FANDOM


Barbaros Hayrettin Paşa/AnılarıEdit

Tuti kuşu gibi tekneler Cicel’de teknelerin ve haremimin üzerine muhafız bıraktığım Sinan Kaptan’a mektup yazdım:

"Sen ki oğlum Sinan Kaptan’sın, {C}Nâmem sana varınca kendin benim müzegalereme binip harem cemaatimi de alasın.Öteki tekneleri de hep yollu yolunca çekip çevirip Cezayir’e gelesin. Göreyim sizi, Cezayire girerken dostun düşmanın önünde büyük şenlikler edesiniz."dedim.

Sinan Kaptan mektubumu alınca ferah oldu.Sonra tekneleri yağlayıp donatmaya başladı.Süsletip, türlü renkli boylarla tekneleri tuti kuşuna dönderdi.Müzegalere ise hemen gelin gibi oldu.

Hepsi otuz beş pâre tekne olarak mübarek bir saatte Cicel limanından çıkıp Cezayir’e yaklaştıklarından kumaş sancaklarını ve som sırma filândıralarını diktiler.Top tüfenk alabandası sağarak gelip limana girdiler.Cezayir’in burc ü bârûlarından da “Hoş geldiniz” deyu ikişer üçer kat alabanda sağıldı.

Sinan Kaptan’a da konak verildi.Levent ve gaziler kışlalara yerleştiler.Cezayir limanı teknelerle doldu.Cezayir’e yine ganimet malları aktı.Herkes işinde gücünde zevkinde sefası oldu.

9.Bölüm : Havaya Uçan Kelleler Edit

Oydur çeker demişler. Vaktiyle hakkımızda fitne ve vesatla uraşan Tlemsen Sultanı’nı kardeşi Mesut’a yardım ederek İspanya’ya kaçırmıştık.Yerine geçen Mesut önce bize dualar kılıp , oğlup edip elli bin altın göndermiş idi.Sonradan firavun kesilmiş hakkımızda olmadık herzeler yemişti.Kefere ile birlik olup onlara zahire satmıştı.Bunun üzerine küçük kardeşleri Abdullah bize sığınmış ona da yardım ederek Mesut’u kaçırıp Tlemsen tahtına Abdullahı geçirmiş idik.

Abdullah da bize minnettar olup hediyeler gönderip muhabbetnameler yazmış idi.Amma bir zaman sonra o da azdı.Muhafız diye isteyip de yanında alıkoyduğu yüz gaziyi geri gönderdi.Halka zulme başladı.Kefereye zahire sattı.Kadıoğlu fitnesinde onun tarafını tuttu.

Bu haberler bize gelince, Abdullah’a bir mektup gönderdim .

Eskileri hatırlattıktan sonra :“Bu ülkeler,Padişah-ı İslâm, şevketlü Selim Han hâzretlerinindir. Nâmem sana vardıkta imanını yenile, İslâm’a dön. Hutbe ve sikkeyi şevketlü efendimiz üzerine eyle. Ocağa üç senedir göndermediğin vergini otuz bin altın olarak öde. Böyle edersen ne hoş, aksi halde seni karındaşlığın Kadıoğlu’ndan beter ederim. Haber aldım ki, Kadıoğlu’ndan ötürü bana çok beddua etmişsin. Sen beddua sanırsın, ama bana göre hayır duadır. Sakın sanma ki hayın berhudar olur, âkıbet ya boynu vurulur, ya berdâr olur.” diye sözü bitirdim.

Abdullah'ın HayınlığıEdit

Bu mektup Tlemsen Beyi Abdullah’a varınca, iyice kızmış. Şeyhleri, murâbıtları ve ileri gelenleri toplayıp, hürmet edip, hatırlarını aldıktan sonra:

“Ey cemaat! Hepiniz bilirsiniz ki bu belde bana ecdâdımdan miras kalmıştır. Ancak karındaşlarımla arama düşmanlık girince Hayrettin dedikleri herif bana bir miktar yardım eylemiş idi. Ben de o iyiliğin altında kalmayıp ona bu kadar mal ve hediye göndermiş idim. Onlarla doymayıp şimdi beni vergiye bağlı bir reâya kılmak ister. Sizler bu işe razı mısınız?” diye sordu. {C}Onlar da:“Sen bilirsin.” dediler.

“Benim bildiğim odur ki, o kendi vatanına hükm eylesin. Benim işime karışmasın. Olmaz derse, iki el bir baş içindir. Vaktine hazır olsun. Ya taht ola ya baht. Kadıoğlu’nu bozdum kellesini kestim, diye bana kafa tutmasın.” dedi. {C}Mektubu getiren haberciyi geri çevirip:

“Benim hutbe okuttuğum, sikke kestirdiğime hasret edermiş. Benim vatanım başka diyardır. Bugüne bugün ülkemin padişahıyım. Hutbe okutup sikke kestirsem ne lâzım gelir. Var git söyle, bildiğinden geri kalmasın, elinden geleni geriye koymasın.” {C}dedi.

Haberci bu hali gelip anlatınca: “Ey mel’un, dilerim Allahtan ki,karındaşlarından beter olasın!” diye beddua ettim.

Sonra tekrar mektup yazıp Tlemsen Beyi Abdullah’a gönderdim: “Ey iyilik bilmez nâmert! Sen bana baba dedin, ben sana oğul dedim. Eğer atanın oğul üzerine bedduası geçer ise, dilerim Hazreti Allah’tan ki, sana da kendi evlâdın, senin bana asi olduğun gibi asi olup elinden âciz kalasın. Yine sonunda bana muhtaç olasın.”

Abdullah mektubu alıp okuyunca yırtıp parçalamış. “Onun başına soğuk geçmiş. Benim bedduadan korkum yok. Hemen vaktine hazır olsun.” diye asker toplamaya başlamış.

Seyyid Muhammed SülûkiEdit

Amma Abdullah’ın Seyyid Muhammed Sülûki adında bir oğlu vardı. Babasına isyan edip iki bin kadar atlı ile Tarâre dağına çıkmıştı. Birkaç kere babasına haber göndermişti.

“Bu dünya gençten gence, dinçten dincedir. Sen şimdi ihtiyar odun, var duacı ol. Tlemsen’e ben sultan olurum.” demişti.

Babası ise bunu istemezdi.Seyyid Sülûkî Bizim Tlemsen üzerine sefere hazırlandığımızı haber alınca bir mektup yazıp gönderdi:

“Benim efendim,” baktım gördüm ki, babamın Müslümanlığa yarar bir işi yok. Ümmeti-i Muhammed acısından ölürken o İspanyol kâfiri ile el birlik edip, buğdayı gemilere doldurup kâfir yakasına gönderir. Cihan Padişahı efendimiz hazretlerini bırakıp, kendi adına hutbe okutup sikke kazdırır. Sen ona bu kadar iyilikler eylemişken yine asker toplayıp senin üzerine gelmek üzeredir. Eğer atalık olmasa, çoktan vücudunu dünyadan kaldırıp, ümmet-i Muhammedi zulmünden kurtarırdım. Ey efendim, nâmem size vardıkta eğer izniniz olursa, gelip geri kalan ömrümü sultanım hazretlerinin emrinde geçirmeyi dilerim.”

Bu mektubu alınca gelmesi için haber gönderdim. Aynı gün Cezayir’den çıkıp “Ver elini Tlemsen” deyip yola koyulduk. Abdullah’ın oğlu Sülûkî cevabım eline geçince pek sevinmiş. Yanındaki adamlarını dağıtıp beş on atlı ile gelip yolda bana katıldı. Yanımızda makbul adamlarımızdan oldu . Tlemsen Beyi Abdullah da büyük hazırlık yapmış “Nerdesin Cezayir” deyip gelmekte idi.

Günlerden bir gün karşılaşıp cenge duruştuk. Hak teâlâ bize yardım etti. Abdullah’ın askerlerine gaziler öyle bir kılıç oynadılar ki, Kadı askerine böyle oynamamışlardır.

Ordugâhı tamamen yağma edildi. Abdullah at boynuna düşüp kaçarken tutulup getirildi. “Ey mel’un nâmert! Şimdi kendini görürsün. Seni ne şekil öldüreyim.” ' dedim.

Sülûkî’nin iyiliği Edit

O konakta kaldım. Sülûkî’yi üç dört yüz gazi ile Tlemsen’e gönderdim. O da geçip babası Abdullah’ın yerine oturdu. Belde halkı bir bir gelip “Mübarek olsun” dediler

Üç gün olup Sülûkî’nin misafirliği geçince beldeliyi topladı:Onlara: {C}“Göreyim sizi. Efendim Hayreddin Paşa’nın yanındada benim yüzümü ak edersiniz. Sizinle el birlik edip efendime bir peşkeş düzelim ki hiç görülmemiş olsun. Şimdiki herhalde yaptırmağa vaktimiz yoktur. Hemen her kimsede güzel yadigâr hediye olacak şey varsa getirsin” dedi.

Hepsi:“Baş üstüne!” deyip o kadar mal getirdiler ki dağlar kadar doldu. Sülûkî bunları bağlattı, iki yüz hayvan yükü etti. {C}“Hoş geldin akçası”ndan da altmış bin altın toplandı. Buradan anla ki Tlemsen ne zengin bir yer idi. Yirmi bin altın bana mahsus, otuz bin Ocak’a ve on bini de Sülûkî ile Tlemsen’e giden yoldaşlara verildi. Herkesin gönlünü hoş edip hatırını aldı.

Bunları kendi hazinesinden bir akça çıkarmadan yaptı.Kimseye cebr etmedi.Herkes kendi istek ve rızası ile getirdi.Çünkü babası Abdullah’ın zulmünü çekmişlerdi.Süluki’nin gelip babası yerıne oturmasına sevindiler.

Süluki de onlara adaletle muamele etti.Halk onun başına yemin edip , hayır dua ile anarlardı.Kimseye zulm edip incitmezdi .İşini şeriatla üzerine götürürdü.

Süluki ile beraber Tlemsen’e gönderildiğim dört yüz atlı Cuma namazından sonra veda edip ondan ayrıldılar.Beraberlerinde iki yüz yük altın hediye ve elli bin altın ile geldiler.Ayrıca Süluki’nin muhabbetnAmesinin teslim edip halka ettiği adAleti anlattılar.

Hutbeyi Sultan Selim adına okuttuğunu ,sikkeyi dahi padişah adına kestirdiğini,kendilerine çok iyi davrandığını hep ifade ettiler.Bütün halkın :Hayreddin Paşa’nın ceddine rahmet olsun .Bizi o zalim Abdullah’ın şerrinden kurtardı.Seyyit Süluki gibi bir meliki bizlere bey gönderdi.

Diye, bize dua ettiğini söylediler.Bu haberlerden pek hazzettim.El kaldırıp Süluki için dua kıldım.

Ferhat o konaktan ayrılıp Cezayir ‘e doğru göçmek üzere iken iki atlı çıkageldi.Toza toprağa batmışlardı.

"Ey Paşa efendimiz ! Kadıoğlu’nun karındaşı oğlu Ferhat pek çok asker toplayıp ,Tlemsen Sultanı Abdullah’ın başını kesip oğlu Süluki’yi yerine oturttuğunu duyunca korkuya kapılıp kaçtılar.Eğer istersen seni bir kestirme yoldan doğru üzerine görtürelim .Haddini bildir.Senin için büyük sözler,Hayreddin Paşa benim katilimdir , ben onda amcamın kanını komam ,derdi.Şimdi çok şükür daha mübarek yüzünü görmeden kaçtı ." diye haber getirdiler.

Bunları duyunca ,kendini bilmezlere kendini bildirmek gerekir ,deyip yola koyuldum.

Ilgar ile yedinci gün seher vakti yetişip bastırdık.Ferht’ın aklı başından gitti.Kaçarken bizim askerin içine düştü.Üzerine elli altmış tüfek birden çevrilince kurtulmak ihtimali olmadığını anladı, yalvarmaya başladı.

“Beni öldürkeyin.Efendim Hayreddin Paşa’ya götürün.Öldürürse o öldürsün,azat ederse o etsin.” dedi. {C}O zaman çeke çeke bağlayıp huzuruma getirdiler.Ilgar ile yedinci gün seher vakti yetişip bastırdık.Ferhat’ın aklı başından gitti.Kaçarken bizim askerin içine düştü.Üzerine elli altmış tüfek birden çevrilince kurtulmak ihtimali olmadığını anladı,yalvarmaya başladı. {C}“Ey mel’un şimdi nice gördün kendini!” dedim. {C}“Sultanım sen bir merhamet sahibi devletlüsün, bana kıyma. Ömrüm oldukça senin kulun kölen olayım. Her ne istersen vereyim.” {C}dedi. {C}Şeyhler murabıtlar araya girip rica eylediler. Bende ricalarını kabul eyleyip suçunu bağışladım. Ferhat gidip ayak teri olarak bize yirmi bin altın getirdi.

Önüme koyup, elimi ayağımı öperek: “Şu yirmi bin altını, ben kulundan eksiğimizle kabul buyur. Seneden seneye sana on bin altın ve bin deve, bin sığır ve iki bin koyun ve yüz katır ve on kısrak ve on at göndereyim.” dedi.

Bu şekilde anlaşma yaptık. Bana bir daha asi olmamaya tövbe istiğfar etti.“Dinlendi, Ferhat oğul, eğer sıdk ile tövbe eyledin ise daima şirin olasın. Eğer daha aklında fesat varsa, amcan Kadıoğlu gibi yine benim elime düşesin.” dedim.

Rahat cennet-i a’lâda.Oradan kalkıp göç edip Cezayir’e sâlimen geldik. Kendi zevk ü safâmızda olduk. {C}Aradan beş on gün geçince tersaneye indim. Tekneleri yağlatıp, üçer dörder beşer altışar ayakdaş edip gazaya gönderdim. Kendi müzegalereme Sinan Kaptan’ı bindirip bütün teknelerin üzerine serasker tayin ettim. Onun sözünden dışarı çıkmamalarını tenbih ettim. Bu sefere kendim gitmedim. Kalbimden : “Elhamdülillah, Hakk’ın inayeti ile nerde düşman komadık. Gaza yolunu da boş bırakmayıp tekneleri gönderdik. Ya çıkacak cana cefa nedir, biraz da kendi hatımıza bakalım.” deyip yattım.

O gece rüyada :“Ya Hayreddin! Yalan dünyada rahat olunmaz. Rahat, cennet’i a’lâda olur. Sana müjde olsun ki Adanın fethi de yakındır. Hemen gayret eyle. Allahın yardımı sana yüz tutmuştur.” deyip kayboldular.

Uykudan uyanıp tövbe istiğfar eyledim. Ada’nın fethi yakındır, demelerine çok sevindim. Bu Cezayir’e yalısında bir ada idi. Üzerinde Göbekli Burç derler bir kale vardı. Kâfir elinde idi.

Kendi kendime: “Gördün mü erenlerin yüce himmetin! Biraz da kendi rahatımıza bakalım dediğimizi istemediler.

Anma onların sözü haktır, biz hata eylemişiz.” diyerek çok sadakalar dağıttım. Açları doyurup çıplakları giydirdim.

Altmış tane tunç top Ada’nın fethi için hazırlıklar yapmaya başladım. Bir gece kendi kendime:“Burçlarımızda hırtallı toplarımız yok. Oraya buraya pek çok toptaşı, barut, kurşun harcadık. Bu adada ise çok kuvvet vardır. Ey Allahım sen İslâm’a yardım eyle.” deyip kayboldular.

Uyanıp, yüzümü yerlere sürüp, sabaha kadar ibadet ile meşgul oldum.

