FANDOM


BaşkanEdit

TarihçesiEdit

Başbakanlık İdareyi Geliştirme Başkanlığı'nın ilk nüvesi olan “Organizasyon ve Metot Kurulu”, 1975/3 sayılı iç genelge ile faaliyete geçmiştir. Daha sonra bu birimin ismi, şema ve görev talimatında “Merkezi İdareyi Geliştirme Müşavirliği” olarak değiştirilmiştir.

Söz konusu Müşavirlik, 1977/31 sayılı iç genelge ile kaldırılarak görevleri, hizmetlerin daha etkili, verimli ve rasyonel bir şekilde yürütülmesini düzenlemek, geliştirmek ve modern usulleri araştırmak amacıyla, 1975 yılında Özlük ve Yazı İşleri Genel Müdürlüğü’ne bağlı olarak kurulan “Organizasyon ve Metot Dairesi Başkanlığı”na verilmiştir.

Söz konusu Daire Başkanlığı, 27 Şubat 1982 tarih ve 8/4334 sayılı “Bakanlıkların Yeniden Düzenlenmesi ve Çalışma Esasları Hakkında Kararname” ile Başbakanlık merkez teşkilatında bağımsız bir yardımcı hizmet birimi niteliğini kazanmıştır.


8 Haziran 1984 tarihli ve 203 sayılı “Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”de ise, Organizasyon ve Metot Dairesi Başkanlığı görevlerinin, Başbakanlık merkez teşkilatı içerisinde bu Kararname ile kurulan ve ana hizmet birimleri arasında sayılan İdareyi Geliştirme Başkanlığı’na verildiği görülmektedir. Bu Kararname daha sonra 10/10/1984 tarihli ve 3056 sayılı Kanun olarak kabul edilmiştir.


3056 sayılı Kanun'un 16’ncı maddesine göre, İdareyi Geliştirme Başkanlığı' nın görevleri şunlardır:

a) Kamu yönetiminin geliştirilmesi ile ilgili hedeflerin, politikaların ve tedbirlerin tespiti için inceleme ve araştırmalar yapmak ve yaptırmak, bunları değerlendirmek ve teklifler hazırlamak,

b) Kamu yönetiminin geliştirilmesiyle ilgili konularda görevli kuruşlar1a sürekli temas halinde bulunmak ve bunlar arasında koordinasyonu sağlamak,

c) İdari usul ve işlemlerin kolaylaştırılması ve sadeleştirilmesi için gerekli araştırma ve çalışmalarda bulunmak,

Personel ad soyad ve email ve telefonlarıEdit

  • sıra No ADI SOYADI ÜNVANI DÂHİLİ e-POSTA
  • 1 Celal Mert ASLAN BAŞKAN 413 75 10 cmaslan@basbakanlik.gov.tr
  • 2 Musa OKUR Uzman Şb Müd. 413 77 65 mokur@basbakanlik.gov.tr
  • 3 Talat BAYRAKTAR Uzman 413 77 11 tbayraktar@basbakanlik.gov.tr
  • 4 Nusrettin KILIÇ Uzman 413 73 06 nusrettink@basbakanlik.gov.tr
  • 5 Mehmet Kamil DOĞAN Uzman 413 73 30 mkdogan@basbakanlik.gov.tr
  • 6 İmdat PEKDEMİR Uzman 413 77 12 imdatpekdemir@basbakanlik.gov.tr
  • 7 Necati YAMAÇ Uzman 413 77 09 nyamac@basbakanlik.gov.tr
  • 8 S. Pelin CİVELEK Hukuk Müşaviri 413 77 72 spcivelek@basbakanlik.gov.tr
  • 9 Adem YAZIKOZ Uzman Yard. 413 77 15 ayazikoz@basbakanlik.gov.tr
  • 10 Volkan KUYUMCU Uzman Yard. 413 77 66 vkuyumcu@basbakanlik.gov.tr
  • 11 Abdullah KARAER Uzman Yard. 413 74 79 akaraer@basbakanlik.gov.tr
  • 12 Sadettin KAYA Uzman Yard. 413 70 86 sadettink@basbakanlik.gov.tr
  • 13 Akın AK Uzman Yard. 413 76 98 akinak@basbakanlik.gov.tr
  • 14 Nazmi KÜÇÜKYAĞCI Uzman Yard. 413 73 91 nkucukyagci@basbakanlik.gov.tr
  • 15 Hakan BALSÜZEN Uzman Yard. 413 72 38 hakan.balsuzen@basbakanlik.gov.tr
  • 16 Gökhan PİRİ Uzman Yard. 413 71 79 gokhan.piri@basbakanlik.gov.tr
  • 17 Tuğba ÇAVUŞOĞLU Uzman Yard. 413 76 50 tugba.cavusoglu@basbakanlik.gov.tr
  • 18 Yeşim YILDIRM Uzman Yard. 419 78 58 yesim.yildirim@basbakanlik.gov.tr
  • 19 Burcu YAKIŞIKLI Uzman Yard. 419 78 58 burcu.yakisikli@basbakanlik.gov.tr
  • 20 Abdülsamet AVCI Uzman Yard. 419 78 58 abdulsamet.avci@basbakanlik.gov.tr
  • 21 Nuran BARIŞYUVA Araştırmacı 413 77 13 nbarisyuva@basbakanlik.gov.tr
  • 22 Suat YAVUZASLAN Araştırmacı 413 71 16 syavuzaslan@basbakanlik.gov.tr
  • 23 Burcu TIN Memur 413 77 13 burcu@basbakanlik.gov.tr
  • 24 Murat AKCAN Memur 413 75 10 murata2093@hotmail.com
  • 25 İsmet ÜNVER Memur 413 75 10 iunver@basbakanlik.gov.tr
  • 26 Mehmet GÜRLEYÜK Garson 413 75 10
  • 27 Gülçin GÜRBÜZ Garson 413 75 10

İletişimEdit

İDAREYİ GELİŞTİRME BAŞKANLIĞI

  • Tel :419 97 26
  • Email: igb@basbakanlik.gov.tr
  • Belgegeçer: 418 81 90

ÇalışmalarıEdit

Başkan ve Eski başkanların isim listesiEdit

1- Celal Mert Aslan

Önceki Görevi:Balışeyh Eski Kaymakamı, Savunma Sanayii Müsteşarlığı Uzmanı

Görev Yaptığı Dönem: 27.12.2009-…


2- Özer Kontoğlu Önceki Görevi : İçişleri Bakanlığı Hukuk Müşaviri

Görev Yaptığı Dönem: 30.11.2007-24.12.2009


3- Arif Yıldırım Önceki Görevi : İçişleri Bakanlığı Mülkiye Başmüfettişi Görev Yaptığı Dönem: 01.07.2007-30.11.2007

4- Birol Ekici Önceki Görevi : İçişleri Bakanlığı Mülkiye Başmüfettişi Görev Yaptığı Dönem: 01.07.2006-01.07.2007

5- Ercan Topaca Önceki Görevi : İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Daire Başkanı Görev Yaptığı Dönem: 23.02.2004-01.07.2006

6- Doç. Dr. Azim Öztürk Önceki Görevi : Çukurova Üniversitesi Öğretim Üyesi Görev Yaptığı Dönem: 05.08.2003-23.02.2004

7- Prof. Dr. Gürol Banger Önceki Görevi : KTÜ Öğretim Üyesi Görev Yaptığı Dönem: 20.09.1997-Temmuz 2001

8- Mehmet Bozdemir Önceki Görevi : TEDAŞ Genel Müdürü Görev Yaptığı Dönem: 03.05.1996-20.09.1997

9- Necmettin Bilen Önceki Görevi : Kanunlar ve Kararlar Genel Müdür Yardımcısı Görev Yaptığı Dönem: 28.10.1994-03.05.1996

10- H.Atilla Değirmencioğlu Önceki Görevi : Personel ve Prensipler Genel Müdür Yardımcısı Görev Yaptığı Dönem : 12.07.1994- 28.10.1994


11- Fehmi Büyükkaragöz Önceki Görevi : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Personeli Görev Yaptığı Dönem: 23.12.1993-12.07.1994


12- Talat Bayraktar Önceki Görevi : Başbakanlık Uzmanı Görev Yaptığı Dönem: 08.07.1993-23.12.1993

13- M. Necati Güngör Önceki Görevi : Başbakanlık Müşaviri Görev Yaptığı Dönem: 13.09.1992 -01.07.1993


14- Hatice Akın Önceki Görevi : DPT Planlama Uzmanı Görev Yaptığı Dönem: 10.07.1992- 13.09.1992


15- M. Vehbi Ünver Önceki Görevi : Halkla ilişkiler Dairesi Başkan V. Görev Yaptığı Dönem: 1991-1992

16- M. İbrahim Aybar Önceki Görevi : Başbakanlık Müşaviri Görev Yaptığı Dönem: 1988-1991


17- Ahmet Molvalı Önceki Görevi : Başbakanlık Uzmanı Görev Yaptığı Dönem: 29.12.1987-1988


18- Elçin Tapan Önceki Görevi : (Özel Sektör) Görev Yaptığı Dönem: 30.1.1987-29.12.1987


19- Bengi Boran Önceki Görevi : Organizasyon ve Metot Dairesi Başkanlığı Grup Başkanı Görev Yaptığı Dönem: 1983-1987

20- Önal Köstem Önceki Görevi : Daire Başkanı Görev Yaptığı Dönem: 1976 -1983

İdareyi Geliştirme nedir?Edit

Kamu yönetiminin, toplumun ihtiyaçlarının karşılanmasında etkin olabilmesinin temel koşullarından birisi, sürekli yenilenmesidir. Kamu yönetiminin; etkin, verimli ve hızlı bir şekilde hizmet sunabilmesi için günün ihtiyaçlarına uyumlu hale getirilmesi gerekmekte ve idareyi geliştirme kaçınılmaz hale gelmektedir.

İdareyi geliştirme;

“Kamu yönetiminin yeni düzenlemelere uyum sağlaması için yapılan çalışmaları anlatan idari reform, yeniden düzenleme ve İdareyi geliştirme gibi kavramlar farklı anlamlara sahip olmalarına karşın, çoğu kez aynı anlamda kullanılmaktadır. Sözü edilen kavramlar yönetimin yapısında köklü yeniden düzenlemelerden, yöntemlerde gerçekleştirilen ikincil nitelikteki değerlere kadar uzayan tüm, iyileştirme ve yeniden düzenleme girişimlerini kapsamaktadır.”(l)

İdarenin geliştirilmesi günü gününe ve sürekli yapılan bir faaliyettir. Bu özelliği ile İdareyi geliştirme; planlama, teşkilatlandırma, kumanda, koordinasyon ve denetim gibi idare fonksiyonlarına, motivasyon, liderlik, otorite gibi idarecilik faaliyetlerine benzemektedir.

İdareyi geliştirme kavramının MEHTAP raporundaki tanımı ise daha ilginç bir hususu ortaya çıkarmaktadır. Bu raporda İdareyi geliştirme kavramı adeta idari reform kavramına benzer bir şekilde oldukça geniş bir muhteva taşımaktadır.

