FANDOM


Moğol dilinde adına Tivris derler. Dürri lisanında Tivris , Dehkan dilinde Tabriz, asıl farisi dilinde Tibriz denir ki, sıtma dövücü demektir. Hakikaten bir sıtmalı adam başka memleketten gelipte Tibriz'e girince suyundan içse, taze can bulup, sıtmadan kurtulur. Mısır Kahire'nin iç kalesinde de böyle sıtma olmaz. Tebriz şehrinin kurucusu Halife Harun Reşid'dir. Harun Reşid'in hâtunu Zübeyde, buranın su ve havasından hoşlanarak me'mun halifeye hamile kaldığı için, temiz toprağı sevinç yeri edinmiş, adına da Abbâsilerin Acem bilginleri tarafından Tebriz denilmiştir. Bu yüzden Tebriz, etrafı ancak üç günde dolaşılabilir bir şehir olmuştur. Sonra Abbâsilerin acem bilginleri tarafından Tebriz denilmiştir. Bu yüzden Tebriz şehri harap olup, kırkbin adam çöküntü atında kalkmıştır. Halife Mütevekkil Bağdad'dan yer götürmez asker ile Tebriz'e gelerek birçok paralar sarf ile şehri yeniden yaptırdığı için şehrin ikinci kurucusu olmuştur. Şehrin bir tarafı Evcan Dağına, diğer tarafı Sehlan Dağına, bir tarafı Sencan ve Kız Dağına varup, Tebriz'in sûru evvelkinden kavi ve sağlam oldu.

Tibriz Kalesi: Etrafı tamamen altıbin adamdır. Hâlâ eserleri görünür. Üçyüz kule, üçyüz beden, altı kapı idi.Kâpılar Dervâzei Evcan, bâbı servan, dervâzei serzud, bâbı Şam gâzan, bâbı sevr, bâbı Tebriz ...

Bu kapıların herbirinde beşyüz asker muhafızlık ve bekçilik ederdi. Hûlâgû Han dahi bu Tebriz'i durulacak yer edünüp, bir taht şehri yaptı. Üçüncü kurucu olup pâdişahlara hükmetmeye uğraştı. Sonra Sultan Mehmed Hûdâbende yaptığı yeni bir şehri, Hûlâgünün Tebrizdeki köşkünü binlerce develere yükleterek götürmüştür. Bütün ağaç aksâmı öd ve serviden olup, erjenk nakışlarını seyredenin gözü kamaşırdı. Sonra Sultan Mehmed Gazan zamanında Hak ve adalet üzere hareket edildiğinden buralar o kadar mâmur oldu ki, Tebriz şehri, Liyan, Sencan, Evcan, Sehlan dağlarına dayanıp, cihanı süsleyen emsalsiz bir şehir oldu. Dört tarafına fırdolayıp sûr çekildi. Etrafını yaya adam dört günde ancak dolaşabilirdi. Abbâsîler zamanında yapılan kale de iç kale olmuştur. Ondan sonra Tebriz nice hükümdar ve pâdişah eline geçti, kâh harap, kâh mâmur olmuştur.

956 târihinde Süleyman Han buranın halkını itâat altına almış ve hâkimliğini de Şah Elkasmirzaya vermişti. Fakat 961 senesinde yeniden buraları Şiîrler istilâ etmiştir. Nihayet Osmanlı'lardan üçüncü Sultan Murad zamanında vezirlerden Özdemiroğlu Osman Paşa serdar olup, deniz gibi askerle Acem diyarına gönderilmiş. Çığala oğlu Sinan paşa da öncü olarak ileri yollanmıştır. Askerin himmeti ile şanlı Osman Paşa, Tebriz'i Erdebiloğullarından Haydar şahın elinden alıp, sayısız askerle şehir içine yerleşmiştir. Bütün Azerbaycan'ı elde etmek için Tebriz in tâ ortasında Şah Hıyaba'nın etraında dört köşe bir kayadan kale, bir Ferhadvari bina yapmıştır. Etrafı onikibin yediyüz mimar arşına olup, burç va duvarları sağlam ve müstahkem oldu. Şam-ı gazan kapısındaki tarıihi şudur:

Aldı Tibriz'i Özdemirzâde, sene 993. Başka bir tarih Ayn-i hak ile alındı Tibriz, sene 993.