Sabah olunca Sinan Kaptan’ın altı pâre tekne ile her birinin yedeğinde birer ganimet barça olarak geldiklerini gördüm. Barçalar Cûdi dağı gibi idiler. Top tüfenk atıp şenlik ederek limana girdiler.

Liman reisi gidip barçaların yükünü öğrenip geldi. Meğer barçanın biri cephane yüklü imiş. Barut, toptaşı, kurşun ve altmış tane tunç top taşırmış. Her biri sekizer yirmi dörder okka sürahi dalyan toplar idi. Ötekiler de sof, zeytin, zeytinyağı, peynir, bal, şeker yüklü idiler.

Hepsinden çok cephane yüklü olana sevindim. “İnşallahu teâlâ ada bizimdir. Bunlar hayra alâmettir.” deyip ferahladım.

Bu sefer otuz beş tekne çıkmış,hepsi de ganimetle dönmüştü.Öyle ki Cezayir’in içi ganimet malı ile doldu. Ganimet topları çıkartıp gerekli yere yerleştirdim.Hikmeti gör ki,bu topları karataları da yapılmış, hazır vaziyette beraberlerinde idi.Bütün cenk aletlerini hazır ettikten sonra Ada’nın kumandaları olan Kuvarmador’a bir mektup yazıp gönderdim:

"Sen ada kuvarnadorusun,Selam Hüda’ya uyanlara olsun. Namem eline vardıktan,şöyle bilip AgAh olasın ki , sana on günlük mühlet verdim. Adanın içinden bir hilal bile almadan salilet başınıza cıkıp gidersiniz. Kalırsanız , Hak teala bu zayıf kuluna yardım eder dets fetih müheysser olursa hepinizi esir ederim. Sonra bildik bilmedik demeyiniz" diye yazdım.

Gazilerin bir ağızdan çığrışmaları Kuvarnador mektubu alıp okuyunca aklı başından gitti. Başpapazı çağırdı:Var Barbaroşo ile görüş. Ne isterse ver,yok deme,zira bu Türk kısmı akçayı pek severler. Sakın akçe de bitecek işe, inat muhalefet etme.diyerek,papazı bana elçi gönderdi.

Papaz gelince kalabalık divan topladım. Bütün gaziler,halkın ileri gelenleri hepsi hazroldular.Gazilere daha önceden tenbih ettim ki:

"Ogullar, eğer kafir sulh olalım derse, siz bir ağızmeyiz. Ya tek başlarına çıkıp giderlerveya ongüne kadar çıkıp gitmezlerse vakitlerine hazır olsunlar, dersiniz… {C}Papaz sulh isteyince bu şekilde agızdan çığrıştılar.Öyle ki papazın aklı başından gitti.Yarı can ile burcun kapısı gücü ile tuttu."

Papazı tutup Kuvarnador’un yanına götürdüler. Birzaman lar papazın aklı başına gelince sordular: Naber, barbaroş ne cevap verdi?

Barbaroşun elinde birşey yok.İş askerleride ellerinde.Onların cevabı şu ki : Eğer ada burcu ile sen pavlo borcunun doldursalarda lazım deqil. Bizim akçeye ihtiyacımız yoktur. Allah’ın izniyle ne zaman istersek onlardan yüz bin riyan alırız. Anma sözümüz sözdür o gününden itibaren salt başına çıkıp giderlerse,esirlikten halAs olurlar. Lakin bir top dahi atarlarsa, sağ kalanlarının hepsini esir ederiz… dediler. Böylece bilesin Baş papazın bu cevabın üzerine vay ki kafir kakıyıp kafir iken Yahudi oldu. “Ya benim onlardan korkum mu var!” deyip üç pare top attırdı. Kırmızı bandıra dikti.

Bende yedi topu bir fitelden ateşleyip som sırma bir büyük kırmızı sancak diktirdim. Gör hikmeti ki bizim taraftan atılan yedi pare topun danesinin biri kafirin burç üzerine diktiği sancağın sırığına rast gelip bandırasıyla beraber baş aşşağı eyledi… Hak teala kAfirleri daima baş aşağı eylesin, Amin.

Minareleri topa tutmaları Bundan sonra döğüşmeye başladık.Kırk gün küte küt doğdük.Kafirin yüzünü bir karış geri çeviremedik.Gerek göbekli Burç gerek sev pavlo Burcu gayet ateşli burçlardı. Çünkü İspanyol kafiri bu burçlarla ittifar eder: "Müslüman beldesinde, gözleri önünde , liman karşısında iki tane ejderha gibi burçlarımız vardır. " derlerdi.

Kâfir yakasında keferenin iki tarlası olsa birini sevap için bu burçlara vakf ederdi. Zengin kâfirler türlü türlü cenk âletleri yaptırıp vakf ederlerdi. Pazar geceleri sabaha kadar bu burçlardan şehrin içine top taşları dolu gibi yağar idi. Bunu burçlara cenk âleti vakf eden kâfirlerin habis ruhlarına sevap olsun diye ederlerdi.O gecelerde ümmet-i Muhammed sabaha kadar huzursuz olurdu..Sair geceler çokluk atmaz, amma bazan atarlardı.Fakat pazar geceleri muhakkak atar idiler.Gündüzleri ezan okundukça burçlardaki kâfirler topçulara bahşiş verip :"Ezan okunurken minareyi yıkıp devirene şu kadar bahşiş. " diye , topçu kâfirlere beş vakitte minarelere top attırırlardı.Topçu kâfirler de minareleri nişangâh edip toptaşını dolu gibi yağdırırlardı.

Amma Allah’ın izni, Peygamber’in mucizesi ve Bilâl-i Habeşi’nin berekâtı ile bir müezzinin bile burnunu kanadamayıp, bir minareden bir taş bile kopartamadılar.

Baştopçuları isterlerse yumurtayı bile vururlardı, amma Allah murat etmeyince birşey yapamadılar.Vuramadıklarını görünce de vaz geçtiler.

Mel’un bir baştopçu yalnız bir mel’un, bir hınzır baştopçu vardı ki sanatı ile mağrur idi.Bu minarelere top atmaktan vazgeçmedi.

Vazgeçenlerle : "Siz Müslümanlardan korktunuz da ondan vaz geçtiniz.Amma bakın ben vaz geçer miyim.Azizlerin yardımı ile ya o müezzinlerden bir kaçının kellesini uçurup minareleri yıkarım, yahut bu sanatı bırakırım." {C}diye alay ederek top doldurup ateş etti.Top paralanıp, ol baştopçu kâfiri hamur eyledi.Ondan başka topa yardım eden on bir kâfir de cehenneme gitti.Elhamdülillâh… O zaman kâfirlerin başları aşağı oldu.Bir daha müezzin, minare aramadılar.

Rüyadaki ihtiyar bu şekilde üç ay geçti.Burçların alınmasından bir eser görülmedi. {C}Bir gece sabaha kadar ibadet ü tâatte bulunup yalvardım, ağladım "Ya İlâh-el âlemin! Şüphesiz sen işleri kolaylaştırıcısın.Şu burçların fethini ben zayıf kuluna kolay kıl.Beni din düşmanı önünde hor hakir eyleme.Nusret ve kuvvet verici sensin. Sığındım sana,yâri kıl bana. diye dua ettim.

Sonra gaflet bastırdı.Uyukladım. Rüyamda nur yüzlü bir ihtiyar gördüm.

Bana :"Ey Hayreddin , niçin kasvet edip elem çekersin? Gönlünü halâs eyle. Her şeyin bir vakti saati vardır.Saatsiz kuş uçmaz. Uzaktan taktaka etmek de fayda vermez…Filân gece askerini teknelere doldur.Filânca saatte askeri Ada üzerine çıkar.Çıktıkları gibi toprağa girsinler.Filân tarafta kalenin kendi lâğımları vardır.O lâğımları zabt ederseniz burçlar sizindir, Hakk’ın izniyle…" deyip kayboldu. Uyanıp yüzümü yerlere sürdüm.

Papazın fikriEdit

Sabah olunca teknelerin hepsini denize indirip pirin dediği geceyi bekledik.O mubarek gece gelince yedi bin gaziyi teknelere koydum.Gecenin üçte biri geçtikten sonra Allah'ın izni ile görülmemiş bir karanlık pusu çöktü.Tekneleri avanta eyleyip, varıp adaya baş vurup taşra çıktılar.

Bir anda metris alıp içeri girdiler.Varıp burçların lağımlarını buldular, zabt eylediler.

Sabah olunca kâfirler burç üzerinden baksalar ki ne bakarsın, Türkler metris alıp içine girmişler.Lâğım olan yeri de bulup zabt eylemişler.

Gaziler bağırıp:Mayna ederseniz hoş! Etmeszeniz sizi göklere ağdırırız derlerdi.

Kafirler:Halimiz ne olacak! diye saçlarını sakallarını yolarlardı.

Gördünüz mü Barbaroşo'nun sihirbazlığını, dün geceki zulümat ne idi.Bütün dünya karanlık olup göz gözü görmedi.Meğer o karanlıkta askeri döküp adamlar gibi iş görmüş.Lâğım çukurlarına varıncaya kadar zapt etmiş.Bizler eşekler gibi yattık, uyuduk.Bakındı şimdi göklere mi ağarız, mayna mı ederiz? Diye söyleşirlerdi.

Bir kısım kafirler: " Niçin mayna edelim? Türkler lâğım atıklarında belki azizlerin himmeti ile işlemez! Zira burcun altı denizdir, toprak değildir.Tutalım ki lâğım işledi.Koca pulat bibi yalçın kaya olan burcun hepsini göklere ağdıramaz.Amma ne var ki lâğım atıldıkta şüphesiz bir yanını yıkar.Buna çare yoktur.O zaman Türkler fırsat bulup girerler.Birimiz kalmayıncaya kadar cenk ederiz" derlerdi.

Elhasıl kâfirler bir tedbirde anlaşamadılar.

Sonunda:"Azizlerin has kulu (yüzü gözü pas kulu) din ulusu papaza söyleriz.O ne söylerse onun sözünü yaparız" dediler.

İzzet ikramla papazı divana getirip,Kuvarnador'un yanına oturttular.

Sen ne dersin? Dediler.

Papaz:Benim bildiğim odur ki; eğer Barbaroşo eski sözünde kalıp salt başımızla gitmemize razı olursa azizlerin başı için pazarlık bizden yanadır.Eğer yok derse göklere ağmaktansa sağlık yeğdir.Mayna ederiz.Madem ki başımız sağdır.Elbette bizi burda komazlar, akçe ile olsun kurtarırlar.İşte benim bildiğim budur.Artık siz bilirsiniz. Yarın ahirette aziz efendimiz bana:

Benim kullarımı niçin lâğım ile atmağa razı oldun, diye azap etmek isterse, ben de size söylediğimi söyleyüp kendimi kurtarırım. O zaman olacak size olur.Diye fikrini söyleyip çekilip gitti.

Sen Pavlo Burcunun İnadıEdit

Kuvarnador da, öteki adı sanı belli büyük kafirler de papazın sözünü beğendiler. Hele bakalım, bir kere Barbaroşa'ya söylerüz.Eğer başımızla bizi koyverirse ne güzel. Eğer razı olmazsa o zaman çaresiz olduğumuz halde mayna etmek gerekir ” dediler. Burcunun üzerinden:

“Evvelki sözün üzerinde durur musun? Başımızla çıkıp gidelim, birşey yanımıza almayalım, tek bizi esir eyleme.” Diye seslendiler.

“Bu söz evvelden olacaktı. O zaman size nâme gönderip on gün mühlet vermiştim. Şimdi ben sizinle dört buçuk aydır cenk ederim. Ya mayna ederseniz yahut lâğımı atarım” Cevabını verdim.

Çâresiz mayna edip burcun kapısını açtılar. Gaziler burca girip beden başlarında Ezan-ı Muhammedi okudular. İslâm bayrakları dikilip toplar atıldı. Kale Allah’ın yardımı, Peygamber’in mucizesi olarak zabt u rabt edildi.

Kâfirlerin hepsi bin yediyüz kâfir olmak üzere zindana kondu.

“Şu burcun dört beş ay çok meşakkatini çektik, amma, sonunda kolayca fethi müyesser oldu.”

Diye şükürler ettim.

Sen Pavlo Burcuna gelince.

Gaziler ona da aynı şekilde bağırıp:

“Ada Burcu gibi mayna eder misiniz? Yoksa göklere ağar mısın?”

Dediklerinde, onlar:

“Biz Ada Burcunun askerleri gibi korkak değiliz Papaz lâfına da aldırmayız. Elinizden geleni geriye komayın. Zorla alabilirseniz sözümüz yok!” cevabını verdiler.

İşe bak ki kâfirlerin cevabı benim niyetime de uygun geldi. Bu burcu ele geçirirsem yerle bir edeyim, diye düşünürdüm. Çünkü bu burcun topları şehrin her tarafına erişir çok zarar verirdi.

Lâğımı ateşlettim. O saatte burcun yarısından fazlası göklere ağdı, tarumar oldu. Gaziler dalkılıç olup burca girdiler.”Allah! Allah!” sadası ayyuka çıktı. Kâfire öyle bir kılıç oynadılar ki, ya medet Allah! Mel’unların yarısından fazlası lâğımla atılıp cehenneme gitmişlerdi. Geri kalanı da gaziler kılıçtan geçirdiler. Bin ikiyüz kâfirden dört yüz kâfir sağ kaldı.

Sen Pavlo Burcu da feth olunup beden başlarında Ezan-ı Muhammedi okundu. Yedi gün yedi gece şenlikler yapıldı. Şehir süslenip donatıldı. Burc ü bârûlar sancaklarla lâlezâre döndü.

Emr edip, San Pavlo Burcundan kalan kısmı da esir kâfirlere yıktırttım. Taşını toprağını, Boğaz Ağzı denen koltuğa döktürüp orayı doldurttum.

Şehrin kâfirler yaptırılması

Burçlardan çıkan kâfirlerden kuvarnador ve kuvalyar gibi rütbeli kâfirler yetmiş beş idi. Bunlar ayrı ayrı zindanda yatarlardı. Asker kâfirlerin ise hepsi ikibin yüz idi.

Her yirmi beş kâfir üzerine bir rütbeli kâfiri mutamed tayin ettim. On gaziyi de silâ ile pusatı ile muhafız verdim.

Kâfirlere:“Ey kâfirler, bu şehri nasıl bomba ile ve top taşı ile yıkıp viran eylediniz ise, yine evvelkinden iyi mamur ve âbâd eyleyeceksiniz” dedim.

Cezayir ‘in içinde ne kadar yıkılmış, evvel zamandan kalma köhne yer varsa hepsini yeniden yapmak üzere tamir ettirdim. Evleri yıkılmış, tamire kudreti olmayan fakirlerin haneleri yenilendi. Öyle ki Cezayir’in içinde ilaç için arasan, bir barış yıkık yer bulunmazdı. Yeni bir şehir oldu.

Hani o ibrişimi kaldırmayan rütbeli kafirlerin, elleri ayakları parça parça oldu. Derileri sıcaktan bütün soyuldu. Onlara göze bu azap ölümden beter idi. Amma ellerinden ne gelir.

Birgün kafirler ağır bir taş kaldırırken zabt edemeyip düşürdüler. Muhafız gazilerden birinin ayaklarını kırdılar.

Ceza olarak o yirmi beş kafire mutemed olan kuvalyar kafiri diri iken şişe saplayıp öbür kafirlere ibret olsun diye yaktırıp kömür eyledim.

