Yenişehir Wiki
Advertisement
Yenişehir Wiki
80.401
pages

Selanik’te Hürriyete hitap

Screenshot 2020-09-12-20-39-16-955 com.android.chrome.jpg

Saidi_Kürdi_Hürriyete_Hitap_(Selanik_Konusmasi)_Mücahit_Bilici

Saidi Kürdi Hürriyete Hitap (Selanik Konusmasi) Mücahit Bilici

Bediuzzaman Saidi Kürdi'nin ilk doneminde, hürriyetin ilani dolayisiyla Istanbul ve Selanik'te yaptigi meydan konusmasi: "Hürriyete Hitap." Giris bolumu okunup tartisiliyor. Ictimai Dersler. Sohbet. Mucahit Bilici.

Said_Nursi_sahtekar_mıydı?_-_Kadir_Mısıroğlu

Said Nursi sahtekar mıydı? - Kadir Mısıroğlu

12. Dakikada soruyu tekrar soruyor. Celal Öktem, medresede öğrenci idik, her soruya cevap verilir diye ülama ile mübarezeye giriyor.

D - Drive dan word olarak indirme linki
http://www.hizmetvakfi.org/risaleinur/
Portal:RNK . RNK . Şablon:Risale bakınız


BSN Şablon:BSN bakınız.

Risale-i Nur Külliyatı

RNK/Tercümeleri.
RNK/English
RNK/Arabi
RNK/Azerice
Wikimedia
Risale:RNK
Risale:Risale-i Nur
Risale:Sözler

* RNK/Ansiklopedik bilgiler
* RNK/Almanca
* RNK/Audio
* RNK/Ayasofya
* RNK/Cemil Meriç
* RNK/Dua
* RNK/Ebter
* RNK/Evrad
* RNK/Farisi
* RNK/Fihrist
* RNK/Gıybet
* RNK/Hayal
* RNK/Hizb
* Hikem-i Ataiye
* RNK/Kedi
* RNK/Şazeli
* RNK/İlk Dönem Eserleri
* RNK/Japonya
* RNK/Konyalı Mehmet Vehbi Efendi
* RNK/Kürtçe
* RNK/Mikrop
* RNK/Sosyalizm
* RNK/Talebeleri
* RNK/Tercümeleri
* RNK/Taziye YİRMİ BEŞİNCİ LEM'A
 * RNK/VİDEO
* Risale:Hizb-ül Hakaik .
* Risale:Hizb-i Nur'il Ekber (Zülfikar) .
* Risale:Hizb-i Azam-ı Kur'anî .
* Risale:Hizb'ül Ekber-in Nuri .
* Risale:Hizb-ül Mesnevi-ül Arabi
RNK/Diyanet İşleri Başkanlığı ve Bakanlar Kurulu Kararı
RNK/Ekolleri
BSN/Matematik

TARİHÇE-İ HAYAT.
SÖZLER .
Küçük Sözler.
MEKTUBAT .
LEM'ALAR .
ŞUALAR .
ASÂ-YI MUSA -
HUTBE-İ ŞAMİYE .
İŞARATÜ’L-İ’CAZ -
SÜNUHAT -
TULÛAT -
MÜNAZARAT .[
MESNEVÎ-İ NURİYE .
MEYVE RİSALESİ .
GENÇLİK REHBERİ
HANIMLAR REHBERİ.
HİZMET REHBERİ.
SİKKE-İ TASDİK-İ GAYBÎ .
ZÜLFİKAR .
İMAN VE KÜFÜR MUVAZENELERİ

Lahikalar:
Kastamonu Lâhikası
.BARLA LÂHİKASI .
Emirdağ Lahikası-I .
Emirdağ Lahikası-II

Eski Said Dönemi Eserleri;
Makalat;
Kızıl İcaz;
İki Mekteb-i Musibetin Şehadetnamesi Yahut Divan-ı Harb-i Örfi ve Said Nursi;
Nutuk;
Bediüzzamanın Selanik'de Hürriyete Hitabı.
Münazarat;
Münazarat/İlk Baskı
Hutbe-i Şamiye;
Deva’ül-Yeis Zeylinin Zeyli;
Nokta;
Hutuvat-ı Sitte;
Sünuhat;
Rumuz;
Şuaat-ı Marifetü’n-Nebi;
Tuluat;
İşarat;
Hakikat Çekirdekleri I ve II;
Lemaat)

RNK/Fihrist .
Fihriste-i Mektubat .
Sözler/Fihrist.


RNK/MüddeiUmum/İddianamesi/Hata-Sevap Cetveli

WORDS.
THE FIRST WORD/English&Turkish for students
Kaynaklar:
52 dilde Nur Külliyatı Okuma Konu fihristli: http://www.yeniasya.com.tr/risaleinur/ --- Risale-i Nur Cep/Web indir: http://www.nurunsozu.com/ Risale-i Nur Kütüphanesi: https://play.google.com/store/apps/details?id=org.feyyaz.risale_inur Risale-i Nur Enstitüsü: http://www.risaleinurenstitusu.org/ Köprü Dergisi (Risale-i Nur Eksenli Akademik Çalışmalar): http://www.koprudergisi.com/
Audio&Video
Risale-i Nur Videoları
Archive.org dinleme/indirme sayfası: https://archive.org/bookmarks/nurvideolari
Youtube RNK Videoları (Altyazılı): [1] MP3 formatında Archive.org dinleme/indirme sayfası: https://archive.org/details/sesli-risale-i-nur-kulliyati-mp3 İndirme
İngilizce PDF ve Word [2] Arabi [3] Azeri:[4] Necmettin Şahiner

SELANİK'TEN HÜRRİYET MANİFESTOSU[]

Hürriyet ateşinin kontrolsüz yakıldığı Selanik 2. Meşrûtiyetin ilân edildiği 23 Temmuz 1908 tarihinden üç gün sonra oldukça hareketli günler yaşar. 26 Temmuz 1908 günü Selanik’in Hürriyet meydanı olarak adlandırılacak Drahodr boyunda üç katlı kargir idadi mektebi beyaz kışla ile kırmızı kışla arasındaki alanda hatipler halka meşrûtiyeti anlatmaya çıktıklarında başında sarığı, belinde kaması ayaklarında çizmesi ile biri çıkar. Ülkenin içinde bulunduğu sıkıntıları ve bundan kurtuluş çarelerini her mecliste ve makamda cesaretle dile getiren Bediüzzaman o gün Selanik ve İstanbul gazetelerinde de yer alan tarihî hürriyet nutkunu söyler.

Balkonda Enver Paşa’nın hemen ardından nutkunu söyleyen Bediüzzaman özetle bu nutku burada almak istiyorum:

“Ey Hürriyet-i şer’i.

Öyle müthiş ve fakat güzel ve müjdeli bir sada ile bağırıyorsun.

Benim gibi bir Şarklıyı tabakât-ı gaflet (gaflet tabakaları) altında yatmışken uyandırıyorsun.

Sen olmasa idin, ben, umum millet, zindan-ı esarette kalacaktık.

Seni ömr-ü ebedî ile tebşir ediyorum (müjdeliyorum.)

Eğer aynü’l hayat (hayat pınarı) Şeriatı menba-ı hayat yapsan ve o Cennette neşv-ü nemâ bulsan, bu millet-i mazlûmenin de eski zamana nisbeten bin derece terakki edeceğini müjde veriyorum”

diye başlıyordu.

Bu harika nutuktan bazı bölümleri önemine binâen buraya alalım:

“Ey mazlûm ihvan-ı vatan!

Gidelim, dahil olalım.

Birinci kapısı, Şeriat dairesinde ittihad-ı kulub;

ikincisi muhabbet-i milliye;

üçüncüsü, maarif;

dördüncüsü sa’y-i insanî;

beşincisi terk-i sefahettir.

Ötekileri sizin zihninize havale ediyorum...”

Bu satırları okuyunca, dün orada savunulanlarla bugün ülkemizin ihtiyaç duyduğu meseleler arasında pek fark olmadığını görüyoruz. Bugünkü ifadeyle bunlar:

1. Birlik ve beraberliğin temeli olan gönül ve duygu birliği.

2. Millet fertlerinin birbirlerini sevmesi.

3. Eğitim.

4. Çalışma imkânı bulma ve emeğin değerlendirilmesi.

5. Sefahetin terki.

Zaman zaman dış düşmanların da tahrikiyle meydana gelen kutuplaşmaların nelere mal olduğunu yaşayarak bugünlere geldik. Düşmanlarımız bizi her zaman bu ince karnımızdan vurmaya çalıştılar, hâlâ da vurmak istemektedirler. Öyleyse oyunlara gelmemek, birlik ve bütünlüğü bozmamakla mükellefiz. Bu da millet fertlerinin birbirini sevmesiyle olur.