Osman paşa bu kaleyi yaparak Tebriz'in beşinci kurucusu oldu. Otuzaltı günde deniz gibi askerle kaleyi tamamlayıp, cephanesini ve diğer lüzumlu eşyasını içine koymuş kırkbin kadar askeri de muhafazasına tayin etmiştir. Fakat Allahın emri ile Tebriz'de Özdemir-oğluna bir Cuma namazını kılmak nasip olmayıp, bir gün akşam namazını kıldıktan sonra hakkın rahmetine ulaştı. Bütün asker Çığalaoğlunu kumandan kabul edip, Tebriz kalesinin anahtarları ile Osman paşanın vefatı haberini devlet katına gönderdiler. Derhal İstanbul'dan alelecele bir kapıcı başı ılgar ile Şam Trablus veziri Hadım Cafer Paşaya kumandan olduğunu bildirdi. Yeni serdar Cafer Paşa da ılgar ile Tebriz'e gelip, adâlet yapmaya başladı. Tebriz, şah Gazan zamanınkinden kat kat ziyade mâmur kılındı. Şehir Tavaşî Cafer Paşanın yazması üzere üçyüzbin şehirde, beşyüzbin kadarı da eyâlette sayıldı. Fakat sonra Osmanlılarda sipahi ve yeniçeri isyanları çıktığından Acemi hanı fırsat bilip, Gence, Şirvan, Şemâhî, Demirkapı, Revan, Nahcivan, Tebriz gibi şehirleri istilâ etti.

Sonra Dördüncü Murad han efendimiz, Şirvan, Şemâhi, Tiflis kalelerini istilâ etmek üzere Acem diyarına geldi.Yedi günde Revan kalesini, Nahcivan Merent, Karabağları harap ederek Tebriz şehrinde bir hafta kaldı.Tebriz'i de iyice örsleyip, saâdetle Van tarafına, oradan da İstanbul'a geldi. Bir taraftan Şah Abbas, İran ve Turan askerleri ile Tebriz'e gelip, istimâletler vererek şehri mamur etti. İmâretleri: Bu şehir Acem elinde Azerbaycan tahtıdır. Hanlıktır. Birkaç kere hanlarhanlığı olmuştur. Onbin askere mâliktir. Müftüsü, sâdât şeyhi, mollası, kelenteri, münşisi, darugası, kurucubaşı, dizçöken ağası, çiğ yiyen ağası, ya savul ağası, eşik ağası, klavuzları vardır. Bu kadar ağalar Tebriz şehrinin âsâyişini muhafaza edüp, adâlet ederler. Hiç kimse bir başkasının bir darhal tanesine bile el koyamaz.

Tebriz camileri: Üçyüzyirmi mihraptır. ondokuzu geçmiş salâtın câmileridir. Ellisi hanlar ve Osmanlı veziri câmileridir. Diğerleri de memleket âyânı yapılarıdır. Hepsinden eskisi Zübeyde câmisi olup, eski tarz bir büyük câmidir. Kubbesi ve bütün kapı ve duvarları minalarla yapılmış, emalsiz bir yüksek minâredir. Mütevekkil Alellah câmii, eski tarz üzere olup, çinilerle yapılmıştır, Fakat zamanla hayır sahibi kimseler tarafından tamir edilerek eski adı kaybolmuştur. Şimdi Dımışkıye câmii derler.

Sultan Mehmed Şamgâzan Câmii: Eskiden irem bağı içinde bir nurlu câmi imiş ... hâlâ dar bir yerde kalmış, bir minareli köhne bir câmidir.