"Her yirirmi beş kafire bir büyük köpek tayin eyledim ki, onları gözetsin. O gazinin ayaklarının kırılması kuvalyar kafirin başı altndan çıkmıştır." dedim.

Bundan sonra daha dikkatli olup iyi çalıştılar.

İslama merhamet ile davranır, amma kafire kafirliğini bildirirdim.

Ceneralin sözleriEdit

Burçların alındığı haberi ispanya Kralına varınca hiddetinden pür ateş olup bu haberi söyleyen kafiri karnına ıspata sokup gebertti.

Sonra;burç kale gibi yerleri almak, gran senyör gibi ulu padişahlar gibi, biz krallar gibi kuvvet sahiplerine mahsustur. Yoksa Barbaroşo gibi bir hırsızı, insan adam hesabına mı kor? Barbaroşo dünyaya gelmeden o burçlar orada dururdu.Kimse sarkıntılık etmeye kadir olamadı. Değil ki Barbaroşa gibi bir hırsız! deyip, son derece gazabından kafir iken Yahudi oldu.

Yanında bulunan büyük köpeklerin hepsi başlarını yere eğip cevap vermediler.

Kralın hiddeti biraz hafifleyince ;"Siz de söyleyin bakalım. Ne dersiniz hiç bu olacak iş midir? " diye sordu .

İçlerinden Kaptan Paşa yani Ceneral olanı başını yukarı kaldırıp söz istedi . Bu kafir iş bilir tedbirli biri idi.

"Devletlü Kralım, desturunuz olursa kulunuz dahi bir iki çift söz söyleyeyim. Amma Kralımın hoşuna gidecek gibi mi olsun, yoksa doğru cevap mı olsun." diye sordu.

Kral:"Hayır, hemen doğru cevap olsun. Hoşa gidecek cevaptan bir hayır gelmez."

Deyince, Kaptan Paşa yani Ceneral:

" Devletlü Kralım, ben kulun söylerim amma gönlün hatırın kırılmasın." dedi.

Kral bu sefer:"Azizlerin başına yemin ederim ki, sana bir zararım ziyanım dokunmaz, hemen söyle bakalım." diye tekrar tekrar izin verdi.

Ceneral iki dizi üstüne gelip: "Dinlendi Kralım! Barbaroşo deyip de geçiverme. Ummadığın taş baş yarar. Ejderha yılandan olurmuş, derler.Kale ve burç almak benim gibi kuvvet sahibi krallara mahsustur, deme .Birşeyin vakti saati gelince , az bir şey sebep olur, alınır. Az askerle çok askerin bozulması ayıp , garip değildir. İş kumandanın tedbirin üzere tamir ettirdim. Evleri yıkılmış, tamire kudreti olmayan fakirlerin haneleri yenilendi. Öyle ki Cezayir’in içinde ilaç için arasan, bir barış yıkık yer bulunmazdı. Yeni bir şehir oldu.

Hani o ibrişimi kaldırmayan rütbeli kafirlerin, elleri ayakları parça parça oldu. Derileri sıcaktan bütün soyuldu. Onlara göze bu azap ölümden beter idi. Amma ellerinden ne gelir.

Birgün kafirler ağır bir taş kaldırırken zabt edemeyip düşürdüler. Muhafız gazilerden birinin ayaklarını kırdılar.

Ceza olarak o yirmi beş kafire mutemed olan kuvalyar kafiri diri iken şişe saplayıp öbür kafirlere ibret olsun diye yaktırıp kömür eyledim.

"Her yirmi beş kafire bir büyük köpek tayin eyledim ki, onları gözetsin. O gazinin ayaklarının kırılması kuvalyar kafirin başı altndan çıkmıştır." dedim.

Bundan sonra daha dikkatli olup iyi çalıştılar.

İslama merhamet ile davranır, amma kafire kafirliğini bildirirdim.

Ceneralin sözleriEdit

Burçların alındığı haberi ispanya Kralına varınca hiddetinden pür ateş olup bu haberi söyleyen kAfiri karnına ıspata sokup gebertti.

Sonra; "burç kale gibi yerleri almak, gran senyör gibi ulu padişahlar gibi, biz krallar gibi kuvvet sahiplerine mahsustur. Yoksa Barbaroşo gibi bir hırsızı, insan adam hesabına mı kor? Barbaroşo dünyaya gelmeden o burçlar orada dururdu.Kimse sarkıntılık etmeye kadir olamadı. Değil ki Barbaroşa gibi bir hırsız! " deyip, son derece gazabından kafir iken Yahudi oldu.

Yanında bulunan büyük köpeklerin hepsi başlarını yere eğip cevap vermediler.

Kralın hiddeti biraz hafifleyince ;

"Siz de söyleyin bakalım. Ne dersiniz hiç bu olacak iş midir?" diye sordu .

İçlerinden Kaptan Paşa yani Ceneral olanı başını yukarı kaldırıp söz istedi . Bu kafir iş bilir tedbirli biri idi.

"Devletlü Kralım, desturunuz olursa kulunuz dahi bir iki çift söz söyleyeyim. Amma Kralımın hoşuna gidecek gibi mi olsun, yoksa doğru cevap mı olsun." diye sordu.

Kral: "Hayır, hemen doğru cevap olsun. Hoşa gidecek cevaptan bir hayır gelmez." deyince, Kaptan Paşa yani Ceneral: "Devletlü Kralım, ben kulun söylerim amma gönlün hatırın kırılmasın." dedi.

Kral bu sefer:"Azizlerin başına yemin ederim ki, sana bir zararım ziyanım dokunmaz, hemen söyle bakalım. "diye tekrar tekrar izin verdi.

Ceneral iki dizi üstüne gelip:" Dinlendi Kralım! Barbaroşo deyip de geçiverme. Ummadığın taş baş yarar. Ejderha yılandan olurmuş, derler.Kale ve burç almak benim gibi kuvvet sahibi krallara mahsustur, deme .Birşeyin vakti saati gelince , az bir şey sebep olur, alınır. Az askerle çok askerin bozulması ayıp , garip değildir. İş kumandanın tedbirindedir.Sen. o burçlar gibi ateşli burçlarla Barbaroşa nasıl başa çıkar, nasıl yaklaşabilir dersin.Sözün gerçektir.Amma düşman oraya varıp da alabanda alabandaya döğüşmez.Kuvvetli armada sahibi olursa yapar…Amma bu burçların korkusu vardır.Bunların ölümü lAğımdandır.Kim bilir, su uyur düşman uyumaz demişler.Gece vakti firkatelerle adaya asker döküp, lAğımları zabt etmiş olabilirler.Eğer böyle olduysa cenk bile gerekmez.Şimdi yapılacak iş şudur ki, beş pare çektiriye zahire ve cephane korsunuz, Cezayir’e doğru giderler. Hem bir hizmet görürler hem de bakarlar ki ne var, ne yok, bu haber doğru mudur, anlarlar.” dedi.

Sözünü :“İşte devletlü Kralım benim bildiğim budur.Siz daha iyi bilirsiniz.” diyerek bitirdi.

“Gider ama, gelir mi?

Kral: “Her sözün yerli yerinde beğendim.Amma şu beş pAre çektiri gemisini göndermeni beğenmedim. Çünkü şimdi biz ona beş pAre çektiri gemisi göndersek, bizim için büyük alçaklık olur. Çektiri gemileri ancak büyük hizmetlere giderler. Barbaroşo da kendine bir pAye verir. İspanya Kralı benden korkuyormuş, burçlara gönderdiği zahireyi bile olur olmaz gemilere koyup gönderemedi. Çektirilerle gönderdi diye iftihar eder. Koltuğuna karpuz sığmaz olur. Hem de çektiri gemilerin pAyesi kalyondan yukarıdadır. Sen bir de deniz adamı olacaksın. Bu kadar şeyden haberin yok… Oraya evvelden beri zahire ve cephaneyi barça gemileri götürür, yine onlar götürsün. Bizim Barboroşa gibi haydutlardan endişemiz yoktur.” dedi.

Ceneral ise: “Devletli Kralım barça gemileri gider amma, geleceklerine kefil olamam.” cevabını verdi.

Bunun üzerine Kral hiddetle:“Gelmeyeceklerini nerden bildin?” diye sorunca:

“Şurdan bilirim ki Barbaroşo’nun şimdi otuz kırk pAre kalitesi vardır. Senin pAye verdiğin çektiri gemilerinden bile korkusu yoktur. Sen Barbaroşo’dan sakın.” diye karşılık verdi.

Ceneralin bu sözlerine çok kızan Kral:

“Şu bizim Ceneralin, Barbaroşa ile bir akrabalığı var galiba, onun tarafını pek tutuyor. Veya korkusundan nasıl öveceğini bilemiyor. Ceneral Ne edeyim ki, sana bir zararım dokunmayacak diye yemin ettim. Yoksa şimdi senin de karnına ıspata sokardım. Çık dışarı bre hayır söylemez.” diyerek Cenerali divandan koğdu.

Onuncu BölümEdit

Aydın Reis İş BaşındaEdit

Kral on pâre barçaya zahire, cephane ve cenk âletleri koyup tenbih etti ki:

‘’Varın bunları Cezayir’deki Ada Burcuna ve Sen Pavlo Burcuna boşaltın. Hem bakın Barbaroşo ne iş üzerindedir.’’

On adet barça günlerden bir gün Barselona’dan çıkıp Cezayir’e doğru gelmekte oldular. Amma gör hikmeti ki, barçalar Barselona’dan çıkmadan beş altı gün önce bir Cenova tartanası burun tütünü yükleyip Cenova’ya dönder olmuştu. Bu tartanayı yolda bir Cezayir korsan teknesi aldı. Tartanayı İspanyol barçalarının gelmesinden önce Cezayir’e getirdiler.

Cezayir’e yeni gelen esir kâfirlerinden ya tekne reislerini veya söz anlar belli başlı kâfir varsa onu, huzuruma getirtir, kâfir yakası havadislerinden ne var ne yok gereği gibi sual eder her şeyden haberdar olurdum.

Bu tartananın reisi ise bütün olanları bilirmiş. Huzuruma çağırıp da, ne var ne yok diye sorunca hepsini anlattı.

Tartana reisinin anlattıklarıEdit

Kralın Barselona’da olduğunu, Cenova üzerine gideceğini, Ada Burcu ile Sen Pavlo Burcunun benim aldığımı söyleyen kâfiri ıspata ile öldürdüğünü; benim hakkımda atıp tutup tahkir ettiğini; Ceneral’in haklı söylediğini; Kral’ın onu da kızıp koğduğunu, zahire ve cephane yüklü on barçanın bugün yarın geleceğini; Ceneralin: Çektiri gitsin, zira Barbaroşo’nun büyük kaliteleri vardır, bir yüz karalığı olabilir, dediğini; Kralın da onunla alay edip, bizim Ceneral’in Barbaroşo ile bir akrabalığı olması gerek, korkusundan nasıl meth edeceğini bilmiyor, çektiri büyük işlere mahsustur, düşmana kendi elimizle pâye mi verelim, ne biçim feraset sahibi Ceneralimiz varmış, diye maskaralığa aldığını; Ceneralin de kızıp, barçaları Cezayir’e gönderirsin, amma bu tarafa geleceklerine kefil olamam, Barbaroşo’ya büyük hediyedir, dediğini; Kralın da gazaba gelip sana söz vermiş olmayaydım, şimdi seni de öldürürdüm diye söğüp koğduğunu, elhâsıl bütün olup biteni bana hikâye etti.

Bu haberlerden çok memnun oldum.

Ceneral’e dua edip: ‘’Allah teâlâ onu İslâm ile şereflendirsin. Bizim için ettiği himmet Hak katında makbul olsun. Kral huzurunda hakkımızda dedikleri de gerçek olup haklı çıksın.’’

Diye lâtife ederek zevklendim. Tartananın kaptanını mükâfatlandırıp rahat ettirdim.

Ada Burcunda İspanyol sancağıEdit

On gün sonra bahsi geçen on pâre barça göründü. Ada Burcuna İspanyol bayrakları diktim. Barçalar burca yanaşıp kendi sancaklarını görünce sevindiler.Yıktırmış olduğum Sen Pavlo burcunu göremediler.Hava puslu idi.Daha iyi seçelim diye yanaşıp top altına girdiler ve fundo edip yattılar.

Daha önce on pAre kaliteyi hazırlamış yağlayıp suyunu alıp,levendini içine kondurmuş sefere hazır etmiştim.

O saatte Sinan Kaptan’ı ve reisleri çağırtıp,dua ettikten sonra:

“Haydi oğullar göreyim sizi!Sizler nasip aramağa gidersiniz.İşte elhamdülillAh nasip sizin ayağınıza geldi.”

Deyip,tartana kaptanın anlattıklarını onlara da söyledim.

Reisler hemen o satte on pAre tekne olarak avanta edip,karakuş gibi üzerlerine süzüldüler.Hava süt limanlık idi.Bizim tekneler varıp barçalara yaklaşınca burçtan da İspanyol sancağı indirilip İslAm sancakları dikildi.

Barçaların üzerine burçtan öyle bir top alabandası vurdular ki,maazallah denizi çorba kazanı gibi kaynattılar.Barçaların kiminin sabadiresi,kiminin tirentekesi,kiminin mayıstırası,kiminin mizanası top taşı ile uçup gitti.

Kafirler burcun üzerindeki İspanyol bandırasına aldanıp eskisi gibi yine top altına girmişlerdi.Yük boşaltması kolay olsun diye böyle ederlerdi.

Demir atıp yattıktan sonra baktılar ki,Sen Pavlo Burcu yerinde yok…O zaman kAfirlerin aklı başından gitti.Hemen salpa etmek istediler.Amma ne fayda,mum söndürecek kadar bile rüzgar yoktu.

Kralın on barçası Barçalar ise,her biri koca mefret filebotlar idi.Olur olmaz rüzgAra tınmazlardı,meğer ki tufan-ı Nuh ola…</p>

Burçtan üzerlerine sağılan top alabandası ise kollarını kanatlarını kırdı.Bu hırtallı toplarla isteselerdi hepsini batırırlardı.Ama ben topçubaşıya tembih edip:

“Sakın barçaları batırmak niyetiyle atmayın.Hemen yukarı atın.Zira içinde olan şeyler bize lAzımdır.”

Demiş olduğumdan batırmadılar.

Kaliteler,Allah için cihad deyip varıp her biri bir barçaya çattı.Yan kapağı gibi barçaların yanıbaşlarına asıldı.Gaziler kılıçları ağızlarında barçalara tırmanıp kAfirlere mayna ettirdiler.

Barçaları yedeklerine alıp kürekle sürükleyip getirirlerken rüzgAr da çıktı.Yelken edip çabucak barçaları limana soktular.Büyük şenlik şAdımanlık oldu.

Barçaları boşalttık.Öyle zahire,barut,top,palenteke,zincir,çeşit çeşit cenk Aletleri çıktı ki koyacak mahzen bulamadık.

Akçe ile alınmak lAzım gelse bunlardan çıkan eşya beklim bir milyon akçe ile ele geçmezdi.

İşlerimizi kolaylaştıran Cenab-ı RabbülAlemine sonsuz hamd ü şükr eyledim.

“Yarabbi!Kuvvet ve nusret verici sensin.Ben senin zayıf bir kulunum.İslAma sen yardım eyle!”

Diye geceleri yüzümü yere koyup dua kıldım.

On pAre barçadan üçyüz ellibeş kAfir sağ ele geçti .Kalanı kılıçtan geçmişti.

On barçanın üzerine kaptan olan kAfiri huzuruma çağırıp bazı havadislerden sordum.

