FANDOM


CAHİT SITKI TARANCI

Cumhuriyet şiirinin yetiştirdiği değerli şairlerden biri olan Cahit Sıtkı Tarancı(1) ,

2 Ekim 1910`da, Diyarbakır`ın Camiîkebir mahallesinde sonraları Trahom Hastanesi olarak kullanılan evde doğmuştur.

Tarancı, Diyarbakır`ın çok köklü bir ailesi olan `Pirinçizâde` ailesine mensuptur.

Babası, `Bekir Sıtkı Tarancı` ve annesi `Arife Hanım`dır(2). Cahit`in anne ve babası `Pirinçizâde`lerden olmasına rağmen soyadı kanunu çıkinca anne tarafı `Pirinçioğlu`, babası da `Tarancı` soyadını almıştır.

Bekir Sıtkı Tarancı, bunun sebebini şöyle açıklamaktadır: `O sene pirinç ziraatinden çok zarar etmiştim. Bu kızgınlıkla Pirinçioğlu soyadını almadım`(3).

Tarancı ailesinin ilk çocuğu olan Cahit`in, üçü kız, ikisi erkek beş kardeşi vardır. Çocukluğunu Diyarbakır`da geçiren şair, okul çağına gelince bir yıl okuyacağı Nûmune-i Terakki-i Hamidî Mekteb-i İptidaîsi`ne verildi.

Buradan Mekteb-î Sultanî`nin İptidaî Kısmı`na geçerek ilk öğrenimini tamamladı.

Orta öğrenimi için İstanbul`a gelen Cahit,

1924 yılında Kadıköy`deki Saint-Joseph Lisesi`ne yazıldı.

Bu arada şiire ilgi duymaya başlayan Tarancı, `Namık Kemal`in, `Tevfik Fikret`in, `Mehmet Emin`in şiirlerini ve Fransız yazarlarından `Corneille`i, `Racine`i, `Moliere`i okuyarak, `Lamartine`nin şiirlerini ezberliyordu.

Cahit, 1928 yılında, Saint-Joseph Lisesi`nden imtihan vererek Galatasaray Lisesi Orta Kısmı`nın son sınıfına geçti. Bu arada şiir onun her şeyi olmaya başlamıştı.

15 Aralık 1929 tarihinde babasına yazdığı mektupta şöyle diyordu: `Benim için yaşamak bir saadet değil, mütemadi bir sa`y ve gayret demektir...

Mektepteki sevemediğim derslere çalışmak değil, mefkûremin esrarını anlayabilmek için sarf edeceğim gayrettir...`(4) .

Onun mefkûresi iyi bir şair olmaktı. Onu bu yolda teşvik edecek candan dostu Ziya Osman`ı, Galatasaray`ın Lise birinci sınıfında tanıyacak ve imrenilecek bir dostluk kuracaktı.

Dersler konusunda birbirlerine yardım eden bu iki dost insan, yaptıkları sohbetlerle de şiirlerinin gelişmesine katkıda bulunmuşlardır.

Cahit dayısının tavsiyesi üzerine şiirlerini `[[Abdullah Cevdet]y` e gösterir. O da şiirleri üzerinde bazı düzeltmeler yaparak, Cahit`in daha çok okuması gerektiğini söyler (5).

Tarancı, bir yıl devamlı okur, şiir yazar ve bu sefer şiirlerini `Halit Fahri`ye götürür. Yirmiyi aşkın şiir içinde Halit Fahri Ozansoy, `Talihsiz` adlı şiiri beğenir ve onu `Servet-i Fûnun` dergisinde yayınlar(6).

Bundan sonra Cahit`in şiirleri `Muhit`, ve Galatasaray Lisesi`nin çıkardığı `Akademi` adlı dergilerde görülmektedir.

1931 yılında liseyi bitiren Cahit Sıtkı, o zamanlar Yıldız`da bulunan Mülkiye Mektebi`ne girdi. Bu okulun 352 numaralı öğrencisi olan Cahit`in, bu yıllarda şiire olan iştiyakı artmıştır. O dönemde yazdığı şiirleri Ziya`nın da çok beğenmesi üzerine onları bu sefer tanınmış bir romancı olan [tPeyami Safa]]`ya göndermiştir.

