FANDOM


El Uskur'da Hatıralar Bayrak
Mehmet Akif Ersoy
Necid Çöllerinden Medine'ye


Şiir Metni
Güncel Türkçesi
İngilizce Tercüme
Osmanlıca

Binbaşı Ömer Lûtfi Bey kardeşimize


"Biraz da kahveye çıksak... " demişti arkadaşım.

O doğıu söylemiş amma ben eğri anlamışım:

Mahalle kahvesi nerden de geçti zihnimden?

Bakılsa geçmemeliymiş... Bilir miyim onu ben?

Mahalle kahvesi...Berlin... Münâsebet mi dedin!

Fakat ricâ ederim, dinleyin, inâyet edin;

Fakîriniz en açık bir söz olsa, mecbûrum,

Kafamda bulduğum eşyâyı aktarır dururum.

Onun bir örneği geçmişse âkıbet elime.

Derim ki: "Ha! Bu demekmiş o duyduğum kelime. "

Otel denildi mi bilfarz, o mu´teber kâmus

Ne söylüyor bakarım bir: Evet, lügat me´nûs;

Kütükte mahlâsı han, sinni lâ-akal yetmiş!

Zavallı âhir-i ömründe irtidâd etmiş;

Şu var ki mi´desi ilhâdı etmemiş temsîl!

Ne müslüman, ne frenk, öyle bir vücûd-i sefil.

Yıkanma yok tuvalet yok! Yazın belinde çamur;

Eteklerinden inerken kabuk tutar yağmur!

Değil mi uçkuru sarkan bunakların bir eşi?

Bakındı cumbaya: Bîzâr eder durur güneşi,

O nemli yorganı sallandırıp da pencereden!

Yatak takımları şâyân-ı merhamet cidden:

Kadîfe hâline geçmiş patiskadan yastık...


Ne istihâle geçinniş hesâb edin artık!

Benek benek yayılıp kehle intıbâ´âtı,

Benekli basmaya dönmüş o çarşafın suratı!

Kırık surâhide bekler yosunlu bir mâyi ;

Ki derd-i cû´a gelir üç yemek kadar nâfi´.

Bir ekmeğin yeri dolmazmış olmadan iki su;

Bunun beş ekmek olur belki bir kadeh dolusu.


Şimendüfer deyiniz... Buldun işte örneğini:

Üşenmeden çevirip nâzenin tekerliğini,

-Yakınsa bindiğiniz noktadan eğer kasaba -

Kader müsâ´ade ettikçe işleyen araba.

Samatya lordu müfettiş; Tatavla kontu müdîr,

Zavallı milletin efrâdı orta yerde esîr!

"Bilet mahalli" midir ismi pek de bilmiyorum,

Basık tavanlı, rutûbetli, isli bir bodrum,

Ayakta esneyen âvâre yolcularla dolu.

Biletçi nerde mi? Kumpanyanın o nazlı kulu

Verâ yi perdeden etmez ki halka doğru nigâh...

Ne var telâş edecek? Beklesin ibâdullâh!..

Açıldı perde nihâyet, şu var ki cendereye

Kısılmak istemiyorsan sokulma pencereye!

İtiş kakış olağan şey, dövüş sövüş de caba!

-Biletçi, mösyö, tren kaçta kalkacak acaba?

Ayağmı ezdin adam... Patlıyor musun ne zorun?

-Vurursam ağzına!..

-Yâhu! Güıültünüz ne? Durun!

-Yavaş be! -Cüş be! Gözün kör mü?

-Pardon!

-İllâllah!

Nasıl ki çıktı şu ?pardon? eşeklik oldu mubah!

-Ne lâftır ettiği Allahça söyleyin yakışır?

-Uzatma!

-Tut ki uzattım?..

-Herif de amma hışır!

-Suç öldürende değildir ki derseler...

-Hele bak!

-Nedir ki bir de ki baktım?

-Susun belâ çıkacak!

-Ufaklık olmalı!

-Yok mösyö!

-Yoksa git! Bozdur!

-Dikilme nâfile, sinyör ne derse kanundur!

-Tren kaçar a kuzum...

-Haydi! Dinlemez ben lâf!

-Tren kaçar diyorum, dinlemem diyor. Ne tuhaf!

-Kızarsa ağzı bozuktur fenâ bi şey söyler

Bozarlar onluğu verdin mi. Koş da bozduruver!

Tütüncü "on para az!" deı:.. Musîbetin büyüğü:

Herif simitçi ararken tren çalar düdüğü!..


Sokak deyin meselâ... Şimdi baktığım lügate

Mürâca´at yine lâzım mı? Lâzım elbette.

Evet, o bir helezondur ki kutru altı karış;

Ya tûlü? Bilmiyorum, her ne söylesem yanlış.

Muvaffak olmanın imkânı yok ki, tahmîne:

Biraz gidip dalıyor haydi evlerin birine!

Zamâne şi´rine benzer zemîn-i tertîbi:


Zalâm içinde mebâdîsi, müntehâsı gibi.

Peki! Ne yapmalı çarpılmak istemezsen eğer?

Tekin değil mi nedir, pek acâibimsi bu yer?

Dilinde Besmele olsun, elinde Sûre-i Nûr,

Kesende sâde mühür... Kimse çarpamaz... Destûr!

Birinci hatve selâmet... İkinci hatve tamam...

Üçüncü hatveyi lâkin düşünmeden atamam...

Ne var mı?Ağzını açmış ki bir yaman uçurum,

Dalarsa "cub!" diye insan, çıkar mı bilmiyorum!

Uzak dolaş! İyi, lâkin, alındı bir tümsek

Ne atlayanda kalır diz, ne tırmananda bilek!

Kenarca gitmeli öyleyse... İhtimâli mi var?

Sağında; Ağrısı tutmuş, çıkık kannlı duvar,

Solunda: Lâstiğe sâhip çıkan sakızlı çamur!

Dunındu çâreyi buldum... Evet, olur mu olur:

Şu künbedin üzerinden beş altı taş sökerim,

Bataksa al, bu da batmaz, deyip deyip ekerim.

Demek; Hazîne-i Evkâf´a bir metin köprü

Binâsı terkedeceksin... Uzatma, haydi yürü!

Vasiyyetim size: Ey zıplayıp geçen ahlâf,

Sakın Şu künbed-i feyyazı etmeyin isrâf,

Günün birinde bataklık aşarsa köprümden,

Emîn olun size lâzımdır öyle bir ma´den.


Otel meğer o değilmiş, şimendüfer de kezâ...

Sokak mı benziyen az çok? Aman canım, hâşâ!

Meğer oteller olurmuş saray kadar ma´mûr:

Adam girer de yaşarmış içinde, mest-i huzûr:

Beş altı yüz odanın her birinde pufla yatak... Nasîb olursa eğer, hiç düşünme yatmana bak!

Sokakta kar yağa dursun, odanda fasl-ı bahâr,

Dışarda leyle-i yeldâ, içerde nısf ı nehâr!

Hıyât-ı nûrunu temdîd edip her âvîze,

Fezâda nescediyor bir sabâh-ı pâkîze,

Havâyı kızdırarak hissolunmıyan bir ocak;

Ilık ılık geziyor, her tarafta aynı sıcak.

Güıül gürûl akıyor çeşmeler, temiz mi temiz;

Soğuk da isteseniz var, sıcak da isteseniz.

Gıcır gıcır ötüyor ortalık titizlikten,

Sanırsınız ki zemîninde olmamış gezinen.

Ne kehle var o mübârek döşekte hiç, ne pire;

Kaşınma hissi muattal bu i´tibâra göre!..

Unuttum ismini... Bir sırnaçık böcek vardı...

Çıkar duvarlara, yastık budur, der atlardı.

Ezince bir koku peydâ olurdu çokça iti...

Bilirsiniz a canım... Neydi? Neydi? Tahtabiti!

O hemşerim, sanınm, çoktan inmemiş buraya,

Bucak bucak aradım, olsa rast gelirdim ya!


Şimendüfer de meğer başka türlü birşeymiş:

Hemen binip uçuyormuş... Aman bayıldığım iç!

Mesâfe kaydı, mekân kaydı bilmiyor insan;

Dakîkanın boyu: Sâ´at. Ne ihtisâr-ı zaman!

Evet, kucaklıyor eb´âdı berk olup nâgâh,

Harîtanın üzerinden nasıl geçerse nigâh!

Şehirlerin yapışık sanki hepsi birbirine:

Tutup da pencereden fırlatılsa bir iğne,

Düşer, ya "tık" diye her halde mevkıfın damına,


Ya şehrin ismi olan levhanın gelir camına!

Düdük sadâsına hasret kalır işitmezsin...

Bizimki durduğu yerden öter durur, miskin!

Kavurma zenbili yüklenmek i´tiyâdı da yok...

Nedir kâğıttaki, peynir mi?Açma koynuna sok...

Lokanta keyfine âmâde, istedikçe yanaş!..

Lisan da istemiyor: Bir işâret et, anlaş.

Yok öyle heybeye dirsek verip ımızganmak;

Yataksa emre müheyyâ içerde... Hem ne yatak!

Uzandığın gibi dünyâdan insilâh ederek;

Dolaş semaları artık düşünde yelyepelek!


Sokak dedikleri neymiş? Fezâ-yı bî pâyan,

Ki tayyedilmesinin yoktur ihtimâli yayan.

Demek, vesâit-i nakliyye nâmı tahtında,

Havâda, yerde, yerin çok zamanlar altında

Uçup duran o havânk bir ihtiyâc-ı Şedîd.

Piyâde harcı mı, hâşâ, bu imtidâd-ı medîd!Bağlantı başlığı

Bakın nasıl da mücella ki: Ferş-i nevvârı,

Zemîne indiriyor gökyüzünden envân!

Bu imtidâdı nazarşöyle dursun istîâb,

Öbür kenâra geçerken düşer kalır bîtâb!

Şu var ki: Düştüğü yerden çamurlanıp kalkmaz...

Çamur bu beldede âdet değil ne kış, ne de yaz.

Geçende haylice kar yağdı Berlin´in içine;

Bıcık bıcık olacakken takır takırdı yine!

Merâk edip soruverdim, "bırakmayız" dediler!

-Bırakmayın, güzel amma yağar durursa eğer?

"Bırakmayız!" sözü aynen tekerrür etmez mi?

Evet, bu sözde nümâyân heriflerin azmi.


Bizim diyâra biraz kar düşünce zor kalkar.

Mahalle halkı nihâyet kalırsa pek muztar,

Lodos duâsına çıkmak gerek... denir, çıkılır:

Cenâb-ı Hak da lodos gönderir, fakat bıkılır.

Çamur yığınları peydâ olur ki mühliktir...

?Aman don olsa... ? deriz... Şüphe yok, temizliktir,

Donun kırılması varmış, düşünme artık onu;

Yağar; erir, buz olur... Neyse, yaz değil mi sonu?


Kalenderin zifir olmuş su görmedik yakası...

Bakıp da bir titiz insan demiş ki.

-Kahrolası!

Nedir o gömleğinin hâli, yok mu bir yıkamak?

-Değil mi kirlenecektir sonunda? Keyfine bak!

-Su kıtlığında değilsin ya... Hey müseyyib adam,

İkinci def´a yıkarsın...

-Fakîriniz yapamam:

Cenâb-ı Hak bizi dünyâya muttasıl gömlek

Sabunlayın, diye göndermemiş bulunsa gerek!


Hikâye bizleri te´yîde en güzel düstûr.

Süpürge sohbeti bitmez ki: Bahs-i dûrâdûr:

Sokak süpürmek için gelmedik ya bizler de!


-Biraz da kahveye çıksak.. demiştiniz, nerde?

-Dolaştırıp sizi bir parça, gâlibâ yordum.

Uzak değil ma´amâfıh...

-Yorulmadım, sordum.


-Şu dört yol ağzını tuttuk mu, korkmayın...

-A'la!

-Gözüktü işte!

-Aman nerde? Görmedim hâlâ...

-Görürsünüz, hele bir parça yaklaşın yanına...

-Bu, kahve... Öyle mi? Yâhu! Nedir bu? Vay canına!

Bizim "Düyûn-i Umûmiyye "den de heybetli!

Ne var ki, öyle sevimsiz değil bunun şekli.

-Bırakşu heykel-i iflâsı! Yok mu başka misâl?

-Bırakmadık mı? Fakat anlıyor mu istiskâl?


Demiş çocuk: "Baba, artık ateh getirmişsin!"

Hayâsız oğlana bîçâre ihtiyar ne desin:

"O kendi geldi ayol, ben getirmedim yoksa!"


Bu iş de tıpkı o... Kim "gel" demişti menhûsa?

Bırakmak isteyedur, sen, bırakmıyor ki seni...

Nasıl! Ödünç alarak bol tutar mısın keseni?

-Dalıp da milletin âlam-ı bi-nihâyeBağlantı başlığısine

-Çevirme bahsi, birâder, yılan hikâyesine,

Tenezzüh etmeye çıktık unutma...

-Doğru, evet!

Bu, kahve... öyle mi? Lâkin hakikaten hayret!

Fezâ içinde fezâ... Bir harîm-i nûrânûr,

Ki asümân-ı kerîminde bin güneş manzûr!

Ne selsebîl-i ziyâ karşımızda cûşa gelen,

Ziyâ değil, seherin rûhudur taşıp dökülen.

Leyâle karşı o tûfân-ı fecri görmelisin:

Hudâ bilir Şaşırırsın, donar kalır hissin!


Neden böbürleneyim, ben de öyle oldumdu;

Ziyânın ölçüsü aklımda, çünkü, bir mumdu.

Bizim hesâb ile milyonlar oynuyor arada...

İdâre kandili mikyâsı pek güdük burada!

Gözüm kamaştı bidâyetteBağlantı başlığı, döndü durdu başım;

Rezîl olurdum eğer olmasaydı arkadaşım.

Ne bastığım yeri gördüm, ne gittiğim tarafı;

Nasıl yıkılmıyabildim, bu içte en tuhafı!

Tuhaf değil, düşüyorken yetişti iskemle;

Genişçe bir nefes aldım çekip ilişmemle. Bakınmak istedim etrafa, anladım pek zor:

Asılmış enseme hain kafam, kımıldamıyor!

Hayır! İnâdının esbâbı yok değil, varmış;

Ben anlamazmışım amma o çok çey anlarmış;

Meğerse da´vet edermiş bizim fesin ibiği,

O yıldırım gibi enzârı bir siperden iyi!

Karârı bende kılamıış yığınla berk-ı nigâh,

Uzak, yakın nereden çaksa... Hem ma´âzallâh

Zemîne sarkamasaymış... Tutup da püskülümü;

Tepemde kışlıyacakmış... Görür müsün ölümü!

Demek ki: Hiç daha fes girmemiş bu memlekete...

Bizimkiler ne giyermiş, külâh mı? Elbette!

Çenemle gömleğimin irtibâtı bir aralık

Çözülmesiyle, kafam şöyle doğrulup azıcık,

Ne var ne yok diye etrâfı etti istikşâf

Civârı yoklayadursun bizim alık keşşâf;

İlerde bir masa gördüm, dedim ki arkadaşa:

-Biraz siperde otursak... Geçer miyiz o başa?