Rapor İdareyi geliştirmeyi, “Personel rejiminin düzeltilmesi başta olmak üzere, idarenin işlem ve usullerini düzeltmek ve geliştirmek” amacıyla “sabır ve ihtimamla yürütülmesi gereken bir görev” olarak tanımlamaktadır.” (2)

Prof. Dr. İsmet Giritli ise “idarenin yeniden düzenlenmesi” kavramıyla birlikte ele aldığı, “idarenin geliştirilmesi” kavramını, idari kuruluşlardaki sürekli değişiklikleri ifade etmesi bakımından ilk kavramdan ayırmayı tercih etmektedir. (3)

İdarenin geliştirilmesi çabası hizmetlerin etkili ve verimli bir biçimde sunulması için sürekli ve bilerek yapılmakta ve diğer fonksiyonlar gibi idareciye ilişkin bir vazife konumunda şekillenmektedir.

Kavramların tamamını gözden geçirdiğimizde İdareyi geliştirme hizmetinin taşıması gereken nitelikleri şu şekilde sıralayabileceğimiz görülmektedir.

1) İdareyi geliştirme, kültürel değişme, teknolojik yenilik ve modernizasyon gibi çok yönlü etkisi olan bir faaliyettir ve bu faaliyetler belli bir zaman dilimiyle sınırlandırılmış olmayıp süreklilik gösterir.

2) İdareyi geliştirme, aslında her kurumun kendisinin gerçekleştirmesi gereken bir faaliyet türü olup, bu faaliyetlerin başarıya ulaşıp ulaşmaması büyük ölçüde yöneticinin tutumuna bağlıdır.

3) İdareyi geliştirme faaliyeti, psikolojik bir hazırlık gerektirebilir. Bu nedenle siyasi liderleri, memurları ve halkı konuya hazırlayıcı nitelikte programlar düzenlenmelidir. Çalışmalara başlamadan önce ve uygulama sırasında bir planlama gerektirir. İdareyi geliştirme aşamalı bir süreç olduğundan, kısa sürede büyük sonuçlar beklenmemelidir.

4)İdareyi geliştirme; kültürel değişim, teknolojik yenilik ve modernizasyon gibi kavramları içeren çok boyutlu bir nitelik taşır.

5)İdareyi geliştirme, sadece mevzuat hazırlamak ya da mevzuatta değişiklik yapmaktan ibaret değildir ve yeni bir anlayış değişikliğini gerektirir. Bu nedenle idareyi, sistemi ve çalışanlarıyla birlikte yeni anlayış değişikliğine hazırlamak gerekir.

Kaynakça:

(1) Kenan, SÜRGIT, Yönetimi Geliştirme Aracı Olarak Organizasyon ve Metod Hizmeti, Ankara, 1978, s. 160

(2) MEHTAP Raporu Ankara, 1966, s. 19

(3) İsmet GİRİTLİ, İdare Bilimi, İstanbul, 1967, s. 167

  • Başbakanlık Uzmanı, İdareyi Geliştirme Başkanlığı, tbayraktar@basbakanlik.gov.tr

İdareyi Geliştirme Çalışmalarının mazisiEdit

İdari reform fikri Türk yönetimi için yeni değildir. Osmanlıdan günümüz Türkiye’sine yaşanan tarihi kesitte idari sistemde, idari yapıda sürekli bir iyileştirme, düzenleme, yeniden yapılandırma faaliyetinin hemen her dönemde var olduğu görülmektedir.

Tanzimat dönemi ile başlayan idarenin ıslah edilmesi, iyileştirilmesi çalışmalarının; Tanzimat, Islahat, İnkılâp, İdarede Reform, İdarenin Rasyonalizasyonu, İdarenin Yeniden Düzenlenmesi, Kırtasiyeciliğin Sona Erdirilmesi, Bürokrasinin Azaltılması, İdarenin İyileştirilmesi, İdarenin Geliştirilmesi gibi değişik kavramlarla ifade edilmiş olması, meselenin daima var olduğunu fakat konunun kimi dönemlerde biraz daha farklı açıdan değerlendirildiğini göstermektedir.

I – 1923 - 1960 DÖNEMİNİ KAPSAYAN ÇALIŞMALAREdit

Cumhuriyetin kurulması ile birlikte Türkiye büyük bir değişim sürecine girmiştir. Üç kıtaya yayılmış olan Osmanlı Devletinin idari mekanizmasından birtakım unsurların Cumhuriyet Türkiyesi idari yapısına intikali söz konusu olmakla beraber yeni rejimin siyasal kavrayışının sosyal ve idari sisteme yansıması da bu dönemde belirleyici bir öğe olmuştur.

Eskisinden farklı bir idari sistem benimseyen yeni Devlette zamanla devlet görevlerinin çeşitlenip çoğalmasıyla birlikte sistemde kimi değişiklikler olmaya başlamıştır. Ülkenin toplumsal ve ekonomik yapısında meydana gelen değişiklikler kamu yönetiminde de büyük değişiklikler yapılmasını ihtiyaç haline getirmiştir. Fakat, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, bazı bakanlık ve kuruluşlarda yapılan dağınık çalışmalar dışında idari reform konusu üzerinde uzun zaman durulmamıştır.

İdari reform konusunda 1930’lu yıllardan itibaren çok sayıda çalışma yapılmış ve çeşitli raporlar hazırlanmıştır. Bu dönemde 1933 yılında Amerikalı uzmanlardan oluşan bir heyet tarafından “Türkiye’nin İktisadi Bakımından Bir Tetkiki” isimli bir rapor hazırlanmış ve bir yıl sonra Hükümete sunulmuştur. Bu raporda idari sisteme ilişkin teklifler ve çözümlere yer verilmiştir.

Bu rapor dışında idari reform sorunu ancak II. Dünya Savaşından hemen sonra ele alınmaya başlanmıştır. II. Dünya Savaşına girmemiş olmakla birlikte, savaşın tüm olumsuzluklarını ziyadesiyle yaşayan ülkemizde savaş sonrası özellikle milli eğitim, sağlık, tarım, ulaştırma, bayındırlık hizmetleri ve sanayi gibi alanlarda büyük gelişmeler olmuş, bunun sonucunda da Devlet personeli sayısında önemli artışlar meydana gelmiştir. Nüfus yönünden sürekli büyüyen bir Türkiye’nin kalkınma gereksinimi, bu gelişime uygun yeni bir idari teşkilatlanmaya gidilmesini, en azından mevcut mekanizmanın imkânlar ölçüsünde geliştirilmesini zorunlu kılmıştır.

Bu zorunluluklardan hareketle, merkezi düzeyde ve genel çözüm arayışlarını vurgulayan birtakım çalışmalar yaptırılmış, raporlar hazırlatılmıştır, ancak bu çabaların sonuç ve etkileri çok sınırlı olmuştur. Ne 1947 yılında Başbakanlığın direktifiyle Devlet örgütünde rasyonalizasyon tedbirleri salık vermek üzere kurulan komisyonların çalışmalarından, ne de 1948’de yine Başbakanlığın isteği üzerine dairelerce sunulan raporlardan olumlu sonuçlar alınabilmiştir. Ayrıca, uluslararası kuruluşlarla yabancı uzmanlara yaptırılan incelemelerin sonuçları da bundan pek değişik olmamıştır.

Bu dönemde yabancı uzman ve kuruluşlar tarafından yapılan araştırmaların en önemlileri şunlardır:

1- Prof. Dr. F. Neumark tarafından 1949’da Başbakanlığa sunulan “Devlet Daire ve Müesseselerinde Rasyonel Çalışma Hakkında Rapor”,

2- 1950’de Mr. Barker başkanlığında Milletlerarası Kalkınma Bankasına mensup bir grup tarafından mali politika ve idari mekanizma konusunda hazırlanan rapor,

3- Yönetimi bir bütün olarak inceleyen Leimgruber raporu,

4- Maliye Bakanlığının örgüt, metot, sevk ve idare ve personel sorunlarını inceleyen Martin ve Cush raporu.

Aynı dönemde ülkemizdeki kurumlar tarafından yapılan araştırmaların en önemlileri ise şunlardır:

1-1951 yılında Türk Bareminin ıslaha muhtaç noktalarının araştırılarak mevcut meri olan Kanunlarda yapılması gereken ıslahatı tespit amaçlı Rapor (Devlet Personel Kanunu Tasarısına zemin teşkil etmiştir.),

2-1952'de Birleşmiş Milletler Teşkilatı ile Türk Hükümeti arasında imzalanan (6319 Sayılı Kanun) Teknik Yardım Ek Anlaşmasına göre (TODAİE) 'nin kurulmasıdır.

1982 tarihli Kamu Yönetiminin Yeniden Düzenlenmesi Raporuna göre; memleketimizde Cumhuriyet yönetiminin kuruluşundan 1960’a kadar süren döneme ait idari reform çalışmaları bir aşama olmakla birlikte sonuçları bakımından yeterli olmaktan çok uzaktır. Bu başarısızlıkta rol oynayan etkenlerden üçü özellikle önemlidir.

1- İdari reform görevinin niteliğini, kapsamını ve bu görevi yapmak üzere kurulacak örgütleri ortaya koyacak ciddi bir inceleme yapılmamış; ihtiyaç ve bunları karşılama yollarının, olanaklar ve koşullar göz önünde bulundurulmak suretiyle, saptanmasına çalışılmamış kişisel görüş ve bilgilere dayanılarak yapılan örgütlere uyularak hareket edilmiştir.

2- Kurulacak örgütün işlemesi için en önemli unsur olan hizmete uygun yetenekli eleman sağlanması sorunu üzerinde, hemen hiç durulmamıştır.

3- İdari reform çalışmalarının başarısı için çevreyi hazırlamak işi, tümüyle ihmal edilmiştir.

Bunların doğal sonucu,

ü bu hizmeti görecek birimlerin gelişememesi, başka yönlere kayması ya da ortadan kalkması;

ü bu alanda, harekete geçilmesinin, meydana gelen güvensizlik havası nedeniy1e, uzunca bir süre gecikmesidir.

II – 1960 YILINDAN GÜNÜMÜZE KADAR YAPILAN ÇALIŞMALAREdit

1960'da D.P.T.(Devlet Planlama Teşkilatı) ve Devlet Personel Dairesi (Bugünkü Devlet Personel Başkanlığı) kurulmuştur. 1961 yılının önemli idari reform çalışmalarından birisi de “İdari Reformun” hangi sahaları kapsamı içine alabileceği ve nasıl bir mekanizma ile gerçekleştirilebileceği hakkında TODAİE’nin hazırladığı rapordur. 1962 yılında DPT ve TODAİE arasında yapılan ortak çalışmalar içerisinde MEHTAP[n1] Merkezi Hükümet Teşkilatı Araştırma Projesi) Projesi çok önemlidir.Bu Proje kamu yönetimi sistemine bir sistem bütünlüğü içinde yaklaşan ilk köklü çalışma olarak nitelenmektedir. Daha sonra bu projeyi tamamlayıcı nitelikte, merkezi yönetimin taşra kuruluşları, yerel yönetimler ve kamu personel düzeni ile kamu iktisadi teşebbüslerine ilişkin proje çalışmaları gerçekleştirilmiştir.