Eğitimi henüz emeklemekten kurtarıp istenilen ufka ulaştıramadık. Dün olduğu gibi bugün de gerçek mânâda çağdaş ülkelerin seviyelerine ulaştıramadık. Ciddî bir revizyon gerekli.

Milyonlarca insanın işsiz kaldığı ülkemizde yeni iş sahaları açma, insanımıza iş, aş imkânı bulma yolunda da önemli adımlar atmak zorundayız.

Sefahet ise bedeni, aklı, zihni yıpratmakla kalmamakta, iş gücüne de darbe indirmektedir. Sefahete düşkün milletlerin gelişmeleri de mümkün değildir.

Nutku bugün de okumak ve orada ele alınan meselelere yeni baştan eğilmekle baş başayız. Bediüzzaman’ın İstanbul ile Selanik şehirlerini seçmesinin ardında müthiş bir öngörü vardır. Başka şehir yerine Selanik tercihi çok anlamlıdır. Zira Selanik, Cumhuriyetin kurucu kadrosu olan İttihadçıların o gün Hürriyet meydanında hazır olduğunu unutmayalım. Bediüzzaman adeta bir farzı kifayeyi yerine getirirken, tarihi bir görevi de yerine getirmekte.

Bediüzzaman’ın Selanik’teki nutkunu o gün o meydanda bulunan İsmet İnönü, Celal Bayar, Salih Omurtak (Türk Silâhlı Kuvvetlerinin 4. Genelkurmay başkanı) dinlemişlerdir.

Bediüzzaman’ın bu konuşması oldukça tesirli olmuş.

İttihad ve Terakki’nin önde gelen isimleri Bediüzzaman’a İttihad ve Terakki cemiyetinde birlikte çalışma teklifi yapmışlardı.


HÜRRİYETE HİTAB: Tam metin[]

Bediüzzaman Said Nursî'nin îlân-ı hürriyetin üçüncü gününde irticalen söylediği ve sonra Selanik'te Hürriyet Meydanında tekrar ettiği ve o zamanın gazetelerinin neşrettikleri nutkunun sûretidir.

Ey hürriyet-i şer'î!

Öyle müthiş ve fakat güzel ve müjdeli bir sada ile çağırıyorsun ki, benim gibi bir bedevîyi tabakât-ı gaflet altında yatmışken uyandırıyorsun.

Sen olmasaydın, ben ve ûmum millet zindan-ı esarette kalacaktık.

Seni ömr-ü ebedî ile tebşîr ediyorum.

Eğer aynelhayat Şeriatı menba-ı hayat yapsan ve o cennette neşv ü nema bulsan, bu millet-i mazlûmenin de eski zamana nisbeten bin derece terakkî edeceğini müjde veriyorum.

Eğer hakkıyla seni rehber etse, ağraz-ı şahsî ve fikr-i intikam ile sizi lekedar etmezse...

Ya Rab! Ne saadetli bir kıyamet ve ne güzel bir haşir ki, ...... hakîkatinin küçük bir misalini bu zaman bize tasvir ediyor. Şöyle ki:

Asya'nın ve Rumeli'nin köşelerinde medfun olan medeniyet-i kadîme hayata başlamış ve menfaatini mazarrat-ı umûmiyede arayan ve istibdadı arzu edenler ...... demeye başladılar.

Yeni hükûmet-i meşrûtamız mu'cize gibi doğduğu için, inşaallah, bir seneye kadar ..... sırrına mazhar olacağız.

Mütevekkilane, sabûrane tuttuğumuz otuz sene Ramazan-ı sükûtun sevabıdır ki; azapsız, cennet-i terakkî ve medeniyet kapılarını bize açmıştır.

Hakimiyet-i milliyenin beraat-i istihlali olan kânun-u Şer'î, hazin-i Cennet gibi, bizi duhûle davet ediyor.

Ey mazlum ihvan-ı vatan! Gidelim dahil olalım.

  • Birinci kapısı; Şeriat dairesinde ittihad-ı kulub,
  • İkincisi; muhabbet-i milliye,
  • Üçüncüsü; maarif,
  • Dördüncüsü; sa'y-i insanî,
  • Beşincisi; terk-i sefahettir;

ötekilerini sizin zihninize havale ediyorum...

Sakın ey ihvan-ı vatan!

Sefahetlerle ve dinde laubaliliklerle tekrar öldürmeyiniz.

Ve bütün efkar-ı fasideye ve ahlak-ı rezîleye ve desais-i şeytaniyeye ve tabasbusata karşı, Şeriat-ı Garra üzerine müesses olan kanun-u esasî Azrail hükmüne geçti; onları susturdu.

Sakın ey ihvan-ı vatan!

İsrafat ve hilaf-ı Şeriat ve lezaiz-i nameşrua ile tekrar ihya etmeyiniz.

Demek şimdiye kadar mezarda idik, çürüyorduk.

Şimdi bu ittihad-ı millet ve meşrûtiyet ile, rahm-ı madere geçtik; neşv ü nema bulacağız.

Yüz bu kadar sene geri kaldığımız mesafe-i terakkîden, inşaallah, mu'cize-i Peygamberî ile şimendifer-i kanun-u şer'iye-i esasiyeye amelen ve burak-ı meşveret-i şer'iyeye fikren bineceğiz; bu vahşetengiz sahra-i kebîri kısa zamanda tayyetmekle beraber, milel-i mütemeddine ile omuz omuza müsabaka edeceğiz.

Zîra, onlar kah öküz arabasına binmişler, yola gitmişler.

Biz, birdenbire şimendifer ve balon gibi mebadiye bineceğiz; geçeceğiz.

Belki, camî-i ahlak-ı hasene olan hakîkat-i İslamiyenin ve istidad-ı fıtrînin ve feyz-i îmanın ve şiddet-i açlığın hazma verdiği teshîl yardımı ile fersah fersah geçeceğiz-nasıl ki vaktiyle geçmiştik.

Talebeliğin bana verdiği vazife ve hürriyetin ferman-ı mezuniyetiyle ihtar ediyorum ki:

Ey Ebna-i Vatan!

Hürriyeti sû-i tefsir etmeyiniz;

ta elimizden kaçmasın ve müteaffin olan eski esareti başka kapta bize içirmekle bizi boğmasın. Haşiye

Zira, hürriyet, müraat-ı ahkam ve adab-ı Şeriat ve ahlak-ı hasene ile tahakkuk eder ve neşv ü nema bulur.

Bediüzzaman

Şablon:BSN/Hitabeleri

D. BSN/Savunma. Savunma/Bediüzzaman Said Nursi
Bediüzzaman Said Nursî’nin Müdafaaları
BSN/İthamlar/Soru-Cevapları
16. Mektup
Nur Talebeleri’nin Müdafaaları


Savunma/Rüya ile savunma yapmak Rüyamda padişahı gördüm, dedim ki.
DİVAN-I HARB-İ ÖRFİ:31 Mart Olayından sonra 1909 yılında İstanbul’da kurulan sıkıyönetim mahkemesinde Üstad Bediüzzaman’ın yapmış olduğu müdafaa.
ESKİŞEHİR AĞIR CEZA MAHKEMESİ MÜDAFAALARI 1935 yılında
Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan Bediüzzaman Hazretlerinin mahkemede yapmış olduğu müdafaa lar.
DENİZLİ AĞIR CEZA MAHKEMESİ MÜDAFAALARI (1944 Yılı)
Bediüzzaman’ın Isparta C.M.Umumiliğine Yazdığı Dilekçe
EMİRDAĞ DÖNEMİ MÜDAFAALARI *1945-1948 yılları arasında Afyon’un Emirdağ’ı ilçesinde sürgünde kalan Üstad Bediüzzaman’ın çeşitli resmi makamlara müdafaa niteliğinde yazmış olduğu dilekçe ve yazılar.
Denizli Ağır Ceza Mahkemesinin Beraat Kararı *Temyiz Mahkemesinin İlâmı
*Ankara Ehl-i Vukufu’nun Raporu BSN/Adalet BSN/Avukatları/Şemsiye ile gazetecilerden koruyan avukat Bekir Berk maznunlara sizi mi savunayım, davanızı mı? Deyince hepsi de davamızı savun diyorlar. O da bu inanç karşısında Milliyetçilikten Nurculuğa dönüş yapıyor. BSN/CHP'li Rizeli Bakan Ali Topuz BSN/Bekir Berk BSN/Ben de savcıyım
*Bediüzzaman’ın I. Millet Meclisinde Neşrettiği Beyanname *Üstad’ın 1923 yılında Millet Meclisinde mebuslara hitaben yazdığı, çeşitli konularda tavsiyelerini içeren bir beyanname.