Şah Emin Camii: Kisrâ'nın tâkına benzeyen bir yüksek binadır ki, güya Mısır'daki Baybars Câmidir. Bir minâreli, güzel bahçeli, çinilerle süslenmiş kubbesi göklere uzanmış, bütün kapı ve duvar beyaz, cilâlı, hatâi kağıt ile beyaz inci gibi işlenmiş bir güzel câmidir ki, içine giren çıkacağı gelmez. Ama şiîrlerin gireceği gelmez. Mihrabı önünde, bir irem Hıyâbânı var ki, felekte benzerin Melek Ahmed Paşa bile görmemiştir. Kış çiçeklerinin güzel kokuları, cemâatin dimağını kokulandırır. Güzel sesli kuşların hazin sesleri, hüzünlü cemâati bile memnun eder. Acem diyârında bu imâretin adına Heşt Bihişt derler.

Sultan Hasan Camii: Azerbaycan hükümdarlarından Sultan Uzun Hasan'ın yapısıdır. Uzun Hasan, Fâtih ile bu muharebede mağlûp olarak Tebriz'e kaçmış ve burada ölmüştür. Mezarı bu câminin yanındadır. içinin ve dışının dört çevresi, kubbeleri hepsi çinilerle işlenmiş, mihrab ve minberi, müezzinler mahfili, ince iş sanatının emalsiz bir nümunesi olup, kimse bir testeresini vuramaz. Dört tarafında olan pencereleri necef taşları ile baştan başa süslenmiş ve parlatılmış... Kıble kapısının dört tarafında olan çeşitli kirişler, kubbe, kitâbeler, kerşeme ve nakışlı rumileri, herbiri sihir derecesine varmış, üstad işçi bu hususlarda büyük hünerini göstermiştir. Bütün kapı ve pencereler üzerinde kitâbeler vardır. Hepsi yakut Musta Samî yazısı ile yazılmıştır. Mihrabın iki tarafında iki düzgün sarı renkli taş parçası vardır ki, herbiri bir İran ve Turan haracı değer. Gûyâ kehribadır. Bu sütunların benzeri başka memleketlerde yoktur. Bundan başka ondokuz kadar salâtin câmileri daha vardır. Herbiri târifi olunamayacak kadar süslü ve muhteşemdir. Fakat fakir câmiler cemaatten mahrum kalmışlardır. Anadolu ve Arabistan câmileri gibi bu câmilerde öyle çoklukla cemâatle namaz kılınmaz. Hemen ezanlar okununca herkes câmie gelip, namaz kılar, durmayıp gider. Bu Uzun Hasan câmiinin karşısında Şah Abbas Câmii yakınında Şah Maksud Câmii vardır. Saraçhâne başında benzeri olmayan bir câmiidir.

Ulu Câmii: Bir büyük câmidir ki, kıble kapısından, mihrab tarafındaki adam güçlükle görünür. İkiyüz pâye üzerine örtülmüş bir câmidir. Bu câmilerden başka birçok mescitler de vardır.

Medreseleri: Kırkyedi kadar büyük medreseleri vardır. Hâlâ mâmur öğretme yerleridir. İçinde bütün bilgiler okunur. Devrin fâdıllarından bilginler vardı. En büyüğü Şah Cihan Medresesidir.

Yirmi kadar dârülkurrası vardır. Ama Acemlerde Kur'ân-ı Kerimi tecvid ile hakkını vererek okumak nasip olmamıştır. Çoğu zaman yalnış okurlar.

Dârülhadisleri: Yedi kadar dârülhadis vardır. Fakat bilginleri hadis ilmi ile şöhret bulmamışlardır. Bunlar Hz. Ali'nin sözleri ve oniki imam sözü ile amel ederler. Kâle sallallahu teâlâ aleyhi vesellem... diye Hz. Ali sözünü mâkûl olmayan tarzda naklederler. Bazen doğru hadis de okurlar ama Hz. Ali sözleri makbelleridir. Nice bin hadîs-i murtazâ kitapları vardır.