1971 yılında yönetimi düzenleme konusu yeniden gündeme gelerek önem kazanmış ve bu alanda alınması gereken önlemleri belirlemek amacıyla İdari Reform Danışma Kurulu adıyla bir kurul oluşturulmuştur. Anılan Kurul çalışmaları, “İdari Reform Danışma Kurulu Raporu: İdarenin Yeniden Düzenlenmesi İlkeler ve Öneriler” başlığı ile raporlaştırılarak 1972 yılında kamuoyuna sunulmuştur. İdari Reform Danışma Kurulu’nun raporunda yer alan İdareyi Geliştirme hizmetinin önemli bir merkezi hükümet görevi olarak kabul edilmesi gerektiği ilkesi doğrultusunda Başbakanlıkta 1975 yılından itibaren merkezi bir idareyi geliştirme birimi kurulması arayışları başlamıştır.

1964 – 1971 döneminde yıllık programlarda idareyi geliştirme için yapılması öngörülen işlerin sınırlı ölçüde gerçekleştirilebildiği görülmektedir. Bakanlıklarda ve öteki kuruluşlarda yapılan çalışmalar, dağınık ve merkezi rehberlikten yoksun kalmıştır. Bu durumun başlıca nedenleri şu şekilde sıralanabilir:

a) Yönetimin geliştirilmesinin ve yeniden düzenlenmesinin sürekli bir hizmet olduğu gözden uzak tutulmuştur.

b) Yeniden düzenleme çalışmalarının aksamadan yürütülmesi için siyasi sorumlu olarak bir Devlet Bakanının görevlendirilmesi önemli bir adım olmakla birlikte, Devlet Bakanlığını destekleyecek ve yardımcı o1acak bir merkezi kuruluşun meydana getirilmemiş olması, aslında isabetli olan bu tedbirin etkili olmasını geniş ö1çüde kısıtlamıştır.

c) Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsünde faaliyette bulunan Merkezi Organizasyon ve Metot Teşkilatı, görevlerini gerektiği ölçüde yerine getirememiştir.

d) Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile ilgili çalışmalar, yeniden düzenleme ilkelerini saptayan ana kanunların çıkarılması dışında büyük bir etkinlik sağlayamamış; yapılan araştırmaların sonuçları uygulanamamış ve yeni kurulanlar dışında, hiçbirinin özel kanunları çıkarılamamıştır. Bununla birlikte, bu çalışmalar, sorunları ortaya koyma bakımından yararlı olmuş, bazı kuruluşlarda kısmen de olsa uygulamalara başlanmıştır. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin yeniden düzenlenmesi amacıyla merkezi düzeyde görev yapmak üzere Devlet Planlama Teşkilatı bünyesinde kurulmuş bulunan birim de başarılı olamamıştır.

e) Personel reformu ise, günün koşulları içinde bir ücret sorunu halini almış, modern bir örgütlenmenin gerektirdiği köklü bir reform niteliğini kazanamamıştır. Personel rejimini sürekli çözümlere kavuşturacak ve sorunları önleyici ve düzenleyici tedbirleri saptayarak uygulamaya koyacak etkin bir merkezi örgütün gerçekleştirilememiş olması, bu alandaki reform çalışmalarında uğranılan başarısızlığın en önemli nedenini teşkil etmiştir.

İdari Reform Danışma Kurulu’nun yaptığına benzer bir çalışma 12 Eylül 1980’den sonra kurulan Hükümet döneminde yapılmış ve 1982 yılında sonuçlandırılan bu çalışma sonucunda “Kamu Yönetiminin Yeniden Düzenlenmesi” adıyla bir rapor hazırlanmıştır. Bu çalışmada da yönetimin yeniden düzenlenmesinde ilgililere yol gösterici kimi yönetsel ve örgütsel konulara yer verilmiştir.

1980 sonrası dönemin önemli özelliklerinden bir tanesi; idari yapıda gerçekleştirilmek istenilen değişikliklerin yetki kanununa dayalı olarak Kanun Hükmünde Kararnamelerle yapılmasıdır.

Bu amaçla 1982 yılında 2680 sayılı “Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Kuruluş, Görev ve Yetkilerinin Düzenlenmesi” ile ilgili yetki kanunu çıkarılmıştır.

Söz konusu yetki kanunu çerçevesinde 1983 yılında 190 sayılı Genel Kadro Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararname çıkarılarak, kadro ve unvan standardizasyonu geliştirilmiş ve 8000’den fazla olan kadro unvanı 900’e indirilmiştir. Yine bu Kanunla verilen yetki ile çıkarılan ve 18 Haziran 1984 tarihli mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 33 adet Kanun Hükmünde Kararname ile kamu kurum ve kuruluşları yeniden düzenlenmiştir.

1984 tarihli ve 3046 sayılı “Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında Kanun” çıkarılarak kamu hizmetlerinin düzenli, etkin, süratli ve verimli bir şekilde yürütülebilmesi için bakanlıklar ile bağlı ve ilgili kuruluşlarının görev, yetki ve sorumlulukları belirlenmiştir. Bu Kanunun 24’üncü maddesi ile de APK birimleri, ülkemizde, kamu yatırımlarının planlanması, izlenmesi ve koordinasyonu ile bunlara ilişkin araştırma görevlerinin yanı sıra, hükümet programlarında yer alan kamu yönetiminin iyileştirilmesi, bürokrasi ve kırtasiyecilikle mücadele konularında öngörülen hedeflerin gerçekleştirilmesi için tesis edilmişlerdir.

Bu dönemde, 1984 tarih ve 3056 sayılı Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanunun 16’ncı maddesi ile merkezi bir birim olarak “Başbakanlık İdareyi Geliştirme Başkanlığı” kurulmuştur.

1984 tarihli ve 2977 sayılı İdari Usul ve İşlemlerin Yeniden Düzenlenmesi ile ilgili Yetki Kanunu çıkarılarak, bürokratik işlemlerin en fazla olduğu alanlardan başlamak üzere, işlemlerin asgariye indirilmesi ve tüm mevzuatta bu doğrultuda gerekli değişikliklerin yapılması çalışmalarına başlanmıştır. Ancak, bu dönemde çıkarılan yetki kanunları ve yetki kanunlarına dayanılarak çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.

1980’li yıllarda yapılan çalışmalardan bir diğeri de, 440 sayılı İktisadi Devlet Teşekkülleriyle Müesseseleri ve İştirakleri Hakkında Kanunun yetersiz kaldığı gerekçesi ile 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname yürürlüğe konulmuştur. 1986 yılında Kamu İktisadi Teşebbüslerinin Özelleştirilmesi Hakkında 3291 sayılı Kanun çıkarılarak, işlevini yitirmesi, zarar etmesi ya da devletin iktisadi alandaki faaliyetlerinden çekilmesi gerekçesi ile bazı Kamu İktisadi Teşebbüslerinin özelleştirilmesinin önü açılmıştır. 1990 yılında, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi kamu iktisadi teşebbüsleri ve bağlı ortaklıkları personelinin hizmete alınmalarını, görev ve yetkilerini, niteliklerini, atanma, ilerleme, yükselme, hak ve yükümlülükleriyle diğer özlük haklarını düzenleyen 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname çıkarılmıştır. 1994 yılında 3291 sayılı Kanunda değişiklik yapan 531 sayılı Kanun Hükmünde Kararname çıkarılmış ancak bu Kararname de Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir.

Özelleştirme uygulamalarına hız verilmesi ve daha önce bu konuda yapılan düzenlemelerin iptali nedeniyle 1994 yılında 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun yürürlüğe konulmuştur. Bu kapsamda kamu iktisadi teşebbüsü statüsünde olan bir çok kuruluş özelleştirilmiştir.

Diğer taraftan, kamu yönetiminin bütün yönleriyle incelenmesi amacıyla bir araştırma yapılması öngörülmüş ve bunun için DPT bünyesinde yer alan Sosyal Planlama Başkanlığı görevlendirilmiştir. Bu görev doğrultusunda DPT tarafından, 1988 yılında TODAIE’den Altıncı Beş Yıllık Kalkınma Planı ve yıllık program uygulamalarına ışık tutacak biçimde bir Kamu Yönetimi Araştırması (KAYA[n2] ) projesi yapılması istenilmiş ve 1991 yılında tamamlanan bu çalışma ile merkezi yönetimi oluşturan genel ve katma bütçeli kuruluşlarla bunların taşra örgütleri, yerel yönetimler ve diğer kamu kurumlarında etkili, süratli, ekonomik, verimli ve nitelikli hizmet görebilmesi için mevcut sistem analiz edilerek yeni ilkeler belirlenmiştir.

1989 yılında 367 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Avrupa Birliğiyle ilişkilerde kamu hizmetlerinin süratli, düzenli, etkili ve verimli bir şekilde yürütülebilmesi için bakanlıklarda ve Başbakanlığa bağlı kuruluşlarda kendi görev alanları ile sınırlı olmak üzere Avrupa Birliğiyle ilgili birimler kurulması, bu birimlerin görevleri ve buralarda çalıştırılacak uzman yardımcıları ile uzmanların istihdam şekilleri düzenlenmiştir.

Başbakanlığın, 03/02/1993 tarih ve B.02.0.PPG.l2-383-04239 sayılı yazısı ile kamu kurum ve kuruluşlarının idareyi geliştirme çalışmalarına hız vermeleri ve bu çalışmaların sonuçlarını da 6 aylık periyotlarla Başbakanlığa bildirmeleri istenmiş ve bu faaliyetler, Başbakanlık İdareyi Geliştirme Başkanlığınca izlenmiş ve değerlendirilmiştir.

Bu çalışmalara ilaveten, Başbakanlığın 16/05/1994 tarih ve B.02.0.İGB/l6-709-371 sayılı Genelge mahiyetinde dağıtımlı yazısı ile kamu kurum ve kuruluşlarınca taşra teşkilatına yetki devrini ve vatandaş beyanına güveni esas alan düzenlemeler yapmaları istenilmiştir.

Bu çerçevede birçok kamu kurum ve kuruluşu; personelin bölge içinde nakli, asalet tasdiki, kademe ve derece terfii, görevden çekilme, aylıksız izin, muvafakat, yüksek disiplin kurulunun görevlerine giren konular hariç disiplin işlemleri, emeklilik ölüm ve hizmet borçlanma işlemleri, sicil dosyalarının muhafazası, yıllık izinlerin merkez onayı alınmadan kullandırılması konularında taşra teşkilatına yetki devrinde bulunmuşlardır.