Haşiye:[]

Evet, daha dehşetli bir istibdat ile, pek acı ve zehirli bir esareti bize içirdiler.

1- Ölümden sonra dirîliş haktır.

2- Ne olaydı olaydı da, toprak olaydım. (Nebe' Sûresi: 40.)

3- Çocukken beşikte konuşuruz. (Meryem Sûresi: 29.)

okudum .

Ama burada anlamadığım bu konuşmada ne var ki bazı kişiler ikide bir Üstada saldırmak için bu konuşmayı ısıtıp ısıtıp hainlik buradadır diyerek önümüze getirmeleri.

Ve bilgimizin olmayışı yüzünden cevabımız yavan kalmakta .

AVRUPA BİRLİĞİNİN KÜLTÜR BAŞKENTİ: SELANİK[]

Türk Millî Eğitimi delegasyonu ile gittiğimiz Selanik’te birinci ve ikinci gün CEDEFOP’un çalışmalarına katıldık.

Cedefop, Avrupa Birliği içinde üye ülkeler ve aday ülkelerin meslekî teknik eğitimlerini organize eden, Avrupa’daki meslekî eğitimin yönünü belirleyen ve uygulamaya yönelik çalışmalarla karar merciî oluşturan bir kurum. Hükümetten özerk çalışan bu yapı gelecekteki ülkelerin meslekî eğitim yapılarını tek bir çatı altında toplamayı hedeflemekte. Ülkemizde bu çalışmaların içinde yer almakta.

Avrupa Birliği’nin imtiyazlı çocuğu Yunanlılar burada da ellerini çabuk tutarak birlik içinde 1972 yılında kurulmuş ve merkezi Berlin’de olan bu kurumu 1995 yılında Selanik’e taşıyarak burayı merkez konumuna getirmişler.

Ardından da 1997 yılında Avrupa Birliği içinde Selanik’in kültür başşehri olmasını sağlamışlar.

20 milyon euro gibi devasa bütçelerle çalışan kurum toplam 99 personeliyle Avrupa’nın bütün birimleriyle kontak halinde meslekî eğitimi planlamakta.

Merkezin düzenlediği toplantıya aslında Hırvat temsilciler de katılacaktı. Ancak Yunanistan’daki genel grev dolayısıyla bu ülkenin temsilcileri katılmayınca toplantı Türk delegasyonuyla gerçekleşti.

Selanik’in dışında geniş bir arazi üzerine kurulu bulunan merkez iki katlı, içinde her türlü imkânları barındıran modern bir yapı. Toplantı salonunda aynı anda 9 ülkenin temsilcilerini barındıracak bir çeviri sistemi kurulmuş.

Önümüzdeki 2010 yılına kadar bütün üye ve aday ülkelerde meslekî standartların oluşturulması yönünde ciddî çalışmalar yapan kurum aynı zamanda 2010 yılında bütün Avrupa Birliği üye ülkelerin tek bir meslekî teknik sisteme dahil olması yönünde de çalışmaları hızlandırmış durumda.

Buna göre yaşlanan Avrupa nüfusu gelecekte büyük bir risk olarak kurumlarında çalıştıracak eleman bulamamakla karşı karşıya.

Buna çözüm arayışı içindeki Avrupa standartları yükseltilmiş, aldığı eğitim konusunda problem duymayacağı dünya standartında bir havuz oluşturma çabasında, böylelikle Türkiye gibi genç nüfusa sahip ülkelerden alacağı teknik elemanın meslekî yeterliliği konusunda tereddüt yaşamayacak ve standartları kendi ülkesinin standartları ile aynı olan elemanın geçişini sağlamış olacak.

Önümüzdeki yıl Cedefop tarafından yeni deklare edilecek bir gelişme de meslekî teknik eğitimde hareketliliği, yani ülkeler arasında kolay geçişlere imkân sağlayacak dil problemi üzerinde durulacak olması.

Buna göre meslekî teknik eğitimde ikinci yabancı dili zorunlu hâle getirme çalışmaları yapmaktalar.

Ülkemizdeki yetişmiş insanların bu hareketlilik içinde yer almasını sağlayabilmemiz ancak onları Avrupa standartlarına yakınlaştırmamız ile mümkün olacağını unutmadan teknik elemanları mutlaka bir yabancı dil konusunda yetiştirmemiz gerektiğini bu toplantıda çok net görebildik.

Avrupa ülkesi olarak görülen Yunanistan aslında AB’nin gözünün içine baka baka

“ben sizin standartlarınıza uymak zorunda değilim. Siz de beni fonlarla beslemek zorundasınız!” demekte.

Bunun en çarpıcı örneği bizi hâlâ gıda noktasında sıkıştıran Avrupa Birliği zahmet olmazsa sokak ortalarında hiçbir hijyenik şartı gözetmeden et satan, balık satan ve zeytin satan Yunanlılara baksınlar.

Üstelik trafiğin hiçbir kural tanımadığı; gürültünün normalleştiği Yunanlılara her halde Avrupa Birliği’nin bize söyleyeceğinden çok daha fazla şeyleri olsa gerek.

Tabi genlerindeki Grek DNA’larına söz geçirebilirlerse…

Toplantı sonrasında artık dönüş hazırlığına girmiştik.

Üç günlük oldukça hareketli geçen Yunanistan yolculuğumuzda farklı kültürleri tanımanın ya da komşumuzu daha iyi tanımanın verdiği avantajla yurda dönerken, ülkemin insanının Avrupalıdan çok daha medeni ve kültürlü olduğunu görmenin mutluluğunu yaşadım.

Bediüzzaman hürriyeti neden Selanik'te anlattı?[]

Said Nursi

"meşru, âdil bir hürriyet"in tarifi yaptığını ve "insan fikri üzerindeki ağır zincirlerin parçalanacağını" söyledi

Kaynak: Bediüzzaman hürriyeti Selanik'te anlattı

Abdullah, Bediüzzaman Said Nursi'nin "meşru, âdil bir hürriyet"in tarifi yaptığını ve "insan fikri üzerindeki ağır zincirlerin parçalanacağını" söylediğini vurguladı.

1911 yılında Hüdavendigâr'ın şehadetinden tam 522 sene sonra Haziran ayında Sultan Reşad'ın Kosova seyahatine Bediüzzaman Hazretlerinin de katıldığını belirten Abdullah,

"O zaten ta 23 Temmuz 1908'de ilan edilen Meşrutiyet'in üçüncü günü irticâlen bir nutuk irad etmiş ve daha sonra bu nutku Selânikte Hürriyet Meydanı'nda tekrar etmişti. Devrin gazetelerinde de yayınlanan bu nutuk 1910 yılında İstanbul'da İkbal-i Millet Matbaası'nda basılan Nutuk isimli eserinde neşredilmiştir"

dedi.

Bediüzzaman'ın nutuktaki bazı sözlerine yer veren Abdullah, şunları yazdı:

"Bu nutukta Üstad Hazretleri, meşru, âdil bir hürriyet içinde yaşadığımız ve bu hâli bozmadığımız takdirde, insan fikri üzerindeki ağır zincirlerin parçalanacağını, ilerleme ve terakki etme kabiliyetlerinin önüne konulan sedlerin yıkılacağını ve bu küçük dairenin dünya kadar genişleyeceğini ifade ettikten sonra diyor ki:

"Hatta benim gibi bir köylü adam, Süreyya (Ülker takım yıldızları) kadar ulvî olan umumî daireyi nazara alacaktır.

Emellerinin ve meyillerinin filizlerini oraya bağlayacaktır.

Her bir fiil ve tavrının orada bir ihtizaz ile işin içine gireceğinden; himmeti Süreyya kadar yücelerek o derece mükemmel şekilde fikirler Osmanlı memleketleri kadar genişleyeceğinden;

Eflâtun'ları, İbni Sina'ları ve Bismark'ları, Dekart'ları ve Taftazânì'leri inşaallah geri bırakacak.

Bu kuvvetli Asya ve Rumeli tarlası çok vatan gençleri mahsulü vereceğini kesinlikle ümit ediyoruz."

Kaynak: Bediüzzaman hürriyeti Selanik'te anlattı ..


Hürriyete hitap nutku üzerine[]

Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin, ‘Hürriyete Hitap’ nutku; 1908 yılında hürriyetin ilânının üçüncü gününde, önce Sultan Ahmet Meydanı’nda, sonra Selânik’te Hürriyet Meydanı’nda tekrar ettiği, gazetelerinin yayınladığı, zamanın yaralarını teşhis edip, tedavi eden fikirler ve hakikatlerdir.

