FANDOM


Dosya:Necaşi ve Cafer-i kuzey Türk devleti Tayyar

Betül koptik ve habeş hristiyanlarınca Hz Meryem için bestelenen ilahilerde en çok kullanılan sıfattır. Betülü dudakları titreyerk söylerler.

Esas anlamı iffetli demektir.

Hz Peygamberde Habeş kralına name yazdığında name içerisinde hem doğrudan sen hitabını kullanır. Hem de Hz Meryem'den bahsederek ".....Şahitlik yaparım ki İsa Ruhullahtır.Bir Kelimedir ki onu Meryeme ilka buyurmuştur. O Meryem ki betül, tahire, Tayyibe ve Hasine'dir. .....

==== kuzey Türk devleti

Lupa Kız adı Edit

Ico libri Anlamlar

[1] Ayrı kök salmış fidan
[2] Bakire
[3] Erkekten çekinen, erkeklere yaklaşmayan namuslu, temiz kadın
[4] Allah'ın emri
[5] Hazreti Meryem'in ve Hazreti Fatma'nın lakapları

Balance icon Eş Anlamlılar

[1] Betil

diğerEdit

Hz . Meryem , ana ağaçtan ayrılıp ayrıca kök salmış hurma fidanı , salkımları aşağıya doğru sarkık ağaç , geri çevrilmesi veya alınması mümkün olmayan , kati , kesin , yekta , tek , semiz ve tombul uzuv , ince bel , derenin aşağısında olan akıntısı

بَتِيلٌ ( ج ) بَتِيلَةٌ ( ج ) بُتُلٌ : عقيليه اما ملاث إزارها * قد عص و اما خصرها فبتيل

erkeklerden çekinip onlara asla şehvet ve müracaatı olmayan hatun , bakire , Hz . Meryem ve Hz . Fatmaya mahsus sıfattır , ana ağaçtan ayrılıp ayrıca kök salmış hurma fidanı

بَتِيْلَةٌ ( ج ) بَتَائِلُ : يقال هو علي بتيلة من رأيه

ana ağaçtan ayrılıp ayrıca kök salmış hurma fidanı , insan ve hayvan sağrısı , geri çevrilmesi mümkün olmayan şey , kati karar , kesin karar


erkeklerden çekinip onlara asla şehvet ve müracaatı olmayan hatun , bakire , Hz . Meryem ve Hz . Fatmaya mahsus sıfattır , ana ağaçtan ayrılıp ayrıca kök salmış hurma fidanı


Hz.Peygamber ve betülEdit

Kuzey Türk devleti Teslimiyetten bir hâle olacağız "nûr neykel"inin etrafında. Haydar gibi gece kurulan tuzakta ve Sıddîk gibi sekîne iklimli "Gâr" da.. Bizim teslimiyetimiz teslim alacak Necâşi'yi; tasaffî etmiş hristiyan kitleyi.. Önce bizden öğrenecek onlar, iktidayı, uymayı, itaati ve söz dinlemeyi.. Necâşi'nin, ilk muhacirlerden öğrendiği gibi..

Şuur âbidesi Necâşi'nin. Teslimiyet burcuna demir atmış Necâşi'nin. Işıl ışıldır iç yapısı onun. Müsamaha ve insana saygı onunla billur avize haline gelmiştir. İseviyetin ilk günleri gibi saftır, durudur onun gönül dünyası. Gece-gündüz zıddiyeti vardır teniyle ruhu arasında. Saçlarının kıvrımlarıyla karakterinin düzlüğü ve pürüzsüzlüğü de aynı zıddiyeti taşır onda. Ku-reyş'in politik dehâsı Habeş'te iflas etmiştir. Taşa söz dinleten hatipler Necâşi şuuru karşısında taş kesilmiştir. Bir parça taviz dahi koparıp götürememişlerdir ülkelerine o granit iradeli adamdan. Feraseti yıpranmamış, aşıma uğramamıştır da ondan. Çevresinin tesirinde kalmamış, saltanat onu aldatmamıştır. Kraldır, hükümdardır, emir ve buyruk sahibidir; fakat adalet perçemini elinden hiç bırakmamıştır.

