FANDOM


Kutahyada-yapilan-evliya-celebi-heykeli-torenle-acildi-IHA-20110324A240313C-01
Bakınız

D Şablon:EÇS Şablon:EÇS2Şablon:EÇS3Şablon:EÇS4Şablon:EÇS5Şablon:EÇS6Şablon:EÇS7Şablon:EÇS8Şablon:EÇS9Şablon:EÇS10Şablon:EÇS11Şablon:EÇS12Şablon:EÇS13Şablon:EÇS14Şablon:EÇS15 EÇS/İndex Evliya Çelebi ve eserleri hakkında Evliya Çelebi Seyehatnamesi/1.Cilt Evliya Çelebi Seyehatnamesi/2.Cilt Evliya Çelebi Seyehatnamesi/1.Kitap Evliya Çelebi Seyehatnamesi/2.Kitap Evliya Çelebi Seyehatnamesi/3.Kitap Evliya Çelebi Seyehatnamesi/4.Kitap Evliya Çelebi Seyehatnamesi/5.Kitap Evliya Çelebi Seyehatnamesi/6.Kitap Evliya Çelebi Seyehatnamesi/7.Kitap Evliya Çelebi Seyehatnamesi/8.Kitap Evliya Çelebi Seyehatnamesi/9.Kitap Evliya Çelebi Seyehatnamesi/10.Kitap Evliya Çelebi Seyehatnamesi/11.Kitap Evliya Çelebi Seyehatnamesi/12.Kitap Evliya Çelebi Seyehatnamesi/13.Kitap Evliya Çelebi Seyehatnamesi/14.Kitap Evliya Çelebi Seyehatnamesi/15.Kitap Osmanlıların ülkelere ve halklara formel bakışı veya Evliya Çelebi'nin seyahatnamesi Evliya Celebi Evliya Çelebi Evliyâ Çelebi Katip Çelebi Evliyâ Çelebi Seyâhatnâmesi Seyahatnâme (Evliya Çelebi) Evliya Çelebi/Olağanüstülükler Evliya Çelebi ve Kavimler Evliya Çelebi/Tatarlar Evliya Çelebi ve Ülkeler Evliya Çelebi/Türkiye Evliya Çelebi/Türk dili Evliya Çelebi ve Bölgeler Evliya Çelebi/Rumeli Evliya Çelebi ve Vilayetler Evliya Çelebi/Mersin Evliya Çelebi/İstanbul Evliya Çelebi Seyahatnamesi Evliya Çelebi/Seyahatnamesi 1. Kitap Evliya Çelebi/Dua ve salavatı EÇS/1/16 Evliya Çelebi/Rüyası Evliya Çelebi/Girişi EÇS/Tarihçiliği,tarihçi, Savaş muhabiri, Hakkak, Kuyumcu, Etimolog, Sosyolog, Etnograf, Tarihçi, Mizahçı, Gizli bilimci, Gurme, Mimar, Din adamı, Elçi, Arabulucu, Tıpçı, Asker, Vak'anüvist , Halkın tarihçisi, Binlerce kişiyle beraber, Olayları anlatır, bizim tarihçilerimiz kronolojik , Evliya Çelebi kişileri anlatıyor. Bizim teknoloji kullandığımızı anlatır, bağlı kurşun, İskender Pala (Okullarda poster yok,Evliya Çelebi eseri okurlarda yok, Kısa bir Tuna yolculuğu film olabilir, BBC'de İbn-i Batuta seyahatnamesi belgeseli yaptı, , Caroline Finkel Adamlar oturup sempozyum yapıyor, bu ise atla güzergahını geziyor , Seyit Ali Kahraman , İbni Batuta şehir tarihleri tasviri yok, kaleleri adımlamış, Sponsorları paşalar, Krallar sponsor, Eli açık birisi,elindekileri de dağıtıyor.Paşaların hepsini tanıyor.Özi yi tek analatan tarihçi,Tarihi ete kemiğe büründürüp anlatıyor. Kösedir, ama sakallı tasvir edilir.Beni matruş görünce bana bu hoca değil dediler, , Çocuk yüzlü, Evlenmemiş,Kaza geçirdiğinden evlenmemiş, kullandığı ilaçları bile çekinmeden yazar, Evliya Çelebi insandır, insanlığı zafiyetleri anlatır, espirilidir. Bir kavgada "Kimin arabasına binersem , onun düdüğünü çalarım" der,
Feridun Emecen İÜ adetler muhteşem
Tasvir yasak ama Evliya da o devirde resimli kitaplardan bahseder....
Kronolojiye bağlıyız, ama izinden çıkmıyoruz . Antik tarihten bilgiler veriyor. Girit halkı kimlerden oluşur? Ahlat güzel anlatılır, Ahlat neden harab olur, hukuksuzluktan yıkıldı. Manavgattan fena bahsediyor, kandırıldığından, istanbul sosyetesini anlatır, Halkın dili, kelimeleri verir, Yemek kelimeleri, küfürleri veriyor, muzip biri. Gençler bundan daha iyi bir kitap okuyamaz,
Viyanayı anlatırken, mora patlıcanı gibi burunu var, Himmet Erenler
Evliya Çelebi 400 Etkinlikleri
UNESCO Çok garip bir olay :
Evliya Çelebi ile ilgili çalışmalar Yenişehir ilçemizde Yenişehir İÖO bünyesinde 2010 yılında başladı ve ne enteresandır ki 2011 yılı UNESCO tarafından 2011 Evliya Çelebi Yılı olarak ilan edildi. - Nedendir? dediğimizde bir bilen : - HİMMET ERENLER!!!! dedi. Ben de dedim ki;- erenler nere, bizde ermek nere? Dedi ki sizi kastetmiyorum. eee yani adı üzerine evliya ile uğraşıyorsunuz abi... dedi . Yani, bu yaptığınız erenlerin hoşuna gidiyor..
Not:Evliya Çelebi bir erendir. Yani Evliyadır. Evliya kelimesi ise Veli veya Velî kelimesinin cem'i olup Veliler yani Erenler yani Baba Erenler(Büyük Erenler) demektir.
Eyüp Sabri Kartal
İşte bu konuşma sırasında gelen yazı:
Konu : Evliya Çelebi 400.yıl Etkinlikleri. İlgi : Mersin İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün 08.02.2011 tarihli ve 876 sayılı yazısı.
İlgi yazı ekinde alınan Türk Dil Kurumunun 17.01.2011 tarih ve 413 sayılı yazısında; Avrupa Konseyi Evliya Çelebi'yi "21. Yüzyılda İnsanlığa Yön Veren En Önemli 20 Kişiden Biri" olarak ilan ettiği, Birleşmiş Milletler Bilim, Eğitim ve Kültür Örgütü (UNESCO)'nun ise anma yıldönümleri programı kapsamında doğumunun 400. yıldönümü olmasından dolayı 2011 yılını Evliya Çelebi'ye ayırdığı bildirilmiştir.