Bu hitaptan anladığımız hakikatleri şöylece özetleyebiliriz:

  • Hürriyet, milleti gaflet uykusundan uyandırıp; esaret zilletinden kurtarır.
  • Dayanak noktası Şeriat (meşruluk) olan bir hürriyet neşvünema bulursa, milleti terakkiyata götürerek, medeniyet kapılarını açabilir.

Medeniyet kapıları ise:

  • Kalplerin birlik ve beraberliğine
  • Millî muhabbete
  • Maarife
  • İnsanı çalışmaya ve gayrete
  • Sefahatin terkine dâvet eder.

Şeriatla (meşrulukla, hukukla) birlikte olan hürriyet;

  • Beşerin fikrini parça parça eden, kabiliyetlerin terakkisine karşı olan setleri darmadağın ederek hükümeti ölüm tehlikesinden kurtarır, milletlerin cevherlerini ortaya çıkartır ve mükemmelliklere doğru götürür.
  • Terakkiyat, istidadların, fikirlerin birbiri arkasına gelip, birbirine eklenmesi ile oluşur
  • Şer’i kanunu esasî ve şeriatın meşveret sistemi ile terakkiyat elde edilebilir.
  • Bütün güzel ahlâkları bünyesinde toplayan İslâmiyet, yaratılıştan gelen kabiliyetler ve iman feyzinin elde edilmesi, medenileşmiş milletlerin ilerisine geçebilmeyi sağlar.
  • Şeriat-ı Garra, müsavatı, adaleti ile hakikî hürriyetle bağlıdır.
  • Hürriyet, ancak hükümlere uyarak, şeriatın (hukukun) koyduğu edep, terbiye ve güzel ahlâk ile gerçekleşir ve gelişir. İslâmiyetin başlangıç devrindeki sahabelerin; vahşet ve baskının zorbalığı hükmettiği zamanda olduğu halde hürriyet, adalet ve eşitlikleri bunu ispatlıyor.
  • İstibdat ve zulümlerin tekrarlanmaması için hürriyet; şeriata (doğal hukuka) uygun olarak yapılan meşverete bağlı olarak tahakkuk ettirilmelidir.
  • Hürriyeti, sefahat, meşrû olmayan lezzetler, israflar, tecavüzler ve nefsin hevasine ittibada serbestiyet olarak yorumlamak; bir esaretten çıkıp, başka bir esaret-i rezileye girmek demek olur ki bu da milletin sefih olduğunu, hürriyete lâyık olmadığını gösterir. Zira şer’i hürriyete lâkayt davrananın millî birlik ve beraberliği bozularak fena bir hastalığa girer.
  • Medeniyetin hakim olduğu zamanda hükümran olan ilim ve marifettir. Medenileşmiş milletlerde terakkiyata yardım eden fenler ve sanayi alınmalıdır. Medeniyetin günah ve kötülükleri şeriat ve hürriyetin sınırları ile muhafaza edilmelidir. Her milletin devamlılığının temeli, mayası olan millî adetlerimiz, İslâmiyetle neşvünema bulduğundan İslâm’a sımsıkı sarılmalıyız.
  • Noksanlıklarımız tedenniyata sebep olmuştur. Bunlar:
Şeriata müracaat edilmediğinden
Dalkavukların gelişigüzel kötü yorumlamalarından
Dış görünüşe önem veren cahil âlimlerin ve âlim tanımayan cahillerin gereksiz tutuculuğundan
Kötü seçim yaparak Avrupa’nın güzelliklerini almak yerine günah ve kötülüklerini taklit etmekten dolayı geri kalınmıştır.
  • Şeriat üzerine tesis edilmiş meşrutiyet fasid fikirleri, rezil ahlâkı, şeytanî desiseleri ve dalkavukluğu öldürecektir.
  • Eski zamanlara oranla bu zamana bakıldığında toplumu birbirine bağlayan şeyler çoğalmış durumda, geçim için gerekli olan şeylerin sayısı artmış durumda, uygarlığın meyveleri, sonuçları ilim ve san’atla değişikliğe uğramış durumda olduğundan devleti taşıyabilecek, idare edebilecek unsurlarda farklılaşmıştır.

Bunlar:

  • Milletin kalbi olan meclis
  • Müslümanların düşünceleri olan şer’i meşveret
  • Medeniyetin kuvveti olan fikir hürriyetidir ki, ancak bu unsurlar devleti idare edebilir.

İHTAR: Herkese hakkını helal eden Bediüzzaman bu nutkundaki ifadelerinin yanlış anlaşılmaması için “dağ yemişinin hazmı zor olur” diyerek dikkatli bir şekilde okunmasını aksi takdirde “hakkını helal etmeyeceğini” söylemiştir.[]

Bediüzzaman, kendisine işkence yapan kişilere dahi “eğer imanını kurtarabilirse hakkımı helal ediyorum” diyecek kadar şefkatli birisi olduğu halde bu nutku ile ilgili olarak farklı bir ifade kullanmaktadır.

Bu nutkundaki ifadelerinin yanlış anlaşılmaması için “dağ yemişinin hazmı zor olur” diyerek dikkatli bir şekilde okunmasını aksi takdirde “hakkını helal etmeyeceğini” söylemiştir. Hatta eserlerinde bu yazıyı neşrederken: “Eğer siz de -iki gazeteci nasıl sözümü tahrif etmiş- öyle okursanız, Allah imdad eyleye” diyerek gerekli ikazını da yazmıştır.

Onun bu önemli uyarısına rağmen söylediğinin neredeyse tam aksini iddia ederek halkımızı Bediüzzaman’dan soğutmak isteyenler ciddi olarak düşünmek zorundadırlar. Çünkü iftira attığı takdirde; ruz-i mahşerde “hakkını helal etmeyen” bir kişiyle hesaplaşacaklardır. Bu hususu gözden kaçırmamak gerekiyor.

Şimdi gelelim Selanik’te ve İstanbul’da Meşrutiyet ve hürriyet ile ilgili olarak söylediği nutuk yazısına. Bu metni günümüz Türkçesi ile pek çok kişinin anlaması zordur. Bu nedenle kendi anladığım şekli ile günümüz ifadeleri ile ve özet olarak yazmaya çalışacağım.

26 Temmuz 1908 günü daha sonra “Hürriyet Meydanı olarak adlandırılacak Selanik’te Yunanlıların şimdilerde adını değiştirek Drahodr dedikleri meydanda, İdadi Mektebi ve Kışlalar arasındaki alanda birçok hatip konuşma yapmıştır.

Bediüzzaman’ın Selanik’teki nutkunu dinleyenler arasında daha sonra çok önemli mevkilere gelecek olan İsmet İnönü, Celal Bayar ve Türk Silâhlı Kuvvetlerinin 4. Genelkurmay Başkanı Salih Omurtak’ın da dinlediğini; bazı belgelerden anlayabiliyoruz. Zira Bediüzzaman’ın bu konuşması oldukça tesirli olduğu için İttihad ve Terakki’nin önde gelen isimleri Bediüzzaman’a cemiyette birlikte çalışma teklifi yapmışlardı. Fakat Bediüzzaman; bu teklifleri reddetmiştir.

Meşrutiyeti anlatan kişiler arasında başında sarığı belinde kaması ve ayağında çizmesi ile Bediüzzaman çok farklı bir etki bırakmıştır. Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu durumu çok veciz ve yerinde tespitler ile anlatan bu zatın sözleri bir çok gazete ayrıca yayınlanmıştır.

Balkonda Enver Paşa’nın hemen ardından nutkunu söyleyen Bediüzzaman; özetle şunları söyler:

“Ey Hürriyet-i şer’i.

Öyle müthiş ve fakat güzel ve müjdeli bir sada ile bağırıyorsun ki benim gibi bir Şarklıyı gaflet altında yatmışken uyandırıyorsun. Sen olmasa idin, ben, umum millet, zindan-ı esarette kalacaktık.

Seni ebedi bir ömür ile müjdeliyorum.

Eğer hayatımızın esası olan Şeriatı gerçek kaynak olarak ele alsan ve o Cennette canlandırsan, bu mazlum milletin eski zamana nispeten bin derece daha fazla terakki edeceğini müjde veriyorum.

Ey bu vatanda yaşayan mazlum kardeşlerim!

Gidelim, dahil olalım.

