi haram buyurdu." Allâhü Teâlâ hazretlerinin sıfatlarında ilhâd etmek ve Allâhü Teâlâ hazretlerine iftira etmek gibi... Onların, Allâhü Teâlâ hazretleri bize bunu emretti," sözleri gibi..

Te'vilât-i Necmiyyeden

Te'vilât-i Necmiyye'de buyuruldu: De ki: "Rabbim ancak şunları haram buyurdu: Bütün fuhşiyati; açığını, gizlisini..." Fuhşiyat," kuldan Rabbin yolunu kesen ve onun seyr u sülûkuna mâni olan her şeydir. (Fuhşiyat üç kısımdır: Avamın fuhşiyati, Havassın fuhşiyati, Ahassın fuhşiyati...) Avamın fuhşiyati: kendisinde zahir olanlar" nehyedilenleri irtikâb etmesidir. Ve gizli olanları" ise, gönüide olan tehlikelerdir. Havassın fuhşiyati: "kendisinde zahir olanlar" nefisleri için kendisinde nasîp ve payı olan şeylerdir; velev ki, bir tohumcuk (zerrecik) olsa bile... Ve gizli olanları" ise, bir an da olsa sabırdan mahcûb olmaktır... Ahassın fuhşiyati: "kendisinde zâhir olanlar" Edeplerden herhangi bir edebi terk etmek veya sebeplerden bir sebebe bağlanmaktır. Ve gizli olanları" ise, dünya ve âhiretten herhangi bir şeye meyletmek ve âlemlerde, Allâhü Teâlâ hazretlerinden gayri herhangi bir şeye iltifat etmektir... Vebal ve günah," Allâhü Teâlâ hazretlerinden yüz çevirmektir; velev ki. göz kırpıncaya kadar olsa bile... Ve haksızlıkla bağyi/ zulmü," Allâhü Teâlâ hazretlerinden gayrisini sevmektir. Çünkü bu, yerine konulması gereken bir şeyi yerinden başka bir yere koymaktır. Ve Allah'a şirk koşmanızı..." Yani sizin, Allâhü Teâlâ hazretlerinden başkasından yardım dilemenizdir. Hiçbir zaman bir delil indirmediği herhangi bir şeyi..." Yani sizin için indirilmiş olan şeriatta herhangi bir hüccet ve ruhsat bulunmayan şeyleri, demektir. Ve Allah'a bilmediğiniz şeyler isnad etmenizi haram buyurdu." Yani sizin nefsinizin fetvaları ve hevâ ü hevesinizle hükmetmenizi haram buyurdu, demektir. Ve sizin hakikatini tam bilmediğiniz şeyleri Allâhü Teâlâ hazretlerine karşı aklınıza göre konuşmanızı da... Bunda başka manâlar da vardır: Sizin marifetullah hakkında konuşmanızı... Sizin seyr u sülük ehlinin hallerini konuşmanızı... Makamları şerh etmenizi... Ve sizin kendisinden gafil olduğunuz kerametleri isbat etmenizi... Ve sizin bilmediğiniz marifetlerden söz etmenizi de... Te'vîlât-i Necmiyyenin sözleri bitti. Sonra Allâhü Teâlâ hazretleri şu kavl-i şerifi ile müşrikleri, resulleri ve peygamberleri ile tehdid etti ve buyurdu:

Ümmetlerin Eceli

Yüce Meali:

Her ümmet için bir müddet takdir olunmuş... Müddetleri gelince, bir an geride kalmazlar, öne de geçemezler. Ey Âdemoğullarıl Size her ne zaman içinizden benim âyetlerimi tebliğ eden resuller gelir de, her kim bunlara muhalefetten sakınır ve güzel olanı tercih ederse, artık onlara korku yoktur ve mahzun olacak/üzülecek olanlar onlar değildir. Âyetlerimizi tekzîb edenlere ve yalanlayanlara ve bunlara îmânı kibirlerine yediremeyenlere gelince; böyleleri ashâb-ı nârdır/ateş ehlidir, hep onda ebedi kalırlar.

Tefsîr-i Şerifi:

Ve her ümmet için vardır." Helak olmuş olan ümmetlerden...

"Ecel" (bir müddet takdir olunmuş...)

Helak olmaları için darb olunmuş muayyen ve mahdut bir zamanı vardır. Müddetleri gelince," Bu kavi-i şerifteki zamir, Ve her ümmet için vardır." kavM şerifine râcidir... Şu cihetle ki hasseten, "Onların ecelleri" buyurmadı. Yani, kendilerine hâs olan ecelleri ve köklerini kazımak için tayin edilen azaplarının vakitleri geldiği zaman, demektir. Geride kalmazlar..." Bu ecelden... C "Bir an," Zamandan az bir şey... Çünkü saat, zamanın gayet az bir misâlidir. Yani asla te'hîr olunmazlar, demektir. Burada, istif âl" sîgasimn gelmesi, onların bunu talep etmeleriyle beraber, onların bundan âciz ve mahrum olduklarını duyurmak ve ilân etmek içindir... Ve öne de geçemezler..." Onun üzerine takdim de olunmazlar, demektir.

Ecelde Te'cil ve Tehir

Ne güzel buyurmuşlar: Ecel yarın gelir! Ön ve arkadan.. Ön ve arkadan gelen geçer. Bir nefeste...

Hikaye (Dünya Malı ve tevbe)

Rivayet olundu: Meliklerden bazıları ibâdetlere düşkündü... Sonra döndü. Dünya malına ve devlet reisliğine meyletti. Bir bina inşâ etti. Onu çok yüksek ve kuvvetli yaptı. Emretti, onu döşediler. Yenilikler yaptı. Sofra edindi. Yemekler indirdi. Halkı davet etti. İnsanlar, onun davetini kabul ettiler, ona geldiler, yemeğini yediler, içtiler, onun binasına bakıyorlar, çok beğeniyor, bundan taaccüp ediyorlar ve ona dua edip ayrılıyorlardı. Günlerce böyle devam etti. Sonra bir gün, kendisi hâs ashabından (özel çevresinden) bir grup ile oturdu. Dedi ki: Benim bu evimle olan sevincimi, gerçekten görüyorsunuz. Ben kendi kendime konuştum (ve karar verdim), evlâdımdan her biri için de bu köşkümün bir benzerini yaptıracağım. Yanımda biraz ikaamet edin (kalın) sizin sözlerinizle (ve sohbetiniz) ile ünsiyet edeyim, bu binada yapmak istediklerimi sizinle istişare edeyim!" Onlar da, günlerce onun yanında kaldılar. Oynaştılar, eğlendiler. Melik, binayı nasıl inşâ edeceğini, nasıl yapacağını ve onu nasıl düzenleyeceğini onlara danışıyordu. Onlar bir gece, eğlence, zevk ve sefalarının içindeler iken, köşkün öbür tarafından bir ses işittiler. Biri şöyle diyordu: (3/157) Ey (bu) binaları inşâ edenî Ölümünü unutan! Kesinlikle güvenme (saraylarına) Çünkü ölüm yazılmıştır. Bu halk sevinseler ve ferahlansalar bile... Ölüm, emellerinin önüne dikilmiş; bir yok olmadır. Asla bina etme; İçinde oturmayacağın evleri.... (Tevbe et) İbâdete dönl Ki, günahların bağışlansın. Melik korktu. Bu sesten titredi. Onun ashabı yani eğlence arkadaşları da çok şiddetli bir şekilde korktular. Melik onlara: Benim işittiğimi siz de işittiniz mi?" dedi. Onlar: Evet! Dediler. Melik: Benim içimde hissettiğimi siz de hissediyor musunuz?"" diye sordu. Onlar: Ne hissediyorsun?" diye sordular. Melik: Kalbimin üzerine bir daralma hissediyorum! Bunun ölüm hastalığından başka bir şey olmadığını düşünüyorum!" dedi. Onlar, Hayır! Senin hissettiklerin belki aksine sağlık, afiyet ve bekaa (uzun ömürdür)"dediler. Melik (yaptıklarına pişman oldu) ağladı. Emretti; şarabı döktüler. Eğlence aletlerini de çıkarttı veya (râvî) dedi ki; kırdılar. Allâhü subhânehû ve Teâlâ hazretlerine tevbe etti. Ve sürekli, Ölüm! Ölüm! Ölüm!... " demeye başladı. Ta nefesi çıkıncaya kadar böyle sayıkladı. Allâhü Teâlâ hazretleri, kendisine rahmet etsin! Âmin... Sa'dî (k.s.) buyurdular: Efendi, sarayının nakış ve süsüyle uğraşmaktadır. Lakin hâne temelden haraptır. Ve buyurdu: O ki onun kararıdır. Alıp bakma ey genç; Harap olur, gül ve nesrin çiçeği... İlk hali gibi kalmaz. O soldurup çöp haline getirdi, gülü... O gülün kırmızılıklarından hiçbir şey kalmadı. Harabeye döndü.

İşârî ve Tasavvufî Manâlar

"Her ümmet için bir müddet takdir olunmuş..." Yani Allâhü Teâlâ hazretlerine seyr ü suluk eden bir kavim için, cennet ve cehenneme belli bir müddet ve mühlet verilmiş bir vakit vardır, demektir. "Onların müddetleri gelince," Allâhü Teâlâ hazretlerinin kendilerine ezelde takdir buyurduğu gibi müddetleri gelince, Bir an geri de kalmazlar, öne de geçemezler..." Bu evliya için bir vaad'tir; onların kalblerini meylettirir... Bu düşmanlar için de bir vaîd (korkutma ve tehdît)tir; onların nefislerine bir siyâsettir. Te'vilât-i Necmİyye'de de böyledir.

Peygamberler

Ev Âdemoğulları!" Bu hitap, bütün insanlaradır. Her ne zaman," Bu kavl-i şerifin aslı her ne vakif'tir. Burada, u (mâ) kelimesi, kendisinde bulunan şart manâsını te'kfd için şartiyye olan öf (in) kelimesine eklendi. Size resuller gelir..." Olan, (ne olan?) Sizin içinizden," Sizin cinsinizden olanlar, Bu kavl-i şerif, "peygamberlerin sıfatıdır. Size benim âyetlerimi tebliğ eden..." Bu kavi-i şerif, peygamberlerin başka bir sıfatıdır. Yani size benim hükümlerimi ve şeriatımı beyân eden ve açıklayan peygamberler, demektir. (Bu âyet-i kerimenin) zahiri "vakta ki" kelimesinin kelimesinden bedel olmasını gerektirir. Çünkü getirmek, Allâhü Teâlâ hazretlerinin ilminde muhakkak vukuu olduğu içindir. Lakin malûm, meşkûk yerinde kullanıldı. Bu da şuna tembihtir: Peygamberleri gönderme işi caiz bir iştir; aklî olarak vacip değildir. Ta ki peygamberlerin gönderilmemesi üzerine takdir olunmaz. Peygamberlerin gönderilmesi şer-i şerife göre de vacip değildir. Ta ki peygamberleri göndermemekle günah işlenilmiş olunmaz.... Zira muhakkak ki Allâhü Teâlâ hazretlerine hiçbir şey vacip değildir; ne aklî olarak ve ne de şer-i şerife göre... Lakin Allâhü Teâlâ hazretlerinin hikmeti, peygamberlerin gönderilmesini gerektirmektedir. Çünkü peygamberlerin gönderilmesinde {kullar için) bir çok maslahat ve hikmetler vardır...