Peyami Safa, 27 Ekim 1932 tarihinde, Cumhuriyet gazetesinde yazdığı `Bugünkü Türk Şiiri` adlı yazısıyla, Cahit`i, edebiyat âlemine tanıtmıştır.

Ayrıca 5 ve 10 Kasım tarihlerinde onun şiirlerini inceleyen iki de makale yazmıştır.

Bu yazılarda incelenen şiirler, Cahit`in ilk şiir kitabı olan `Ömrümde Sükût` adlı kitabında toplanmıştır. Tarancı, bu kitabı o romancıya `Büyük Dostum` hitabıyla ithaf etmiştir.

Artık tanınmış bir şair olan Cahit Sıtkı, derslerini boş vermiş sigaranın yanında içkiye de alışmıştır.

İşte bunların neticesinde Cahit, Mülkiye`yi bitiremeden ayrılmak zorunda kalır.

Ziya`ya, Diyarbakır`dan 15.09.1935 tarihinde yazdığı mektubunda bu konuda şunları söylemektedir:

`Babam beni çok iyi karşıladı. Hemen hiç azarlamadı desem yalan söylemiş olmam.

Cahit, 1935 yılında Yüksek Ticaret Okulu`na yazılır. Artık yatılı değildir ve bir pansiyonda kalıyordur. Bu arada babasının işleri bozuk olduğundan geçim sıkıntısı çekmektedir. Bu zor şartlar neticesinde, 1936 yılında Sümerbank`a memur olur. Bir yandan da `Cumhuriyet` gazetesinde hikâyeler yazmaktadır. Memur olarak çalışan Cahit, bu hayattan memnun değildir ve bir yıl sonra da Karabük Fabrikası`na tayin edilince istifa eder. O tarihlerde ne yapacağını tam olarak bilememektedir.

Cumhuriyet gazetesinde hikâyeler yazdığı bir dönem, yine aynı gazetenin desteğiyle Paris`e `Sciences Politigues`e okumaya gider. Bir yandan da gazeteye makaleler ve hikâyeler gönderir. Bunun yanında Paris Radyosu`nda Türkçe Yayınlar Spikerliği de yapmaktadır. Cahit, her ne kadar yaşadığı hayattan memnun olsa da, İstanbul`u özlemektedir. O dönem de yazdığı şiirlerde memleket ve aile özlemi dikkati çekmektedir.

Ne yazık ki İkinci Dünya Harbi`nin çıkması üzerine, Cahit, Paris`ten ayrılmak zorunda kalmıştır.

13 Haziran 1940 günü, bisikletle bombardıman altında Paris`ten ayrılmış, on gün içinde Bordeaux`ya ulaşmış bir süre de Perigueux şehrinde kalmıştır. Onu 25 Ağustos`ta Lyon`da, 26 Eylül`de de Cenevre`de görüyoruz. Cahit`in bu dönemde yazdığı şiirler ölümle hayat arasındaki giriftliği içermektedir.

Yurda döner dönmez Diyarbakır`a giden şair, 12 Mart 1941 tarihinde Hazırlık Kıtası`na gelerek İzmir`deki askerliğine başlamış, bir süre sonra da, Ankara`daki Yedek Subay Okulu`na katılmıştır. 10 Ekim 1941`de, Burhaniye`de 11.Tabur, 5. Bölük Komutanlığı emrinde Piyade Asteğmeni`dir. Cahit, askerliği sırasında şiirle daha çok uğraşmış ve yazdığı şiirleri `Varlık`, `Kültür Haftası`, `İnsan`, `Yücel` gibi dergilerde yayınlamıştır.1943 Ekim`inde terhis olan Tarancı, İstanbul`a gelerek ailesinin Firuzağa`daki evinde kalmıştır.

Babasının ticarî defterlerini tutan Cahit, eve geç gelmeye başlamış, babasının tutumu yüzünden bir pansiyona çıkmıştır.

Tarancı, bir yıl sonra da, Ankara`ya giderek Anadolu Ajansı`nda mütercimliğe başlamıştır.