Tartanın reisi ne dediyse, bunun cevapları da hep ona muvafık geldi. Bunun üzerine tartananın reisine adaklık verdim.

Tartananın reisi düşe kalka İspanya yakasına varınca burçların ve barçaların hakikaten alındığının haberini verdi.

Bunun üzerine kAfir yakasında bir feryad-ı ye’s ü matem koptu. KAfir-i edebiler, eşekler gibi çağırıp, hınzırlar gibi hortlamaya başladılar.

Giderek bu haber Krala vardı. Tartananın kaptanını Kral’a götürdüler. O da burçların ve on pAre barça gemilerin alındığını bir bir anlattı.

Kral’ın benzi simsiyah kesilip cir cevap etmeye kadir olmadı, düşünceye daldı.

Gönlünden: “Ceneral ne söyledi ise çıktı. O zaman sözünü tutmuş olaydık!”

Diye döğünmeye başladı. Ceneral’in yüzüne bakacak hali kalmadı.

Aydın Reis Sinan Kaptan on pAre tekne yağlayıp sefere çıkacak iken, kendi gelen on pAre zahire ve cephane yüklü barçayı Hak’ın yardımı ile alıp limana getirmişti.

“Teknelerin bu yağları mübarek yağdır. Seferleri kalmasın.”

Diyerek bu on tenekeyi gönderecek oldum. Amma Sinan Kaptan keyfini bozmuştu.

Bunun üzerine seferden kalmasınlar diye, Aydın Reis’i çağırıp Sinan Kaptan’ın yerine müzegalere bindirdim.

Bu Aydın Reis, gazi, dilAver bir reis idi. Derya iş Zayir’e götürdüler. Bize bir derman edeceksen et. Etmezsen, hepimizin dağılıp başımızın rahat edeceği yerlere gideceğiz.

Diye, merkepler gibi bağırıp hınzırlar gibi hortlamaya başladılar.

İspanya Kralı’nın ise henüz Cezayir’de feth eylediğimiz Ada Burcu ile Sen Pavlo Burcunun ve zahire yüklü on parçanın kasaveti yüreğinde Gırnata dağı gibi yuvalanıp yatırdı. Bu şikayetçiler de gelince, aklı başından gitti.

Ey azizler bizden yine yüz çevirdiniz galiba!

Dedikten sonra, yanındaki büyük kafirler dönüp: Ey azizlerin has kulları (yüzü gözü pas mel’unları), ne dersiniz? Hıristiyan düşmanı olan diyavolo Barbaroşo’nun üzerine beş on pare çektiri gemisi göndersek, gitseler, buldukları yerde teknesiyle hayduduyla birlikte yaksalar, olmaz mı, ne dersiniz? Diye sordu.

Kafirler ise kalplerinden: Şimdi Kralın sözüne göre, çektiri gemisinin gitmesi doğrudur, desek, belki Ceneral’e darıldığı gibi bize de darılır. En iyisi huyuna suyuna gidelim. O haydutlar için çektiriye ne hacet, onların hakkından bizim perkenler bile gelir deriz. Bakalım cevabı ne olacak. Diye geçirdiler.

Sonra Kral’a cevap olarak: Devletlü Kral efendimiz! Sizin de buyurduğumuz üzere, Barbaroşo gibi hayduta çektiri gemisi göndermek büyük ayıptır. Hemen azizlerin himmetiyle ele geçirseler, onların hakkından bizim küçük perkendeler bile gelir, büyükler şöyle dursun. Dediler.

Kral bunun üzerine ferahlayıp: Azizler sizden razı olsun. Benim de siz iyi hıristiyanlardan beklediğim bu cevap idi.Dedi.

Ceneral ise Kral’ın kendisini divandan koğduğu günden beri meclise girmemişti. Kral da, gelsin demezdi. Kral, Ceneral ile buluşmaya can atardı, amma yine burnun çeldirmezdi. Bir aracı çıksın diye beklerdi.

Kral’ın alelacele on beş pare perkende donatıp Aydın Reis’i aramağa göndermesine de Ceneral içinden:

Barboroşa’ya on beş pare perkende daha hediye gönderdiler, yazık şu Hıristiyanlara… Diyerek üzülmüştü.

Amma kimseye söylemezdi. Heman seyrancısın, seyranın eyle hesabı, dergahtan sürülmüş köpek gibi uzaktan seyr ederdi.

Aydın Reis’in rüyasıEdit

Aydın Reis ise ayakdaşları ile beraber bir adaya gelip yattılar,sulandılar.Sabahleyin yavaş yavaş Cezayir’e doğru çekilip gitmeye niyet ettiler.

Sabah oldu.Ayakdaşları baktılar ki Aydın Reis’de hareket etmeye hiç niyet yok.Bir hareket göstermiyor.

Be canım bu herif divane mi oldu? Güneş doğdu. Daha yerinden kımıldamadı. Allah bilir ya bu herif kendisini Cezayir limanında yatar sanıyor. Bu ne biçim deniz yoludur.

Diye söylenerek, ayakdaşları reislerin dokuzu birden Aydın Reis’e gittiler.

Allah bilir ya, sen galiba bu adadan hoşlandın. Zira kaba kuşluk oldu, daha gönlün kalkmak istemez. Görüyorsun ki , teknelerimizde iğne atacak yer yoktur. Azığımız dersen tükendi. Sefer edecek zaman geçti. Bir an evvel kalkmağa bakalım.

Deyip sitem ettiler. Aydın Reis ise ibadet ile meşgul idi.

Reislere: Karındaşlar, hareketimizi biraz daha geciktirelim. İnşallah iyi olacak.

Dedikten sonra o gece gördüğü bir rüyayı anlattı:

‘Bu gece gazilerin başbuğu Hayrettin Paşa efendimizi rüyamda gördüm. Bir yerde oturmuştu. Varıp elini öptüm.-Sultanım inşallah yarın dönüş edip Cezayir’e doğru çekilip geleceğiz. Bizi dualarınızda unutmayınız-dedim. Geri çekilmek istediğimde beni elimden tuttu: oğlum Aydın reis,gözlerin aydın olsun ki ,inşallah daha fazla ganimetle Cezayir geleceğiniz muhakkaktır.amma yarın sen kuşluk namazınızı eda edip elini yüzüne çaldıkça ,şimal tarafından sizin üzerinize doğru an beş pare yelken gelse gerek. Onlar düşman tekneleridir. Mahsus sizi aramak için mertlik davası ile donanıp çıkmışlardır. Allahın yardımı peygamberin mucizesi ile sakın onlardan zerre kadar kalbinize korku gelmeye. Onlar sizin kısmetinizdir. Sen hemen kaptan sancağı kaldıran mavi kıçlı tekneye aman zaman vermeyip çatasın, nusret kuvvet sizindir.-deyip üç kere arkamı sıvazladı. Sırtıma kırmazı bir kandura giydirdi. Elime bir yalın kılıç verdi.-hoşça kal-deyip deniz üzerinde, sanki karada yürür gibi yürüyüp kayboldu.

‘işte şimdi bende gelecek olan nasiplerimizi bekliyorum. Geldiklerinde ben inşallah kapı denesine çatarımsizler de birerşeine çatarsınız. Nusret bizimdir.’

Evliya lık taslıyor…’

Aydın reisten bu sözleri işiten öteki reis ayakdaşları aralarında daha fazla mırıldanmaya başladılar. ‘bakındı, püzevenginbu kadar ayıbından başka bir de evliyalık başlıyor. Şimdi gelecek nasip vardır diyor. Biz kendi kalabalığımızdan bizarız, o daha nasip sevdasında…’

Onlar atar tutarlarken aydın reis kuşluk namazı kılardı. Kimini işitmezlikten gelirdi.

Nişlesin, el uşağının ahvali belli mi olur? allateala bir kulunu beş on adam üzerine başbuğ eylemesin. Bilhassa firketeci milleti olursa zor haldir.

"Ayakdaşları da aydın reisi bırakıp gidemiyorlardı. Çünkü aydın reis onların cümlesinin üzerine kaptan idi.

Aydın reis kuşluk namazını kılıp, duasını edip el yüze çaldıkça, rüyada söylendiği şekilde şimal tarafından on beş pare tekne görüne düştü.

Hani o kalkmaya ağırlık eden aydın reis hepsinden önce salpa eyleyip, aç aslan avına saldırır gibi yelken açıp gitmeye başladı.

Ayakdaşları da yelken açıp aydın reisin ardına düştüler. Amma aydın reisin bindiği müzegalere ziyade yürüdüğünden ayakdaşlarına ardında göden kaybeder gibi oldu. O zaman orsa alabanda yapıp ayakdaşlarını bekledi. Onlar da gayret edip gelip ardına yetiştiler aydın reiste ayadaşlarının yürüdüklerine göre yelken yapıp atbaşı beraber gittiler. Kâfirlerin üzerine doğru süzülüp vardılar.

Kâfirler rüzgâr üzerinden aydın reisin üstüne pupa sarada gelirler, aydın reiste altlarından ister idi. Kâfirler böyle gelirlerken birdenbire orsa eylediler.

Kâfir kısmı, yiyeceği aşı bilir

Meğer kâfirler aralarında müsaade etmişler. Tekneler üzerine kaptan olan kâfir:

Muhakkak bu gelen on pâre tekne Barbaroşo’nun tekneleridir.Kendisi de işte şu ilerde gelen müzegalereye binermiş.Bunların ne çeşit büyük tekneler olduğunu işte gözünüzle gördünüz.Bunlar bizim İspanya çektirilerine bile karşı dururlar,değil ki bize…Şimdi,azizlerin başınayemin etmekten büyük yemin olmaz.Benim bildiğim ve aklımın kestiği budur ki,biz on beş değil,belki bu teknelerle yirmi beş tekne olsak yine onların hakkından gelemeyiz.Cezayir’e zahire cephane götüren barçalardan da fena oluruz.Hazır rüzgâr üzerinde iken orsa edip aşağıya doğru gidelim.Eğer azizler yardım etmez de yetişirler ellerine düşersek,o zaman iki el bir baş içindir deyip kadir olduğumuz kadar göğüşürüz.Oldu hoş,olmadı ne yapalım.Biz Cezayir’deki Ada Burcu ile Sen Pavlo Burcundan kuvvetli değiliz.Mayna ederiz. Demiş.

Kâfirler korkmakta haklı idiler.Nasıl korkmasınlar ki,Aydın Reis’in bindiği müzegalerenin –Allah hatasız eylesin-benim diyen çektiri gemisinden bile pervası yoktu.On sekiz hırtal olmak üzere on altı pâre tunç top ile elli adet tunç saçması,üç yüzden fazla tüfeği vardı.Yirmi altı oturaktı.Uçurma hep kâfir idi.İçinde üç yüz elli gazi yiğit bulunurdu.Öteki gemiler de onun gibi on sekizer,yirmi dörder oturak teknelerdi.Onların da hep uçurmaları kâfir idi.İki yüz ellişer yiğit gazileri vardı.Allah erenlerin yüce himmetleri berekâtı ile kâfirlerin tapaları nasıl atmasın.

On beş pâre kâfir teknelerinin isem kumandaniyetleri on sekiz oturak tekne idi.On beşpârenin içinde bundan büyüğü yoktu.

Hem bu kâfir kısmı yiyeceği aşı bilir,kendini tehlikeye atmaz.

Aydın Reis’in deniz cengiEdit

Kâfir tekneleri kaçıp bizimkiler kovalamaya başladılar.

Rüzgâr da uygun esince varıp kâfir teknelerine yetiştiler.

Aydın Reis karakuş gibi içlerine daldı.Beş pâre kâfir teknesinin arasına girip top alabandası,el humbarası,kurşun fındıklarını belâ yağmuru gibi üstlerine yağdırdı.Sonra dönüp kâfirlerin kapudânesine boy boya çakıp bağlaya kodu.

Gaziler dalkılıç olup kâfir teknesine girdiler.Öyle kılıç vurdular ki,iki yüz kâfirden yetmiş beşi sağ ele geçti.Onlar da mayna etmeselerdi,hepsini kıracaklardı.Zaten kâfire fazla ihtiyaçları yoktu.

Bizim teknelerde Müslümandan çok esir kâfir vardı.Amma teknelerde esirleri zapt edecek âletler ve düzen de çoktu.İki yakalı sancak ve iskelede kelepçeli ve lâleli tomruklar vardı.Oturak arasında da bordaya perçinli zincirler bulunuyordu,

Bunları yaptırmış, Kim bilir oğullar,su uyur düşman uyumaz.Gafil olmayın.

Diye leventlere tenbih etmiştim.Gaziler saatle,silâhlı pusatlı nöbet bekler,bir an gafil olmazlardı.

Aydın Reis kâfirlerin kapudanesini zapt ederken ötekiler de birer tanesini aldılar.

Kâfir teknelerinin dokuzu alındı,dördü batırıldı.İkisi de akşam karanlığı ile gayet de yürük olduklarından kaçıp kurtuldular.

Dokuz tekneden üç yüz yetmiş beş kâfir sağ olarak alındı.Gerisi hep kılıçtan geçti.

Tekneleri yedeğe alıp selâmet ve ganimetle, forsa sancaklarını ve filândıralarını dikip düşmanın rağmına top tüfek atıp, şenlik şâdımanlık ederek Cezayir’e geldiler. Sefere çıktıklarından beri kırk bir gün olmuş idi.

Aydın_Reis’in_kaptan_olmasıEdit

Aydın Reis ayakdaşları ile birlikte geldi. Hal hatır soruştuk. Hepsine izzet ikram edip: “Gazanız mübarek olsun!”Diyerek aşağıdan yukarıdan sohbete giriştik.

Amma Aydın Reis rüya faslını bana da söylemek istedikçe ben sohbeti başka tarafa çevirdim.

Sonunda Aydın Reis’e: “Ey oğlum Aydın Reis! Gazi Sinan Kaptan merhum oldu. Hak teâlâ garîk-i rahmet eyleye. Sen dahi tavr ü hareketi belli olmuş pâk divânesin ve sıdk ü ihlâs ile mâruf bir gazisin. Seni merhumun yerine kaptan tâyin ettim. Allah teâlâ seni düşman üzerine mansur ve sancağını mebrûk eylesin.”

Diyerek eğnine hil’at giydirdim.

Dualar edilip, taamlar yenilip, şerbetler kahveler içildikten sonra Aydın Kaptan gelip elimi öptü. “Hoşça kal sultanım.”

Deyip de dışarı çıkacağı sırada, elinden tutup sıktım.

Sonra kulağına: “Oğlum Aydın Kaptan! İç âleminde bazı şeyler görülür. Şaşırma, aksine iş işleme, teslim ol. Kişi hangi menzile ermek dilerse teslimlik ile erer. Oğlum, cihad yolunda gezenlerde seyran eksik olmaz.”

Dedim.

O zaman Aydın Kaptan da: “Eyvallah sultanım. Keremin var olsun.”

Diyerek, mesrur olup gitti.

Bu gazadan ele geçen ganimet malları pay edildi.Gazilerin cümlesi zengin oldular. Çiçek gibi giyinip kuşanıp, zevk u safâlarında bulundular.

Yaptıklarımızı_Hünkâr’a_arzEdit

"Bundan sonra, Sultan Selim Han hazretlerine Cezayir’de olup bitenleri arz etmek istedim. Denizde ve karada olanları, çıkan fitneleri, Hakkın yardımı ile bunların başlarını kırıp padişahın memleketine sükûnet içinde nizam ve intizam verdiğimi bildirip bu vesile ile padişah duasına mazhar olmayı diledim.