Başta Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ve bağlı kuruluşlarınca gerçekleştirilecek etkinliklerin tüm Türkiye'de tekrara düşmeden ve eşgüdüm içerisinde yapılmasını sağlamak amacıyla Kurumunuzca Kaymakamlığımız bünyesinde "Evliya Çelebi 400 Etkinlikleri çerçevesinde yapmayı düşündüğünüz organizasyonların 23.02.2011 tarihine kadar bildirilmesi hususunda gereğini rica ederim.

Bakınız

D Portal:EÇS .Şablon:EÇSindex :1.Cilt - Şablon:EÇSindex1 - 2.Cilt- Şablon:EÇSindex2 3.Cilt Şablon:EÇSindex3 - 4.Cilt :Şablon:EÇSindex4


Şeyh Geyikli Baba Sultan: Yesevî târiki fukarasından, Azerbaycan şehrinden Çeri Hasan sülâlesindendir. Büyük dağlarda vahşî sığırlara binip Orhan Gazi ile sefere gitmiş­tir. Yüklerini bile vahşî gazallere yükletirmiş. Bursa'da iç kalede büyük bir ağaç dikmiştir. Halen yükseklere ulaşır. Tekkesi Orhan Gazi yapısıdır.

Şeyh Hazret Abdal Mûsâ: Bu da Yesevî fukarasmdandır. Hacı Bektaş ile Anadolu'ya gelmiş ve nice kerametleri görünmüştür. Bunlardan biri, Geyikli Babaya, kor olmuş ateşi, pamuk ipe sarıp hediye göndermiştir. O da karşılık olarak süt götürmüştür ki, mânâsı, «ateşle pamuğu karıştırdın ise, ben de vahşî gazalları elde edip hâlis sütlerini ye­dim» demektir. Bursa fethinde bulunmuştur. Mâmur bir tek­kede yatar.

Şeyh Hazret Abdal Murad: Horasan erenlerinden olup, Bursa fethinde bulunmuştur. Ermişlerdendir. Bursa'nın gü­ney tarafında şehri örten bir ağaçlık içinde gömülüdür. Tür­besinde bir kılıcı vardır ki üç zira'dır. Sultan Ahmed bu kı­lıcın bir zira kadarını kestirip hazineye getirtmiştir.