Çocuk Mektepleri : 600 kadar öğretmen evi vardır. Şeyh Hakkı Mektebi, Hasan Mümennidi Mektebi, Naki Han Mektebi, Sultan Hasan Mektebi, Sultan Yakub Mektebi... bunlarda her sene çocuklara hilât verilir.

Derviş Tekkeleri: 160 kadar tekkesi vardır. Meşhurları Şems-i Tibrizî Tekkesi, Bulduk Han Tekkesi, Zeynep Tekkesi, Akîl Tekkesi, Mirhaydar Tekkesidir.

Çeşme ve akarsuları: Altı adet çeşmesi vardır. Hepsinin kaynağı Kûh-i Semenden gelir. bunlardan başka şehrin iç ve dışında dokuzyüz yer altı lâğımı ve su yolları akar.

Sebilleri: Binkırk adet sebilhânesi vardır. Mükellef binalarla süslüdür. Gülristem Han Sebili, Şah İsmail Sebili, Hoca Şah Sebili, Rıza Sebili, Yâr Ali Sebili meşhurları

Mahalleleri:Bu memlekette mahalleye Dervâze derler .Binaltmış kadar dervâzedesi vardır.Dımişkiye,Pelba,Köprü Mahallesi,Mieyharan,Rezcu,Şuturban,Dikhan Sarayı bu mahallededir.Hıyâban,Serhab,Tebrizin kuzeyinde ----Emirkız,Serdap mahalleleri en meşhurlarıdır.Özdemir oğlu Osman paşa Serdap mahallesinin serdabını (sıcaklarda yeraltı sığınağı) temizleyip, kanallarla mahalleden akıtmıştır.Çarmenar,mır mır,dervâze mahalleleri de şöhret bulmuştur

Âyân sarayları : binyetmiş kadar sarayları vardır.Emir kız mahallesinde Allahverdi Han Sarayı,rey mahallesinde Rüstem Han Sarayı ,yine Rey mahallesinde Bendhan sarayı ,yine o mahallede Pir Yudan Han Sarayı, Sultan Hasan Câmii yakınında Hanlara Mahsus Sarayı en meşhurlarıdır.

Kervansarayları: İki yüz kadar kervansarayı vardır.Zübeyde Kervansarayı,Şah Cihan Kervansarayı,Şah İsmail Kervansarayı,Pir Yudan Kervansarayı,Duhteri Şahı Cihan âlem Şah Kervansarayı meşhurlarıdır.

Tüccar Hanları: Yetmiş kadar büyük tüccar hanı vardır.Câfer Paşa Hanı, Külâh düzen pazarında,Bender Hanı,Begüm Hanı,Baba Hakkı Hanı meşhurlarıdır.

Bekâr Hanları : Yüzon kadar bekâr hanı vardır.Müstakim Hanı,Frehadi Hanı,Câferi Hanı,Firuz Han Hanı,Gevher Hanı,Çığalanzâde Paşa Hanı,Kelender Hanı.

Çarşı ve bedestanı:Hepsi yedibin dükkandır.Çoğu Halep tarzı kâgir ve sağlamdır.Her çeşit mal bu pazarda satılır.Büyük bir bedestanı vardır ki,birçok tüccarlar orada iş ve kazanç yaparlar.Bir kâgir,tek kubbe,büyük bedestandır ki, hiç bir yerde benzeri yoktur. Dört demir kapısı vardır , çarşıya açılır.

Ahalisinin yüz renkleri:Su ve havasının güzelliğinden pir ve civan (ihtiyar ve genç) bütün halkı zinde ve düzgün olur.Güzellerinin yüz renkleri handan gülü gibi lâl kırmızısı nazlı ağızları bukalemun hokkası gibidir.Kendileri uzunboylu,lâle yanaklı,beyaz renkli ,loş çehreli,ama gururlu ve kibirlidirler.Birbirleri ile olan münasebetleri lâtif ,sözleri şirindir.