-Neden?

-Görülmeyi sevmem de...

-Pek güzel, gidelim,

Benim de vahdete kesretten az değil meylim.


Evet, görünmiyerek halka pek deminki kadar,

Kolaydı şimdiki yerde muhîte medd-i nazar.

Nasıl, ziyâda uçarken, şu var ki, bir yarasa.

Gelen karaltıya dağ taş demez de çarparsa:

Benim sinirli nigâhım da çarpıp irkilecek.

Ne olsa ?pat!? diye bir kerre... Hay alık kelebek!

Çoluk, çocuk kadın, erkek... Hülâsa bulduğuna,

Sataşmadan geri durmaz bakındı mecnûna!


Önümde yükseliyor bînihâyeBağlantı başlığı çıplak alın,

Ki her birinde yazılmış görün de ibret alın.

Cihâna karşı cidâlin meâl-i gâlibini.

O i´timâd ile millet bütün metâlibini

Bugün değilse, yann çâre yok halâs edecek.

Mücâhedeyle tevekkül... Ne kahraman meslek!


Boşalmasıyle o esnâda üç beş iskemle.

Oturdu karşıma bir kır sakallı âdemle,

Ridâ-yı mâtem[[]]eBağlantı başlığı girmiş felâket arkadaşı;

Sevimli bir de küçük kız... Ya beş, ya altı yaşı.

Reîs-i âilenin pek vakûr olan hüznü.

Biraz da reng-i tecellüle kaplıyor yüzünü.

Kadın da öylece göstermek istiyor temkîn;

Sönük nazarları lâkin bükâ kadar gam-kîn!

Zehirli bir düğüm olmuş dudaklarında keder,


Çözülmüyor, onu ancak çözerse girye çözer.

Solunda erkeğinin ibtisâm-ı cebrîsi,

Sağında yavrusunun inşirâh-ı fıtrîsi,

Önünde nâmütenâhî nazar-rübâBağlantı başlığı safahât,

Enin-i ruhunu bir türlü etmiyor iskat;

Görünmüş olmalı bir şey ki, sonradan gözüne;

Götürdü mendili biçare ansızın yüzüne.

-Ne var hicab edecek bunda ey zavallı kadın?

Değil mi bir anasın sen, ölen de evladın?

O haklı girye-i hicranı habse kalkışmak,

Huda bilir ki, hatadır...Günaha girme, bırak!

Bırak meraret-i ruhun buram buram insin...

Boşanmadan dinecek bir bela mıdır ye?sin?

Seyirci farzediyorsan muhiti matemine;

Yabancı hangi nazardır büka-yi mahremine?

Nihayet arkadaşım var, değil mi, sonra da ben

Vebali boynuna olsun, eğer bu zanda isen!

Mesaibin ezeli aşinası varsa, biziz:

Cihanda bir günümüz geçmemiş felaketsiz!

Sürura kalsa da bigane müslüman yüreği;

Bilir te?essür-i ma?sum önünde inlemeyi.

Onunla söyleşilir en acıklı hicranlar,

Ki her figanı açık bir lisan kadar anlar.

O halde anlaşarak paylaşın melâlinizi.

İşitmek istiyorum, çünkü, hasbihâlinizi.


Senin nedir bakalım gizli gizli feryâdın?

Evet; boyunca berâber yetişmiş evlâdın,

Henüz bahâr-ı hayâtında pâymâl olarak,


Fidan vücudunu yutmuş yabancı bir toprak.

Ki nerde belli değil... Bilmek istesen de muhâlBağlantı başlığı.

Olanca yâdı bugün bir çamurlu, kanlı hayâl!

O yâdı rûhuna gömdün ki bir vazîfendir,

"Unut!" demek açılan kabri görmemektendir.

-Hayır, demem... Bilirim pek vefâlıdır o mezâr.

Fakat, düşün, niye etmiş hayâtı istihkâr?

Düşün, neden bu çocuk yaktı gitti annesini?

Evet, yaşatmak için ümmehâtın akdesini,

" Fedâ-yı cân edeceksin!" demiş "vatan" hissi...

Demek: Heder değil oğlun, vatan fedâîsi.

Bilir misin ne kadar anne var bugün, yasta.

Tunus´ta, sonra Cezayir?de, sonra Kafkas?ta?

Götürde kalbine bir kerre ey kadın elini:

Düşün zavallıların sernüvişt-i erzelini

Ne ibtila! Ne musibet! Cihan cihan olalı,

Bu ızdırabı, eminikm ki, çekmiş olmamalı.

Hesaba katmıyorum şimdilik bizim yakada

Sönen ocakları; lakin zavallı Afrika?da

Yüz elli bin kadının tütmüyor bugün bacası.

Ne körpe oğlu denilmiş, ne ihtiyar kocası,

Tutup tutup getirilmiş -Fransız askerine.

Siperlik etmek için -saff ı harbin önlerine

O ümmehâtı, o zevcâtı bir düşünmelisin,

Kimin hesâbına ölmüş, desin de inlemesin

Anarken oğlunu, bîçâre, yâhud erkeğini?

"Kimin hesabına?... "Bir söz ki: Parçalar beyini!

Bakınca kasdolunan gâyenin şenâ´atine,

Ne olsa çıldırır insan işin fecâ´atine.

Ne milletin şerefiyçin, ne kendi şânın için!


Fedâ-yı can edeceksin adüvv-i canın için!

Geber ki sen: Baba yurdun, harîm-i nâmûsun

Yabancı ökçeler altıda çiğnenip dursun!

Gebermek istemiyorsun değil mi? Bak ne olur,

Rehin bıraktığın efrâd-ı âilen tutulur,

Birer birer ezilir. Hem nasıl vesâitle:

Yanardı havsalan imkân olaydı tahlîle.


Biraz da geçmeyi ister misin bizim yakaya?

Al işte bir günü mâtemsiz olmıyanAsya!

O eski ma´bed-i irfan, o mehd-i İbrâhîm;

O şimdi, boynu bükülmüş zavallı hâk-i yetîm!

Zamân-ı rüşdünü andıkça ağlasın dursun,

İkiz vesâyeti altında İngiliz´le Rus´un.

Sülük benizli vasîler ne emdiler kanını,

Mecâli kalmadı artık çıkardılar canını!

Bütün hazâini Hind´in, o muhteşem yurdun,

Gider de hırsını teskîne üç şakî lordun;

Zavallı yerliyi kıtlık zaman zaman kemirir

Bu, kan tükürmeye baksın... O, muttasıl semirir!

Hukuk-i millete hâkim denî bir istibdâd.

Hayâtı, rûhu soyulmuş yığın yığın ecsâd

Verir de hepsini kalmazsa hiç mi hiç parası;

Damarlarındaki son damlanın gelir sırası...

Ki saklı durmıyacak, ister istemez akacak

Gidip efendisinin düşmanıyle çarpışarak.

O, can alıp vere dursun, bilir misin bu ne der?

"Ölürse hizmet eder, öldürürse hizmet eder!"

Ya çünkü her iki sûret lehinde cânînin.

Şimâle doğru çıkarsan vasiyy-i sânînin

Neron rezîlini mahcûb eden, şenâ´atini

Görür de zaptedemezsin sadâ-yı lâ´netini.

Ne dul bıraktı, ne öksüz o hânüman yıkıcı...

Nasıl da keskin, ahâlîye karşı kör kılıcı!

Sefilin ordusu kâtil, hükûmetiyse yatak!

Hazarda sulhü tahassürle yâd eden teb´a

Sürüldü süngüler altında harbe son def'a;

Yıkıldı arkada milyonla bî-günâhın evi.

Yetîm iniltisidir şimdi inleten cevvi!


Değil mi bir anasın sen? Değil mi Almansın?

O halde fikr ile vicdâna sâhib insansın.

O halde "Asyalıdır, ırkı başkadır... " diyerek.

Benât-ı cinsin olan ümmehâtı incitecek

Yabancı tavrı yakışmaz senin fazîletine...

Gel iştirâk ediver şunların felâketine...

Ya "Paylaşıldı mı artar dur sürûr-i beşer;

Kederse aksine: Ortakla eksilir" derler.

Bilir misin ki senin Şark´a meyleden nazarın

Birinci def´a doğan fecridir zavallıların?

Hudâyı bir tanımak töhmetiyle suçlu olan

Şu hânümânı yıkık üç yüz elli milyon can,

Nedense, mevte olurken biner biner mahkûm,

Çıkıp da etmedi bir ses bu hükme karşı hücûm!

Nedense duymadı Garb´ın o hisli vicdânı,

Hurûşu sîne-i a´sân inleten bu kanı!

Nedense, arşa kadar yükselen enîn-i beşer


Sizin semâlara akseyledikçe oldu heder!

Nedense, vahdet-i İslâm´ı târumâr edeli,

Büyük tanındı, mukaddes bilindi zulmün eli!

Zemîn-i Şark´ı mezâlim kasıp kavurdukça;

O kıpkızıl yüzü hâkin fezâya vurdukça;

Gurûb seyreden âvâre bir temâşâ-ger

Kadar da olmadı dünyâ nasîbedâr-ı keder!

Keder de söz mü ya?Alkışlıyordu cellâdı,

Utanmadan koca yirminci asrın evlâdı.

Evet, şenâ´ate el çırpıyordular hepsi...

Senin elinde yok ancak bu alkışın levsi.

O nâsiyen -ki pürüz bilmiyen birâyîne

Berâ´atiyle bütün kavminin berâ´atine

Şehâdet etmededir - Şark´a doğru dönmeli ki;

Sizin de Garb´ınızın hâtırât-ı nâ pâki,

Biraz silinsin onun hiç değilse yâdından.

Hanım, muhîtinizin alçak i´tiyâdından,

-Ki zor görünce yılışmak zebûnu ezmekti -

Benât-ı cinsini bilsen neler neler çekti!

Onun netîce-i ikazıdır ki: "Avrupalı"

Denince rûhu sağır, kalbi his için kapalı,

Müebbeden bize düşman bir ümmet anlardık.

Hayır, bu an´anenin hakkı yok, deyip artık,

Benât-ı cinsine göstermek isterim seni ben...

Yabancı durma ki pek âşinâsınız kalben.

O annecikler için duyduğun hurâfeyi at!

Düşünme dest-i musâfâtı Şark´a doğru uzat.

Ne hisli vâlidelerdir bizim kadınlarımız!

Yazık ki anlatacak yok da yanlış anladınız


Yazık ki onları tasvîr eder birer umacı,

Beş on romancı, sıkılmaz beş on da maksadcı.

Nedir bu anlaşamazlık? Gelin de anlaşınız;

Lisân-ı müşterek olmaz mı kendi göz yaşınız?

Nasîb-i zânna düşmez bu işte fazla keder;

Öbür taraf seni hattâ kederlerinden eder:

İnanmıyor musun? Öyleyse bir hesâb ediniz:


Siz elli yıl oluyor, belki, harbe girmediniz.

Geçen muhârebeden şanlı bir celâdetle

Çıkınca verdiniz evlâd-ı memleket el ele;

Ça1ıştınız gece gündüz, didindiniz o kadar,

Ki hâyuhûy-i tekâmülle cenge döndü hazar!

Sükûn-i mutlak olan sulha verdiniz hareket;

Zamânı, tayy-i vekâyi´de, geçtiniz, hayret!

Bu seyri alması kabil mi dîger akvâmın?

Koşarsalar da giderler izinden eyyâmın.

Nüfûsunuz iki kat arttı, ilminiz on kat;

Uçurdunuz yürüyen fenne taktınız da kanat.

Zemîni satvetiniz tuttu, cevvi san´atiniz;

Yarın müsahharınızdır, bugün değilse, deniz.

Terakkıyâtınız artık yetişti bir yere ki:

Ma´ârif oldu umûmun gıdâ-yı müştereki.

Havâssınız yazıyorken avâmınız okudu,

Yazanların da okutmaktı, çünkü, maksûdu.

Unutmuyordu beyinler süzerken âfâkı,

Nasîb-i nûrunu topraktan isteyen halkı.

Semâya çıkmak için yüksek olmalıydı zemin...

Bu i´tilâyı siz evvelce ettiniz te´min.

Belirdi yurdunuzun sînesinde şâhikalar.

Evet, bu şâhikalar, belki, başkasında da var,

Fakat, sizinkilerin arkasında yok yer yer,

Derin derin uçurumlar, cehennemî dereler.

Neden mi? Kendi değil sivrilip çıkan yalınız,

Zeminle bir gidiyor dâimâ şevâhikınız.

"Beyin "le "kalb "i hem-âheng edip de işleteli,

Atıldı vahdet-i milliyye sakfının temeli.

O vahdet işte bütün ihtişâmınızdaki sır,

Cihâna ra´şe veren ses onun sadâlarıdır.

Teşettüt eyliyerek gâyeniz, bizimki gibi,

Tehallül etmeye koyvermiyor bu terkîbi.

Düşüncelerdeki mebde´ bir olmasın varsın...


Değil mi gayesi bir hepsinin, ne korkarsın?

Bakılsa dâirenin nısf-ı kutru nâ-ma'dûd;

Fakat umûmuna bir nokta müntehâ-yı hudûd.

Ne ittihâd-ı muazzam ki: Bunca milyonlar

İçinden en sıkı nisbetle binde altı çıkar

O gayeden bilerek inhiraf eden hisler,

Ziyâde olsa da hattâ, telâşa yoktur yer.

Bizim düşünceler amma sizinkinin aksi.


Demin berâber iken şimdi ayrılır hepsi!

Bu i´tibâr ile baktıkça: Aynı merkezden

Çıkıp da nâ-mütenahî muhîte doğru giden

Kümeyle hatlara benzer ki muttasıl açılır...

Bizim de işte budur inhilâlimizdeki sır.

O râbıtayla giderken sizin teâlîniz;

Bu tefrikayla perîşan bizim ahâlîmiz.


Sizin işittiğiniz bir terâne, bir perde;

Beşikte, sonra eşiklerde, sonra mektepte.

Hülâsa her çatının altı aynı sesle dolu.

Bütün şu´ûnu bir âhenge rapteden bu yolu

Tutunca, gitgide mekteple, kışla, fabrika, fen

Seçilmez oldu, hakîkat, harîm-i âileden.

Bu ittihâdı tabî´î yaşatmak isterdi...

Asıl kemâlini millet o işte gösterdi:

Düşündü hangi semâdan hayâtın indiğini;

Düşündü rûh-i umûmîyi emziren dîni.

Sonunda gördü ki: Ümmette müşterek vicdan

Tahassüsâtını almakta aynı menba´dan;

Kurursa bir gün o menba´ ne his kalır, ne hayât;

Bekâ-yı dîn ile kâim hayât-ı cem´iyyet;

Mukaddesâtını tesbîte uğraşıp durdu...

Mücerredât kesîfeyle bir cihan kurdu.

Alınca şekl-i teayyün vatan heyûlâsı,

Budur revâbıt-ı milliyyenin en a´lâsı,

Deyip sanlmada aslâ tereddüd etmediniz.

