FANDOM


Ceza Kanunmae-i humayunu

  1858 OSMANLI CEZA KANUNUNUN KAYNAĞI ÜZERĠNDEKĠ TARTIġMALAR VE BU KANUNA AĠT BĠR TASLAK METNĠNĠN BĠR KISMIYLA ĠLGĠLĠ DEĞERLENDĠRMELER

Dr. Mehmet GAYRETLİ

GiriĢ

Tanzimat dönemine kadar İslam hukukunun etkisi altında bulunan Osmanlı hukuku, Tanzimat‘tan sonra birçok alanda olduğu gibi hukuk alanında da batıdan etkilenmiş ve önemli değişiklikler yaşamıştır. Bu dönemde geleneksel şer‘iye mahkemelerinin yanında nizamiye mahkemeleri adıyla batılı tarz yeni mahkemeler açılmış, buralarda uygulanmak üzere batılı hukuk sistematiğine uygun şekilde düzenlemeler yapılması yoluna gidilmiş ve önemli kanunlar çıkarılmıştır.

Tanzimat sonrası Osmanlı kanunlaştırma çalışmalarını, kaynakları bakımından üçlü bir tasnife tabi tutmak mümkündür: dini/milli kanunlar, iktibas edilen kanunlar, karma nitelikli kanunlar. Adli yapıdaki önemli değişikliklere karşılık, özellikle temel kanunlar açısından bakıldığında, Osmanlı hukukunun, Tanzimat sonrasında klasik dönemdeki yapısını büyük ölçüde koruduğu söylenebilir.

Kamu hukuku alanında adli yapıyı düzenleyen ve yeni mahkemelerin kuruluşunu sağlayan kanunlar (1879) Usul-i Muhakemat-ı Cezaiyye (1879) ve Usul-i Muhakeme-i Ticaret (1861) Kanunları, Fransız hukuk mevzuatından iktibas edilen kanunlardır. Kanun-i Esasi (1876), Usul-i Muhakemat-ı Hukukiyye (1879) ile son [[Ceza Kanunu]] (1858), karma nitelikli kanunların başında gelmektedir. Özel hukuk alanında ise Ticaret Kanunnamesi (1850) ile Ticaret-i Bahriye Kanunnamesi (1863) iktibas edilen kanunlardır. Bunun dışında kalan ve önemli bir bölümü özel hukuk alanına giren düzenlemelerin hemen hepsi dini/örfi hukuka dayanmaktadır.

Karma nitelikli kanunlar içinde 1858 tarihli Ceza KanunuBağlantı başlığı Türk hukuk tarihçilerinin büyük ilgisini çekmiş ve bazı önemli tartışmaların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. İslam hukukunun da önemli düzenlemeler getirdiği ceza hukuku alanında Osmanlı‘nın bu dönemde yaşadığı değişimleri görmek açısından söz konusu kanun gerçekten ilgi çekicidir. 1858 tarihinde yürürlüğe giren ve bazı tadillerle devletin sonuna kadar yürürlükte kalan bu kanun kendisinden önce hazırlanmış ve uygulanmış bulunan 1840 tarihli ceza kanunu ve 1851 tarihli ceza kanunlarından önemli farklılıklar gösterir. Öncekiler, büyük ölçüde klasik dönem kanunname geleneğine uygun olarak hazırlanmış iken, 1858 tarihli kanunun hazırlanmasında, hem sistem olarak hem de muhteva olarak batılı kanunlardan, özellikle de Fransız ceza kanunundan önemli ölçüde istifade edilmiştir.