Bunun için on pâre mükemmel tekne hazır ettim. Aydın Kaptan’ı bunlara serasker yaptım. Fevkalâde hediye ve peşkeşler düzdüm, Peşkeş Ağası’na teslim ettim. Üç yüz adet erbâb-ı kürek esiri Ocak’tan hediye olmak üzere Peşkeş Ağası’na verdim.

Levent´ gazilerin en seçkinlerinden her tekneye ikişer yüz gazi tayin ettim. Aydın Kaptan’ın müzegaleresi hepsinden büyük olduğundan ona üç yüz gazi verdim.

Teknelerin her birini bir çeşit renk ile boyattım. Müzegalere dersen baş kıç som altın, baştarde gibi süslendi. Elimizde Venedik altını çoktu. Tekneler ne zaman Venedik körfezine gitseler, aldıkları ganimetler arasından eksik olmaz, Venedik altını çıkardı.

Var evi, kerem evi derler. Hem o günde, olmasa bile, tekneleri ziynetlemek lâzımdı. Çünkü Cezayir gibi yerden şevketlü Hünkâr’ın hayır duasını almak için giderler. Hem dosta düşmana karşı büyük namdır.

Hülâsa, teknelere öyle bir ziynet verdik ki, hemen güya dudu kuşuna döndüler.Bir bakan bir daha nazar etmek isterdi.

>Günlerden birgün, bir mübarek saatte kalkıp yola revan oldular. Uygun rüzgârla on yedinci gün Äsitâne-i Saadet’e vardılar.

Hikmeti gör ki, meğer Sultan Selim o gün Yalı Köşkü’nde bulunurmuş. Teknelerin Sarayburnu önünde eylediği şenlikleri seyr ü temâşâ eyleyip, azim mesrur olmuş.Teknelerin ziynetlerini beğenmiş.

Hünkâr kancabaşları gelip Aydın Kaptan’ı aldı. Aydın Kaptan da Hünkâra ait olan hediye ve peşkeşlerin her birini bir esir kâfirin sırtına yükledi.

On pâre teknenin kaptanları, ağaları, çavuşları, hocaları, ayakçıları, hep temiz urbalarını giyip dışarı çıktılar.Hasekiler önlerine düştü. Ardlarında üç yüz kâfir iki yakalı dizilmiş her birinin üzerinde bir hediye olmak üzere böyle âdâb ve erkân ile varıp şevketlü padişah’ın nazarına durdular.

Aydın Kaptan ile başağa olan Peşkeş Ağası’na, bizzat şevketlü Hünkâr’ın huzuruna varıp buluşalar diye ferman olundu.

Hünkâr’ın nâmeyi kendisi okumasıEdit

Hasekiler, Aydın Kaptan ile Ağa’yı alıp Padişah’ın huzuruna götürdüler. Hasekilerin öğrettiği gibi âdâb-ı pâdişahiyi yedi yerde yerine getirip, ayak üzre durdular.

Peşkeş Ağası dîbâ bir kese içine konmuş olan nâmemi şevketlü Padişahının önüne koyup geri çekildi.

Sultan Selim hazretleri ise, bize olan muhabbetinden dolayı nâmeyi kendisi okudu. Bitirince el kaldırıp: "Allah yardımcıları olsun… Diye bana, Ocak’a ve Cezayir gazilerine eyledi.

Aydın Kaptan’a beş yüz altın ile bir teberrük sonkur kılıç ve kıymetli dürbün aynası bahşiş verip eğnine hil’at giydirdi.

Öbür dokuz kaptana ikişer yüz altın, daha aşağılara ellişer altın, hocalara yüzer altın verip hil’at giydirildi.

Ve Padişah tarafından: "Dönüşünüzde, bana yine burada kavuşasınız…"

Diye ferman buyuruldu.

Onlar da âdâb-ı pâdişâhîyi yerine getirip, kıçın kıçın Padişah huzurundan çıkıp teknelerine döndüler.

Adamlar reislerini orsa alabanda olarak beklerlerdi. Gelince üçer kat daha şenlik edip varıp Tersâne-i Âmire’ye yattılar.

Kaptanlar için konaklar, leventler için kışlalar döşenip tayınları verildi. Öyle bir ikram eylediler ki ancak olur. Peşkeş ağası için de başlı başına bir konak ve tayın verildi. O da vezirlere ve diğer büyüklere verilecek hediye ve peşkeş muhabbetnâmeleri hep yerli yerince verdi. Onlar da yer yerden bize hediye peşkeşler düzüp, muhabbetnâmeler yazıp Peşkeş Ağası’na teslim ettiler.

Yol eri yolda gerekEdit

Böylece bir ay kadar Âsitane’de kalıp, alacaklarını alıp vereceklerini verdiler. Sonra "yol eri yolda gerek" deyip teknelerini yağladılar.Hazır ettiler.

Günlerden bir gün Tersâne-i Âmire’den kalkıp yalı köşkünün önüne geldiler. Şevketli Hünkâr’a ise evvelki gün, "Yarın Cuma’dan sonra Cezayir’li kulların gideceklerdir."

220. SayfaEdit

Seyyid Sülûkî Bizim Tlemsen üzerine sefere hazırlandığımızı haber alınca bir mektup yazıp gönderdi:Edit

“Benim efendim,” “Baktım gördüm ki, babamın Müslümanlığa yarar bir işi yok. Ümmeti-i Muhammed acısından ölürken o İspanyol kâfiri ile el birlik edip, buğdayı gemilere doldurup kâfir yakasına gönderir. Cihan Padişahı efendimiz hazretlerini bırakıp, kendi adına hutbe okutup sikke kazdırır. Sen ona bu kadar iyilikler eylemişken yine asker toplayıp senin üzerine gelmek üzeredir. Eğer atalık olmasa, çoktan vücudunu dünyadan kaldırıp, ümmet-i Muhammedi zulmünden kurtarırdım. Ey efendim, nâmem size vardıkta eğer izniniz olursa, gelip geri kalan ömrümü sultanım hazretlerinin emrinde geçirmeyi dilerim.”

Bu mektubu alınca gelmesi için haber gönderdim. Aynı gün Cezayir’den çıkıp “Ver elini Tlemsen” deyip yola koyulduk.

Abdullah’ın oğlu Sülûkî cevabım eline geçince pek sevinmiş. Yanındaki adamlarını dağıtıp beş on atlı ile gelip yolda bana katıldı. Yanımızda makbul adamlarımızdan oldu

Tlemsen Beyi Abdullah da büyük hazırlık yapmış “Nerdesin Cezayir” deyip gelmekte idi.

Günlerden bir gün karşılaşıp cenge duruştuk. Hak teâlâ bize yardım etti. Abdullah’ın askerlerine gaziler öyle bir kılıç oynadılar ki, Kadı askerine böyle oynamamışlardır.

Ordugâhı tamamen yağma edildi. Abdullah at boynuna düşüp kaçarken tutulup getirildi.

“Ey mel’un nâmert! Şimdi kendini görürsün. Seni ne şekil öldüreyim.”

Dedim.

220

221. Sayfa

Emr ettim, keskin usturalarla başından tırnağına sırım çıkarıp öyle azap ile öldürttüm. Sonra oğlu Seyyid Muhammed Sülûkî ‘ye kaftan giydirip Tlemsene’e bey yaptım ve;

“İşte babanı gördün. Ne şekil öldü sende yoldan çıkarsan babandan beter olursun.” Dedim.

Sülûkî’nin iyiliği

O konakta kaldım. Sülûkî’yi üc dört yüz gazi ile Tlemsen’e gönderdim. O da geçip babası Abdullah’ın yerine oturdu. Belde halkı bir bir gelip “Mübarek olsun” dediler

Üç gün olup Sülûkî’nin misafirliği geçince beldeliyi topladı:

Onlara:

“Göreyim sizi. Efendim Hayreddin Paşa’nın yanındada benim yüzümü ak edersiniz. Sizinle el birlik edip efendime bir peşkeş düzelim ki hiç görülmemiş olsun. Şimdiki herhalde yaptırmağa vaktimiz yoktur. Hemen her kimsede güzel yadigâr hediye olacak şey varsa getirsin”

Dedi.

Hepsi:

“Baş üstüne!”

Deyip o kadar mal getirdiler ki dağlar kadar doldu. Sülûkî bunları bağlattı, iki yüz hayvan yükü etti.

“Hoş geldin akçası”ndan da altmış bin altın toplandı. Buradan anla ki Tlemsen ne zengin bir yer idi.

Yirmi bin altın bana mahsus, otuz bin Ocak’a ve on bini de Sülûkî ile Tlemsen’e giden yoldaşlara verildi. Herkesin gönlünü hoş edip hatırını aldı.

Bunları kendi hazinesinden bir akça çıkarmadan

222.Sayfa

Yaptı.Kimseye cebr etmedi.Herkes kendi istek ve rızası ile getirdi.Çünkü babası Abdullah’ın zulmünü çekmişlerdi.SülUki’nin gelip babası yerıne oturmasına sevindiler.

Süluki de onlara adaletle muamele etti.Halk onun başına yemin edip , hayır dua ile anarlardı.Kimseye zulm edip incitmezdi .İşini şeriatla üzerine götürürdü.

Süluki ile beraber Tlemsen’e gönderildiğim dört yüz atlı Cuma namazından sonra veda edip ondan ayrıldılar.Beraberlerinde iki yüz yük altın hediye ve elli bin altın ile geldiler.Ayrıca Süluki’nin muhabbetnAmesinin teslim edip halka ettiği adAleti anlattılar.

Hutbeyi Sultan Selim adına okuttuğunu ,sikkeyi dahi padişah adına kestirdiğini,kendilerine çok iyi davrandığını hep ifade ettiler.

Bütün halkın :

Hayreddin Paşa’nın ceddine rahmet olsun .Bizi o zalim Abdullah’ın şerrinden kurtardı.Seyyit Süluki gibi bir meliki bizlere bey gönderdi.

Diye, bize dua ettiğini söylediler.

Bu haberlerden pek hazzettim.El kaldırıp Süluki için dua kıldım.

Ferhat

O konaktan ayrılıp Cezayir ‘e doğru göçmek üzere iken iki atlı çıkageldi.Toza toprağa batmışlardı.

‘’Ey Paşa efendimiz ! Kadıoğlu’nun karındaşı oğlu Ferhat pek çok asker toplayıp ,Tlemsen Sultanı Abdullah’ın başını kesip oğlu SülUki’yi yerine oturttuğunu duyunca korkuya kapılıp kaçtılar.Eğer istersen seni bir kestirme yoldan doğru üzerine görtürelim .Haddini bildir.Senin için büyük sözler,Hayreddin Paşa

222

223.SayfaEdit

benim katilimdir , ben onda amcamın kanını komam ,derdi.Şimdi çok şükür daha mübarek yüzünü görmeden kaçtı .”

Diye haber getirdiler.

Bunları duyunca ,kendini bilmezlere kendini bildirmek gerekir ,deyip yola koyuldum.

Ilgar ile yedinci gün seher vakti yetişip bastırdık.Ferht’ın aklı başından gitti.Kaçarken bizim askerin içine düştü.Üzerine elli altmış tüfek birden çevrilince kurtulmak ihtimali olmadığını anladı, yalvarmaya başladı.

“Beni öldürkeyin.Efendim Hayreddin Paşa’ya götürün.Öldürürse o öldürsün,azat ederse o etsin.”

Dedi.

O zaman çeke çeke bağlayıp huzuruma getirdiler.

Ilgar ile yedinci gün seher vakti yetişip bastırdık.Ferhat’ın aklı başından gitti.Kaçarken bizim askerin içine düştü.Üzerine elli altmış tüfek birden çevrilince kurtulmak ihtimali olmadığını anladı,yalvarmaya başladı.

“Ey mel’un şimdi nice gördün kendini!”

Dedim.

“Sultanım sen bir merhamet sahibi devletlüsün, bana kıyma. Ömrüm oldukça senin kulun kölen olayım. Her ne istersen vereyim.”

Dedi.

Şeyhler murabıtlar araya girip rica eylediler. Bende ricalarını kabul eyleyip suçunu bağışladım. Ferhat gidip ayak teri olarak bize yirmi bin altın getirdi. Önüme koyup, elimi ayağımı öperek:

“Şu yirmi bin altını, ben kulundan eksiğimizle kabul buyur. Seneden seneye sana on bin altın ve bin deve, bin sığır ve iki bin koyun ve yüz katır ve on kısrak ve on at göndereyim.”

Dedi.

Bu şekilde anlaşma yaptık. Bana bir daha asi olmamaya tövbe istiğfar etti.

“Dinlendi, Ferhat oğul, eğer sıdk ile tövbe eyledin

223

224.SayfaEdit

İse daima şirin olasın. Eğer daha aklında fesat varsa, amcan Kadıoğlu gibi yine benim elime düşesin.”

Dedim.

Rahat cennet-i a’lâda

Oradan kalkıp göç edip Cezayir’e sâlimen geldik. Kendi zevk ü safâmızda olduk.

Aradan beş on gün geçince tersaneye indim. Tekneleri yağlatıp, üçer dörder beşer altışar ayakdaş edip gazaya gönderdim. Kendi müzegalereme Sinan Kaptan’ı bindirip bütün teknelerin üzerine serasker tayin ettim. Onun sözünden dışarı çıkmamalarını tenbih ettim.

Bu sefere kendim gitmedim. Kalbimden :

“Elhamdülillah, Hakk’ın inayeti ile nerde düşman komadık. Gaza yolunu da boş bırakmayıp tekneleri gönderdik. Ya çıkacak cana cefa nedir, biraz da kendi hatımıza bakalım.”

Deyip yattım.

O gece rüyada :

“Ya Hayreddin! Yalan dünyada rahat olunmaz. Rahat, cennet’i a’lâda olur. Sana müjde olsun ki Adanın fethi de yakındır. Hemen gayret eyle. Allahın yardımı sana yüz tutmuştur.”

Deyip kayboldular.

Uykudan uyanıp tövbe istiğfar eyledim. Ada’nın fethi yakındır, demelerine çok sevindim. Bu Cezayir’e yalısında bir ada idi. Üzerinde Göbekli Burç derler bir kale vardı. Kâfir elinde idi.

Kendi kendime:

“Gördün mü erenlerin yüce himmetin! Biraz da kendi rahatımıza bakalım dediğimizi istemediler.

224

225.SayfaEdit

Anma onların sözü haktır, biz hata eylemişiz.”

Diyerek çok sadakalar dağıttım. Açları doyurup çıplakları giydirdim.

Altmış tane tunç top

Ada’nın fethi için hazırlıklar yapmaya başladım. Birgece kendi kendime:

“Burçlarımızda hırtallı toplarımız yok. Oraya buraya pek çok toptaşı, barut, kurşun harcadık. Bu adada ise çok kuvvet vardır. Ey Allahım sen İslâm’a yardım

Eyle.”

Deyip kayboldular.

Uyanıp, yüzümü yerlere sürüp, sabaha kadar ibadet ile meşgul oldum.

Sabah olunca Sinan Kaptan’ın altı pâre tekne ile her birinin yedeğinde birer ganimet barça olarak geldiklerini gördüm. Barçalar Cûdi dağı gibi idiler. Top tüfenk atıp şenlik ederek limana girdiler.

Liman reisi gidip barçaların yükünü öğrenip geldi. Meğer barçanın biri cephane yüklü imiş. Barut, toptaşı, kurşun ve altmış tane tunç top taşırmış. Her biri sekizer yirmi dörder okka sürahi dalyan toplar idi. Ötekiler de sof, zeytin, zeytinyağı, peynir, bal, şeker yüklü idiler.

