FANDOM


Cânan Yurdu
Güncel Türkçesi
İngilizce Tercüme
Osmanlıca
Eyvâh ıssız diyârdilber...

Her hatvesi bir mezâr-ı muğber!

Eyvah! Güzel sevgilimin yurdu ıssız kalmış...
Her köşesi kırgın bir mezara dönmüş!
Alas!The dorm of my beautiful darling has been vacated...
Every corner has transformed into an offended grave!
Osmanlıca
Uçmuş da bakındığım terâne,

Kalmış sessiz bir âşiyâne.

İçindeki sesler uçmuş,
Sessiz bir yuva halinde kalmış.
The voices inside has flown,
Remained as a silent home.
Osmanlıca
Yer yer medfun durur emeller...

Gûyâ ki kıyâm-ı haşr-i bekler!

Yer yer gömülü durur emeller...
Sanki kıyamet gününü bekler!
Desires stay burried from place to place,..
As if they wait the doomsday!
Osmanlıca
Rab! Niye böyle bir yığın hâk
Olmuş yatıyor o buk'a-i pâk
Ya Rab! Niye böyle bir yığın toprak

Olmuş yatıyor o saha ki pak

Oh Lord!
Why does this pure field lie as a pile of soil?
Osmanlıca
Rab, ne için o lem'a nâbûd?

Rab, ne için bu sâye memdûd?

Ya Rab! Ne için o parıltı ortada yok?
Ya Rab! Niçin uzayıp gitmekte bu gölge?
Oh Lord!Why isn't that gleam apparent?
Oh Lord!Why does this shadow go on and on?
Osmanlıca
Rab, ne demek harîm-i cânan,
Üstünde bu perde perde hicran?
Ya Rab! Sevgilinin yuvası üzerine
Gerilmiş bu kat kat ayrılık perdesinin anlamı ne?
Oh Lord!What is the meaning of the curtains of seperation streched in layers?
Osmanlıca
Lâkin görünen kimin hayâli?

Cânan gibi tıpkı yâl ü bâli...

Fakat görünen kimin hayalidir?
Endamı tıpkı sevgilim gibidir
But whose illusion seen is that?
It is just like the figure of my beloved
Osmanlıca
Keysû-yi siyâh-ı târumârı,

Altında cebîn-i lem'a-dârı,

Dağınık siyah saçları
Altında parıldayan alnı,
Her forehead shining below her messy ,black hair,
Osmanlıca
Zulmetler içinde subh-i mahmûr;

Yâ gözbebeğinde nazra-i nûr;

Mahmur bir sabah gibidir karanlıklar içinde.
Ya da nurlu bir bakıştır gözbebeğinde.
Is just like a sleepy morning in the dark.
Or it is a glorious glance in the pupil.
Osmanlıca
ebr-i bahâr içinde cevvâl
Bârân şeklinde dürr-i seyyâl;
Yahut da hareketli bahar bulutundan düşen,
Bir inci tanesidir yağmur şeklinde.
Or it is a pearl shaped rain drop which falls from the sliding spring cloud
Osmanlıca
sînede her zaman coşan yâd,

kayd-ı bedende rûh-i âzâd.

Yine o, yüreğimde her an coşan bir hatırayı,

Ya da beden bağında hür olan ruhu andırmakta.

Again it resembles a memory overflowing in my heart,

Or a soul free from boundary of the body

Osmanlıca
Olmaz mı bir ân için karârın?
Ey sevgilinin gözleri aldatan hayali.
Bir an için bile olsa karar kılmaz mısın?

Oh, the illusion cheating the eyes .

Don't you decide just for a moment?

Osmanlıca
Heyhât, serâbşavka döndün...
Karşımda parıldamanla söndün!
Yazık, bir sevgi serabına döndün...
Karşımda parıldamanla söndün!
Alas,you turned into a mirage of love...
You faded away with your gleam!
Osmanlıca
Kimden sorayım ki nerde dilber?

Makber gibi samt içinde her yer.

Kimden sorayım ki nerede dilber?
Mezar gibi sessizlik içinde her yer.
Whom should I ask where the belle is?
Everywhere is in a silence like a grave.
Osmanlıca
Cânan! Cânan! dedim, arandım...

Bir aks-i nidâ dedikçe, yandım!.

Sevgili!Sevgili! dedim, arandım...
İnleyişime bir yankı dedikçe, yandım!
Darling!Darling! I said ,looked around ...
An echoe to my moaning ,I grieved!
Osmanlıca
Rab, neye hem sağır, hem ebkem,

Dağlar, dereler, bütün şu âlem?

Ya Rab, niye hem sağır hem dilsiz,
Dağlar, dereler, bütün şu âlem?
Oh Lord!Why both deaf and mute,
Are the mountains,streams and the whole world?
Osmanlıca
Ey sevdiğimin sevimli yurdu,

Hâlin, bana şimdi pek dokundu!

