FANDOM


Asım VII.Bölüm Asım Bayrak
Mehmet Akif Ersoy
Gölgeler (7.Kitap)→
Asım (1924) - Hocazade ile Köse İmam arasındaki konuşmalar şeklinde tasarlanmış tek parça eserdir. Eğitim-öğretim, ırkçılık, savaş vurgunculuğu, batıcılık, gibi pek çok konudan bahseder. Âsım, Mehmet Âkif’in sanatının önemli eseridir. Birinci Dünya Savaşı sırasında Mehmet Âkif’i temsil eden Hocazade’nin Fatih’in Sarıgüzel Mahallesi’ndeki evinde dostu ve babasının öğrencisi Köse İmam’la karşılıklı konuşmalarından meydana gelen manzum bir diyalogdur. Eser aynı zamanda Âsım’ın neslinin Çanakkale’de gösterdiği direnişin destanıdır. Bu eserinden dolayı Cenap Şahabettin’in “yalnız asrımızın değil, hatta tarihimizin en büyük destanî şairi” olarak nitelediği Mehmet Âkif’in bu eseri, Türkçenin büyük söz ustası Süleyman Nazif’i de kendisine hayran bırakmıştır. Nazif Âsım için şöyle der: “Yarabbi!.. Şair bu mısraları senin arş-ı ilhâmından birer birer yeryüzüne indirirken, ruhu, kimbilir, heyecandan ne kadar sarsılmış; dimağı, kalbi, a’sâbı ne kadar yıpranmış… ve ne kadar harâb olmuş!.. Onun yazdıklarını biz yalnız okurken, bu kadar titredik ve sarardık.”

(Safahat kitapları: Birinci Kitap Safahat , İkinci Kitap Süleymaniye Kürsüsünde(1912) - Üçüncü Kitap Hakkın Sesleri(1913) - Dördüncü KitapFatih Kürsüsünde (1913) -Beşinci Kitap Hatıralar (1917) -Altıncı Kitap Asım (1924)Yedinci Kitap Gölgeler (1933) - Safahat Dışında kalmış Şiirler)


'Şiir Metni'
'Güncel Türkçesi'
'İngilizce Tercüme'
'Osmanlıca'

Çok geniş dersen omuzlar, boy o nisbette uzun,

O ne mevzun kafadır, sonra, ne sağlam o boyun!







Ufarak bir kapı sırtın kabaran eb´âdı,

Çarpışıp durmada nâçâr iki müdhiş kanadı.







Enseden ta bele sarkan o derin hat, o yarık,

Arzı umkunda nihan tûl-i mücerred artık!

Bel nisâbında, omuzlar gibi taşkın çatılar,

Adalî baldırının kutru hemen boynu kadar.







İki çam bölmesi kol, kim tutacak kim bükecek?

O bileklerle o ellerse demirden daha pek.







Yaralar başkaca endâmına heybet veriyor,

Bir şehâmetli temâşâ ki vücud ürperiyor.







Vakıâ hasmı da gürbüz delikanlıydı ama,

Âsım´ın savleti kuvvet mi sorar hiç adama?







Silkiyor dut gibi bîçâreyi sağdan, soldan.

Ne o? Çapraz mı? Hemen gir ki senindir meydan.







Ay! Herif sıyrılıyor, hem ne kolaylıkla, bakın!

Aman Asım, bu güreş olmasın uydurma sakın?







Hele anlat şu işin neyse hakîkî rengi?

" Yenemezmiş onu: Bir kerre değilmiş dengi, Bir de bîçâre adam pek mute´azzım şeymiş,

Kahrolurmuş kederinden tutarak yenseymiş,

Sonra, lâyık mı imiş yerlere sermek şimdi,

Böyle düşmanla bütün gün dövüşen bir yiğidi?"

- Anladık, hepsi de a´lâ, diyecek yok... Lâkin,

Şu benim derdime bir çâre bulaydık ilkin.

Ramazan vak´ası her gün, Hocazâdem, hergün,

Hele günler bereketliyse hemen üç beş öğün!

Âdetâ çılgına dönmüş... Bu cünûnun da başı:

Yanarak gömdüğü binlerce şehîd arkadaşı.

Sanırım son yarasından da biraz huylanıyor...

Sonra, ahvâle tahammül mü dedin, gâyet zor,

Ne dolaplar dönüyor, beynini sarsar duysan!

Bence beyhûdedir, oğlum, bu nehirler gibi kan.

O, demin "harb-i umûmî"dediğin maskaralık,

Karagöz´den de beter, kıymeti yok beş paralık.

Perde sıyrıldı, işin kalmadı hiçbir hüneri,

Her bakan sezdi karanlıkta sinen çehreleri.

Yutulur herze mi pîr aşkına mahrûmiyyet?

Çekti yıllarca, fakat, çekmiyor artık millet.

Hele sen gel de "hamiyyet!" diye aptal kandır;

Canı yanmış dedenin son sözü "illâllah "tır.

Ben sefâletten ölürken seni sıkmazsa refah,

Hak erenler buna ummam ki desin: Eyvallah!

Şöyle bir bak: Ne harâb ortalığın manzarası...

Ama hiç deşme sakın, çünkü yürekler yarası.

Hani, insan sesi çağlardı şu vâdîlerde...

Sor ki âfâka, o âlemler, o demler nerde?

Yemyeşil yurda çöken kapkara toprak rengi;

Dindi binlerce hayâtın ezelî âhengi.

Yok civânmda bugün aç yatanın pâyânı;

Her perişan yuva bir âile kabristânı!

Beni öldürmede, oğlum, bu harâb ıssızlık!

Hangi vîrâneyi eşsen kopuyor bin çığlık!

Hasta binlerle, bakan yok; diriler çırçıplak;

Ölüler kaskatı olmuş, hani kim kaldıracak?

Bir taraftan bu fecâyi´ kemirirken yurdu,

Bir taraftan da elin bir sürü doymaz kurdu,

Dişliyor na´şını sırtlan gibi bîçârelerin;

Yolu ummam ki bu olsun koşulan son zaferin!

Girdiniz harbe heriflerle "zarûrî!" diyerek;

Bu rezâlet de zarûrî mi, kuzum, bir bilsek?

- Ama sen pek uzun ettin, Hocam, artık sadede!

Bahsimiz nerde senin söylediğin şey nerede?

- İşte, oğlum, çocuğun rûhunu sarsan esbâb;

Muttasıl kıvranıyor, kalbi yıkılış beyni harâb.

Hangi bîçârenin âlâmını etsin ta´dîl;

Kimin imdâdına koşsun? O kadar çok ki sefil!..

Hangi mâtemli evin derdine çıksın ortak?

Bir yığın kül kesilen, baksana, binlerle ocak!

Hangi yardım dilenen aczi tutup kaldırsın?

Hangi mel´un çetenin boynunu ilkin kırsın?

Bizim ev mahkeme; hâkim, bereket versin, acar;

Geceden hükmü verir, gündüzün icrâya koşar!

- Neme lâzım, herifin pek amelî şey bileği!

- Ama hiç sorma bizim çektiğimiz gâileyi:

Akşam olmaz mı, kızın benzi uçuktur mutlak...

Ağabeyim gelmedi hâlâ... diye korkak korkak,

Dikilir karşıma... Lâhavle derim, sabrederim;

Beni kim tesliye etsin ki, ben ondan beterim!

Çullanır beynime yüzlerce mehîb endîşe;

Bütün a´sâbımı sarsar, bakamam hiçbir işe.

Sa´at artık bilemem altı mı, yâhud yedi mi;

Heyecan, geldi mi oğlan; helecan, gelmedi mi.

Çileden çıkmışım akşam, dedim.

"Âsım, bana bak!

Yol yakınken geri dön, nâfile çıkmaz bu sokak.

Koşuyorsun, be çocuk çarpacak alnın duvara;

Dağılır sonra kafan, etme, çekil bir kenara.

Ne demir leblebi meslek bu, Ebû Zer-vâri?

Ömer´in zâbıta me´mûru geleydin bâri!

Sen o meyhâneyi basmakla mükellef miydin?

Ya kumarbazları ma´nâsı nedir tehdîdin?

Toplanıp cünbüş ederken elin evlâdı, gece,

Hangi bir hakla gidip hepsini dövdün delice?

Na´ra atmış diye sarhoşları, tut sen, kovala...

Bâri git bekçi yazıl, aylık alırsın budala!

Niye cebren ayırırsın kocasından kadını?

Komşular, baksana, "kel kâhya"komuşlar adını!

Balık almış, ne olur? Sonra yedirmiş, ne çıkar?

Sanki hiç beslememiş kendisi vaktiyle zağar.

Sana bir şey dememiş, kısmuş otumuş dilini;

Niçin, oğlum, seriyorsun herifin pestilini?.. "


Söyliyen ben değilim şimdi, bizim Âsım Bey:

"Harekâtım sizi bîzâr ediyormuş... Çok şey!

Babacığım, öyle değil, dinlemeyin rast geleni;

Dinleyin suçlu muyum, haklı mıyım, bir de beni.

Herkes aç bekleşiyor kaldırımın sırtında...

Siz gidin, perdelerin hepsini kaldırtın da,

Alenî işret edin âleme göstermek için!

Be adamlar! Azıcık saygı sayın: Gizli için.

Meze tûfanına dalmış, kulaç atmaktasınız;

Yutkunan halka bakın, pencerelerden, sayısız.