Hayranımdır ona. Adını duyduğumda, bilmediğim bir çağrışımla hep Ebu Talib'i hatırlarım ben. Burkulur içim Ebu Talib'in îmânını ilân edemeyişine. Teselli bulurum, hiç olmazsa ikinci Ebu Talib îmânını ilân etti diye.. İkisi de aynı devrede himaye ettiler müslümanları. Zira Allah Rasulü hep bir aziz misafir olarak ağırlandı Ebu Talib otağında. Ebu Talibin oğlu Cafer (r.a.) de Necâşi'nin yanında. Cennetten gelmiş bir ulak gibi baktı hep Necâşi ona. Hatırını hoş tuttu ve isteklerini hep buyruk saydı. Zira ki o orada Rasulullah'ı temsilen vardı. Seviyordu Necâşi müslümanları, gönülden seviyordu. Onlar üzerinde hep hassasiyetle titriyordu.. Elbette Ebu Talib'in hassasiyeti ondan da artıktı. Çünkü onun yanındaki hem yeğeniydi hem Rasulullah'tı.. Gel gör ki Ebu Talib çevre denen çeperi aşamadı ve istenen seviyede, ondan beklenen ölçüde "teslimiyet yakalayamadı. Eğer ikinci Ebu Talib de aynı durumda kalsaydı, içimizdeki hicran ikiye katlanacaktı. Şükür ki Necâşi bu engele takılıp kalmadı.

Bir nâme, bir mesaj gelmişti Dost'tan, şöyle diyordu:

"Silm ente! (Müslüman ol sen, kurtul sen!) Ben senin vesilenle, Melîk, Kuddüs, Selâm, Mü'min, Müheymin, Azîz, Cebbâr ve Mütekibbir olan Allah'a hamdederim. Ve şehadet ederim ki İsa (a.s.), Allah'ın rûhu ve kelimesidir ki, Allah onu, temiz, iffetli ve bâkire olan Meryem'e ilka etmiştir. Meryem, İsa'ya (a.s.) bu suretle hâmile kalmış ve Allah O'nu ruhundan yaratmıştır. Nitekim Allah (c.c), Adem'i de ruhundan ve kudretiyle yaratmıştır.

Şimdi ben seni Allah'a davet ediyorum. Sana amcamın oğlu Cafer'i ve yanındaki arkadaşlarını gönderiyorum. Zulmü bırak, nasihatimi dinle!. Selam olsun hidayete tâbi olanlar üzerine!. "

Ve Habeş Hükümdarı Necâşi (Erma b. Eshame) Nâme-i Hümâyun'a şu cevabı veriyordu:

'Rahmân ve Rahim Allah'ın adıyla: Selâm sana Ey Allah'ın Nebisi! Kendinden başka ilâh olmayan Allah'ın rahmet ve bereketi Senin üzerine olsun! O Allah ki, beni İslâm'a hidayet etti.

Bundan sonra: İçinde Hz. İsa (a.s.)ın durumunu da anlatan mektubunuz bana geldi. Yerin, göğün Rabbi'ne yemin ederim ki, Hz. İsa (a.s.) da sizin dediğinize, hurma çekirdeğinin üzerindeki zar kadar birşey ilave etmiyor. Ve o aynen sizin buyurduğunuz gibidir. Bize gönderdikleriniz (in kıymet ve değerinin) şuurundayım. Amcanızın oğlunu ve arkadaşlarını kendimize en yakınlardan kabul ediyorum. Ben şehadet ediyorum ki, Siz, sadık ve masduk (doğru ve doğrulanmış) Allah'ın hak peygamberisiniz. Size biat ediyorum. Biatimi Size bedel ve Sizi temsilen amcanızın oğluna yaptım. Ve bu vesile ile âlemlerin Rabbi olan Allah'a İmânımı ilân ettim. Ben de Size oğlum Erma'yı gönderiyorum. Ya Rasulallah, şu anda ancak kendime mâlikim. Emir buyurursanız, herşeyi bırakır ve yanınıza gelirim. Dediklerinizin hepsinin hak olduğuna şehadet ediyorum. Selam Size Ya Rasuiallah!."

