FANDOM


BASÎR

Bakmak, görmek, bilmek, görüş sahibi olmak, kesmek anlamlarındaki "b-s-r" kökünden türeyen basîr kelimesi, gören, bilen, anlayan, basîret sahibi olan demektir. Allah'ın sıfatı olarak basîr; aydınlık ve karanlıkta küçük ve büyük her şeyi gören demektir.

Basîr kelimesi Kur'ân'da 51 âyette geçmiştir. 8 âyette semî', 5 âyette habîr kelimesiyle birlikte, 7 âyette yalnız olarak kulanılmıştır: "Şüphesiz Allah işitendir, görendir." (semî' , basîr) (Mü'min, 40/44); "Şüphesiz Allah kullarının (her halinden) haberdardır, (onları) görendir. (habir, basîr)" (Fâtır, 35/31); "...Allah, kullarını görendir." (Âl-i İmrân, 3/15, 20)

16 âyette Allah'ın kullarının yaptıklarını gördüğü bildirilmiştir: "...Allah, onların yaptıklarını görendir." (Bakara, 2/227); "O, her şeyi görendir." (Mülk, 67/19).

Basîr kelimesinde, ödüllendirme ve cezalandırma anlamı da vardır. Mesela "...Dilediğinizi yapın O, yaptıklarınızı görmektedir." (Mü'min, 40/41), "Nuh'tan sonra nice nesilleri helak ettik. Kullarının günahlarını haber alan ve gören olarak Allah yeter." (İsrâ, 17/17) âyetlerindeki Allah'ın görmesinden maksat, kulunun yaptıklarını, bilmesi ve ona göre cezalandırmasıdır.

"...Nerede olursanız olun O, sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görendir." (Hadîd, 57/4), "Kim dünyanın sevabını isterse (bilsin ki) dünya ve âhiretin sevabı Allah katındadır. Allah, işitendir, görendir." (Nisâ, 4/134) âyetlerindeki Allah'ın görmesinden maksat, kuluna yaptıklarının karşılığını vermesidir.

8 âyette semî sıfatı insanı nitelemek için kullanılmıştır: "...Biz insanı işiten ve gören yaptık." (İnsan, 76/2); "Kör ile gören bir olmaz." (Mü'min, 40/58).

Allah'ın görmesi ile insanın görmesi aynı değildir. İnsan göz vasıtasıyla ancak belirli bir uzaklıkta, büyüklükte ve aydınlıkta olanı görebilir. Allah ise büyük, küçük, aydınlıkta karanlıkta, vasıtasız ve sınırsız olarak her şeyi görendir.

Allah'ın görme vasfını anlatmak için "basara-yabsuru fiili kullanılmamış, bunun yerine aynı anlamı ifade eden "reâ - yerâ" fiili kullanılmıştır (Tevbe, 9/94, 105). (İ.K.)

BASÎRET

Görme anlamına gelen "basar" kelimesinden türeyen ve idrak gücü, yakın, ma'rifet, ferâset, akıl, zekâ, hüccet, delil, sezgi, öngörü... vb. anlamlara gelen "basîret" kelimesi, Kur'ân'da; açık delil, beyan, ibretler (Kasâs, 28/43;. Yûsuf, 12/108), şâhit (Kıyâme, 75/14), Allah'ın âyetleri, delilleri, beyanları ve nurları (En'âm, 6/104; A'râf, 7/203; Câsiye, 45/20) anlamında kullanılmıştır. Basîret; hakla-batılın, hidâyetle-dalaletin, hayırla-şerrin, doğru ile yanlışın birbirinden ayrıldığı marifet, bilgi ve kalp nurudur. Basîret; ilham ile veya tecrübe ve öğrenme sonucunda oluşur. Çoğulu, besâir'dir. (İ.K.)