Nasılsa mektebiniz tıpkı öyle ma´bediniz.

Ne çan sadâsı boğar san´atin terânesini,

Ne susturur medeniyyet bu âhiret sesini.

Muhîtiniz ne acâib muhît-i velveledâr.

Ki her gürültüsü bir başka intibâha medâr!

Sanâyi´in ne var âfâkı tutsa demdemesi?

Bedâyi´in de münevvim değil ki zemzemesi.

Ne mûsıkînize ginniş uyuşturur nağamât;

Ne şi´irinizden olur târumâr fzkr-i hayât.

Onun lisân-ı semâvîsi rûha söylerse;

Bununki rûh-i meâlîyi nefheder hisse.

Gelip de görmeli san´atte gâye var mı imiş?

"Hayır" denir mi ki: Her gâyenizde en müdhiş,

En ince san´atin esrân yükselip duruyor,

Sizinki yüksele dursun biraz da gel bizi sor.

Beşikte her birimiz bir terânedir işitir,

Ki bestekârı tabîat değil de an´anedir.

Evet, bu an´anenin tellerinde mâzimiz

Terennüm etse o parlak sesiyle râzîyiz.

Fakat mefâhir-i ecdâdı nakleden "ana" tel,

Bakılmayıp da asırlarca kalmadan mühmel,

Ya büsbütün sağır olmuş, ya öyle paslanmış:

Ki hangi perdeye vursan, çıkan sadâ yanlış.

Bu tel ki "Yıldırım "ın dâsitân-ı satvetini

Başında besteleyip, ceddimin sabâvetini

Zafer havâsına doymaksızın uyutmazdı;

Bugün uyuşturuyor "ninni "lerle ahfâdı!

Eşikten atlamak isterseler hayâta yann,

Beşikte duyduğu sesler gelir, bu yavruların


Dokur ufukları üstünde bir serâb-ı kesîf,

Ki yırtarak çıkabilmek ümîdi hayli zaîf.

Geçer şebâbımızın en güzîde eyyâmı

Hayâtı anlıyarak atmadan bu evhâmı!

Hayâtı anlamıyor... Çünkü görmüyor, okuyor;

Zavallı kırkına gelmiş de ağzı süt kokuyor!

Okutma: Bitti; okut: Serserî-i şi´r ü hayâl!

Okutmasan da, okutsan da aynı istikbâl!

Hesâb edilse: Cehâlet kadar çıkar mühlik

Ma´ârif oldu mu bir yerde sâde müstehlik.

Ulûm-i hâzıradan beklenen menâf´i´idir.

Demek, birincisi ilmin: Hayâta nâfı´idir.

O halde bizdekiler sadra hiç değil şâfi.

Fünûn-i müsbeteden istifâdemiz menfi;

Ne kaldı! Bir edebiyyâtımız mı? Vâ-esefâ!

Bırak ki ettiğz yoktur bir ihtiyâca vefâ;

Ya rûh-i milleti efsunluyor, uyuşturuyor;

Ya sînelerdeki hislerle çarpışıp duruyor!

Şarab kokar bütün eslâfcn en temiz gazeli.

Beş altı yüz sene "sâkî" hevâ-yı mübtezeli,

Sinir bırakmadı Osmanlılarda gevşemedik!


Muhîtin üstüne meyhâneler kusan bu gedik,

Kapanmak üzre iken başka rahneler çıktı;

Ayakta kalması lâzım ne varsa hep yıktı.

"Değil mi bir tükürük alna çarpacak te´dîb,

Ne hükmü var?" diye üç beş hayâ züğürdü edîb,

Bitinnek istedi ahlâkı, ân, nâmûsu;

Çıkardı ortaya, gezdirdi saksılar dolusu,


Hevâ yı fuhşu kudurtan zehirli "Zanbak"lar!


"Okur yazar" denilen eski baş belâsından,

Olunca ümmet-i merhûme büsbütün me´yûs;

Muhît-i fıkrine çullandı kanlı bir kâbûs.

Çekilse: Arkada mâzî denen leyâl-i azâb;

Atılsa: Önde bir âtî ki dalga dalga serâb!

Ne gökte yıldıza benzer ufak bir aydınlık;

Ne yerde göz kadar olsun ı,Şıldayan bir ışıl

Adem bulutlan döktükçe gölge tûfânı,

Kefenli gezmede mevtin hayâl-i üryânı!

Bağırmak istedi, lâkin duyulmuyordu sesi.

Bunaldı... Çünkü tıkanmıştı büsbütün nefesi.

Nihâyet oldu bu rü yâdan öyle bir bîdâr

Ki hepsi gitmiş elinden, ne yâr var, ne diyâr!

Çatırdamakta bütün hânümânının temeli;

Alev, saçaklara sarmış... Yerinde yok Rumeli!

Şakî çarıkların altında hurdehâş îmân;

Hudâ?yı titretiyor eyledikçe istîmân!

Domuz çobanları "Balkan "da hânedân-ı vakûr!

O hânedanlar, o beyler bütün bütün makhûr.

Reîs-i âileler kâmilen şehîd olmuş;

Kapanmış evlere dullar, yetîmler dolmuş.

Zemîn-i câmidi seyyâl bir alevdir bürüyor´

Bütün sular durarak pıhtı pıhtı kan yürüyor.

Değil ki mahremi olsun yabancı enzârın,

Bu ihtimâli tasavvurdan ürken ebkârın,

Açılmadık yeri yok şimdi, hepsi meydanda;

Ridâ-yı ismeti bir yanda, kendi bir yanda.

Harîminin eşiğinden uzanmamış başlar

-Üzerlerinde muhâfız bölük bölük canavar -

Sürüklenip karakışlarda Varna sahiline

Sefinelerle taşınmakta Rusya dâhiline!


Bu, yanmadık yeri kalmışsa, kağşamış yurda,

Meğerse Avrupa kundak sokar dururmuş da,

"Uyan şu uykudan, etrâfı yangın aldı, yetiş!"

Demek lüzumûnu hiçbir beyin düşünmezmiş.

Unutmuşum, bunu olmuştu hisseden gerçek...

Çıkıp da: "Ortada fol yok, yumurta yok" diyerek!


Sizin de varsa da pek kanlı bir hezîmetiniz;

Bizimkiler ona benzer mi; nerde! Nisbetsiz.

Fransız ordusu gâlibdi vâkıâ "Yena "da,

Fakat yenilmediniz, bence, siz Napolyon´a da:

Zafer değil de nedir öyle bir perişanlık

Ki buldu verdiği gayretle vahdet Almanlık?

"Sedan "da hârikalar gösteren bu vahdettir;

Demek, o kanlı hezîmet de bir sa´âdettir.

Bizim felâketimiz böyle olmuyor aslâ:

Muhîti ye´s ederek her taraftan istîlâ,

Ne intibâha, ne ikdâma vermiyor meydan.

Bunun da hikmeti: Millette bir değil vicdan.

Vatan gülünce, bizim muhterem vatandaşlar

Tahammül etmez olur, ekşi çehreler başlar!

Mesâib etmeye görsün zavallı mülkü zebun;

Asık suratlıların hepsi münbasıt, memnun!

Nasıl bu memleket âtîden olmasın nevmîd?

Ufuklarında sönük bir ziyâ, cılız bir ümîd

Belirmesiyle, bakarsın, deminki baykuşlar!

Meşîmesinde fezânın o nûru boğmuşlar!

Koşarken Avrupa ta´cîle ihtizârımızı,

İçerde bir süıü hâin kazar mezânmızı!

"Gebermek istemeyiz biz!" desek de kim dinler?

Kımıldasan, "ezeriz, mahvolursunuz!" derler!

Kımıldamaz da durursan, işittiğin nakarat:

"Çalışmıyanlar için yok cihanda hakk-ı hayat. "

Sözün hülâsası; Beyhûdedir boğuştuğumuz;

Çalışmasak da, çalışsak da mevte mahkûmuz!

Ne söyleyip duruyor, görmedin mi İngiliz´i:


"Üzülmeyin, yaşamaktan kesin ümîdinizi!

"Hakîkat ortada, ma´nâsı var mı evhâmın?

"Bilirsiniz ki: Mısır, kâinât-ı İslâm´ın

"O sıska gövdesi üstünde âdetâ kafası;

"Diyâr-ı Hind ise, göğsünde kalb-i hassâsı

"Sizinkiler de, kımıldanmak isteyen koludur.

"Ki boş bırakmaya gelmez, ne olsa korkuludur!

"Biz İngilizler olup hâli önceden müdrik;

"O beyne pençeyi taktık, o göğse yerleştik.

"O halde bir kolu kalmış ki bizce çullanacak

" Yolundadır işimiz bağladık mı kıskıvrak!

"Hem öyle zorla değil, çünkü `fikr-i kavmiyyet"


"Eder bu gâyeyi teshîle pek büyük hizmet.

"O tohm-i lâ´neti baştan saçıp da orta yere,

"Arab´la Türk´ü ayırdık mı şöyle bir kerre,

"Ne çarpınır kolu artık, ne çırpınır kanadı;

"Halîfenin de kalır sâde bir sevimli adı!

"Donanmamızla verip, sonra, Şark´ı velveleye,

"Birinci hamlede bayrak diker Çanakkale´ye;

"İkinci hamleye Dârü´l-Hilâfe! der çekeriz!"


İşit de ağla! Fakat biz ne mazhariyyetsiz,

Ne bahtı kapkara milletmişiz ki dünyâda;

Şu beyni kurtaralım der, koşarken imdâda;

Beş altı pençe bir olmuş boğazlamakta bizi!

Silindi gitti Hilâl´in şu anda belki izi,

Zavallı Mannara´nın şerha Şerha bağrından!

Bir İngiliz bezidir, belki, çimdi dalgalanan

Bizim Çanakkale âfâk-ı târumârında,

O dâr-ı Saltanat´ın bâb-ı şerm-sârında!


Sen ey Boğaz ki, uzattın da âhenin kolunu,

Zavallı yurdumu tehdîd eden deniz yolunu,

Cihâna karşı asırlarca bağladın durdun;

Açık değil ya henüz rehgüzâr-ı mesdûdun;

Yerinde kaldı ya kıblem, harîm-i imânım?

Hudâ nzâsı için söyle, pek perîşânım!

Uzakta olmama rağmen civâr-ı zânndan,

Civârım inliyor âvaz-ı ihtizânndan!

Şu anda cebheni görnıekteyim: Ateş yağıyor

Bulutların biri binlerce yıldırım sağıyor!


Nigâhı bin bu kadar mil mesâfeden kavuran,

Alevleriyle beraber, o seyle karşı duran,

Karaltılar nedir, asker mi taş mı, gölge midir?

Hudâ rızâsı için, seçmiyor gözüm, bildir.

Ne taş, ne gölge, ne asker... Serâb, korkuyorum,

Yığınla kül kesilen sırtlarında manzurum!

Taş olsa, çünkü, erir; gölge olsa parçalanır;

Taşargelir de bu tûfan, önünde sed mi tanır!

Durun!.. Kımıldanıyor gördüğüm hayâletler..

Bakın: İlerledi... Asker! Hudâ bilir, asker.

Evet, gözüm seçiyor şimdi bir bir efrâdı:

Muazzam ordumuzun en muazzam evlâdı,

Ki pâk alınları İslâm için son istihkâm.


Hudâ rızâsı için ey mücâhidîn-i kirâm!

Sebâtı kesmeyiniz, çünkü, sâde sizde ümîd;

Dönersiniz ebediyyen söner gider Tevhîd,

Harîm-i Hak yıkılır savletiyle evhâmın.

O elde tuttuğunuz yer hayât-ı İslâm´ın

Yegâne ukdesidir. Yâd ayak basarsa eğer,

Olur meâlimi dînin bir anda zîr ü zeber!

Ümîdi sizde kalan üç yüz elli milyon can

-Ki hasta göğsünü yıkmakta şimdiden helecan -

Kopup damarları şîrâzesiz kitâba döner;

Kalır sahâifı yerlerde rast gelen çiğner,

Minâreler sökülür sînesinden âfâkın;

Fezâya söylemez artık lisânı Hallâk´ın!

Onüç, onüç buçuk asrın ne varsa kalbinde

Hayât-ı mâziyemizden, şu ân için, zinde;


Boğar da hepsini bir bir tutup nisyan,

Bütün mefâhirimiz bir serâb olur o zaman!

Göçer hazîre-i târîhe Beyt´i Mevlâ´nın,

Çürür gider ayak altında göğsü Kur´ân´ın!

Bilirsiniz ki, hemen, yüz, yüz elli yıldır, biz,

Ne varsa elde verip muttasıl çekilmedeyiz!

Ömer´lerin, Yavuz´un biz vefâsız evlâdı,

Sıyânet eylemedik yâdigâr-ı ecdâdı.

Ne yâr-ı candı o, lâkin biz olmadık ona yâr;

Sonunda parçalanıp yurdumuz, diyar diyar,

Küçüldü öyle ki: Yoktur yaşatmak imkânı,

Dönüp de arkaya nâmûsu, dîni, vicdânı!

Evet, bu hisler için bir mezâr olur ancak

Kalırsa elde nihayet beş on karış toprak!

Enîn içinde vatan... Kıymayın şu mazlûma,

Hudâ rızâsı için ric´at etmeyin!..

Mehmet akif ersoy şiir safahat cehennem olsa gelen

Mehmet akif ersoy şiir safahat cehennem olsa gelen

mehmet akif ersoy şiir safahat cehennem olsa gelen

-Korkma!

Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz;

Bu yol ki Hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz!

Düşer mi tek taşı, sandın, harîm-i nâmûsun?

Meğer ki harbe giren son nefer şehîd olsun.

Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa;

Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa;

Bu altımızdaki yerden bütün yanardağlar,

Taşıp da kaplasa âfâkı bir kızıl sarsar;

Değil mi cebhemizin sînesinde îman bir;

Sevinme bir, acı bir, gâye aynı, vicdan bir;

Değil mi sînede birdir vuran yürek... Yılmaz!


Cihan yıkılsa, emin ol, bu cebhe sarsılmaz!

Nasıl ki yarmadan âfâkı pare pare düşer,

Hudâyı boğmak için saldıran cünûn-i beşer;

Nasıl ki nûr-i hakikatle çarpışan evham;

Olur şerâre-i gayretle akıbet güm-nâm,

Şu karşımızdaki mahşer de öyle haşrolacak.

Yakında kurtulacaktır bu cebhe...

- Kurtulacak?..

Demek yıkılmayacak kıble-gâh-ı amalim... Demek ki ölmüyoruz.

Haydi arkadaş gidelim!

Berlin: 5 Mart 1331

Binbaşı Ömer Lûtfî Bey kardeşimize (1)


"Biraz da kahveye çıksak..." demişti arkadaşım.

O doğru söylemiş amma ben eğri anlamışım:

Mahalle kahvesi (2) nerden de geçti zihnimden?

Bakılsa geçmemeliymiş... Bilir miyim onu ben?