1858 Tarihli Osmanlı Ceza Kanununun Kaynakları: Edit

Bu kanunun kaynaklarına gelince, bu hususla ilgili en başta kanunun mazbatasından bazı bilgiler edinmek mümkündür. Mazbataya göre, rüşvet ve zimmet suçları hususunda 1855 tarihinde hazırlanan 30 maddelik Men-i İrtikâp Kanunnamesinin bazı bölümleri ıslah ve tashihlerle kanun metnine alınmıştır. 1840 ve 1851 tarihli ceza kanunları da bu kanunun kaynakları arasında görülmektedir. Kanun tasarısı hazırlandıktan sonra görüşleri alınmak üzere gönderilen ilgili makamlardan biri olan şeyhülislamlığın görüş ve değerlendirmeleri de dikkate alınmış ve gerekli düzeltmeler yapılmıştır.1 Bütün bunların yanında [[1810 tarihli Fransız ceza kanunu]]nun (Code Pénal 1810), bu kanunun esas kaynağı olduğunda hemen hemen görüş birliği vardır. Ancak Fransız ceza kanununun iktibasının veya bundan istifadenin ne boyutta olduğu konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Bazı müelliflere göre [[1858 tarihli Ceza Kanunname-i Hümayunu]], Fransa ceza kanunun hatalar ihtiva eden bir tercümesidir,2 hemen hemen aynen iktibasıdır.3 Buna karşılık kanunun İslam hukukuna açıkça aykırılık taşımayan bir niteliğe sahip olduğunu söyleyenler de vardır.4 Bazı müellifler de ―kanunun esasları Fransız Ceza Kanunundan alınmış olmakla birlikte büyük değişiklikler ve ilaveler yapıldığı şeklinde orta görüştedirler.5 Ahmed Cevdet Paşa ise, bu kanunun hazırlığında Fransız Ceza Kanunundan bahsetmez. Ancak hazırlık çalışmalarında yaşanan bazı tartışmaları aktardığı satırlardan ―Avrupa kanunlarından istifade edildiği sonucunu çıkarılabiliriz.6 Hukuk tarihi metinlerinin hemen hepsinde her ne kadar bu kanunun Fransa Ceza Kanunundan istifade edildiği zikredilse de, bunun yalın bir ―iktibas olduğunu söylemek o kadar kolay görünmemektedir. Bir defa Fransa Ceza Kanunu 484 maddedir.7 Osmanlı Ceza Kanunu ise 264 maddedir. Ayrıca bu kanuna, İslam hukukuna ve Osmanlı uygulamasına uygunluk açısından bazı maddelerin de eklendiğini dikkate alırsak Osmanlı Ceza Kanununun mehaz kanuna yakın sayıda, hatta daha fazla madde içeriyor olması gerekirdi ve arada 220 maddelik bir fark olmazdı. Ayrıca diğer kanunlarla birlikte 1858 tarihli Osmanlı ceza kanununu da Fransızcaya tercüme eden ve Fransız ceza kanunundan alınan maddeleri de

1 Mazbatanın tamamı için bkz. Serkiz Karakoç, Ceza Kanunu Tahşiyeli-İlaveli, İstanbul 1331, s.25; Ahmet Akgündüz, Mukayeseli İslam ve Osmanlı Hukuku Külliyatı, Diyarbakır 1986, s. 832. 2 Yusuf Ziya, ―Kanun-ı Ceza Layihasının Hutut-u Asliyesi, Ceride-i Adliye, Birinci sene, sayı 4, 17 Kânunusani 1325, s. 138.

3 Bahaeddin Kantar, Hukuk-u Ceza Tatbikatı, İstanbul 1338, s. 75; Gülnihal Bozkurt, Batı Hukukunun Türkiye’de Benimsenmesi, TTK Yay., Ankara 1996, s.100; Sulhi Dönmezer-Sahir Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku,İstanbul 1994, c. I, s. 126.

4 Ahmet Akgündüz, ―1274/1858 Tarihli Ceza Kanunnamesinin Hukuki Kaynakları, Tatbik Şekli ve Men-i İrtikâb Kanunnamesi, Belleten, c. LI, sayı 199, s. 157–158; Halil Cin- Ahmet Akgündüz, Türk İslam Hukuk Tarihi, Timaş yay., İstanbul 1990, c. I, s. 346. Akgündüz, Osmanlı Kanunnameleri, c. I, s. 133‘de bu kanunun şer‘i hükümlere açıkça aykırılık taşımadığı görüşünü savunurken bir sayfa sonra “Arşiv belgelerinden ve uygulamadaki örneklerden, kanunun, had cezalarını kaldırmadığı, had cezalarının şer’iyye mahkemelerinin kararı, şeyhülislamlığın tetkiki ve padişahın tasdikinden sonra uygulandığı, ancak bu hukuki düzenlemenin, tazir cezalarının alanını had cezalarını bertaraf edecek şekilde tanzim ettiği ve kanun metninde şer’i hükümlere aykırı hükümlerin de bulunduğunu anlıyoruz.” diyerek telifi zor, çelişkili bir görüş ortaya koymuştur.

