FANDOM


Mezarlık Safahat Bayrak
Mehmet Akif Ersoy
Hasbihâl
Şiir Metni
Güncel Türkçesi
İngilizce Tercüme
Osmanlıca

Âfâk bütün hande, cihan başka cihandır;

Bayram ne kadar hoş, ne şetâretli zamandır!

Ufuklar hep gülmekte, dünya başka dünyadır;

Bayram ne kadar hoş, ne neş'eli bir zamandır!

İngilizce Tercüme
Osmanlıca

Bayramda güler çehre-i mâ'sûm-i sabâvet,

Ümmîd çocuk sûret-i sâfında ıyandır

Çocukluğun masum çehresi bayram gülümser,

Umut, saf bir çocuk suretinde görünür.
İngilizce Tercüme
Osmanlıca

Her cebhede bir nûr-i mücerred lemeânda;

Her dîdede bir rûh demâdem cevelândır.

Yalın bir ışık parıldar herkesin yüzünde;

Her dem bir ruh dolaşır bütün gözlerde.
İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Âlâm-ı hayâtın iki kat büktüğü ecsâd
Feyzindeki te'sîr ile âsûde revandır.
Hayat acılarının iki kat büktüğü bedenler,

Onun bereketiyle huzur içinde dik yürürler.

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Bayram günleri mücadeleli bir yılın sonunda gelen huzurlu günlerdir,

Ümitsiz kalp bugünlerde yeni bir ümitle canlanır.

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Heycâ-yi maîşetteki feryâd-ı mehîbin

Dünyâda biraz dindiği an varsa bu andır.

Geçim kavgasındaki korkunç feryadın,

Dünyada biraz dindiği an varsa bu andır.

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Subhunda bahârın şu sabâhat bulunur mu?

Bak çehre-i gabrâya: Nasıl şen, ne civandır!

Bahar sabahında bu güzellik bulunur mu?

Bak şu yeryüzüne, nasıl taptaze ve şendir!

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Her sînede bir kalb-i meserret darabanda,

Her kalbde bir âlem-i eşvâk nihandır.

Her göğüste bir sevinçli kalp çarpmakta,

Her kalpte bir ışıklı arzular dünyası gizlidir.

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Raksân oluyor cünbüş-i dûşiyle anâsır,

Gûya ki bütün sadr-ı zemin pür-galeyandır.

Her milletten insan bayram yapmanın neşesiyle eğlenmekte,

Sanki bütün yeryüzünün kalbi coşmuştur.

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Eşbahı da cûşân ediyor feyz-i mübîni,

Yâ Rab bu nasıl rûh-i avâlim-sereyandır!

Apaçık bereketi bütün varlıkları coşturuyor,

Ya Rab bu nasıl bütün âlemlere yayılan bir ruhtur?

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Bayramda gelir yâ da ne hoş hâtıralar ki:

Bin ömre verilmez, o kadar kadri girandır,

Bayramda gelir hâtıra öyle hoş anılar ki;

Bin ömre değişilmez, o kadar değeri yüksektir.

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Görünür bana daima bayramın cömert manzarası:

Çocukluk günlerimin gülümseyen hatırası.

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Birinci gün hava bir parça nâ-müsâiddi;

İkinci gün açılıp, sonra pek güzel gitti.

Birinci gün hava pek uygun değildi;

İkinci gün açılıp, sonra pek güzel gitti.

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Dedim ki: "Fâtih'e çıksam yavaşça, bir yanda

Durup o âlemi seyreylesem de meydanda,

Dedim ki:

"Fatih'e çıksam yavaşça, bir yanda

Durup o âlemi seyretsem de meydanda,

İngilizce Tercüme
Osmanlıca

Ziyâret etsem ehibbâyı sonradan...

Hoş olur.

Bütün gün evde oturmak ne olsa pek boştur. "

Ziyaret etsem dostları sonradan...

Hoş olur.

Bütün gün evde oturmak ne olsa pek boştur.

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Bu arzû-yi tenezzüh gelince, artık ben

Durur muyum? Ne gezer! Fırladım hemen evden.

" Bu gezme isteği gelince, artık ben durur muyum?

Ne gezer! Fırladım hemen evden.

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Gelin de bayramı Fâtih'te seyredin, zirâ

Hayâle, hâtıra sığmaz o herc ü merc-i safâ,

Gelin de bayramı Fatih'te seyredin,

Zira Hâtıra, hayale sığmaz o karmakarışık eğlence.

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Kucakta gezdirilen bir karış çocuklardan

Tutun da, tâ dedemiz demlerinden arta kalan,

Kucakta gezdirilen bir karış çocuklardan

Tütün da ta dedemiz zamanından arta kalan.

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Asırlar ölçüsü boy boy asâli nesle kadar,

Büyük küçük bütün efrâd-i belde, hepsi de var!

Asırlar ölçüsü boy boy bastonlu nesile kadar,

Büyük küçük bütün bölge halkı, hepsi de var!

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Adım başında kurulmuş beşik salıncaklar,

İçinde darbuka, teflerle zilli şakşaklar,

Adım başında kurulmuş beşik salıncaklar,

İçinde darbuka, deflerle zilli şakşaklar.

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Biraz gidin; Kocaman bir çadır... Önünde bütün,

Çoluk çocuk birer onluk verip de girmek için

Biraz gidin: Kocaman bir çadır...

Önünde bütün,çoluk çocuk birer onluk verip de girmek için

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Nöbetle bekleşiyorlar. Acep içinde ne var?