Mahalle kahvesi... Berlin... Münasebet mi dedin!

Fakat rica ederim, yardım ederek dinleyin.

Bu fakir kardeşiniz en açık bir söz olsa, mecburum,

Kafamda bulduğum eşyayı aktarır dururum.

Onun bir benzeri geçmişse sonunda elime,

Derim ki: "Ha! Bu demekmiş o duyduğum kelime."

Otel denildi mi söz gelişi, o güvenilir sözlük

Ne söylüyor bakarım bir: Evet, kelime tanıdık:

Kütükte ikinci adı han, yaşı en az yetmiş!

Zavallı, ömrünün sonunda dinden çıkmış;

Şu var ki midesi bu dinsizliği hazmetmemiş!

Ne müslüman ne hıristiyan, öyle bir aşağılık varlık.

Yıkanma yok, tuvalet yok! Yazın belinde çamur;

Eteklerinden inerken kabuk tutar yağmur!

Değil mi uçkuru sarkan bunakların bir eşi?

Bir de şu balkona bakın: Rahatsız eder durur güneşi,

O nemli yorganı sallandırıp da pencereden!

Yatak takımları acımaya değer cidden:

Kadife hâline geçmiş patiskadan yastık...


(1) Ömer Lûtfi Bey: Mehmet Akif görevli olarak Berlin 'e gittiği

yıllarda,askeri bir görevle orada bulunan bir Türk subayı.

(2) Mahalle kahvesi: Burada şâirin aynı başlıkla

yazılmış şiiri hatırlanmalıdır.


Ne değişiklik geçirmiş hesâb edin artık!

Benek benek yayılıp bit pislikleri,

Benekli basmaya dönmüş o çarşafın suratı!

Kırık sürahide bekler yosunlu bir sıvı

Ki açlık derdine gelir üç yemek kadar faydalı.

Bir ekmeğin yeri dolmazmış olmadan iki su;

Bunun beş ekmek olur belki bir kadeh dolusu.


Tren deyiniz... Buldum işte benzerini:

Üşenmeden çevirip nazlı tekerliğini,

-Yakınsa bindiğiniz noktadan eğer kasaba -

Kader izin verdikçe işleyen araba.

Samatya (1) lordu müfettiş, Tatavla (2) kontu müdür (3),

Zavallı milletin fertleri orta yerde esir!

"Bilet gişesi" midir ismi pek de bilmiyorum.

Basık tavanlı, rutubetli, isli bir bodrum,

Ayakta esneyen başıboş yolcularla dolu.

Biletçi nerde mi? İşletmenin o nazlı kulu

Perdenin arkasından halka doğru bir def acık bakmaz...

Ne var telâş edecek? Beklesin Allah'ın kulları!..

Açıldı perde sonunda, şu var ki iyice

Sıkışmak istemiyorsan sokulma pencereye!

İtiş kakış olağan şey, dövüş sövüş de caba!

-Biletçi, mösyö, tren kaçta kalkacak acaba?

-Ayağımı ezdin adam... Patlıyor musun ne zorun?

-Vurursam ağzına!..

-Yahu! Gürültünüz ne? Durun!

-Yavaş be!


(1) Samatya: İstanbul'da Marmara kıyısında,

Yenikapı-Yedikule arasında bir semt.

Bugünkü Kocamustafapasa semti.


(2) Tatavla: istanbul'daki Kurtuluş semti.

(3) Samatya lordu, Tatavla kontu: Burada tramvay ve

tren işletmelerinin o zamanlarda yabancı

şirketler elinde olmasına bir ima vardır.


-Çüş be! Gözün kör mü?

-Pardon!

-İllâhlah!

Nasıl ki çıktı şu "pardon" eşeklik oldu serbest!

-Ne sözdür ettiği Allahça söyleyin yakışır?

-Uzatma!

-Tut ki uzattım?

-Herif de amma hışır!

-Suç öldürende değildir ki derseler...

-Hele bak!

-Nedir ki bir de ki baktım?

-Susun belâ çıkacak!

-Ufaklık olmalı!

-Yok, mösyö!

-Yoksa git! Bozdur!

-Dikilme boşuna, sinyor ne derse kanundur!

-Tren kaçar a kuzum...

-Haydi! Dinlemez ben lâf!

-Tren kaçar diyorum, dinlemem diyor:Ne tuhaf!

-Kızarsa ağzı bozuktur fena bir şey söyler;

Bozarlar onluğu verdin mi. Koş da bozduruver!

Tütüncü "on para az!" der... Felâketin büyüğü:

Herif simitçi ararken tren çalar düdüğü!..


Sokak deyin mesela... Şimdi baktığım sözlüğe

Başvurmak yine gerekir mi? Gerekir elbette.

Evet, o bir helozondur ki çapı altı karış:

Ya uzunluğu? Bilmiyorum, her ne söylesem yanlış.

Tahminde başarılı olmanın imkânı yok ki:

Biraz gidip dalıyor haydi evlerin birine!

Günümüz şiirine benzer düzenleniş sekli:


Karanlıklar içinde başlangıcı, sonu gibi.

Peki! Ne yapmalı çarpılmak istemezsen eğer?

Tekin değil mi nedir, pek acaibimsi bu yer?

Dilinde Besmele olsun, elinde Nûr Sûresi,

Kesende yalnızca mühür... Kimse çarpamaz... Savulun!

Birinci adım güvenli... İkinci adım tamam...

Üçüncü adımı fakat düşünmeden atamam...

Ne var mı? Ağzını açmış ki bir yaman uçurum,

Dalarsa "cup!" diye insan, çıkar mı bilmiyorum!

Uzak dolaş! İyi, fakat, al sana bir tümsek,

Ne atlayanda kalır diz, ne tırmananda bilek!

Kenardan gitmeli öyleyse... İhtimali mi var?

Sağında: Ağrısı tutmuş, çıkık karınlı duvar.

Solunda: Ayakkabıya sahip çıkan sakızlı çamur!

Durun çâreyi buldum... Evet, olur mu olur:

Şu künbedin üzerinden beş altı taş sökerim,

Bataksa al, bu da batmaz, deyip deyip ekerim.

Demek; Hazine-i Evkafa (1) bir sağlam köprü

Binası kazandıracaksın... Uzatma, haydi yürü!

Vasiyetim size: Ey zıplayıp geçecek olan nesiller,

Sakın şu bereketli kümbeti etmeyin israf,

Günün birinde bataklık aşarsa köprümden,

Emin olun size gereklidir öyle bir maden.


Otel meğer o değilmiş, tren de öyle...

Sokak mı benzeyen az çok? Aman canım, asla!

Meğer oteller olurmuş saray kadar bakımlı.

Adam girer de yaşarmış içinde rahatından mest olarak.

Beş altı yüz odanın her birinde pufla yatak...


(1) Hazine-i Evkaf: Vakıflar idaresi.


Nasîb olursa eğer, hiç düşünme yatmana bak!

Sokakta kar yağadursun, odanda ilkbahar

Dışarda uzun gece, içerde gün ortası!

Nurlu ışıklarını uzatıp her avize,

Boşlukta dokuyor bir berrak sabah,

Havayı ısıtarak gözle görülmeyen bir ocak;

Ilık ılık geziyor, her tarafta aynı sıcak.

Gürül gürül akıyor çeşmeler, temiz mi temiz;

Soğuk da isteseniz var, sıcak da isteseniz.

Gıcır gıcır ötüyor ortalık titizlikten,

Sanırsınız ki yerde olmamış hiç gezinen.

Ne bit var o güzel döşekte hiç, ne pire;

Demek kaşınma duyusu bu hale göre!..

Unuttum ismini... Bir sırnaşık böcek vardı...

Çıkar duvarlara, yastık budur, der atlardı.

Ezince bir koku ortaya çıkardı çokça iti...

Bilirsiniz â canım... Neydi? Neydi? Tahtabiti!

O hemşerim, sanırım, çoktan inmemiş buraya,

Bucak bucak aradım, olsa rast gelirdim ya!


Tren de meğer başka türlü bir şeymiş:

Hemen binip uçuyormuş... Aman bayıldığım iş!

Ne mesafe ne de oturacak yer kaygısı taşımıyor insan:

Dakikada bir saatlik mesafe, nasıl da kısalmış zaman!

Evet, kucaklıyor uzaklıkları şimşek olup ansızın,

Haritanın üzerinden nasıl geçerse bakışın!

Şehirlerin yapışık sanki hepsi birbirine:

Tutup da pencereden fırlatılsa bir iğne,

Düşer, ya "tık" diye herhalde bir istasyonun damına,


Ya da şehrin adı yazılı bir tabelanın camına!

Düdük sesine hasret kalır işitmezsin...

Bizimki durduğu yerden öter durur, miskin!

Buranın halkında kavurma torbası taşıma âdeti de yok...

Nedir kâğıttaki, peynir mi? Açma koynuna sok...

Lokanta keyfin için hazır, istedikçe yanaş!...

Dil bilmek de istemiyor: Bir işaret et, anlaş.

Yok öyle heybeye dirsek verip uyuklamak;

Yataksa emre hazır içerde... Hem ne yatak!

Uzandığın gibi dünyadan sıyrılıp giderek

Dolaş gökleri artık düşünde yelyepelek!


Sokak dedikleri neymiş? Sonu gelmez bir feza

Ki yürüyerek kısa zamanda geçmenin yok ihtimali.

Demek toplu taşıma adı altında,

Havada, yerde, yerin çok zamanlar altında

Uçup duran o harika şeyler büyük bir ihtiyaç.

Yayanın harcı mı, hâşâ, bu upuzun yolları katetmek!

Bakın nasıl da parlatılmış ki: Pırıl pırıl zemini,

Yeryüzüne indiriyor gökyüzünün ışıklarını!

Bakışın bu uzunluğu görüş alanı içine alması şöyle dursun

Yolun öbür kenarına geçerken düşer, kalır yorgun!

Şu var ki: Düştüğü yerden çamurlanıp kalkmaz...

Çamur bu beldede âdet değil ne kış, ne de yaz.

Geçende bir hayli kar yağdı Berlin'in içine;

Vıcık vıcık olacakken takır takırdı yine!

Merak edip soruverdim, "bırakmayız" dediler!

-Bırakmayın, güzel ama yağar durursa eğer?

"Bırakmayız!" sözü aynen tekrarlanmaz mı?

Evet, bu sözde açıkça görülüyor heriflerin azmi.


Bizim memlekete biraz kar düşünce zor kalkar.

Mahalle halkı çok zora düşerse eğer,

Sonunda "Lodos duasına çıkmak gerek..." denir, çıkılır.

Cenab-ı Hak da lodos gönderir, fakat bıkılır:

Çamur yığınları ortaya çıkar ki tehlikelidir...

"Aman don olsa..." deriz... Şüphe yok, temizliktir.

Donun kırılması varmış, düşünme artık onu;

Yağar, erir, buz olur... Neyse, yaz değil mi sonu?


Bir kalenderin simsiyah olmuş su görmedik yakası...

Bakıp da bir titiz insan demiş ki:

-Kahrolası!

Nedir o gömleğinin hâli, yok mu bir yıkamak?

-Değil mi kirlenecektir sonunda? Keyfine bak!

-Su kıtlığında değilsin ya... Hey üşengeç adam,

İkinci defa yıkarsın...

-Fakiriniz yapama

Cenab-ı Hak bizi dünyaya devamlı gömlek

Sabunlayın diye göndermemiş bulunsa gerek!


Bizleri doğrulayan en güzel prensibi taşır bu fıkra

Süpürge sohbeti bitmez ki: Konu uzundur oldukça.

Sokak süpürmek için gelmedik ya bizler de!..


-Biraz da kahveye çıksak.. demiştiniz, nerde?

-Dolaştırıp sizi bir parça, galiba yordum.

Uzak değil bununla birlikte...

-Yorulmadım, sordum.


-Şu dört yol ağzını tuttuk mu, korkmayın...

-A'lâ!

-Gözüktü işte!

-Aman nerde? Görmedim hâlâ...

-Görürsünüz, hele bir parça yaklaşın yanına...

-Bu kahve... Öyle mi? Yahu! Nedir bu? Vay canına!

Bizim "Duyûn- Umûmiye"den (1) de heybetli!

Ne var ki, öyle sevimsiz değil bunun şekli.

-Bırak şu iflâs heykelini! Verecek başka örnek yok mu?

-Onu biz bıraktık, ama yüz çevirmemiz onun umurunda mı?


Demiş çocuk: "Baba, artık bunaklık getirmişsin!"

Utanmaz oğlana zavallı ihtiyar ne desin:

"O kendi geldi ayol, ben getirmedim yoksa!"


Bu iş de tıpkı o.. Kim "gel" demişti uğursuza?

Bırakmak isteyedur sen, bırakmıyor ki seni...

Nasıl! Ödünç alarak bol tutar mısın keseni?

-Dalıp da milletin nihayetsiz elemlerine,

Döndürme konuyu birader, yılan hikâyesine!

Gezinti yapmaya çıktık, unutma...

-Doğru, evet!

Bu, kahve... Öyle mi? Fakat gerçekten hayret!

Feza içinde feza... Bu ışıklarla donanmış yer,

Ki verimli göklerinde bin güneş görünüyor!

Nasıl bir ışık çağlayanı karşımızda coşup akan,

Işık değil, sabah vaktinin aydınlığıdır taşıp dökülen.

Gecelere karşı o doğan günün ışık tufanını görmelisin.

Allah bilir şaşırırsın, donar kalır duyguların!


(1) Düyûn-i Umûmiye: Osmanlı İmparatorluğu 'nun son

zamanlarında Avrupa 'dan yüksek faizlerle alınan

borçların ödenmesini sağlamak amacıyla, alacaklı

devletler tarafından istanbul'da kurulan bir mâli

kapitülasyon kurumu. Yeri, şimdiki İstanbul

Erkek Lisesi binasıdır.


Neden böbürleneyim, ben de öyle oldumdu;

Işığın ölçüsü aklımda, çünkü, bir mumdu.

Bizim hesâb ile milyonlar oynuyor arada...

İdare kandili ölçüsü pek güdük kalır burada!

Gözüm kamaştı başlangıçta, döndü durdu başım;

Mahcup duruma düşerdim eğer olmasaydı arkadaşım.

Ne bastığım yeri gördüm, ne gittiğim tarafı;

Nasıl yıkılmayabildim, bu işte en tuhafı!

Tuhaf değil, düşüyorken yetişti sandalye;

Genişçe bir nefes aldım çekip ilişmemle.

Bakınmak istedim etrafa, anladım pek zor:

Asılmış enseme hâin kafam, kımıldamıyor!

Hayır! İnadının sebepleri yok değil, varmış;

Ben anlamazmışım amma o çok şey anlarmış:

Meğerse davet edermiş bizim fesin ibiği

O yıldırım gibi bakışları bir siperden iyi!

Bende karar kılarmış şimşek bakışlar ki bir yığın,

Uzak, yakın nereden çaksa... Hem Allah korusun,

Yere sarkamasaymış... Tutup da püskülümü;

Tepemde kışlayacakmış... Görür müsün ölümü!