Paranız yok ya, şu ben var diyeyim, bol keseden;

Hakkınız nerde sefih olmaya, dünyâ açken?

Hadi yâhû, yetişir... Çok bile içtikleriniz;

Durmak olmaz, dağılın, belki uzaktır yeriniz...

Hani aldırmasalar bâri, "defol git!" dediler...

Dedim: ?Artık kime âidse defolmak o gider.?

Kollarından tutarak hepsini attım bir bir;

Söyleyin varsa kabâhat, acabâ bende midir?


Gelelim şimdi kumarbazları tehdîde. Evet,

Bütün evlerde ışıksız bunalırken millet,

O kulüpten sırıtan şenliğe insan duramaz:

Yanıyormuş, dediler, haftada bir sandık gaz!

Ben bu isrâfı tabî´î çekemezdim artık;

Taşıdım söylenilen petrolü sandık sandık.

Bir ufak ölçü, dedim... Buldu nihâyet bakkal;

Aldı herkes gazı, gülyağı gibi, miskal miskal!

Ne donanmıştı sokak, doğrusu şehrâyindi!

Sormayın parçalanan zulmeti: Üç gün sindi!

Babacığım, işte kumarbazlara zulmüm bu kadar;

Bir de öksüzler için bin lira aldım zor zar.


Gelelim cünbüşe insâf ediniz vakti midir?

Yâhud insan gibi eğlense herifler ne denir?

Muhtekir kâfılesiymiş, ne edeb var, ne hayâ.

Aç, sefil inliyerek can veredursun dünyâ,

Yine siz dinlemeyin, anlamayın mâtemini,

Sürün artık serilen yurdunuzun son demini!

Sağda yüzlerce ölen, solda hesapsız sürünen,

Karşıdan bunlara gülmek ne demektir alenen?

Durmayın, derdime ortak görünün kalkın da,

Demiş olsam, bilirim, vüs´unüzün fevkında.

Ağlamak çok kişinin zevki değilmiş, lâkin,

Gülmemek herkes için, zannederim, pek mümkin.

Komşulardan sıkılın, pesten atın na´raları;

Büsbütün sustururum sonra, çıkarsam yukarı!

Son sözümdür size... Beyûde fakat, nerde duyan?

Taştı kusmuk gibi her pencereden bin hezeyan.

Pek tabî´î durulmazdı... "

- Dur oğlum, yetişir!

- Lûtfedin,bitmedi...

- Bir dinle de, olmazsa, bitir.

Bana anlat bakayım şimdi: Şu bîçâre ocak,

Zorbalar saltanatından ne zaman kurtulacak?

Hiç bu mantıkla, a dîvâne, hükûmet mi yürür?

Bir cemâ´at ki erenler işi yumrukla görür,

Kafa bitmiş demek artık çekiver kuyruğunu!

Kuvvetin hakkı mıdır enselemek bulduğunu?

Bize, Âsım, ne şunun yumruğu lâzım, ne bunun;

Birinin pençesi ister yalınız: Kânûnun.

Ver bütün kudreti kânûna ki vahdet yürüsün...

Yoksa millet değil ancak dağınık bir sürüsün...

Memleket zâten ayol, baksana: Allak bullak

Sen de hissinle yürürsen batırırsın mutlak.

Ya kuzum, zabtiye rûhuyle hükûmet sürenin,

Yeri altındadır, üstünde değildir kürenin!

- Babacığım öyle değil..

- Dinlemem artık hadi git!


Hocâzadem, sen asıl derdi bizim kızdan işit:

Senin aptal daha bir hayli de çılgın bularak

Bâbıâlî´yi...

-Aman?..

- Basmayı kurmuş...

- Hele bak!

Acabâ kim ki ayartan?.. Ama zannetmem pek..

- Deme, oğlum, bana tekmîlini anlattı Melek.

Kız biraz azmine engel herifin, yoksa fenâ...

Hem basar, hem de asar, çok deli şey, âmennâ!

- Söyle, pek kanlı oyundur, yanılıp oynamasın.

- Beni hiç saydığı yok nâfile... Bir sen varsın,

Bir de hemşîresi var zabtedecek şimdi onu.

Aman oğlum, bana terk etmeyiniz mecnûnu!

- Yok canım, vazgeçer elbette, bu gerçek mi deli?

- Bilemem, korkuyorum kız beni îkâz edeli.

İş o evvelki vakâyi´ gibi olsaydı, evet,

Belki bir parça tesellîye bulurdum cür´et.

Lâkin, oğlum, görüyorsun: Kurulan perde yaman;

Hani, baştan başa kan, dış yüzü kan, iç yüzü kan!

Bir damar patlamasın sel götürür memleketi;

Yoksa göstermeye Rabbim o elîm âkıbeti.

- Yine ifrâta kapıldın sanırım...

- Hiç de değil,

Şen şu vaz´iyyete bir baksana: Cidden müşkil.

- Hadi müşkil diyelim, çâresi hiç yok mu ki?

- Var.

- Nedir öyleyse telâşın, heyecânın bu kadar?

- Heyecan yok, yalınız, mes´elenin ihmâli,

Bence pek doğru değildir. Evet, insan hâli,

Ya nihâyet kızı saymaz da bu ma´tûh oğlan,

Yeniden kâmete kalkarsa, ne olmaz o zaman?

Kopacak fitneyi, oğlum, hele bir kerre düşün;

Sanırım ayn-ı hatâdır beni müfrit görüşün.

Hayır ifrâtıma hükmetmene râzı değilim;

Ben de oldukça metînim, hele pek mu´tedilim.

Ne yakın der, ne uzak der, ne soğuk der, ne sıcak

Bu çocuk harbe gider, kaç senedir, zıplıyarak.

Ne zaman "gitme!" dedim? "Koş!" diyerek gönderdim;

Gönderirken de "gider, bir daha gelmez" derdim;

Unutulmuş gibi artık bırakırdım peşini,

Avuturdum, oturur, evde kalan kardeşini.

Hânümanlar çöküyor, zelzele yalnız bana mı?

Ortalık can çekişirken açamam ben yaramı.

Anlamam oğlum için çekmeyi zâten helecan;

Elin evlâdı nedir? Hepsi civan, hepsi de can.

" Parçalanmış senin Âsım" dediler bi´d-defeât,

Babayım, elbet içim parçalanırken, heyhât,

Her zaman sîneye çektim, biliyorsun ya?

- Evet.

- Çünkü gâyetle tabî´îdir o müşkil gayret:

Kaplamış yurdumun âfâkını, mâdem, şühedâ...

Varsın olsun kalanın uğruna Âsım da fedâ.

"Hem gazâ, hem de şehâdet, ne sa´âdet bu!" derim;

Ciğerim yansa da söndürmek için cehd ederim.

Ama "kâtil" deseler oğlumu, yâhud "maktûl"


O zaman işte benim âkıbetim pek meçhûl.

Var mı bir çâre ki dünyâda, gidip baş vurayım?

Hangi hüsrânımı "sen dur!" diyerek susturayım?

Kendi vicdânım olur önce gelir da´vâcı...

Görüyorsun ya: Tecellüdle savulmaz bir acı!

Babanın cânı için merhamet et, evlâdım,

Pek harâbım, bana bir parçacık olsun yardım.

Yalınız sensin elimden tutacak yaş yetmiş...

Ah o vaktiyle ölenler ne de tâli´li imiş!

Rabbimin cilvesi bunlar ya, fakat hayrânım...

Geberip gitmediğim, başka nedir isyânım?

Aman oğlum, "hadi tahsîlini ikmâl ediver"

De de, mecnûnu zaman geçmeden evvel gönder.

Çünkü...

- Dur dur!.. Ne haber? Yoksa misâfır mi, Emin?

-Âsım ağabeyimi getirdim...

- İyi ettin, gelsin.

- Bize gitmek düşüyor şimdi.

- Selâmetle, Hocam...

Hiç merâk etme... Bu akşam kalabilsen?

- Kalamam.

- Seni çok beridir, gördüğümüz yok Âsım,

Nerdesin? Yerde misin? Gökte misin? Gel, bakalım!

Yalınızsın?

- Yalınız geldim, efendim, bu sefer.

- Getireydin, a canım, şunları...

- Bilseydim eğer...

- Âferin, doğrusu, cevherli çocuklar, belli!

İftihâr etmeli gördükçe bu gürbüz nesli.

- Ben de şükrânımı an etmeliyim şimdi size,

Böyle en sevgili yârânımı takdîrinize.

Amca Bey, gördünüz, Allâh için insan şeyler...

Ama bir türlü ısınmaz, ne sebeptense peder.

-Aklı ermez babanın, sen nene lâzım, bana bak!

- Yeni yazdıklarınız nerde, efendim, okusak?

Aradım kimsede yok...

-Varsa da üç dört eserim,

Zât-ı sâmînizi, hoşnûd edemez zannederim:

Demevî zevkiniz elbet demevî şi´r ister!

- Asabî olsa da râzîyız, efendim, bizler...

Bir mizâc istemiyorsak o da: Lenfâilik;

Çünkü milletler için, doğrusu, gâyet mühlik.

- Edebiyyâtımız Allâh´a emânet desene!

Babanın oğlusun, Âsım, ne kadar olsa yine.

- Pek tarafdârı değildir pederim...

- Sorma, fenâ!