"Caponya'dan gelen insan suratlı bir canavar!"

Nöbetle bekleşiyorlar. Acaba içinde ne var?

"Caponya'dan gelen, insan suratlı bir canavar!"

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Geçin: sırayla çadırlar. Önünde her birinin.

Diyor: "Kuzum, girecek varsa durmasın girsin."

Geçin: Sırayla çadırlar.

Önünde her birinin Diyor:

"Kuzum girecek varsa, durmasın girsin.

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Bağırmadan sesi bitmiş ayaklı bir îlân,

"Alın gözüm buna derler..." sadâsı her yandan.

" Bağırmadan sesi bitmiş ayaklı bir i'lân

"Alın gözüm, buna derler..." sadâsı her yandan.

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Alettirikçilerin keyfi pek yolunda hele:

Gelen yapışmada bir mutlaka o saplı tele.

Elektrikçilerin keyfi pek yolunda hele:

Gelen yapışmada bir mutlaka o saplı tele.

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Terazilerden adam eksik olmuyor; birisi

İnince binmede artık onun da hemşerisi:

Terazilerden adam eksik olmuyor; birisi

İnince binmede artık onun da hemşerisi:

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
"Hak okka çünkü bu kantar... Frenk îcâdı gıram

Değil! Diremleri dörtyüz, hesapta şaşmaz adam."

"Hak okka çünkü bu kantar...

Firenk icadı gıram Değil!

Diremleri dört yüz, hesapta şaşmaz adam."

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
- Muhallebim ne de kaymak!

- Şifalıdır macun!

- Simit mi istedin ağa?

- Yokmuş onluğun, dursun.

-Muhallebim ne de kaymak!

-Şifalıdır ma'cun! Simit mi istedin ağa?

-Yokmuş onluğum, dursun.

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
O başta: Kuşkunu kopmuş eğerli düldüller,

Bu başta: Paldimi düşmüş semerli bülbüller!

O başta: Kuskunu (1) kopmuş eğerli düldüller,

Bu başta: Paldımı (2) düşmüş semerli bülbüller!

ngilizce Tercüme
Osmanlıca
Baloncular, hacıyatmazlar, fırıldaklar,

Horoz şekerleri, civ civ öten oyuncaklar;

Baloncular, hacıyatmazcılar, fırıldaklar,


Horoz şekerleri, civ civ öten oyuncaklar;

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Sağında atlıkarınca, solunda tahtırevan

Önünde bir sürü çekçek, tepende çifte kolan

Sağında atlı karınca, solunda tahtırevan
Önünde bir sürü çekçek, tepende çiftekolan.
İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Öbek öbek yere çökmüş kömür çeken develer...

Ferâğ-ı bâl ile birden geviş getirmedeler.

Öbek öbek yere çökmüş kömür çeken develer...

Gönül rahatlığıyla birden geviş getirmedeler.

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Koşan, gezen, oturan, mâniler düzüp çağıran.

Davullu zurnalı "dans" eyliyen, coşup bağıran,

Koşan, gezen, oturan, maniler düzüp çağıran,

Davullu zurnalı "dans" eyleyen, coşup bağıran

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Bu kâinât-ı sürûrun içinde gezdikçe,

Çocukların tarafındaydı en çok eğlence,

Bu neş'e evreninin içinde gezdikçe,

Çocukların tarafındaydı en çok eğlence.

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Güzelce süslenerek dest-i nâz-ı mâderle;

Birer çiçek gibi nevvâr olan bebeklerle

Güzelce süslenerek annesinin nazik eliyle; Birer çiçek gibi parıldayan bebeklerle

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Gelirdi safha-i mevvâc-ı ıyde başka hayât...

Bütün sürûr u şetâretti gördüğüm harekât!

Gelirdi bayramın dalgalı yüzüne başka bir canlılık...


Bütün neşe ve sevinçti gördüğüm hareket.

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Onar parayla biraz sallandırdılar... Derken,

Dururdu "Yandı!" sadâsıyle türküler birden,

Onar parayla biraz sallanırdılar...

Derken, Dururdu "Yandı!" sesiyle türküler birden.

İngilizce Tercüme
Osmanlıca

- Ayol, demin daha yanmıştı a!

-Herif sen de,

- Peki kızım, azıcık fazla sallarım ben de.

-Ayol, demin daha yanmıştı ya!

-Herif sen de...

-Peki kızım, azıcık fazla sallarım ben de.

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
"Deniz dalgasız olmaz

Gönül sevdasız olmaz

Yâri güzel olanın

Başı belâsız olmaz!

Haydindi mini mini maşallah

Kavuşuruz inşallah..."

-"Deniz dalgasız olmaz,

-Gönül sevdasız olmaz,

-Yarî güzel olanın Başı belasız olmaz!

-Haydindi mini mini maşallah

Kavuşuruz inşallah..."

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Fakat bu levha-i handâna karşı, pek yaşlı,

Bir ihtiyar kadının koltuğunda gür kaşlı,

Fakat bu güler yüzlü tabloya karşı,

Pek yaşlı Bir ihtiyar kadının koltuğunda, gür kaşlı,

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Uzunca saçlı güzel bir kız ağlayıp duruyor.

Gelen geçen "Bu niçin ağlıyor?" deyip soruyor.

Uzunca saçlı güzel bir kız ağlayıp duruyor.

Gelen geçen, bu niçin ağlıyor? diyor, soruyor.

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
- Yetim ayol... Bana evlâd belâsıdır bu acı

Çocuk değil mi? 'Salıncak' diyor...