Başbakanlığın, 28/02/1995 tarihli ve B.02.0.İGB/16-71 0-208 sayılı [n3] yazısı ile de;

Ø Taşra teşkilatına yetki devri yapmamış olan kurumlardan teşkilat kanunu uygun olanların yukarıda sözü edilen konularda yetki devri yapmaları, bunların dışında kalan kamu kurum ve kuruluşlarınca yetki devri konusu olabilecek hususlarda yasal engel bulunmayan yetkilerin devir işlemlerinin başlatılması, yasal engel bulunan hallerde gerekli yasal değişiklik çalışmalarının başlatılması ve vatandaş beyanına güven ilkesi doğrultusunda bürokrasinin azaltılması faaliyetlerini sürdürmeleri,

Ø Kamu kurum ve kuruluşlarının görev alanlarına doğrudan ilişkin gelirler ile, teminat, harç, fon ve benzeri gelirlerin bankalar aracılığıyla ödenebilecek şekilde düzenlemeleri,

Ø Yasal veya fiili zorunluluk olmadıkça bir yönetsel işlemin diğerine bağlanmaması, işle ilgili olmayan belgeler istenilmemesi,

Ø Yasalarla farklı teşkilatlara fonksiyon benzerliği olan görevler verilmesi veya kamu kurum ve kuruluşlarının görev alanına giren hizmetin bazı yönleri itibarıyla diğer kamu kurum ve kuruluşlarının görev alanına da girmesi, mevzuat hazırlanırken veya yönetsel karar verilirken ilgili kuruluşların mevzuat ve kararları incelenerek, sağlıklı bir koordinasyon sağlanamaması nedenleriyle hasıl olan yetki çatışmalarının hizmette tıkanıklığa sebep olmaması için; kamu kurum ve kuruluşlarının kendi görev alanlarına giren mevzuat ve yönetsel işlemleri gözden geçirerek, bürokratik işlem yaratan ve yetki tedahülüne yol açan hükümlerin tespiti ve bu tedahülleri gidermeye dönük değişiklik çalışmalarına başlanılması ve çalışmaların sonucundan Başbakanlığa bilgi verilmesi,

istenmiştir.

İdareyi Geliştirme Başkanlığınca, kamu kurum ve kurum ve kuruluşlarının 1984-1995 yılları arasında kamu yönetiminde bürokratik işlemlerin azaltılması yönünde gerçekleştirdiği çalışmalar derlenerek, “Kamu Yönetiminde Bürokratik İşlemlerin[n4] Azaltılması I (1984-1989)”, “Kamu Yönetiminde Bürokratik İşlemlerin[n5] Azaltılması II (1989-1990)” ve “Kamu Yönetiminde İdareyi Geliştirme[n6] Çalışmaları (1991-1995)”olarak basılı hale getirilmiş ve kamu oyunun bilgi ve istifadesine sunulmuştur.

1998 yılında Kamu yönetiminde açıklık ve şeffaflığın sağlanması, vatandaşların kamuya ait bilgilere ulaşımı ve idarenin faaliyetlerinin belirli usullere bağlanması amacıyla İdari Usul Kanunu ve Bilgi Edinme Kanunu çalışmaları başlatılmış ve iki metnin birleştirilmesi suretiyle hazırlanan kanun tasarısı taslağı bakanlıkların görüşlerine sunulmuştur. Bu konuda uluslararası bir sempozyum da düzenlenmiştir.

Kamu kurumlarında bilgisayar ağının rasyonel kurulması ve kullanımında etkinlik ve verimliliğin sağlanması amacıyla çalışmalar başlatılmış ve bu yönde 1998/13 sayılı[n7] Başbakanlık Genelgesiyle Kamu-Net Üst Kurulu kurularak faaliyete başlamıştır. Bu doğrultuda "Kamu Net" olarak adlandırılan proje çerçevesinde önce Başbakanlık merkez teşkilatından başlamak ve daha sonra tüm kamu kuruluşlarında uygulanmak üzere tüm kamu kurumlarının bilgisayar ağında çalışmalarının sağlanması amaçlanmıştır. Bu amaçla kurumlar arası bir sempozyum yapılmıştır.

2000 yılında 4587 sayılı Kanunla, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine hazırlanmasına yönelik çalışmalar çerçevesinde kamu kurum ve kuruluşlarının yapacakları hazırlık ve çalışmalarda koordinasyon ve uyum sağlanması amacıyla, Başbakanlığa bağlı Avrupa Birliği Genel Sekreterliği kurulmuştur. 2009 yılında 5916 sayılı Kanunla, Genel Sekreterliğin teşkilat yapısı yeniden belirlenmiş, görevleri de; 5/5/1969 tarihli ve 1173 sayılı Milletlerarası Münasebetlerin Yürütülmesi ve Koordinasyonu Hakkında Kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine hazırlanmasına yönelik yapılacak çalışmaların yönlendirilmesi, izlenmesi ve koordinasyonu ile üyelik sonrası çalışmaların koordinasyonunu yürütmek olarak yeniden tanımlanmıştır.

2003 yılında 4848 sayılı Kanunla, Kültür Bakanlığı ve Turizm Bakanlığı; 4856 sayılı Kanunla da Çevre Bakanlığı ile Orman Bakanlığı birleştirilerek yeniden yapılandırılmıştır.

2003 yılında kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının faaliyetlerinde uygulanmak ve şeffaf yönetimin gereği olan eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi edinme hakkını kullanmalarına ilişkin esas ve usulleri düzenlemek amacıyla 4982 sayılı Bilgi Edinme Kanunu çıkarılmıştır.

2003 yılında, kalkınma planları ve programlarda yer alan politika ve hedefler doğrultusunda kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde elde edilmesi ve kullanılması, kamu malî yönetiminin yapısını ve işleyişini, kamu bütçelerinin hazırlanmasını, uygulanmasını, tüm malî işlemlerin muhasebeleştirilmesini, raporlanmasını ve malî kontrolü düzenlemek amacıyla, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu çıkarılmıştır. Bu Kanun, merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri, sosyal güvenlik kurumları ve mahallî idarelerden oluşan genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin malî yönetim ve kontrolünü kapsamaktadır. Bu Kanunla öngörülen iç denetimin, iç denetçiler tarafından yapılacağı, kurum ve kuruluşlarda iç denetim birimleri oluşturulabileceği ise 5436 sayılı Kanunla öngörülmüştür.

2004 yılında kabul edilen 5227 sayılı Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun, Cumhurbaşkanınca veto edilmiş ve yürürlüğe girememiştir. Bu Kanununla, katılımcı, saydam, hesap verebilir, insan hak ve özgürlüklerini esas alan bir kamu yönetiminin oluşturulması; kamu hizmetlerinin adil, süratli, kaliteli, etkili ve verimli bir şekilde yerine getirilmesi için merkezî idare ile mahallî idarelerin görev, yetki ve sorumluluklarının çağdaş kamu yönetimi ilke ve uygulamaları çerçevesinde belirlenmesi; merkezî idare teşkilâtının yeniden yapılandırılması ve kamu hizmetlerine ilişkin temel ilke ve esasları düzenlenmekte, 1984 tarihli ve 3046 sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında Kanun da yürürlükten kaldırılmaktaydı.


2004 yılında büyükşehir belediyesi yönetiminin hukukî statüsünü düzenlemek, hizmetlerin plânlı, programlı, etkin, verimli ve uyum içinde yürütülmesini sağlamak amacıyla 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu çıkarılmıştır. Bu Kanunla, 1984 tarihli ve 3030 sayılı Büyükşehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkında Kanun da yürürlükten kaldırılmıştır.


2004 yılında da, elektronik imzanın hukukî yapısını, elektronik sertifika hizmet sağlayıcılarının faaliyetlerini ve her alanda elektronik imzanın kullanımına ilişkin işlemleri kapsayan 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu çıkarılmış ve böylece resmi yazışmaların elektronik ortamda yapılmasına imkan sağlayacak alt yapının temeli atılmıştır. Bu çerçevede aynı yıl Bakanlar Kurulu kararıyla tüm kamu kurum ve kuruluşlarında uygulanmak üzere “Resmi Yazışmalarda[n8] Uygulanacak Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik” çıkarılarak;

Ø Elektronik ortamda yazışmalara imkân sağlanmış, e-Devlet projesine geçiş yolunda önemli adımlar atılmıştır.

Ø Her kurumun kendisi ve gerektiğinde kurum içindeki birimler adına resmi e-posta adresi belirlenmesi ve resmi yazışmaların bu adresler arasında yapılması hükmü getirilmiştir.

2004 yılında 5176 sayılı Kanunla kamu görevlilerinin uymaları gereken saydamlık, tarafsızlık, dürüstlük, hesap verebilirlik, kamu yararını gözetme gibi etik davranış ilkelerini belirlemek ve uygulamayı gözetmek üzere Kamu Görevlileri Etik Kurulu kurulmuştur. 5176 sayılı Kanunun kapsamı olarak; genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, kamu iktisadi teşebbüsleri, döner sermayeli kuruluşlar, mahalli idareler ve bunların birlikleri, kamu tüzel kişiliğini haiz olarak kurul, üst kurul, kurum, enstitü, teşebbüs, teşekkül, fon ve sair adlarla kurulmuş olan bütün kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan; yönetim ve denetim kurulu ile kurul, üst kurul başkan ve üyeleri dahil tüm personeli sayılmıştır. Ancak; Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Bakanlar Kurulu üyeleri, Türk Silahlı Kuvvetleri ve yargı mensupları ile üniversiteler bu Kanun kapsamı dışındadır.

2000’li yıllarda “İlişkili kuruluşlar” olarak adlandırılan Bağımsız Düzenleyici ve Denetleyici Kurumların(Kurulların) oluşturulmuştur. Bunlar; Rekabet Kurumu, Enerji Piyasası Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Kamu İhale Kurumu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Şeker Kurumu, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu(Telekomünikasyon Kurumu), Tütün Piyasası Kurumu’dur.

2005 yılında çıkarılan 5286 sayılı Kanunla Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü kaldırılarak, görevleri, personeli ve varlıkları; il özel idareleri, İstanbul ve Kocaeli Büyükşehir Belediyeleri ile çeşitli kamu kuruluşlarına devredilmiştir. Yine 2005 yılında çıkarılan 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu ile il özel idaresinin; 5393 sayılı Belediye Kanunu ile de belediyenin kuruluşu, organları, yönetimi, görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışma usûl ve esasları yeniden düzenlenmiştir.

Kurulu başkanlıkları, Araştırma Planlama ve Koordinasyon Dairesi Başkanlıkları ile Araştırma Planlama ve Koordinasyon Müdürlükleri kaldırılmıştır. Bunların yerine, teşkilat kanunlarında Strateji Geliştirme Başkanlığı, Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı ve strateji geliştirme ve malî hizmetlere ilişkin hizmetlerin yerine getirildiği Müdürlük birimlerine ilişkin düzenleme yapılıncaya kadar; 5018 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasında malî hizmetler birimine verilen görevler ile kanunlarla verilen diğer görevleri de yürütmek üzere, Başbakanlık ve bakanlıklarda (Millî Savunma Bakanlığı hariç) Strateji Geliştirme Başkanlığı, kamu idarelerinin merkez teşkilâtlarında da Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı veya Müdürlükleri kurulmuştur.