Kalp Gözü

İnsanın maddi gözüne basar , kalp gözüne de basiret adı verilir. İnsan beden gözüyle eşyayı görürken kalp gözüyle de gerçekleri müşahede eder. Şu ayette kalbin bu yönüne temas edilmektedir:

Onlar yeryüzünde dolaşmadılar mı ki, bu sayede akledecek kalpleri, işitecek kulakları olsun. Doğrusu, gözler kör olmaz. Lakin sinelerdeki kalpler kör olur.(Hacc, 46)

Öyle anlaşılıyor ki, asıl körlük kalbin kör olması, yani gerçekleri görmemesidir. Dünyada iken gerçekleri görmeyenler ahirette kör olarak diriltilirler. Kuran bunu şöyle anlatır:

Her kim de benim zikrimden (Kurandan) yüz çevirirse, ona dar bir geçim vardır ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz.

-Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin, oysa ben gören bir kimseydim der.

- :Böyledir, sana ayetlerimiz gelmişti de onları sen unutmuştun, bugün de öylece unutulursun der.

- İşte haddi aşanları, Rabbinin âyetlerine inanmayanları biz böyle cezalandırırız. Ve muhakkak ki ahiret azabı daha şiddetli ve daha devamlıdır.

(Taha 124-127)

Kalp ile ilgili diğer kavramlar:

Kalp Dili

Denilir ki: Kalpten çıkan söz kalbe gider. Ağızdan çıkan söz ise, ancak kulağa varır. Halk arasında gönül ehli denilen muhterem zatlar vardır. Bunların sükutu bile adeta konuşma gibidir. Bunlar kalp diliyle konuşurlar.

Kalp Penceresi

İnsan kalbi ebede açılmış bir penceredir. Bu kalp, ebedden ve ebedi olandan başkasına razı olamaz.


BASÎR

Bakmak, görmek, bilmek, görüş sahibi olmak, kesmek anlamlarındaki "b-s-r" kökünden türeyen basîr kelimesi, gören, bilen, anlayan, basîret sahibi olan demektir. Allah'ın sıfatı olarak basîr; aydınlık ve karanlıkta küçük ve büyük her şeyi gören demektir.

Basîr kelimesi Kur'ân'da 51 âyette geçmiştir. 8 âyette semî', 5 âyette habîr kelimesiyle birlikte, 7 âyette yalnız olarak kulanılmıştır: "Şüphesiz Allah işitendir, görendir." (semî' , basîr) (Mü'min, 40/44); "Şüphesiz Allah kullarının (her halinden) haberdardır, (onları) görendir. (habir, basîr)" (Fâtır, 35/31); "...Allah, kullarını görendir." (Âl-i İmrân, 3/15, 20)

16 âyette Allah'ın kullarının yaptıklarını gördüğü bildirilmiştir: "...Allah, onların yaptıklarını görendir." (Bakara, 2/227); "O, her şeyi görendir." (Mülk, 67/19).

Basîr kelimesinde, ödüllendirme ve cezalandırma anlamı da vardır. Mesela "...Dilediğinizi yapın O, yaptıklarınızı görmektedir." (Mü'min, 40/41), "Nuh'tan sonra nice nesilleri helak ettik. Kullarının günahlarını haber alan ve gören olarak Allah yeter." (İsrâ, 17/17) âyetlerindeki Allah'ın görmesinden maksat, kulunun yaptıklarını, bilmesi ve ona göre cezalandırmasıdır.

"...Nerede olursanız olun O, sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görendir." (Hadîd, 57/4), "Kim dünyanın sevabını isterse (bilsin ki) dünya ve âhiretin sevabı Allah katındadır. Allah, işitendir, görendir." (Nisâ, 4/134) âyetlerindeki Allah'ın görmesinden maksat, kuluna yaptıklarının karşılığını vermesidir.

8 âyette semî sıfatı insanı nitelemek için kullanılmıştır: "...Biz insanı işiten ve gören yaptık." (İnsan, 76/2); "Kör ile gören bir olmaz." (Mü'min, 40/58).