Ey sevdiğimin sevimli yurdu,

Hâlin bana şimdi pek dokundu!

Oh the pretty home of my beloved,
Your state has touched my heart now!
Osmanlıca
Bir şemmeye kâilim bugün ben.
Aç göğsünü, sendeki kokunun eserinden
Bir parçaya bile razıyım bugün ben.
Open your chest,
I'm willing for even a piece of your scent today.
Osmanlıca
subha kadar yanımda bekler,
Bir zaman o nazlı güzeli hatırlatan koku

Tâ sabaha kadar yanımda bekler,

The scent reminding that delicate belle once,

Waits next to me till the morning,

Osmanlıca
- Ümmîd e verip bekâ sabûhu-

Sermest-i safâ ederdi rûhu.

-Ümitlerime beka şarabı sunup
Safasından sarhoş ederdi ruhu.
Offers survivability vine to my expectations,
makes the soul drunk from pleasure.
Osmanlıca
Heyhât o nesîm-i sâf şimdi

Nâzan, nâzan semâya gitti.

Yazık o saf bahar rüzgârı şimdi

Nazlı nazlı göklere gitti.

Alas the pure spring wind now
has gone to the sky delicately.
Osmanlıca
Ey lâne-i târumâr söyle,

Cânan sana artık inmiyor mu?

Ey dağılmış yuva söyle, Sevgili sana artık inmiyor mu?
'Oh,' the ruined home tell,
Doesn't the beloved come down to you?
Osmanlıca
Ey mâtem-i pâyidâr söyle,

Sâhandaki nevha dinmiyor mu?

Ey sonsuz matem söyle,

Çevrendeki feryat dinmiyor mu?

Oh,the endless mourning tell,
Doesn't the wail around you, pass?
Osmanlıca
Ey ebr-i semâ-güzîn-i seyyâr,

Yâdında mıdır o nazlı reftâr?

Ey gökyüzünde seyredip giden bulut,
Hatırında mıdır onun nazlı yürüyüşü?
Oh,the cruising cloud in the sky,
Is her delicate walk in your memory?
Osmanlıca
Ey darbe-i bâda karşı, ra'şân,

İnşâdenîn eden nihâlân !

Ey rüzgârın darbesi karşısında inleyip,

Titreyerek şiir okuyan fidanlar!

Oh,the plants moaning against the impact of wind,
reading poems while shaking!
Osmanlıca
Bir şi'r -i revân olup da cânan ,
Geçmez mi bu gölgeden hırâmân?
Akıp giden bir şîir olup sevgili,

Salınarak bu gölgelerden geçmez mi?

Becoming a passing out poem,Doesn't
The beloved pass swinging through the shadows?
Osmanlıca
Ey dilber-i mihriban, zuhûr et!

Ömrüm gibi ansızın mürur et!

Ey şefkatli sevgili ne olur bir görün!
Ömrün gibi geçip git ansızın!

Oh,the compassionate lover,please show up once!

Pass by like your life suddenly!

Osmanlıca
Ya kalb-i fezaya bir hutur et:

Afakımı lem'a lem'a nur et.

Yahut da fezanın derinliklerinde kendini bir göster de,

Ufuklarımı parıl parıl aydınlat.

Or show yourself in the depth of space that,
Light up my horizons brightly.
Osmanlıca
Bin nevha-i can içimde pür-cûş ,

Geldim bu garib yurda, medhûş.

Yürekten kopan binlerce matemli feryat içimde coşarak,

Dehşete düşmüş bir halde geldim bu ıssız yurda.

Thousands of mourning wail coming from the heart breezing in me ,

I came to this desert home terrified.

Osmanlıca
Feryâdımı yok mu eyliyen gûş?

Rab, bu nasıl cihânhâmûş:

Haykırışıma yok mu bir kulak verecek?
Ya Rab, bu nasıl suskun bir dünya?
Is there anybody who will listen to me?
Oh Lord,what a mute world this is?
Osmanlıca
Bir "yok!" diyecek sadâ da yokmuş!...
" Yok!" diyecek bir ses bile yokmuş!...
There isn't even a voice to say No!
Osmanlıca


Ezanlar Safahat Bayrak
Mehmet Akif Ersoy
Bir Mersiye
Safahat logo

Şablon:Düz liseler için safahat projesi
Şablon:Anadolu liseleri için safahat projesi
Şablon:Sosyal Bilimler Liseleri için safahat projesi
Şablon:Türki Dillerde Safahat Projesi
Şablon:Safahat İngilizceye Tercüme Projesi

Latin harflerine transkriptli metin Sadeleştirilmiş metin İngilizce Tercümesi

..

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.