Üdebâ nâmına kim varsa, bilâ-istisnâ,

Hepsinin rûhunu şâd etti bugün...


- Etmeyiniz!

- Dedim: Artık bu kadar sövmeye lâyık değiliz.

Sen de kimsin? deyivermez mi, ne oldum, bilsen?

Bense şâir geçinirdim, hele bir bak şuna sen!

Komşunun hâline gülmek ne fenâ şey!

- Elbet:

Yok ki dünyâda cezâsız kalacak bir hareket.

- Evet, oğlum, yalınız ibret alanlar nerde?


Edebî sohbet olurmuş büyücek bir yerde.

Neden âsârımızın hepsi çelimsiz? derler;

Bu zemîn üstüne herkes iki üç söz söyler.

Bulunur, neyse, nihâyet balığın belkemiği:

Şark´ın üç bin senedir, gün sayarak beklediği,

O muazzam, o yaman şâir-i dâhîyi zaman,

Çıkarıp vermemiş âgûşuna yurdun el´an.

Rûh-i millîmizi tatmîn edemezmiş bir edîb,

Gelmeden sahne-i eyyâma o dâhî-i mehîb.

Geceler hâmile, mâdem, çocuk er geç doğacak.

Ama sen şimdi işin girdiği son safhaya bak:

Hangi saz şâiri, bilmem, bunu almış da haber;

"Neciyim ben?" diye, günlerce tepinmiş ter ter!

Sonra durmuşsa da, hâlâ, dediler, gayzı yaman;

Dut yemiş bülbüle dönmüş, giderek kahrından.


Buna gülmüştüm, evet, gülmiyecektim oğlum,

Çarçabuk adli İlâhî dedi: "Dur şimdi kulum,

Senki, vah vah diyecek yerde, gülersin kah kah;

İşte fi´l, işte cezâ, çek bakalım!" Eyvallah.

Babanın yok mu davuldan beter îkâzı, hanı,

Tıpkı rü?yâdan ayılmışlara benzetti beni!

- Yok efendim, bu kadar şiddeti etmem ya ümîd.

Ma´amâfıh pederin hakkı değildir tenkîd.


- Şimdi Âsım, edebiyyâtı bırak, bir tarafa;

Daha ciddî işimiz var, geçelim başka lâfa.

Gâlibâ söylediğim yoktu? Evet, hiç yoktu:

Mısr´ın en muhteşem üstâdı Muhammed Abdu,

Konuşurken neye dâirse Cemâleddin´le;

Derki tilmîzine Afgan´lı:

"Muhammed, dinle!

İnkılâb istiyorum, başka değil, hem çabucak.

Öne bizler düşüp İslâm´ı da kaldırmazsak,

Nazariyyât ile bir şeyler olur zannetme...

O berâhîni de artık yetişir dinletme!

Çünkü muhtâc-ı tezâhür değil isti´dâdın... "

- "Şüphe yok, hakk-ı semûhîleri var Üstâdın...

Gidelim bir yere, hattâ şu bizim Sûdân´a;

Yeni bir medrese te´sîs edelim urbâna.

Daha üç beş de fazîletli mücâhid bulalım,

Nesli tehzîb ile, i´lâ ile meşgûl olalım.

Çıkarıp gönderelim, hâsılı, Şeyhim, yer yer,

Oradan âlem-i İslâm´a Cemâleddin´ler... "

- "Bu, fakat, yirmi yıl ister ki kolay görmüyorum...

Yirmi günlük işe bak sen!"

- "Kulunuz ma´zûrum. "


Kıssadan hisse çıkarsak mı, ne dersin Âsım!

Anlıyorsun ya, zarar yok daha iyi anlaşalım:

İnkılâb istiyorum ben de, fakat, Abdu gibi...

Yoksa, ellerde kör âlet efeler tertîbi,

Bâbıâlî´leri basmak, adam asmakla değil.

Çek bu işten bütün ihvânını, kendin de çekil.

Gezmeyin ortada, oğlum, sokulun bir sapaya,

Varsa imkânı, yarın avdet edin Avrupa´ya.

- Amca Bey!

- Nâfile Âsım, seni hiç dinlemeyiz...´

Çünkü sen bir kişisin, biz bakalım öyle miyiz?

Ben... baban... sonra Melek... Tutturamazsın ne desen...

Hadi tahsîlini ikmâle tez elden, hadi sen!

Çünkü milletlerin ikbâli için, evlâdım,

Ma´rifet, bir de fazîlet... İki kudret lâzım.

Ma´rifet, ilkin, ahâlîye sa´âdet verecek

Bütün esbâbı taçır; sonra fazîlet gelerek

O birikmiş duran esbâbı alır, memleketin

Hayr-ı i´lâsına tahsîs ile sarf etmek için.

Ma´rifet kudreti olmazsa bir ümmette eğer,

Tek fazîletle teâli edemez, za?fa düşer.

İbtidâîliğe mahsûs olan âvâre sükûn,

Çöker a´sâbına. Artık o da bundan memnûn!

Ma´rifet, farz edelim, var da, fazûlet mefkûd...

Bir felâket ki cemâ´atler için, nâ-mahdûd.

Beşerin rûhunu tesmîm edecek karha budur;

Ne musîbettir o: Tâunlara rahmet okutur!

Bizler, edvâr-ı fazîletleri cidden parlak

Bir büyük milletin evlâdıyız, oğlum, ancak

O fazîlet son üç asrın yürüyen ilmiyle,

Birleşip gitmedi; battıkça da ümmet cehle,

Bünyevî kudreti günden güne meflûc olarak,

Bir düşüş düştü ki: Davransa da, sarsak sarsak.

Garb´ın emriyle yatıp kalkmaya artık mahkûm;

Çünkü hâkim yaşatan Şevket-i fenden mahrûm.

Biz, evet, hasmımızın kudret-i irfânından,

Bînasîbiz de o yüzden bu şerefsiz hüsran.

Sonra, a´sâra süren haybeti çekmekle, bugün,

O fazîlet bile hissiz, hareketsiz, ölgün.

Şimdi, Âsım, bana müfrit de, ne istersen de,

Ma´rifetten de cüdâ, Şark o fazîletten de.

Lâkin ister misin, oğlum, mütesellî olmak:

İctimâî bütün âmillere, kudretlere bak.

Bunların herbirinin kuvveti, mâzîye inen,

Kökü mikdârı olur; çünkü bu âmillerden,

En derin köklüsü en sağlamı, en hâkimidir.

Şimdi, sen bizdeki kudretleri eşsen bir bir,

Göreceksin ki: Bu millette fazîlet en uzun,

En derin köklere yaslanmada; hem sonra onun,

Bir mübârek suyu var, hiç kurumaz: Dîn-i mübîn.

Hâdisât etmesin oğlum, seni aslâ bedbîn....

İki üç balta ayırmaz bizi mâzîmizden.

Ağacın kökleri mâdem ki derindir cidden,

Dalı kopmuş, ne olur? Gövdesi gitmiş ne zarar?

O, bakarsın, yine üstündeki edvârı yarar,

Yükselir, fışkırıp, âfâk-ı perîşânımıza;

Yine bin vâha serer kavrulan îmânımıza.

Vâkıâ ortada yüzlerce mesâvî yüzüyor;

Sen bu kâbûsu bütün şerre değil, hayra da yor.

Çünkü yoktur birinin kalb-i cemâ´atte yeri;

Arasan: Hepsi beş on maskara ferdin hüneri!

Bu cihetten, hani, hiç yılmasın, oğlum, gözünüz;

Sâde Garb´ın, yalınız ilmine dönsün yüzünüz.

O çocuklarla beraber, gece gündüz, didinin;

Giden üç yüz senelik ilmi sık elden edinin.

Fen diyârında sızan nâ-mütenâhî pınarı,

Hem için, hem getirin yurda o nâfi´suları.

Aynı menba´ları ihyâ için artık burada,

Kafanız işlesin, oğlum, kanal olsun arada.


Sen geçenlerde demiştin ki:

" Yazık hâlâ biz,

Dünkü ilmin bile bîgânesiyiz, câhiliyiz.

İşte fıkdânı bu ihmâl edilen ma´rifetin

Nesli bir acze düşünmüş ki, bugün, memleketin,

Bir yığın kuvveti var, hem ne tabî´î de, henüz,

Biz o kuvvetlere eller gibi hâkim değiliz!

Yarının ilmi nedir, halbuki? Gâyet müdhiş:

"Maddenin kudret-i zerriyyesi" uğraştı iş.

O yaman kudrete hâkim olabilsem diyerek

Sarf edip durmada birçok kafa binlerce emek.

Onu bir buldu mu, artık bu zemin: Başka zemin.

Çünkü bir damla kömürden edecekler te´min,

Öyle milyonla değil, nâ-mütenâhî kudret!.. "


İbret al kendi sözünden, aman oğlum, gayret!

Bir yılın var daha zannımca?

- Evet.

- Bak ne kolay!

-Lakin ihvan-ı kiramın?

- Çoğunun altışar ay.

- Hep giderler ya, berâberce?

- Giderler, bilirim.

- Hepsinin mesleği sağlam mı?

- Evet, müsbet ulûm.

- İnkılâbın yolu mâdem ki bu yoldur yalınız,

"Nerdesin hey gidi Berlin?" diyerek yollanınız.

Altı ay, bir sene gayret size eğlence demek...