Büyükleri ve âyânı:Kibar,eşaf ve âyan olmak üzere sapık mezhepli adamları çoktur.Ama avşari,dumdumi,dumyuli,halcani, terekeme ,gökdolaki kavmi çoktur.ticaretle Karun gibi paraya sahip olmuşlardır.Hepsi şii mezheplidirler.

Beden bilginleri(Hekimleri): Oniki bin kadar kan alan , tabib,cerrah, göz doktoru ve bilginleri vardır.Ama halkı bunlara pek muhtaç deildir.Bunların çoğu dağlarda bitkilerle uğraşır.

Şeyhleri: Yedibinden fazla sâlih,muvahhit (Allah'ın birliğine inanan),vâiz(va'z eden),nâsıl (nasihat eden) şeyleri vardır.Bu memlekette piri fânilere,geçmiş kart ihtiyarlara çok itibar ederler.Onalrın reylerinden dışarı iş görmezler.Ama mazhepleri dürüst değildir.

Yazarları ve şairleri:Yetmişsekiz adet divan sâhibi,dili fasih,ifâdesi,beliğ,şahirleri,bilgi erbabı vardır.Yâveri,şâbi,sâibi,atlı kimseler zamanın en bilginleridir.Edhemi,Şakiri,Câbi,Râzi, divan sahibi Seydi Vâhidi,ev sahibimiz Yezdan Ata,Merdan Aka Han ,Kurban Kuli ,Pir Baş Aka,Mirza Bay, Hüsam Aka ,Elvend Aka,Rıza Bay,Kelb Kuli ve diğer görüştüğümüz kimselerdir.Ermişlerden Dede Şerimi adında bir meczup da meşhurdur.Bunun bütün ömrü boyunca uyuduğunu kimse görmemiştir.

Ahalisinin giydikleri:Âyan ve eşrafı, başlarına alaca ve kızıl sarık sararlar.Kızılbaş tâbiri bundan gelir.Ama çoğu Acemce beyaz Muhammedi destar sararlar.Ama kavukları üzerinde sivri taç bulunur.Bilginlerinin taçı iki karıştan fazladır.Avam kısmı bir karış mücevher giyer.Ayân kısmı mavi samur giyer.Diğerleri çuka giyerler.

Ahalisinin dilleri:Bilgi erbabı farisice konuşurler. Ama Tere,Avşargüh dolakların hususi lehçeleri vardır ki aşağıda birkaç cümle nümune vereceğiz. Haze tanımamışem Henüz görmedim, Menem çün hatırmande oluptur (Bana incinmiştir),Parun ceşem(Düşman oldum)

Görülecek binaları : Sultan câmiinin binası, Şah Yakup binası,Hadım Cafer paşa Köşkü ,Şam Gazan binası,Tak Ali Şah binası,Emir Han Kalesi binası,Şah İsmâil Câmii binası (haraptır),Şah İsmâil Câmi karşısında Hadım Cafer Paşa Kalesi (haraptır),Serhap Dağı eteğinde Mehmed Şam gazan vezirlerinden birinin yapısı olan,Reşidiye kalesi(kuzey doğudadır),daha birçok acâip bina ve eser varsa da bu kadarı kâfidir.

Havası:Bu memlekette (Bâd-ı nesim) adı ile bir sabah rüzgârı eser ki bütün halka edebi hayat verir.Onun için bu memlekette asla sıtma olmaz.Şeyh ve ihtiyarları yüzyetmiş yaşına kadar yaşayıp,Aristo fikirli heriflerdir.

Kuyular: Tebriz'de dokuz kadar kâriz(lağım) sularından başka yedibin kadar da su kuyuları vardır. Fakat kâriz suları kuyu sularından daha tatlıdır. Kuyuları otuz zira ile kırk arasındadır. Kışın şiddetli günlerinde suları ılık olup yazın soğuk olur. Şehir dördüncü hakiki iklim, onsekizinci enlem iklimindedir.