-Yetim ayol... Bana evlât belasıdır bu acı.

-Çocuk değil mi? "Salıncak!" diyor...

İngilizce Tercüme
Osmanlıca

- Salıncakçı!

Kuzum, biraz da bu binsin... Ne var sevâbına say...

Yetim sevindirenin ömrü çok olur...

- Hay hay!

-Salıncakçı!

-Kuzum, biraz bu da binsin...

-Ne var sevabına say...

-Yetim sevindirenin ömrü çok olur...

-Hay hay!

İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Hemen o kız da salıncakçının mürüvvetine
Katıldı ağlamıyan kızların şetâretine.

Hemen o kız da salıncakçının insanlığıyla,

Katıldı ağlamayan kızların neş'esine.

İngilizce Tercüme
Osmanlıca

Âfâk bütün hande, cihan başka cihandır;


Bayram ne kadar hoş, ne şetâretli zamandır!

Bayramda güler çehre-i mâ'sûm-i sabâvet,

Ümmîd çocuk sûret-i sâfında ıyandır

Her cebhede bir nûr-i mücerred lemeânda;

Her dîdede bir rûh demâdem cevelândır.

Âlâm-ı hayâtın iki kat büktüğü ecsâd

Feyzindeki te'sîr ile âsûde revandır.


Ferdâ-yı sükûn perveridir sâl-i cidâlin,

Nevmîd düşen kalbe ümîd-âver-i candır.


Heycâ-yi maîşetteki feryâd-ı mehîbin

Dünyâda biraz dindiği an varsa bu andır.


Subhunda bahârın şu sabâhat bulunur mu?

Bak çehre-i gabrâya: Nasıl şen, ne civandır!


Her sînede bir kalb-i meserret darabanda,

Her kalbde bir âlem-i eşvâk nihandır.


Raksân oluyor cünbüş-i dûşiyle anâsır,

Gûya ki bütün sadr-ı zemin pür-galeyandır.


Eşbahı da cûşân ediyor feyz-i mübîni,

Yâ Rab bu nasıl rûh-i avâlim-sereyandır!


Bayramda gelir yâ da ne hoş hâtıralar ki:

Bin ömre verilmez, o kadar kadri girandır,


Iydin bana dâim görünür levh-i kerîmi:

Mâzî-i tufûliyyetimin yâd-ı besîmi.


Birinci gün hava bir parça nâ-müsâiddi;

İkinci gün açılıp, sonra pek güzel gitti.


Dedim ki: "Fâtih'e çıksam yavaşça, bir yanda

Durup o âlemi seyreylesem de meydanda,


Ziyâret etsem ehibbâyı sonradan... Hoş olur.

Bütün gün evde oturmak ne olsa pek boştur. "


Bu arzû-yi tenezzüh gelince, artık ben

Durur muyum? Ne gezer! Fırladım hemen evden.


Gelin de bayramı Fâtih'te seyredin, zirâ

Hayâle, hâtıra sığmaz o herc ü merc-i safâ,


Kucakta gezdirilen bir karış çocuklardan

Tutun da, tâ dedemiz demlerinden arta kalan,


Asırlar ölçüsü boy boy asâli nesle kadar,

Büyük küçük bütün efrâd-i belde, hepsi de var!


Adım başında kurulmuş beşik salıncaklar,

İçinde darbuka, teflerle zilli şakşaklar,


Biraz gidin; Kocaman bir çadır... Önünde bütün,

Çoluk çocuk birer onluk verip de girmek için


Nöbetle bekleşiyorlar. Acep içinde ne var?

"Caponya'dan gelen insan suratlı bir canavar!"


Geçin: sırayla çadırlar. Önünde her birinin.

Diyor: "Kuzum, girecek varsa durmasın girsin."


Bağırmadan sesi bitmiş ayaklı bir îlân,

"Alın gözüm buna derler..." sadâsı her yandan.


Alettirikçilerin keyfi pek yolunda hele:

Gelen yapışmada bir mutlaka o saplı tele.


Terazilerden adam eksik olmuyor; birisi

İnince binmede artık onun da hemşerisi:


"Hak okka çünkü bu kantar... Frenk îcâdı gıram

Değil! Diremleri dörtyüz, hesapta şaşmaz adam."


- Muhallebim ne de kaymak!

- Şifalıdır macun!

- Simit mi istedin ağa?

- Yokmuş onluğun, dursun.


O başta: Kuşkunu kopmuş eğerli düldüller,

Bu başta: Paldimi düşmüş semerli bülbüller!


Baloncular, hacıyatmazlar, fırıldaklar,

Horoz şekerleri, civ civ öten oyuncaklar;


Sağında atlıkarınca, solunda tahtırevan

Önünde bir sürü çekçek, tepende çifte kolan


Öbek öbek yere çökmüş kömür çeken develer...

Ferâğ-ı bâl ile birden geviş getirmedeler.


Koşan, gezen, oturan, mâniler düzüp çağıran.

Davullu zurnalı "dans" eyliyen, coşup bağıran,


Bu kâinât-ı sürûrun içinde gezdikçe,

Çocukların tarafındaydı en çok eğlence,


Güzelce süslenerek dest-i nâz-ı mâderle;

Birer çiçek gibi nevvâr olan bebeklerle


Gelirdi safha-i mevvâc-ı ıyde başka hayât...

Bütün sürûr u şetâretti gördüğüm harekât!


Onar parayla biraz sallandırdılar... Derken,

Dururdu "Yandı!" sadâsıyle türküler birden,


- Ayol, demin daha yanmıştı a! Herif sen de,

- Peki kızım, azıcık fazla sallarım ben de.