Takva Sahipleri

Her kim," Şartıyyedir. Farisî olarak; Herkim ki," demektir. bunlara muhalefetten) sakınır.' tekzîbten sakınırsa, Ve güzel olanı tercih ederse," Amelini islâh eder, Allah'a itaat eder ve Allah'ın âyetlerini açıklayan ve kıssa eden peygambere itaat ederse, Artık onlara korku yoktur..." Yani gelecekte âsîlere olacak olanlardan ona korku yoktur. Ve mahzun olacak/üzülecek olanlar onlar değildir..." Dünyada kaçırdıklarına üzülmezler. Keramet ve Rıdvan diyarında takva sahiplerine hazırlanan lezzet ve nimetlere gark oldukları için dünyada kaçırdıklarına asla üzülmezler.

Ayetleri Tekzîb Edenler

Ve tekzîb edenler," Sizden, Âyetlerimizi," Yani peygamberleri yalanlayanlar. "Ve kibirlendiler," Kibirlendiler, büyüklük tasladılar ve serkeşlik ettiler ve iman etmeyi kibirlerine yediremediler. (neden?) Ondan," Vahdete delâlet eden âyetlerden kibirlendiler. Böyleleri ashâb-ı nârdır/ateş ehlidir," Ateşten asla ayrılmayan ve devam edenlerdir. Hep onda ebedi kalırlar..." Onlar cehennem ateşinde ebedî kalırlar...

Küfür Ve İsyan Ehli

Yüce Meali:

Zîrâ bir yalanı Allah'a iftira eden veya O'nun âyetlerine yalan diyen kimseden daha zâlim kim olabilir? Bunlara Kitâb'dan nasipleri erişir. Nihayet kendilerine göndereceğimiz melekler gelip canlarını alırlarken, Hani o Allah'ı bırakıp da taptıklarınız nerede?" dediklerinde, Onlar bizi bıraktılar da kayboldular" derler ve kâfir idiklerine kendi aleyhlerinde şahitlik ederler. Girin bakalım sizden evvel ins ve cinden geçen ümmetlerin içinde ateşe!" buyurur. Her ümmet girdikçe hemşiresine/kendi din kardeşine lanet eder. Nihayet hepsi orada birbirlerine ulanırlar/peşpeşe gelip toplanırlar, sonrakiler, öndekilerini göstererek, Rabbenâey rabbimiz!" derler: "İşte şunlar bizi yoldan çıkardılar. Onun için onlara ateşten iki katlı azap ver." Allah Buyurur ki: Her birinize iki katlı... Ve lâkin bilmiyorsunuz. Öndekiler de sonrakilere derler ki: Sizin de bize karşı bir meziyyetiniz/ üstünlüğünüz olmadı. Artık kendi kesbinizin/amelinizin cezası, tadın azabı..

Tesîr-i Şerifi:

Daha zâlim kim olabilir?" Kimin zulmü daha büyüktür. Yani daha zalim hiçbir kimse yoktur, (kimden) Bir yalanı Allah'a iftira eden kim¬seden..." Allâhü Teâlâ hazretlerinin söylemediklerini, Allâhü Teâlâ hazretleri hakkında söyleyenden (ve böylece iftira edenden)... Allâhü Teâlâ hazretleri konuşma konusuna; 1- Şirki ispat etmek, 2- Allâhü Teâlâ hazretlerine eş isnat etmek, 3- Allâhü Teâlâ hazretlerine oğul (ve kız) isnat etmekte de (iftirâ'nın) içine dâhildirler... Veya O'nun âyetlerini yalanladı..." Yani Allâhü Teâlâ hazretlerinin buyurduklarını yalanladı. Allâhü Teâlâ hazretleri, kizbi (yalanı) kendisinin üzerine ve tekzîbi (yalanmayı da) âyetlerinin üzerine kıldı. İkisi de günahta birbirine müsâvîdir. Şu cihetle buyurdu: Zikredilen iftira ve tekzîb (yalanlama) işini yapanlar; "Kendilerine erişir." Nasipleri," Olan (neden?), "Kitâb'dan," Kendileri için yazılan rızık ve amellerden.. "Nihayet kendilerine göndereceğimiz melekler geldiklerinde," Ölüm meleği (Azrail Aleyhisselâm) ve yardımcıları geldiklerinde, yjüj "Onların canlarını alırlarken/1 (3/158) Yani onlar vefat eder halde olup melekler ruhlarını kabz ederlerken, demektir. "hatta" kelimesi, her ne kadar kendisiyle kelâmın başla¬nıldığı bir kelime ise de; lakin J^ "hatta" kelimesi, mâ kabiinde bulunan fiil için gaye (sonuç) manâsını ifâde eder.

Meleklerin Kâfirleri Azarlamaları

Kitaptan nasipleri onlara ulaşır; ta ki ölüm meleği onlara gelinceye kadar... Onlara geldiği zaman ölüm meleği;

"Dediler," Onları azarlamak için,

"Hani o Allah'ı bırakıp da tap¬tıklarınız nerede? (Bazı) Mushaflarm hattında ü "o şey ki" kelimesi, nerede" kelimesine bitişik olarak yazıldı. Fakat bunun doğrusu, ü "o şey ki" kelimesinin ayrı yazılması gerekir. Çünkü ü (mâ) mevsû/dur. Onlar bizi bıraktılar da kayboldular" Bizden kayboldular. Onların nerede olduklarını ve mekânlarını bilmiyoruz, derler. "Ve kendi aleyhlerinde şahitlik ederler..." Bu kavl-i şerif, tjıs "Dediler," kavl-i şerifinin üzerine atıftır. Yani kendi nefislerinin (kendi kendilerinin) aleyhinde itiraf ettiler. Muhakkak onlar idiler..." Dünyada... (Ne idiler?) Kâfirler..." idiler. Yani ibâdete asla müstahak olmayan şeylere ibâdet edenlerden olduklarını itiraf ettiler... Şu cihetle ki, meyillerine ve dalâletlerine şahitlik ettiler. Bu ayet-i kerime (yani kâfirlerin kendilerinin aleyhlerinde ve küfürlerine şahitlik edeceğini ve küfürlerini itiraf edeceğini beyan eden; "Onlar bizi bıraktılar da kayboldular" derler ve kâfir idiklerine kendi aleyhlerinde şahitlik ederler..." kavl-i şerifi) ile (müşrik olmadıklarını ifâde edeceklerini beyân eden:) Sonra, başka fitnelik edemeyecekler; sâde şöyle diyecekler: Rabbimiz Allah'a yemin ederiz, Vallahi bizler müşrik değildik. Âyet-i kerimesinin arasında bir zıtlık asla yoktur. Bunun değişik taifelerden sadır olması zamanlarda sadır olma ihtimali olduğu için...

Kıyamet Halleri

İrşâd'da (Ebûs-Suûd Efendinin tefsirinde) buyuruldu: Bu âyet-i kerimede, (ölümden sonra meydana gelecek hadiseleri) gayet süratli bir şekilde kasdettiğinden dolayı yeniden dirilmek ve cezâ'nin her ikisinin sanki Ölüm anında meydana gelip vuku bulduğu anlaşılmaktadır... (Bu hadiselerin mutlaka meydana geleceğinden dolayıdır...) Şu hadis-i şerif de bu manâ üzerine varid olmuştur: Ölen kişinin gerçekten kıyameti kopmuştur. Yoksa; 1- Suâl, Cevap ve, 2- İkisinin üzerine terettüp edilen şeyler (yani Hesap, Mizan, Sırat), 3- Cehennem ateşine atılma emri, 4- Cehennem ateşinin arasında cereyan eden lanetleşme, 5- Birbirini uğursuz saymalarının hepsi; Yeniden dirilmeden sonra meydana gelecektir. Hiç şüphesiz böyledir.

Cehennemde Topluluklar

Buyurdu." Allâhü Teâlâ hazretleri kıyamet gününde buyurdu. Veya meleklerden biri dedi ki: Girin bakalım ümmetlerin içinde..." (Dünyada) size arkadaş ve yoldaş olanların cümlesinin içine girin... Gerçekten geçti." Sizden evvel, ins ve cinden..." Bu iki nev'î (ve cinsten) geçen ümmetlerin kâfirleri, demektir. Ateşe! Bu kav şerif, "Girin "emrine taalluk etmektedir.

Cin Kelimesinin İnsan Kelimesinden Önce Zikredilmesi

Bu, "Sizden evvel, ins ve cinden..." kavl-i şerifinde) cin kelimesi insandan önce zikredildi. Bu, yaratılışta cinlerin insanlardan önce yaratılmış olmasındandır. Allâhü Teâlâ hazretleri cinleri yarattığı zaman içlerinden bazıları iman ettiler ve bazıları da kâfir oldular... Cinlerden kâfir olanlar, iman ehline galip geldiler. Hatta iman ehlinin kökünü kazıdılar. Allâhü Teâlâ hazretleri onlara meleklerden bir ordu gönderdi... Onların reisleri tblîs idi... Allâhü Teâlâ hazretleri melekleri, o kâfirlere musallat kıldı. Hatta o küfür ehlinin hepsini helak ettiler. Sonra Allâhü Teâlâ hazretleri, cinlerden sonra Adem Aleyhisselâm'ı yarattı. Adem Aleyhisselâm'ın zürrıyetini yarattı. Onlardan da bazıları kâfir idi. Kaabil gibi... Onlardan bazıları da, mü'min idi. Hâbil gibi... Her zamanda, onlardan, cehennem ateşine girmeye müstahak olan bir ümmet vardır. Yine her zaman (ve çağda) cennete girmeye hak kazanmış olan bir ümmet vardır. Bu kaaide şimdiye kadar böyle (hep gelip geçti...) ve tâ âlemin yıkılmasına (yani kıyamet gününe) kadar böylece devam edecektir... Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdukları gibi; Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular: -"Yeryüzünde, Allah Allah (diyen) bir kişi, oluncaya kadar kıyamet kopmaz.