Demek ki: Hiç daha fes girmemiş bu memlekete...

Bizimkiler ne giyermiş, külah mı? Elbette!

Çenemle gömleğimin irtibatı bir aralık,

Çözülmesiyle, kafam şöyle doğrulup azıcık,

Ne var ne yok diye etrafı keşfe çıktı.

Çevreyi yoklayadursun bizim alık araştırıcı;

İlerde bir masa gördüm, dedim ki arkadaşa:

-Biraz siperde otursak... Geçer miyiz o başa?


-Neden?

-Görülmeyi sevmem de...

-Pek güzel gidelim.

Benim de tekliğe çokluktan az değil meylim.


Evet, görünmeyerek halka pek deminki kadar,

Kolaydı şimdiki yerden bakışları etrafa uzatmak.

Nasıl, ışıkta uçarken, şu var ki, bir yarasa.

Gelen karaltıya dağ taş demez de çarparsa;

Benim sinirli bakışlarım da çarpıp irkilecek,

Ne olsa "pat!" diye bir kerre... Hay alık kelebek!

Çoluk, çocuk, kadın, erkek... Kısacası bulduğuna,

Sataşmadan geri durmaz bakın hele çılgına!


Önümde yükseliyor sayısız çıplak alın.

Ki her birinde yazılmış görün de ibret alın,

Dünyaya karşı mücâdelede üstün gelmenin anlamını.

Bu güvenle millet bütün istediklerini

Bugün değilse, yarın mutlaka elde edecek.

Çalışkanlık ve tevekkül... Ne yiğitçe bir meslek!


Boşalmasıyla o esnada üç beş iskemle.

Oturdu karşıma bir kır sakallı adamla,

Yas kıyafetine bürünmüş felâket arkadaşı;

Sevilmi bir de küçük kız... Ya beş, ya altı yaşı.

Aile reisinin pek ağırbaşlı olan üzüntüsü,

Biraz da metin bir hava içinde kaplıyor yüzünü.

Kadın da aynı temkini göstermek istiyor;

Sönük bakışları fakat kederden ağlamaklı!

Zehirli bir düğüm olmuş dudaklarında keder,


Çözülmüyor, onu ancak çözerse gözyaşı çözer!

Solunda erkeğinin zoraki gülümsemesi,

Sağında yavrusunun çocuklara has neşesi,

Önünde göz alıcı sayısız manzaralar,

Ruhunun iniltisini bir türlü susturmuyor;

Görünmüş olmalı bir şey ki, sonradan, gözüne;

Götürdü mendili zavallı ansızın yüzüne.

-Ne var utanılacak bunda ey zavallı kadın?

Değil mi bir anasın sen, ölen de evlâdın?

O haklı ayrılık yaşlarını durdurmaya çalışmak,

Allah bilir ki, hatâdır... Günaha girme, bırak!

Bırak ruhundaki acılık buram buram insin...

Boşanmadan bitecek bir belâ mıdır ümitsizliğin?

Seyirci sanıyorsan çevreyi yasına;

Yabancı duran bakış var mıdır içten ağlayışına?

Nihayet arkadaşım var, değil mi, sonra da ben?

Günahı boynuna olsun, eğer bu zanda isen!

Belâ ile ezelden tanışmış kimseler varsa biziz:

Dünyada bir günümüz geçmemiş felâketsiz!

Sevince kalsa da yabancı müslüman yüreği;

Bilir günahsızların duyduğu acı karşısında inlemeyi.

Onunla söyleşilir en acıklı ayrılıklar,

Ki her feryadı en açık bir dil kadar anlar.

O halde anlaşarak paylaşın kederinizi.

İşitmek istiyorum, çünkü, dertleşmenizi.


Senin nedir bakalım gizli gizli feryadın?

Evet, boyunca beraber yetişmiş evlâdın,

Henüz hayatının baharında ezilmiş olarak.


Fidan vücûdunu yutmuş yabancı bir toprak;

Ki nerde belli değil... Bilmek istesen de imkânsız.

Olanca hâtırası bugün bir çamurlu, kanlı hayâl!

O hâtırayı ruhuna gömdün ki bu sana ait bir görevdir.

Ama "Onu unut" demek açılan kabri görmemektendir.

-Hayır, demem... Bilirim pek vefalıdır o mezar.

Fakat, düşün, niye hayatı hiçe saymıştır?

Düşün, neden bu çocuk yaktı gitti annesini?

Evet, yaşatmak için annelerin en kutsalını,

"Canını feda edeceksin!" demiş "vatan" hissi...

Demek: Boş yere ölmemiş oğlun, vatan fedaisi.

Bilir misin ne kadar anne var bugün, yasta,

Tunus'ta, sonra Cezayir'de, sonra Kafkas'ta?

Götür de kalbine bir kerre ey kadın elini:

Düşün zavallıların en rezil macerasını!

Ne belâlar! Ne felâketler! Dünya dünya olalı,

Bu acıyı, eminim ki, çekmiş olmamalı.

Hesaba katmıyorum şimdilik bizim yakada

Sönen ocakları; fakat zavallı Afrika'da,

Yüz elli bin kadının tütmüyor bugün bacası.

Ne körpe oğlu denilmiş, ne ihtiyar kocası,

Tutup tutup getirilmiş - Fransız askerine

Siperlik etmek için - Savaşın ön saflarına.

O anneleri, o eşleri bir düşünmelisin:

Kimin hesabına ölmüş, desin de inlemesin,

Anarken oğlunu, zavallı, yâhud erkeğini?

"Kimin hesabına?.." Bir söz ki: Parçalar beyini!

Bakınca hedeflenen gayenin alçaklığına,

Ne olsa çıldırır insan işin trajikliğine.

Ne milletin şerefi için. ne kendi sânın için!


Canını feda edeceksin can düşmanın için!

Geber ki sen: Baba yurdun, namus ocağın

Yabancı ökçeler altında çiğnenip dursun!

Gebermek istemiyorsun değil mi? Bak ne olur!

Rehin bıraktığın aile fertlerin tutulur,

Birer birer ezilir. Hem nasıl araçlarla:

Yanardı havsalan imkân olaydı tahlile.


Biraz da geçmeyi ister misin bizim yakaya?

Al işte bir günü matemsiz olmayan Asya!

O eski irfan tapmağı, o İbrahim'in beşiği

O, boynu bükük, zavallı, öksüz bir toprak şimdi!

Erginlik devrini andıkça ağlasın dursun,

Bu öksüz toprak ikiz vasiliği altında şimdi İngiliz'le Rus'un.

Sülük benizli vasiler (1) ne emdiler kanını,

Gücü kalmadı artık çıkardılar canını!

Bütün hazineleri Hind'in, o muhteşem yurdun,

Gider de hırsını dindirmeye üç haydut lordun;

Zavallı yerliyi kıtlık zaman zaman kemirir;

Bu, kan tükürmeye baksın... O, sürekli semirir!

Aşağılık bir baskı rejimi milletin haklarını gaspetmiş,

Ceset, haline gelmiş yığınların hayatı, ruhu soyulmuş.

Verir de hepsini kalmazsa hiç mi hiç parası;

Damarlarındaki son damlanın gelir sırası...

Ki saklı durmayacak, ister istemez akacak.

Gidip efendisinin düşmanıyla çarpışarak.

O, can alıp veredursun, bilir misin bu ne der?

"Ölürse hizmet eder, öldürürse hizmet eder!"

Çünkü her iki durum da lehinde caninin.


(1) Vasi: Öksüz kalan çocukların mallarını

idare etmekle yükümlü kişi


Kuzeye doğru çıkarsan ikinci vasinin

Neron rezilim utandıran, alçaklıklarını

Görür de zaptedemezsin lanet çığlığını.

Ne dul bıraktı, ne öksüz o evbark yıkıcı...

Nasıl da keskin, halka karşı kör kılıcı!

Her zamanki olaylardan köy basıp, şehir yakmak...

Alçağın ordusu katil, hükûmetiyse yatak!

Barış zamanında barışa hasret kalan müslüman halk,

Sürüldü süngüler altında savaşa son defa;

Yıkıldı arkada milyonla günahsızın evi.

Öksüz iniltisidir şimdi inleten boşluğu!


Değil mi bir anasın sen? Değil mi Almansın?

O halde düşünce ve vicdan sahibi insansın.

O halde "Asyalıdır, ırkı başkadır..." diyerek,

Aynı cinsin kızları olan anneleri incitecek

Yabancı tavrı yakışmaz senin erdemine...

Gel de ortak oluver şunların felâketine...

Hani "İnsanoğlunun neşesi paylaşıldığında daha da artar;

Kederse aksine: Ortakla eksilir" derler.

Bilir misin ki senin Doğu'ya yönelen bakışın,

Birinci defa doğan sabahıdır zavallıların?

Allah'ı bir tanımak suçuyla suçlanan,

Şu evi barkı yıkık üç yüz elli milyon can,

Nedense, ölüme olurken biner biner mahkûm,

Çıkıp da etmedi bir ses bu hükme karşı hücum!

Nedense duymadı Batı'nm o duyarlı vicdanı,

Çağıltısı, yüzyıllarca yürekleri inletmiş olan bu kanı!

Nedense, insanoğlunun arşa kadar yükselen iniltisi,


Sizin göklerinizde boşuna yankılandı!

Nedense, İslâm birliğini darmadağın edeli,

Büyük tanındı, kutsal bilindi zulmün eli!

Doğu ülkelerini zulüm kasıp kavurdukça;

O kıpkızıl yüzü toprağın gökyüzüne vurdukça;

Dünya onun kederinden, güneşin batışını seyreden

Avare bir seyirci kadar bile hisse kapmadı.

Keder de, söz mü ya? Alkışlıyordu celladı,

Utanmadan koca yirminci yüzyılın evlâdı!

Evet, alçaklığa el çırpıyordular hepsi...

Senin elinde yok ancak bu alkışın kiri.

O alnın -ki pürüzsüz bir ayna

Saflığıyla, mensup olduğun kavmin temizliğine

Tanıklık etmededir - Doğu'ya doğru dönmeli ki;

Sizin de Batı'nızın temiz olmayan hâtıraları,

Biraz şilinsin onun hiç değilse aklından.

Hanım, çevrenizdekilerin her zamanki alçakça davranışından,

-Ki zoru görünce yılışmak, zayıfı ezmekti -

Seninle aynı cinsten kadınlar bilsen neler neler çekti!

Onun uyarısının sonucudur ki: "Avrupalı"

Denince ruhu sağır, kalbi his için kapalı,

Sonsuza dek bize düşman bir ümmet anlardık.

Hayır, bu inanış doğru değil, deyip artık,

Seninle aynı cinsten kadınlara göstermek isterim seni ben...

Yabancı durma ki pek tanıdıksınız kalben.

O annecikler için duyduğun asılsız şeyleri kafandan at!

Düşünme, içten dostluk elini Doğu'yu doğru uzat.

Ne duygulu analardır bizim kadınlarımız!

Yazık ki anlatacak yok da yanlış anladınız.


Yazık ki onları anlatır korkunç bir varlık gibi

Beş on romancı, sıkılmaz beş on da peşin fikirli.

Nedir bu anlaşamazlık? Gelin ne anlaşınız;

Ortak bir dil olmaz mı kendi göz yaşınız?

Ağlama hissene düşmez bu işte fazla keder;

Öbür taraf seni hattâ kederlerinden eder.

İnanmıyor musun? Öyleyse bir hesap ediniz:


Siz elli yıl oluyor, belki, savaşa girmediniz.

Geçen savaştan (1) şanlı bir zaferle

Çıkınca verdiniz memleket evlâdı el ele;

Çalıştınız gece gündüz, didindiniz o denli,

Ki tekamül uğrundaki mücadeleniz barış zamanını savaşa benz

Kesin bir sükûnet olan barışa getirdiniz hareket;

Olayların üstünden aşıp zamanı geçtiniz, hayret!

Bu hıza ulaşması mümkün mü diğer kavimlerin?

Koşarsalar da giderler izinden günlerin.

Nüfûsunuz iki kat arttı, ilminiz on kat;

Uçurdunuz yürüyen teknolojiye taktınız da kanat.

Yeri ezici kuvvetiniz sardı, göğü sanatınız;

Bugün değilse bile yarın emrinize boyun eğecektir deniz.

Kalkınma hamleleriniz öyle bir noktaya vardı ki

Halkın ortak gıdası oldu bilim ve teknoloji.

Aydınlarınız yazıyorken, halkınız okudu,

Yazanların da okutmaktı, çünkü, amacı.

Unutmuyordu beyinler süzerken ufukları,

Aydınlatıcı nasibini topraktan isteyen halkı.

Gökyüzüne çıkmak için yüksek olmalıydı zemin...

Bu yükselmeyi siz önceden sağladınız.


(1) Geçen savaş: Bu ifadeyle 1870 Fransız harbinde

Almanların kazandığı Sedan zaferi kastedilmektedir.


Belirdi yurdunuzun bağrında zirveler.

Evet, bu zirveler, belki başkasında da var;

Fakat, sizinkilerin arkasında yok yer yer,

Derin derin uçurumlar, cehennemi dereler.

Neden mi? Kendi değil sivrilip çıkan yalınız,

Zeminle bir yükseliyor daima zirveleriniz.

"Beyin"le "kalb"i uyum içinde çalıştıralı beri

Atıldı milli birlik binasının temeli.

İhtişamınızın bütün sırrı işte o birliktir,

Dünyayı titreten ses onun sesleridir.

Gayeniz dallanıp budaklanarak bizimki gibi,

Bozulup dağılmasına izin vermiyor bu terkibin.

Düşüncelerin çıkış noktası bir olmasın varsın...


Değil mi varacağı yer bir hepsinin, ne korkarsın?

Bu dairenin yarıçaplarına bakılsa sayısızdır,

Fakat hepsinin varlığı sonunda aynı noktadır.

Ne muazzam birleşme ki: Bunca milyonlar

İçinden en büyük yüzdeyle binde altı çıkar.

O gayeden bilerek sapıp, ayrılan duygular.

Fazla olsa da hattâ, telâşa yoktur yer.

Fakat bizdeki düşünceler sizinkinin tersi.


Demin birlikte iken şimdi ayrılır hepsi!

Bu açıdan baktıkça; Aynı merkezden

Çıkıp da uçsuz bucaksız bir çevreye doğru giden

Küme küme çizgilere benzer ki araları gitgide açılır.

Bizim de işte budur çözülüp dağılmamızdakı sır.

O bağlanmayla sürüp giderken sizin yükselişiniz;

Bu ayrılıkla perişan bizim halkımız.


Sizin işittiğiniz tek bir nağme, tek bir perde;

Beşikte, sonra eşiklerde, sonra mektepte.

Sözün kısası, her çatının altı aynı sesle dolu.

Bütün olayları bir âhenge bağlayan bu yolu

Tutunca, gitgide okul, kışla, fabrika ve fen,

Aile ocağıyla, gerçek bu ki kaynaştı tamamen.

Bu birlikteliği elbette ki sürdürmek gerekirdi...