Hepsinden çok cephane yüklü olana sevindim.

“İnşallahu teâlâ ada bizimdir. Bunlar hayra alâmettir.”

226. SayfaEdit

Deyip ferahladım Edit

Bu sefer otuz beş tekne çıkmış,hepsi de ganimetle dönmüştü.Öyle ki Cezayir’in içi ganimet malı ile doldu. Ganimet topları çıkartıp gerekli yere yerleştirdim.Hikmeti gör ki,bu topları karataları da yapılmış, hazır vaziyette beraberlerinde idi.Bütün cenkAletlerini hazır ettikten sonra Ada’nın kumandaları olan Kuvarmadora’a bir mektup yazıp gönderdim:Edit

“Sen ada kuvarnadorusun,Edit

“Selam Hüda’ya uyanlara olsun. Namem eline vardıktan,şöyle bilip AgAh olasın ki , sana on günlük mühlet verdim. Adanın içinden bir hilal bile almadan salilet başınıza cıkıp gidersiniz. Kalırsanız , Hak teAlA bu zayıf kuluna yardım eder dets fetih müheysser olursa hepinizi esir ederim. Sonra bildik bilmedik demeyiniz” Edit

Diye yazdım. Edit

Gazilerin bır ağızdan çığrışmaları Edit

Kuvarnador mektubu alıp okuyunca aklı başından gitti.Edit

Başpapazı çağırdı:Edit

“Var Barbaroşo ile görüş. Ne isterse ver,yok deme,zira bu Türk kısmı akçayı pek severler. Sakın akçe de bitecek işe, inat muhalefet etme.”Edit

Diyerek,papazı bana elçi gönderdi.Edit

Papaz gelince kalabalık divan topladım. Bütün gaziler,halkın ileri gelenleri hepsi hazroldular.Gazilere daha önceden tenbih ettim ki:Edit

“Ogullar, eğer kAfir sulh olalım derse, siz bir ağızmeyiz. Ya tek başlarına çıkıp giderlerveya ongüne kadar çıkıp gitmezlerse vakitlerine hazır olsunlar, dersiniz…””Edit

226

227. SayfaEdit

Papaz sulh isteyince bu şekilde agızdan çıgrıştılar.Öyle ki papazın aklı başından gitti.Yarı can ile burcun kapısı gücü ile tuttu. Edit

Papazı tutup Kuvarnador’un yanına götürdüler. Birzaman lar papazın aklı başına gelince sordular:Edit

Naber, barbaroş ne cevap verdi?Edit

Barbaroşun elinde birşey yok.İş askerleride ellerinde.Onların cevabı şu ki :Eğer ada burcu ile sen pavlo borcunun doldursalarda lAzım deqil. Bizim akçeye ihtiyacımız yoktur. Allah’ın izniyle ne zaman istersek onlardan yüz bin riyan alırız. Anma sözümüz sözdür o gününden itibaren salt başına çıkıp giderlerse,esirlikten halAs olurlar. LAkin bir top dahi atarlarsa, sağ kalanlarının hepsini esir ederiz… Dediler.Böylece bilesinEdit

Baş papazın bu cevabın üzerine vay ki kafir kakıyıp kAfir iken Yahudi oldu. “Ya benim onlardan korkum mu var!”Edit

Deyip üç pare top attırdı. Kırmızı bandıra dikti.Edit

Bende yedi topu bir fitelden ateşleyip som sırma bir büyük kırmızı sancak diktirdim. Gör hikmeti ki bizim taraftan atılan yedi pare topun danesinin biri kAfirin burç üzerine diktiği sancağın sırığına rast gelip bandırasıyla beraber baş aşşağı eyledi… Hak teAlA kAfirleri daima baş aşağı eylesin, Amin.Edit

Minareleri topa tutmalarıEdit

Bundan sonra dogüşmeye başladık.Kırk gün küte küt doğdük.KAfirin yüzünü bir karış geri çeviremedik.Gerek göbekli Burç gerek sev pavlo Burcu gayet ateşli burçlardı. Çünkü İspanyol kAfiri bu burçlarla ittifar eder:Edit

227

228. SayfaEdit

"Müslüman beldesinde, gözleri önünde , liman karşısında iki tane ejderha gibi burçlarımız vardır. "

Derlerdi.

Kâfir yakasında keferenin iki tarlası olsa birini sevap için bu burçlara vakf ederdi. Zengin kâfirler türlü türlü cenk âletleri yaptırıp vakf ederlerdi. Pazar geceleri sabaha kadar bu burçlardan şehrin içine top taşları dolu gibi yağar idi. Bunu burçlara cenk âleti vakf eden kâfirlerin habis ruhlarına sevap olsun diye ederlerdi.O gecelerde ümmet-i Muhammed sabaha kadar huzursuz olurdu..Sair geceler çokluk atmaz, amma bazan atarlardı.Fakat pazar geceleri muhakkak atar idiler.Gündüzleri ezan okundukça burçlardaki kâfirler topçulara bahşiş verip :

"Ezan okunurken minareyi yıkıp devirene şu kadar bahşiş. "

Diye , topçu kâfirlere beş vakitte minarelere top attırırlardı.Topçu kâfirler de minareleri nişangâh edip toptaşını dolu gibi yağdırırlardı.

Amma Allah’ın izni, Peygamber’in mucizesi ve Bilâl-i Habeşi’nin berekâtı ile bir müezzinin bile burnunu kanadamayıp, bir minareden bir taş bile kopartamadılar.

Baştopçuları isterlerse yumurtayı bile vururlardı, amma Allah murat etmeyince birşey yapamadılar.Vuramadıklarını görünce de vaz geçtiler.

Mel’un bir baştopçu

Yalnız bir mel’un, bir hınzır baştopçu vardı ki sanatı ile mağrur idi.Bu minarelere top atmaktan vaz geçmedi.

Vazgeçenlerle :

"Siz Müslümanlardan korktunuz da ondan vaz geç


tiniz.Amma bakın ben vaz geçer miyim.Azizlerin yardımı ile ya o müezzinlerden bir kaçının kellesini uçurup minareleri yıkarım, yahut bu sanatı bırakırım."

Diye alay ederek top doldurup ateş etti.Top paralanıp, ol baştopçu kâfiri hamur eyledi.Ondan başka topa yardım eden on bir kâfir de cehenneme gitti.Elhamdülillâh…

O zaman kâfirlerin başları aşağı oldu.Bir daha müezzin, minare aramadılar.

Rüyadaki ihtiyar

Bu şekilde üç ay geçti.Burçların alınmasından bir eser görülmedi.

Bir gece sabaha kadar ibadet ü tâatte bulunup yalvardım, ağladım:

"Ya İlâh-el âlemin! Şüphesiz sen işleri kolaylaştırıcısın.Şu burçların fethini ben zayıf kuluna kolay kıl.Beni din düşmanı önünde hor hakir eyleme.Nusret ve kuvvet verici sensin. Sığındım sana,yâri kıl bana. "

Diye dua ettim.

Sonra gaflet bastırdı.Uyukladım. Rüyamda nur yüzlü bir ihtiyar gördüm.

Bana :

"Ey Hayreddin , niçin kasvet edip elem çekersin? Gönlünü halâs eyle. Her şeyin bir vakti saati vardır.Saatsiz kuş uçmaz. Uzaktan taktaka etmek de fayda vermez…Filân gece askerini teknelere doldur.Filânca saatte askeri Ada üzerine çıkar.Çıktıkları gibi toprağa girsinler.Filân tarafta kalenin kendi lâğımları vardır.O lâğımları zabt ederseniz burçlar sizindir, Hakk’ın izniyle…"

Deyip kayboldu.

Uyanıp yüzümü yerlere sürdüm.

229

11. BölümEdit

ANDİRYA DORYANIN ESİREdit

O tedbirli ceneral üzüntüsünden gebermiş idi.Onun yerine Andirya Dorya namında bir mel’un Ceneral olmuştu.

Kral sözüne devam ederek:

O Diyavolo barbaroşo ‘nun evvelden hesabını görmedik.Bir hırsızdan ne olacak dedik.Şimdi ise herif Gran senyör tarafındanda da tanındı.Bizimkilerden üç yüz esiri Gran Senyör ‘e hediye götürüp makbule geçti. Gran Senyör de Barbaroşo’ya çok riayet etmiş.Üç tane yeni çektiri gemisi bağışlamış.

<Yolda gelirken de on beş aktarma daha almışlar.Her birinde mal dolu imiş.Mesih’in kullarından üçyüz esiri almışlar.Gran Senyör’e götürdükleri üçyüz esir çıktıktan başka elli tane de fazlası ellerine geçmiş. Bunlar bizim için çok talihsizliktir .Ölen Ceneral’in .Barbaroşo deyip de geçiverme ,ondan çekinmek gerekir,dediği kadar varmış .Hele şimdi de Gran Senyör duasına mazhar oldu…Götürdüğü üçyüz esir makbule geçti diye,şimdiCezayir’deki bütün hristiyanları

Sayfa:259
Edit

Padişahın daha çok duasına nail olayım deyu hep ona hediye göndermeye kalkabilir.Onlarında ömürleri artık hep kürekte geçecek demektir.O zaman bu esirlerin akrabasıbizi ne yapar ve biz Mesih efendimize yarın ne cevap veririz.>

Dedi.

Sonra da:

<Bu diyavolo Barbaroşo sonunda muhakkak Padişah’a Ceneral olur.İşteo zaman başımıza kıyametler kopacak demektir.Çünkü bu kıyıları kendi eli gibi biliyor.İşte olacaklar o zaman olur.>

Deyip yine ağlamaya başladı.

O divanda bulunan büyük kafirler başlarını öne eğip hiç konuşmazlardı.Hep Kral konuşurdu.

Bu hale kızdı .Hiddetlenerek:

<Sizler de bir şeyler söylesenize! Hep ben mi söyleyeceğim?>

CENERAL ANDİRYA DORYA

Ötekiler ise bizim adımızın anıldığı yerde durmak istemezlerdi,değil bizden bahsetmek…Cenab_ı Hak kafirlerin kalbine böyle bir korku vermişti.Mesela ağlayan kızanlarını bizimle korkuturlar:

<Barbaroşo gelir de seni yer!>

Derlerdi.

Yeni Ceneral Andirya Dorya ,Kral’dan başka konuşan olmadığını ,Kral’ın da bu yüzden kızdığını görünce ,hemen yalancı pehlivan gibi sıvanıp meydana çıktı.

Yer öpüp:

   <Devletlü kral,sakınıp elem çekme.ben eski ceneral gibi Türklerden korkmam.Ben halis hristiyanım .Ve isa Mesih’in saf kuluyum .azizlerin himmetleri ile yirmi çektiri alıp ,Cezayir’i alayım.

Sayfa:260

Barbaroşo dedikleri Hristiyan düşmanıDiyavoloyu sana dipdiri tutup huzuruna getireyim.O zaman ne şekil ölümle istersen öyle öldür.>

Dedi.

  Kralın yüreğine biraz su serpildi.Yüzü gülmeye başladı.Andirya Dorya’da Kral’ın hoşuna gidecek ne varsa,laf u güzaf harmanını savurdu.
  Amma benim bunlardan haberim oldu.Ne demişler :<Soran dağ aşmıştır,sormayan yabanda kalmıştır.>

Her şeyin bilinmesi, bilinmemesinden iyidir.Hiç gafil durmazdım.İki üç tane habercim vardı ki,onların işleri güçleri haber toplamak idi.

Ben de elime geçen esirlerden,ahval bilir kimseleri sorguya çeker ,haber toplardım.

  Bunlara sual üstüne sual sorup işin aslını öğrenirdim.Bir işe başlamakta acele etmez.<Acele şeytandan teenni Rahmandan >kadesince işi tedbirle yürütür,olur olmaz şey için hiddete gelmezdim.

İspanya Kralı,Efrenc Kralı’na name yazdı:

<Sen ki Efrenc Kralı’sın>

   <Ben ki ispanya Kralıyım ve bütün Hristiyanların ulusuyum.Namem sana vardıkta bil ki,aramızdaki aramızdaki düşmanlıktan biz vaz geç!Yine evvel ki gibi karındaş olalım.Ve hem bilesin ki Cezayirli Barbaroşo namında bir Türk korsan peyda oldu.Bana yaptıklarını anlatmak mümkün değildir.Baktım,gördüm ki ihmal ile bir şey olmayacak
 <Şimdiki halde elimizde on pare çektiriden başka hazır gemimiz yok.sen de on pare çektiri gönder.Ceneral yirmi çektiri ile hem Cezayir’i almayı hem de Barbaroşo’yu bağlayıp getirmeyi üzerine aldı.Bolay

Sayfa:261


Kim azizlerin himmetiyle şu diyavolo ele geçip Hristiyan şerrinden emin olaydılar.Bu hususta gerek sen gerek ben,dinimizin hizmetinde bulunup büyük sevaba nail olalım>

  Bu nameyi alan Efrenc Kralı da çabucak on pare çektiri gemisi donatıp İspanya Kralı’na gönderdi.Kral ise ferahladı.Kendi gemilerini de donatıp hepsi yirmi pare çektiri oldu.Andirya Dorya Ceneral olmak üzere Cezayir’i almak ve bizi tutup kralına götürmek kastı ile yola çıktılar.
  Andirya Dorya önce Mayorka tarafına gitti.Orada bir Mayorka perkendesine rast geldi.Bu gemi Cezayir’den yeni gelmişti.Pasaporta  ile daima Cezayir’e gider gelirdi.

DORYA’NIN ŞİRŞEL SEFERİ

Andirya Dorya teknenin kaptanından bizi sordu.O da ne işüzere olduğumuzu anlattıklarından sonra:

   <Senin Kralın önündeki iddiandan Barbaroşo’nun haberi var.Sen, bana yirmi pare çektiri gemisi ver,varayım sana Cezayır’ı alayım,hem de Barbaroşo’yu tutup getireyim,demiş_

Sin. O da bunun üzerine ,ben Cezayir’deyken otuz beş pare tekneyi yağlayıp hazırladı.Amma öyle tekneler ki her biri yirmi dörder,yirmi altışar ,yirmi yedişer,yirmi sekizer,yirmi dokuzar bank olmak üzeredir.her birinde ikişer yüz,üçer yüz çakmak vardır.öyle ki her birisi tek başına böyle bir çektiriden yüz çevirmez.Barbaroşo’nun kumandası da yerinde.Her şeyleri yollu yolunda>

Demiş

Sonra da:

<Biz yola çıkmadan bir gün önce Cerbe teknelerinden beşpare tekne geldi.onlarında üçüyirmi sekizer


Sayfa:262

İkisi yirmi dörder bank olmak üzere iyi donanmış teknelerdi.Bu beş teknenin hepside Muslihiddin adında bir kaptanındı.Bahadırlıkta Barbaroşo kadar varmış dediler.

Malıyla canıyla barbaroşo’nun hizmetinde olmaklığa gelmiş.Barbaroşo da Müslihiddin Kaptanı,yarar bahadır olduğundan Patrona tayin etti.Elhasıl cümlesi kırk pare tekne oldular.Uzun sözün kısası bolay kim azizler size yardım edeydi.Yoksa Barbaroşo’nun hazırlıklarından benim gözüm korktu.

Diye ilave etmiş.

Andirya Dorya’nın ise bu sözleri işitince tapasıattı.Amma İspanya Kralı’nın yanında ettiği iddiadan atanmamak için,biz Cezayir’den çıkmadan Arap yakasında bir yer basıp bir miktar esir alıp götürmek istedi.