Cehennemde Lanetleşmek

Her ümmet girdikçe..." Ümmetlerin geçmiş olanları ve sonra onlara ilhak olunanlar cehenneme girdikçe... Hemşiresine (kendi din kardeşine) lanet eder." Kendisine uymak, tabi olmak, (arkadaş olmak ve yakın olmakla) sapıtıp dalâlete düştüğü kişilere lanet okur.

Lanet Edecekler

Müşrikler, müşriklere lanet okur, Yahudiler, Yahudilere lanet okur, Hıristiyanlar, Hıristiyanlara lanet okur, Mecûsîler, Mecûsilere lanet okur, Ümmetlerin, cemaatlerin, tarikatların, mezheplerin ve fırkaların birbirlerine lanet okumaları hep) bu kıyas üzeredir.... Halklar, liderlerine lanet okurlar. Tâbi olanlar, idarecilerine lanet okurlar. Ve der ki: Allâhü Teâlâ hazretleri size lanet etsin! Sizler bizi kandırdınız ve aldatınız!"

Aynı Cemaatte Olanlar Birbirlerine Kardeştirler

Bu âyet-i kerimede geçen, "Hemşire, kardeş" kelimesinden murad, din ve millet olan kardeşidir. Burada, uu-î "kardeşi" buyurmadı. Çünkü, Hemşire, kardeş" kelimesiyle, ümmet, cemaat (ve topluluk) murad, edildi....

Cehennemde Toplanırlar

"Nihayet hepsi orada birbirlerine ulanırlar/peşpeşe gelip toplanırlar," Mâ kabîi için gaye 'dir... Manâsı (şöyledir:) Onlar (şirk, küfür, dalâlet ve isyan sahipleri) bazıları bazılarına lanet eder oldukları bir halde; bölük bölük peş peşe cehenneme girerler. Tâ sonrakileri de gelir. Birbirlerine ular ve kavuşurlar. Hepsi cehennem ateşinde toplanırlar. Birbirlerini idrâk ederler (kavuşurlar) kelimesinin aslı, ijSjlu' dir. Te fa) harfi, dal (j) da idğâm olundu. (Sakin ile başlamak mümkün olmadığı için kelimenin başına) bir "Hemze-i vâsıl" getirildi. Sonrakiler dediler." Sonra cehenneme girenler dediler. Bunlar, tâbi olanlar (ayak takımları) dırlar. diğerleri" kelimesi burada, sonra ki" manasınadır. son" kelimesinin müennesidir. Ve "evvel (ilk) keli¬mesinin mukaabilidir. Yoksa "başka" manâsına olan "diğeri" kelimesinin müennesi değildir. Şu kavN şerifte olduğu gibi: başka günah. (Kim için derler?) Ondekileri için," Ondekileri için derler. Bu hitap, Allâhü Teâlâ hazretlerinedir. (Sonrakiler, öncekileri göstererek, Allâhü Teâlâ hazretlerine derler ki:) Rabbena/ ey rabbimiz! işte şunlar bizi yol¬dan çıkardılar." Bizim içimize şüphe düşürmek sebebiyle, bizi hidâyetten saptırarak, dalâlet yoluna düşürdüler. Biz de onlara uyuverdik. Onun için onlara iki katlı azap ver." Kat, kat azap. Ateşten," Çünkü onlar (hem); 1- Dalâlet ehlidirler, hem de 2- Mudildirler (insanları dalâlete düşürdüler)... Buyurur: Allâhü Teâlâ hazretleri buyurur ki: Her biri için vardır," Öncekiler ve sonrakiler (halk ve liderleri) için vardır "İki katlı (azap...)" Amma liderlere iki kat azab olması; 1- Onların kendilerinin küfürleri, 2- Halkı dalâlete düşürmeleri sebebiyledir. Etbâ' (tabi olan insanların) iki kat azaba çarpılmaları ise; 1- Küfürleri ve 2- Taklitleri sebebiyledir...

İki Kat Azab?

Burada iki kat azaptan murad, her birinin hakkettikleri azabın iki kat olması değildir. Zira hak ettikleri azabın ikiye katlanması zulümdür. İki kat azaptan murad; 1- Dalâlet (azabı), 2- Taklîd(azabı)dır.... "Ve lâkin bilmiyorsunuz." (3/159) Sizin için olanları ve her bir fırka için olan azapları bilmiyorsunuz...

Liderlerin Savunmaları

Ve öndekiler de derler ki:" Onlara hitaben. Sonrakilere..." Allâhü Teâlâ hazretlerinin onlara olan cevabını işittiklerinde (onlar da kendilerine şöyle derler:) Sizin de bize karşı bir meziyyetiniz/üstünlüğünüz olmadı." Küfür ve dalâletten kaçmak yönünden (sizin bizden üstünlüğünüz yoktu...) Nasıl siz, azabınızın bizim azabımızdan daha hafif olmasını ve bizim azabımızın da sizin azabınızın iki katı olmasını talep ediyor ve istiyorsunuz? Belki sizler, hevâ ü hevesinize uygun olduğu için (bizim sözlerimize uyup) küfre girdiniz (ve saptınız)!?

Amelinizin Cezasını Çekin

Öyleyse) tadın azabı Sözü edilen iki kat azabı tadın. Bu kavl-i şerif, susturmak ve teselli vermek yoluyla önder ve liderlerin sözleridir. Artık kendi kesbinizin/amelinizin cezası," O yapmış olduğunuz amellerinizin ve küfrün karşılığında tadın azabı... Şimdi azabın her çeşidini göreceksiniz... Cümlesi bildiler ki, Eğer güçleri yetseydi; Yapmış oldukları bütün amelleri, o gün ona verirdi... Bil ki: Muhakkak ki kâfirler, inkâr ehlidirler. Haber verilen (peygamberlerin) irşadından yüz çevirdiler. Kötü bir yol edindiler. Büyük peygamberlerin o güzel yolundan ayrıldılar. EvÜyâ-i kiram (ve âlimlerin ehl-i sünnet) yolunu kabul etmediler. Daha sonra ikrarın kendilerine fayda vermeyeceği bir günde cürümlerini (günah) ve dalâletlerini itiraf etme yoluna meylettiler...

İman Tazelemek

Akıllı kişiye düşen vazife, ecel gelmeden hâlini tedârike başlamaktır. Hadis-i şerifte şöyle buyuruldu: Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular: -"İmanınızı yenileyin (tazeleyin)" İman tazelemekten murad, imanın aslından, bir mertebeden diğer bir mertebeye intikâl etmektir. Yoksa iman birincisiyle tamam olur... Lakin iman on sekiz mertebe üzerinedir. İnayet Allâhü Teâlâ hazretlerindendir.

İmanını Tazele

Mesnevî'de buyuruldu: İmanını tazeleî Söz ve dilinden... Ey arzu ve heveslerini gönlünde yenileyen Nefsin isteklerini tazeleyen! (Unutma ki) Tazelenen hevâ ü heves, imânı zayıflatır. Bu hevesten hakikî sadakat kilit ve anahtarı asla olmaz...

İmanı Olan Cennetliktir

Allâhü Teâlâ hazretleri, peygamberler vasıtasıyla halkı imana davet etti. Kim (peygamberlerin davetine) icabet ederse; cennet yolunun hidâyetine nail olur. Kim (peygamberlerin davetlerine) icabet etmezse; cehennem ateşine düşer.

Cehennem Şefkatin Eseridir

Denildi: Allâhü Teâlâ hazretleri, şefkatinin çokluğundan ve (kullarının işlerini) idare etmesinden cehennemi yarattı... (Cehennem ateşinin yaratılmasının misâli:) insanları müsâfır eden kişi gibidir. Der ki: "Kim benim müsâfırliğime gelirse; ona ikramda bulunurum! Ve kim de gelmezse, ona hiçbir şey yoktur!" Halkı müsâfır eden bir başkası da ikramının çokluğunu beyân için; Kim benim soframa gelir ve bana müsâfır olarsa, ona ikramda bulunurum! Kim gelmezse onu da döver ve onu hapsederim!" der. Bu onun ikramını te'kid eder. Ve tamamlar. Ve onun birinci kişiden daha çok ikram sahibi olduğunu gösterir...

Cehennem Ateşinin Hayrı

(Âlimlerin) bazıları da buyurdular ki: Cehennem ateşi bir yönden hayırlıdır bir yönden de şerlidir. Nemrûd'un ateşi gibi... Onların gözlerinde şerli idi. Ama İbrahim Aleyhisselâm'a karşı serin ve selâmet oldu. (Cehennem ateşi) hâkimin elindeki (adalet) kamçısı gibidir. Bu kamçı tuğyanda olan (azgınlık yapan ve toplumun huzurunu bozanlar) için hayırlıdır. Ama itaatkâr için şerlidir. Cehennem ateşinden selâmet bulmak isteyen kişiye hayırlıların yoluna girmesini tavsiye ederim.

Mevlânâ'nın Bir Vaazı

Mevlânâ Celâleddin-i Rumî (k.s.) hazretleri bir gün Karaman ehline vaaz ediyordu. Ve hikâye ediyor ve anlatıyordu: Kim âsî olur ve isyandan tevbe etmeden önce vefat ederse; muhakkak ki o kişi, Allâhü Teâlâ hazretlerinin adaletinin (tecelli etmesi) sebebiyle cehennem ateşine girer. Ve o kişi, hatasının (günahının) miktarınca cehennem ateşinde yandıktan sonra; Allâhü Teâlâ hazretleri onu cehennem ateşinden çıkarır. Onu azâd eder. Ve onu cennete koyar. O mecliste bulunan bir şahıs; Keşke bu (Allâhü Teâlâ hazretlerinin kullarını cehennemden azad edip cennete koyması) kişinin cehennem ateşine atılması ve kırılmasından önce olmuş olsaydı.... Ey Mevlânâ! Allâhü Teâlâ hazretlerine dua et! Cehenneme girmeden önce bizi cennetle şereflendirsin!" dedi. Allâhü Teâlâ hazretlerinden, bize lütuf ve keremiyle muamele etmesini dileriz. O hidâyet ve tevfîk'in velisidir...

Âhirette Küfür Ehli

Yüce Meali:

Elbette âyetlerimizi tekzîb eden ve onlara îmânı kibirlerine yediremeyen kimselere semânın kapıları açılmaz ve deve iğnenin deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremezler. İşte mücrimleri biz böyle cezalandırırız. Onlara cehennemden bir döşek ve üstlerinden örtüler... Ve işte zâlimleri biz böyle cezalandırırız.

Tefsîr-i Şerifi:

Elbette âyetlerimizi tekzîb edenler," Hüccetlerin delâlet ettiği dinin usûlüne dair olan, 1-Tevhidi, 2- Peygamberlerin peygamberliğini, 3-Ölümden sonra dirilmeyi, 4-Ve cezayı yalanlayanlar... Ve onlara îmânı kibirlerine yediremeyenler, Büyüklendiler ve ona iman etmeye tenezzül etmediler ve gereğince amel etmekten kaçındılar. Onlar kâfirlerdir. Açılmaz," Şedde, babların kesreti içindir. "Onlar için semânın kapıları," Yani; 1-Onların duaları kabul olunmaz, 2-Amelleri kabul olunmaz, 3-Onların ruhları göklere kaldırılmaz.

