Tevbe Sûresi 9

İndiği Yer : Medine

İniş Sırası : 113

Âyet Sayısı : 129

Nüzulü

Mushaftaki sıralamada dokuzuncu, iniş sırasına göre yiiz on üiçüncü sûredir. Mâide sûresinden sonra, Nasr sûresinden önce Medine'de nazil olmuştur. Müfes-sİrler arasındaki hâkim kanaate göre son iki âyeti Mekke'de inmiştir. 113. âyeti­nin de Mekke'de indiğine dair bir rivayet bulunmaktadır. Hicretin 9. yılında nazil olmaya başlayan bu sûrenin Kur'an'ın en son inen sûresi olduğu yönünde bir riva­yet de vardır.

İçeriği ve konusuna İlişkin tarihî bilgiler, sûrenin hemen tamamının Tebük Seferi'nden az bir zaman önce başlayıp sefer süresince, seferden hemen sonraki günlerde, en büyük kısmıyla da Medine'den Tebük1 e yapılan uzun yürüyüş sıra­sında vahyedildiğini göstermektedir. Aşağıda açıklanacağı üze­re sûrenin baş kısmı Tebük Seferi'ni takiben yani kronolojik sıra itibariyle diğer kısımlarından sonra inmiştir.

Hz. Peygamber Tebük Seferi'nden döndükten sonra Hz, Ebû Bekir'i hac emîri olarak görevlendirmişti. Ebû Bekir beraberindeki müslümanlarla hareket et­tikten sonra bu sûrenin baş kısmı nazil oldu. Bunun üzerine Resulullah sûredeki buyrukları hac esnasında insanlara tebliğ etmesi için Hz. Ali'ye görev verdi. Hz. Ali hac kafilesine yolda yetişti. Hz. Ebû Bekir ona âmir sıfatıyla mı yoksa memur sıfatıyla mı geldiğini sordu. O sadece sûreyi hac sırasında insanlara tebliğ etmek­le memur olduğunu söyledi. Birlikte Mekke'ye gittiler. Hz. Ali kurban bayramının birinci günü Cemre-i Akabe yanında insanlara hitap etti, kendisinin Hz. Peygam-ber'in elçisi olduğunu bildirip sûreden otuz veya kırk (Mücâhid'den yapılan riva­yete göre on üç) âyet okudu ve şu dört hususu özellikle tebliğ etmekle görevli ol­duğunu söyledi: Bu yıldan sonra Kabe'ye müşrik yaklaşmayacak, kimse Kabe'yi çıplak tavaf etmeyecek, mümin olmayan cennete giremeyecek, verilen söz mutlaka tutlacaktır.

Âdı

104. âyetinde tevbe kelimesi geçtiği için sûre bu adı almıştır. İlk kelimesi "berâe" olduğu için Berâe sûresi diye de meşhur olmuştur. Aynca bu sûre Muhzi-ye, Kadîme, Fâdıha gibi isimlerle de anılmıştır.

Konusu

Sûrede işlenen başlıca konular şunlardır: Antlaşmalarını bozan müşriklere fe­sih bildiriminde bulunup Mescid-i Haram çevresinin putperestlerden arındırılma­sı, Allah ve Resulii'ne bağlılığın ve iman kardeşliğinin diğer bütün dünyevî bağ­ların üstünde tutulması gerektiği, Allah'ın nimetlerini ve yardımlarım hiçbir za­man göz ardı etmeksizin iman mücadelesindeki azim ve kararlılığın korunması, Özellikle Tebük Seferi'ne hazırlık, Tebük'e gidiş ve dönüş sırasında münafıkların sergiledikleri davranışlar, müslümanlarm böyle sıkıntılı durumlarda hataya düşme ihtimallerinin artması, Ehl-i kitapla ilişkiler, cizye ve zekât hükümleri, bedevî Araplar'ın dinî bildirimler karşısındaki tavırları, yaptığı kötülüklerden samimi piş­manlık duyanların tövbelerinin kabulü hususunda yüce Allah'ın ne kadar lütufkâr olduğu, Resûlullah'a canla başla destek olan ilk müslümanlarm ve onların yolunu izleyenlerin Allah katında çok üstün bir mertebeye sahip oldukları, Hz. Muham-med'in müminlere karşı engin şefkati, bu gerçekleri görmezden gelenlere karşı ar­şın sahibi yüce Allah'a sığınmak, O'na güvenip dayanmak gerektiği.

Özelliği Diğer sûrelerden farklı olarak bu sûrenin başında "besmele"nin olmaması şu iki sebeple açıklanmaktadır:

a) Bu sûrenin aralarındaki anlam ve içerik yakınlığı itibariyle Enfâl sûresinin devamı olma İhtimali. Hz. Peygamber'den bu sûrenin Enfâl veya başka bir sûrenin parçası olduğuna dair bir açıklama nakledilmiş olma­dığı için bu ihtimal zayıf bulunmuştur. Bu görüş şu açıdan da eleştirilmiştir: Eğer sebep bu olsaydı sadece Enfâl sûresinden bu sûreye geçerken besmele okunmama­sı gerekirdi, oysa bu sûreye başlarken de besmele okunmaz.

b) Sûrenin müşriklere ağır bir ihtarla ve -âyetin tefsiri sırasında açıklana­cak sebeplere binaen onlarla yapılmış antlaşmanın bozulup savaş ilân edilmesi ta­limatıyla başlaması. Bu izaha göre, besmele güven ve rahmetin İfadesi olduğun­dan iki zıt ifadenin birlikte okunması uygun görülmemiştir. Başka bazı sûrelerin de savaş buyruğu içerdiği veya "yazıklar olsun" gibi ifadelerle başladığı gerekçesiyle bu izah eleştirilmişse de, başka bir sûrenin hiisimlıı höyk' gidridlî bir ııviin ve ühtli bozma İfadesi ver almamaktadır..

Bu konudaki izah farklılıkları bir yana, İslâm âlimleri bu sûrenin başında besmelenin yazılmaması ve okunmaması gerektiği hususunda fikir birliği içinde­dirler. Bunun herkesçe kabul edilen ortak sebebi Resûlullah'm bu sûrenin başında besmeleyi yazdırmamış olmasıdır. Bu durum, Kur'an'ın hiçbir değişikliğe uğratıl-tnaksızm, aynen Hz. Peygamber'den öğrenildiği biçimde sonraki nesillere aktarıl­ması konusunda sahabenin büyük bir titizlik gösterdiğini ve bu ulvî emanetin ne­siller boyu özenle korunduğunu açıkça ortaya koyan kanıtlardan biri sayılmalıdır. Şu hususa da işaret edilmelidir ki, Tevbe sû­resinde besmele çekilmemesi bu sûrenin başıyla ilgilidir, Şayet Kur'an okumaya bu sûrenin başından başlanacaksa sadece "eûzü" çekilir; daha sonraki bir âyetin­den başlanacaksa eûzü ile birlikte besmele de okunur. Enfâl sûresinden Tevbe sû­resine geçilirken ise eûzü-besmele okumaksızın kıraate devam edilir.

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.