5 Hıfzı Veldet, ―Kanunlaştırma hareketleri ve Tanzimat‖ Tanzimat c. I, İstanbul 1999, c. I, s. 198; M. Akif Aydın, ―Ceza‖, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (DİA), c. VII, s. 478–482; M. Akif Aydın, ―Batılılaşma‖, DİA, c. V, s. 162–167; Mustafa Şentop, ―Tanzimat Dönemi Kanunlaştırma Faaliyetleri Literatürü‖, Türk Hukuk Tarihi, TALİD, İstanbul 2005, c.3, sayı 5, s. 658. Mustafa Şentop, Tanzimat Dönemi Osmanlı Ceza Hukuku, İstanbul 2004, s. 89–91. Farklı düzenlemelere ait bazı örnekler için bkz. ―Kanun-ı Cezamızın Edvar-ı Tekâmülü-IV‖, Ceride-i Adliye, Mart 1333 (7. Sene), sayı 156, s. 481; Şentop, ―Literatür‖, s. 658, 35 nolu dipnot. 6 Ahmed Cevdet Paşa, kanunun ilk hazırlanan metninde hükümdara suikast düzenleyenler hakkında idam cezasının öngörüldüğünü, fakat müzakereler esnasında hükümdara suikasdın kimse tarafından düşünülmemesi gerektiği, bu nedenle kanunda zikredilerek ilanının doğru olmayacağı kanaatine varıldığı, bunun üzerine kanun metninden bu hükmün çıkarıldığını anlatırken, Avrupa kanunlarında böyle bir düzenlemenin bulunduğunu söyler. Ahmed Cevdet Paşa, Tezakir, (haz. Cavid Baysun), TTK. Yay., I-IV, Ankara 1967, c. II s. 83. Ayrıca bkz. Ebulula Mardin, Medeni Hukuk Cephesinden Ahmet Cevdet Paşa, İstanbul 1996, s. 45–46. 7 Bu kanun için bkz. http://ledroitcriminel.free.fr/la_legislation_criminelle/anciens_textes/code_penal_de_1810.htm 3 gösteren George Young‘ın tespitlerini esas alırsak, Osmanlı ceza kanununda, sadece 126 maddede alıntı yapılmıştır.8 Buna göre Osmanlı ceza kanunu maddelerinin büyük bir kısmı Fransız ceza kanunundan farklı kaynaklara dayanmaktadır. Osmanlı kanunlaştırmaları üzerinde Fransa etkisinin yoğunluğunun bilinmesine ve ceza kanununun hazırlanmasında da tabii olarak buradan istifade edileceğinin akla gelen ilk düşünce olmasına rağmen Cevdet Paşa‘nın sözlerinden, üzerinde çalışılan metnin Fransız Ceza Kanunu olduğu sonucunu çıkarmak kolay değildir. Tespit edebildiğimiz kadarıyla Cevdet Paşa, Tezakir’de bu kanundan sadece iki yerde bahsetmektedir. İlki hükümdara suikastta bulunanların cezasının idam olması gerektiğini, bu hususun Avrupa kanunlarında da böyle olduğunu, kanun layihasının da bu yolda tanzim edildiğini, ancak kanun müzakereleri esnasında ―kanuna yazıp ilan ederek insanların aklına böyle bir düşüncenin getirilmesinin münasip olmayacağı gerekçesiyle metinden çıkarıldığını yazmaktadır.9 Diğer yerde ise Cevdet Paşa Avrupa kanunlarından hiç bahsetmez. 10 Eğer esas metin Fransız Ceza Kanununa ait olsaydı, Mecelle çalışmalarında olduğu gibi, burada da Cevdet Paşa‘nın bundan söz etmesinde bir engel olmadığını söyleyebiliriz.11 Bizim yukarıda yaptığımız değerlendirmelerin amacı, 1858 tarihli Ceza Kanununun, Fransız Ceza Kanununun aynen tercümesi olduğu veya aynen iktibas edildiği şeklinde bir görüşün isabetli olmadığını ifade etmektir. Söz konusu kanundan büyük ölçüde istifade edildiği gerçeğine 12 rağmen aşağıda görüleceği üzere, hazırlanan kanun taslağı ve müsveddesi ile nihai metin arasında büyük farklar bulunduğu, taslak üzerinde çok çalışıldığı da bir gerçektir.