Ölüm ve Ruhlar

(Bilindiği) gibi göğe yükselmek mü'minlerin duaları, amelleri ve ruhlarının şânındandır... Hadis-i şerifte buyuruldu: Muhakkak ki mü'minin ruhu semâ'ya yükseltilir. Kendisine (semânın kapılan) açılır ve ona denilir ki: Merhaba! Ey cesette olan temiz ruh hoş geldin! Tâ yedinci kat semâ'ya kadar (böyle hep merhabalarla karşılaşır...) Ve kâfirin ruhu için de kapılar açılır ve ona; Yerilmiş (kötü olarak) geri dön! Böylece (kâfirin ruhu) tâ siccîn'e kadar yuvarlanır. (3/160)

Siccîn Nedir

Siccîn: yedi kat arzın (yeryüzünün) altında iblisler iblisinin yerleştirildiği bir yerdir.

Ruhlar Cesetlerine Bağlıdırlar

Bütün ruhlar, saîd ve şakîlerin hepsinin ruhları, cesetlerine bağlı (ve bitişiktirler.) Ruhlara azab edilir. Ve o azaptan cesetler de elem ve acı duyarlar. (Bu durum) Güneş gibidir. Güneş göktedir; nuru, ışık ve aydınlığı da yeryüzündedir...

Kabirde Mü'minlerin Ruhları

Bil ki: Muhakkak ki âsî mü'minlerin ruhları, semâ ile arz (yeryüzü) arasında olurlar... Bazıları hava1 da olurlar. Bazıları kabirlerinin avlularında olurlar. (Bu kalma sûresi,); 1-Yedi güne kadar, 2- Bir seneye kadar, 3- Veya bundan başka bir zamana kadar hemen mezarının avlularında olurlar. Tâ ki yaşayanların dualarının bereketi ve kendisine yetişen (imdadına gelen) hayır ve hasenatın imdâdıyla kurtulur, "Dünyevî semâ"da bulunan karargâhlarına yükselirler.

Deve ve İğne Deliği?

iğnenin deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremezler...." Yani cirmi bakımından deve gibi büyük olan bir şey, darlıkta iğne deliği gibi olan bir yere tâ ki girinceye kadar, bunlar cennete giremezler, demektir. Bu imkansız şeylerdendir. Bu şekilde üzerinde tevakkuf edilir. (Ne güzel buyurmuşlar:) Her bir iş ki, muhâl'e vakfedilmiş ise o iş muhâl'dir..."

Nefyin Te'kîdi

Araplar, nefyin te'kidini murat ettikleri zaman, onu imkansız ve olması mümkün olmayan bir şeye bağlarlar. Şâirin şu şiirinde olduğu gibi: Karga beyaz olduğu zaman; Ben aileme gelirim; Zift süt gibi bembeyaz olduğunda..."

Cemel Nedir?

Deve", isuit "dişi deve"nin eşi (yani erkek deve) demektir. Deve tam olgunlaşıp yedi yaşına girdiği zaman kendisine 'jjJ\ "Cemel" adı verilir... Yedinci senesinde "ruba1" denilir. Dişisine de tahfif yani şeddesiz olarak "Rubaiye" denilir, Uadı kendisiyle dikiş yapılan iğne demektir. Semmi'l-hıyât," iğne deliği demektir. cemel" kelimesi, cim y harfinin zammesiyle ve mîm (f) harfinin şeddesiyle 'jlkh "cummel" diye de okunur. cummel"in manâsı ise kınnap ipinden daha kaim ip (yani urgan) demektir. Veya gemi halatı demektir. Kendisine (gemiciler tarafından) kalas ta denilir. Halat, bir çok iplerin birbirlerine dolandırılıp bir araya getirilmesinden meydana gelir.

Mücrim Cezalan

Ve işte böyle," Bu rezil edici azap misâli ki, bu cennetten mahrum olmaktır. ) "Mücrimleri biz cezalandırırız." Yani mücrimlerin cinsini, demektir. (Onlar yani kâfirler) evleviyetle mücrimlerin içine dâhildirler...

Ateşten Döşek ve Örtüler

Onlara cehennemden bir döşek, Onlar cehennemde oldukları halde. kelimesi, yani döşek, demektir. Ateşten döşek, onun üzerine uzanıyor ve üzerinde oturuyorlar... Ve üstlerinden örtüler..." örtüler," kelimesi, vsuJt "örtü" kelimesinin cemiidir. Kendisiyle bir şeyin örtüldüğü, gizlendiği ve tesettür edildiği şey demektir. Bu âyet~i kerime, cehennem ateşinin kendilerini her taraftan ihata ettiğini haber vermektedir. Çünkü cehennem ateşi, hem onların yatağı ve hem de örtüsü {yani yatan kişinin üzerine çektiği örtü...) Hadis-İ şerifte buyuruldu: Kâfirlere kabirlerinde, ateşten iki levha giydirilir .

Zâlimlerin Cezası

Ve işte böyle," Bu şiddetli azab gibi... 0 da cehennem ateşiyle azap etmektir. Zâlimleri biz cezalandırırız..." Müebbed azap cehennem ateşiyle olan azap etme, cezaların en şiddetlisi olduğuna göre, zulüm (lafzının) zikri kendisiyle beraber oldu. (Bu durum) zulmün, cürümlerin en büyüğü olduğuna delâlet eder.

Musibetin En Büyüğü

Bil ki: nimeti kaçırmak, cehennem azabının sıkıntılarından çok çok kolaydır. En büyük musîbet, cehennemde daimî kalmaktır...

Cehennemden En Son Çıkan

Hasan Basrî (k.s.) hazretlerinin yanında, cehennemden en son çıkacak olan adamdan söz edildi. Ona "Hennâd denilir. Henâd, tam bin sene cehennemde azab olundu. Ve şöyle nida etti: Ey Hannân! Ey Mennân!" Bunun üzerine Hasan Basrî (k.s.) hazretleri ağlamaya başladı. Ve; Keşke ben Hennâd olmuş olsaydım!" dedi. (Orada hazır olanlar) ona şaştılar! O, onların şaşmalarına: Yazıklar olsun size! Hennâd bir gün cehennemden çıkmayacak mı?" dedi.

İşârî ve Tasavvufî Manâlar

Bu âyet-i kerimelerde şu işaretler vardır: Elbette âyetlerimizi tekzîb edenler," ("âyetlerimiz" den murad) 1- Peygamberlere indirilen güzel sünnetlerdir. 2- Allâhü Teâlâ hazretlerinin evliyâ'nın elinde izhâr etmiş olduğu kerametlerdir. 3- Dinî ilimlerdir. Onlar bunları inkâr ettiler, yalanladılar. Ve onlara îmânı kibirlerine yediremeyenler..." Âyetleri kabulden ve ona iman etmekten kibirlendiler. Onlar için Semânın kapılan açılmaz..." Kalblerin semâlarının kapıları huzura açılmaz. Ve onlar cennete giremezler." Kurbet (yakınlık) ve vuslat cennetine giremezler. "Deve geçinceye kadar..." Büyüklenen nefis devesi, demektir. İğnenin deliğinden..." O (iğne deliği) tarikatın girişidir... Onun sebebiyle nefs-i emmâre terbiye ediliyor ve nefs-i mutmainne olması için tezkiye ediliyor. İşte o zaman (yani nefs-i emmâre, nefs-i mutmainne olduğu zaman), "Ey o rabbine muti olan nefs-i mutmainne! Sen dön o rabbine; hem râdıye olarak, hem merdiyye de/Sen rabbinden hoşnut, rabbin de senden hoşnut, gir kullarım içine» gir cennetime! Manâsı şudur: Kibirlenen nefis, deve gibi olduğu zaman, kibirliğinden dolayı, hakikî cennete girmesi uygun olmaz. Ancak; 1- Şeriatın hükümleri, 2- Tarikatın âdâbıyla Terbiye ve tezkiye edilmesinden sonra cennete girebilir... Tâ ki terbiye ile, 1- Sıfat-ı zemîme" yerilmiş ve kötü sıfatlar giderilir. 2- Allâhü Teâlâ hazretlerinin gayrisine olan taalluk ve ilgileri kesilir. Böylece (bu terbiyeden sonra nefis) kıldan bile bin kere daha ince olur. Fena iğnesinin deliğinden geçer. Cennete girer... "Bekaa cennetine"... Bunu gerçekten iyi anla!

"Ve işte mücrimleri biz böyle cezalan¬dırırız..."

Zayıf ve latîf nefislerinin aleyhine cürüm işlediler. Hatta ağırlık ve günahları develer gibi oldu. Bizim kılmamızla: Onlara cehennemden vardır." Mücâhede ve riyazet yatağı... (3/161) Bu şu kavl-i şeriftir: Onlara cehennemden bir döşek ve üstlerinden örtüler..." Yani nefsin muhalefetinden, hevâ ü hevesin men etmesinden onların yatakları ve yastıkları olur, hatta onları ihata eder. Onları eritir ve hatta onların günahları ve ağırlıklarıyla beraber onların "enâniyeflerini de yakar ki cennete girmeye hak kazansınlar Ve işte zâlimleri biz böyle cezalandı¬rırız." Yani bu tarikat (ve yol) ile... Onlardan onların günah ve ağırlıklarını alırız. Dünyada onların mezâlim (zulüm ve haksızlık ettiklerine) haklarını veririz ki, kıyamet gününde cennete girmeye hazır olsunlar Eğer biz kimi bu tarikat (ve yol) ile dünyada cezâlandırmazsak; ve elbette âhirette onu cezalandırırız. Buyurduğu gibi: başka o Şu da muhakkak ki onlara o en büyük azaptan yakın azaptan da tattıracağız! Âhirette de; "Gerek ki rücû edip döneler! Te'vilât-i Necmiyyede de böyledir. Mücâhede ve sülük, tasfiyenin yoludur ve ahyâr (hayırlı insanların) ahlak ve yollarıdır.