Cahit, 1946 yılında CHP`nin açtığı şiir yarışmasında `Otuz Beş Yaş` şiiri ile birinciliği kazanmış ve 1933â€`1946 yılları arasında yazdığı şiirleri, 1946 yılı Ağustos`unda Varlık Yayınevi`nin ilk kitabı olarak `Otuz Beş Yaş` ismiyle yayınlamıştır.

Tarancı, daha sonra Anadolu Ajansı`ndan ayrılarak Toprak Mahsûlleri Ofisi`ne oradan da, Çalışma Bakanlığı çevirmenliğine geçti.

Eski alışkanlıklarını bırakmamıştır.

Başına buyruk bir yaşam sürerken, aynı Bakanlık`ta çalışan `Cavidan Tınaz`la, Ankara Halkevi`nde, 4 Temmuz 1951 Çarşamba günü yapılan törenle evlenmiştir.

Şair, 1952 yılının Aralık ayında otuz dört şiirini topladığı üçüncü kitabı olan `Düşten Güzel`i yayınlamıştır.

Evlendikten sonra eski alışkanlıklarını bırakıp mesut bir hayat süren Tarancı, 1954 yılı Ocak ayında hastalanır ve bütün vücuduna felç gelir. Üç ay kadar Ankara Numune Hastanesi`nde kaldıktan sonra evine çıkarılır.

Daha sonra İstanbul`a getirilerek Nişantaşı İşçi Sigortalan Hastanesi`ne yatırılır. Doktorların iyileşeceğinden ümidi kesmeleri nedeniyle Diyarbakır`a götürülür ve bir yıl süren bir bekleyişten sonra 7 Ekim 1955`te, yeniden Ankara Tıp Fakültesi Hastanesi`ne yatırılır.

Ankara`da yapılan tedaviler fayda etmeyince, o dönem de Bakan olan `Samet Ağaoğlu`nun yardımı ile kardeşi Halit Tarancı`nın refakatinde, 6 Eylül 1956 Çarşamba günü, tedavi için Viyana`ya gönderilir.

Tedavi sırasında, 12 Ekim 1956 Cuma günü, kırk altı yaşında hayata gözlerini yumar.

Cenazesi 25 Ekim 1956 Perşembe günü, saat 15.50`de Erzurum Posta trenine bağlanan bir vagonla Ankara`ya getirilir. 26 Ekim 1956 Cuma günü, Hacı Bayram Veli Camii`nde kılinan cenaze namazından sonra, Cebeci Asri Mezarlığı`nda toprağa verilir.

Mezar taşında, `Sanatkârın Ölümü` adlı şiirindeki şu mısralar yazılıdır:

Gitti gelmez bahar yeli; Şarkılar yarıda kaldı.

Bütün bahçeler kilitli; Anahtar Tanrı` da kaldı.

KAYNAKÇA Edit

1-Cahit Sıtkı`nın asıl adı, Hüseyin Cahit`tir. Bu adın Cahit Sıtkı`ya verilmesi, babasının Hüseyin Cahit Yalçın`a olan hayranlığından dolayıdır.

2-Ârife Hanım, bir süre Diyarbakır Belediye Başkanlığı yapan ve I. Meşrutiyet`in ilanından sonra da milletvekili seçilen Arif Efendi`nin kızıdır. Ârife Hanım`ın ağabeyi Fevzi Bey, Cumhuriyet yıllarında Diyarbakır Milletvekilliği yapmış ve Fethi Okyar kabinesinde Bayındırlık Bakanı olmuştur.

3-Şevket BEYSANOĞLU.Cahit Sıtkı Tarancı. Diyarbakır`ı Tanıtma ve Turizm Derneği Yay.18, (Ankara 1969), s.1.

4- Cahit Sıtkı TARANCI. Evime ve Nihal`e Mektuplar (Haz. İnci ENGİNÜN), Türk Dil Kurumu Yay.:551, (Ankara 1989), s.90-91.