"Deniz dalgasız olmaz

Gönül sevdasız olmaz

Yâri güzel olanın

Başı belâsız olmaz!

Haydindi mini mini maşallah

Kavuşuruz inşallah..."


Fakat bu levha-i handâna karşı, pek yaşlı,

Bir ihtiyar kadının koltuğunda gür kaşlı,


Uzunca saçlı güzel bir kız ağlayıp duruyor.

Gelen geçen "Bu niçin ağlıyor?" deyip soruyor.


- Yetim ayol... Bana evlâd belâsıdır bu acı

Çocuk değil mi? 'Salıncak' diyor...

- Salıncakçı!


Kuzum, biraz da bu binsin... Ne var sevâbına say...

Yetim sevindirenin ömrü çok olur...

- Hay hay!


Hemen o kız da salıncakçının mürüvvetine

Katıldı ağlamıyan kızların şetâretine. </div>


TÜRKÇE


Ufuklar hep gülmekte, dünya başka dünyadır;

Bayram ne kadar hoş, ne neş'eli bir zamandır!


Çocukluğun masum çehresi bayramda gülümser,

Umut, saf bir çocuk suretinde görünür.


Yalın bir ışık parıldar herkesin yüzünde;

Her dem bir ruh dolaşır bütün gözlerde.


Hayat acılarının iki kat büktüğü bedenler,

Onun bereketiyle huzur içinde dik yürürler.


Bayram günleri mücadeleli bir yılın sonunda gelen huzurlu günlerdir,

Ümitsiz kalp bugünlerde yeni bir ümitle canlanır.


Geçim kavgasındaki korkunç feryadın,

Dünyada biraz dindiği an varsa bu andır.


Bahar sabahında bu güzellik bulunur mu?

Bak şu yeryüzüne, nasıl taptaze ve şendir!


Her göğüste bir sevinçli kalp çarpmakta,

Her kalpte bir ışıklı arzular dünyası gizlidir.


Her milletten insan bayram yapmanın neşesiyle eğlenmekte,

Sanki bütün yeryüzünün kalbi coşmuştur.


Apaçık bereketi bütün varlıkları coşturuyor,

Ya Rab bu nasıl bütün âlemlere yayılan bir ruhtur?


Bayramda gelir hâtıra öyle hoş anılar ki;

Bin ömre değişilmez, o kadar değeri yüksektir.


Görünür bana daima bayramın cömert manzarası:

Çocukluk günlerimin gülümseyen hatırası.


Birinci gün hava pek uygun değildi;

İkinci gün açılıp, sonra pek güzel gitti.


Dedim ki:

"Fatih'e çıksam yavaşça, bir yanda

Durup o âlemi seyretsem de meydanda,

Ziyaret etsem dostları sonradan...

Hoş olur.

Bütün gün evde oturmak ne olsa pek boştur.


" Bu gezme isteği gelince, artık ben durur muyum?

Ne gezer! Fırladım hemen evden.


Gelin de bayramı Fatih'te seyredin,

Zira Hâtıra, hayale sığmaz o karmakarışık eğlence.


Kucakta gezdirilen bir karış çocuklardan

Tütün da ta dedemiz zamanından arta kalan.


Asırlar ölçüsü boy boy bastonlu nesile kadar,

Büyük küçük bütün bölge halkı, hepsi de var!


Adım başında kurulmuş beşik salıncaklar,

İçinde darbuka, deflerle zilli şakşaklar.


Biraz gidin: Kocaman bir çadır...

Önünde bütün,çoluk çocuk birer onluk verip de girmek için


Nöbetle bekleşiyorlar. Acaba içinde ne var?

"Caponya'dan gelen, insan suratlı bir canavar!"


Geçin: Sırayla çadırlar.

Önünde her birinin Diyor:

"Kuzum girecek varsa, durmasın girsin.

" Bağırmadan sesi bitmiş ayaklı bir i'lân

"Alın gözüm, buna derler..." sadâsı her yandan.


Elektrikçilerin keyfi pek yolunda hele:

Gelen yapışmada bir mutlaka o saplı tele.


Terazilerden adam eksik olmuyor; birisi

İnince binmede artık onun da hemşerisi:


"Hak okka çünkü bu kantar...

Firenk icadı gıram Değil!

Diremleri dört yüz, hesapta şaşmaz adam."


-Muhallebim ne de kaymak!

-Şifalıdır ma'cun! Simit mi istedin ağa?

-Yokmuş onluğum, dursun.

O başta: Kuskunu (1) kopmuş eğerli düldüller,

Bu başta: Paldımı (2) düşmüş semerli bülbüller!

Baloncular, hacıyatmazcılar, fırıldaklar,


Horoz şekerleri, civ civ öten oyuncaklar;

Sağında atlı karınca, solunda tahtırevan;


Önünde bir sürü çekçek, tepende çiftekolan.

Öbek öbek yere çökmüş kömür çeken develer...


Gönül rahatlığıyla birden geviş getirmedeler.

Koşan, gezen, oturan, maniler düzüp çağıran,


Davullu zurnalı "dans" eyleyen, coşup bağıran

Bu neş'e evreninin içinde gezdikçe,


Çocukların tarafındaydı en çok eğlence.

Güzelce süslenerek annesinin nazik eliyle;


Birer çiçek gibi parıldayan bebeklerle

Gelirdi bayramın dalgalı yüzüne başka bir canlılık...


Bütün neşe ve sevinçti gördüğüm hareket.