Hikâye (dünyayı terk)

İbrahim Edhem (k.s.) hazretleri çöle girmek istediğinde şeytan ona geldi. Ve bu sahra (çöl) helak edicidir, (öldürücüdür) diye onu korkuttu. Şeytan ona; Senin yanında azık yok, binek yok" diye vesvese verdi. Fakat İbrahim Edhem (k.s.) hazretleri, kendi kendine bu sahrayı (çölü) geçmeye azmetmiş ve hatta her bir "MiT'inde bin rek'at namaz kılmaya niyet etmişti... İbrahim Edhem (k.s.) hazretleri azmetmiş olduğu şeyi yapmak üzere kıyam edip yürüdü... O sahrada (çölde) tam on iki sene kaldı. Hatta (dönemin Abbasî Halifelerinden meşhur) Hârûn Reşîd bazı senelerinde hacca gidip gelirken onu gördü. İbrahim Edhem bir "MiT'in altında namaz kılıyordu. Harun Reşîd'e; Bu tbrâhîm Edhemdir!" dediler. Hârûn Reşid onun yanına geldi ve ona; Durumun nasıldır? Kendini nasıl görüyorsun?" diye sordu, îbrâhim Edhem (k.s.) hazretleri şu beyitleri okudu: Dinimizi yamıyoruz; Dünyamızı yırtmakla... Ne dinimiz kalıyor; Ne de bizim yamaladığımız... Ne mutlu! Rab olarak; Allâhü Teâlâ hazretlerini tercih etti. Vaki olacaklar için; Dünyasıyla geldi. Dünyasını feda etti; âhireti için..."

Ganimete Kavuşmanın Yolu

Hafız (k.s.) buyurdular: Tembelliği terk et ki; Ganimet bulasın... Hep böyle cereyan etti ki, Yola çıkanların en önemli azığı; Tetikte olmak (sonra da), Çevik ve atılganlıktır.

İman Ehlinin Ahiretteki Halleri

Yüce Meali:

İmân edip, iyi iyi işler yapan kimseler -ki bir nefse ancak gücünün yeteceğini teklif ederiz- bunlar işte cennet ehlidirler ve hep onda ebedi kalırlar... Bir halde ki, derûnlarında/içlerinde kin kabilinden ne varsa, hepsini söküp atmışızdır; altlarından ırmaklar akar. -"Hamdolsun o Allah'a ki, hidâyetiyle bizi buna muvaffak kıldı. 0, bize hidâyet etmeseydi, bizim kendiliğimizden bunun yolunu bulmamıza İmkân yoktu. Hakikat, rabbimizin peygamberleri emr-i hak ile geldiler" demektedirler ve şöyle nida olunmaktadırlar: İşte bu gördüğünüz o cennet ki, buna amelleriniz sebebiyle vâris kılındınız...

Tefsîr-i Şerifi:

Cennet Ehli Kimlerdir?

Ve imân edenler," Allâhü Teâlâ hazretlerinin âyetlerine iman edenler. iyi işler yapanlar," Salih ameller işleyenler... Âyet-i kerimelerle meşru olanlar. 0 kendisiyle Allâhü Teâlâ hazretlerinin rızâsı istenerek (şer-i şerîfe muvafık olarak yapılan) amellerdir... Bir nefse ancak gücünün yeteceğini teklif ederiz..." Takat ve gücünün yeteceğinden başkasını ona teklîf etmeyiz. Bu kavl-i şerif, mübtedâ ile haberinin arasında bir cümle-i itirâziyye (parantez cümlesijdir. (Bu da) ikaamet edilen ebedî nimetler (cennete girebilmenin) sebebinin iman üe vasıflanmak ve kişinin gücünün nisbetinde ve tâkâti kadar, sâlih amel işlemek olduğuna delâlet içindir... Her ne kadar bütün gayret (ve mesâilerini) ona harcamasalar bile... Bunlar işte cennet ehlidirler..." Cennete girecek olaniardır. Ve hep onda ebedi kalırlar..." Bu kavl-i şerif, Cennet ehli..." kavl-i şerifinden hâl'dir.

Kinden Soyulmuş

Ve söküp atmışızdır;" Nezi"' bir şeyi yerinden söküp atmaktır. Derûnlarında/içjerinde ne varsa, hepsini. sadırları" yani "Kalbleri" demektir. "Kin kabilinden (ne varsa)" kin" yani tam ve kâmil bir kin ve göğüslerde (kalblerde) gizli olan buğz, demektir. Yani: Biz onların dünyada, bazılarının bazıları hakkında kalblerindeki kin ve buğzun sebeplerini çıkarırız.

Kin ve Buğzun Doğuş Sebebi

1- Muhakkak ki bu kin ve buğz, dünya ve dünyanın içinde bulunan bazı şeylerin sebepleriyle doğdu... Bu dünya alâkalarının kesilmesiyle de onlardan meydana gelen ve onların bir dalı kin ve buğz sona erer. 2- Yine muhakkak ki şeytanın vesvese vermesi de kinin sebeplerinin cümlesindendir.... Şeytan ise dünyada Âdem oğullarının kalblerine vesvese veriyor. Âhirete göç etmekle şeytanın vesveseleri kesilir. Zira âhirette şeytân, cehennem ateşinin derinliklerine daldırılmış olacaktır, insanın kalbine vesvese vermekten artık ayrılmış olacaktır.

Kin Temizlenir

"Ve biz onların derûnlarında/içlerinde kin kabilinden ne varsa, hepsini söküp atmışızdır;" kavl-i şerifinde sözü edilen kinin sökülmesinden murad hakîkî manâ olup) onların kalblerini kinden temizledik. Tâ ki müminlerin arasında ancak, sevgi (ve hoşgörü)den başka bir şey bulunmaz... Yani, cennet ehlinden bazıları bazılarını kıskanmazlar. Hatta diğerini derece bakımından kendisinden yüksek görse bile; kendisinin o derecelerden mahrum olması sebebiyle o yüksek derece sahiplerine kin bağlamaz ve onlara buğz etmezler.

Nüzul sebebi

İbni Abbâs (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu. Buyurdular: Bir halde ki, derûnlarında/içlerinde kin kabilinden ne varsa, hepsini söküp atmışızdır; altlarından ırmaklar akar. Hamdolsun o Allah'a ki, hidâyetiyle bizi buna muvaffak kıldı. O, bize hidâyet etmeseydi, bizim kendiliğimizden bunun yolunu bulmamıza imkân yoktu. Hakikat, rabbimizin peygamberleri emr-i hak ile geldiler" demektedirler ve şöyle nida olunmaktadırlar: İşte bu gördüğünüz o cennet ki, buna amelleriniz sebebiyle vâris kılındınız.. Âyet-i kerimesi, (sahabenin ileri gelenlerinden), 1- Hazret-i Ebû Bekir (r.a.), 2- Hazret-i Ömer (r.a.), 3- Hazret-i Osman (r.a.), 4- Hazret-i Ali (r.a.), 5- Hazret-i Talha (r.a.), 6- Hazret-i Zübeyr (r.a.), 7- Hazret-i İbni Mes'ûd (r.a.), 8- Hazret-i Ammâr bin Yâsir (r.a.) 9- Hazret-i Ebû Zerr (r.a.) 10-(Hazret-i Aişe r.a.) 11- (Hazret-i Muaviye r.a.) 12- (Ve diğer sahabeler r.a. ecmeîn hazerâti), Hakkında nazil oldu. Allâhü Teâlâ hazretleri, onların dünya hayatında bazılarının kalblerinde bazıları için bulunan ğill-ü ğıyşi kökten söküp çıkaracaktır. Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden sonra (ictihad farklılığından) doğan, kargaşa, münâkaşa, düşmanlık, öldürme ve benzeri konularda ihtilâfa düştükleri bütün işlerdeki (kızgınlık ve soğukluğu) kaldıracaktır. Onlar, kardeşler olarak sürür içinde karşılıklı sevinçli bir hâlde cennete gireceklerdir. (3/162)

Temiz Ve Saf Ol

Hafız (k.s.) buyurdular: Pak (temiz) ve saf ol! Tabiat kuyusundan (zindanından) dışarıya çık! Zira, kendisine toprak bulaşmış (bulanık) su; Safa vermez..

Cennet Ehlinin Duaları

"Altlarından akar." Ağaçlarının altında ve odalarının altlarında akar, Onların lezzet, sürür, sevinç ve mutluluklarını daha ziyâde eden (nehirler...). Ve dediler," Cennet ehli, cennetteki menzil, mertebe ve yerlerini gördüklerinde derler ki: Hamdolsun o Allah'a ki, hidâyetiyle bizi muvaffak kıldı." Fazlı ve keremiyle... Buna," İslâm dinine ve bu güzel mükâfatın karşılığı olan sâlih amele muvaffak kıldı. "Bizim kendiliğimizden bunun yolunu bulma¬mıza imkân yoktu." Bu yüce matlûb ve arzuya kavuşamazdık, illi bize hidâyet etmeseydi," Yani biz buna muvaffak olamazdık...

Karanlıkta Yol Gösteren

Eğer yolda, Senin lütuf şimşeklerin çakmazsa, Yol kalmaz. 0 yolda hiçbir kimse, uyanık olmaz, önünü göremez. 0 ki götürdü, yoluna yetişmelidir. Yoluna giren, tevfîk bulur. Eğer tevfık erişmezse, şaşırır yolcu.

Cennete Giriş

Süddî (r.h.) hazretlerinden rivayet olundu. Bu âyet-i kerimenin tefsirinde buyurdular: Muhakkak ki cennet ehli, cennete sevk edildikleri zaman; cennetin kapısının yanında bir gövdesinde iki pınar akan bir ağaç görürler. O pınarların birinden içerler. O sudan içmekle (beraber hemen) kalblerindeki kin ve düşmanlık sökülüp atılır. O pınar, "Şerâb-ı tahûr" temiz ve temizleyici içecektir. Diğer pınardan da gusledip, yıkanırlar. (O suda yıkanmakla) "nadrat-i neîm" nimetin güzelliği, sevinçlik ve parlaklığı üzerlerinde cereyan eder. Onların, bundan sonra ebediyyen, bir daha saçlarında dağınıklık ve vücutlarında değişme olmaz..." başın saçlarının intişârı, birbirine karışması ve saçların dağınıklığı, demektir. Vi başın tozlanmasıdır. vücûdun değişmesi, demektir. (Meselâ:) Cismi değişti," denilir. vücûdu değişir" fiili, ayne'î-fülmin zammes/yiedir. Değiştiği zaman, böyle denilir... Cennet ehli o pınarlardan içip, yıkandıkları zaman, cennetin bekçileri, onları cennete girmekle müjdelerler ve onlara şöyle nida ederler: İşte bu gördüğünüz o cennet ki, buna amelleriniz sebebiyle vâris kılındınız.. Onlar cennete girdiklerinde ve orada kendi menzil ve makamlarına yerleştikleri zamanda (Allâhü Teâlâ hazretlerine şöyle hamd) ederler: Hamdolsun o Allah'a ki, hidâyetiyle bizi buna muvaffak kıldı. O, bize hidâyet etmeseydi, bizim kendiliğimizden bunun yolunu bulmamıza imkân yoktu..

Ğill Nedir?