İdari Usul Edit

Tanımı ve Kapsamı

Kuvvetler ayrılığı esasını benimseyen ülkemizde, devletin üç temel organı bulunmaktadır. Bunlardan yasama organının çalışma usulleri, Anayasadaki hükümleri dışında, TBMM İçtüzüğü’nde düzenlenmiştir. Yargı organını temsil eden bağımsız mahkemelerin yargılama faaliyetini yerine getirirken hangi usule uymaları gerektiği, yargılama usulünü düzenleyen kanunlarda gösterilmiştir. Yasama ve yargı organlarının faaliyetlerinde uymaları gereken usulleri gösteren hukuki düzenlemeler varken; yürütmenin ve özellikle idarenin faaliyetlerini hangi usul çerçevesinde yerine getireceğine dair genel bir idari usul kanunu mevcut değildir. Her ne kadar özel idari usullere yer veren Kamulaştırma Kanunu, Vergi Usul Kanunu, Kamu İhale Kanunu, Devlet İhale Kanunu, Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu gibi kanunlar bulunmakta ise de bu kanunlar sadece kendi konularındaki idari usulü düzenlemişlerdir. Dolayısıyla idarenin faaliyet konularının her biri için ayrı ayrı idari usul düzenlemesi yapılamayacağına göre, tüm idari süreçlerde uygulama kabiliyeti bulunan genel bir idari usul kanununa gereksinim ortaya çıkmaktadır.

Çağdaş devlet düzenlerinin pek çoğunda idarenin görev ve yetkilerini hangi usul çerçevesinde yerine getireceğine ilişkin genel idari usul kanunları vardır. Amerika Birleşik Devletleri, İspanya, İtalya, Avusturya ve Almanya gibi ülkelerde genel bir idari usul kanunu şeklinde kodifiye edilen idari usul; Fransa’da ülkemizdeki gibi dağınık bir görünüm arz etmektedir. İsviçre ve İsveç’te ise idari usul, yargılama usulleri ile beraber düzenlenmiştir. Ülkelerin idari usulü düzenleme ihtiyaçları, idari usulü hukuk devletinin önemli bir aracı olarak görmelerinden ileri gelmektedir. Bilindiği üzere, hukuk devletinin en önemli niteliklerinden biri de hukuki güvenlik ve belirliliktir. İdarenin faaliyetini hangi usulle yerine getireceğine ilişkin kanunlarda yer alan idari usul hükümleri “belirli idare ilkesi”nin ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. İdarenin faaliyetlerinin önceden konulmuş objektif usul kurallarına dayanması, bir taraftan idarenin keyfi kararlarının önüne geçmek suretiyle hukuk devleti ilkesine, diğer taraftan da kişilere kendileriyle ilgili işlemlerin yapılış sürecinde birtakım hakların tanınmasıyla kişi haklarının korunmasına hizmet edecektir. İdari faaliyetlerin yerine getirilmesinde uyulması gereken usulün kanunla düzenlenmesi aynı zamanda yargılama faaliyetinin de öngörülebilir sınırlarda kalmasına ve yargının işinin de kolaylaşmasına yardımcı olacaktır. Hatta idari makamların idari usul kurallarına uygun olarak aldıkları kararların olası bir iptal kararı ile karşılaşması ihtimalini de ortadan kaldırabileceği söylenebilir. İdari usulün yasalaşmasının aynı zamanda idarenin işleyişini iyileştireceği, idare ile bireyler arasındaki ilişkilere olumlu katkıları olacağı, idareyi geleneksel yapı ve anlayışlardan uzaklaştıracağı söylenebilir. Kodifiye edilmiş bir idari usulün bulunmaması, idarenin idari usulü kendisinin takdir etmesi gibi sakıncalar doğurabilmektedir.

Genel idari usul kanunları bulunan ülkelerde genellikle, idarenin tek yanlı ve bireysel idari işlem niteliğindeki kararlarının idari usul kapsamında değerlendirildiği görülmektedir. Ülkelerin tercihlerinin farklı olabildiği gözlemlenmekle birlikte, idarenin düzenleyici işlemlerinin, idari sözleşmelerin ve idarenin içdüzen işlemlerinin idari usulün kapsamı dışında bırakıldığı görülmektedir. Buna karşılık, bireysel idari işlemlerin tesisinden önceki hazırlık işlemleri, idari işlem tesisine ilişkin bireylerin yetki ve ödevleri, idari işleme karşı başvuru yolları, idari işlemin hükümsüz kılınması, kaldırılması veya değiştirilmesine ilişkin usul ve şartların idari usulün kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.

Genel idari usul, idare tarafından bireysel nitelikte idari tasarrufların meydana getirilmesine ve bu tasarrufların hukuka uygun olup olmadıklarının gene idare tarafından resen veya ilgilinin istemi üzerine denetlenmesine ilişkin işlemlerin tabi olduğu, yargısal usule benzeyen bir usuldür. Genel idari usul idarenin tüm işlemlerini değil, sadece tek yanlı ve bireysel idari işlemlerini kapsamakta olup, aynı zamanda tali niteliktedir. Yani eğer idari işlem için özel bir idari usul (örneğin, kamulaştırma işleminde özel idari usul bulunmaktadır.) belirlenmiş ise genel idari usul uygulanmaz. Zaten genel idari usul kavramındaki “genel” ifadesinin tercih edilmesinin arkasındaki nedenlerden biri de genel idari usulü “özel” idari usulden ayırt etmektir.

Ülkemizde İdari Usul

Genel idari usulün yasalaşması amacıyla yapılan çalışmalar oldukça yeni sayılabilir. Ancak idari usul süreçleriyle ilgili olarak özellikle dilekçe hakkı kapsamında 1924 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanununa kadar geriye gidebilecek düzenlemeler bulunmaktadır. Dilekçe hakkına Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun 82. maddesinde “ihbar ve şikâyette bulunabilme hakkı” biçiminde yer verilmiştir. Anayasadaki bu düzenlemeye uygun olarak 1927 tarihli TBMM Dâhili Nizamnamesi’nde encümenler arasında arzuhal (dilekçe) encümenine de yer verilmiştir.

Dilekçe hakkına 1961 Anayasasında da yer verilmiştir. 1961 Anayasası dilekçe hakkını siyasi haklar ve ödevler bölümünde düzenlemiştir. 1961 Anayasasında dilekçe hakkı yalnızca vatandaşlara tanınmıştır.

1982 Anayasası dilekçe hakkını 1961 Anayasasında da olduğu gibi siyasi haklar ve ödevler bölümünde düzenlemiştir. 1982 Anayasasının dilekçe hakkının düzenleyen 74. maddesinde 2001 yılında yapılan değişiklikle, karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla yabancıların da dilekçe hakkından yararlanabileceğine ilişkin bir değişiklik yapılmıştır.

1982 Anayasasının dilekçe hakkını düzenleyen maddesi dışında, 40. maddesine “Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır” hükmü eklenmiştir. 40. maddede yapılan bu değişiklik, ilgililerin hakkında hüküm ve sonuç doğuran her türlü devlet işlemi için yetki kullanan makamlara yükümlülük getirmektedir. Bu değişiklik çerçevesinde yargı makamları verdikleri kararlar hakkındaki kanun yollarını ve bu kanun yollarına başvuru sürelerini ilgili kişilere bildirmek zorundadırlar. Yine aynı şekilde idare makamları da aldıkları kararlar hakkındaki idari veya yargısal başvuru yollarını ilgili kişilere süreleriyle birlikte bildirmek zorundadırlar.

Anayasal nitelikteki düzenlemeler yanında dilekçe ve bilgi edinme gibi kişilere başvuru ve talep hakkı sağlayan bazı kanuni düzenlemeler de vardır. Bu tür düzenlemelerin içinde ilk akla gelen, 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun’dur. Bu Kanunun amacı, Türk vatandaşlarının ve Türkiye’de ikamet eden yabancıların kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisine ve yetkili makamlara yazı ile başvurma haklarının kullanılma biçimini düzenlemektir. Bu Kanun, Türk vatandaşları ve Türkiye’de ikamet eden yabancılar tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi ile idarî makamlara yapılan dilek ve şikâyetler hakkındaki başvuruları kapsar. Kanun dilekçe hakkını, “Türk vatandaşları kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisine ve yetkili makamlara yazı ile başvurma hakkına sahiptirler” olarak ifade etmiştir.

Kişilere başvuru ve talep hakkı veren bir diğer düzenleme de, 9.10.2003 tarih ve 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’dur. Bu Kanunun amacı; demokratik ve şeffaf yönetimin gereği olan eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi edinme hakkını kullanmalarına ilişkin esas ve usulleri düzenlemektir. Bu Kanun; kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının faaliyetlerinde uygulanır. Bu kanuna göre herkes bilgi edinme hakkına sahiptir. Türkiye'de ikamet eden yabancılar ile Türkiye'de faaliyette bulunan yabancı tüzel kişiler, isteyecekleri bilgi kendileriyle veya faaliyet alanlarıyla ilgili olmak kaydıyla ve karşılıklılık ilkesi çerçevesinde, bu Kanun hükümlerinden yararlanırlar. Kurum ve kuruluşlar, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’nda belirtilen istisnalar dışındaki her türlü bilgi veya belgeyi başvuranların yararlanmasına sunmak ve bilgi edinme başvurularını etkin, süratli ve doğru sonuçlandırmak üzere, gerekli idarî ve teknik tedbirleri almakla yükümlüdürler. Başvuru, kişinin kimliğinin ve imzasının veya yazının kimden neşet ettiğinin tespitine yarayacak başka bilgilerin yasal olarak belirlenebilir olması kaydıyla elektronik ortamda veya diğer iletişim araçlarıyla da yapılabilir. Bilgi edinme hakkının kapsamını ve sınırlarını da ortaya koyan Bilgi Edinme Hakkı Kanunu, kamuda son derece yaygın olan gizlilik kültürünün yerini şeffaflığın alması adına önemli bir aşama olmuştur.

Dünyada bürokrasiyle mücadeleEdit

Bürokrasi; işbölümü, uzmanlaşma, yazılı kurallar, dosyalama, gayrişahsîlik, disipline olmuş hiyerarşiye dayanan rasyonel bir örgütlenme biçimidir. Devletin kamu hizmetlerini daha etkin ve akılcı sunmak üzere kurulmuş olan bu yapı zamanla genişleme eğilimine girmiştir. Bu genişleme eğilimiyle birlikte kamu hizmetlerini sunan bürokratik yapı olumsuz bir anlam kazanmıştır. Artık bürokrasi iş ve işlemlerin yavaş yürüdüğü, verimsiz ve etkin olmayan gereksiz formalitelerin yer aldığı bir yapı haline gelmiştir.

Örgütün; iş bölümü, otorite, hiyerarşi ve resmi yetki alanı bürokrasinin yapısal yönünü; iş görme, karar verme ve işleri sonuçlandırmaya yönelik usul ve kurallar bütünü ise bürokrasinin işlemsel yönünü oluşturmaktadır. Günümüzde özellikle halkın şikâyette bulunduğu yönü ise bürokrasinin işlemsel yönüdür. Bürokrasi, önceden belirlenmiş usul ve kurallara göre işlem yapmaktadır.

Değişen ve gelişen dünyada, bürokratik yönetim yapısına sahip olan devletler, değişen şartlara ayak uyduramamakta ve kendi kendini yenileyememektedir. İşte bu nedenle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler yönetim yapılarının geliştirilmesi, iş ve işlemlerin basitleştirilmesi ve kamu hizmeti sunan kurum ve kuruluşların daha etkin ve dinamik bir yapıya kavuşturulması yollarını aramaktadır.