Onar parayla biraz sallanırdılar...


Derken, Dururdu "Yandı!" sesiyle türküler birden.

-Ayol, demin daha yanmıştı ya!

-Herif sen de...

-Peki kızım, azıcık fazla sallarım ben de.

-"Deniz dalgasız olmaz,

-Gönül sevdasız olmaz,

-Yarî güzel olanın Başı belasız olmaz!

-Haydindi mini mini maşallah Kavuşuruz inşallah..."


Fakat bu güler yüzlü tabloya karşı,

Pek yaşlı Bir ihtiyar kadının koltuğunda, gür kaşlı,


Uzunca saçlı güzel bir kız ağlayıp duruyor.

Gelen geçen, bu niçin ağlıyor? diyor, soruyor.

-Yetim ayol... Bana evlât belasıdır bu acı.

-Çocuk değil mi? "Salıncak!" diyor...

-Salıncakçı!

-Kuzum, biraz bu da binsin...

-Ne var sevabına say...

-Yetim sevindirenin ömrü çok olur...

-Hay hay!


Hemen o kız da salıncakçının insanlığıyla,

Katıldı ağlamayan kızların neş'esine.



(1) Kuskun: Hayvanın kuyruğu alandan

geçirilerek eyere bağlanan kayış.

(2) Paldım: Yük ve binek hayvanının semer veya

eyerinin ileri kaymasını önlemek için arka

ayaklarının kaba etleri üzerinden geçirilen kayış.

|

Horizon, always laughing, the world is another world;

What a lovely holiday, what is a time neş'eli!


Smile in the face of innocence of childhood holidays,

Hope, appear in the image of a pure child.


Lean is a shining light in everyone's face;

In a spirit of every moment, all eyes will wander.


The bodies bent double life of pain,

They walk upright in the presence of His blessings.


At the end of year holidays came a peaceful struggle for days,

Hopeless heart comes alive today with a new hope.


Living in the horrible screams of fighting,

If you have some quiet time in the world where this moment.


Does the beauty of spring this morning?

See the earth, how it is fresh and cheerful!


A joy to the heart of each breast,

A light in every heart is a hidden world of desire.


Making fun of people from every nation with a feast to entertain,

The heart of the earth as if all were thrilled.


All assets are overflowing abundance of clear,

O Lord, how it spread to the whole world is a soul?


They come in such nice memories of that holiday memories;

Thousands of lives are changed, so the value is high.


Always generous view of the festival appears to me:

The memories of my childhood smile.


The first day the air was not very great;

Opened the second day and then gone very good.


I said:

"I slowly come to Fatih, on the one hand

I stopped and watched his world in the square,

I visited friends in later ...

Be nice.

What happens if you sit at home all day is very empty.


"This request comes around, it stops Am I?

What travels! I immediately jumped out of the house.


Come watch the festival in Fatih,

Because the memories, dreams do not fit into that chaotic fun.


Kucakta been around a mix of children

The remaining tobacco from the time of our grandfathers or ta.


Bastonlu boy to generation for centuries until the measure,

Local people of all sizes, all of them there!


Step was founded at the beginning of a cradle swing,

In darbuka, def bells with the slapstick.


Some go a big tent ...

In front of all, given all the family and also to enter a decimal


With seizures are bekleş. I wonder what's in there?

'Caponya'dan the human-faced monsters! "


Jump to: place the tents.

In front of each one Says:

"Kuz if I will go, stop you're entering.

"Shouted a voice over from a standing i'lân

"Received my eyes, it will say ..." sadâsı from each side.


Especially in many ways arbitrary electrician:

In that one must stick to handle incoming wires.


A man does not lack balance, one

When thousands of downloads in the hemşerisi it anymore:


"About okka because it scales ...

Not gıram Firenk invention!

Diremleri four hundred, infallible man in the account. "


-Pudding in my slide!

-Healing is a ma'cun! You have to wheel the network?

-No I have ten, let alone.

That particular: the suspicion (1) cow are broken down,

This initially: Paldım (2) Saddleback fell nightingales!

Balloonist the tumbler developers, windmill and,


Rooster candy, toys CIV CIV cross;

Ant to the right horse, left the palanquin;


Cart in front of a lot, Yolanda çiftekolan Hill.

Collapsed into heaps of coal take place in a camel ...


The ruminant than complacency.

Running, wandering, sitting, and even calling for mania,


With drums and flutes with a "dance" of action, and shouting rejoice

As the visit of the universe in this Nese,


By children was the most fun.

Beautifully decorated by his mother's gentle hand;


Glowing like a flower with baby

Viability of the floating holidays to come face to another ...


All was joy and elation I saw movement.

Some structural repairs with money ...


Then he would stop "was burning!" several songs with the sound.

-Ayol, was just as well or better!

-The guy you ...

-What about my daughter, my swing a little bit more than me too.

- "The sea does not wave,

Not without love-hearts,

Per-half of what is good and sound do not!

Hopefully we'll meet-Haydindi wee hullo ... "


But this good-humored face painting,

One old woman in the seat of many elderly, bushy eyebrows,


Long-haired beautiful girl keeps crying.

Coming days, this is why you cry? she says, is the question.

-Orphan ayol ... Is the scion of this hurt me trouble.

-Child is not it? "Swing!" said ...

-Salıncakçı!

-Lamb, I get in a bit ... it

-What 's sevabına say ...

Originator is a very happy life-orphan ...

-Hay hay!


She also salıncakçı immediately with the humanity,

Neş'esine not crying girls attended.