Bahane edip:

<Barbaroşo’yu bulamadım!>

Diyecekti

Bunların için Şirşel’e geldi.Top menzili dışına demirleyip yattılar.Sandallarla karaya asker döktüler.Kalenin varoşunda oturan Müslümanlar onların geldiklerini görünce çoluk çocuklarını alıp kaleye kapandılar.

Kafirler varoşa gelince,Müslümanların acele ile götüremeyip bıraktıkları eşyayı çapul etmeye başladılar.

Kaledeki Müslümanlar da onların çapul sevdasına düşmelerini fırsat bilip dalkılıç olarak kaleden çıktılar.Kafirlere öyle bir kılıçüşürdüler ki,kafirler çapulu bırakıp başlarıkaygusuna düştüler.Kafir askeri Agustos sergisi gibi oldu.Ayağına çabuk olanlar sandallara yetişip kurtuldu.<aman>diyenler de esir olup canınıkurtardı.

Sayfa:263


Ölenlerden başka bin yediyüz kafir esir alındı.bir bu kadarıda mürd olmuştu.Allah’ın yardımı ile göz açıp kapayıncaya kadar iyi bir yüz aklığı oldu.

MÜRTED KÖLENİN ETTİĞİ

Gemilere kaçan kafirler ise iyice şaşıp anababa gününe döndüler.Demirlerini kaldıramayıp şaşkınlıkla kumanalarına balta üşürüp kestiler.Allak bullak yelkene bindiler.Amma kafirlerin bu derece korkmalarına sebep olan Şirşel Kaidi ‘nin kölesi idi.

Bu köle görünüşte Müslüman olmuştu.kalbinden ise eskisi gibi kafir imiş.Andirya Dorya çektirilerle oraya gelince kafir damarı harekete geldi.Kaçıp Andirya Dorya’nın yanına gitti.

Ben hristiyanım !

Deyip din_i İslam’a sögmeye başladı.Cezayir’i almasıiçin Andirya Dorya’ya klavuzluk edecekti.

Sonra kafirlerin satırı yiyip de teknelerde adam kalmadığınıgörünce :

Eyvah,ya biz bu perişanlık halinde iken Hayreddin Paşa ‘ya duramazlar.işte o zaman olacak bana olur.Ana baba dinini tazelemişken ,tekrar Müslüman olayım dersem,onların dininde olmaz.bizim kelle gitti demektir.Bari şunları kandırıp buradan ayırmaya bakayım

Diye kara kara düşünmeye başladı.çünkübizim de kırk pare tekne ile Andiryo Dorya üzerine çıkmak üzere çıkmak üzere olduğumuzdan haberi varmış.

Bunun üzerine Andirya Doryo ‘nın damarınagirip: bunun burası duracak yerler değildir.yılan çıyan yeridir.Hemen bir ayak evvel buradan uzamaya bak!

Sayfa:264

Diye onu kandirdı.

Bunun üzerine Andiryo Dorya’nın elini ayağıÇıfıt sıtmasıtuttu.Korkularından demir almaya kalmayıp ,balta üşürdüler,demirlerini orada bıraktılar.

KANDESİN ANDİRYA DORYA!Edit

Kırk pare yelken ile deryaya açılmış:

Kandesin Andirya Dorya!

Deyip cezayir’den çıkmıştım.Kafir yakasını bordaya alıp giderdim.o gece rüya aleminde :

Aradığın mel’un Şirşel tarafındadır.gayet bozgun haldedir.fırsat senindir

Dediler.

Uyanıp yüzümü yerlere sürüp:Allahım !İslamı kafirlere karşı kuvvetli kul!

Tevekkeltü alallah Deyip Şirşel tarafına yöneldik.

Bi_izn_i Huda ve mu’cizat_ı Mustafa,kafirler demirlerini kesip henüz yelkene binmişler iken yetiştik.

Baktım ki bunların halleri başka,birbirlerine bakmayıp aldığına gidiyorlar.

Sultan Selim hazretlerinin yadigar gönderdiği yeşil sancak ile filandırayı diktim.yedi pare top attım baktım ki kafirlerde bir değişiklik yok.Neden sonra kafirler tortop oldular.

Meğer içlerinde bir miktar ağır yürüyen beşçekteri varmışonlardaki kafirleri almak için toplanmışlar.Kafirleri alıp çekterileri boş bıraktılar.

Bunu gören gazilere iyice şevk geldi.varıp yetiştirdik.Her bir kafir çekterisine üçer üçer tekne çattı.gaziler yalın kılıç çekterilere tırmandılar.kafir gemilerin_

Sayfa:265

Deki Müslüman esir forsalar da demirlerinden boşandı.

   Neticede hakk’ın yardımı ile çektirilerin on beşini de aldık.beşini evvelden kendileri bırakmıştı bu büyük gazamız sırasında kırk teknemizden üç dört yüz gazi şehit oldu.
   Kafirlerden aldığımız yirmi çektiri ile altmış pare yelken bir armada olarak Şirşel önüne gelip yattık

şirşelliler çektirilerden aldıkları bin yediyüz esiri getirip teslim ettiler.

Şirşellilere dua edip: Berhudar olunuz ,yüzünüz ak olsun ,gazanız mübarek olsun!>

Dedim. Onlar da: Senin de gazan mübarek olsun,ey Allah yolundaki mücahitlerin reisi! Dediler Aldıkları bin yediyüz esirin yediyüzünü şirşellilere bağışladım.

Çektirilerin kaçarken kesip bıraktıkları demirleri denizden çıkarıp yerine koduk.

Yirmi pare çektiriden mürd olanlardan başka bin dokuzyüz sağ kafir aldık.bu teknelerden iki bin ikiyüz Müslüman esiri çıktı.bu derdmendler kürek çekerlerdi.onları kurtardıgımıza çok sevindim.

Elhamdülillah yarabbi! Şükür ki şu ümmeti Muhammed karındaşlarımızı lütfünla kurtardın

Diye şükr ettim

MÜRTED KÖLENİN PARELENMESİEdit

Bin kafir çektirisi alsam bu Müslüman esir karındaşlarıma sevindiğim,kadar sevinmezdim.Hepsine esvap,harçlık,silah,pusat verdim.

Sayfa:266

Şirşel kaidi gelip elimi öptü

Gazan mübarek olsun sultanım! Dedi

Sonra: Efendim sultanım,bir büyük gaza daha vardır.Eğer onu da ederseniz Allah katında beli bu ettiğiniz gazadan daha makbul ola Diyerek,kölenin mürted olup Andirya Dorya ‘nın yanına firar eylediğini anlattı.

Şimdi o köle mel’ununu görsen bilirmisim?

Diye sordum.Evet sultanım,bilirim

Dedi Bunun üzerine yirmi çektiriden çıkan kafirleri getirin hep önünden geçirdim. Daha kırk elli kafir geçmeden mürdet köle geldi.Kaid köleyi simasından tanıdı.zira köle kafir urbası giymişti.

işte sultanım o mel’un köle budur Dedi

işte sultanım o mel’un köle budur> Köleyi cundaya astırdım.gaziler kurşunlayıp pare pare eylediler.canı cehenneme olup, çıkıp gitti.

işte sultanım o mel’un köle budur> Bir mübarek saate Şirşel’de kakıp Cezair’e geldik.Cezayir’e girerken öyle bir şenlik şadımanlık oldu ki ancak olur.Bir hafta donanma eyledik.

işte sultanım o mel’un köle budur>Sonra aydın kaptanı çağırdım

işte sultanım o mel’un köle budur> Götürecekti.amma cenab_ıHak Hazretleri bu fakir kulunun duasını,dergahı izzetine kabul buyurdu:Ey kulum sen elem çekme !O Andirya Dorya dedikleri mağrur kafiri senin ayagına getirip kolayca fetihler müyesser edeyim dedi.Elhamdülillahi haza min fazli Rabbi! işte sultanım o mel’un köle budur

Aydın KAPTAN:

işte sultanım o mel’un köle budur><Başüstüne!

işte sultanım o mel’un köle budur> Kırk pare tekne ile mübarek saatte Cezayir’den çıkıp ,gazaya teveccüh eyledi.

işte sultanım o mel’un köle budur

BEZİRGAN TEKNELERİ Edit

işte sultanım o mel’un köle budur Muvafık rüzgar ile karşı Mayorka’ya oradanda kıyıdan kafir yakasını sıyırtarak sette bogazına dogru çekilip gittiler.

işte sultanım o mel’un köle budur>Kafirler ise,Andirya Dorya yirmi pare çektiri ile Cezayir üzerine gelince :

işte sultanım o mel’un köle budur><yakında Cezayir’i alır Barbaroso’yu tutar,krala götürür.

işte sultanım o mel’un köle budur>Diyerek rahatlamışlardır.
</i>

işte sultanım o mel’un köle budur> O zamana kadar bizden korkularına limanlarda kapanıp çıkmayan bezirgan tekneleri :

Artık korku kalmadı,barbaroşo kendi başı kayusuna düşmüştür.

işte sultanım o mel’un köle budur>Deyu denize çıktılar

<işte sultanım o mel’un köle budur>  Ne kadar bezirgan teknesi varsa,doyumluk oğul arısı gibi denizde kaynardı.

  Bizimkiler,gavur yakasında basmadık köy,kent ,il,memleket komadılar.üç binden fazla karı kızan esir aldılar.

Barselona’ya yakın bir büyük manastır vardı.ıspanya yakasında ondan büyük zengin ve kafirler indinde müteber kilse yok idi.Hatta İspanya Kralı bütün

Sayfa:268

Bütün saray halkı ile beraber yılda bir kere gelip bu kliseyi ziyaret ederdi.Kliseye büyük sadaka bırakır,günahınıtazeletirdi.kilisede seksen keşişbulunurdu.

   Gaziler bu manastırı da bastılar.keşişleri esir eylediler.kilise nin sadaka akçesinden otuz altı sandık akçe aldılar.kilise nin kandillerinden yirmi beş kantar gümüş ele geçti.

   Sefere çıktıklarının kırkıncı günü elli beş aktarma ile selamat ve ganimetle Cezayir’e geldiler.bu elli beş aktarma ile selamet ve ganimetle Cezayir’ geldiler.bu elli beş aktarmanın her biri bir türlü mal ile dolu idi alıp ta işe yaramaz diye batırdıkları aktarmalar da başka…

  Bu aktarlamalar limana sığmadı.boşaltılanları esirlere kırdırıp kerestelerini dağ gibi yağdırdım.

   Türlü metalar,değerine değmezine satılır.Cezayir’in içi hind’den nişane verildi.tacirler buradan ucuz aldıklarını,öteki vilayetlere götürür bir akçaları on olurdu

   Gaziler ganimet mallarını satıp savurup pay eylediler.öyle ki hepsinin kuşakları sucuk gibi altınla doldu.

   Elbise ,silah dersen hepsi çiçek gibi giyinip kuşanırlardı.her bir gazinin ikişer üçer Frenk oglanları vardı.

   Esir dersen zindanlar doldu.Tahminen onbeş onaltı bin esir vardı.      


SULTAN SÜLEYMAN BİN SELİM HAN

   Beş yüz kürek harici seçkin esir ayırdım.Ağır hediyeler düzüp on beş pare çektiri gemi ile yine Aydın Kaptan’ı serasker edip,Sultan Süleyman Bin Selim Han Hazretlerine peşkeş gönderdim.

   O zaman sultan selim han henüz vefat etmiş,oğlu Sultan Süleyman han yeni padişah olmuş idi. 


Sayfa:269

  Bir mübarek saatte Cezayir’den kalkıp muvafık eyyamla yirmi yedinci günü Asitane’ye vardılar.

   <yine eski usul üzere Aydın Kaptan,peşkeş ağası,hocalar,çavuşlar aylakçılar padişah izni ile varıp Hak –i pare yüz sürdüler.Sultanıma yazdığımın nameyi verdiler. >

   Sultan Süleyman hazretleri nameyi kendisi okudu.sonra el kaldırıp bana,Ocak’a ve gazilere dualar eylediler.

   Gönderdiğim beş yüz esir makbule geçti. Zira o sırada Sultan Süleyman ,Engürüs Kralı üzerine sefere çıkmak üzere idi.

   Hepsine hil’at bahşiş verildi.sonra Padişah’a karşı gerekli adabıyerine,getirip,vedaederek.çıktılar.Kaptanlar,ağalar,hocalar,çavuşlar için konaklar döşenip tayinatlar verildi.hadden fazla izzet ü ikram kılındı.

Gaziler için kışlalar verilip,kazanlar kaynar idi.

SULTAN SÜLEYMAN’IN İHSANLARI

   Aydın Kaptan ile Peşkeş Ağası,vezirlere ve ekabire hediyelerini verip namelerini tapşırdılar.Onlar da cümlesi bize a’la hediyeler düzüp Peşkeş Ağası’na ve Aydın Kaptan ‘a teslim eylediler.

  Sultan Süleyman Han,Ocak için beş çektiri gemi ihsan eyledi.Her aletleri mükemmel idi. Hemen kalkıp üzerlerine binmece idi.Sonra yeniden eskiden çektirileri donattılar.Halattan,pusatta,mühimmattan her ne isterlerse yirmi pare çektiriye doldurdular.böyle bir ay kadar eğlendiler,gayri yağlanıp hazır oldular.

  Günlerden bir gün şevketli Sultan Süleyman Han hazretleri Aydın Kaptan ile Peşkeş Ağası’nı huzura davet eyledi . 



Sayfa:270

Çektiriler dahi yalı köşküönüne gelip Aydın Kaptan ‘beklerler idi.

  Sultan Süleyman bana gönderdiği emanetleri ve hatt_ı hümayunu teslim eyledi.Tekrar el kaldırıp hepimize dualar etti.

  Aydın Kaptan ile Peşkeş Ağası,yedi yerde adab_ı padişahiyi yerine getirip veda ettiler.Padişah kırlangıcı ,le çektiriye geldiler.Üçer kat şenlik edip Sarayburnu’ndan dışarı:

<getir elini sultan Cezayir>

Deyip yola çıktılar.

  Uygun rüzgarla geldiler.kalevre kıyısında bir yer basıp yediyüz kafir karı kızan esir aldılar.Mayorka’ya gelinceye kadar kafir yakasını sıyırtıp yirmi yedi parça ganimet ile kırk birinci günü selamet ve ganimetle,şenlik ederek gelip Cezayir’e girdiler.

Cezayir’in gündüzü Nevruz Bayramına gecesi leyle_i Kadir’e döndü.

  Aydın Reis,Peşkeş Ağası ve öteki kaptanlar hep birlik olup emanetleri getirdiler.Hepsine riayet eyleyip hatırlarını aldım.

<Gazanız mübarek olsun oğullar hoşgeldiniz safa geldiniz !>

Dedim.

SULTANIM HATT_I HÜMAYUNU

  Büyük divan topladım,gaziler ulema eşraf ve halk hazır bulundu.

  Aydın Kaptan ile Peşkeş Ağası ileri gelip Sultan Süleyman Hazretlerinin hatt_ı humayun_u şeriflerini öpüp bana verdiler.bende üç kere öpüp divan efendisine verdim.Odai öperek ipek kılıfından çıkardı ve açıktan okudu: 



Sayfa:271

     <Benim katımda sen ki lalam Cezayir_i Garb beylerbeyisin.gazı Hayreddin Paşasın.Duadan sonra…

     <Taraf-ı şahaneme beş yüz esir göndermişsin.Allah Teala berakat_ı Halil ve mükafat _ı celil ihsan eyleye,pek makbule geçti.Dünyada ve ahrette  yüzün ak olsun.Ve Hak Teala seni düşman üzerine Mansur ve muzaffer eylesin.Dahi hayırlı ömür ile muammer eylesin. 