1858/1274 Tarihli Ceza Kanununun Taslağı Edit

1858 tarihli Ceza Kanununun metninin oluşturulması sürecinde komisyon çalışmalarına ışık tutması bakımından, Millet Kütüphanesi‘nde bulduğumuz ve bu güne kadar herhangi bir yerde kendisine bir atıf görmediğimiz kanun taslağı ve müsveddesi, kanaatimizce büyük önem taşımaktadır.13 Bizim ulaştığımız bu taslak, 11 varak olup 52 maddelik bölümüyle tasarının ancak bir kısmını ihtiva etmektedir. İlk sayfasında “Tashihat-ı vakıa Peder Paşa merhumun kalemiyle” şeklinde bir not14 bulunan metnin, üzerindeki ve kenarlarındaki

8 George Young, Corps de Droit Ottoman, c. VII, Oxford 1906, s. 1–54. Bu kaynak için ayrıca bk. www.archive.org/details/corpsdedroitotto07younuoft 9 Tezakir, c. II, s. 83. 10 Ahmed Cevdet Paşa‘nın ifadeleri aynen şöyledir: “Ol vakit Meclis’ce elde ceza kanun-namesi müsveddesi olup takım takım anı tashih ile fasıl fasıl havas-ı vükela huzurunda kıraat ile kabul olundukça tebyize verirdim...” Tezakir, c. IV, s. 73. 11 Şentop, Tanzimat Ceza Hukuku, s. 90. 12 Bu kanunun mazbatasında Fransa Kanunlarına bir atıf bulunmazken, yürürlüğe girdikten 2 sene sonra 3 Cemaziyelahire 1277/1860‘ta yapılan ilk değişiklikte, buna dair hazırlanan Meclis-i Âlî-i Tanzimat mazbatasında Fransa Ceza Kanununa açıkça atıf yapılmaktadır. Bkz. Şentop, Tanzimat Ceza Hukuku, s. 90– 91, 261 nolu dipnot. 13 Bu müsvedde Millet Kütüphanesi‘nde Ali Emiri-Kavanin bölümünde ―Ceza Kanunu Müsveddesi‖ adıyla ve 64 numarayla kayıtlıdır. Aynı zamanda bu müsveddenin görüntüleri Süleymaniye Kütüphanesi bilgisayarlarında da bulunmaktadır. 14 Yukarıda da geçtiği üzere Ahmed Cevdet Paşa‘nın “Ol vakit Meclis’ce elde ceza kanun-namesi müsveddesi olup takım takım anı tashih ile fasıl fasıl havas-ı vükela huzurunda kıraat ile kabul olundukça tebyize 4 notlardan ve düzeltmelerden, epeyce çalışılmış olduğu anlaşılmaktadır. Bu notlara bakılacak olursa söz konusu metnin, komisyon çalışmalarına başlangıç teşkil eden bir metin olduğunu söylemek mümkündür. Çünkü bu müsvedde üzerinde yer alan notların dahi nihai metinde tam olarak yer almadığı görülmektedir.


Taslak metin ve kanundaki yerleri şöyledir: Edit

MUKADDĠME

(BĠRĠNCĠ FASIL) (Cinayât ve cünha ve kabâyıha mütaallik mevâddın mücâzât-ı müterettibe ve te’dîbât-ı mukteziyesi beyanındadır.)

Birinci Madde: Kanunen mücazat olunan ceraim üç nevidir. Birincisi cinayet, ikincisi cünha, üçüncüsü kabahattir.