5-Asım BEZİRCİ. Cahit Sıtkı Tarancı (Bütün Şiirleri), Can Yay. (İstanbul 1988),


ESERLERİEdit

Ömrümde Sükût Otuz Beş Yaş Düşten Güzel Sonrası Bütün Şiirleri Otuz Beş Yaş Şiirleri, Hazırlayan Asım Bezirci, "Bütün Şiirleri" adıyla önce Varlık Yayınlarından daha sonra Can Yayınlarından çıkarken adı "Otuz Beş Yaş Bütün Şiirleri" diye değiştirilmiştir. Peyami Safa Hayatı ve Eserleri Ziyaya Mektuplar

ŞİİRLERİEdit

Abbas Affet Bizi Lamba Akrostiş Aşk İle Bir Şey Bir Ölünün Ağzından Biz Nerdeyiz Sevgilim? Bugün Cuma Çocukluk Desem ki Değişik Düşten Güzel Gün Eksilmesin Penceremden Hepimize Dair Kar ve Hatıralar Korkunç Güzel Memleket İsterim Misafir Nü Otuz Beş Yaş Şiiri Ölümden Sonra Ömrümde Sükut

Şiirlerinden örnekler;Edit

Abbas

Haydi abbas, vakit tamam; Akşam diyordun işte oldu akşam. Kur bakalım çilingir soframızı; Dinsin artık bu kalp ağrısı. Şu ağacın gölgesinde olsun; Tam kenarında havuzun. Aya haber Sal çıksın bu gece; Görünsün şöyle gönlümce. Bas kırbacı sihirli seccadeye, Göster hükmettiğini mesafeye Ve zamana. Katıp tozu dumanı, Var git, Böyle ferman etti Cahit, Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaştan; Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.



Otuz Beş Yaş

Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.

Dante gibi ortasındayız ömrün.

Delikanlı çağımızdaki cevher,

Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,

Gözünün yaşına bakmadan gider.

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?

Benim mi Allahım bu çizgili yüz?

Ya gözler altındaki mor halkalar?

Neden böyle düşman görünüyorsunuz;

Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?


Zamanla nasıl değişiyor insan!

Hangi resmime baksam ben değilim:

Nerde o günler, o şevk, o heyecan?

Bu güler yüzlü adam ben değilim

Yalandır kaygısız olduğum yalan.

Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;

Hatırası bile yabancı gelir.

Hayata beraber başladığımız

Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;

Gittikçe artıyor yalnızlığımız


Gökyüzünün başka rengi de varmış!

Geç farkettim taşın sert olduğunu.

Su insanı boğar, ateş yakarmış!

Her doğan günün bir dert olduğunu,

İnsan bu yaşa gelince anlarmış.


Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!

Her yıl biraz daha benimsediğim.

Ne dönüp duruyor havada kuşlar?

Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim?

Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar.


Neylesin ölüm herkesin başında.

Uyudun uyanamadın olacak

Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?

Bir namazlık saltanatın olacak.

Taht misali o musalla taşında.




DESEM Kİ Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,

Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,

Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,

Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,

Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,

Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,

Sende tattım yemişlerin cümlesini.


Desem ki sen benim için,

Hava kadar lâzım,

Ekmek kadar mübarek,

Su gibi aziz bir şeysin;

Nimettensin, nimettensin!

Desem ki...


İnan bana sevgilim inan,

Evimde şenliksin, bahçemde bahar;

Ve soframda en eski şarap.

Ben sende yaşıyorum,

Sen bende hüküm sürmektesin.

Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,

Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.

Günlerden sonra bir gün,

Şayet sesimi farkedemezsen, Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,

Bil ki ölmüşüm.

Fakat yine üzülme, müsterih ol;

Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,

Ve neden sonra

Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,

Hatırla ki mahşer günüdür

Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.


AŞK Açınca baharın dişi gülleri,

Bir başka rüzgâr eser bahçelerde.

Dinle çılgınca öten bülbülleri;

Sorma niçin düştüğünü bu derde.

De ki: – Aşktır şâdeden gönülleri;

Perişan, berbat eden gönülleri.

Aşk söyletir en yanık türküleri,

Ay buluta girdiği gecelerde.


BİR ÖLÜNÜN ARDINDAN

Kabrime çiçek getirenlere gülerim;

Gafil kişilermiş şu insanlar vesselâm;

Bilmezler ki bu kabirle yoktur alâkam;

Ben o çiçeklerdeyim, ben bu çiçeklerim.

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.