(1) crupper: The animal's tail area

attached to the strap by passing the saddle.

(2) Paldım: Load and mount the saddle or

To prevent further slippage of saddle back

The strap over the foot of the buttocks

|

örnek osmanlıca مقدمة

|}




'Latin harflerine transkriptli metin Sadeleştirilmiş metin İngilizce Tercümesi

Âfâk bütün hande, cihan başka cihandır;

Bayram ne kadar hoş, ne şetâretli zamandır!


Bayramda güler çehre-i mâ'sûm-i sabâvet,

Ümmîd çocuk sûret-i sâfında ıyandır


Her cebhede bir nûr-i mücerred lemeânda;

Her dîdede bir rûh demâdem cevelândır.


Âlâm-ı hayâtın iki kat büktüğü ecsâd

Feyzindeki te'sîr ile âsûde revandır.


Ferdâ-yı sükûn perveridir sâl-i cidâlin,

Nevmîd düşen kalbe ümîd-âver-i candır.


Heycâ-yi maîşetteki feryâd-ı mehîbin

Dünyâda biraz dindiği an varsa bu andır.


Subhunda bahârın şu sabâhat bulunur mu?

Bak çehre-i gabrâya: Nasıl şen, ne civandır!


Her sînede bir kalb-i meserret darabanda,

Her kalbde bir âlem-i eşvâk nihandır.


Raksân oluyor cünbüş-i dûşiyle anâsır,

Gûya ki bütün sadr-ı zemin pür-galeyandır.


Eşbahı da cûşân ediyor feyz-i mübîni,

Yâ Rab bu nasıl rûh-i avâlim-sereyandır!


Bayramda gelir yâ da ne hoş hâtıralar ki:

Bin ömre verilmez, o kadar kadri girandır,


Iydin bana dâim görünür levh-i kerîmi:

Mâzî-i tufûliyyetimin yâd-ı besîmi.


Birinci gün hava bir parça nâ-müsâiddi;

İkinci gün açılıp, sonra pek güzel gitti.


Dedim ki: "Fâtih'e çıksam yavaşça, bir yanda

Durup o âlemi seyreylesem de meydanda,


Ziyâret etsem ehibbâyı sonradan... Hoş olur.

Bütün gün evde oturmak ne olsa pek boştur. "


Bu arzû-yi tenezzüh gelince, artık ben

Durur muyum? Ne gezer! Fırladım hemen evden.


Gelin de bayramı Fâtih'te seyredin, zirâ

Hayâle, hâtıra sığmaz o herc ü merc-i safâ,


Kucakta gezdirilen bir karış çocuklardan

Tutun da, tâ dedemiz demlerinden arta kalan,


Asırlar ölçüsü boy boy asâli nesle kadar,

Büyük küçük bütün efrâd-i belde, hepsi de var!


Adım başında kurulmuş beşik salıncaklar,

İçinde darbuka, teflerle zilli şakşaklar,


Biraz gidin; Kocaman bir çadır... Önünde bütün,

Çoluk çocuk birer onluk verip de girmek için


Nöbetle bekleşiyorlar. Acep içinde ne var?

"Caponya'dan gelen insan suratlı bir canavar!"


Geçin: sırayla çadırlar. Önünde her birinin.

Diyor: "Kuzum, girecek varsa durmasın girsin."


Bağırmadan sesi bitmiş ayaklı bir îlân,

"Alın gözüm buna derler..." sadâsı her yandan.


Alettirikçilerin keyfi pek yolunda hele:

Gelen yapışmada bir mutlaka o saplı tele.


Terazilerden adam eksik olmuyor; birisi

İnince binmede artık onun da hemşerisi:


"Hak okka çünkü bu kantar... Frenk îcâdı gıram

Değil! Diremleri dörtyüz, hesapta şaşmaz adam."


- Muhallebim ne de kaymak!

- Şifalıdır macun!

- Simit mi istedin ağa?

- Yokmuş onluğun, dursun.


O başta: Kuşkunu kopmuş eğerli düldüller,

Bu başta: Paldimi düşmüş semerli bülbüller!


Baloncular, hacıyatmazlar, fırıldaklar,

Horoz şekerleri, civ civ öten oyuncaklar;


Sağında atlıkarınca, solunda tahtırevan

Önünde bir sürü çekçek, tepende çifte kolan


Öbek öbek yere çökmüş kömür çeken develer...

Ferâğ-ı bâl ile birden geviş getirmedeler.


Koşan, gezen, oturan, mâniler düzüp çağıran.

Davullu zurnalı "dans" eyliyen, coşup bağıran,


Bu kâinât-ı sürûrun içinde gezdikçe,

Çocukların tarafındaydı en çok eğlence,


Güzelce süslenerek dest-i nâz-ı mâderle;

Birer çiçek gibi nevvâr olan bebeklerle


Gelirdi safha-i mevvâc-ı ıyde başka hayât...

Bütün sürûr u şetâretti gördüğüm harekât!


Onar parayla biraz sallandırdılar... Derken,

Dururdu "Yandı!" sadâsıyle türküler birden,


- Ayol, demin daha yanmıştı a! Herif sen de,

- Peki kızım, azıcık fazla sallarım ben de.


"Deniz dalgasız olmaz

Gönül sevdasız olmaz

Yâri güzel olanın

Başı belâsız olmaz!

Haydindi mini mini maşallah

Kavuşuruz inşallah..."


Fakat bu levha-i handâna karşı, pek yaşlı,

Bir ihtiyar kadının koltuğunda gür kaşlı,


Uzunca saçlı güzel bir kız ağlayıp duruyor.