Tebriz şehrinin tâlihi: Azerbaycan müneccimlerinin (yıldız bilginleri) kanaatına göre şehrin yapıcısı, ilk taşını koydurduğu zaman talihi akrep burcuna düşmüş. Sâhibi. Merih burcu imiş. Dördüncü sultan Murad harab ettiği gibi Timur ve Cengiz de bu şehiri yakıp yıkmışlardır.

Hamamları: Yirmibir kadar safa verici hamamı vardır. (Pesi köşk hamamı) , (Buz hamamı), Cihan Şah Hamamı, Cihan şah câmii yakınında , Mırmır Mahallesi Hamamı, Dervâzei Ser Mahallesi Hamamı , Zercu Dervâzesi Hamamı, Pelbağ Dervâzesi hammamı... Bunlar hep suyu ve havası güzel hamamlar olup, herbirerlerinde birer ikişer şâfiî havuzu ile yarım sofa, şadırvan sebilleri vardır. Dellâkları terbiyeli, peri yüzlü civanlardır. Sultan Hasan Câmii arkasında Şüturban Mahallesi Hamamı, Rey Dervazesi Hamamı, Hıyâban Mahallesi Hamamı, Serhap Mahallesi Hamamı... bunlardan başka yediyüz kadar da saray hamamı vardır. Bu hamamların duvarında Fuzulî'nin Hamamiyesi yazılıdır.

Tahıl ve ürünleri: Bu sahrada hasıl olan yedi türlü buğday gayet taneli olur.Bakla ve arpası da çoktur. Pamuğu da yedi türlü olur. Diğer sebzeleri de çoktur. Hâsılı geniş, ucuz, mamur bir ülkedir.

San'atları: Buranın tam usta nakkaş ve ressamı, kuyumcu ve terzisi hiç bir yerde yoktur. Her işin en büyüğü bu şehirdedir. Bilhassa burada dokunan tamiz kumaş, ipek elbise kadife, dârâyî, her tarafta Tebriz Kumaşı adlı ile anılır.

Yiyecekleri: Has, beyaz gardesi, ekmeği, hasefi somonu, yağlı halkası katmer kâhisi, katmeriz çöreği, keklik kebabı, tavuz böreği, kırk türlü miskli, amberli pilâvı, herissesi,... çorbası, aşçılarındaki bâlûzesi meşhurdur.

Meyvaları: Necm-i halef armudu, peygamber armudu, sepet milânisi, zerdalesi, necm-i ahmedî, engür hardesi, razakısı, melekisi, cezire-i mecddüddini, armud zenanisi, diğer çeşit meyvaları meşhurdur.

İçecekleri: Misket üzümünün yedi türlü şırası, meleki üzümünün şarâbı nâbı, Koknaz şarabı , nar şarabı, Gülnar şarabı, abşele şarabı, şeylânisi, kış şarabı, bal suyu, avam için darı boza, pirinç bozası meşhurdur.

İmâretleri: Siyah Yakup, Halife Mütevekkil, Zübeyde Hâtun, Sultan Hasan imâretleri meşhur ise maaşsızdırlar.

Mesireleri: Kızıldağ, ikindi vakti bunun tepesinden Rumiye Gölü görünür. Buraya yaya olarak varılır.

Bağvat mesiresi: kırk yedibin kadar bağ,bahçe ve gezinti yerinden ibarettir. En meşhurları, şah Yakup bağıdır ki, câmiinin yakınındadır. Şanı yüksek han, bu irem bahçesi içinde hakîre bir büyük ziyâfet vermiştir ki mislini daha göremedim. Üçüncü Murad vezirlerinden Koça - Ferhad Paşa Tebriz hâkimi iken bu Yakup şah bağının su ve havasından hoşlanıp, çeşitli Havarnak köşkleri, odalar, hıyabanlar yaparak mûmur etmiştir. Dördüncü Murad, Tebriz şehrini tahrip ettirdiği vakit, çiftelerli Osman Ağayı bu bağa koyup muhafaza ettirmiştir. Hâlâ cennet bahçesine benzeyen bir bahçedir. Ziyâfet yediğimiz köşkteki tarihin son mısraı şu idi: Eyledi Ferhad eyvânı Şirin, sene 938.