Bil ki: yani kin" beşeriyet sıfatının zulmeti ve bulanıklığıdır. Kalb, Ruh ve Esrarın Temizliği? Kalblerin temizliği, iman nuruyla olur. Ruhların temizliği irfan nurlarıyla olur. Esrarın temizliği, şerâb ı tahûr ile olur. (Bunların temizlenmesiyle) cemâl sıfatı tecelli eder... Hakikat ehlinin kalblerinde ne dünyada ve ne de ukbâda gill ü gıyşten hiçbir şey yoktur...

Peygamberlerin Getirdikleri

"Hakikat, rabbimizin peygamberleri, gel¬diler." Mukadder bir kasemin cevâbıdır Yani, Allah'a kasem olsun ki, peygamberler geldiler (ne ile); "Hak ile..." Kelimenin başındaki be harfi ta'diyet içindir. Veya (müiâbeset manasınadır.) Ve gerçekten peygamberler hakka sarılarak geldiler, demektir. Be harfi müiâbeset için olmuş oldu. Bu sözü cennet ehli, cenneti gördüklerinde ve Allâhü Teâlâ hazretlerinin kendileri için hazırlamış olduğu ve peygamberlerin vaad ettiği cennetin hak olduğunu açıkça görüp, kendisine yerleştikleri zaman, sevinç, sürür ve mutluluklarının kemâlini izhâr etmek için böyle derler...

Hak Tasdik Edilir

Haddâdî (r.h.) buyurdular: Onlardan (cennetliklerden) şehâdetin sadır olması, peygamberlerin kendilerine hakkı tebliğ etmeleri sebebiyledir. Yani peygamberler, doğrulukla geldiler ve biz de onları tasdik ettik, demektir....

Cennetliklere Müjde

Ve şöyle nida olunmaktadırlar: "işte bu gördüğünüz o cennet..." Yani melekler, onlara nida ederler. Mü'minler, cenneti uzaktan gördükleri zaman, melekler onlara nida ederler: Sizin şu gördükleriniz, dünyada size vaad olunan cennettir!" derler...

ilmî Tetkik

Bu kavl-i şerifte bulunan of "yani" kelimesi tefsir içindir. Veya mühaffefedir... mL Kelimesi (yani esma-i işareti) mübtedâ'dır Kendisiyle mü'minlerin uzakta gördükleri işaret edilmiştir. O da cennettir. "Cennet", haberidir. cennet" kelimesinin başındaki lâm-i tarif, ahdiçindir..

Cennete Varis Olmak?

Siz ona vâris kılındınız,"Yani cennet size verildi. Bu cümle, "cennet" kelimesinden hâl'dir. Yaptığınız) amelleriniz sebebiyle..." Dünyada yapmış olduğunuz sâlih ameller sebebiyle siz cennete vâris kılındınız (yani size cennet verildi.) demektir.

Cennet Amelin Karşılığı mı? Yoksa Allah'ı Fazlı mı?

Sual: Eğer denilse ki: Bu âyet-i kerime , İşte bu gördüğünüz o cennet ki, buna amelleriniz sebebiyle vâris kılındınız..." Kavl-i şerifi, kulun cennete kendi ameli sebebiyle gireceğine delâlet eder... Halbuki Efendimiz (s.a.v.) hazretleri de hadis-i şeriflerinde; Elbette hiçbiriniz kendi ameli sebebiyle cennete giremez. Sizler ancak, cennete, Allâhü Teâlâ hazretlerinin rahmeti ve fazlıyla girersiniz. buyurdular. Bu ikisinin arasında muvafakat yönü nedir? (Bu âyet-i kerime ile hadis-i şerif, birbirlerine zıt değiller mi? Bu ikisinin birbirine uygunluğu nasıl izah edilir?) Cevap: Esasında ameller, cennete girmeyi gerektirmez. Ameller, ancak Allâhü Teâlâ hazretlerinin, (sâlih amel İle) amel edenleri, amelleri sebebiyle üstün kılmak için, sırf kendi rahmeti, fazl-ü kereminin kemâli ve ihsan ile onlara cenneti vaad etmesi sebebiyle onlar cennete girerler... Amel edenlere amellerine mukabil fazilet ve üstünlük verilmesi, hakkında vaad olduğundan, amel cennete götüren sebep menzilesinde olmuş oldu. İşte bundan dolayı, "İşte bu gördüğünüz o cennet ki, buna amelleriniz sebebiyle vâris kılındınız..." buyuruldu... İbni Şeyh'in Haşiyelerinde de böyledir.

Ameller Cenneti?

Haberde şöyle varid oldu: Allâhü Teâlâ hazretleri kıyamet gününde onlara (mü'min ve sâlih amel sahibi kullarına) buyurur: -"Sıratı benim affımla geçinizi Cennete benim rahmetimle giriniz!

Ve Cenneti Amellerinizle Taksîm Ediniz..

Bu cennet, ameller cennetidir. İnsanlar, bu cennete amelleri sebebiyle konarlar. Kim, amellerinin fazileti cihetinden başkasından daha faziletli ise, onun için cennette çok nimetler olur. İsterse bir amelde faziletli olan kişi, (başka bir amelde) faziletli kılındığı kişinin daha altında olsa bile... Veya olmasa...

Her Amele Bir Cennet

Her amel için bir cennet vardır. Üstünlük o cennette o ameli yapan kişilerin arasında olur. (3/163)

Bilâl-i Habeş (r.a.) in Ameli?

Sahih hadiste şöyle varid oldu: Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden rivayet olundu. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri Bilâl-i Habeşî (r.a.) hazretlerine, buyurdular: Ey Bilâlî Cennette (hangi amelin) sebebiyle beni geçtin? Cennette herhangi bir yere yerleştiğimde orada senin hışırtını (terliklerinin ayak seslerini) işittim?" Bilâl-i Habeşî (r.a,) buyurdular: Abdestim bozulduğu zaman, mutlaka hemen abdest alırım. Abdest aldığım zaman da mutlaka iki rekat namaz kılarım!" (Bunun üzerine) Efendimiz (s.a.v.) hazretleri; İşte bu ikisiyle!" buyurdular.

Husûsî Cennetler

Bu hadis-i şerif bize öğretti ki, o cennet, bu amele mahsustur... 1- Farz, 2- Vacip, 3- Sünnet, 4- Nafile, 5- Hayır işleri, 6- Haramı terk etmek, 7- Mekruhu terk etmek, 8- Kötülükleri terk etmek, 9- (Ve benzeri) her bir sâlih amelin; Mutlaka husûsî bir cenneti ve kendisine hâs bir nimeti vardır. O ameli işleyen kişi, o cennete nâü olur...

Cennette Üstünlük Veren

Cennette fazilet ve üstünlük mertebe mertebedir. (Amellere üstünlük ve fazilet veren unsurlar şunlardır:) 1- Yaş, 2- Zaman, 3- Mekan, 4- Haller, 5- Amelin kendisi... Taat, ibâdet ve İslâm'da yaşı büyük olan kişi, yaşı küçük olan kişiden daha faziletlidir. (Zamanların bazıları amellere fazilet verir. Meselâ:) 1- Ramazan-ı şerif, 2- Cuma günü, 3- Kadir gecesi, 4- Zi'1-Hiccce ayının ilk on günü, 5- Aşûrâ 6 (Ve diğer kandil ve mübarek gün, gece ve zamanlarda) yapılan ibâdetler normal zamanlarda yapılan ibâdetlerden daha faziletlidir. Mekân da amellere fazilet verir. (Meselâ:) 1- Mescid-i Haram, 2- Mescid-i Nebevî, 3- Mescid-i Aksa... Mescid-i Haram'da kılınan namaz; Mescid-i Nebevî'de kılınan namazdan daha faziletlidir; Mescid-i Nebevî'de kılınan namaz; Mescid-i Aksâ'da kılınan namazdan daha faziletlidir. Mescid-i Aksâ'da kılınan namaz da diğer mescidlerde kılman namazlardan daha faziletlidir. (Bir ibâdetin yapılış şekli ve hâli ona fazilet verir veya sevabını eksiltir. Meselâ:) Cemaat ile kılınan bir namaz cemaat ile kılınmayan namazdan daha faziletlidir. (Bazı amellerin kendileri diğer amellerden daha faziletli ve daha üstündürler. Meselâ:) Namaz kılmak, ezâ'yı gidermekten daha faziletlidir. Yine bir kişinin herhangi bir kişiye yapmış olduğu sakada birdir; ama zî rahm {yakın akrabasına yapmış olduğu) sadaka ise ikidir. 1- Sıla-i rahim, 2- Sadaka'dır.

Ehl-i Beyte Hedİye'de Bulunmak

Yine bir kişi, ehl-i beyt'ten bir şerife, herhangi bir şey hediye etmesi, bir başkasına hediye etmesinden ve ona ihsanda bulunmasından daha faziletlidir.

Bir Anda Bir Çok Amel

İnsanlardan biri, bir zaman içinde, (ayni anda...) Birçok ameli toplar, 1- Kulağını, Gözünü, Elini gerektiği gibi kullanır, 2- Zamanında orucunu tutar, 3- Sadakasını verir, 4- Zamanında namazını kılar, 5- Zikrini yapar, 6- Aynı zamanda niyetini ihlâslı yapar, 7- Niyet etmiş olduğu kötü fiili terk ederse, Bu kişi, bir zaman içinde birçok yönlerden sevap alır. Ve bu kişi, kendisi gibi olmayanlardan da faziletli olur.

Tahsis Edilen Cennet

Cennetlerden biri de Allâhü Teâlâ hazretlerinin tahsis ettiği cennettir. 1-Bu cennet, küçük çocukların girdiği cennettir. Âkil baliğ olmadan ve amel yaşına gelmeden vefat eden çocukların girdikleri cennet... Bunun hududu, doğumun evvelidir. Yani bir çocuk canlı doğup, altı yaşına kadar olan süre içerisinde vefat etmesidir. Allâhü Teâlâ hazretleri, kullarından dilediğine dilediği kadar ihtisas cennetlerini ikramda bulunur. 2- İhtisas cennetinin ehli olanlardan bir kısmı da delilerdir. Yani aklı olmayan deliler... 3- İlmi tevhîd ehli olanlar... 4- Fetret devri ehli olanlar, kendilerine hiçbir bir peygamberin daveti erişmeyen kişilerdir...

Miras Cenneti

Cennetlerden bazıları da "Miras cenneti"dir. Bu cennete, bizim zikrettiğimiz mü'min erkek ve mü'min kadınlardan her biri nail olurlar. Bu cennetler, cehennem ehli için hazırlanmış olan mekânlardır. Eğer girmiş olsalardı onların olacaktı. Hadis-i şerifte buyuruldu: Cehennem ateşi ehlinden her biri cennetteki yerini görür ve: Keşke Allâhü Teâlâ hazretleri bize hidâyet nasîp etseydi! (Keşke hidâyete erip cennete girseydik!) derler. Bu onlar için bir hasret ve pişmanlık olur. Cennet ehli de cehennemdeki yerini görür. Ve; Eğer Allâhü Teâlâ hazretleri bize hidâyet etmemiş olsaydı! (şimdi orada olacaktık!)" derler.