Birinci kapısı, Şeriat dairesinde kalplerin ittihadı yani birleşmesi,

İkincisi sevgi ve muhabbet,

Üçüncüsü eğitim ve maarif;

Dördüncüsü çalışmak,

Beşincisi sefahati yani Allah’ın yasakladığı pis işleri terk etmektir.

Ötekileri sizin zihninize havale ediyorum...

Bu inkılap, insanlığın ağır zincirlerini parça parça ederek hükümeti tehlikelerden kurtaracaktır.

Diğer milletler milyonlarca insanını feda ederek bu hürriyete kavuştular.

Biz ise ölmüş olan hislerimizi İslam’ın güzel ahlakı ve yüksek milli seciyelerimiz ile yeniden ayağa kaldıracağız.

Öyle ki; hürriyet ve adaletin sedası; İsrafil Aleyhisselamın Sur’a üflemesi gibi vatanımızı hayatlandıracaktır.

Ey kardeşlerim,

Sakın sefahat ve dinde laubalilikle bu güzel gelişmeyi öldürmeyiniz.

Şeriat üzerine tesis olunmuş olan Kanunu Esasi (anayasamız) fasit ve bozguncu düşünceleri, ahlaksızlığı ve rezaletleri Azrail gibi öldürmüştür.

Ey hamiyetli kardeşlerim!

İsraf ve şeriatın reddettiği meşru olmayan hareketlerle yeniden bu kötülükleri diriltmeyiniz.

Yüz sene geri kaldığımız sanayi ve terakkiyattan, meşveret ile çıkıp yetişeceğiz.

Medeni milletlerle omuz omuza müsabaka edeceğiz.

Şimdi onlar öküz arabasına binmiş gibi yavaş ilerlerken biz ise şimendifer (tren) ve balon gibi süratli araçlara binerek onları geçeceğiz.

İslam hakikatleri, güzel ahlak ve imanın feyzi ile medeni milletleri fersah fersah geçeceğiz.

Talebeliğin bana verdiği vazife ve hürriyetin sağladığı imkânla şunu kardeşlerime ihtar ediyorum!

Sakın hürriyeti kötü manada tefsir etmeyiniz.

Ta ki elimizden kaçmasın. Kokuşmuş olan esirliği bize başka bir kapta içirmesinler. Çünkü hürriyet; dini hükümlere uygun hareket etmekle, Şeriatın edebi ile güzelleşmekle ve güzel ahlak ile gelişip güçlenir. Sadr-ı evvel yani sahabeler zamanında vahşet ve baskı varken; hürriyet, adalet ve hukuk önündeki eşitlik sayesinde dünya üzerinde büyük bir gelişme yaşandı.

Biz Osmanlı Milleti erkek gibiyiz.

Mert olan milli seciyemize kadınların giysisi gibi sefihlik ve ahlaksızlık yakışmaz, aldanmayalım.

Ecnebilerden medeni terakkiyatımıza yarayacak olan fen, teknoloji ve sanayi gibi noktaları memnuniyetle alacağız.

Fakat ecnebilerdeki çirkin ahlaksızlığı bırakmak zorundayız.

Çünkü bir kadın erkek gibi giyinse ve erkek de kadın gibi süslense bu yakışmaz.

Mert ve himmetli olan milletimiz cilveli hanımlar gibi olmamalıdır.

Medeniyeti getirebilmek için Japonlar gibi olmalıyız. Onlar medeniyetin güzelliklerini Avrupa’dan aldıkları halde milli adetlerini muhafaza ettiler. Bizim milli adetlerimiz İslamiyet sayesinde gelişip güçlendiği için biz Japonlara göre iki kat daha fazla mücadeleye sarılmamız gerekiyor.

Hazreti Ömer, Hazreti Ali ve Selahattin-i Eyyubi gibi büyük zatların insanlık tarihine göstermiş olduğu parlak sahifeler bu iddialarımıza açık bir delildir. Buna binaen kati olarak hükmediyorum ki; bizim şimdiye kadar noksanlarımız ve gerilememizin sebebi dört sebeptir:

Şeriatın hükümlerine uygun hareket etmediğimiz için,

Bazı müdahin (yağcıların) keyfine göre hareket etmelerinden,

Cahil olup meselenin özünden uzaklaşan görünüşte alim kişilerin taassup ve bağnazlığından,

Avrupa Medeniyetindeki güzellikleri terk edip çocuk gibi heves ve fenalıkları tercih ettiğimiz için.

İşte memurlarımız vazifelerini düzgün yapsa ve memur olmayanlar da zamanın gereklerine uygun hareket etse sefahat ve rezilliklere zaman bulamayacaklardır. Bu noksanlık ve gerileyiş ancak bu suretle sona erecektir.

Bu milleti ve devleti medeni milletlerin ilerisine taşıyacak olan hususlar; fikir hürriyeti, milletin kalbi olan Meclis-i Mebusan ve ümmetin fikri olan Şeriata uygun olarak meşveret ve istişare etmektir”.

Konuşmasına aşağıdaki şekilde son vermiştir.

Bu kısmı metindeki orijinal haliyle yazıyorum. Zira umulur ki Abdülhamid’in aleyhindeydi diyen kişiler insafa gelirler:

“Yaşasın ittihad-ı millî!..

Ölsün ihtilaf!..

Yaşasın muhabbet-i millî!..

Gebersin ağraz-ı şahsiye ve fikr-i intikam!..

Yaşasın şecaat-ı mücessem askerler!..

Yaşasın satvet-i müşahhas ordularımız!..

Yaşasın akıl ve tedbir-i mücessem dindar cem'iyet-i ahrar!..

Yaşasın yaraları tedavi etmek fikrinde olan Halife-i Peygamber!..”

"Yahudi Karasso ile Bediüzzaman arasında Selânik’te cereyan eden bir konuşma sırasında..."[]

"Yahudi Karasso ile Bediüzzaman arasında Selânik’te cereyan eden bir konuşma sırasında..." Üstad’ın Selanik Hayatı hakkında bilgi verir misiniz?

Değerli Kardeşimiz;

II. MEŞRUTİYET’TE BEDİÜZZAMAN'IN BÜYÜK HİZMETLERİ

Bu fasla, evvela Bediüzzaman'ın Hürriyet'in ilânından sonra, Selânik'e kadar gidip oradaki Jöntürk ve İttihad Terakki Cemiyeti'nin bazı ileri gelenleri ile temas kurması hakkında elde edilen bilgileri inceleyerek gireceğiz.

Selânik'e gitme olayı, hangi gün ve ayda olduğu hakkında kesin bir bilgimiz yoktur. Fakat Selânik Hürriyet Meydanı'nda bir din âlimi olarak ilk konuşmayı kendisinin yaptığı söylenmektedir. (1) Bu rivayet doğru ise, o da hürriyetin ilânının üçüncü gününde(2) İstanbul'da îrad ettiği nutkunun aynısını, Selânik Hürriyet Meydanı'nda da yaptığı konuşmadır. Buna göre her halde Hürriyet ilânından çok az bir zaman sonra, Selânik'e gitmiş olmalıdır.

Selânik'e gitme hadisesini Bediüzzaman da aşağıya alacağımız iki makalesinde ayrı ayrı kaydetmektedir:

Birisi: Selânik'ten döndükten sonra, Resneli Niyazî Bey'e hitaben neşrettiği açık mektubunda şöyle der:[]

"Ey zamanın Rüstem-i Zâl’i!

Âlem-i misalin misal-i musağğarı olan âlem-i hayalde senin misalini ziyaret ediyoruz. Zira şimdi her bir mehasin, lâfız gibi, senin misalin mana gibi içinde görünmekle, aklın göz bebeğinden birden irtisam ediyor. Selânik'e geldim, senin hakiki sûretini mecazî misalinle görüştürmek için, su-i tali ', hased veyahut nazar değmemek için iki misal-i zîvakarın cem'ine müsaade etmedi. Sizin te'sis ettiğiniz bünyan-ı saadeti tahkim etmek için, teşekkür-ü fiilî olarak Kürdistan'a gitmek niyetindeyim(3)."

Bu açık mektuptan anlaşılan odur ki: Bediüzzaman Hazretleri -bazı iddiaların rağmına olarak- Niyazi Bey ile şahsen ve vicahen görüşmüş değildir. Ancak gazetelerde yekdiğerlerinin fikirlerini öğrenmiş ve birbirlerini tanımışlardır.