Mehmed Fenârî oğlu, Hamza oğlu Şemsüddin Mehmed:

Yetmiş bilgide kitap yazmıştır. Fakat sonraları kör olmuştur. Kör ol­masının sebebini şöyle yazarlar:

Bir gün Molla Fenârî, üstadı Kara Alâüddin Hazretlerinin mübarek mezarını açar. Astarını çekerek mübarek vü­cutlarını ter-ü taze görür. Mezar içinden bir ses ile birlikte rüzgâr husule gelir. Mezarın tozlarını mollanın gözlerine doldurur. O anda gözü kör olur. Meğer molla (toprak, ule­mâ etlerini yemez) sözünü inkâr edermiş. Nice senede kör kalmış. Bir gün Orhan Gazinin veziri İvaz Paşanın mollaya canı sıkılıp «acaba o günü görürmüyüm ki, şu kör Şemsüddin Mehmed'in ölü namazını kılam!» der. Derhal İvaz Paşanın bu sözünü kör mollaya yetiştirirler. Molla da der ki «Cenab-ı Hak kaadirdir ki bir anda İvaz Paşayı görmez kılıp, bu haki­rin gözünü aça.. Ve onun namazını bu âciz kıla..».. Allanın hikmeti, az bir müddet sonra îvaz Paşanın gözleri görmez olur. Kadir gecesi Mevlânâ Şems kadire erişip, gözleri Allahın emriyle açılır. Ertesi günü İvaz Paşanın cenazesine imam olur. Garip keşfi, bilgin kerametidir. Mevlânâ 833'de vefât edip Bursa'da kendi medreseleri yanında yatarlar. Zahir ve hâtm ilminde üstad idi.

Seyid Emîr Sultan: Hazreti Hüseyin soyundandır. Buhara'da doğmuş, büyümüş, hac farizasını ifa etmek için Mek­ke'ye, oradan Medine'ye gelmiş, atası Hazreti Peygamberi ziyaret ederken Medine şerifleri «nedir bu sendeki bu Muhammed sülâlesi sikkesi?» diye kötüleyip taarruz etmişler ve sıra vermemişler. Hazreti Emîr ise:

«Geliniz, atamızın huzuruna varıp şer' ile murafaa (duruşma) olalım. Hangimiz temiz peygamber sülâlesinden ise onlar hüküm buyursunlar.»

diyerek, bütün Medine şeriflerini Peygamberin müba­rek mezarı önüne götürdü. Parmaklığa yaslanarak:

Esselam aleyk ya atam! der, hemen Ravza-i Mutahharadan «Ve aleyhesselâm ya veledi, Muhammed bin Ali ya veledi, ruh ilerrum maalkandil Aleyküm selâm ey evlâdım er git!» mübarek sesi işitilir. Medine şerifleri emîrin ayak­larına düşüp özür dilerler. Birçoğu kendisi ile birlikte Ana­dolu'ya giderler. Yolda görürler ki havada asılı bir kandil, kendileriyle beraber konak konak gidip, karanlık gecede üzerlerine nur gibi ışıklar saçıyor, Bursa'ya girince kandil sönüp kaybolur. Hazreti Emîr kendi fukarasına:

«Ey kardeşler! Bizim ömrümüzün kandili bu şehirde sönecek. Ma­kamımız bu şehir olacak. Seçkin atamızın işareti böyledir.» der. O nurlu kandil Bursa'da üç gün üç gece görünür. Büyükler, Bursa ahâlisi bunu görerek Emîr'in ayağına yüz;, sürüp müridi olurlar. Sonra bizzat Yıldırım Bayezid Han dahi Emîrin atının yanında yaya yürüyüp, ona bîat etmiş olur. Ve tertemiz kızını Emîr cenahlarına nikâhlar. Gide gi­de şöhreti dünyayı tutarak Ulu Sultan olur. Hattâ Yıldırım Han Ulu camii yaptırıp ilk cuma namazını kıldıktan sonra.

Emîr Sultana:«Eyi cami oldu mu sultanım?» diyerek iltifatta bulunur.

Emîr Sultanın menkıbesi Karıştırıcı Timur, Acem diya­rından çıkıp Bursa'ya doğru gelirken halk, Hazreti Emîr'e gelip:

«Sultanım, Bursa üzerine âsi geliyor. Fukaranın hâli ne­reye varacak?» derler. Emîr de «Taht-el kal'e sahibi işini bi­lir. Eskici Kocaya ve Hazreti Hızır'a ısmarlamıştır. Onlar işin başında memurdurlar. Onlar bilirler» der. Sonunda Yıl­dırım Bayezid Han ahrete göçtükten sonra Emîr Sultan bir tezkere yazıp:

— Var şu tezkereyi Timur ordusunda bir koca eskici, vardır. Ona teslim eyle. Buradan hareket buyursunlar!

diye, fukarasından birine verir. Derviş götürüp tezkereyi Eskici Kocaya teslim edince, Eskici Aziz Hazretler:

— Öyle mi buyurdular? Nola, buradan kalkalım! diyerek iğnesini başına sokup diğer âletlerini toplayarak kalkar. O anda Timur ordusunda bir karışıklık çıkıp, çadır ootfir eüruh güruh giderler. Meğer ol birçok menkıbeleri vardır. «Emîr Sultan menkıbeleri kitabı» adlı büyük kitapta yazılıdır. Emîr Sultanın vefat tarihi: «Oldu tarihi (intikaai-i emir) sene 833»