    <Ecdad_ı pakimin gününde ne şekil aziz ve muhterem isen,benim gümümde de ondan daha çok azizsin.İltifat_ışahanemden Ocak’ıma teberrük için beş kıta çektiri sefineleri ihsanı_ı hümayumun olmuştur.

    <Hilat,samur kürk ve bir cevahir saat ve bir cevahir taş oturtma sonkur kılıç ve bir sancak ve bir filandıra ihsanım olmuştur.gazalar eyledikçe beni hayır dua ile yad edesin.>

    Hatt_ı Hümayunun okunması bitince samur kürkü ve üzerine hil’at _i fahireyi giydim.saati koynuma sokup,kılıcı belime taktım.Divan ortasında yerime oturdum.

    Somatlar döşenip taamlar çekildi.Yediler,pirler dilinden şükrünü ettiler.Şeker şerbetleri ve yemen işi can verici kahveler içildi.Keyifler tamam olunca herkes kalktı.Yolu yolunca el öpüp: 


<mübarek olsun>

Diyerek gittiler.

Yanıbaşımızda çavuşlar:

<Ömrün uzun olsun devletlübin yaşa>

Deyu alkış tutuyorlardı.

   Dışarıda burc ü barülardan gök gürültüsü gibi top atışları kesilmiyordu.Mübarek sancak ve filandırayı ise Paşakapısı’na diktirmiştim.Herkes seyr ü temaşaya gelip:

<Acaba dünyada böyle sancak,filandıra var mıymış?>

Sayfa:272

  Diye hayrette kalıyorlardı.Bütün som sırma idi.Böyle bir hafta şenlik edildi. 


ANDİRYA DORYA ZİNDANDA

   Cezayir’i almak ve beni bulup İspanya Kralına götürmek davası kılan Andirya Dorya dedikleri mel’unun,Cezayir zindanında,islamının ferahta olduğunu görüp yüreğinin yağı eridi.

  Bu sırada İspanya Kralı’nın bir şeyden haberi yoktu.Andirya Dorya’dan bir haber bekler,merak eder dururdu.

   Hakbuki Andirya dorya,yirmi çektirisi ile elimize geçmişti.Az sonra da Aydın Kaptan kırk pare tekne ile Mayorka’dan Sette boğazına kadar olan kafir yakasını harap etmiş,meşhur manastırı basmış ve elli beş aktarma ile Cezayir’e dönmüştür.

    Aydın Reis’is bu seferde tutup Cezayir’e getirdiği üç binden fazla esir kafirlerin akrabaları bir araya gelip Kral’ın yanına geldiler.Kral o sırada Bardelona’da idi.

         <Feryat şu Barbaroşo’nun elinden,kızımızı kızanımızı,oğlumuzu,uşağımızı kimini öldürüp,kimini esir etti.Bu ne olmaz iştir.

Bizim gayri sabra takatimiz kalmadı>

   Diye eşekler gibi bağırıp hınzırlar gibi hortlayıp yatarlarken,öteden bir gürüh kafir daha çıka geldi.bunlar da kilisenin basıldığını haber verip şikayet ettiler.

YÜZÜ PİSLİKLİPUTLAR

Amma Kral kilisenin basıldığına inanmadı.

<İşte bu,göz göre göre yalan!hiç azizler kiliseyi bastılar mı? O kiliseye yan bakan bir daha sağlık yüzü görür mü?



Sayfa:273

Diye inat eyledi.o zaman papazlar:

   <Devletlü Kral buyurduğunuz gibi,Müslümanlar o kilisenin yanından bile geçmeye kadir değillerdir.Azizler onları kül eyler!nerde kaldı ki,soysunlar.Lakin devletlü Kral,bu şikayetleri hep sürüp o kiliseye doğru götürdünüz. 

  <hem eski adetiniz üzere ziyaret etmiş olduğunuz.Kiliseyi yine eskisi gibi bulduğunuzda bu şikayetçileri,ibret_i alem olsun diye kilisenin etrafına asarsınız.Çünkü bunlar böyle demek isterler.Siz buna mukayyet olmazsanız,artık öteden beriden dinimiz ifsat olmağa başlar >

Dediler

  Kral da papazların bu sözlerini beğendi.şikayetçilerin hepsini tutturup ellerini ardına bağlattı.Kral ve maiyeti binip,kiliseye geldiler.

  Gaziler kiliseyi basıp içindekileri alıp gitmişlerdi.Ayrıca Aydın Kaptan gazilere:

Diye tenbih etmişti:

  Gazilerde kilisenin orasını burasını berbat etmişlerdi.öyle ki insan tersinden geçilmezdi.

  Kafirlerin ağaçtan yapıp düzdükleri putların da ağzına yüzüne pislik sürmüşlerdi.

   Birkaç keşiş de çabalayıp serkeşlik ettiklerinden,gaziler onların da kellelerini kesivermişlerdi.Bunların da pis cesetleri davul gibi şişip kilisede kalmıştı.

   Kral ile papazlar kiliseye gelip de bu hali görünce hep yüzleri üzerine düşüp,saçlarını sakallarını yoldular.merkepler gibi anırmaya başladılar. 



Sayfa:274

<hay azizlerin hışır hışır ugrayasıdiyavololar>

Deyip kendilerini yerden yere vurup feryad üfiğan ederek ağladılar.

O zaman gerek mel’un Kral gerek şeytan papazların,eli bağlısinesi dağlı şikayetçi kafirlerin yanında,yüzleri kara oldu,mahçup düştüler.

Allah Teala dünyada ve ahrette yüzlerini kara eyleyip,ah üzarlarınıaraştırsın,amin

KİLİSENİN SADAKA AKÇASI

   Şeytan papazlar baktılar ki güvendikleri azizlerden bir şey çıkmadı,yüzleri kara oldu.

İspanya Kralı’nı teselli edip yine küfrünü kuvvetlendirmek için:

   <Devletlü Kral elem çekme!hem sana müjde olsun ki,her kemalin bir zevali vardır.Barbaroşo’nun da talihinin dönmesinde sonunda bu kilise sebep olsa gerektir.Zira hristiyanlara ettikleri hep yanına kaldı.Amma bu kilise kalmaz.

Azizlerin,bu Barboroşo’yu sonunda bir çıkmaza sokmalarımuhakkaktır.

Dediler.

O zaman Kral şöyle cevap verdi.

    <sözleriniz dogru.geçen seneki sadakaların verilmeyip ihmal idilişinin sebebi ölen ihtiyar Ceneral’dir.bana bir gün:Devlletlü kral o kiliseye sadaka diye senede otuz altı bin akçe verirsin.ondan ne fayda olur o akçeleri hep papazlar yiyorlar.oraya vereceğine düşmanla 





Sayfa:275

Savaşacak beş on pare gemi fazla yaptır.Lazım olup da arayınca bulursun,demiş idi.

PAPAZLARIN GEÇİMİ

  Papazlar bu sözleri duyunca,hemen bir şey uydurdular:

<Devletlü Kral!Biz demek bunun için şimdiye kadar o Ceneral için üzülürmüşüz.Ama şimdi mesele anlaşıldı.O buna müstehakmış.>

Dediler.

Kral:

<Ne gibi?>

Diye sorunca,şeytan papazlar:

   <Devletlü Kral,dün ulusu patrik onu rüyasında görmüş,azizler onun için:Ölen Ceneral bizden değildi,varsın İslam dininde olsun.Biz ondan şikayetçiyiz demişler…O zamandan beri,bak bu kadar meşhur adama son nefesinde azizler sahip çıkmadı,acaba Müslümanlardan tarafa ağzından bir hata mı çıktı,diye bu ana gelinceye kadar üzülür dururduk.Meğer aslı varmış.Bırak cehennemde canı çıksın.>

Dediler.

O zaman Kral da:

    <Ya ben onu divanda da bu sebepten ötürü koğmadım mı?

Bakardım ki daima Barbaraşo’yu meth eder durur.Bak sonunda başına ne hal geldi.Bir Hristiyandan azizlerin yüz çevirip,varsın İslam dininde olsun,demeleri ne büyük musibettir.>

Dedi.

Bakındıbehey mel’una, İslam dini sizin gibi mel’un kafirlere nasip olur mu?

Her neyse.

Şeytan papazlar:

Sayfa:276

<Azizler şöyle dedi,böyle poh yedi.>

Diyerek,ahmak eşek kafirleri kandırır,kendi maişetlerini çıkarırlardı.

Kral:

<Hoş,hemen biz sağ olalım da o kiliseyi evvelkinden iyi mamur eyleriz,gelirini de arttırırız.

Dedi.

Papazlarda zaten Kral’a bunu dedirtmek için konu_ şurlardı.Geçimleri buradan idi.

<KÜÇÜK DOMUZLARI BOŞANDIR!>

Cezayir’de esir çoğalmış,zindanlar almaz olmuştu.Halbuki ben esir kafirlerin akçe ile kurtulmalarını istemezdim.

<Ko bu tarafta ömürleri eziyetle geçsin mel’unların!>

Diye,intikam ederdim.

İspanya Kralı kaç kere elçi gönderip esirleri akçe ile halas etmek istedi.Razı olmadım.

Bir gece rüya aleminde:

<Ya Hayreddin!Ağıldan küçük domuzları boşandırıp,büyük domuzları pahası ile satasın!Zira düşmanın zaptı güçtür.>

Deyip kayboldular.

Uykudan uyanıp gaip erenlerin bu nasihatine hamd ettim.Anladım ki,kafirlerin halas olmalarına mani olmamı istemiyorlar.

<Yarab!Bu da senin lutf ükeremindendir.>

Diye şükr ettim.

Sabah olunca esirleri dolaştım.Nerde işe yaramaz,hizmete kudreti kalmamış ihtiyar,sakat esir varsa seçip çıkardım.Hepsi üç yüz elli tane etti.

Bunlarıhasbeten lillah azat ettim.Azatlık kağıtlarını,

Sayfa:277

Kumanyalarını,harçlıklarını ellerine verip memleketlerine yolladım.

Kral o kışı Barselona’da geçirmek için orada otururdu.Günlerden bir gün büyük kafirler ve papazlarla kendi palasında yeni sarayında oturup Andirya Dorya’dan konuşup onu merak ederlerdi.

<Andirya Dorya’nın nereye gelip gittiğinden bir haber yok.Üç aydan beri kayıp!>

Diye söyleşirlerdi.

Bu sırada azat ettiğim esirlerin gemisi gelip Barselona limanına girdi.

Liman reisi,esirlerin içinden laftan anlar birini alıp doğru İspanya Kralı’na götürdü.

Bu esir,Andirya Dorya’nın nasıl alındığını ;o yağ ile kırk pare teknenin tekrar deryaya çıkıp elli beş aktarma daha alarak Cezayir’e döndüğünü;beş yüz kafirin Sultan Süleyman’a peşkeş götürüldüğünü;İstanbul’dan dönerken Kalevra’yı basıp yedi yüz kafir esir alındığını;Sultan Süleyman’ın bizim için <Ceddim gününde nasıl aziz muhterem makbul ve mergup isen,benim yanımda da ondan ziyadesin>dediğini;burçların nasıl alındığını hep söyledi.Ayaklı tevarih yollu her şeyi anlattı.

Sonra da:

<Hayreddin Paşa hayır sahibi adamdır.Bizi üç yüz elli esir azat etti.Kumanyamızı harçlığımızı,gemi kiramıza kadar verdi.>

Diyerek bizi arş-ı alaya çıkardı.

İSPANYA KRALI’NIN PERİŞANLIĞI

Bunları duyan İspanya Kralı’nın nutku tutuldu.Yeis ve hiddetinden kendini öldürmek istedi.

O zaman yanındaki papazlarla kaptanlar kalkıp:
Sayfa:278

<Devletlü Kral,aklını başına topla.Giden gemi olsun.Hemen senin başın sağ olsun.Azizlerin himmetiyle sen İspanya Kralı’sın.Sende gemi çok mal çok.İl,memleket,burç yok.Senin gemi dediğin tahtadan demirden olur.Şimdi Bişkaya vilayetine bir ordananız giderse,bini birden yapılır,gelir.Sizin için dünyada asla bir güçlük yoktur.Böyle ah ü zar ile kendinizi üzmeyin.>

Diye Kralıteselli ettiler.

O zaman Kral:

<Ben gemi için üzülmem.Akçe ile bitecek şey besin gözüme fikrime gelmez.Ancak iki husus için halim perişandır.Biri şudur ki,Cezayir’in önünde olan o iki burçlara üzülürüm.Bu burçlara bu kadar zamandır kimse sarkıntılık etmeyip dururlardı.İspanya Kralı’nın Cezayir’in karşısında ki tane ejder gibi burçları vardır,diye söylenmesi büyük iftiharımız idi.Bu diyavolo Barbaroşo’nun gününde alındı.Bu kadar Hristiyanın kimi öldü,kimi esir oldu.Onların günahları hep bizim boynumuzadır.Hem o burçlar durdukça Cezayir’i de yabca yabca fırsat bulur alırız,diye ümidimiz vardı.Şimdi bundan da ümit kestik.Öteki büyük derdim de şudur ki:Barbaroşo bu gidişle Gran Senyör’e Ceneral olursa işte o zaman olacak olur.>

Diyerek ağladı.

Sayfa:279

280. SayfaEdit

Ey Mesih'in has kulları(ve mel'un yezitleri)!

Bu Barbaroşa ile bizim halimiz neye varır.Bunca zamandır kimsenin sarkıntılık edemediği Cezayir önündeki burçlarıkakıtıp aldı.

Sonra tekneleri gelip yalıkenarındaki köylere berbat ve harap eylediler,bu kadar hristiyan'ın kimisini öldürüp kimisini esir aldılar. Böyle alıp Cezayir'e götürdükleri hiç yoksa bin candan fazladır.Onlar da yanına kaldı.


     "Ondan sonra on beş kıta perkende yağlayıp gönderdik.

Onların tekneleri arasınlar,bulup kimini batırıp kimini yakıp,hristiyanları bu haydutların şerrinden kurtrsınlar dedik...

Aksi oldu.On beşpAre teknemizin dokuzunu alıp dördünübatırdılar.İkisini de gelsin bize kara haber getirsin diye salıverdiler.

Dokuzunu alıp dördünübatıran diyavololar,ikisini dahi alamazlar mıydı?Kasıtları şudur ki,bu iki tekne varsın kar haber götürsün de yürekleri yansın,diye almadılar...

Bunlar dahi yanlarına kaldı.Şikayetçilerden yerimizde oturamaz olduk.Tüccar tekneleri dersen,kendi eliyle komu gibi alıp götürüyor.

Palasımız için gelen beşkıta sof yüklübarçalarıda alıp götürdü.Hangi birini nakl edeyim...Elhasıl,krallar içinde maskara olduk.

İspanya Kralıbir büyük kral ola da,Brbaroşagibi ibr haydut karşısında âciz kalmış,derler.Bilmezler ki ne baş belâsı bir diyavolodur."
    Diyerek ağladı.Sonra:

"Yalnız Ceneral'in söyledikleri doğru idi.Ejderha yılandan olur demişti.eğer şimdi sağolsaydı,elini bırakır ayağınıöperdim.Onun sözünden dışarı çıkmazdım.Amma bir akıllı

kimsenin sağ iken kıymetini bilinmez,ölünce bilinir"dedi,

280.

==

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.