Siz ki yıllarca neler çekmediniz, hem gülerek!

Hani, bir ömre bedeldir şu geçen her gününüz;

Bir gün evvel gidiniz, bir saat evvel dönünüz.

Şark´ın âgûşu açıktır o zaman işte size;

O zaman varmanın imkânı olur gâyenize;

O zaman dinlerim artık seni, Asım, bol bol...

- Yarın akşam gideriz.

- Öyle mi? Berhurdâr ol.

Çok geniş dersen omuzlar, boy o oranda uzun,

O ne düzgün kafadır, sonra, ne sağlam o boyun!

Ufakça bir kapı sırtın kabaran boyutları,

Çarpışıp durmada ister istemez iki müdhiş kanadı.







Enseden ta bele sarkan o derin çizgi, o yarık,

Eni derinliklerinde kaybolmuş, suyut bir boy artık.







Bel ölçüsünde kalın ve omuzlar gibi taşkın çatılar,

Kaslı baldırının çapı hemen boynu kadar.







İki çam bölmesi kol, kim tutacak, kim bükecek?

O bileklerle o ellerse demirden daha pek.







Yaralar, başkaca boyuna ihtişam veriyor,

Öyle yiğitçe bir görünüş ki varlık ürperiyor.







Gerçi düşmanı da gürbüz delikanlıydı ama,,

Asım'ın hamlesi kuvvet mi sorar hiç adama?







Silkiyor dut gibi zavallıyı sağdan, soldan.

Ne o? Çapraz mı? Hemen gir ki senindir meydan.







Ay! Herif sıyrılıyor, hem ne kolaylıkla, bakın!

Aman Âsim, bu güreş olmasın uydurma sakın?

Hele anlat şu işin neyse gerçek rengi?

" Yenemezmiş onu: Bir kere değilmiş dengi, Bir de zavallı adam pek kurumlu şeymiş,

Kahr olurmuş kederinden tutarak yenseymiş,

Sonra, lâyık mı imiş yerlere sermek şimdi,

Böyle düşmanla bütün gün dövüşen bir yiğidi?"

- Anladık, hepsi de güzel, diyecek yok...Lâkin,

Şu benim derdime bir çâre bulaydık ilkin.

Ramazan olayı her gün, Hocazâdem, her gün,

Hele günler bereketliyse hemen üç beş öğün!

Adetâ çılgına dönmüş... Bu deliliğin de baş sebebi:

İç yanarak gömdüğü binlerce şehid arkadaşı.

Sanırım son yarasından da biraz huylanıyor...

Sonra, içinde bulunduğumuz duruma dayanmak da, gayet zor,

Ne dolaplar dönüyor, beynini sarsar duysan!

Bence boşunadır, oğlum, bu nehirler gibi kan.

O, biraz önce "Dünya savaşı" dediğin maskaralık,

Karagöz'den de beter, değeri yok beş paralık.

Perde sıyrıldı, işin kalmadı hiçbir hüneri,

Her bakan sezdi karanlıkta sinen çehreleri.

Çekilir şey mi pir aşkına bunca acı ve yokluk?

Çekti yıllarca, fakat, çekmiyor artık millet.

Hele sen gel de "vatan millet" diyerek aptal kandır;

Canı yanmış dedenin son sözü "illâllah"tır.

Ben yoksulluktan ölürken, seni sıkmazsa refah,

Hak erenler buna ummam ki desin: Eyvallah!(1)

Şöyle bir bak: Ne harâb ortalığın manzarası...

Ama hiç deşme sakın, çünkü yürekler yarası.

Hani, insan sesi çağlardı şu vadilerde...

Sor ki ufuklara, o âlemler, o demler nerde?

Yemyeşil yurda çöken kapkara toprak rengi;

Dindi binlerce hayatın ezelî başlamış ahengi.

Çevremde bugün hesaba sığmaz, saysan aç yatanları,

Her perişan yuva bir aile mezarlığı!

Beni öldürmekte, oğlum, bu harâb ıssızlık:

Hangi yıkılmış yapıyı essen kopuyor bin çığlık!

Hasta binlerle, bakan yok; diriler çırçıplak;

Ölüler kaskatı olmuş, hani kim kaldıracak?

Bir taraftan bu acıklı olaylar kemirirken yurdu,

Bir taraftan da elin bir sürü doymaz kurdu,

Dişliyor cenazesini sırtlan gibi zavallıların;

Yolu ummam ki bu olsun koşulan son zaferin!

Girdiniz savaşa adamlarla "kaçınılmaz!" diyerek;

Bu rezillik de kaçınılmaz mı, kuzum, bir bilsek?

- Ama sen pek uzun ettin, Hocam, artık gelelim asıl konuya!

Bahsimiz nerde senin söylediğin şey nerede?

- İşte, oğlum, çocuğun ruhunu sarsan sebepler;

Kalbi yıkık, beyni harab, sürekli kıvranıyor.

Hangi zavallının acılarını azaltsın;

Kimin imdadına koşsun? O kadar çok ki sefillik çeken!..

Hangi yaslı evin derdine çıksın ortak?

Bir yığın kül haline gelmiş, baksana, binlerle ocak!

Hangi yardım dilenen âcizi tutup kaldırsın?

Hangi lânetli çetenin boynunu ilkin kırsın?

Bizim ev mahkeme; hâkim, bereket versin, acar;

Geceden hükmü verir, gündüzün uygulamaya koşar!

- Neme lâzım, herifin çok pratik şey bileği!

- Ama hiç sorma bizim çektiğimiz sıkıntıyı:

Akşam olunca, kızın benzi uçuktur mutlak...

Ağabeyim gelmedi hâlâ... diye korkak korkak,

Dikilir karşıma... Lâhavle(2) derim, sabrederim;

Beni kim teselli etsin ki, ben ondan beterim!

Çullanır beynime yüzlerce korkunç endîşe;

Bütün sinirlerimi sarsar, bakamam hiçbir işe.

Saat artık bilemem altı mı, veya yedi mi; (3)

Korku içinde, geldi mi oğlan; kalp çarpıntısıyla, gelmedi mi.

Çileden çıkmışım akşam, dedim.

"Âsim, bana bak!

Yol yakınken geri dön, boşuna çabalama, çıkmaz bu sokak.

Koşuyorsun, be çocuk, çarpacak alnın duvara;

Dağılır sonra kafan, etme, çekil bir kenara.

Ne kadar zorlu bir yol tutmuşsun, Ebu Zer(4) benzeri

Ömer devrinde yaşayıp onun zabıta memuru olsaydın keski,

Sen o meyhaneyi basmakla mı görevliydin?

Ya o kumarbazları, niçin tehdit ettin?

Elin çocukları toplanıp eğlenirken, gece,

Hangi bir hakla gidip hepsini dövdün delice?

Na'ra atmış diye sarhoşları, tut sen, kovala...

Bari git bekçi ol, aylık alırsın budala!

Niye zorla ayırırsın kocasından kadını?

Komşular, baksana, "kel kâhya" komuşlar adını!

Balık almış, ne olur? Sonra yedirmiş, ne çıkar?

Sanki hiç beslememiş kendisi vaktiyle zağar.

Sana bir şey dememiş, kısmış oturmuş dilini;

Niçin, oğlum, seriyorsun herifin pestilini?.."


Söyleyen ben değilim şimdi, bizim Âsim Bey:

"Hareketlerim sizi bezdiyormuş... Çok şey!

Babacığım, öyle değil, dinlemeyin rast geleni;

Dinleyin suçlu muyum, haklı mıyım, bir de beni.

Herkes aç bekleşiyor kaldırımın sırtında...

Siz gidin, perdelerin hepsini kaldırım da,

Açıkça içki için, herkese göstermek için!

Be adamlar! Azıcık saygı öğrenin: Gizli için.

Meze tufanına dalmış, kulaç atmaktasınız;

Yutkunan halka bakın, pencerelerden, sayısız.

Paranız yok ya, şu ben var diyeyim, bol keseden;

Hakkınız var mı zevk ve eğlenceye düşmeye, herkes açken?

Hadi yâhû, yeter... Çok bile içtikleriniz;

Durmak olmaz, dağdın, belki uzaktır yeriniz...

Hani aldırmasalar bari, "defol git!" dediler.

Dedim: "Artık kime âidse defolmak o gider."

Kollarından tutarak hepsini attım bir bir;

Söyleyin varsa suç, acaba bende midir?


Gelelim şimdi kumarbazları tehdide. Evet,

Bütün evlerde ışıksız bunalırken millet,

O kulüpten sırıtan şenliğe insan duramaz:

Yanıyormuş, dediler, haftada bir sandık gaz!(5)

Ben bu savurganlığa tabu dayanamazdım artık;

Taşıdım söylenilen petrolü sandık sandık.

Bir ufak ölçü, dedim... Buldu sonunda bakkal;

Aldı herkes gazı, gülyağı gibi, azar azar!

Ne aydınlanmıştı sokak, doğrusu büyük şenlikti!

Sormayın parçalanan zulmeti: Üç gün sindi!

Babacığım, işte kumarbazlara kötülüğüm bu kadar;

Bir de öksüzler için bin lira aldım zor zar.


Gelelim topluca eğlenmeye insaf ediniz vakti midir?

Yahut insan gibi eğlense herifler ne denir?

Karaborsacı takımıymış, ne terbiye var, ne utanma.