Bursa şehrinin dışında doğu tarafta yüksek, havadar bir yerde, bir büyük kubbe içinde gömülüdür. Yüksek kapı­sının kanatları baştanbaşa gümüş pullar, gümüş halkalar, sanatlı gümüş kulplarla süslüdür. Kapısının eşiği dahi gü­müş döşelidir. Bu kapıdan aşağıda altı basamak taş merdi­ven ile mezarına inilir. Duvarlarının içi ve dışı baştanbaşa ibret verici bukalemun nakışlarıyle süslü çinilerdir. Pencere­lerinin dört tanesi batı tarafına ve Bursa sahrasına bakar ve tunçtan yapılmıştır. Dört penceresi de kıbleye ve cami avlusuna bakar. Bu kubbeler içinde olan asılı mücevher eşya, ancak Ravza-i Mutahhara'da (Peygamberin merkadinde) buluna. Burada olan ibrişim halılar hiç bir yerde yoktur. Mübarek mezarının dört tarafında yüzlerce altın ve gümüş çırağlar, kandiller vardır ki herbiri kırkar, ellişer okka gelir. Mübarek sandukasının çevresinde yakut müsta'samî, Şeyh Ali oğlu Muhammed ey evlâdım, Anadolu'ya kandil ile beraber Bekrî, Abdullah Kırımî, Hâlidî, Timurcu Kolu, Zehebî, Şeyh oğlu Dede Mehmed, Karahisarlı Hasan Çelebi gibi meşhur hattatların yazdıkları âyetler vardır ki herbiri bir efrasyab hazinesi değer. Mübarek sandukası sırmalı ipekle örtülüdür. Saadetlû başlarının bulunduğu yerde yeşil Hüseyin sarığı ile heybetli ve sağlam dururlar ki, oraya giren sonbahar yaprağı gibi tirtir titrer. Bazı kimseler edebinden içeriye girmeyip ba­şı tarafında fatiha okuyup geçerler. Mezarın kıble tarafı şi­rin bir nurlu camidir. Bahçesinin dört tarafı fukara odaları­dır. Bir yemek imareti vardır. Gece ve gündüz nîmeti herke­se boldur.

Bir menkıbesi daha; Sultan Birinci Selim (Yavuz) Bur­sa Yenişehir'inden gelirken, atalarının mezarlarını ziyaret eder. Oradan Hazreti Emîr'in mezarına gelip, ruhâniyetinden imdad isterken Cenab-ı Emîr'in mezarından: «yâ Selim, Mısır'a gir, selâmetle inşallah» mübarek sesini işitir. Duyan­lar «Müjde pâdişâhım! Sana Mısır fethi müjdelendi!» derler.

Kemal Paşazâde bu niyete el fatiha der. Hakikaten Sultan Selim Mısır'a giderek, Mısır'ı fethedip emniyet ve selâmetle şehire girer. İşte Hazreti Emîr bu derece ulu bir sultandır.

İlâhî esrar müftüsü, hududsuz nurları gören, Ahmed Bistâmî oğlu, Ali oğlu Şeyh Abdurrahman Tefsir ve hadîs, fıkıhda emsalsizdi. Şiirde dahi misli bulunmaz bir şairdi. Bursa'da oturduklarına dair şu beyti söylemişlerdir:

Fakir garib câe lir-Rum zâiren

Deâ Abd Rahman mukim bi Bursa

Bursa'da şehir içinde gömülüdür.

Şeyh Abdüllâtif: Bu zât Konya'ya varıp (Sadrüddin Konovî) Hazretlerini ziyaret ederken, nurlu türbede bir el gö­rünüp şeyhi eteğinden çekerek sandukanın yanına oturtur. O sırada «Yasîn oku!» mübarek sesi işitilir. Hemen adı ge­çen de yüksek sesle Yasîn-i şerifi okumağa başlar. Keşif ve kerametler sahibi bir büyük zâttır. Konya'dan Bursa'ya 856 senesinde gelerek Zeynîler tekkesini yapar. Orada gömülü­dür. Çelebi Sultan Mehmed Han asrında bundan ulu sultan yoktu.

Zamanın zahidi, yegâne âbid; Mollayegân oğlu Mevlânâ Mehmed İkinci Murad bilginlerinden olup Zeynîlerde gömü­lüdür. Yegân oğlu Mevlânâ Yusuf Bâlî (Telvih) adh kitabe muteber bir haşiyesi vardır. Bursa'da gömülüdür. Acaib ve garib ilimlere mâlik bir deryadil bilgin idi.