Ayrıca, Bediüzzaman Hazretleri Niyazi Bey ve arkadaşlarının Hürriyet mücadelelerindeki muvaffakiyetlerini tebrik ederek, bu saadet sarayının temellerini kuvvetlendirmek için Kürdistan'a gideceğini söylemişse de, o sıra hemen gidememiş... Fakat Sadaret (Sadrazamlık) kanalıyla Şark'a meşrutiyet ve hürriyetin mana ve mefhumunu anlatmak üzere 60 kadar telgraf göndermiş ve hepsinin cevapları müsbet olarak gelmiştir. Bilâhare, o vadini de 1910 yılında yerine getirmiş.. Şarka gitmiş, aşairi dolaşarak meşrutiyeti ders vermiştir.

İkinci makalesi ise: İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti adına, vehimli ve şüpheli sualleri cevaplandıran "Lemaân-ı Hakikat ve İzale-i Şübehat" başlıklı yazısının bir yerinde:

"Vehim: Sen Selânik' te İttihad Terakki ile ittifaka girdiğin halde, neden ayrıldın "(4) ifadesidir. Bunun bahsi ve izahı yukarıda geçtiği için tekrar etmeyelim.

Bu iki ifade dışında Bediüzzaman'ın yazılarında; Selânik'teki faaliyet ve hizmetleri hakkında herhangi bir beyan ve ifade yoktur.. Bununla beraber yukarıda geçen iki yazısının ifade tarzından sezilen şu ki: O, Selânik'e gitmiş, oradaki Jön-Türkler ve İttihat-Terakkicilerin ileri gelenleri ile konuşmuş, müsbet meselelerde ittifak akdetmiş ve oranın hürriyet meydanında tarihî, ma'nidar ve ebediyyen yaşayacak olan nutkunu büyük bir halk kitlesine îrad etmiştir. Ama Selânik'te cereyan eden bu konuşma ve ittifak, şahıslar olarak kimlerle olduğunu, ne şekil bir müdavele-i efkâr olduğu ve nasıl ve hangi şerait çerçevesi dâhilinde bir ittifak, bir anlaşma olduğu hakkında kesin bir bilgi mevcud değildir.

Bu konuda Sayın Cemal Kutay'ın yazdıklarına bilâhare eğilip tahlilini yapmak üzere; Hazret-i Üstadı o zaman Selanik'te bizzat gören İstanbul Edebiyat Fakültesi profesörlerinden merhum ve muhterem Ali Nihat Tarlan'ın bir hatırasını nakledelim:

"Said Nursi'yi ben küçüklüğümden, ta Selânik'ten tanırım. 31 Mart 1909'dan önce idi. Mahmut Şevket Paşa 3.ncü Ordu Kumandanı olduğu zaman, babam da ordu muhasebecisiydi.

Ben on bir yaşındaydım. Babamın perde çavuşu Mehmet çavuş vardı. Beni Selânik'te beyaz kulede gezdiriyordu. Orada kahveler vardı. Kahvede garip kıyafetli bir zat vardı. Külahı,(5) şalvarı, çizmesi ve belinde hançeri olan bu zatı Mehmet çavuş bana: "Bak bu zat, meşhur Molla Said'dir." diye gösterdi.

İşte Said Nursi'yi ilk defa orada gördüm. Doğu Anadolu'dan ulemayı ilzam ederek Selânik'e kadar gelmişti. İlk hatıra ve görüşmem Hazretle böyle olmuştu...(6)"

Merhum Profesör Ali Nihat Tarlan'ın Selânik ve Bediüzzamanla ilgili hatırası bu kadar... Sair hatıralarını tarih sırasına göre kaydedeceğiz.

Bir hususu daha tahlil ettikten sonra, Sayın Cemal Kutay'ın, Bediüzzaman Hazretleri ile ilgili şu günleri hakkındaki yazılarına bakacağız. Malûmdur, hürriyet veya İkinci Meşrutiyet 24 Temmuz 1908'de ilân edildi. Hürriyet'in üçüncü gününde İstanbul'da, daha sonra da Selânik Hürriyet Meydanı'nda Bediüzzaman nutuklar okumuştur.

Eğer Bediüzzaman bu tarihten üç gün sonra Selânik'e gitmiş ise, 1 Ağustos 1908 günü Selânik'te nutkunu okumuştur. Bu tarih ile 31 Mart 1325 (13 Nisan 1909) arası sekiz ay kadar bir zamandır. Bu sekiz ay zarfında, Bediüzzaman'ın Selânik'e gidip nutuk okuması, İttihadçıların ileri gelenleriyle tanışarak, bazı ittifaklar akdetmesi, İstanbul'a dönüşü, bir kaç ay sonra da, İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti'ni kuranlar arasında yer alması ve İstanbul'da kurulu diğer dini ve milli cemiyet ve partilerle temas kurması..

Ve İttihad-ı Muhammedî Cem'iyeti adına makaleler neşretmesi, hem ayrıca Şarklı hemşehrileri olan hammal ve işçilerin kahvehanelerini dolaşarak onların herhangi anarşik bir harekete katılmamalarını temine çalışması..

Öbür taraftan sadaret kanalıyla Vilâyât-ı Şarkiye'nin mühim noktalarına hürriyet ve meşrutiyet hakkında bilgi verip itidale sevk etmesi..

Bir taraftan da heyecanlı içtima, konferans ve mevlidlere yetişip heyecanları durdurması vesaire gibi büyük hizmetleri hep bu sekiz aylık zaman içerisindeydi.

Bu hale göre, Bediüzzaman'ın Selânik'te çok az bir müddet kalmış olması lâzımdır. Hem artık Meşrutiyet ilân edilmiş, İttihatçıların hükûmeti 17 Aralık 1908'de kurulup iş başına gelmiştir.

İttihatçılar, Osmanlının tüm yenileşme hareketlerinin (telgraf telefon sinema vs)başladığı yer olan Selanik, önceleri kendi faaliyetlerine uygun bir zemin, tabiri caiz ise, payitaht seçtikleri Selânik faliletleri, artık İstanbul'a gelmiştir.

Her şey, her mesele artık İstanbul'dadır.

Onun için Bediüzzaman’ın orada fazla kalmayıp İstanbul'a gelmesi lâzımdır.

CEMAL KUTAY'IN İDDİALARI

Tarihçi Cemal Kutay, üstünde durduğumuz mevzu hakkında özetle diyor ki: Bediüzzaman Şark'tan İstanbul'a gelirken, evvela Selânik'e uğramış. Bu tarihi de kitabının bir yerinde 1896, başka bir yerinde 1899 ve diğer bir yerinde ise, 1906 şeklinde vermiştir.

Eşref Sencer Kuşçubaşı'dan naklederek: Bediüzzaman Selânik'e geldiği zaman, Buhara kalpaklı, siyah ve iri gözlü idi... İstanbul'da Sultan Abdülhamid tarafından askeri divan-ı harbe verildi. Sonra tımarhaneye sevkedildi. Tımarhanede sekiz ay bekletildi. Sonra İttihadçılar tarafından kaçırılıp gizlice Rumeli'ye götürüldü vesaire gibi iddialar...

Bunların yeri ve mahalli Ûstadın hayatında olmadığını yukarlarda ispat etmişizdir. Ancak bu iddialardan bazılarının Bediüzzaman hakkında bazı yönlerinin sübutunu vaki kabul etsek de, o da Bediüzzaman'ın -az yukarda ispat edildiği üzere- 1 Ağustos 1908 tarihinde Selânik'e vardığı günlerine ait olması lâzımdır.

Lâkin Kutay'ın iddialarından birisi olan mesela, "Manyasizade Refik Bey'in(7) delâletiyle İttihad -Terakki erkâniyle tanıştığı.." (Çağımızda Bir Asr-ı Saadet Müslümanı, s. 163)

Durup dururken neden bu koca mason adamın, Bediüzzaman'a delâlet ettiği gösterilmek isteniyor?!. Bununla beraber bu delâlet nasıl olmuş ve nereden bilinmiş zikredilmiyor.

Hem mesela: "Üçüncü ordu müşiri İbrahim Paşa ile Bediüzzaman'ın Trakya'da mülâkatı..