Asıl olgunluğunu millet o konuda gösterdi:

Düşündü hangi gökten hayatın indiğini;

Düşündü o genel ruhu emziren dini.

Sonunda gördü ki:Ümmetteki ortak vicdan

Duygularını almakta aynı kaynaktan;

Kurursa bir gün o kaynak, ne duygu kalır ne hayat,

Dinin ebediyen yaşamasına bağlı toplumlarda hayat;

Kutsal değerlerini ortaya koymaya çalışıp durdu...

Kuvvetli ruhî ve manevî değerlerle bir cihan kurdu.

Belirli bir şekil alınca vatan hayali, (1)

Millî bağların budur en iyisi

Deyip sarılmada asla duraklamadınız.

Okullarınız nasılsa öyledir tapmaklarınız.

Ne çan sesi boğar sanatın ahenkli eserlerini


(1) Burada Alman birliğinin 1871 '

deki kuruluşuna bir telmih vardır.


Ne susturur medeniyyet bu âhiret sesini.

Ortamınız gürültüleriyle ne kadar şaşırtıcı bir ortam.

Ki her gürültüsü başka bir uyanışa vesile.

Sanayinin ne zararı var ufukları tutsa gürültüleri?

Güzel sanatların da uyutucu değil ki ahenki sesleri.

Ne müziğinizde var uyuşturucu nağmeler;

Ne de şiiriniz hayat hakkındaki fikri karmakarışık eder.

Onun ilahî dili ruha hitab ederse;

Bununki yüksek bir ruh üfler duygulara.

Gelip de görmeli sanatta gaye var mı imiş?

"Hayır" denir mi ki: Her gayenizde en müdhiş,

En ince sanatın sırları yükselip duruyor,

Sizinki yüksele dursun biraz da gel bizi sor!

Beşikte her birimiz bir nağmedir işitir,

Ki bestecisi tabiat değil de gelenektir.

Evet, bu geleneğin tellerinde geçmişimiz

Dile gelse o parlak sesiyle Tazıyız.

Fakat atalarımızın övünülecek taraflarını nakleden "ana" tel

Bakılmayıp da yüzyıllarca ihmal edilmekten

Ya büsbütün sağır olmuş, ya öyle paslanmış:

Ki hangi perdeye vursan, çıkan ses yanlış.

Bu tel ki "Yıldırım"ın kahramanlık destanlarını

Başucunda besteleyip çocukluğunda atalarımı

Zafer havasına doymaksızın uyutmazdı.

Şimdi ise uyuşturuyor "ninni"lerle bugünün çocuklarını!

Eşikten atlamak isterlerse hayata yarın,

Beşikte duyduğu sesler gelir, bu yavruların


Dokur ufukları üstünde sıkı bir serap,

Ki yırtarak çıkabilmek umudu çok zayıf!

Geçer gençliğimizin en iyi günleri

Hayatı anlayıp atamadan bu vehimleri!

Hayatı anlamıyor... Çünkü görmüyor, okuyor;

Zavallı kırkına gelmiş de ağzı süt kokuyor!

Okutsan şiir ve hayalden avare olur, okutmasan biter gider!

Okutsan da okutmasan da geleceği hep bir olur.

Eğer bir yerde eğitim sadece tüketime dönük olursa,

Cahillik kadar yıkıcı olduğu anlaşılır, dikkatle bakılırsa.

Günümüz ilimlerinden beklenen yararlarıdır.

Demek, en önemli ilim hayata yararlı olanıdır.

Bu yüzden bizdekiler hastalığa şifa verecek ilimler değildir.

Gene insanımız müsbet ilimlerden de yararlanmış değildir.

Ne kaldı? Bir edebiyatımız mı? Ne kadar acı!

Bırak ki o da karşılamıyor bir ihtiyacı;

Ya milletin ruhunu afsunluyor, uyuşturuyor;

Ya yüreklerdeki duygularla çarpışıp duruyor!

Şarap kokar önceki şairlerin en temiz gazeli.

Beş altı yüz sene "içki sunan güzeller" peşinde koşar şiir,

Bırakmadı Osmanlılarda gevşemedik sinir!


Hayatımızın üstüne meyhaneler kusan bu gedik,

Kapanmak üzere iken başka çatlaklar çıktı:

Ayakta kalması lâzım ne varsa hep yıktı.

"Bir tükürük değil mi alna çarpacak ceza?

Ne değeri var?" diye üç beş haya yoksunu edib,

Bitirmek istedi ahlakı, utanma duygusunu, nâmûsu;

Çıkardı ortaya, gezdirdi saksılar dolusu


Fuhuş arzularını kudurtan zehirli "Zambak"lar! (1)


"Okur yazar" denilen eski baş belâsından

Bu zavallı ümmet büsbütün ümit kesince,

Kanlı bir kâbus çullandı fikir hayatına,

Çekilse: Arkada mazî denen azap geceleri;

Atılsa: Önünde bir gelecek ki dalga dalga serap!

Ne gökte yıldıza benzer ufak bir aydınlık;

Ne yerde göz kadar olsun ışıldayan bir ışık,

Yokluk bulutları döktükçe gölge tûfânı,

Kefenli gezmede ölümün çıplak hayâli!

Bağırmak istedi, lâkin duyulmuyordu sesi.

Bunaldı... Çünkü tıkanmıştı büsbütün nefesi.

Sonunda bu rüyadan öyle bir uyandı,

Ki hepsi gitmiş elinden, ne yâr var, ne diyar!

Çatırdamakta bütün yurdunun temeli;

Alev, saçaklara sarmış... Yerinde yok Rumeli!

Eşkiya çarıklarının altında paramparça iman;

Huda'yı titretiyor diledikçe aman!

Domuz çobanları "Balkan"da kerem sahibi ailelerin yerine geçmiş!

O soylu aileler, o beyler bütün bütün mahvolmuş.

Aile reisleri tamamen şehit düşmüş;

Kapanmış evlere dullar, yetimler dolmuş.

Taş kesilmiş toprağı dereler gibi akan bir alev buruyor:

Bütün sular durmuş, onların yerine kopkoyu bir kan yürüyor.

(1) Mehmet Akif burada, Servet-i Fünûn romancısı

Mehmet Rauf un 1910 yılında yayımladığı

"Zambak" adlı müstehcen hikâyesine işaret ediyor.

Mehmet Rauf, bu eserinden dolayı yargılanmış ve

ordudaki görevinden uzaklaştırılmıştır.

(2) Burada 98 mısra eksiktir.

Mehmet Akif bu mısralarda, tarihe ve bütün dinlere özellikle de

İslâm 'a hissi bir şekilde lanetler savuran Tevfik Fikret'in

Tarih-iKadim (1905) ve Tarih-i Kadim'e Zeyl (1914) adlı

şiirlerine cevap vermektedir. Ağır bir hiciv özelliği taşıyan

bu bölüm, Safahat 'ın Mehmet Akif in sağlığında kitap halinde

yapılan baskılarının hiçbirine alınmamıştır.


Değil mahremi olmak gereken yabancı bakışların,

Bu ihtimali aklına getirmekten bile korkan bakirelerin,

Açılmadık yeri yok şimdi, hepsi meydanda;

Namus ve iffetinin örtüsü bir yanda, kendi bir yanda.

Aile ocağının eşiğinden bile dışarı çıkmamış başlar

-Üzerlerinde muhafız bölük bölük canavar

-Sürüklenip karakışlarda Varna sahiline,

Gemilerle taşınmakta Rusya içlerine!


Bu, yanmadık yeri kalmışsa, kağşamış yurda,

Meğerse Avrupa kundak sokar dururmuş da,

"Uyan şu uykudan, etrafı yangın aldı, yetiş!"

Demek gereğini hiç bir beyin düşünmezmiş.

Unutmuşum, aslında beyni kundaklananlar bunu hissetmişlerdi...

Sonra çıkıp "Ortada fol yok, yumurta yok" demişlerdi.


Sizin de varsa da pek kanlı bir yenilginiz;

Bizimkiler ona benzer mi; nerde! Hiç kıyaslanamaz.

Fransız ordusu yenmişti gerçekten "Yena"da; (1)

Fakat yenilmediniz, bence siz Napolyon'a da:

Zafer değil de nedir öyle bir perişanlık,

Ki buldu verdiği gayretle birlik Almanlık?

"Sedan"da hârikalar gösteren bu birliktir;

Demek, o kanlı yenilgi de bir mutluluktur.

Bizim felâketimiz böyle olmuyor asla:

Ümitsizlik hayatımıza girip yayılarak her taraftan

Ne uyanışa, ne de gayretle çalışmaya vermiyor meydan.

Bunun da sebebi: Millette bir değil vicdan.

Vatan gülünce, bizim muhterem vatandaşlar


(1) Yena: Napofyon komutasındaki Fransız ordusunun

14 Ekim 1806'da Prusya (Alman) ordusunu bozguna uğrattığı ve büyük bir zafer kazandığı savaş.


Buna dayanamaz, ekşi çehreler başlar!

Felâketler zavallı ülkeyi zayıflatmaya görsün:

Asık suratlıların hepsi ferahlamış, memnun!

Nasıl bu memleket gelecekten olmasın ümitsiz?

Ufuklarında sönük bir ışık, cılız bir ümît.

Belirmesiyle, bakarsın, deminki baykuşlar!

O ışığı fezada, daha doğduğu yerde boğmuşlar!

Avrupa can çekişmemizi hızlandırmaya çalışırken,

Kazar mezarımızı içerde bir sürü hain!

"Gebermek istemeyiz biz!" desek de kim dinler?

Kımıldasan, "ezeriz, yok olursunuz!" derler!

Kımıldamaz da durursan, sık sık söylenen şudur:

"Çalışmayanlar için cihanda hayat hakkı yoktur.

" Sözün özü, boşunadır boğuştuğumuz;

Çalışmasak da, çalışsak da ölüme mahkûmuz!

Ne söyleyip duruyor, görmediniz mi İngiliz'i:


"Üzülmeyin, yaşamaktan kesin ümidinizi!

Gerçek ortada, anlamı var mı kuruntuların?

Bilirsiniz ki: Mısır, İslâm dünyasının

O sıska gövdesi üstünde adetâ kafası;

Hint ülkesi ise, göğsünde hassas kalbi;

Sizinkiler de, kımıldanmak isteyen koludur.

Ki boş bırakmaya gelmez, ne olsa korkuludur!

Biz İngilizler durumu çok önceden farkettik;

O beyne pençeyi taktık, o göğse yerleştik.

O halde bir kolu kalmış ki bizce çullanacak,

Yolundadır işimiz bağladık mı kıskıvrak!

Hem öyle zorla değil, çünkü "ırkçılık düşüncesi"


Eder bu amaca kolayca varmaya pek büyük hizmet.

O lânetli tohumu baştan saçıp da orta yere,

Arap'la Türk'ü ayırdık mı şöyle bir kerre,

Ne çarpınır kolu artık, ne çırpınır kanadı;

Halifenin de kalır sâdece bir sevimli adı!

Sonra donanmamızla Doğu'da bir gürültü koparıp da

Birinci hamlede bayrak diker Çanakkale'ye:

İkinci hamlede bayrak İstanbul'a deyip çekeriz!"


İşit de ağla! Fakat biz ne talihsiz.

Ne bahtı kapkara milletmişiz ki dünyada;

Şu beyni kurtaralım der, koşarken imdada;

Beş altı pençe bir olmuş boğazlamakta bizi!

Silindi gitti Hilâl'in şu anda belki izi,

Zavallı Marmara'nın yaralar içindeki bağrından!

Bir İngiliz bezidir, belki, şimdi dalgalanan

Bizim Çanakkale'nin perişan ufuklarında,

Saltanat merkezinin o utanıp gizlenen kapısında!


Sen ey Boğaz ki, uzattın da demirden kolunu,

Zavallı yurdumu tehdid eden deniz yolunu,

Cihâna karşı asırlarca bağladın durdun;

Umarım açılmamıştır daha kapalı olan yolun,

Umarım yerinde kalmıştır kıblem, iman ocağım!

Allah rızası için söyle, pek perişanım!

Uzakta olmama rağmen o acıyla inleyen bölgeden

Dünyam inlemekte can çekişme seslerinden!

Şu anda cebheni görmekteyim: Ateş yağıyor;

Bulutların biri binlerce yıldırım sağıyor!


Bakışı bin bu kadar mil uzaklıktan kavuran,

Alevleriyle birlikte, o sele karşı duran

Karaltılar nedir, asker mi, taş mı, gölge midir?

Allah rızası için, seçmiyor gözüm, bildir.

Ne taş, ne gölge, ne asker... Serâb, korkuyorum,

Yığınla kül kesilen sırtlarında gördüklerim!

Taş olsa, çünkü, erir; gölge olsa parçalanır;

Taşar gelir de bu tufan, önünde sed mi tanır!

Durun!.. Kımıldanıyor gördüğüm hayaletler...

Bakın: İlerledi... Asker! Allah bilir, asker!

Evet, gözüm seçiyor şimdi bir bir fertleri:

Büyük ordumuzun en büyük evlâtları

Ki tertemiz alınları İslam için son siper.


Allah rızası için ey şerefli mücâhitler!

Sebatı kesmeyiniz, çünkü, yalnızca sizde ümit;

Dönerseniz sonsuza dek söner gider Tevhid,

Hakk'ın ocağı yıkılır, saldırısıyla kuruntuların.

O elde tuttuğumuz yer İslâm hayatının

Tek düğüm noktasıdır. Yabancı ayağı basarsa eğer,

Dininizin alâmetleri bir anda alt üst olur!

Ümidi sizde kalan üç yüz elli milyon can

-Ki hasta göğsünü çökertmekte çarpıntılar şimdiden-

Kopup damarları cildi dağılmış bir kitaba döner;

Kalır sayfaları yerlerde rast gelen çiğner!

Minareler sökülür göğsünden ufukların;

Fezaya söylemez artık dili Yaratıcı'nın!

Onüç, onüç buçuk yüzyılın ne varsa kalbinde

Geçmişteki hayatımızdan, şu ân için, zinde;


Boğar da hepsini bir bir tutup unutkanlık,

Bütün övünülecek değerlerimiz serab olur o zaman!

Göçer tarihin mezarlığına Kabe'si Allah'ın;

Çürür gider ayak altında göğsü Ku r' a n' ı n!

Bilirsiniz ki, hemen, yüz, yüz elli yıldır, biz,

Ne varsa elde, verip sürekli çekilmekteyiz!

Ömerlerin, Yavuz'un biz vefasız evlâdı,

Koruyamadık atalar yadigârını.

Ne can dostuydu o, fakat olmadık ona yâr;

Sonunda parçalanıp yurdumuz, diyar diyar,

Küçüldü öyle ki: Yoktur yaşatmak imkânı,

Dönüp de arkaya nâmûsu, dinî, vicdanı!

Evet, bu hisler için bir mezar olur ancak,

Kalırsa elde sonunda beş on karış toprak!

Iztırap içinde vatan... Acıyın şu zulme uğramışa.

Allah rızası için geri çekilmeyin!..


-Korkma!

Cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz;

Bu yol ki Allah yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz!

Düşer mi tek taşı sandın namus ocağının?

Meğer ki savaşa giren son er şehid olsun.

Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa;

Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa;

Bu altımızdaki yerden bütün yanardağlar,

Taşıp da kaplasa ufukları bir kızıl kasırga;

Değil mi cephemizin göğsünde iman bir;

Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir;

Değil mi göğüste birdir vuran yürek... Yılmaz!


Cihan yıkılsa, emin ol, bu cephe sarsılmaz!

Nasıl ki insanoğlunun Hûda'yı boğmaya saldıran çılgınlığı,

Ufukları yarmadan paramparça olup yere serilirse;

Nasıl ki hakikat nuruyla çarpışan vehimler,

Gayret kıvılcımı ile sonunda yok olur,

Şu karşımızdaki mahşer de öyle dertop olup gidecek.

Yakında kurtulacaktır bu cephe...

- Kurtulacak?..

Demek yıkılmayacak kıblesi ümitlerimin... Demek ki ölmüyoruz...

Haydi arkadaş gidelim!

Berlin: 18 Mart 1915

To Major Sir Omar Lutfi


“Let's go to coffee shop ... " said my friend


I misunderstood, but he said the right:


Where they came the local cafe from my mind ?


In fact should not be...can I know it?


Local café... Berlin... You said intercourse!


But please listen to this by helping.


This is poor brother who must do,


I always tell my head I found the item if I find it similar to in the end


I say “that was what I heard the word.”


For example when the hotel was said,


I look at what he says:yes,i know the word:


Second name is Han,age of at least seventy!


Poor. At the end of its life out of religion;


But he couldn’t tolerate this atheism!


Not Muslim, not Christian,vile entity.


No washing, no toilet! You got mud on his waist in summer;


When the rain pours, it gets dirty.


Does he like a senile?


Look at the balcony:the sun is constantly disturbed


When he wave the damp quilt out of the window,


we really pity to the beddings :


Cotton velvet pillow in the form of...


(1)Sir Omar Lutfi: a Turkish officer


(2)neighborhood cafe:here the poet wrote a poem to remember the same title.


Think of the change in !


Speck speck of dirt spread bit,


The sheet is such a spotted push


Wait a broken jug of a liquid mossy


That is beneficial up to three meals for hunger trouble


Two would not be bread without water;


A full-glass of water is equivalent to five loaves of brea


one


Say train...I found similar:


Coy turn the wheel to hang around,


-If it is close to town-


Cars running on faith


The lord of Samatya(1) inspector, the count of(3) Tatavla(2)


Members of the nation's poor have been captured! What is the name of'ticket office'? I don't know.


Low-ceilinged, moist, smoked a basement,


There are standing there, yawning passengers adrift.


Where the conductor? Servant of the business coy


Do not look behind the curtain to the public once...


What is this excitement?Wait for God's servants!..


Curtain opened at the end of,but


If you do not want to be pushed you don’t go to the window!


Hustle and bustle is usual, there are fight and swearing, too.


-Conductor,monsieur,What time does the train will move?


-You ran over my foot man,What a hurry?


- I'll shoot in her mouth!..


-Hey! What a noise? Stop it!


-Slow please!


(1)Samatya:A neighborhood of Marmara coast in Istanbul.Today Kocamustafapaşa district.


(2)Tatavla:district of liberation in Istanbul


(3)The lord of Samatya,the count of Tatavla:Tram and train oprations belong to foreigners so there is a hint here.


- Whoa! Are you blind?


-Sorry


-İllallah!


When the sorry has born, the monkeys have been accreted!


-What he says? Tell worthy


-Stop it!


-What happens if I talk in a long way?


-The man is stupid!


-They say do not blame the murderer...


-Look that!


-What is this?


-Shut up! Will trouble!


-Must be a kid!


-No,monsieur.


-Go there


-Do not stop for nothing,What the siyor says that is a law.


- Miss the train baby…


-Come on! I don’t hear a word!


-I say miss the train,he say i don’t hear it:What a strange?


-If he angry he is the foul-mouthed.He can blasphemy;


If you give ten liras, you can get coins.


Tobacconist says “less money”...Huge disaster:


When searching for the baker, train bell rings!..


Street, say for example ... Now I look to the dictionary Need to apply again? You must, of course. Yes, she is a six inch diameter whirlwind that: What length? I do not know, whatever I say is wrong. Estimates that do not have the opportunity to be successful: Come to one of the houses went to a little dive!


Similar issue in today's form of poetry:


Beginning in darkness, like the end. Well! What to do if you do not want to warp? Is it reliable?Is this place strange? Say bismillah, whether in the hands of Surah al-Nur, Only seal the ends ... No one hits ... Beware! The first step is safe ... The second step is okay ... The third step of the assignment, but thinking ... Do you have what? An egregious gap that has opened his mouth, If human dives as "cup!", I do not know! Cycle through the remote! Good, but, you get a bump, Neither knee, nor wrist doesn’t remain.


So go off the edge ... Likely to have? Right side: Pain has kept jutting abdomen wall. To his left: with the gummy mud, shoes! Stop remedy, I found ... Yes , I would do is: I take five or six stones over the hill, Get, this buoyant, I plant by saying. I mean, the Treasury-i Evkafa (1) you will win a strong bridge building ... Extension, come on, move! Testament to you: O, which will jump on for generations, Do not do not waste these fertile dome, One day, exceeds the marsh over the bridge, Make sure you such a mine is required.


The hotel turns out that was not the train so ... Do you more or less similar to the street? Oh dear, never! It turned out so well-kept hotels as well as palace. The man enters the enchanted lived in the comfort within. Five of six hundred rooms in each of the eider bed ...

(1) Treasury-I Foundations: Foundations administration.

Portion, if any, look no thinking you sleep! Let the snow keeps falling in the street, in your room in spring Outside the long night, inside the mid-day!

extending all the lights lit the sacred lamp Travels in a vacuum to a clear morning, A stove heats the air, invisible; Warm warm browsing, the same hot everywhere. Brawl flowing fountains, clean, clean; The like would If the cold there, the like would If hot. Thorougness mess crisp singing, I never traveled anywhere I think I just did not. What a nice seat he never has bugs, no fleas; So according to this itching sensation! .. Forget the name ... There was an importunate insect ... Interest on the walls, this is the pillow, said he jumped. a bad smell, mash some of the dogs revealed ... You know, dear ... â What was it? What was it? parasite! O my country man, I think, undescended already here, I called Parish parish, or if I would stumble across!

The train also another kind of thing, unless: Now I’m flying and riding ... Oh I like that job! What people do not carry the distance nor the seat anxiety: Per minute, an hour's distance, how it shortened the time! Yes, I was hugging all of a sudden lightning distances, How do I look passes over the map! Of cities as if they all stuck to each other: the window, holding a needle rolls, Drops, or "click" I guess the roof of a station,

Or a sign the city's name written on the glass! Hear the sound of the whistle is longing ... Ours seems to stop from the crows, lazy! Find the people of this place in roasting bag does not move ... What is paper, cheese? On your bosom shock ... Restaurants ready for pleasure, incline person wants to! ... Language does not want to know: A beacon of meat, accept.


it does not give the carpetbag to fall a sleep elbow; The bed inside the disposal ... And what bed! As I lay around the world increasingly divided into In thinking the skies no longer walk around with pals!

What is the street they say? An endless sky No foot switch to the possibility that as soon as possible. So, under the name of public transport, In the air, where, under the ground too many times A great need for those wonderful things that fly, plant and equipment. Is pedestrian fee, wrongly, that very long way to travel! Look how polished that: gleaming floor, Earth, sky lights downloading! The length of the look, let alone get into the field of view Passing through the other side of the road falls, remain tired! We, however: fall or rise from the muddy ... What is not customary in this town of mud in winter, nor summer. Recently a great deal of snow in Berlin;


it was supposed to be met but try! I asked out of curiosity, "not leave," they said! -Do not leave, fine, but stops if it rains? "Not leave!" Do not be repeated exactly as promised? Yes, it is clear that the so-called determination guys.

Our country gets a little hard thinking snow. Falls very difficult if the people of the neighborhood, Finally, "need to get out of Lodos prayer ..." called quits. Rights Almighty sends the south, but bored: Occurs in piles of mud that is dangerous ... "Oh, even if frost ..." We say ... There is no doubt, is cleanliness. Dull had a break, thinking it is no longer; Falls, melts, ice is ... Anyway, not the end of summer?

A calendar was pitch-black side of the water have not seen ... You can look in a meticulous man said: -Damn! What is the state of his shirt, do not have a wash? Not the end-dirty? Help yourself! -Water shortage or not ... Hey, indolent man, You wash a second time ... -I'm poor I can not Rights to the world we constantly Almighty shirt Although you have posted with soap!

Confirming the principle of us is the most beautiful in this paragraph Cleaner that does not end the conversation: Subject is quite long. We didn’t come here to sweep ..

Go hit the coffee-a little .. you say, Where? -didn't you've been around a piece of, I guess I didn't. However, not far ... -Tired, I asked. We took a four-way Does your mouth, do not be afraid ... - Good! -Appeared here! -Oh, where? Still have not seen ... -See, especially closer to the side of a piece of ... -This coffee ... Is that right? Jewish! What is this? Wow! Our "Hear-the General," from (1) the imposing! However, it is not so beastly shape. Drop on the statue of bankruptcy! You do not have to give another example? -We left him, but he cares about is to turn face?

Little boy: "Dad, now brought senility!" No matter what the poor old boy Shameless: "He came on his own, if I did not bring!"

That work is just it.. Who's "Come," he said sinister? Request you leave, you leave it ... How! Will ends the abundant amount borrowed? -Dip in the nation's endless dolor, Rotation topic brother, the snake story! We went to the navigation, do not forget ... -Right, yes! This is coffee ... Is that right? But the really amazing! sky in sky ... This is equipped with lights in place, That seems efficient in the skies a thousand sun! How to be successful in a light flowing waterfall in front of us, Not light, it is in the morning shining brightly. Should see the light of day to night it raises. God knows surprised, emotions froze!

Let me be Why arrogant, and I've been so Measure of the light in my mind, because, in a candle


Meanwhile, millions are playing with our calculated ... Administration of scale oil lamp stump many here! My eye glamoured initialy title, he stopped turned my head; I would be disgraced if you were not my friend. When pressed the place I saw, what I went side; How tall the most bizarre on the inside! Not strange, but falling chair grew; I took a large breath sit. I wanted to look around around, very hard to understand: Traitor hung my head down my neck, do not move! No!There were reasons his stubbornness No, there was ; I do not understand but he understand a lot ; It turns out would invite tassel hat , it looks like lightning in a trench well! I would have made the decision that a pile of lightning glance, Far, near where lightning ... Both Got bless Bending over ... Ever held in the my fringe ; Spend the winter ... Do you see death! That means: No more fez not have entered this country ... What used to wear Ours, is cone? Of course! Chin with my shirt in a range of contacts The resolution, following up in my head a little, What's he went around the reconnaissance environment, while asking us searching scatterbrained; I saw a table in the future, said friend: -Some live in a trench ... Can we pass it back?

-Why? -I do not like seeing the ... -Not good, let's go,


I would like to loneliness multitude.

Yes, many previous appearance ring until easy to extend the current from the gaze around. How, than our flying, we, however, a bat. Hits from the dark mountain of stone not say: Also hit me angry to be afraid of my looks. What if? Pat!? as a kerr ... Hay silly butterfly! Wife, children women and men ... In summary he has found,


Look stupid is teasing!


Get naked in front of me countless rising See that is written on each of the take heed. superior to the meaning of the fight against the world coming All they want is a safe nation If not today, tomorrow will have no choice aunt. diligence and trust... What profession hero!

discharge at that time three of the five chairs. before me sat a gray-bearded man, clad in mourning clothes catastrophe friend A cute little girl ... Or five, or six age. headed household head is very heavy grief. the text takes up a little in the face of an air. Women just want to show the poise; but tearful gaze off gloom! Poison was a knot of grief on her lips,

Do not solved, but it solves tear resolves. the left of the forced smile of a man, Infant has the right of the joy of children, In front of numerous eye-catching landscapes, A kind of stop the sound of your soul; Something must have seemed that, subsequently, the eye; Took me all of a sudden the poor side of the handkerchief. -What 's no shame in this, O my poor woman? You're not a mother, the sons of the deceased? He is right to stop work in their age division, God knows that the error is ... Temptation, leave! Let the spirit of multi-incidence of bitterness... Is it a scourge of divorce, despair will end? Junior age you think the environment; Is there a fixed view of the foreign internal the cry? Finally there is my friend, is not, then I? Whether at your peril, agree that if you are! Those darned if we are acquainted with the dawn of time: Not over a disaster in the world today! Foreign Muslims remained in the heart of joy; Sinless knows that moan in the face of suffering. Speaks him the most painful separations, The most explicit language to understand that every cry. Then share your sorrow agreement. I want to hear, because, your communicate.

Let's look at what I cry secretly? Yes, along with the sons of educated, In the spring of his life as yet crushed.

Fares swallowed a foreign body in the earth; That is not clear where ... While we'd like to know is impossible. The memory of utmost today in a muddy, bloody dream! He buried the spirit of memories is a task that belongs to you. But "I forget to say" drop-down loose sight of grave. -No, I say ... I know that many faithful grave. But think about it, why life counted naught? Think, why this child's mother went to lit? Yes, to deliver the most holy mothers, "You'll sacrifice your life!" said "home" feeling ... I mean: your son did not die in vain, bouncer homeland. Do you know how much there today, the mother, age, In Tunisia, then Algeria, then in Caucasian? Take me to the heart of the woman's hand once : Think about the poor the most outrageous adventure! What troubles! What disasters! World world long gone, This pain, I'm sure that should not be taken. Now I do not take into account our collar Flashing quarries, but the poor in Africa, Chimney of one hundred and fifty thousand women today do not match. What was called the son of tender, how old husband, Been holding ever held - the French soldiers Canopy to - the front ranks of the war. O mother, a spouse should think about it: Who died in the account, say, the moaning, While remembering his son, the poor, Jewish men? "Whose account? .." One question said: Tracks brain! Given the intended purpose lowliness, What if the work situation of people mad


What the nation for the honor. How to own the accused!

You'll sacrifice your life for the life of the enemy! That you die: the father of the country, and honor the stove Foreign crushed under heels let alone! Not want to die? Look what happens! Family members are held hostage left, Crushed one by one. And how the tools: event enables the analysis of flammable pelvis.




Do you want to pass some of our collar? Get here a day of mourning in Asia does not!


He taping the old lore, that Abraham, the cradle of He is humble, the poor, orphans, the land now! The transfer of majority say the weep, let This is now under guardianship with English Russian, orphaned twin earth. Leech faced guardians (1) what sucked the blood, Power took his life I do not! Indian's all the treasures, the magnificent country, Expenses in the lord's ambition to ease the three thugs; poor indigenous people gnaw from time to time famine; This is time to start the blood spit ... He constantly exploits!