Aç, yoksul inleyerek can veredursun dünya,

Yine siz dinlemeyin, anlamayın matemini,

Sürün artık serilen yurdunuzun son demini!

Sağda yüzlerce ölen, solda hesapsız sürünen,

Karşıdan bunlara gülmek ne demektir açıkça?

Durmayın, derdime ortak görünün kalkın da,

Demiş olsam, bilirim, gücünüzün üstünde.

Ağlamak çok kişinin zevki değilmiş, lâkin,

Gülmemek herkes için, sanırım, pek mümkün.

Komşulardan sıkılın, aşağı perdeden atın naraları;

Büsbütün sustururum sonra, çıkarsam yukarı!

Son sözümdür size... Boşuna fakat, nerde duyan?

Taştı kusmuk gibi her pencereden bir sürü söz ki saçma sapan.

Pek tabîî ki durulmazdı..."

- Dur oğlum, yetişir!

- Bağışlayın, bitmedi...

- Bir dinle de, olmazsa, bitir.

Bana anlat bakayım şimdi: Şu zavallı ocak,

Zorbalar saltanatından ne zaman kurtulacak?

A deli, bir memleket bu mantıkla hiç idare edilir mi?

Bir topluluk ki baştakiler yumrukla yaptırır işleri,

Artık orada, kafa bitmiş demektir, çekiver kuyruğunu!

Kuvvetin hakkı mıdır enselemek bulduğunu?

Bize, Âsim, ne şunun yumruğu gerek, ne bunun;

Birinin pençesi gerekir yalıız: Kanunun.

Ver bütün gücü kanuna ki birlik yürüsün...

Yoksa millet değil ancak dağınık bir sürüsün...

Ülke zâten ayol, baksana: Allak bullak,

Sen de duygularınla hareket edersen batırırsın mutlak.

Ya kuzum, polis devleti anlayışıyla memleket idare edenin,

Yeri, altındadır, üstünde değildir kürenin!

- Babacığım öyle değil..

- Dinlemem artık, hadi git!


Hocazâdem, sen asıl derdi bizim kızdan işit:

Senin aptal daha bir hayli de çılgın bularak,

Babıâli'yi...

- Aman?..

- Basmayı plânlamış...(6)

- Hele bak!

Acaba kim ki ayartan?.. Ama sanmam pek..

- Deme, oğlum, bana olayı tamamen anlattı Melek.

Kız biraz azmine engel herifin, yoksa fena...

Hem basar, hem de asar, çok deli şey, inandık!

- Söyle, pek kanlı oyundur, yanılıp oynamasın.

- Beni hiç saydığı yok boşuna... Bir sen varsın,

Bir de kız kardeşi var zaptedecek şimdi onu.

Aman oğlum, bana bırakmayınız bu deliyi!

- Yok canım, vazgeçer elbette, bu gerçekten mi deli?

- Bilemem, korkuyorum kız beni îkâz edeli.

İş o önceki olaylar gibi olsaydı, evet,

Belki bir parça teselliye bulurdum cesaret.

Fakat, oğlum, görüyorsun: Kurulan perde yaman;

Hani, baştan başa kan, dış yüzü kan, iç yüzü kan!

Bir damar patlamasın sel götürür memleketi;

Yoksa göstermesin Rabbim o acı neticeyi.

- Yine aşırıya gittin sanırım...

- Hiç de değil,

Sen şu duruma bir baksana: Gerçekten zor.

- Hadi zor diyelim, çâresi hiç yok mu ki?

-Var.

- Nedir öyleyse telâşın, heyecanın bu kadar?

- Heyecan yok, yalnız, bu konunun savsaklanması,

Bence pek doğru değildir. Evet, insan hâli,

Ya sonunda kızı saymaz da bu aklını kaybetmiş oğlan,

Yeniden hakete geçerse, neler olmaz o zaman?

Doğacak kargaşayı, oğlum, hele bir defa düşün;

Sanırım hatanın ta kendisidir beni aşırı sayan görüşün.

Hayır aşırı olduğum yargısına varmanı doğru bulmuyorum.

Ben de oldukça dayanıklıyım, üstelik çok da ılımlıyım.

Ne yakın der, ne uzak der, ne soğuk der, ne sıcak,

Bu çocuk savaşa gider, kaç senedir, zıplayarak.

Ne zaman "gitme!" dedim? "Koş!" diyerek gönderdim;

Gönderirken de "gider, bir daha gelmez" derdim;

Unutulmuş gibi artık bırakırdım peşini,

Avuturdum, oturur, evde kalan kardeşini.

Bütün yuvalar yıkılıyor, deprem yalnız bana mı?

Ortalık can çekişirken açamam ben yaramı.

Kalp çarpıntısı içinde yaşamak bana yakışmaz, oğlumun arkasından.

Başkasının çocuğu nedir? Hepsi gencecik, hepsi de can.

" Parçalanmış senin Âsim" dediler defalarca,

Babayım, elbet içim parçalanırken, ne yazık ki,

Her zaman sabredip katlandım, biliyorsun ya?

- Evet.

- Çünkü gayet tabiîdir o zorlu hareket

Madem şehitler kaplamış ufuklarını yurdumun,

Yurdumun geriye kalanına varsın Asım o da feda olsun.

"Hem gaza, hem de şehitlik, ne mutluluk bu!" derim;

Ciğerim yansa da söndürmek için çalışırım.

Ama "kâtil" deseler oğluma, veya "katledilmiş"


O zaman işte benim sonum ne olur bilinmez.

Var mı bir çâre ki dünyada, gidip baş vurayım?

Hangi acımı "sen dur!" diyerek susturayım?

Kendi vicdanım olur önce gelir davacı...

Görüyorsun ya: Sahte cesaret gösterisiyle atlatılmaz bir acı!

Babanın canı için merhamet et, evlâdım,

Çok perişanım, bana bir parçacık olsun yardım.

Yalnız sensin elimden tutacak, yaş yetmiş...

Ah o vaktiyle ölenler ne de talihli imiş!

Rabbimin cilvesi bunlar ya, fakat hayranım...

Vaktiyle geberip gitmediğim içindi tek isyanım?

Aman oğlum, "hadi öğrenimini tamamlayıver"

De de, deliyi zaman geçmeden önce gönder.

Çünkü...

- Dur dur!.. Ne haber? Yoksa misafir mi, Emin?

- Âsim ağabeyimi getirdim...

- İyi ettin, gelsin.

- Bize gitmek düşüyor şimdi.

- Güle güle, Hocam...

Hic merak etme... Bu akşam kalabilsen?

- Kalamam.

- Seni çoktan beridir, gördüğümüz yok, Âsim,

Nerdesin? Yerde misin? Gökte misin? Gel, bakalım!

Yalnızsın?

- Yalnız geldim, efendim, bu sefer.

- Getireydin, a canım, şunları...

- Bilseydim eğer...

- Aferin, doğrusu, yetenekli çocuklar, belli!

Kıvanç duymalı gördükçe bu gürbüz nesli.

- Ben de minnetimi arz etmeliyim şimdi size,

Böyle en sevgili arkadaşlarımı beğenmenize.

Amca Bey, gördünüz, Allah için insan şeyler...

Ama bir türlü ısınmıyor, ne sebeptense babam.

- Aklı ermez babanın, sen nene lâzım, bana bak!

- Yeni yazdıklarınız nerde, efendim, okusak?

Aradım kimsede yok...

- Varsa da üç dört eserim,

Yüksek şahsınızı hoşnud edemez sanırım:

Kanlı canlı zevkiniz elbet kanlı canlı şiir ister!

- Hassas olsa da razıyız, efendim bizler...

Bizim karşısında olduğumuz mizaç, kansız cansız olanıdır.

Çünkü milletler için bu, doğrusu, çok tehlikelidir.

- Edebiyatımız Allah'a emânet desene!

Tıpkı baban gibisin, Asım, ne kadar olsa yine.

- Evet pek taraftan değildir babam...

- Sorma, fena!

Edebiyatçı namına, istisnasınız kim varsa,

Hepsinin ruhunu şâd etti bugün...


- Etmeyiniz

- Dedim: Artık bu kadar sövmeye lâyık değiliz.

Sen de kimsin? deyivermez mi, ne oldum, bilsen?

Bense şâir geçinirdim, hele bir bak şuna sen!

Komşunun hâline gülmek ne fena şey!

- Elbet:

Yok ki dünyâda cezasız kalacak bir hareket.

- Evet, oğlum, yalınız ibret alanlar nerde?


Edebî sohbet olurmuş büyücek bir yerde.

Neden eserlerimizin hepsi çelimsiz? derler;

Bu yolda herkes iki üç söz söyler.

Bulunur, neyse, nihayet balığın belkemiği:

Doğu'nun üç bin senedir, gün sayarak beklediği,

O çok büyük, o yaman şâiri, zaman,

Çıkarıp vermemiş kucağına yurdun hâlen.

Doyuramazmış milli ruhumuzu hiç bir yazar.

O büyük dahi zaman sahnesine çıkmadan,

Geceler hâmile, madem, çocuk er geç doğacak.

Ama sen şimdi işin girdiği son duruma bak:

Hangi saz şâiri, bilmem, bunu almış da haber;

"Neciyim ben?" diye, günlerce tepinmiş ter ter!

Sonra durmuşsa da, dediler, hâlâ öfkesi yaman;

Dut yemiş bülbüle dönmüş, giderek, üzüntüsünden.