Günümüzde özellikle devletler için vazgeçilmez bir örgüt yapısı olan bürokrasinin olumsuz yönlerini azaltmak ya da bu sistemde değişiklik yaparak idarenin işleyişini hızlandırmak için çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Bu nedenle pek çok ülkede bürokrasinin getirdiği olumsuzlukları kaldırmak için idari yapılar oluşturulmuştur. Devlet yönetiminde yeni yönetim anlayışları ve bunların uygulanması için projeler geliştirilmiştir. Bu çalışmanın amacı, dünyadaki bürokrasiyle mücadele eden başlıca kurumlar ve bu kurumların bürokrasiyle mücadelede yaptığı başlıca çalışmalar hakkında bilgi vermektir. Bu çerçevede, aşağıdaki linklerde Slovenya, Mısır, Yunanistan ve İngiltere’de bürokrasiyle mücadeleye ve kamu yönetiminin iyileştirilmesine ilişkin bilgiler yer almaktadır.

İngiltere'de bürokrasiyle mücadeEdit

Slovenya'da bürokrasiyle mücadeEdit

Mısır'da bürokrasiyle mücadeEdit

Yunanistan'da bürokrasiyle mücadeEdit

Yazışma kurallarıEdit

Günümüzde iletişim, çeşitli türleriyle insan hayatında ve modern yönetimde çok önemli bir işlevi yerine getirmektedir. Yazılı iletişim ise, daha etkili ve yönlendirici niteliğiyle, en çok başvurulan iletişim türlerinden biridir. Bu iletişimde yer alan bilgilerin kalıcı özelliğe sahip olması ve gerektiğinde tekrar başvurulabilmesinin mümkün olması, yazılı iletişimi diğer iletişim türlerine göre daha önemli kılmaktadır.

Kamu yönetiminin etkili ve verimli çalışmasının en önemli unsurlarından birisi yazışmadır. Kamu kurum ve kuruluşları faaliyetleri gereği, kendi aralarında ve gerçek ve tüzel kişilerle iletişim sağlamak için her gün çok sayıda resmi yazı hazırlamakta ve yazışma yapmaktadırlar. Kamu kurum ve kuruluşlarının hazırladıkları yazıların kurallara bağlanması, gerek içerik olarak gerekse şekil olarak bazı esasların göz önünde bulundurulması; yazılarda birliğin sağlanması, yazışmaların kontrol altına alınması ve işlemlere resmi bir kimlik kazandırılması açısından önem taşımaktadır. Kamu kurum ve kuruluşlarının yazılı iletişimleri sırasında uydukları kurallar, gereksiz evrak üretimini önleyerek kırtasiyeciliği azaltabileceği gibi hizmetlerin daha etkin ve verimli bir şekilde sunumunu da sağlayabilmektedir.

Ülkemizde, Resmi Yazışma Kuralları uzunca bir dönem (1960-2004) Başbakanlık genelgeleri ile düzenlenmiştir. Ancak, teknolojik gelişmeler ve mevzuatta yapılan düzenlemelerle elektronik ortamda yazışmanın mümkün hale gelmesi, bu konuda yeni bir düzenleme yapılması ihtiyacını gerektirmiştir. Bu ihtiyaçtan hareketle “Resmi Yazışmalarda Uygulanacak Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik ” hazırlanmış ve Bakanlar Kurulu’nca kabul edilerek yürürlüğe konulmuştur.(Yayımlandığı Resmi Gazete: 02/12/2004 tarihli ve 25658 sayılı)

Resmi yazılar, Resmi Yazışmalarda Uygulanacak Esas ve Usuller Hakkında Yönetmeliğin belirlediği kurallara göre hazırlanmalı, Türk Dil Kurumu tarafından hazırlanan İmla Kılavuzu ile Türkçe Sözlük esas alınarak dil bilgisi kurallarına göre yaşayan Türkçe ile yazılmalıdır. Resmi yazılar; hazırlanma amacına göre bütün bilgileri kapsamalı, düşünce ve fikirler kısa ve açık cümlelerle ifade edilmelidir. Zorunlu olmadıkça yabancı kelimeler ile teknik, hukuki ve tıbbî terimlerin kullanılmasından ve lüzumsuz tekrarlardan kaçınılmalıdır. Yazım ve noktalama hatalarının da yanlış anlamlara neden olabileceği unutulmamalıdır.

Sıkça sorulan sorular


Soru: Resmi yazılar hangi yazı tipi ve karakter boyutu ile yazılmalıdır?

Yanıt: Bilgisayarla yazılan resmi yazılar, “Times New Roman” yazı tipi ve 12 karakter boyutu ile yazılmalıdır

Soru: Resmi yazıların “Başlık” bölümü nasıl ve hangi esaslara göre oluşturulur?

Yanıt: Başlık, yazıyı gönderen kurum ve kuruluşun adının belirtildiği bölümdür. Bu bölümde amblem de yer alabilir.

Başlık, kağıdın yazı alanının üst kısmına ortalanarak yazılır.

İlk satıra "T.C." kısaltması, ikinci satıra kurum ve kuruluşun adı büyük harflerle üçüncü satıra ise ana kuruluşun ve birimin adı küçük harflerle ortalanarak yazılır. Başlıkta yer alan bilgiler üç satırı geçemez.

Bakanlıklar ile bağlı ve ilgili kuruluşların taşra teşkilatlarında kullanılan başlıklar 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu hükümlerine uygun olarak düzenlenir.

Bölge müdürlüklerinde ise bakanlığın adının altına hangi bölge teşkilatı olduğu yazılır.

Soru: Resmi yazıların “Sayı” bölümü hangi kısımlardan oluşur ve bunlar nasıl sıralanır?

Yanıt: Sayı ve evrak kayıt numarası, dosya planına göre verilir, başlığın son satırından iki aralık aşağıda ve yazı alanının en solundaki "Sayı:"yan başlığından sonra yazılır.

Bu ifadeden sonra kod numarası verilir. Kod numarasından sonra kısa çizgi (-) işareti konularak dosya numarası, dosya numarasından sonra (-) işareti konularak evrak kayıt numarası yazılır. Genel evrak biriminden sayı verilmesi durumunda araya eğik çizgi (/) işareti konulur.

Evrak kayıt numarası, yazıyı gönderen birimde ve/veya kurumun genel evrak biriminde aldığı numaradır.

Resmî yazışmalarda Başbakanlık tarafından belirlenen kodlama sistemine ve dosya planına uyulması zorunludur.

Soru: Gönderilen Makam bölümünde yer alan kurum/kuruluş adlarının önüne “T.C.” kısaltması konulması gerekiyor mu?

Yanıt: “Gönderilen Makam” bölümünde yer alan kurum/kuruluş adlarının önünde “T.C.” kısaltmasına yer verilmesine gerek yoktur.


Örnek: İÇİŞLERİ BAKANLIĞINA ANKARA VALİLİĞİNE

(Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü) (İl Milli Eğitim Müdürlüğü )

Soru: Resmi yazıların bitirilişinde kullanılacak ifadeler nasıl olmalıdır?

Yanıt: Alt makama yazılan yazılar "Rica ederim.", üst ve aynı düzey makamlara yazılan yazılar "Arz ederim.", üst ve alt makamlara dağıtımlı olarak yazılan yazılar "Arz ve rica ederim." biçiminde bitirilir.

Soru: Resmi yazılarda nasıl bir dil kullanılmalıdır?

Yanıt: Resmi yazı, Türk Dil Kurumu tarafından hazırlanan İmla Kılavuzu ile Türkçe Sözlük esas alınarak dil bilgisi kurallarına göre yaşayan Türkçe ile yazılır.

Metinde zorunlu olmadıkça yabancı kelimelere yer verilmez ve gereksiz tekrardan kaçınılır.

Soru: Resmi yazıların “İlgi “ bölümü nasıl düzenlenir?

Yanıt: "İlgi:" yan başlığı, gönderilen makam bölümünün iki aralık altına ve yazı alanının soluna küçük harflerle yazılır.

İlgide yer alan bilgiler bir satın geçerse, "İlgi" kelimesinin altı boş bırakılarak ikinci satıra yazılır.

İlginin birden fazla olması durumunda, a, b, c gibi küçük harfler yanlarına ayraç işareti ") " konularak kullanılır.

İlgide, " tarihli ve sayılı" ibaresi kullanılır.

İlgide yazının sayısı, kurum veya birimin dosya kodu tam olarak belirtilir. İlgi, tarih sırasına göre yazılır. Yazı aynı konuda birden fazla makamın yazısına karşılık veya daha önce yazılmış çok sayıda yazıyla ilgili ise bunların hepsi belirtilir.

Soru: Birden fazla makama gönderilen resmi yazıların “Dağıtım” bölümü nasıl düzenlenmelidir?

Yanıt: Dağıtım, yazıların gereği ve bilgi için gönderildiği yerlerin protokol sırası esas alınarak belirtildiği bölümdür. "EKLER"den sonra uygun satır aralığı bırakılarak yazı alanının soluna "DAĞITIM:" yazılır. Ek yoksa dağıtım EKLER'in yerine yazılır.

Yazının gereğini yerine getirme durumunda olanlar, "Gereği" kısmına, yazının içeriğinden bilgilendirilmesi istenenler ise "Bilgi" kısmına protokol sırasıyla yazılır. "Gereği" kısmı dağıtım başlığının altına, "Bilgi" kısmı ise "Gereği" kısmı ile aynı satıra yazılır.

"Bilgi" kısmı yoksa, kurum ve kuruluş adları doğrudan "DAĞITIM" başlığının altına yazılır.

Soru: Resmi yazılarda “Paraf” bölümü nasıl oluşturulur?

Yanıt: Yazının kurum içinde kalan nüshası, yazıyı hazırlayan ve kurum tarafından belirlenen en fazla 5 görevli tarafından paraf edilir. Paraflar, adres bölümünün hemen üstünde ve yazı alanının solunda yer alır. Elektronik ortamda yapılan yazışmalarda paraflar elektronik onay yoluyla alınır.

Yazıyı paraflayan kişilerin unvanları gerektiğinde kısaltılarak yazılır, (:) işareti konulduktan sonra büyük harfle adının baş harfi ve soyadı yazılır. El yazısı ile tarih belirtilerek paraflanır.

Soru: Resmi yazıları imzalayacak makam nasıl seçilir?

Yanıt:Yazıyı imzalayacak olan makam, yazının gideceği makama göre kurum/kuruluşun imza yetkileri yönergesi"ne veya yetkili makamlarca verilen imza yetkisine uyularak seçilir.

Soru: Resmi yazılarda “Adres” bölümünün bulunması zorunlu mudur?

Yanıt: Resmi yazılarda “Adres” bölümünün bulunması zorunludur.

Yazı alanının sınırları içinde kalacak şekilde sayfa sonuna soldan başlayarak yazıyı gönderen kurum ve kuruluşun adresi, telefon ve faks numarası, e-posta adresi ve elektronik ağ sayfasını içeren iletişim bilgileri yazılır. İletişim bilgileri yazıdan bir çizgi ile ayrılır.

Yazının gönderildiği kurum ve kişilerin, gerektiğinde daha ayrıntılı bilgi alabilmeleri için başvuracakları görevlinin adı, soyadı ve unvanı adres bölümünün sağında yer alır.