Gelen geçen "Bu niçin ağlıyor?" deyip soruyor.


- Yetim ayol... Bana evlâd belâsıdır bu acı

Çocuk değil mi? 'Salıncak' diyor...

- Salıncakçı!


Kuzum, biraz da bu binsin... Ne var sevâbına say...

Yetim sevindirenin ömrü çok olur...

- Hay hay!


Hemen o kız da salıncakçının mürüvvetine

Katıldı ağlamıyan kızların şetâretine.

Ufuklar hep gülmekte, dünya başka dünyadır;

Bayram ne kadar hoş, ne neş'eli bir zamandır!


Çocukluğun masum çehresi bayramda gülümser,

Umut, saf bir çocuk suretinde görünür.


Yalın bir ışık parıldar herkesin yüzünde;

Her dem bir ruh dolaşır bütün gözlerde.


Hayat acılarının iki kat büktüğü bedenler,

Onun bereketiyle huzur içinde dik yürürler.


Bayram günleri mücadeleli bir yılın sonunda gelen huzurlu günlerdir,

Ümitsiz kalp bugünlerde yeni bir ümitle canlanır.


Geçim kavgasındaki korkunç feryadın,

Dünyada biraz dindiği an varsa bu andır.


Bahar sabahında bu güzellik bulunur mu?

Bak şu yeryüzüne, nasıl taptaze ve şendir!


Her göğüste bir sevinçli kalp çarpmakta,

Her kalpte bir ışıklı arzular dünyası gizlidir.


Her milletten insan bayram yapmanın neşesiyle eğlenmekte,

Sanki bütün yeryüzünün kalbi coşmuştur.


Apaçık bereketi bütün varlıkları coşturuyor,

Ya Rab bu nasıl bütün âlemlere yayılan bir ruhtur?


Bayramda gelir hâtıra öyle hoş anılar ki;

Bin ömre değişilmez, o kadar değeri yüksektir.


Görünür bana daima bayramın cömert manzarası:

Çocukluk günlerimin gülümseyen hatırası.


Birinci gün hava pek uygun değildi;

İkinci gün açılıp, sonra pek güzel gitti.


Dedim ki:

"Fatih'e çıksam yavaşça, bir yanda

Durup o âlemi seyretsem de meydanda,

Ziyaret etsem dostları sonradan...

Hoş olur.

Bütün gün evde oturmak ne olsa pek boştur.


" Bu gezme isteği gelince, artık ben durur muyum?

Ne gezer! Fırladım hemen evden.


Gelin de bayramı Fatih'te seyredin,

Zira Hâtıra, hayale sığmaz o karmakarışık eğlence.


Kucakta gezdirilen bir karış çocuklardan

Tütün da ta dedemiz zamanından arta kalan.


Asırlar ölçüsü boy boy bastonlu nesile kadar,

Büyük küçük bütün bölge halkı, hepsi de var!


Adım başında kurulmuş beşik salıncaklar,

İçinde darbuka, deflerle zilli şakşaklar.


Biraz gidin: Kocaman bir çadır...

Önünde bütün,çoluk çocuk birer onluk verip de girmek için


Nöbetle bekleşiyorlar. Acaba içinde ne var?

"Caponya'dan gelen, insan suratlı bir canavar!"


Geçin: Sırayla çadırlar.

Önünde her birinin Diyor:

"Kuzum girecek varsa, durmasın girsin.

" Bağırmadan sesi bitmiş ayaklı bir i'lân

"Alın gözüm, buna derler..." sadâsı her yandan.


Elektrikçilerin keyfi pek yolunda hele:

Gelen yapışmada bir mutlaka o saplı tele.


Terazilerden adam eksik olmuyor; birisi

İnince binmede artık onun da hemşerisi:


"Hak okka çünkü bu kantar...

Firenk icadı gıram Değil!

Diremleri dört yüz, hesapta şaşmaz adam."


-Muhallebim ne de kaymak!

-Şifalıdır ma'cun! Simit mi istedin ağa?

-Yokmuş onluğum, dursun.

O başta: Kuskunu (1) kopmuş eğerli düldüller,

Bu başta: Paldımı (2) düşmüş semerli bülbüller!

Baloncular, hacıyatmazcılar, fırıldaklar,


Horoz şekerleri, civ civ öten oyuncaklar;

Sağında atlı karınca, solunda tahtırevan;


Önünde bir sürü çekçek, tepende çiftekolan.

Öbek öbek yere çökmüş kömür çeken develer...


Gönül rahatlığıyla birden geviş getirmedeler.

Koşan, gezen, oturan, maniler düzüp çağıran,


Davullu zurnalı "dans" eyleyen, coşup bağıran

Bu neş'e evreninin içinde gezdikçe,


Çocukların tarafındaydı en çok eğlence.

Güzelce süslenerek annesinin nazik eliyle;


Birer çiçek gibi parıldayan bebeklerle

Gelirdi bayramın dalgalı yüzüne başka bir canlılık...


Bütün neşe ve sevinçti gördüğüm hareket.

Onar parayla biraz sallanırdılar...


Derken, Dururdu "Yandı!" sesiyle türküler birden.

-Ayol, demin daha yanmıştı ya!

-Herif sen de...

-Peki kızım, azıcık fazla sallarım ben de.

-"Deniz dalgasız olmaz,

-Gönül sevdasız olmaz,

-Yarî güzel olanın Başı belasız olmaz!

-Haydindi mini mini maşallah Kavuşuruz inşallah..."