Buna gülmüştüm, evet, gülmiyecektim oğlum,

Çarçabuk Allah'ın adaleti dedi: "Dur şimdi kulum,

Sen ki, vah vah diyecek yerde, gülersin kah kah;

İşte yaptığın işte ceza, çek bakalım!" Eyvallah.

Babanın yok mu davuldan beter uyarısı, hani,

Tıpkı rüyadan ayılmışlara benzetti beni!

- Yok efendim, zannetmem o kadar sert konuşacağını

Bununla birlikte babamın hakkı değildir eleştiri.


- Şimdi Âsim, edebiyatı bırak, bir tarafa;

Daha ciddi işimiz var, geçelim başka lâfa.

Gâlibâ söylediğim yoktu? Evet, hiç yoktu:

Mısır'ın en büyük üstadı Muhammed Abdu,

Konuşurken neye dâirse Cemâleddin'le;

Der ki öğrencisine Afgan'lı:

"Muhammed, dinle!

Devrim istiyorum, başka değil, hem çabucak.

Öne bizler düşüp, İslâm'ı da kaldırmazsak,

Teoriler kurmakla bir şeyler olur sanma...

Bunları doğrulayan delilleri de artık yetişir, dinletme!

Çünkü yeteneğini göstermeye yoktur ihtiyacın..."

- "Şüphe yok, çok hakkı var Üstadın...

Gidelim bir yere, hattâ şu bizim Sudan'a;

Yeni bir medrese kuralım çöldeki Araplara.

Daha üç beş de yüksek ahlaklı cihad edecek insan bulalım,

Nesli düzeltmekle, yükseltmekle meşgul olalım.

Çıkarıp gönderelim, kısacası, Hocam, yer yer

Oradan İslam âlemine Cemâleddin'ler.."

- "Bu, fakat, yirmi yıl ister ki kolay görmüyorum...

Yirmi günlük işe bak sen!"

- "Kulunuz, yazık ki bunu yapamam."


Bu olaydan hisse çıkarsak mı, ne dersin Asım!

Anlıyorsun ya, zarar yok, daha iyi anlaşalım:

Devrim istiyorum ben de, fakat Abdu gibi...

Yoksa, başka ellerde kör âlet olup, efeler gibi

Babıâli'leri basmak, adam asmakla değil.

Çek bu işten bütün arkadaşlarını, kendin de çekil.

Gezmeyin ortada, oğlum, sokulun bir sapaya,

Varsa imkânı, yarın dönün Avrupa'ya

- Amca Bey!

- Boşuna konuşma Asım, seni hiç dinlemeyiz...

Çünkü sen bir kişisin, biz bakalım öyle miyiz?

Ben... baban... sonra Melek... Tutturamazsın ne desen...

Hadi öğrenimini tez elden bitirmeye bak sen!

Çünkü oğlum, milletlere yüksek bir mevki kazandırmak,

İki şeye bağlıdır: İlim ve teknoloji, bir de yüksek ahlâk

Önce ilim ve teknoloji halkı mutlu edecek

Bütün araçları sağlar, sonra yüksek ahlâk gelerek

O bir araya getirilmiş olan araçları alır,

Ve memleketin yükselmesi uğrunda kullanır.

İlim ve teknoloji kuvveti olmazsa bir ümmette eğer,

Sadece ahlâkla yükselemez, zayıf düşer,

İlkelliğe özgü olan o başıboş durgunluk

Çöker sinir sistemine. Artık o da bundan hoşnut!

İlim ve teknoloji, diyelim ki var, ama yüksek ahlâk yok.

İşte bu, insan toplulukları için sonsuz bir yıkımdır

İnsanlığın ruhunu zehirleyecek yara budur;

Ne belâdır o: Veba salgınını aratır!

Bizler, yüksek ahlâklı devirleri gerçekten parlak,

Bir büyük milletin evlâdıyız, oğlum, ancak,

O ahlâk son üç yüzyılın gelişen bilimiyle,

Birleşip gitmedi; battıkça da ümmet cehalete

Bünyesindeki kuvvet günden güne felç olarak,

Bir düşüş düştü ki: Davransa da sarsak sarsak

Batı'mn emriyle yatıp kalkmaya artık mahkûm;

Çünkü üstünlük sağlayan teknolojik güçten mahrum.

Biz, evet, düşmanımızın ilim ve teknoloji gücünden

Nasimizi alamadığımız için kurtulamadık bu onur kırıcı durumdan.

Sonra, yüzyıllarca süren yoklukları çekmekle, bugün,

O yüksek ahlâk bile duygusuz, hareketsiz, ölgün.

Şimdi, Asım, bana aşırısın de, ne istersen de,

Doğu ahlâktan da uzak bugün, ilim ve teknolojiden de.

Fakat ister misin, oğlum, biraz teselli bulmak:

Bütün sosyal etkenlere, güçlere bak.

Bunların her birinin gücü, geçmişe uzanan

Kökleri ölçüsündedir; çünkü bu etkenlerden,

Kökü en derinde olanı, en sağlamı, en üstünüdür.

Şimdi, sen bizdeki kuvvetleri essen bir bir,

Göreceksin ki: Bu millette yüksek ahlâk en uzun,

En derin köklere yaslanmada; hem sonra onun

Bir kutlu suyu var, hiç kurumaz: İslâm dini.

Oğlum, olaylar hiç bir zaman karamsar etmesin seni

İki üç balta ayırmaz bizi geçmişimizden.

Ağacın kökleri madem ki derindir gerçekten,

Dalı kopmuş, ne olur? Gövdesi gitmiş, ne çıkar?

O, bakarsın, yine üstündeki devirleri yarar,

Fışkırıp yükselir, perişan ufuklarımıza;

Yine bin vaha serer kavrulan imânımıza;

Gerçi ortada yüzlerce kötülük yüzüyor;

Sen bu korkulu rüyayı, hep kötülüğe değil, biraz da iyiliğe yor.

Çünkü hiç birinin halkın kalbinde yoktur yeri;

Araşan: Hepsi beş on maskara kişinin marifeti!

Bu bakımdan, hani, hiç yılmasın, oğlum, gözünüz;

Sadece Batı'nm sırf bilimine dönsün yüzünüz.

O çocuklarla birlikte, gece gündüz, didinin;

Giden üç yüz senelik bilimi el birliğiyle edinin.

Teknoloji diyarında sızan sayısız pınarı

Hem için, hem getirin yurda o yararlı suları.

Aynı kaynakları artık burada da canlandırmak için

Kafanız çalışsın oğlum ve arada bir kanal gibi olsun.


Sen geçenlerde demiştin ki:

"- Yazık hâlâ biz,

Dünkü bilimin bile yabancısıyız, câhiliyiz.

İşte savaklanan ilim ve teknolojinin yokluğu

Nesli öyle bir acizliğe düşürmüş ki bugün memleketin,

Ne kadar doğal olan bir yığın kuvveti var da henüz

Biz o kuvvetlere eller gibi hükmedemiyoruz!

Yarının ilmi nedir, halbuki? Gayet müthiş:

" Atom enerjisi" güçlü uğraştığı iş.

O yaman güce hâkim olabilsem diyerek,

Harcayıp durmada bir çok kafa binlerce emek.

Onu bir buldu mu, artık dünya başka bir şekle girecek.

Çünkü onlar bir damla kömürden elde edecek.

Öyle milyonla değil, sonsuz bir güç!.."


İbret al kendi sözünden, aman oğlum, çalış!

Bir yılın var daha sanırım?

-Evet

- Bak, ne kolay!

Fakat o değerli arkadaşların?

- Çoğunun altışar ay.

- Hep giderler ya, beraberce?

- Giderler, bilirim.

- Hepsinin seçtiği dal kuvvetli mi?

- Evet hepsinin ki de müsbet ilim.

- Devrimin yolu madem ki bu yoldur yalnız,

"Nerdesin hey gidi Berlin?" diyerek yollanınız.

Altı ay, bir sene çalışma size eğlence demek...

Siz ki yıllarca neler çekmediniz, hem gülerek!

Hani bir ömre bedeldir şu geçen her gününüz;

Bir gün önce gidiniz, bir saat önce dönünüz.

Doğu'nun kucağı açıktır o zaman işte size;

O zaman varmak mümkün olur hedefinize;

O zaman dinlerim artık seni, Asım, bol bol...

- Yarım akşam gideriz.

- Öyle mi? Dilerim, mutlu ol.







18 Eylül 1919 (7)
(1)Burada "pir, dede, hak erenler'*gibi kavramların çok önem

taşıdığı Bektaşilik'e bir işaret vardır.


(2)Lahavle: Bir belâ ve tehlike karşısında ve

sabrın tükendiğini belirtmek için söylenen,

"Kuvvet ve kudret ancak Allah'tadır" anlamındaki

"Lahavle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm" duası.

(3)Aluturka saate göre havanın kararmasından altı yedi saat sonra.


(4)Ebu Zer: İslâmiyet'i hiç tavizsiz yalayan ve

herkesin de öyle olmasını isteyen ünlü sahabi


(5). II. Meşrutiyet devrinde gazyağı tenekeleri

sandıklar içinde saklanırdı.


(6) Burada Enver Paşa ve arkadaşlarının 23 Ocak

1913'te Babıali'yi basarak hükümet darbesi yapmalarına

benzer bir hareketten söz edilmektedir.