Sûrî ve Manevî Cennetler

Bil ki: Cennet ayrıca; 1- Sûrî cennet, 2- Manevî cennet, olmak üzere ikidir. Sûrî cennet, hissî ve müeccel'dir (yani sonra verilecektir). Manevî cennet ise, akıl edilen müaccel'dir. (Yani hemen verilendir.) Ehli ise "Fena fıllâh ehli ve beka billâh ehli" onlanlardır...(dünyada iken girilir)

Hafız (k.s.) Buyurdular:

Mukaddes cennet, yeme içme, Muhabbet ve huzur yeridir. Bundan dolayı ki, Allah cennette; Kullarına asla günah yazmaz. Allâhım bizleri, cennetlerle şereflendir! Muhakkak ki sen "Mennân"sınî

Cennet Ve Cehennem Ehli

Yüce Meali:

Bir de, o cennet ehli, ateş ehline şöyle nida etmektedir/ seslenmektedir: Hakikat biz, rabbimizin bize va'd buyurduğunu hak bulduk; siz de rabbınızın va'd buyurduğunu hak buldunuz mu? Onlar; Evet!" demektedirler. Derken, bir müezzin, aralarında şu mealde bir ezan vermeye başlamıştır: Allah'ın laneti o zâlimler üstüne Ki, Allah yolundan men'ederler ve onu eğip bükmek isterler ve âhireti inkâr edici kâfirler idi...

Tefsîr-i Şerifi:

"Bir de, o cennet ehli, ateş ehline şöyle nida etmektedir seslenmektedir:" Kendi hallerine sevinmek ve cehennemliklerin başına gelenlerden onlarla alay etmek, onlara hasret vermek, onları daha çok üzmek için nida ederler. Yoksa sadece kendi hallerini onlara bildirmek ve muhatapların halleri hakkında haber almak için değil...

Cennet ve Cehennem ehlinin Konuşmaları!

İkisinin arasındaki uzaklık miktarının ancak Allâhü Teâlâ hazretlerinin bitmesiyle beraber cennet ehli ile cehennem ehlinin arasında mükâleme (konuşmanın) ve birbirlerine seslenmelerinin {ve nidaların) kolaylıkla gerçekleşmesinin vechi ve yönü şöyledir: Cennetin derecelerinden her bir derece, cehennemin derekelerinden bir derekeye tekaabül etmektedir. Amel-i sâlih işleyen bir kişinin kendisi sebebiyle içinde bulunmuş olduğu herhangi bir derecenin mukabili olarak, o ameli terk eden kişinin içinde bulunmuş olduğu cehennem ateşinin derekelerinden bir dereke vardır... Böylece derece ehli, kendisine mukabil gelen, dereke ehlinden yüksekçe ve onları görür bir yerde olurlar. Allâhü Teâlâ hazretleri buyurduğu gibi; -"Derken bakmış, onu tâ cehennemin ortasında görmüştür. Cennet ehline, cehennem ehlinin başına gelen azaba sevinmek ve cehennem ehlini daha hasret içine bırakmak imkânı verilir... Şu sözleriyle: "Hakikat" Tefsir harfidir. Kendisi için nida olunanı tefsir etmektedir. Çünkü nida, sözün manâsının içindedir. Veya mühaffefe'dir. Hakikat biz, rabbimizin bize va'd buyurduğunu bulduk;" Sevap, keramet, nimet ve cenneti... Farisî olarak, doğru ve gerçek" bulduk, demektir. (3/164) Siz de rabbınıan va'd buyurduğunu hak buldunuz mu?" Azaptan.... Hem hayra hem de şerre kullanılır. Hak",İkinci fıii'den mefûl'ün hazfıyiedir... Şu cihetle ki; "Size vaad ettiği" buyurmadı. Ve: "Bize vaad ettiği şey," buyurduğu gibi... Bu onları, hitâb ile müşerref olma rütbesinden düşürmek içindir; vaad, anında... "Evet!" demektedirler." Evet! Biz hak bulduk... Böylece kendilerine itirafın fayda vermeyeceği bir günde itirafta bulundular. Ve bundan dolayı şöyle denildi:

Gaflet Uykusundan Uyan

(Sa'dî Şirâzî k.s. ne güzel buyurmuşlar:) Şimdi uyanmak gerek; Gaflet uykusundan... Eğer ölüm seni uykuda alır ve götürürse ne fayda?.

Son Feryat Fayda Vermez

Sen âkibetten önce afv kapısını çal! (Daha hayatta iken istiğfar et günahlarına...) ki, Zira azabın elinde feryâd-ü figân etmek faydasızdır.

Allah'ın Laneti

"Ezan vermeye başladı." O anda seslendi ve bütün avâzıyla bağırdı: Bir müezzin Seslenen biri... O müezzin, Allâhü Teâlâ hazretleri tarafından bir seslenen... Ve onun sesini bütün cennet ehli ve cehennem ehli İşitirler. Denildi ki, o müezzin, Sûr'un sahibidir. Yani İsrafil Aleyhisselâm'dır. Onların aralarında," Bu kavH şerif, âlf"Ezan vermeye başladı." Fiiliyle mensûbtur. Yani, bu ezan (seslenme) iki fırkanın arasında veya ortalarında vaki oldu, demektir. Kavi manâsında te'zîn yani ezan vermenin tefsiridir. Veya mühaffefedir Allah'ın laneti," Karar kılındı; O zâlimler üstüne..." Yani kâfirlerin üzerine olsun; mü'minlerin üzerine değil... Çünkü zulüm, mutlak olarak zikredildiği zaman, kemâle sarf edilir (kullanılır). Zulmün kemâli ise şirktir, (küfürdür...) Bu ihbâr'dır. Denildi ki: Bu O'ndan onların üzerine lanetin başlangıcıdır...

Kâfirlerin Yaptıkları

Ki onlar men'ederler..." Saldırıyorlar... Bu ilil men 'ederler aslında lâzım fiildir, insanları, men'ediyorlar manâsında müteaddî'dir. Bir mefulün takdirine muhtaçtır. Zaruretin dışında ona kılınmaz... Allahyolundan... Dinden... Allâhü Teâlâ hazretlerinin cennetine giden yolundan, demektir. Ve normal yoldan daha geniş olan bir yoldur... Kaamus'ta da böyledirs. Ve onu eğip bükmek isterler..." Yani, Allah'ın dinini eğip bükmek (bozmak) isterler; ona eğrilik katmak (dinin içine dinde olmayan hurafe gibi şeyleri katmak) ve hak'dan yüz çevirmekle... Halbuki İslâm dini, bu ikisinden de çok uzaktır. Ve onlar âhireti inkâr edici kâfirler idiler..." Ölümden sonra yeniden dirilmeyi inkâr ediyorlar..... odüiJi Zâlimler, kâfirler manâsında olduğundan; kâfirlerin üzerinde cereyan eden vasıfların zâlimler hakkında beyân edilmesi, "müekked sıfatlar" kabilindendir...

Zâlim ve Kâfirler Müşterek

Çünkü zâlimler bu âyet-i kerimede kâfirlere mahsûs olan üç sıfat ile vasıflandılar... Birincisi: Onların, Allah yolundan insanları men etmeleri ve ondan yüz çevirmeleri ve Allah yoluna engel olmalarıdır. İkincisi: Onlar, Allâhü Teâlâ hazretlerinin yolunun bozulmasını ve hak dinin değişmesini ve bâtıl ile karışmasını istemektedirler. Bunu da dinin hakikat olduğunu beyân eden delillerin içine şek ve şüpheler katmak suretiyle yapmaktadırlar... Üçüncüsü: Onlar, âhireti inkâr ediyorlar. Zâlimler bu üç sıfat ile husûsî kılındılar. Bu üç sıfattan her biri, onların zulümlerinin küfür manâsında olduğunu ikrar etmektedir....

İşârî ve Tasavvufî Manâlar

Bu âyet-i kerimelerde şu işaretler vardır: Bir de, o cennet ehli, Muhabbet erbabı, Ateş ehline. "Hakîkat biz, rabbimizin bize va'd buyurduğunu hak bulduk;" Yani Rabbimizin; Beni talep eden (arayan) bulur, buyurduğunun hak olduğunu gördük. Siz de rabbımzın va'd buyurduğunu hak buldunuz mu?" Allâhü Teâlâ hazretlerinin; Ve kim benim gayrimi talep edip (ararsa) o beni bulamaz. Sözünün hak olduğunu gördünüz mü? Onlar; "Evet!" demektedirler. Evetî Biz bu vaadin hak olduğunu gördük... Derken, bir müezzin, aralarında şu mealde bir ezan vermeye başlamıştır:" İzzet ve azametle onların arasında; O zalimler ki, onlar, talep etme istidadını, matlûbun gayri yere koydular. Ve onu sarf edilmesi gereken yerin gayrisinde sarf ettiler. O kimseler ki, men'ederler." Yani onlar o kimselerdir ki, kalb ve ruhu men'ederler. "Allah yolundan," Ve Allâhü Teâlâ hazretlerini talep etmekten, Ve onu eğip bükmek isterler..." Onlar, yüzlerini (istek ve taleplerini) dünya ve dünyanın içinde olan şeylere sarf ederler... Ve onlar âhireti inkâr edici kâfirler idiler..." Yani onlar, muhabbet ehlini inkâr ediyorlar. Ve onlar, hislerinden tehir edilen şeyleri talep ediyorlar. Ve onlar havâssı zahire ile idrâk edilen şeyleri talep ediyorlar, âhirette olan şeyleri değil. Te'vilât-i Necmiyye'de de böyledir.

İnsanlar Mertebe Mertebedir

İnsanlar, 1- İkrarları, 2- İnkârları, 3- Seyr u sulukları, 4- Kuûdları (tasavvufa girmeyerek yan gelip yatmaları) hasebiyle; Mertebe mertebedirler...

Talebeler Farklıdırlar

Mesnevî'de buyurdu: Gerçi çocuklar, hep aynı mektebe giderler. Ama ders bakımından kimisi üstündür, diğerinden... Allah'ın melekleri de böyledir. Melekler de ayni cinsten değiller. Bundan dolayı melekler, göklere dek saf saftırlar (3/165)

Hakikat Hazinelerine Ulaşmak

Sâlik'e düşen vazife, hakikat hazineleri zuhuruna kadar, hakkı talep etmeye gayret edip çalışmaktır. Zira en büyük mutiûb ve arzu; geçer, yeni ve hakîkî akçeyi, sahte ve karışık olanından temyîz edip ayırtabilenin yanındadır...