Şah Safî Hıyâbânı: Methinde dil kısadır.


Çevkân meydanı gezinti yeri: Buranın ortasında iki sütun birbirine bağlanıp, ta tepesine bir gümüş tas konmuştur. Her Cuma günü hanın adamları rüzgâr sür'atli atlarına binip meydanda oyunlar göstererek adı geçen tasa uçan oklar atarlar, bütün dostlar seyreder. Bilhassa Harzemşah Nevruzunda, karanlık mahzenlerde kırk elli gündenberi beslenmiş atları birbiriyle cenk ettirirler, büyük seyir olur Develerin boğuşması dahi gayet güzel bir seyirdir. Camuslar cengi, koç cengi Eşek cengi, köpek cengi, horoz cenki... hasılı bu nevruz gününde büyük temâşâlar olur ki, Acem diyârına mahsustur. İbretle görülecek bir mesiredir. Her sene Muharrem ayının onuncu aşure günü bu çevkan meydanına âyan ve eşref küçük ve büyük çadırıyla çıkarırlar. Üç gün üç gece hususî sohbet edüp, Kerbelâ şehidlerinin ruhları için yüz binlerce kazan aşure pişirerek bey ve fukaraya dağıtırlar. Sevabını Kerbelâ şehidleri ruhuna hediye ederler. Yine o gün bu meydanda şeker şerbetleri dağıtılır. Sakalar, billûr, necef akik firuze, balgamî taslara kırbalarından soğuk sular koyup, Hüseyinî Kerbelâ aşkına saha diyerek iki tarafa ulaştırılar.

Nice âyânı ve büyükler de Kerbelâda şehid olan Hüseyin'in ruhu için boynuna kırba takıp su dağıtırlar. Tebriz hanı dahi bu meydana rengârenk çadırını kurup, bütün Tebriz âyânı bir araya gelirler. Bütün Hz. Al, hânedânını severler susup derin bir sevgi ile dinlerler. Tâ ki okuyan Mazlum Hz. İmam Hüseyin melün şeyemer şöyle şehit etti deyince hemen çadır perdesinin arkasından başı ve gövdesi başka bir beyaz vücudu muhabbet meydanına getirirler.Diğer imâm evlatları gibi susuz merhum olmuş,masum temizlerin cesetlerini hazırlar.

Allahın âzameti,halktan müthiş bir feryat kopar,herkes kendinden geçip,dehşet içinde kalır.Burada yüzlerce müslüman berberler,sadık aşıkların arasına girip, elerindeki usturalarla, o gün Hüseyin aşkına kan akıtmak isteyenlerin göüslerine ve kollarına şerha çekip kan damlatırlar.Yeşil yer ,kan olup,lâleliğe döner. Âşıklar külliyet üzere Teslim Dağı bazularına kızgın demirlerle yara açmak Hasan,Hüseyin ve Akil için dağlar yakıp kan akıtırlar.

Sonra, İmam Hüseyin'in vücut şeklini meydanan kaldırıp,yüzbin ağlayış ve tevhid ile Hüseyin'in ölümünü tamam ederler.Aşureler yenilip,üç gün üç gece can sohpetleri olur.Bu şerhrin su ve havasının güzelliğinden hesaba gelmez mesire ve gülistanları vardır.Hatta bulunduğumuz Kelenter bağı köşkünün kemerinde Kutbuddin Mehmed yezdi yazısile tarih olarak Budur câyı Şirin-i Velây-i eyvan yazılmıştır.Diğer itibarsız şeylerin yazılmasında bir fayda olmadığından beyhude olarak sözü uzatmaktan kaçındık.

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.