(7) Bu tarih Asım 'in bitiş tarihi olmayıp,

Sebilürreşat'ta ilk defa tefrikaya başlandığı,

441. sayının tarihidir

The waist is thick sized and shoulders are such as the extent of excessive roofs,Two pine compartment arm, who will keep, who will twist?


He wrist and hands that much iron.


Wounds, lengthwise in vain, is another show,


So that a semblance of heroic human shivers.


Although the robust opponent was lad, but,


Does Asim’s move ask no man forces?


Shrugs, such as mulberry helpless right, left.


What is it? Do you cross? Enter now the challenge is yours.


The guy stands out, and how easily, look!


Oh Asim, do not you fake it or not wrestling?


Especially tell the true color of this business anyway?


"it doesn’t defeat: Primarily, it isn’tequivalent,


Moreover,A very poor man was many agency,


He damneded, I wish he would defeat keeping fate,


Then, does it deserve spreading to places now,


" Such a brave who is fighting the enemy all day? "


- I got it, all of them beautiful, not to say ... but,


First I wish We would remedy my trouble


Event each day of Ramadan, Hocazâdem, every day,

Especially in just three to five meals a day is fertile!


It was like mad ... the chief reason for this madness:


Buried inside burning martyred thousands of friend.


I think that he dislike last little bit sore...


Then, in the present situation


Then, in relying on the current situation, very difficult, cooking,


I hear your brains shakes!


I think in vain, my boy, as this river of blood.


A little before the "World War " said shenanigans,


It’s also worse than Karagoz, not worth a picayune.


Curtain grazed, stunt of work is not…


Facing the people intuited what cringed face in darknesses.


Drawn from all this suffering and poverty for the sake of patriarch?


Pulled for years, but now pushed the nation.


Especially as you come "home nation", saying stupid fool;


Grandfather pained the last word is "nuts".


I'm dying of poverty, if welfare don’t squeeze you,


Rights prosper hope that anyone might say it: Thank You! (1)


Take a look as follows: What ruin views of mess ...


But I do not no incision, because it is wound hearts.


Behold, human voice gurgle in these valleys...


Ask the horizon, then the worlds, where is retirement?


The color of lush black soil collapsed land;


Thousands of life harmony began was religion.


If you count lies turn around, it doesn’t go into account ,


Slots of each scattered is a family cemetery!


My son, this ruin desolation is killing me:


When you touch any ruined building you hear thousand screaming!


Patient thousands, not overlooking, alive is naked;


The dead have been stiff, who will remove?


On the one hand the tragic events of this is gnawing land,


On the other hand a lot of insatiable wolf,


The funeral of the poor is bitten such as hyena;


Road hoping to get that laid the final victory!


You entered entered the war, "the inevitable!" saying;


Is this disgrace inevitable, my lamb, know?


- But you got very long, Sir, let's the real issue now!


Where I placed my bet where you say something?


- Here, my son, the child's soul-shaking causes;


His heart broken, his brain ruin, he is continuous writhing.


Reduce the pain of what a poor;


Who come to the rescue? Too much human misery has attracted..


Whether the common ends of the house in which bereaved


Has become a heap of ash, look, thousands home!


Which incapable who begs for help raise and keep


First,do you want to berak neck of the gang which haunted?


Our home is a court, the judge, decides fortunately;


The provision is given at the night, practice to run during the day!


- What you need to have, man's ankle is a very practical!


- But do not ask us what live in trouble


When evening comes, The color of the girl's face went absolutely...


My brother did not come ... he is still a coward and coward,


Stands against me...Repentance (2) I say and forbear;


Who will cheer me, I am worst than him!


My brain is full of terribly concerned about hundreds of;


All my nerves are shaken, I can not look for nothing.


(3) I do not know, Time is six or seven now; (3)


In fear,did the boy come; with heart palpitations, did not he come.


I lost control in evening, I said.


“Asim, look at me! “


Back when near the road, in vain struggle, this street is dead end.


Running, children, your forehead will beat on the wall ;


Your head will relax, do not, step aside.


You are in how hard a road, as Abu Zer (4)


I wish you had lived in Omer’s period and been a police officer


Was it your mission to attack the tavern?


Well, why did you treat gamblers?


While children of the hand are having fun at night,


What it all go and beat up a crazy dare?


As they yelled the drunkards, you, chase them


Go to become a keeper, you salary get silly!


Why did you reserve from her husband?


Neighbors, look, "bald butler" they say!


Fish have taken, what happens? Then he have him eat fish, what is?


As if he has never feeded himself once.


I never said anything, He is silent and seated;


" Why, son, knocking him down "


I'm not saying now, our Mr. Asim:


My motions is sickening you ... a lot!


Dad, it's not, don’t listen everyone;


Listen, am I guilty, am I right, a me too.


Everyone who is hungry is standing on sidewalk


As you go, I will lift up all the curtains,


Clearly drink a liquor, to show everyone!


Hey men! Learn a little respect: for hidden.


Appetizer immersed in a storm, taking fathoms;


Look at people who swallow, from windows, numerous.


No money or, shall I say this as I have, plenty pouch;


Do you have the right to the enjoyment and entertainment to fall, everyone is hungry?


Come on, man, that's enough ... Something which you drink is very even;


Will not stop, perhaps far from the place ...


I hope they don’t mind, at least, "get out!" they said.


I said:”Anymore who has it, he goes away”


I threw them all by holding the arms one by one;


Say if there is a crime, I wonder is it me?


Let us come now threatened gamblers.


When nation was bored in all tiny homes


He can not stand the club grinning man festival:


It burned, they said, a crate of gas a week! (5)


I can not stand it no longer taboo extravagance;


I carried the oilwhich they say crate crate.


A small measure, I said ... at the end of Winners grocery store;


Everyone took the gas, such as rose oil, little by little!


What lit the street, or rather great festival!


Do not ask the parts of the cruelty: Three days cowered!


Dad, that's so evil gamblers;


a thousand pounds for the orphans I got hard.





Is it time to, have a heart please, collectively make fun of?


Or like a human being if the guys have fun what can be said?


black marketeers, neither decency they have, nor shame.


Hungry, poor, world die moening


Do you not listen again, do not understand its mourning,


Have the last time your home being laid!


Hundreds died on the right, left uncounted creeping,


what it means to laugh at them clearly


Go ahead and seem tos hare my sorrow,


If I said, I know, it is above your strenght.


to cry is not a pleasure to many people


Not smile for everyone, I think, is very possible.


Get ashamed of neighbors, make your shouts from the lower pitch;


Or I will keep you quite totally, if i step up!


My last words to you, in vain, but who hears?


A lot of words which in fact nonsence cascaded from every window like vomit.


Of course not stop ...


Wait, my son, it will be on time


- Forgive, not finished ...


- - Listen at oncee, at least, then end


Tell me now: when will this poor home,


be saved from tyrants reign?


You crazy, can a country be managed by this logic?


A community that people who are in control make their work done with punch,


Now head is finished finished there, pull its tail





Is it a right for force to bust everybody?


;' To us, Asim, no need of this one’s fist, nor that one’s;


Someone must claw simple: the law.


Give all the power of unity that going by the law ...


Or not, but a scattered flock of folks ...


Country already, look: at sixes and sevens,


If you move the emotion finished absolute.


Or, my lamb, police state government has any understanding of the country,


Place, is under, not over the globe!


- Dad is not it


- - Listen now, lets go!


My hojda, you would say the actual Hear our girls:


- You crazy fool the people by finding a great deal


- The Sublime Porte ...


- - Oh?


- Printing has planned ...


- - Just look!


I wonder who the seducer?


But I do not think much


- don’t say, my son, Angel told me the event entirely.


Girl little perseverance obstacle guy or bad ...


Both the prints, as well as hang, nothing too crazy, believe!



- Tell me, very bloody game, Do not move mistake.


- You do not have counts for nothing at all ... only you,





I also have a sister stop it now.





Oh boy, do not leave me this is crazy!


- No, my dear, give up of course, this is really crazy?


do not know, I'm afraid she is Warning me.


Work that would be just like the previous events, yes,


Maybe I'd find a piece of courage consoled.


But, boy, you see: Established egregious scenes;


Behold, through blood, blood outer surface, inner surface of blood!


The explosion of a vessel takes the hometown of the torrent;


Or are you Lord to show the result he suffered.


- However, I think I did overdo it ...


- Not at all,


- You are currently a look at the situation: Really hard.


- - Come on, let's difficult, Is not no cure for that?


- -Yes.


- - What is the interlining so, so much excitement?


- No excitement, alone, not important this issue,


- I think it is not quite right. Yes, people still today,


girl will not count at the end of this boy has lost his mind,





Re-act passes, it would not do?


Confusion arising from, son think especially in a time;


I think I over-counting of the error itself, contact me.


No, I do not find the right jurisdiction over that.


I am also very strange, moreover tolerant too.


How close he says, far from what he says, says what a cold, nor hot,


This guy goes to war, how many years, jumping.


?' When the "Go!" I said? "Run!" he sent it;


Sending the "expenditure, not a people" would say;


I would stop no longer carry on like a forgotten


sits at home, the remaining brother. All the homes destroyed, earthquakes alone do me?


When it wound agony, I can not open.


Does not suit me to live in the heart palpitations, my son behind.


What is the child of someone else?


All very young, and all of life.