Allah'ın görmesi ile insanın görmesi aynı değildir. İnsan göz vasıtasıyla ancak belirli bir uzaklıkta, büyüklükte ve aydınlıkta olanı görebilir. Allah ise büyük, küçük, aydınlıkta karanlıkta, vasıtasız ve sınırsız olarak her şeyi görendir.

Allah'ın görme vasfını anlatmak için "basara-yabsuru fiili kullanılmamış, bunun yerine aynı anlamı ifade eden "reâ - yerâ" fiili kullanılmıştır (Tevbe, 9/94, 105). (İ.K.)

Baş gözlerimizin dışında birde kalp gözümüz vardır.

Allahü teala , casiye süresin 23. ayet- i kerimesinde diyor ki ;

hevalarını (nefslerini )kendilerine ilah edenleri görmedin mi (habibim ) ? Allah , onları bir ilim üzere dalalette bırakır.onların kalplerindeki sem,i (işitme )hassasını ve kalplerini (kalpteki idrak hassasını )mühürler ve onların kalplerindeki basar (görme) hassasının üzerine gışavet (isimli bir perde) çeker . öyleyse ( artık ) Allah , tan sonra kim bu kişiyi hidayete erdirebilir ? hala düşünmezmisiniz ?

Hepimizde kalp var.hepimizde nefsimizin kalbi , gözün , kulağın ve konuşma hassasının sahibidir . öyleyse kalpler konuşmuyorsa , kalpler işitmiyorsa , kalpler görmüyorsa ; o insanlara Allahü teala ; kördürler , sağırdırlar ve dilsizdirler . diyor. öyleyse bir olaydan bahsediyor Allahü teala. ilimleri üzere , Allah ,ın kendilerini dalalette bıraktığı insanlar onlar...

Birisi sormuş bir gün , bir veliye ;

- aramızda ne fark var ? sana evliya diyorlar . benim senden ne farkım var ?ben mevki itibarıylaevliya ;

Kaynak: ForumPaylas.net [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

- bak şu göğe doğru bak bakalım , demiş .

bakmış kişi .

- ne görüyorsun ?

diye sormuş evliya .

- ay , ı görüyorum demiş kişi .

- şimdi gözlerini kapat , demiş evliya ve sormuş .ne görüyorsun ?

- gözlerim kapalı , hiç birşey görmüyorum , demiş adam .

bunun üzerine evliya , aralarındaki farkı söylemiş.

- işte ben o zamanda , gözlerim kapalıyken de görüyorum , demiş.

işte aralarında bu kadarcık farklılık var . çünkü gördüğü şey , gözler değil .kalp gözünün açıldığını nasıl anlarsınız .başınızın gözlerini kapatırsınız ama hayretle müşahede edersinizki , gözleriniz kapalı ama görüyorsunuz.işte ayrıca şunuda göreceksiniz . gördüğünüz yer bu alem değildir.

Allah , ın güzelliklerini yaşadıkça , onu daha çok severek , ona aşık olarak , birgün hayranlık noktasına ulaşacaksınız.işte böyle bir dizayn , sizi mutsuzluğun penceresinden kurtaracak , sonsuz bir mutluluğun merdivenlerini adım adım çıkacaksınız..

Allah hepimizin kalp gözünü açık etsin inşallah..

Kalb gözü nedir?

Kalb gözü, baştaki gözden daha keskin görür. Nitekim Kur'an-ı kerimde mealen,(Gözünün gördüğünü kalbi yalanlamadı) buyuruluyor. (Necm 11)

Cenab-ı Hak, İbrahim aleyhisselamdaki kalb gözünü kastederek buyuruyor ki: (Biz İbrahim’e, göklerin ve yerin gizli sırlarını gösterdik.) [Enam 75]

Bu görme işinden habersiz olana da "kalbi kör" buyuruyor. Kur'an-ı kerimde mealen, (Gerçekte gözler değil, sinedeki kalbler kör olur) buyuruluyor. (Hac 46)