Kırımlı Abdullah oğlu Mevlânâ Seyid Ahmed Bu zâtın, (telvih) 'e, anlaşılması güç bir şerhi vardır. İkinci Murad'ın, Merzifon'daki medresesinin müderrisi olmuştur. Bursa'da gömülüdür.

İbrahim oğlu Seyid İlyas: Sinopludur. Bu zâtın kalemi o derece süratli imiş ki, bir günde (Muhtasar Kudftrî) kitabını baştan sona yazmış. İmam-ı Âzam Hazretlerinin (Fikhı Ekber) adlı kitabına güzel bir şerhi vardır. Bursa'da ZeyŞeyh Akbıyık Sultan Bayramiye tariki fukaralarındandır. İkinci Murad zamanında tarikin öncüsü olmuştu. Bin­lerce müridi vardı. Nihayet ilâhî aşkın tesiriyle vefat etmiş­tir. Bursa'da gömülüdür.

Şeyh Uzun Muslihüddin Bakır Küresindendir. Bursa'da Şeyh Tâcüddin Hazretlerinin nurlu mezarında bir köhne ha­sır üzerinde kırk gün Yâsin-i şerif okumuş, kırkıncı gün ta­mam olunca o mübarek mezara yaslanıp ruhunu teslim et­miştir. Nâşı, yıkandıktan sonra Tâcüddin Hazretlerinin ya­nına gömülürken Tâcüddin'in mezarından çıkan beyaz bir el, Cenab-ı Muslihüddin'e yer hazırladığını bütün cemâat görmüştür. Tevatürle sübittir.

Yusuf oğlu, Ali oğlu, Mehmed Şah Fenârîlerdendir. Fa­tih zamanında dünyaya gelmiştir. Zeynîler yakınında gömü­lüdür.

Ruhanî âlim kutbu, ilâhî hikmet madeni, Hazreti Molla Fenârî Allanın rahmeti üzerine olsun. İkinci Murad ve Fa­tih zamanlarında çok büyük bir bilgin idi. Bütün bilgilerde yazdığı kitaplar hesabsızdır. Ölümüne ebced hesabiyle tarih «Cennet-ül Firdevs 834) dür.

Hazreti Abdal Mehmed Cadde,üzerinde güzel bir yeri vardır. Gelip geçene dinlenme ve ibadet yeri safâlı bir tekkekdir.

Şeyh Sultan Ramazan Baba Çimenlik ve havadar bir yerde gömülüdür. Baş ayak çıplak, arif billah dervişleri var­dır.

Şeyh Hazreti Cünûnî Efendi Mevlevihane şeyhi oldu­ğundan tekkesi alanında gömülüdür.

Rûhânî âlem kutbu, ilâhî hikmet madeni Şeyh Ebu İshak Kâzımı Mübarek isimleri İbrahim, künyeleri Ebu İshakdır. Anneleri Şehriyâr Hatun idi ki, Ermeni krallarının kızı imiş. 352 senesi Ramazanında pazartesi gecesi dünyaya gelen bu zât, şöhretini bularak kutublar kutbu derecesinde vefat edip Erzurum’da gömülüdür. Tebriz kapısının iç tarafında bir kale içinde gömülüdür. Van kalesine kapanıp mecburen Revan’ı veren Şehîd Murtazâ Paşa Ebu ishak ile bir kubbede yatar.O büyük yeri ziyâret ettiğimizde ak sakallı bir ihtiyar türbedarı vardı. Bursa’daki ziyâret Ebu İshak Kâzunî’nin makamıdır ki Yıldırım Bayezid Han yapısıdır. Deveciler mezarlığının karşısında bir dervişler tekkesidir.Safer pazarı evliyâsı ziyâreti,ona yakın Dâvud Baba ziyâreti Yesevi fukarasındandır. Gelip gidenlere dervişlerin misafir evidir.

Hazreti Çekirge Sultan:Eski Kaplıcada Gazi Hüdâvendigâr Murad Hanın türbesi önünde başkaca bir fukara yeridir.

Şadi Sultan ziyâreti:Emîr Sultan yakınındadır.

Abdullah Efendi:Kitab yazan,mânâ denizi bir kimsedir.

Şeyh Emîr Ali Efendi:Halvetiyle tarikatından,kerâmeti açık, ârif-i billahtır.

Sultan Karaca Mescidüddin Karanfilli Dede ziyâreti:Bursa’nın batı tarafında Hasan Paşa kapısından dışarıda Karanfilli tekkesinde yatar.

Sünbüllü Dede:Tatarlar kapısındandır.

Şeyh Ali Mest:Tatarlar kapısından içeride olan tekkesinde yatar.

Hazret-i Şeyh Fazlullah:Evliyâların büyüklerinden olup sultandır.

Molla Arap Cebbâri Hazretleri:Dağ dibinde,câmii sahasında gömülüdür.

Şeyh Zeynüddin Hâfi:Pek ulu bir sultandır.Tasavvufta eserleri vardır.