Ve Bediüzzaman’ın müşir İbrahim Paşa ile yaptığı pervasız konuşması ve söylediği sözleri, muhitte büyük bir alâka uyandırdığı..

ve o tarihte Paris'te çıkan Jön Türk'lerin gazeteleri, Bediüzzaman'ın bu mülâkatını genişçe haber olarak verdikleri..

ve kendisini (Bediüzzaman) meşrutiyet ve adaletin din ve ilim sahasında bir ışık ümidi olarak övdükleri.. ve hadise hürriyetçilerle Bediüzzaman arasındaki münasebetleri daha da sıklaştırıldığı..

ve "Nitekim bir din adamı olarak hürriyetin ilânında, Selânik Hürriyet Meydanı'nda ilk konuşmayı Bediüzzaman'ın yaptığı.." (Bak: Çağımızda Bir Asrı Saadet Müslûmanı C.Kutay S. 164)

Bu rivayet ve iddialar -dediğimiz gibi- Eğer II. Meşrutiyet'in ilânından hemen sonra Bediüzzaman'ın Selânik'e gittiği tarihe ait ise, bazı yönleri doğru olabilir. Lâkin anlatış üslubunda Hürriyetin ilânından evvelki muhayyel bir zamanı kapsıyor gibidir. Çünkü üçüncü ordu müşiri İbrahim Paşa, Sultan Abdülhamid'e bağlı, Trakya bölgesinde Hürriyetçilerin hareketini ta'kip etmekle muvazzaf bir padişah adamı olarak gösteriliyor ve öyle de olması lâzımdır. İşbu durumda, zâhirde bal gibi tatlı görünen bu iddiaların maalesef bir kaç vecihle muallel olduğunu sıralayacağız:

1. Hürriyetin ilânından önce, Bediüzzaman'ın Selânik'e kat'iyyen gitmediği, onun hayat seyrinde böyle bir şeyin vaki olmadığı yukarıda delilleriyle ispat edilmiştir.

2. Bediüzzaman İkinci ordu müşiri İbrahim Paşa'nın mülâkat haberini Paris'teki Jön-Türklerin çıkardığı gazetelerinin genişçe haber olarak verdiklerini rahatlıkla kaydettiğine göre, bizim de şöyle bir sual tevcih etmemizde bir mani' olmasa gerek:

Paris'te çıkan, adı geçen o gazetelerin dünyada hiç bir nüshası kalmamış mıdır? Avrupa'nın birkaç yerinde olduğu gibi, Paris'te doğru neşriyat yapan o gazeteler, herhalde Türkiye'ye çoklukla gelmiş olmalıdır. Peki o gazetelerin nüshaları nerede bulunur? Kendisinde varsa, neden belge için bir klişe takdim edilmemiştir? Şayet kendilerinde nüshası yoksa, onları nerede ve hangi kütüphanelerde bulmuştur ve biz nasıl bulabileceğiz?..

Tâ ki, hem o mülâkat tarihini, hem Bediüzzaman'ın Selânik'e gittiği günleri öğrenelim. Hem de tarihî vakayı anlatan o gazetelerin(8) klişelerini alalım da, o büyük ve mühim hadiseyi tarihe mâl edelim.

Yok, efendim yok!.. bu söz ve iddiaların -üzülerek söylüyorum- aslı faslı yoktur. Çünki Bediüzzaman'ın Hürriyet'in ilânından önce Selânik'e gitmesi vaki' değildir.

Çok isteriz ki; Cemal Kutay bu hadisenin ve diğer iddialarının ispatlayıcı belgelerini -onun ifadesiyle- kendisinin binbir belgenin terkibi içinde mücehhez(9) arşivinden çıkarsın, âleme ilan etsin. Bizi de saldırgan, yalancı çıkarsın!..

II. MEŞRUTİYET’İN İLÂNI GÜNLERİ

Evet, Meşrutiyet'in (Hürriyetin) i'lânı ile birlikte gelişen hadiseler ortasında onun çok büyük çapta kıymetdar dinî ve millî, içtimaî ve vatanî hizmet ve faaliyetleri müşahede edilmiştir. Az yukarıda tesbit ettiğimiz gibi, Meşrutiyet'in ilânından sonra, bir kaç ay içinde mantar biter gibi bir sürü parti ve cemiyetler ortasında, bir taraftan bu cemiyet ve partilerin aralarında ahenk sağlamak ve müşterek dinî ve millî ve vatanî hizmet ve düşüncelerini bir hedefe yönlendirmek, hiç olmazsa gaye ve neticelerde birleştirmek için çalışırken; bir taraftan da heyecanlı içtima ve toplantılardaki münakaşaları teskin etmek için var kuvvetiyle gayret sarfetmekteydi. Bir yandan da bütün Müslümanları dinî düşüncede ittihada getirmeyi hedef alan İttihad-ı Muhammedî cemiyeti teşkilâtında yerini almıştı.

Hürriyet'in i'lânı günlerinde İttihad ve Terakkî Cemiyeti'nin elebaşlarıyla temas kurmuş, Selânik’e kadar gitmiş, içlerine girmiş, temel felsefelerini öğrenmiştir. Ancak İttihad ve Terakkî Cemiyeti'nin o sıra hâkim fikriyatı olan dinden tecerrüd ve tamamen Avrupalılaşmak düşünceleriyle, kendi İslâmî inanç ve düşünceleri arasında derin ve muvasalat imkânı olmayan vadilerin bulunduğunu fark etmiştir. Bununla beraber onlardan hemen yüz çevirerek ayrılmamış, birçok nasihatleriyle ikaz ve irşadlarda bulunmuşsa da, mümkün olmamıştır. Bu sebeple, o sıra İttihad ve Terakki'ye hâkim durumunda olan Jön-Türklerin Batıcı kolu başlangıçta Bediüzzaman'a karşı sempati gösterdikleri halde; az müddet sonra, düşünce ve felsefede Bediüzzaman'a tamamen ters düştüler ve ayrıldılar. Ayrılmakla kalmadılar, gittikçe aralarındaki mesafe genişlemeye başladı. Hatta Bediüzzaman'a karşı eski dostluk yerine düşmanlık beslemeye, hatta İttihatçıların içinde aktif rol oynayan gizli farmason dinsiz komitenin tedbiriyle Bediüzzaman'ın vücudunu ortadan kaldırmaya kadar tedbirler düşündüler.

Bediüzzaman ise, İttihad-ı Muhammedî Cem’iyeti'nin yöneticileri arasında yüksek mevkiini aldı ve bu cem’iyetin kuvvetlenmesine, genişlenmesine bütün gücüyle gayret sarfetti. İttihad-ı Muhammedî Cem’iyeti'nde çalışması yanında, onun ifadesiyle yedi (10) tane dindar dinî ve millî cemiyetlerle (10/1) de alâkadar idi. Bu cemiyetlerin tek tek isimlerini bilmiyoruz.

Ancak bazı rivayetlere göre Müderrisler Cem’iyeti(11) Türk ocakları ve ilk başta Kürt Teali Cem’iyeti(12) gibi cemiyetlerde ismi kayıtlı olup, buralara girip çıkmaktaydı. Ayrıca da zamanın basınını irşadkâr ikazlarda bulunuyor, gazeteleri i'tidale davet ediyordu vesaire... (A. Badıllı, Mufassal Tarihçe-i Hayat s.227-228)

SELANİK'Lİ YAHUDİ KARASSO İLE KONUŞMASI[]

İkinci Meşrutiyet döneminde Selânikli Yahudi milletvekili ve Hahambaşı ve Makedonya Rissurt (Risorta) locasının üstad-ı a'zamı(13) ve İttihad-Terakki Cem'iyetinin birçok adamlarının masonluğa girmelerine vesile olmuş olan EMANUEL KARASSO, Bediüzzaman'ın şöhretini ve halk üzerindeki acip tesir ve nüfuzunu duyduğu için; onun gibi büyük bir dâhiyi, görüşerek musahhar etmek ve kendi menhus emellerine alet ettirmek için, Bediüzzaman'la görüşme talebinde bulunur. Bediüzzaman bu isteği kabul ettiğini bildirir. Bunun üzerine dessas bir Yahudi masonu olan Karasso bu görüşme hazırlığını yapar. Bediüzzaman ile uzun bir görüşme hazırlığını yaparak buluşmaya gelmişken ve her çeşit çareler, yollara başvurarak onu teshir edeceği ümidiyle bu görüşmeyi taleb etmişken; Fakat çok az bir görüşme ve sohbetten sonra, pür-heyecan dışarı fırlayarak kaçar. Onu bekleyen aynı zihniyet ve niyetteki arkadaşları, ona:

“Ne oldu? Neden görüşmeyi bu kadar çabuk bitirdin?” diye soranlara, Yahudi Karasso:

Pür-heyecan: "Aman sormayın, biraz daha kalsaydım, nerede ise beni Müslüman edecekti.” şeklinde mağlubiyet ve perişaniyetini telâş içinde itiraf etmiştir. Bu hadise hakkında, Bediüzzaman'ın eski ve yeni kitap ve makalelerinde herhangi bir işaret, ifade kaydedilmemişse de; lâkin onun sağlığında yazılan tarihçelerinde, bu mevzuyu kendisi de görmüş, herhangi bir itiraz veya tashih cihetine gitmemiştir. O halde hadise doğrudur. Ancak bu görüşmenin Selânik'te mi, yoksa İstanbul'da mı olduğu hakkında kesin bir bilgi mevcud olmamakla birlikte, Büyük Tarihçe-i Hayat bu görüşmenin Selânik'te vaki olduğunu kaydeder.(14) ” (A. Badıllı, Mufassal Tarihçe-i Hayat s.275-276)

