FANDOM


“Bir Kusuru" Mehmet Akif Ersoy/Anıları Mehmet akif ersoy
Mehmet Akif Ersoy
Biz söz verdik, siz oturun!

Üstad çok mütevazı idi. Gösterişi hiç sevmezdi. Sırası gelmeyince ilmini bile izhar etmezdi. Mükemmel Fransızca bildiği halde söz arasına Fransızca bir kelime karıştırdığı ömründe vâki değildi. Zâhir-i ahvâli de ilmini, irfânını gizleyebilmeye müsâid. Onu yakından tanımayanlar, onun eserlerini bilip okumayanlar, onu görünce hiçbir şey anlamazlar. Çok zaman fesi kalıpsız, pantolonu ütüsüz, boyunbağı gelişigüzel bağlanmış, sakalı uzamış gezerdi. Çizme biçiminde, fakat yumuşak deriden hususî surette yaptırdığı mestleri vardı. Pantolonun paçalarını içine koyardı. Mestleri dizlerine kadar uzundu. Bilhassa harekât-ı milliye zamanında Anadolu’da hep böyle gezerdi. Fakat son derece temizliğe itina ederdi. Tanıdıkları tarafından, tanımayanlara: “fiâir Mehmed Âkif Bey!” diye tanıştırıldığı zaman, muhâtabı bir müddet hayret içinde kalırdı. Adeta inanamıyordu. Bu kalıp kıyafetin içinde o dehâ-yı şi’r ü edeb nasıl olur? Tereddüde düşerdi. Üstad da bunu hissetmez değil, fakat nedense hiç aldırmazdı. Hattâ zannedersem hoşuna da giderdi. Üstad’ın Eğinli bir arkadaşı var. Beşiktaş’ta oturuyor. Üstad ara sıra onu ziyarete gider. Eğinlinin ahbabları da gelir. Bunlardan bir tanesi, Üstad’ı ya bir kasap, ya bir et müteahhidi zannediyormuş. Birgün Üstad’a Dârülfünûn kapısında rast gelir. Ahbabın ahbabı diye bir tanışıklık var ya. Bu kasabın, yahut bu et müteahhidinin burada bulunmasını merak eder. Merhabadan sonra: “Hayrola! Buraya niçin geldiniz?” “Ders için.” Anlayamaz. Biraz durur. Üstad’ın yüzüne dikkatle bakar. Kendi kendine: “Allah Allah, der, bu yaştan sonra, bu saç sakalla Dârülfünûn’a devam. Çok tuhaf şey! Belki adamcağıza ilim hevesi gelmiştir. Ama talebe de olamaz. İhtimal, dersleri dinliyor...” İçinden gülerek, şaşarak: “Sâmi’în sıfatıyla mı?” der. (Sâmi’: Dinleyici) “Hayır.” Yine anlayamaz. Düşünmeye, Üstad’ı süzmeye başlar. Gülümseyerek: “Yoksa talebe mi kayd oldunuz?” der. Üstad’ın verdiği cevap, yine: “Hayır.” Üstad’ın muzipliği görülüyor ya. Karşısındakinin alayı ile, düşünüşü ile eğleniyor. Adamcağız şaşırdıkça şaşırıyor. Adeta kızar. Sert bir sual fırlatır: “Ya ne diye buraya geliyorsunuz?” Sanki Üstad ona hesap vermekle mükellefmiş. Ama Üstad hiç kızmıyor. Bıyık altından sadece gülüyor. Gayet soğukkanlılıkla cevap veriyor: “Müderris sıfatıyla.” Adamcağızın hayreti artar. Bu nasıl müderris olur, diye düşünmeye başlar. Bir türlü havsalasına sığdıramaz. Bir ihtimal daha hatırına gelir: “Belki vekâleten olacak!” Üstad yine aynı soğukkanlılıkla ve gayet kısa: “Hayır, asâleten” der. Adamcağız büsbütün şaşkınlaşır. Artık söyleyecek söz bulamaz. “Allah Allah!” der, çekilip gider. Üstad da: “Güle güle!” diye onu uğurlar... Üstad diyor: “Herif bana müderrisliği bir türlü yakıştıramadı.”

Safahat logo

Şablon:Düz liseler için safahat projesi
Şablon:Anadolu liseleri için safahat projesi
Şablon:Sosyal Bilimler Liseleri için safahat projesi
Şablon:Türki Dillerde Safahat Projesi
Şablon:Safahat İngilizceye Tercüme Projesi

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.