Aşçızâde:Bilgi denizidir.

Hüsamüddin Çelebi:Dış ve içi tamamlanmış aziz bir zât imiş.

Halis Dede Şeyh Seyid Ali Bâğî:Nakşibendî tarikatından ulu sultandır.

Yoğurtlu Baba:Horasan erenlerindendir

Hayâlî Efendi:Hayâlî adlı mübarek eserin yazarıdır.

Şeyh Aliyüddin Efendi,(Din deryasına dalan,yakın denize garkolan Hazreti Tâcüddin), (Hazreti Zeynüddin):Bunun da birçok eserleri vardır.

İlâhi hikmet madeni,gizli güneş Şeyh Hazreti Karamânî,Şeyh Hazret AbdüllÂtif Efendi,Hacı Halife:Bayramiye tarikatından olup sultandır.

Şeyh Abdülaziz Efendi (Şeyh Hazreti Safaeddin), (Muslihüddin-i Rûmi):Çok derin bilgilerden mânâ denizi yüzücülerinden bir çelebi imiş.Eserleri meteberdir.Ölümüne,Hayâlî'nin güftesi:<<Makarr olsun ana Firdevs-i âlâ>> sene 980.

Şeyh Hazreti Seyyid Ali: Bilgin,bilgisi ile hareket edendir.Mekkelidir.

Mevlânâ Hasan Çelebi: Müfessir,mhaddis,büyük bilgindir.

Hızır oğlu Molla Hüsrev: Dürer ve gurur sahibi bilginler sultanıdır.Bu da Zeynüddin Hâfî yanında gömülüdür. Orada küçük bir tekke vardır. Gayet karanlık bir ibadet yeridir ki Molla Husrev Dürer ve gurer'i orada yazmıştır.Hakîr teberrüken o tekkeye giderek tamam bir hatm-i şerif okuyarak Molla Husrev'in ruhuna hediye ettim.

Şeyh Abdüllâtif: Yıldırım Hanın imamı idi.

Hazreti Şah Efendi: Müfessir,muhaddis,yazar bir zâttır.

Sarımsakcızâde Süleyman Efendi:Eski Kaplıca yakınlarında ayrıca bir nurlu mezarı vardı.Osmanlı ülkesinde ve diğer memleketlerde okunan mevlidi şerif manzumesini işte bu Süleyman Efendi yazmıştır ki,doğrusu sehli mümteni (kolay görünüp yapılması zor olan)ve mu'ciz şiirdir.Yıldırım Han câmii kenarında mezarı) denilen mahalde büyük bir mağara içinde yüzlerce senedenberi ölüler kadid olup,ter-ü tâze yatarlar.gömülü değildirler.

Mevlâna Seyyid Ali:Bursa’da gömülüdür.

Bağdadlı Yusuf oğlu Bağdadlızâde Hasan Çelebi: Güvecinin ruhu ten kafesinden uçarak Bursa’da Zeynilerde yuva tuttu.Orası hala ziyâret yeridir.

Mehmed oğlu Hüsamüddin Hüseyin: Kara Çelebizâde demekle şöhret bulmuştur. Emîr Sultan câmii önünde gömülüdür.

Muhterem Rükn muhteşem kutub, yegâne zâhid, zamanın ârifi Şeyh Mehmed Üftâde Efendi:Üsküdarlı Mahmud Efendinin öncüsüdür.Bunlar Halvetiye tarikatındandırlardır.Fakat Mahmud Efendi Halvetilerin başıdır.Üftâde Efendi Bursalıdır.Yine Bursa’da İç Kale içerisindeki câmilerde bir büyük tekkede gömülüdür.Vefâtına tarih; Düştü ıskat-ı (bâ) ile târih Geçti Üftâde-i Bursa’nın kutbu büyük kerâmetler ve yüksek makam sahibi idi.

Meşhur Kemâlüddin Kara Dede: Amasya yakınındaki Sünde kasabasındadır.Evvelâ 60 sene debbağlık edip vücudunu mahvedip, kendi nefsini gerdeman (1) ederek işini bitirmişti.Ama bilgiden naibi olmadığından sonraları Allah’ın hidâyetine mahzar olup Bursa müftüsü (Hatip Kasımzâde)den kara hece ye (alfabeye)başlayarak bir senede Kur’an-ı Kerimi tamamlamış, yedi senede de ilimleri tamamlayarak Bursa’daki Muradiye medresesinde müderris olmuştur.Daha birçok seneler yaşayarak birçok yüksek mansıblara sahip olmuştur.Birçok faydalı muteber eserleri vardır.Hattâ Dede Cöngü adlı güzel eser de bu zâtın yazmasıdır.Bursada geçici âleme veda etmiştir.Emîr Sultan yakınında gömülüdür. Vefâtına tarihi (Gülşen-i cennet ona me’vâ ola – 974).