Psiko-sosyolojik mucize. Allah Rasulün'den gelen mektup Necaşi'ye. Ve her ikisi de istikbale ait birer şifre.. İrşad ediyor Allah Rasulü bu mektubuyla bizleri. Hristiyan dünyaya karşı konuşmanın tekniğini öğretiyor ümmetine. Evvela düşüncede faslı müşterekleri tesbit etmeli ve tebliği bu usulle yürütmeli.. İfadeler ılımlı olmalı ve işe onların yanlışıyla başlamamalı..

Bir müjdedir Necâşi'nin İslâm'ı kabullenişi. Tasaffî edecek hristiyanlığın İslâm'a dehaletini sembolize eder gibidir o. Mesajdır dindaşlarına, İslâm'ı kabullenme adına. "Seçin İslâm'ı ve kurtulun" demektedir Hristiyan dünyaya..

Ve hele mektuptaki son cümle.. Teslimiyette zirve.. "Emrederseniz hemen gelirim" sözü onun Sahabi olduğuna belge.. Görmeden Allah Rasulünü sahabi olmak imkansız, Ama; Necâşi için bu böyle değil. Çünkü onun orada kalışı emirle.. Aynen Hz. Osman'ın biatinin kabul edilmesi gibi Hudeybiye'de.. Zira o da emirle gitmişti Mekke'ye ve bulunamamıştı biat edilen yerde. Fakat gerçekleşmişti biat, Allah Rasulü'nün vekalet eden eliyle.. Necâşi de Allah Rasulünü yine onun gözüyle görmüş oluyordu böylece.. Sahabi'nin ulularından kabul edilmeli Necâşi (r.a.) bence.. Sahabi denmeli o teslimiyet âbidesine.

Meşrûiyet payandalı olunca, zordur makam, mansıp ve saltanatla imtihan, oldukça zordur. Ne şehvetle ne de bir başka şeyle imtihana benzer O. Herşey kabul edilirken, hiçbirşey olmayı iradeyle kabullenmek ve hele bu neticeyi gönülden istemek pahalı adam işidir, seçkin ruh fiilidir. İşte bunu becermiştir. Necâşi, bunun kahramanı olmuştur. Öyle ki birgün dudaklarından şu ölümsüz sözler dökülmüştür: "Keşke burada sultan olacağıma, gidip Allah Rasulü 'ne hizmetkâr olsaydım.."

Belki bütün dünya söyleyecek birgün bu sözü. Necâşi'nin dedikleri yankılanacak dörtbir bucakta.. Denizler aşırı ülkelerden gelecek sesler.. "Lebbeyk" diyen sesler, name götüren ışık süvarilerine.. Biat yemini edecekler, emir bekleyen Necâşiler, Allah Rasulünün ruhaniyatı önünde.. Yeterki Cafer-i Tayyarlar uçuşsunlar o yörelerde.. Meryem Sûresini okuyabilsinler asrın anlayış seviyesine göre.. Ahde vefâdan ayrılmasın yiğitler. Zaten yiğitler döneklik nedir bilmezler.. Ve dönmesinler gittikleri yerlerden.. "Hoşgeldin" denmesin artık onlara. Dudaklarda bir ürperti gibi dursun hep "Uğurlar ola!"

Haydi dostlar bir hamle daha! Yeni ufuklara, hep yeni yeni ufuklara! Gitmezsek bizim olmaz o ufuklar bilinmiş ola!.

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.