The rights of an oppressive regime of the nation have taken their inferiority


The body has become the life of the masses, peeled spirit. If give them all at least no money at all


The order is the last drop in your veins ... That will not stop prejudice, inevitably will flow. I went and collided with his master's enemy. He took life, live away do you know what this says? "Dies, serve, serve kills!" Because both the situation in favor of the thug.




(1) Custodian: Orphan of the children's goods person responsible for administration






Goes up towards the north the second guardian Nero ashamed embarrassing, dishonesty See also cry avoid the curse.


What is left a widow, orphan that what home destructive ... How the sharp sword against the people blind! The usual events, and select the village, city to burn ... Hound’s army is killer, government’s is bed!


The remaining Muslim people yearning for peace in time of peace, The last time the war was under bayonets; Sinless people’s million behind the house was destroyed. Orphan voice is the voice of the space now!






You're not a mother? Not to take you? Then you're the owner of thought and conscience. Then "Asian’s, race is different ..." saying, The mothers of daughters of the same gender would hurt Foreign attitude worthy of your virtue ... Come, join in the disaster of the following ...


Behold! "Mankind is shared joy is increased even more; In contrast to grief: partner decreases, "they say. Do you know that you look towards the East, Arising from the first time in the morning the poor? Indicted on charges of a get to know God, on the ruined house, three hundred and fifty million lives, For some reason, sentenced to death while riding a ride, A voice against this provision did not go out and attack! For some reason he did not hear West’s sensitive conscience,


Voice, sung their hearts for centuries, this blood!For some reason, human beings groan rising up to the Throne




Your sky’s echoed in vain! For some reason, been a shattered the unity of Islam,


Great was recognized, the holy hand of persecution known! Eastern countries break down muscle and persecution; He faces crimson sky reflected in the soil; World of his grief, watching the sunset Did not lose audience share, even as a wanderer. Grief also question whether or? Was clapping executioner, Sons and Daughters of the twentieth century, big shame! Yes, all of them were accompanied by dishonesty ... No dirt in your hands, but this applause. He is a smooth mirror-drum Purity, cleanliness of thy people you're a member of Testimony is - it must go back to the East;


You also do not clean West’s Memories Discard if he did not mind a bit. Wife, the usual cowardly behavior around you, Obtrusion-Chi difficult to see, was weak to chew - I knew much of the same sex attracted women! The result of his warning that: "European" Talking about deaf spirit, for his heart off, I'd understand a nation hostile to us forever. No, this belief is not true, saying now I'm with you I want you to show the women of the same sex ... Foreign very familiar with that heart stopping. He heard the false things for mommies at your head! Thinking, sincere hand of friendship extended towards the East. What our mothers, our women soulful! Unfortunately, do not tell the wrong idea.




Unfortunately, describes them as being a terrible Five Ten novelist, tightened in advance of five ten-minded. What is this misunderstanding? Come what agree;


Do you own a common language does not look your age? Do not cry, this work does not fall more than the feeling of grief;


The other side you will even great sorrows. Do you believe it? So a user account:


You are fifty years, perhaps, did not enter the war. The last war (1) a glorious victory When did you sons of the country hand in hand; Worked day and night, so I've been trying, The sake of peace, the time evolution of the struggle that color war The peace movement brought a certain calm; Taken the time to go beyond the top of the events, surprise! Is it possible to reach this speed, the other tribes? they run also go in the footsteps of days. Your population increased two fold, the science of ten-fold;


You installed the upgrade in the technology wing walking. Place the overwhelming force swept through, the sky, its art; Sea disposal will comply, if not today tomorrow.


Development was such a point that moves Was the common food of the people of science and technology. Intellectuals, we can be studied at your people, The aim was also to read because the writers. Filters do not forget when the brains horizons were,

Illuminating the people who want to share the earth.

Would have to get out of the sky high ground ... This ensured an increase in advance you.


(1) The last war: The words of French War, 1870 Sedan's victory meant the Germans won.

Appeared in the heart of your country’s highlights


Yes, maybe this highlights, there are others


But, no behind yours places


Deep cliffs, streams hell


Why? That’s not only himself. *


Always rises with floor our highlights


Since the brain and the heart is working in harmony.


Foundations were laid for the building of national unity


The secret it has all the union of your magnificence


World-shaking sound of his voices


Your purpose like ours grows


Deterioration in this composition does not allow the dissolution of


Not let the thoughts of a point of departure for




What scared all the same place of destination


Given that the radius of the circle are numerous


But all the same point at the end of the presence of


What a huge merger that: So many millions


The largest percentage interest in the six thousand


Taking aim left knowing that their goals


Even more though, there is no hurry


But our ideas just the opposite of yours




All together now, just now, while separated


We looked at from this point; the same center


The right environment to come out of a vast


It likes cluster of lines and it gets open between them And that is the secret of ours getting apart You are keep rising with that connection Our people are miserable because of this separateness




Just one melody, scene that you heard On cradle then on thresholds than school The long and the short of it is that every roof’s full of this sound When you hold this road which connects all the actions School, barrack, factory and science were getting completely join with family Of course this togetherness must be continued People showed the real maturity about this They thought about life comes down from which sky They thought about the religion which is feeding the general spirit And finally they saw that the common heart on religion Taking the emotion from the same source


If that source dry one day, there wont be any emotion or life There is some community that its all about religion They had to keep try to prove the holy value … With strong mental and spiritual value they made a World. When the country’s dream got a specific shape




You never said “This is the best of national unity” and stop Your belief is same with your school Peal can’t be more powerful then art’s sound (1) Here we have a remind that German’s body of men has been founded at 1871 Society doesn’t make the religion’s sound stop Your atmosphere is so surprising with all the noise And all the noise causes another revival What is the bad things about factory if they keep the noise away from us Good art’s voice is not a drunk


You don’t have drunk in your music And your poem doesn’t make our thoughts about life complicated If the holy language talk with the spirit




Its spirit is prestigious blow to emotions You should come and see if there is a reason at art Can we say no: every reason is the best The art’s secrets keep rising While yours is keep rising, come and ask for ours! In cradle we all heard a sound And the composer is not the nature its the custom. Yes, our past is on this custom’s hand Only if it starts to talk we are hound But the main thing which shows our forefather’s good parts Has been forgotten for years that way Its was completely deaf or rusted So that doesn’t matter which curtain you hit the voice is wrong This thing composed Yılıdırım’s prowess saga When my forefathers was children it doesn’t let us sleep because of the victory tune And now its numbing with the lullaby today’s children If life wants to jump on the threshold tomorrow The sounds which these baby’s heard on cradle come




It weaves a strong mirage on sky And the hope of getting out is too weak Best days of our youth pass Before we understand the life Life doesn’t understand because it doesn’t see it reads Poor, its at forties but its mouth smells like milk If you send it school he will be idle because of lots of poems and dreams if you doesn’t it will be a waste Do or don’t the feature is the same


had took all the tension from the ottoman




This breach which threw up on our lives Has about to gone, but other splits started to come about It needs to be keeping alive but everything is gone Isn’t slivery the punishment coming to our frontal? Some shameless thought "what is it matter?" and they wanted to end the morals, shame, honor They showed around poisonous lilies which makes people desire the sex




When the poor religion gave up on literate which called headachy A nightmare come to the essential idea If it back off, behind that the torment nights which called nazi If it went on it, the mirage will come a little light doesn’t like a star on sky, And it doesn’t like an eye on earth If the poverty clouds keeps pouring shadows Naked dream of death is death He wanted to yell but his voice couldn’t be heard He was sick of tired because he couldn’t breath and finally he woke up

That all went away, what race, no land! to cracklebasis of all the halls of residence;


Flame, eaves surrounding ... Does Onsite Rumeli! bandit under the shattered faith for a carriage wheel; truth to wish. my rocking! Pig herders "the Balkans" in the past instead of the families have Kerem! O noble families, all those guys all ruined. Family leaders completely fallen; Closed houses widows, orphans expired. Taylor cut a land flowing streams, such as flame twist: All the water stopped, their blood instead of walking a dark. (1) Mehmet Akif here, Servet-i Fünun novelist Published in 1910, Mehmet Rauf "Lily," the story by pointing obscene. Mehmet Rauf, tried, and because of this the work of dismissed from office in the army. (2) 98 verses are missing here. Mehmet Akif this lines, date, and all religions, especially Islam a sense gives a damnhe said Tevfik Fikret Date-iKadim (1905) and History Kadim’s Zeyl (1914) by responds to poems. Carrying a heavy satirical feature this section, Safahat of health as a book of Mehmet Akif None of the prints were not taken.

Should not be a stranger looks intimacy, The possibility of introducing afraid to even think of virgins, Gaping have no place now, it's all square; Cover of honor and chastity on the one hand, on the one hand their own. Families, even out of the quarry, the threshold begins to undisclosed Monster-on them, guard troops From black winters drift coast of Varna, Transported by ship from the interior of Russia!

This is where not burnt remaining, home, apparently stays puts stock in Europe, "Wake up on sleep, was surrounded by fire, catch up!" So no need for a brain to think forgot, I actually felt the newborns brain ... Then come out "That does not nest egg, no egg," they said.

If you also in many a bloody defeat; Similar to ours to him, where! Never compare. Had defeated the French army is really "Yana’s" in: (1) But the defeated Napoleon I believe you also: Victory is not such a bad, German found that the union effort? "Limousine" that shows the wonders of this union; I mean, it is a pleasure in the bloody defeat. Our disaster that does not happen we will never: Despair lives on all sides in and spread What awakening, what challenge does not work in the effort. The reason for that: not one, but to repuclic conscience. Homeland laughed, respectable citizens of our

(1) Yan'an: the French army commanded by Napofyon 14 October 1806, the Prussian (German) army

defeated and the war won a great victory.

Could bear it, begins to sour faces! Disasters undermine the country let the poor Pointless Love all refreshing, happy! How this country is not hopeless for the future? A faint light on the horizon, an undersized forward. Emerges, look, like owls! He is light in the sky, where he was born stranges more! Our quarrel life trying to speed up Europe, Our grave inside the treacherous digs a lot! "We do not want to die!" Who listens to build instructions? You move, "crush, you will not!" say! Unmovable or stops, often saying is: "Employed has the right to life for the universe. "The point is that in vain; Also fails, although we tried we're bound to death! What keeps telling me, did not see the Englishman:

"Do not worry, your hope to live by the final! True in the middle, meaning Do you have illusions? You know that in Egypt, the Islamic world He almost skinny body on the head; In Indian country, sensitive heart on his chest; Yours also want move arm. That does not leave a blank, though scared what! We realized very early on the British situation; He loathed the brain claw, he settled in the chest. So we think that had a branch fight, are we connected on the way business is now! And so, not by force, because "the idea of racism"

Service can easily reach this goal is very large. He also cursed seed from the start scatter middle ground, Do you have reserved a Turk said with Arap Kerr, What hits arm now, what flutters wing; Caliph is also only get a cute name! Then I plucked a noise in the East flout The first move puts up a flag on the Dardanelles: Please move, saying the second flag to Istanbul! "

Hear the cry! But what we are unfortunate. What the world with black faith we are a nation; Der's save on the brain, while running the breach; Five of six had a claw suffocate us! Deleted went to the Crescent trail at the moment perhaps, Poor wounds in the bosom of Marmara! A British gland, perhaps, now rippling The horizon of our miserable Çanakkale, He concealed the door of the center of the Sultanate ashamed!

That Thou Throat, handed the iron arm, The sea the way the poor homesick threat, You stood against the world, tied for centuries; I hope the road is closed to opened, I hope you had over the Holy Kaaba, believed the quarry! Sing for the sake of god, very miserable! Though far away from the region that will be howling with pain My world is moaning sounds of agony! I see now your front: Fire is falling; Making one of the thousands of lightning clouds!

Look up to a thousand miles away in this scorching, With flames, he stands against flood What is darkness, soldiers, stone is, Is it a shadow? For the sake of god, eye, Report. What rock, what shadow, what soldier ... Mirage, I'm scared, Saw a pile of ash on their backs cut

Taylor though, because it melts, even broken shadow;

ÖNEMLİ NOTEdit

Son bölüm uğraşmama rağmen osmanlıca kısmına kayıyor. Bu sorunu çözmemiz lazım

Income would exceed this flood, in front of the barrier allows!

Stop! … Snaping to it see ghosts ...

Look: moved ... Soldier! God knows, soldier!

Yes, I would choose now a members of my eye:

The greatest sons of the great army

Clear that the front faces of the last trench of Islam.


Mujahideen for the sake of god, O glorious!
Persistence cut, because the only hope you;
If you return to Unity goes off forever,
Haqq Stove destroyed, attack illusions.

Obtained in the Islamic life that we hold

Single-node point. Foreign foot if pressed,
Signs of religion at a time is turned upside down!

You hope the remaining three hundred and fifty million lives

That the patient's chest palpitations already-çökertmekte

Vessels, the skin returns to break distributed a book;

Drawn from the pages where he breaks rast!

Minarets horizons removed from her chest;

Fezaya no longer the language of the Creator does not say!
Thirteen, thirteen and a half century in the heart of what
Past lives, for the moment, fit;


Forgetfulness strangle hold all of them one by one,

Mirage of all values would be proud, then!

Timberlake Cemetery Kabe'si history of God;

Foot rot goes under the breast, Ku r 'an' i n!

You know, now, a hundred, a hundred and fifty years, we have
What if obtained, whether continuous drawn!

Ömer, we are disloyal sons of Yavuz,

Kept token of ancestors.

What it is Friend of life, but did not race him;

Finally, our country apart, the land land,
It looks different, so that: None cherish the opportunity,
He turned back the honor, religion, conscience!
Yes, this would be a grave for the senses, but
If the five-decade span at the end of the earth!
Grief in the homeland ...  Senn persecution on the pain.
Don't retreat for the sake of Allah ..


Do not be afraid!
Even from Hell, We are extinguishes chest
This road is the way that got, we do not know of rotation, walk!
You thought a single stone quarry falls honor?
It turned out that the last value entered the war to get martyred.

Current opposing us to seethe apocalyptic,to go nuts;

Seas the army, navy sends clouds;

This is where all the volcanoes are below us,

Horizons in a red hurricane the boil over to cover;
Our front not a faith in his chest;
A jubilation, a bitter, the same purpose, a conscience;
Is one that hit in the chest, not heart ... Yılmaz!


Universe falls down, make sure the front unshakable!
How to strangle the man who attacked Hûda'yı craze,
Horizons is a shattered place to spread splitting;
How is the radiance of truth fighting delusions,
No effort will end with a spark,
We are opposing us to go huddle so apocalyptic.

Soon, the facade will be saved ...

- Be saved? ..

So you demolished qibla hopes ... So that we are not dıeing
Let's go to a friend!
Berlin: March 18, 1915
örnek osmanlıca مقدمة
Safahat logo

Şablon:Düz liseler için safahat projesi
Şablon:Anadolu liseleri için safahat projesi
Şablon:Sosyal Bilimler Liseleri için safahat projesi
Şablon:Türki Dillerde Safahat Projesi
Şablon:Safahat İngilizceye Tercüme Projesi

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.