Şeyhülislam Aziz Efendi: Müftü iken azledilerek Bursa’ya sürülmüştü.

(1)Gerdeman, debbağlık ıstılahına göre ,derinin asîdli su içinde durarak sertliğini kaybetmesine denir.

Vefâtında Deveciler mezarlığı yakınındaki cadde üzerinde gömülmüştür.

Salih oğlu Ali: Vâsi’Ali’si adıyla şöhret bulmuştur.(Hümâyûnnâme)nin yazarıdır.Daha nice eserleri vardır ki her biri bir hakan hazinesidir.

Hazreti Akşemseddin oğlu Şeyh Muzrullah: Babalarına yüz çevirerek ilim ve irfan tahsili için Bursa’ya elmişlerdi.Çekmecesinde kalem yontarken kalemtıraş karnına batmış,bu suretle can kuşu cennet âlemine yolcu olmuştur.Mezarı Zeynîler tarafındadır.

Emîr Şah oğlu Abdülganî:Bolu’dandır.İstanbul kadısı olduğuna tarih «Vâli-i seccâde-i şer-i mübin».Vefâtına tarih «Fî cenneti’l-Huld süknâhu». Bu da Zeynilerde gömülüdür.Bursa’da daha nice büyük evliyâ ziyâret ettikse de adlarını öğrenemediğimden yazamadım.Bu yazdıklarımı, dergâhlarında bir yâsîn-i şerif okuyarak rûhâniyetlerinden yardım istediğim ve bir yolunu bulup aşinâlık ettiğim canlılardır.Bu kitabı okuyanlardan ricam, bu Evliyâ’nın ve bilhassa hakîrin (Evliya Çelebinin) ruhuna şuracıkta bir fatiha okumaktır.

________________

1050 senesi Safer ayının altıncı günü velinimetlerimizle vedalaşarak, birçoğu da muhabbetlerinden atlarına binerek bizimle birlikte geldikleri halde arkadaşımız Ahmed Ağa ile Nilüfer köprüsüne kadar geldik. Orada, gelenlere veda ederek dört saatte yine Mudanya kasabasına vardık.Orada hayvanlarımızı Bursa âyânlarının hademelerine teslim ederek yüksüz bir gemiye bindik.İyi bir günde yola çıkıp dalgaya tutunarak salına salına çalkalanıp bir günde canımızdan bıktığımız halde Bozburun iskelesine geldik.


Yürekler acısı,amansız Bozburun iskelesi:Eski zamanda mâmûr bir iskele imiş.Bir amansız rüzgârsız gırdabda olduğundan,gelen gemiciler elbette gam girdabına düşerek beş on gün veya bir iki ay yatarlar.İşte burada bekleye bekleye bıkan tâife ve tüccarın bedduası eseri olarak burası harab olmuş ve olmakta bulunmuştur!! İskele başında bir han, dükkânı, ekmekçi ve bozacı dükkânları var.Başka bir bina yoktur.Fakat dağ tarafında bağ ve bahçeleri çoktur.İskele başındaki câmii şerifin kapı ve duvarlarında misafirlerin şikayet yazdıklarından,bir harf yazacak yer kalmamıştır.Bir gemi bu girdaba düşmedikçe kurtulması mümkün değildir.Çeşitli lisanlarda çeşitli yazılar seyretmek isteyenler Bozburun'a varıp duvarları seyir ve temâşâ etsinler:

Dâd elinden Boz -burun feryad elinden Boz burun

Bekleye bekleye seni kalmadı ağız burun

Başka bir satır:

Ey Boz-burun!Feryad elinden ah..Dâd! gibi nice beyitler ve halleşmeler vardır ki okuyanlar gülmeden şaşırıp kalırlar.Hakîr dahi iki gün bu hal ile bekleyip,nihayet zarif,temiz onbeş adam bir araya gelerek silâhlarımızı kemendimize bağlayarak karadan yola düştük.Üçbin adım kadar gittikten sonra (Armutlu) nahiyesine vardık.

Armutlu kasabası nahiyedir.Nâib oturur.Subaşısı Bursa Beyi tarafındandır.Kasaba düz bir sahrada bağlı bahçeli,etrafı armut bahçeleriyle süslü ve mâmûrdur.Onun için Armutlu derler.Üçyüz kadar mâmûr evleri vardır ki tamamen kiremit ile örtülüdür.Bir câmii,bir hamamı,üç mescidi,bir hanı,on kadar dükkânı vardır.Suyu ve havası çok güzeldir.Bir gece orada misafir kalıp sabahleyin gemicilerin haber vermesiyle acele kıyıya gelip gemiye bindik.Allaha hamdolsun,güzel bir batı rüzârıyla Bozburun girdabından kurtulup yelkenleri açarak, Katırlı denilen dağındibinden Bababurnu denilen yerde Baba Sultan ruhuna fâtiha okuduk.Elli mil denize çıkıp ilerlediğimiz vakit hava müsait Kalur hicr ile girdâb-ı gamda zevrak-ı dil

Ne çâre, neyliyeyim? Rüzgâr elimde değil

anlamınca deniz yüzünde serseri gezdik.Sonunda günler uygunsuz olmakla orsa kullanarak (1) ikindi zamanı İstanbul kıyılarında beş mil daha giderek Ayastefanos kasabasına geldik.