Musa A.s.'a Gelenler

Zinnûn-i Mısrî (k.s.) hazretlerinden rivayet olundu: Buyurdular: Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah sübhânehû ve Teâlâ hazretleri, Musa Aleyhisselâm'a vahyetti. Ve Buyurdu: Ey Musa! Kuş gibi ol! Yazlık (ve tek başına yaşayan) kuş gibi ol! Dağ başlarında yer, saf ve temiz sulardan içer." Veya nehir ve ırmak sularından içer, buyurdu. Kendisini gece (nin karanlığı) kapladığı zaman da; (dağ başlarında bulunan) mağaralardan bir mağaraya sığınır... Benimle ünsiyet kurar ve bana âsî olanlardan da kaçar... Ey Musa! Müddeî olan (sahip olmadığı manevî makamları iddia eden) kişinin amelini tamamiamamayı kendi nefsime isnat ettim! Elbette benden başka emeli olanın bütün emellerini keserim! Benden başkasına güvenen kişinin güvendiği (bütün dalları) elbette kırar ve yok ederim! Benden başkasıyla ünsiyet kuran (ve kurmaya çalışan) kişinin vahşet ve yalnızlığını elbette uzatacağım! Benden başka sevgili edinen kişiden elbette yüz çevireceğim! Ey Musa! Benim bazı kullarım vardır. Bana fısıldayarak (dua ederlerse) ben onlara kulak veririm! Eğer bana nida eder (beni çağırırlarsa) onlara yönelirim! Eğer onlar bana ikbâl edip yönelirlerse; ben onlara yaklaşırım! Onlar bana dönerler ve yakın gelirlerse; ben onları yaklaştırırım! Eğer oniar bana yaklaşır (ve kurbete nail olurlarsa) ben onlara kâfiyim! (Bütün ihtiyaçlarına yeterim!) Eğer onlar, bana döner ve işlerini bana havale ederlerse, ben onların velisi olurum! Onlar bana sâf olurlarsa, ben de onları saf ederim! Eğer onlar bana erişmek için amel-i sâlih işlerlerse, ben de onları mükâfatlandırırım! Ben onların işlerini idare edenim! Onların kalblerinin terbiye edicisi ve düzenleyicisiyim! Onların hallerinin mütevellisiyim! Ben, onların kalblerini kendi zikrimden başka, hiçbir şeyde rahat kılmadım, (onların kalbleri ancak benim zikrimle rahat bulur!) İşte bunlar! Bunlar (zikrullah), onların hastalıkları için şifâ'dır! Onların kalblerinin üzerinde ziya, aydınlık ve nurdur! Onlar benden başka hiçbir kimse (ve şeyle) ünsiyet kurmazlar! Onların kalblerinin yükünü ancak benim yanımda indirirler! Onlar inlemede, bana gelmekten başka hiçbir şeyde istikrar ile karar kılmaz..

A’raf

Yüce Meali:

Artık iki taraf arasında bir hicab/perde ve a'raf üzerinde birtakım ricâl/adamlar... Her birini sîmalarıyla/yüzleriyle tanırlar. Ashâb-ı cennete/cennet ehline, Selâmün aleyküm" diye nida etmektedirler ki, bunlar ümit etmekle beraber henüz ona/cennete girmemişlerdir/ Gözleri ateş ehli tarafına çevrildiği vakit de: Yâ Rabbena/ ey rabbîmiz! Bizleri o zâlimler topluluğuyla beraber kılma!" demektedirler.

Tefsîr-i Şerifi:

Cennetle Cehennem Arasında Perde

Ve artık iki taraf arasında vardır." İki fırka arasında veya cennet ile cehennem arasında vardır. "Bir hicab/perde..." Şehrin surları gibi... Öyle ki, cehennem ehli oradan çıkıp cennete girmeye asla güç yettiremezler. 1- Bu cehennem ehlinin cennet ehline eziyet vermemesi; 2- Cehennem ehlinin cennet nimetleriyle nimetlenmemesi içindir. Çünkü perde ikisinin arasında gerilmiştir ki, ikisinden birinin iz ve eserinin diğerine vasıl olmasına mâni olsun diye... Zira haberde şöyle geldi (rivayet edildi:) Eğer "Hûr-i îyn"lerden biri bir kerecik dünyaya nazar edip (göz ucu ile bakı vermiş olsa) bütün dünya, onun nuru (ışık ve parlaklığı) ve güzel kokusuyla elbette dolardı. Cehennem ateşinin vasfı hakkında şöyle bir rivayet geldi: Muhakkak ki cehennem ateşinin kıvılcımlarından bir kıvılcım eğer dünyaya düşmüş olsaydı; elbette (bütün) dünyayı yakardı.

Cennet ile Cehennem Nerede?

Haddâdî (r.h.) buyurdular: Sual: Eğer denilse: "hicab/perde"nin cennet ile cehennem arasında olması nasıl te'vil edilir? Zira cennetin semâda (yüksekte) cehennemin de arzda (alçakta) olduğu malûmdur (bilnmektedir)? Cevap: Denildi: Aüâhü Teâlâ hazretleri bu âyet-i kerimede zikredilen, hicab/perde"nin hâlini, miktarını ve mesâfesini beyân etmedi. Bu durum, araları ne kadar uzak bir mesafe olursa, olsun; cennet ile cehennemin arasında "hicab/perde"nih olmasına mani olmaz...

A'râf in Üzerinde Olanlar

Ve a'raf üzerinde (vardır)" Bu hicabın a'râfı yani en yüksek yerinde vardır. Hicâb, cennet ile cehennem arasında gerilmiş, çekilmiş (ve örülmüş) bir sûr'dur... Denildi ki: A'râf," buraya konulan Uhud dağıdır... A'râf," kelimesi, kelimesinin cemiidir. O da, yüce ve yüksek olan her bir şeydir. "Horoz ibiği" ve At yelesi" sözleri bu kelimedendir. Kendisine isminin verilmesi, çünkü onun yükselmesi (irtifâî) sebebiyledir. Böylece o yükselen (Horoz ibiği ve at yelesi) kendisinden daha aşağıda (ve düşük olan) yerlerden en bilinen ve tanınan yer olmuş oluyor.... (A'rafta kimler vardır?) Birtakım adamlar..." Mü'minlerden bir taife... Hasenat (iyilikleri) ve seyyiât (kötülük ve günahları) birbirine müsâvî (eşit) olan bir takım mü'minler... A'râf ehli, hem cennete bakıyor ve hem de cehenneme bakıyorlar. Kendilerini ikisinden birine girdirecek rüchânları yoktur... Secdeye davet olundukları zaman - kıyamet günü tekliflerden kalan sadece secdedir- (A'râf ehli) hemen secde ederler. Secde etmeleri üzerine, hasenat mizanları ağır basar ve böylece cennete girerler. A'râf ehlinin tayini hakkında söylenen sözlerin bu birincisidir. Diğerleri de yakında gelecektir...

Arasat'ta Tanınma Olacaktır

Tanırlar." Bukavi-i şerif, fej "Birtakım adamlar... "kelimesinin sıfatıdır. IK "Her biri..." Cennet ashabından her fırka ve cehennem ashabı, demektir. (Ne sebebiyle tanırlar?) Sîmalarıyla/yüzleriyle..." Onları en çok tanıtan alâmetleri (işaretleri) sebebiyle tanırlar... Bu da; 1-Yüzün aklığı (nurânîve beyaz olması), 2- Yüzün kara olması (siyah olması) gibi... Bu durum, cennet ve cehenneme girmeden önce "Arasât olacaktır. Zira, cennet veya cehenneme girdikten sonra tanınma, müşahede ve hislerle olacaktır. Orada tanımak için kişilerin sima ve yüzlerine ihtiyaç duyulmaz. Ama; 1- Nida, 2- Yüz çevirme 3- Gelmek ise Bütün bunlar, cennet ve cehenneme girildikten sonra vaki olacaktır...

A'râf Ehlinin Seslenmeleri

"Ve nida etmektedirler." Adamlar... Bu kavN şerif, Birtakım adamlar..." kelimesinin ikinci sıfatıdır. (Burada kelâm, müzârî sığasından) mazı" sîgası ve lafzına döndü; nidâ'nm vaki olmuş menzilesine indirmek içindir'... Ashâb-ı cennete/cennet ehline..." kelimesi tefsir harfidir" veya mühaffefedir. Selâmün aleyküm" Yani onlara baktıkları zaman, tahiyye ve ikram selâmı ile onlara selâm verirler. Ve onları, bütün mekruhlar ve âfetlerden selâmet bulmakla müjdelerler... Bunlar henüz ona/cennete girmemişlerdir." Bu kavl-i şerif, Ve nida etmektedirler." Fiilinin failinden hâl'dir. Yani onlara seslenirler, halbuki onlar daha henüz cennete girmiş bir halde değiller, demektir. (3/166) Ve onlar ümit ediyorlar." Halbuki onlar, cennete girmeyi ümit ediyorlar, demektir. Bu kavl-i şerif, "Bunlar henüz ona/cennete gir¬memişlerdir. " Fiilinin fâiünden hâl'dir. Yani onlar, cennet ehline sesleniyorlar; halbuki kendileri daha henüz cennete girmiş değiller; ama cennete girmeyi ümit ediyor bir haldeler ve bekliyorlar, demektir.

Araf Ehli Tevhîd Ehlidirler

Onların cennete girmeyi ümit etmelerinin sebebi, onların; "Lâ ilahe illallah" Allah'tan başka ilâh (ma'bûd) yoktur" {kavl-i şerifine inandıkları yani tevhid) ehli olmalarındandır... Ama onu mizanlarında görmüyorlar. Ve biliyorlar (ve inanıyorlar) ki, Allâhü Teâlâ hazretleri, miskâl-i zerre kadar hiçbir kimseye zulmetmez.... Eğer onlar mizanlarının her iki kefesinden biri için zerre kadar bir şey getirmiş olsalardı, elbette mizanları ağır basardı. 'Çünkü mizanları gayet mü'tedil yani dengelidir.

Cennete En Son Girenler

Onlar, Allâhü Teâlâ hazretlerinin keremini (rahmetini) ve adaletini ümit ediyorlar. Zira, Lâ ilahe illallah" Allah'tan başka ilâh (ma'bûd) yoktur" kavl-i'şerifinin (her zaman ve her yerde) sahibine bir inayet ve yardımı vardır. Daha sonra onun (kelime-i tevhidin) eseri onların üzerinde zahir olur... Onlar, orada Allâhü Teâlâ hazretleri haklarında hüküm verinceye kadar beklerler. Sonra Allâhü Teâlâ hazretleri, onları rahmetiyle cennete koyar. Bunlar, cennete en son girenlerdir.

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.