SELÂNİK’TEN HÜRRİYETİN MANİFESTOSU[]

Hürriyet ateşinin kontrolsüz yakıldığı Selânik 2. Meşrûtiyetin ilân edildiği 23 Temmuz 1908 tarihinden üç gün sonra oldukça hareketli günler yaşar. 26 Temmuz 1908 günü Selânik’in Hürriyet Meydanı olarak adlandırılacak Drahodr boyunda üç katlı kargir idadi mektebi beyaz kışla ile kırmızı kışla arasındaki alanda hatipler halka meşrûtiyeti anlatmaya çıktıklarında başında sarığı, belinde kaması ayaklarında çizmesi ile biri çıkar. Ülkenin içinde bulunduğu sıkıntıları ve bundan kurtuluş çarelerini her mecliste ve makamda cesaretle dile getiren Bediüzzaman o gün Selânik ve İstanbul gazetelerinde de yer alan tarihî hürriyet nutkunu söyler. Balkonda Enver Paşa’nın hemen ardından nutkunu söyleyen Bediüzzaman’ın bu nutkunu özetle burada almak istiyorum:

“Ey Hürriyet-i şer’i.

Öyle müthiş ve fakat güzel ve müjdeli bir sada ile bağırıyorsun. Benim gibi bir Şark’lıyı tabakât-ı gaflet (gaflet tabakaları) altında yatmışken uyandırıyorsun. Sen olmasa idin, ben, umum millet, zindan-ı esarette kalacaktık. Seni ömr-ü ebedî ile tebşir ediyorum (müjdeliyorum.) Eğer aynü’l hayat (hayat kaynağı) Şeriatı menba-ı hayat yapsan ve o Cennette neşv-ü nemâ bulsan, bu millet-i mazlûmenin de eski zamana nisbeten bin derece terakki edeceğini müjde veriyorum” diye başlıyordu.

Bediüzzaman’ın İstanbul ile Selânik şehirlerini seçmesinin ardında müthiş bir öngörü vardır. Başka şehir yerine Selânik tercihi çok anlamlıdır. Zira Selânik, Cumhuriyetin kurucu kadrosu olan İttihadçıların o gün Hürriyet Meydanında hazır olduğunu unutmayalım. Bediüzzaman adeta bir farz-ı kifayeyi yerine getirirken, tarihi bir görevi de yerine getirmekte.

Bediüzzaman’ın Selânik’teki nutkunu o gün o meydanda bulunan İsmet İnönü, Celal Bayar, Salih Omurtak (Türk Silâhlı Kuvvetlerinin 4. Genelkurmay başkanı) dinlemişlerdir. Bediüzzaman’ın bu konuşması oldukça tesirli olmuş. İttihad ve Terakki’nin önde gelen isimleri Bediüzzaman’a İttihad ve Terakki cemiyetinde birlikte çalışma teklifi yapmışlardı.(15)

Kaynakça:[]

(1) Çağımızda Bir Asr-ı Saadet Müslümanı s. 164.

(2) Asar-ı Bediiye S: 347

(3) Asar-ı Bediiye S: 360

(4) Asar-ı Bediiye S: 392

(5) Bizzat Bediüzzaman’ı gören Muhterem Ali Nihat Tarlan hocanın bu beyanı Üstad için "Başında Buhara kalpağı vardı" diyenlerin sözlerini çürütüyor.Abdulkadir Badıllı

(6) Aydınlar Konuşuyor, S: 15

(7) Manyasizade Refik Bey, Selânik'te avukatlık yapan bir kişi olup İttihad ve Terakki Cem'iyeti'nin batıcı Jön-Türklerinin ileri gelenlerinden ve masonluğuyla ve Yahudi Karasso ile dostluğu ile meşhur olmuşlarındandır. Hatta Celal Bayar'ın "Ben de Yazdım" Kitabının 1. Cildinde yazdığına göre, bu adamın Meşrutiyet'ten sonra İstanbul'da verdiği seri konferanslar ile masonluğu öven, hatta Osmanlı Devletinin kurtuluşu masonluğa sarılmaya bağlı olduğunu iddia eden bir kişidir. Böyle olduğu halde, sayın Kutay bu koca masonu Bediüzzaman'la dost ve arkadaş şeklinde göstermeye çabalamasının gayesi nedir?

(8) Jön-Türklerin Meşrutiyet öncesinde Avrupa'nın çeşitli memleketlerinde çıkardıkları gazetelerin belli başlıcaları şunlardır: 1- İlk önce Ali Suavî 1867'de Londra'da çıkardığı "Muhbir" gazetesi, 2- Kanun-i Esasi, 3- Cüheyne, 4- Havatır, 5- Arnavutluk, 6- İntibah, 7- Yıldırım, 8- Tokmak, 9- Selamet, 10- Mizan, 11- Hak, 12- Lafudre, 13- Lafederation, 14- Maniteu Ottoman, 15- Liberal Ottoman, 16- Daoul.

(9) Çağımızda Bir Asr-ı Saadet Müslümanı, S: 156

(10) Asar-ı Bediiye S: 307

(10/1) Hz.Üstadın girdiği veya dostluk kurduğu cemiyetler: (Belgeliriyle tesbit edilen ve ismi yukarıda gaçenlerle birlikte) 1-İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti. (bk. Zafer Tunaya - Türkiyede siyasal partiler - İstanbul-1984,c.1.sh.182) 2- Cem’iyet-i müderrisin. (Alemdar gazetesi 20 Şubat 1919 sayısı) Z.Tunaya a.g.e. C.Z.sh.383); 3- Kürd Tamim-i Maarif ve Neşriyat Cem’iyeti. (İsmail Göldaş- Kürdistan Teali Cemiyeti, İstanbul 1919, sh.71,248), 4- Kürdistan Teali Cem’iyeti. (Z.Tunaya - Türkiyede siyasal partiler-İstanbul,1986,c.z.sh.215); 5-Hilal-ı Ahdar Cemiyeti. (Bu cemiyet,1919 da kuruldu) Belgeleri bu kitabın 405. sayfasında)

Not:1908-1910 arası 7 tane cemiyetlerle alakadar olduğunu yazmaktadır. 1918'den sonraki cemiyetler bunların dışındadır.

(11) bk. Türkiye'de Nurculuk Dosyası, 3. Baskı: 81.

(12) bk. Kürt Teavün ceridesi, Sayı:1, Ankara Millet Kütüphanesi. Bu cemiyet 19 Eylül 1324 de kuruldu. (1 ekim1908) Kürdistan Teali cemiyeti ise,17 kanun-u evvel 1334 de kuruldu. (30 Ocak 1918) (bk. T. Zafer Tunaya-Türkiye’de siyasal partilere c.1, sh.401 ve İsmail Göldaş, Kürdistan Teali cem.sh.213.

(13) Yahudi Karasso'nun Ünvanları hakkındaki bilgi, Irak'ta neşredilen "El insan vel İman" kitabı S: 188'de yer aldığı gibi, Bilinmeyen Taraflarıyla Said-i Nursi eseri S: 99’da da mevcuttur.

(14) Tarihçe-i Hayat s: 51.

(15) A. LEVENT ERTEKİN, 02.02.2009 Yeni Asya

Hürriyet-_mehmet_akif_ersoy_-_safahat_-_yusuf_ziya_özkan-0

Hürriyet- mehmet akif ersoy - safahat - yusuf ziya özkan-0

Şablon:Hürriyet - d


Hürriyet Hür adam Hür Şablon:Muharrir
Hürriyet - Mehmet Akif Ersoy - Safahat
Hürriyet/AUDİO [5] Hürriyet Şiiri Hürriyet şiiri Hürriyet şiiri - Mehmet Akif Ersoy Hürriyet/1 Hürriyet/2 Hürriyet/3 Hürriyet/4 Hürriyet/Osmanlıca Hürriyet/Arapça Hürriyet/İngilizce Hürriyet/İzahı
hürriyet Ar. a. Özgürlük: “Vatan için, hürriyet için birbirine verdikleri şeref sözünü tutacaklar, gerekirse bu uğurda silahlarını da kullanacaklar.” -E. C. Güney.

Şablon:Meşrutiyet Şablon:Şeriat Şablon:Meşveret Şablon:İstişare Şablon:Japon Şablon:Selanik

Şablon:İttihad