Ayastefanos kasabası Yeşilköy: Madyan oğlu Yanko,İstanbul'u yaptığı vakit oğlu Aya İstifan da bu şehri yaptığı için galat olarak Ayastefanos derler. Deniz kıyısında,Bostancıbaşı hükmünde bir su başılıktır.Bir yasakcı kulluğu vardır.Eyüp mollasının nahiyesi hükmündedir.Keferi asrında büyük şehir imiş. Emevîlerden Abdülmülk oğlu Süleyman asrında İstanbul kuşatılarak fetihsiz geri dönüldüğü vakit Ömer ibn Abdülaziz Hazretleri bu şehri ahalisinin itaatsizliği dolayısiyle harab etmiştir.Bir tekkesi,bir küçük çarşısı,iki kilisesi vardır.Ama havası çok güzeldir.Buradan bütün arkadaşlarımız gemiden çıkıp misafir olduk.Sabahleyin yaya olarak kuzeye,deniz kıyısından giderek üç saatte İskender Çelebi Bahçesi ne vardık. Bu bahçe,deniz kıyısında irem bağı gibi bir hünkâr bahçesidir.İkinci Sultan Selim devrinde İskender Çelebi adlı bir defterdarın bahçesi imiş.Mimar Sinan işidir.İskender Çelebinin çocuksuz olarak vefât etmesi üzerine padişâhlara mahsus hâs bahçe olmuştur.Bir bostancısı vardır.

Şeyhülislâm Hüseyin Efendi ziyareti: Dördüncü Murad müftülerindendir.Şimdiye kadar öyle bir müftü gelmemiştir.Hafızasında kırk binden fazla fetvâ vardı.Ziyaretten

____________

(1) Orsa yelkenleri mümkün olduğu kadar rüzgarın estiği tarafa yaklaştırarak seyretmeğe denir.


sonra bahçe üstadından atlar alıp arkadaşlarımla beraber atlara binerek giderken,deniz kıyısında,elbise ve ağırlıklarımızın bulunduğu gemide kürek çekerek bizimle yarış ederdi.Nihayet 1050 senesi Safer ayının beşinci günü İstanbul'a girdik. Hakîr o gün evimize varıp baba ve annemin mübârek ellerini öpüp mübârek huzurlarında durduğum vakit aziz babam dedi:

-Safa geldin,Bursa seyyahı,safa geldin.

Halbuki ne tarafa gittiğimden kimsenin haberi yoktu.

Hâkir dedim:

-Sultanım! Hâkirin Bursa'da olduğumu nereden bilirsiniz?..

Buyurdular ki:

<<Sen 1059 senesi Muharrem ayının aşûrasında kaybolduğun gece ben nice duâlar okudum.Bin kere <<innâ a'taynâ>> sûresini okudum.O gece rüyamda seni gördüm,Emîr Sultan tekkesinde,ruhâniyetinden yardım dileyip seyyahat rica edip ağlardın.O gece bana nice ermişler rica edip senin seyahata gitmekliğin için izin istediler.Ben de o gece sana hepsinin ricasıyla destur verdim.Fâtiha okuduk.Gel imdi,oğul! Bundan sonra sana seyyahat göründü. Allah mübârek eyleye! Ama sana nasîhatım var.>>

diye elimden yapıştı.Huzurunda ayak üzeri durup sağ eliyle sol kulağımı burarak şu nasihata başladı:

Babamın nasihatı:

<<Oğul! Adam yoksul olur,besmelesiz yemek yeme. Sırrın varsa sakın avretine(karına) söyleme.Çünüb iken yemek yeme.Elbisenin söküğünü üstünde dikme.İyi adını kötüye çıkarma.Kötüye yoldaş olma,zararını çekersin.Sen yürü ileri,gözüm! Kalma geri. Alay bozma. Tarlaya basma. Yârân payına sarkma. Birşey komadığın yere el uzatma.İki kişi söyleşirken dinleme. Ekmek ve tuz hakkını gözet. Nâmahreme bakıp ihanet etme.Dâvetsiz bir yere gitme.Gidersen emin olduğun yere namuslu kimseye var.Sır sakla.Her mecliste işittiğin sözleri aklında tut,evden eve söz götürme. Kötülemeden,arkadan söylemeden fenalıktan uzak ol,ahlâklı ol. Herkesle hoş geçin.İnad ve kötü dilli olma. Senden büyüklerin önünde gitme.





Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.