Yazışma kodlarıEdit

Eski kod sisteminde kurumlar bir formata bağlı olmadan rakam veya harf kullanarak sadece birimlerini kodluyordu. Örneğin, Başbakanlık merkez birimlerinden Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğünün genelgelerin çıkarılmasından sorumlu dairesi 08.03 olarak kodlanmıştı. Bu kod uygulaması, kurumlarda farklı formatta olması ve sadece birimler kodlanıp kurumlar kodlanmadığı için evrak işleminin otomasyonunda yetersiz kalmıştır.

Bunun sonucu olarak, kurumlarda evrakın kayıt, takip ve havalesinin bilgisayar kullanılarak yapılması, evrak işlemlerinin yeniden değerlendirilmesi ve otomasyon tekniklerine uygun olarak devlet teşkilatının bir bütün olarak ele alınarak kurumların ve hizmet birimlerinin kodlanmasına ihtiyaç vardı. Bu nedenle yeni kod siteminde yasama yürütme, yargı ve mahalli idareler bağlı ve ilgili kurumları da dikkate alınarak devlet teşkilatı ile birimleri kodlanmıştır. Bu sisteme uygun olarak kodlanan yukarıda eski kodu verilen Başbakanlık merkez birimlerinden Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğünün genelgelerin çıkarılmasından sorumlu dairesinin yeni kodu B.02.0.PPG.0.12 olarak kodlanmıştır.

Kurumların merkez, taşra ve yurt dışı teşkilatı, 8 bölümde 14 karakterlik bir formata (A.BB.C.DDD.E.FF.GG.HH ) uygun olarak standart şekilde kodlanması planlanmıştır. Yapılan kodlama 1991/17 sayılı Başbakanlık Genelgesi ile 1/1/1992 tarihinde yürürlüğe konmuştur.

Bu genelgede kurumlardan, hazırlanan formata uygun olarak birimlerini kodlamaları, bu kodları bir merkezden kontrol etmeleri ve teşkilat yapılarındaki değişiklikleri zamanında kurum kodlarına yansıtarak yeni kodları en kısa sürede Başbakanlığa bildirmeleri istenmiştir.

Devlet Teşkilatı Veri Tabanı, Başbakanlığın http://dtvt.basbakanlik.gov.tr adresinde yer almaktadır.

İlk kodlama sisteminde, mahalli idareler İçişleri Bakanlığına bağlı olarak kodlanmışken, kodlamada değişiklik yapılarak aynı formatın başına M harfi konarak mahalli idareler İçişleri Bakanlığı kodundan ayrı bir şekilde yeniden kodlanmıştır.

e-belgenin yasal alt yapısının tamamlanması ve bazı kurumlarda iç yazışmalarda uygulanmaya başlanması, yazıların ilgili yere iletilmesinde, yazıların çıktığı yere göre yapılacak aramalarda kolaylık sağlaması açısından veri tabanının güncel halde tutulması önem arz etmektedir.

Devlet arşiv hizmetlerinde kullanılmak amacıyla kurumlar 999.0.99.99.99 formatında kodlanmıştır. Bu kod sisteminde yasama, yürütme ve yargıya ayrı kodlar verilmemiş; kurumlar bağlılıkları da dikkate alınmadan bağımsız olarak kodlanmıştır. Bu bakımdan kurum kodlarında hiç değişim söz konusu olmamaktadır. Bu kodlar http://www.devletarsivleri.gov.tr/source.cms4/index.asp?wapp=01030302 adresindedir.

  • Başbakanlık Uzman Yardımcısı, İdareyi Geliştirme Başkanlığı,

mokur@basbakanlik.gov.tr

Standart Dosya PlanıEdit

Standart Dosya Planı, kamu kurum ve kuruluşlarının merkez, taşra ve yurtdışı birimlerinde yürütülen benzer hizmetlerle ilgili yazıların konuları dikkate alınarak her kurumda aynı düzende ve formatta sınıflandırılmasını sağlayan dosyalama sistemidir.

Kurumlar benzer hizmetlerle ilgili yazılarını dosyalarken, tasnif sistemleri, formatı ve kodları farklı dosya planlarını kullanıyordu. Standart Dosya Planının amacı; evrakın bilgisayar ortamında hazırlanıp dosyalanması, saklanması, evrak ve dosyalara kolayca erişimin sağlanması, dosyalama sistemlerinde birlik sağlanması ve benzer hizmetlerde her kurumda aynı dosya numarasının kullanılmasıdır.

Bu amaçla, ilk kez İdareyi Geliştirme Başkanlığınca 1998/1 sayılı [ÖK1] Başbakanlık İç Genelgesiyle Başbakanlık Dosya Planı hazırlanmıştır. Daha sonra, 2005/7 sayılı Başbakanlık Genelgesi ile Standart Dosya Planının uygulanması bütün kurumlarda zorunlu kılınmıştır.

Standart Dosya Planında ana konular 3 nümerik karakterle kodlanmıştır. Hizmet konuları 17 başlık altında toplanmıştır. Her birimde açılacak dosyalar için 001-099, destek hizmetleri için 600-999 kodları kullanılmıştır. Genelgede, kurumlardan aynı formata göre 100-599 arasındaki rakamları kullanarak ana hizmet birimleri dosya planlarını hazırlamaları istenmiştir. Aynı özellikleri taşıyan Belediye ve Özel İdarelerin ana hizmetleri İçişleri Bakanlığınca; Üniversitelerin ana hizmetleri ise Yüksek Öğrenim Kurumunca yapılması istenmiştir.

Standart Dosya Planında 600-699 arasındaki kodlar kullanıldığından, bu kodlar daha önce hazırlanan Başbakanlık Ana Hizmet Birimleri Dosya Planında değiştirilmiştir.

Ana hizmet birimleri dosya planı hazırlanırken, bazen birimlerin adı altında konular kodlanmış bazen de hiç birimler dikkate alınmadan dosya planı hazırlanması yoluna gidilmiştir. Ancak burada dikkat edilecek husus, ana hizmet birimleri görev alanları dışındaki konulara dosya planında yer verilmemesi ve bu konudaki belgelerin Standart Dosya Planına uygun hale dosyalanmasının sağlanmasıdır.

Ana konularda her hizmet için bir genel numara ve bir de diğer işler için kod ayrılmıştır. Alt konularda ise Genel konular için 00, diğer konular için de 99 kodu kullanılmıştır. Aşağıdaki tabloda görüldüğü gibi, 819 ana konunun“diğer”i, 801.99 ise alt konunun “diğer”idir.


800 İdari İşler Genel

801 Araç ve Taşıma İşleri

01 Plaka işleri

02 Araç Muayene İşleri

03 Akaryakıt İşleri

04 Araç Tamir ve bakım İşleri

05 Araç kaza işleri

06 Araçların hurdaya ayrılması

07 Sevk ve Kontrol İşleri

01 Araç talepleri

02 Şoförlerin Görev Dağılımı ve Takibi

03 Araçların kurum ve şahıslara tahsisi

04 Hizmet Araçlarının Kiralanması ile İlgili İşler

99 Diğer

İdari İşlerle İlgili Diğer İşlerEdit

Dosya planı hazırlanırken konular dikkate alınarak sınıflama yapılmıştır. Ancak, ana konudan sonra trafik kodu, ülke kodu kullanılarak coğrafi tasnif sistemine ve S harfi kullanılarak da serilere göre de dosya açılmasına imkân sağlanmıştır. Örnek:

906.01.S1139 : 1139 sicil numaralı memura ait yıllık izin (S+ sicil numarası

050.02.02. S3351: Yönetim Kurulu Kararı (S + seri numaralı dosyalar)

723.05.AF: Afganistan’ın ekonomik durumu (AF Ülke kodu )

622.02.06: Ankara’dan gelen bilgi edinme talepleri ( 06 Ankara il kodu)

Dosya planı formatı ve bölümleri:

000

00

00

00


Konu adı

Saklama süresi

Birinci düşey bölümü, belgelerin ana konularını tanımlamaktadır. Bu alan numeriktir.

İkinci düşey bölüm, 1. alt konuları tanıtmaktadır. Bu alanda da rakam kullanılmaktadır.

Üçüncü düşey bölümün 2. alt konusunda da rakam kullanılmıştır. Ancak numerik tasnif sistemi dışındaki sistemlere uyum sağlamak için Ülke kodları ve serileri belirleyen harfler de kullanılmıştır. Bu sebeple alt konu kodları harf ve rakam olarak belirlenmiştir. S harfinin kullanıldığı alanlarda S harfinden sonra seri dosya numaraları (sicil, abone, yönetim kurulu kararı gibi) yer almaktadır.

Dördüncü düşey bölüm, ayrıntılı konular yetersiz kaldığında e- belgelerin daha detaylı aranabilmesi için kullanılmış olup dosya planında ihtiyaç halinde kullanılacaktır.

Beşinci düşey bölüm (konu adı), dosya numaralarının hangi konu ile ilgili olduğunu belirtmek için kullanılmaktadır.

Altıncı düşey bölüm, dosyanın saklama süresi konusunda değerlendirme yapılması amacıyla kullanılmaktadır.

2005/7 sayılı Başbakanlık Genelgesi ekinde dosya planın kullanımını kolaylaştırmak için ülke kodları, il trafik kodları ile coğrafi bölgelere göre dosya açılması sağlayan listeler, konulara kolay erişimi sağlamak için indeks ve bölümler listesi, örnek dosya veya klasör etiketi yer almaktadır.

Kurumlarca müşterek kullanılan bu dosya planı sayesinde;

- Aynı konudaki belgelerin aynı dosya numaralarını alması,

- Ana hizmet birimleri dışında, ayni konudaki belgelerle ilgili olarak kurumlar arası uyum sağlanması,

- e-dosyalamaya alt yapı oluşturması,

- Aranılan bilgi ve belgeye kolay, doğru ve hızlı bir şekilde ulaşılması,

- Belgeye erişim hakkı yönünden kurumların daha şeffaf olması,

- Arşivlerin düzenli oluşturulması,

sağlanmıştır.

Bazı kurumlar[ÖK4] kendi internet sayfalarında ana hizmet birimleri dosya planlarına yer vermiştir.

e-ortamda yayınlanan dosya planı adresleriEdit

  • Başbakanlık Uzmanı, İdareyi Geliştirme Başkanlığı, mokur@basbakanlik.gov.tr

İç linklerEdit

Dış linklerEdit

Standart Maliyet ModeliEdit

Standart Maliyet Modeli (SMM), mevzuattan kaynaklanan, vatandaşların ve özel sektörün katlanmak zorunda olduğu yönetsel yüklerin ölçülmesini sağlayan bir yöntemdir. SMM ölçümlerinden elde edilen sonuçlar, hükümetlerin mevzuatı basitleştirme çabaları ile bağlantılı olarak doğrudan uygulanabilir. Bu sonuçlar, mevzuatın tamamının veya her bir maddesinin vatandaşa ve iş dünyasına getirdiği yönetsel yükleri de gösterir. Bu bağlamda SMM, yönetsel yüklerin ölçülmesinde sayısal veriler elde edilmesini sağlayan ölçme ve değerlendirme yöntemidir.