"Fragmented your Asim" they said over and over,


Daddy, certainly fall apart inside, unfortunately,


Always forbear, you know, or?


- Yes.


- Because it is natural that a very tough act


- Since you covered the horizons homeland martyrs,


Asim back and let the rest of the homeland it worth the sacrifice.


- "Both the ghazi, as well as martyrdom, what happiness is!"


- I say;


- I feel great compassion also try to put out.


"' But the "killer" they say my son, "or" murdered "


-



- Don’t knows what happens when the end of me here.


Is there any remedy that the world, go to the to apply?


- !" What my pain "You stop!"to silence saying?


- Is your own conscience comes before the plaintiff ...

You see: a bitter put off fake show of courage!


your father live to have mercy, my son,


Very miserable, help me get a particle.


Only you hold my hand, seventy years of age ...


Oh, he also tells us how fortunate deaths!


These are my Lord, or twist, but I admire ...


Once I did was for the only revolt died?


Oh, my son, "Come on education finish


hole before you send.


Because ...


- Stop, stop! What news? Or a guest, you sure?


- I came my brother Asim ...


- Have a good, come


- We now go to .


- Good-bye, Sir ...


No wonder ... you can stay this evening?


- Can not stay.


Since you already, do not we see, Asim,


Where are you?


Are you on the earth?


Are you in heaven?


Come, let's!


You've been alone?


- I came alone, sir, this time.


- - you bring, a dear,


- - If I had known you ...


- Well done, indeed, gifted children, certain


Hear the robust generation of pride when they see.


I now have to supply you with gratituate


The most beloved friends like you like it


uncle, you see, human things for God


but somehow does not heat, what reason, my father


ather does not understand the mind, you need to, look at me!


where you write a new, sir, Let's read?


I called no one


If you have three or four, work of my


I think not satisfied with virtuous personality


red-blooded pleasure, certainly you want red-blooded poetry


Although accepted the delicate, sir, ourselves


we are in the face of our character, is not in red-blooded


For nations that because, frankly, very dangerous


Our literature god entrusted pattern


just like your dad, Asım, although how much still


yes my father is not much hand


Do not ask, bad


letters on behalf of, without exception, who have


all of them praised the spirit of today


Do not


I said: now you're not worthy of such a curse.


Who are you? not say? what I was, you knew?


I'm live on the poet, especially when you look at this


into a neighbor's laugh is very bad thing


certainly


motion does not remain unpunished in the world


yes, my son, lonely areas where sign


literary conversations would be a great place


works into why poor? says they


tell everyone about it two or three that


Anyway, finally found the fish bones


East three thousand years, counting the days waiting for


it is very large, it is egregious poet, time,


out of the country still did not embrace


do not satisfy the national spirit of a writer


Even when that big stage before


pregnant night, seeing that the child be born sooner or later


but now you look at the job, the last state


which the bard, I do not know, I also received news


What am I? those days, he hit the sweat sweat


then stopped, they said, his anger still egregious


Nightingale returned to the mulberry growing woe


it laughed, yes, do not laugh, my son


God's justice in leaps and bounds, he saidd: My servant is now


you that the place to say what a pity, you laugh


criminal work you do here, take it on! thank you


Do not have your father's warning on drums worse, you know


just likened me to dream awake


No, sir, I do not think it hard to speak up


However, my father is not the right criticism


Asim now, literature is a party Leave


There are more serious business, let us go to another chat smb


I guess I did not say?

Yes, I had never been


The greatest master of Egypt's Mohammed Abdu,

talking about what cemalettinle


afganistans says, students


Muhammad, Listen!

I want revolution, not the other, and quickly.

We fall forward, or you do not remove Islam,


Theories do not think would be setting up something ...

Evidence confirming that no longer grows in them, playback!


Cause I do not need to show a talent ...


No doubt, it has the right of the master ...

Let's go somewhere, even on our Sudan;


The new rule is a theological school in the desert Arabs.

In three to five more people will use the high moral jihad,

Fixing the Generation, Let's upgrades the busy.

Send out, in short, Sir, in places


From there, the world of Islam Cemâleddin'ler ..


This, however, whether the twenty years that I do not see an easy ...

Twenty-day work you see!


Servant, unfortunately can not do that."


Share this event if we do, how about Asim!


You know, no harm, better straight:

I also want to revolution, but as Abdu

If not, is another hands-blind instrument, like gentlemen

Pressing the Sublime Porte, the guy does not hang


Check that all his friends from work, for yourself up.

surf in the middle, my son, a place intrusive


If you have the opportunity, go to Europe tomorrow


Uncle !

Asim vain speech, I do not care at all ...

Cause you're the one, so we can look at?


I...your father...after melek...What patterns do you fasten

Let's look at education in a thesis to finish by hand for you!


, Because my son, nations gain a higher position,


Depends on two things: Science and technology, and a high moral

before, science and technology, people will be happy


Provides all the tools, then came to the high moral


He gets put together the tools,


And the sake of the country uses the rise.


Scientific and technological strength of a nation, at least if


I just can not raise the morality, the weak fall,


Specific to the primitiveness of the recession that stray


Nervous system crashes. Now that he pleased!


Science and technology, say, but I do not have high morals.


That is, for the eternal ruin of human communities


This is the spirit of humanity wound poison;


What scourge that: The plague is like secretory


We really bright periods of high moral,

Are children of a great nation, my son, but


He developed the science of morality, the last three centuries,


United we did not go, sink the nation ignorance

Day by day as a stroke within the force,


That fell to a decline: the act jerkily


West's orders to lay down and is no longer condemned to stand;

Deprived of power because of technological superiority provides.

We are, yes, the enemy of science and technology, the power of

We can not get rid of this disgraceful situation to ours.

Then, taking the centuries-long absence, today,


He even higher morality is numb, still, ripe.


Now, Asim, at excessive to me, whatever you want, the


Eastern morality far today, the science and technology.


But not, my son, to find a little solace:


All social factors, look at the forces.


Strength of each of them, ranging from the past

Measure of the roots, because of these factors


What is the root of the deepest, most solid of the most superior.


Now, you're with us, a mash of forces,

You'll see that: The nation's longest high morals,

The deepest roots, aging, and then he

Have a blessed water, never dry: The religion of Islam.


My son, you never pessimistic to the events Two or three axes can’t distinguish us from our past. Seeing that the roots of the tree are deep, really, Department severed, what happens? The body is gone, what comes out?


Look, it seperate periods which are at the top of it, again, Erupt to rise to our miserable horizons; It tackles thousands of oasis to our belief; Though hundreds of evil swim in the middle; You shouldn’t always dream of this fearful to evil, dream to a little favor. Because there is no place in the heart of one of the people; Araşan: All of them are five mascara people’s skill! In this regard, you know, your eye shouldn’t dread, my son; Just, your face should turn to Europe’s face.

Struggle with those children, day and night; Learn the outgoing three-hundred-year science in collaboration. Leaking from the numerous springs in the land of Technology

Drink those useful waters and bring them to home. For reviving the same sources at here anymore Meanwhile, My son, train your brain and meanwhile use it as a channel.

You said recently that: "- Unfortunately we are still,

Even stranger and ignorant to yesterday’s science. That lack of unimportant science and technology So that today the country has reduced the generation of helplessness, How have the natural strength of a pile of yet We dominate that forces like strangers! What is tomorrow's science, however? Pretty amazing: "Atomic energy" strong work involved. Saying that I want to be dominant to that efficient power, Thousands head to spend a lot of non-stop labor. If he find him, the world will have a different shape. Because they will get a drop from a little coal. It can’t be with million, an infinite power! .. "



Get warning from your own word , my son, work! I think you have a more year? -Yes - Look, what is easy! But your precious friends? - Most of them are six months. - They always go together? - They go, I know. - Are chosen branches strong which they choose? - Yes, all of them are positive trend. - If revolution’s way is only this way,

Go with saying" Where are you Berlin?". You entertain with working six months or one year… What you did not have that many years, and laughing! Behold the days to last a lifetime is worth following; Go one day before and turn an hour ago. Here is a lap clear of the East at that time; Then it is possible to arrive at your destination; Then I listen to you anymore, Asim, plenty of ... - Half an evening, we can go. - Oh, yeah? I wish to you, be happy.

18 September 1919 (7)

(1) where the "patriarch, grandfather, right prosper '* very important concepts such as


There is a sign carried by Bektashism.

(2) Lahavle: a scourge in the face of danger and is said to indicate that patience has been exhausted,


"Strength and power are only at God " meaning "Or else force Lahavle and lâ billâhi'l-aliyyi'l-determination" prayer. 3)For aluturca o’clock six or seven hours later after become dusk. (4) Ebu Zer: never compromise Islam and licks so everyone wants to be famous Sahabi (5). II. Constitutional period, kerosene cans were kept in crates.



(6), where Enver Pasha and his colleagues on January 23 The Sublime Porte in 1913, do by pressing the coup d'etat A similar movement is observed. (7) This date is not Asım’s completion date , is date of starting to installment at

Sebilürreşat and 441. issue date.


'örnek osmanlıca مقدمة'
Safahat logo

Şablon:Düz liseler için safahat projesi
Şablon:Anadolu liseleri için safahat projesi
Şablon:Sosyal Bilimler Liseleri için safahat projesi
Şablon:Türki Dillerde Safahat Projesi
Şablon:Safahat İngilizceye Tercüme Projesi

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.