Kalb körlüğü çok kötüdür. Kur'an-ı kerimde yine buyuruluyor ki: (Dünyada [kalb gözü] kör olan, ahirette de kördür.) [İsra 72]

Hadis-i şerifte de, (Ümmetimden kalb gözü açık, ilham sahibi [evliya]kimseler vardır. [Hazret-i] Ömer bunlardan biridir) buyuruldu. (Buhari)

Basiret Hakikatı kalbiyle hissedip anlama. Kalbde eşyanın hakikatlarını bilen kuvve-i kudsiyye. Ferâset. İm'ân-ı dikkat. İbret alınacak hidâyet sebepleri. Beyyine. Hüccet. Bir evin iki tarafının arası. Yer üstündeki kan. (Bak: Süveydâ-i kalb) Süveyda Siyahlık.

Kalb Vücudun kan dolaşımı merkezi. Yürek.

Gönül.

Herşeyin ortası.

Bir halden diğer bir hale çevirme. Değiştirme.

İmanın mahalli.

Fuâd, sıkt-ül ilim, tâbut-ül ilim, beyt-ül hikmet, via-i ilim de denilir. (Dâima değiştiği ve hareket halinde olduğu için kalb ismi verilmiştir.) Bir şeyi geri döndürmek ve çevirmek.

Yüreğe vurmak veya dokunmak. Gönüle dokunmak.

Bir şeyin içini dışına ve dışını içine çevirmek.

Aks ve tahvil. (Ehl-i tahkik indinde; çam kozalağı şeklindeki cismanî et parçasına taalluk eden letaif-i Rabbaniyedir. Bütün kuvvetin mebdeidir. Dimağ ise; bütün hislerin mebdeidir.) (Kalb, imanın mahalli olduğu gibi, en evvel Sâni'i arayan ve isteyen ve Sâni'in vücudunu delâili ile ilân eden, kalb ile vicdandır. Zira kalb, hayat malzemesini düşünürken, en büyük bir acze mâruz kaldığını hisseder etmez, derhal bir nokta-i istinadı; kezalik, emellerin tenmiyesi (nemâlandırmak) için bir çare ararken, derhal bir nokta-i istimdadı aramağa başlar. Bu noktalar ise, iman ile elde edilebilir. Demek, kalbin sem' ve basara hakk-ı takaddümü vardır.Kalbden maksad; sanevberî (çam kozalağı) gibi bir et parçası değildir. Ancak, bir latife-i Rabbaniyyedir ki, mazhar-ı hissiyatı, vicdan; ma'kes-i efkârı, dimağdır. Binaenaleyh, o latife-i Rabbaniyyeyi tazammun eden o et parçasına kalb tabirinden şöyle bir letafet çıkıyor ki; o latife-i Rabbaniyenin insanın maneviyatına yaptığı hizmet, cism-i sanevberînin cesede yaptığı hizmet gibidir. Evet, nasıl ki bütün aktar-ı bedene mâ-ül hayatı neşreden o cism-i sanevberî bir makine-i hayattır; ve maddî hayat onun işlemesi ile kaimdir. Sekteye uğradığı zaman cesed de sukuta uğrar. Kezalik o latife-i Rabbaniye a'mâl ve ahvâl ve mâneviyatın hey'et-i mecmuasını hakikî bir nur-u hayat ile canlandırır, ışıklandırır; nur-u imanın sönmesi ile mâhiyeti, meyyit-i gayr-i müteharrik gibi bir heykelden ibaret kalır. İ.İ.) (Bak: Hiss-i sâdis)

Edit

Edit

Ico libri Anlamlar

[1] görüş, ileriyi görme gücü

Write Yazılışlar

بصيرت

Nuvola apps bookcase Köken

[1] Nuvola apps bookcase Köken

Edit

Edit

Ico libri Anlamlar

[1]Basiret sâhibi ve anlayışlı olan. Hakikatları anlayan. En iyi ve en çok anlayışlı. Kalb gözü ile gören.
[2]İt, köpek, kelp.
Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.