Yatırımlarla ilgili olarak iş dünyasının, kaynaklarını yönetsel yükümlülükleri karşılamak için kullanmak zorunda kalmaları, daha verimli üretim alanlarına yatırım yapmalarını güçleştirmektedir. Yönetsel yükler, hem iş dünyasına yük getirmekte, hem de toplumun ekonomik büyüme ve refahını engellemektedir. SMM, temel olarak Avrupa Komisyonu ile Avrupa Birliği ve OECD üyesi ülkeler tarafından kullanılmaktadır. Hollanda tarafından geliştirilen ve mevzuattan kaynaklanan yönetsel yüklerin ölçülmesinde yaygın olarak kullanılan bu Model, ülkemizde de özellikle vatandaşlar ve iş dünyası üzerindeki yönetsel yüklerin ölçülmesinde kullanılabilecek önemli bir araçtır.

Ülkemizde, Standart Maliyet Modeli ile ilgili çalışmalar, Başbakanlık İdareyi Geliştirme Başkanlığı tarafından yürütülmektedir. Bu bağlamda, “Türk Kamu Sektöründe Standart Maliyet Modeli’nin Tanıtılması” projesi çerçevesinde “...Araç Tescili” ve “İş Yeri Açma-Otel Açma” konularında iki pilot proje gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, SMM uygulanarak sektörel lisanslara ilişkin maliyetlerin ölçülmesi amacıyla Başbakanlığın koordinasyonunda Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) işbirliği ile gümrük süreçlerinde yönetsel yüklerin azaltılmasına yönelik olarak “Suudi Arabistan’a Bisküvi İhracatı”konusunda proje sürdürülmektedir.

Türkiye’de iş dünyası üzerindeki yönetsel yüklerin azaltılmasına ilişkin mevzuat çalışması yapılması, kamu ve özel sektör temsilcilerinin katılımı ile oluşturulan Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu (YOİKK)’nun gündemine de alınmıştır.

İlgili linkler:

http://www.administrative-burdens.com/ http://www.administrative-burdens.com/filesystem/2005/11/international_scm_manual_final_178.doc

  • Başbakanlık Uzman Yardımcısı, İdareyi Geliştirme Başkanlığı, myalvac@basbakanlik.gov.tr

Ortak Değerlendirme ÇerçevesiEdit

CAF

Vatandaş sözleşmeleriEdit

1980’lerin başında başta Avrupa olmak üzere birçok ülke; bütçe açığını azaltmak, verimliliği, etkinliği ve hesap verilebilirliği artırmak için çeşitli isimler altında kamu reformlarını hükümet programlarına almışlardır. 1980’lerde daha çok mali boyutuyla ön plana çıkan bu reformları, 1990’lı yıllarda hizmet sunumunda kaliteyi ön plana çıkaran; şeffaflığı, katılımcılığı, kolay erişilebilirliği ve vatandaş odaklılığı vurgulayan reformlar izlemiştir. 1991’de İngiltere’de uygulanmaya başlayan Vatandaş Sözleşmeleri de bu reformlar kapsamında ele alınmalıdır.

Vatandaş Sözleşmeleri; sunulan hizmetlere ait temel bilgileri, hizmet sunum standartlarını, hizmete ilişkin olarak vatandaş şikâyetlerinin ve iyileştirme önerilerinin nasıl alınacağını belirleyen metinlerdir. Buna göre, her birim kendi sorumluluğunda olan hizmetin kaliteli sunumuna ilişkin standartları oluşturmakta ve bunlardan sorumlu olmaktadır. Vatandaş Sözleşmeleri kavramı ilk kez 1991 yılında İngiltere’de John Major tarafından ortaya atılmış ve uygulama alanı bulmuştur. İçlerinde İngiltere, Fransa, İtalya, Hollanda, İsveç, ABD, Kanada, Avustralya, Hindistan gibi ülkelerin de bulunduğu birçok ülkede farklı isimler altında benzer sözleşmeler uygulanmaktadır.

İsimleri ve içerikleri ülkeden ülkeye değişmekle beraber her Vatandaş Sözleşmesinde bulunması gereken 3 temel unsur vardır:

1- Vatandaş odaklı, somut ve ölçülebilir standartlar: Vatandaş Sözleşmelerinin en önemli unsuru vatandaşların istek ve ihtiyaçları doğrultusunda hazırlanmış, somut ve ölçülebilir hizmet standartlarıdır. Konulacak standartlar; aşağıda yer alan örneklerdeki gibi kısa, net ve açık bir dille ifade edilmelidir:

“ 10 dakika içinde hizmet alacaksınız”,

“ Telefonlar en fazla 4 çalışta açılacaktır.”,

“ Telefonda 2’den fazla aktarma olmadan ilgili kişiye yönlendirileceksiniz.”,

“ 10 dakikayı aşan bekleme sürelerinde oturma yeri temin edilecektir.”,

“ Şikâyetlerinize 5 iş günü içinde cevap verilecektir.” ,

“ Sırada 3’ten fazla bekleyen olduğu zaman yeni banko hizmete sokulacaktır.”

2- İlan: Hazırlanan Vatandaş Sözleşmesinin farklı kanallardan kamuoyuyla paylaşılmasını içerir. Sunulan hizmetten kimlerin, hangi şartlarda, nerelerde yararlanabileceği, sunulan hizmetin ne kadar sürede verileceği ve taahhüt edilen standartların gerçekleştirilememesi durumunda ne şekilde telafi edileceğine dair bilgiler vatandaşlarla paylaşılmalıdır. Bu duyuruların yapılmasında kurum panoları, internet sayfaları, el ilanları, reklâmlar kullanılabilir.

3- Şikâyet/Telafi Mekanizması: Sunulan hizmetin önceden taahhüt edilen standartları karşılayamaması durumunda nasıl bir şikâyet/telafi mekanizması olacağının açıkça ortaya konulmasını içerir. Olası bir aksaklık durumunda kullanılmak üzere, bütçeden pay ayırıp maddi tazmin yoluna gitmek genellikle kurumlar tarafından tercih edilen bir yöntem değildir. Bunun yerine,

  • özür mektubu gönderilmesi,
  • park ücreti alındıysa bunun iade edilmesi,
  • kahve ikram edilmesi,
  • bir sonraki hizmet sunumunda öncelik verilmesi

gibi uygulamalar daha sık gözlenmektedir.

  • Başbakanlık Uzman Yardımcısı, İdareyi Geliştirme Başkanlığı, akinak@basbakanlik.gov.tr

Tek Durak OfisleriEdit

Tek durak ofisi kamu hizmetlerinin tek bir noktadan ve hizmetten yararlanacakların tercihleri doğrultusunda sunulmasını ifade eden bir kavramdır. Tanım gereği tek durak ofislerinin iki önemli ön şartı bulunmaktadır. Birincisi, kamu hizmetleri bir araya getirilmeli, bütünleştirilmelidir. İkincisi vatandaşların bu hizmetlere kolay ve rahat bir biçimde, kendi tercih ve ihtiyaçlarına uygun olarak erişebilmesidir.

Tek durak ofisleri modern kamu yönetiminin çok önemli bir sorununu ele almaktadır. Modern devlet kamu güvenliğinden temel alt yapı hizmetlerine, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetlerinden çevrenin korunmasına kadar birçok sorumluluk üstlenmiştir. Zamanla bu sorumluluklar artmış ve bu sorumluluklar fonksiyonel olarak belirlenmiş kurumlara ve birimlere verilmiştir. Kamu hizmetleri, merkezi idare, mahalli idareler ve yarı kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları tarafından yerine getirilmeye başlanmıştır. Sonuç olarak vatandaşların beklentilerini karşılamayan oldukça parçalı bir kamu yönetimi yapısı ortaya çıkmıştır. Vatandaş beklentilerinin rasyonel olarak karşılanması bakımından kamu hizmetlerinin çok sayıda farklı birim yerine bir ya da birkaç birim tarafından tek elden ve hızlı biçimde sağlanması ihtiyacını ortaya çıkarmıştır.

Günümüzde vatandaşlar, çok sayıda hizmeti tek bir ofisten temin etmek istemektedirler. Oysa parçalı bir kamu yönetiminde vatandaşlar, çok sayıda farklı kamu birimleri ile uğraşmak zorunda kalmaktadırlar. Bu parçalı yapıda görev ve fonksiyon ayrımı o kadar çok ve karmaşıktır ki çoğu zaman vatandaşlar hizmet sunumundan hangi kurumun ve birimin sorumlu olduğunu bulmada zorluklarla karşılaşmaktadır. Bir hizmetin birçok birimi ilgilendirmesi ve uzun prosedürleri gerektirmesi kamu hizmetlerinin düzenli, zamanında ve etkin sunumunu olumsuz etkilemektedir.

Tek durak ofisleri, bahsedilen bu olumsuzluklara karşı bir çözüm modeli olarak ortaya çıkmış olup vatandaş odaklı yönetim modeli oluşturmayı öngören kamu yönetimi anlayışı tarafından savunulmakta, vatandaş odaklı kamu yönetimi reformlarının önemli bir parçasını oluşturmaktadır.

Tek durak ofisleri sadece vatandaşlara değil kamu yönetimine de faydalar sağlamaktadır: vatandaşın ve iş dünyasının ihtiyaçlarına önem vermek suretiyle kamu kurumlarının imajını güçlendirmekte; etkin ve etkili iletişim sağlayarak vatandaş ve kamu kurumları arasında her iki tarafa da maliyetlerden tasarruf sağlama imkanı vermektedir.

Günümüzde On-line Tek Durak Ofisleri kamu yönetiminde yeni bir yaklaşımdır. Bu Ofisler, vatandaşlara evlerinden ve işyerlerinden kamu hizmetlerine 24 saat erişim imkânı sağlamaktadır. Bunun için bütün kamu hizmetlerinin birbiriyle entegre olması ve farklı birimler tarafından sunulsa da kamu hizmetlerine tek bir noktadan on-line olarak erişilebilir olması gerekmektedir.

Tek Durak Ofislerinin faydaları çok açık olmasına rağmen, hizmetleri bir noktadan sunabilmek kolay bir iş değildir. Bu işlem bütün bir organizasyon yapısının yeniden ele alınmasını, merkezi ve mahalli kamu idarelerinin görev ve sorumluluklarının yeniden belirlenmesini gerekli kılmaktadır.

İlgili linkler

? http://www.egov.vic.gov.au/pdfs/OneStop.pdf

? http://www.verbundkolleg-berlin.de/AndereVeranstaltungen/SR77_OneStopEurope.pdf

? http://ec.europa.eu/information_society/activities/egovernment/docs/project_synopsis/syn_e-gov.pdf

? http://publications.ksu.edu.sa/IT%20Papers/e-GOV-Articles/egovPapers/One-Stop%20Gov/wimmer-krenner_idimt01.pdf

? http://www.lri.jur.uva.nl/~winkels/eGov2002/Tambouris.pdf

  • Başbakanlık Uzmanı, İdareyi Geliştirme Başkanlığı, imdatpekdemir@basbakanlik.gov.tr

İletişimEdit

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.