Fakat bu güler yüzlü tabloya karşı,

Pek yaşlı Bir ihtiyar kadının koltuğunda, gür kaşlı,


Uzunca saçlı güzel bir kız ağlayıp duruyor.

Gelen geçen, bu niçin ağlıyor? diyor, soruyor.

-Yetim ayol... Bana evlât belasıdır bu acı.

-Çocuk değil mi? "Salıncak!" diyor...

-Salıncakçı!

-Kuzum, biraz bu da binsin...

-Ne var sevabına say...

-Yetim sevindirenin ömrü çok olur...

-Hay hay!


Hemen o kız da salıncakçının insanlığıyla,

Katıldı ağlamayan kızların neş'esine.



(1) Kuskun: Hayvanın kuyruğu alandan

geçirilerek eyere bağlanan kayış.

(2) Paldım: Yük ve binek hayvanının semer veya

eyerinin ileri kaymasını önlemek için arka

ayaklarının kaba etleri üzerinden geçirilen kayış.

Horizon, always laughing, the world is another world;

What a lovely holiday, what is a time neş'eli!


Smile in the face of innocence of childhood holidays,

Hope, appear in the image of a pure child.


Lean is a shining light in everyone's face;

In a spirit of every moment, all eyes will wander.


The bodies bent double life of pain,

They walk upright in the presence of His blessings.


At the end of year holidays came a peaceful struggle for days,

Hopeless heart comes alive today with a new hope.


Living in the horrible screams of fighting,

If you have some quiet time in the world where this moment.


Does the beauty of spring this morning?

See the earth, how it is fresh and cheerful!


A joy to the heart of each breast,

A light in every heart is a hidden world of desire.


Making fun of people from every nation with a feast to entertain,

The heart of the earth as if all were thrilled.


All assets are overflowing abundance of clear,

O Lord, how it spread to the whole world is a soul?


They come in such nice memories of that holiday memories;

Thousands of lives are changed, so the value is high.


Always generous view of the festival appears to me:

The memories of my childhood smile.


The first day the air was not very great;

Opened the second day and then gone very good.


I said:

"I slowly come to Fatih, on the one hand

I stopped and watched his world in the square,

I visited friends in later ...

Be nice.

What happens if you sit at home all day is very empty.


"This request comes around, it stops Am I?

What travels! I immediately jumped out of the house.


Come watch the festival in Fatih,

Because the memories, dreams do not fit into that chaotic fun.


Kucakta been around a mix of children

The remaining tobacco from the time of our grandfathers or ta.


Bastonlu boy to generation for centuries until the measure,

Local people of all sizes, all of them there!


Step was founded at the beginning of a cradle swing,

In darbuka, def bells with the slapstick.


Some go a big tent ...

In front of all, given all the family and also to enter a decimal


With seizures are bekleş. I wonder what's in there?

'Caponya'dan the human-faced monsters! "


Jump to: place the tents.

In front of each one Says:

"Kuz if I will go, stop you're entering.

"Shouted a voice over from a standing i'lân

"Received my eyes, it will say ..." sadâsı from each side.


Especially in many ways arbitrary electrician:

In that one must stick to handle incoming wires.


A man does not lack balance, one

When thousands of downloads in the hemşerisi it anymore:


"About okka because it scales ...

Not gıram Firenk invention!

Diremleri four hundred, infallible man in the account. "


-Pudding in my slide!

-Healing is a ma'cun! You have to wheel the network?

-No I have ten, let alone.

That particular: the suspicion (1) cow are broken down,

This initially: Paldım (2) Saddleback fell nightingales!

Balloonist the tumbler developers, windmill and,


Rooster candy, toys CIV CIV cross;

Ant to the right horse, left the palanquin;


Cart in front of a lot, Yolanda çiftekolan Hill.

Collapsed into heaps of coal take place in a camel ...


The ruminant than complacency.

Running, wandering, sitting, and even calling for mania,


With drums and flutes with a "dance" of action, and shouting rejoice

As the visit of the universe in this Nese,


By children was the most fun.

Beautifully decorated by his mother's gentle hand;


Glowing like a flower with baby

Viability of the floating holidays to come face to another ...


All was joy and elation I saw movement.

Some structural repairs with money ...


Then he would stop "was burning!" several songs with the sound.

-Ayol, was just as well or better!

-The guy you ...

-What about my daughter, my swing a little bit more than me too.

- "The sea does not wave,

Not without love-hearts,

Per-half of what is good and sound do not!

Hopefully we'll meet-Haydindi wee hullo ... "


But this good-humored face painting,

One old woman in the seat of many elderly, bushy eyebrows,


Long-haired beautiful girl keeps crying.

Coming days, this is why you cry? she says, is the question.

-Orphan ayol ... Is the scion of this hurt me trouble.

-Child is not it? "Swing!" said ...

-Salıncakçı!

-Lamb, I get in a bit ... it

-What 's sevabına say ...

Originator is a very happy life-orphan ...

-Hay hay!


She also salıncakçı immediately with the humanity,

Neş'esine not crying girls attended.



(1) crupper: The animal's tail area

attached to the strap by passing the saddle.

(2) Paldım: Load and mount the saddle or

To prevent further slippage of saddle back

The strap over the foot of the buttocks.


Safahat logo

Şablon:Düz liseler için safahat projesi
Şablon:Anadolu liseleri için safahat projesi
Şablon:Sosyal Bilimler Liseleri için safahat projesi
Şablon:Türki Dillerde Safahat Projesi
Şablon:Safahat İngilizceye Tercüme Projesi

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.