(Kanun metninde 2.maddede aynen yer almıştır.)

İkinci Madde: Mücâzât-ı ta‗zibiyyeyi veya mücazat-ı terziliyyeyi başka başka istilzam eden veya ikisini beraber müstelzim olan ef‗âl cinayettir. Mücazat-ı idamiyye ve tazibiyye katl ve maatteşhir muvakkaten ve müebbeden küreğe konmak ve kalebend olmak maddeleridir. Nefy-i ebed ve müebbeden rütbe ve memuriyetten mahrumiyet mücazat-ı tahkiriyye ve terziliyyedir. (Kanunda 3.maddede değişik metinle düzenlenmiştir.)

Üçüncü Madde: Mücazat-ı tedibiyyeyi müstelzim olan ef‘al cünhadır. Hapis ve nefy-i muvakkat ve azil ve tecziye-i nakdi mücazat-ı tedibiyyedir. (Kanunda 4.maddede değişik bir metinle yer almaktadır.)

Dördüncü Madde: Muamele-i tekdiriyyeyi istilzam eden ef‘al ve harekât kabahattir. Yirmidört saatten otuz güne kadar hapis ve nihayet yüz kuruşa kadar mücazat-ı nakdiye ve lisanen tazir ve tevbih mücazat-ı tekdiriyyedir. (Kanunda 4.maddede değişik bir metinle düzenlenmiştir.)

BeĢinci Madde: İşbu cezaların hüküm ve tertibi ve icrası erbab-ı cinayet ve cünha ve kabaih aleyhine ashab-ı davanın hukuk ve tazminat-ı matlubesine katan halel getirmeyecektir. (Kanunda 9.maddede aynen yer almıştır.)

Altıncı Madde: Cünha ve cinayete müteallik mevadda memurin-i zabtiyye tarafından göz hapsine alınmak ve cezay-ı nakdi tertib olunmak ve gerek erbab-ı cinayet ve cünhanın malını veyahut vuku-u cinayet ve kabahatle hasıl olan emvali veya cinayet ve cünhanın icrasında müstamel olmuş veyahut istimal olunmak üzere bulunmuş olan eşyayı bilhassa musadere eylemek cezaları dahi müştereken hüküm ve tertib olunabilecektir. (Kanunda 12.maddede değişik metinle düzenlenmiştir.)

Yedinci Madde: Bazı ef‘al-i zahiriye ve bir mukaddime-i icraiyye ile cinayetçe vukubulacak teşebbüsat müteşebbisin iradetinden hariç bazı ef‘al ve avarız sebebiyle rehin tatil olmuş veyahut tesiratı görülmemiş olsa dahi adeta cinayet gibi hüküm ve itibar olunacaktır.

Sekizinci Madde: Kabayıha mütedair teşebbüsat ise kanunen tayin olunmuş olan mevaddın gayrı surette kabahat hükmünde tutulmayacaktır.

Dokuzuncu Madde: Her kabahat ve cünha ve cinayetin taraf-ı hükümetten zahire olunduğu veya müddeisi zuhur eylediği zamanda mer‘î olan kanun ve nizam ile tedibi icra olunup muahhar olan kanun ile mücazatı icra kılınmayacaktır. (Bu madde kanunun 15. maddesinde değiştirilmiş metinle yer almaktadır.)


(Birinci Bab:Cinayâta müteallik mevaddın cezaları beyanındadır) Edit

Onuncu Madde: İdam zirde muharrer olan mevadda tayin olunan cinayetler ashabı hakkında caridir. Bu cünhaya mustahak olacak caninin cinayetinin sübutu ve hükmünü havi bâlâsı tuğra-yı gara ile muvaşşah olarak sadır olan emr-i ali evvelemirde meydanı siyasette alenen kıraat olunmadıkça ol cani katl olunmaz. (Kanunda değiştirilmiş metinle 16.maddede yer almaktadır.)

Onbirinci Madde: Maktulün cesedi veresesine veresesi olmadığı halde mensup olduğu millet marifetiyle defin ettirilir. (Kanunda 17.maddede değişik metinle yer almaktadır.)

Onikinci Madde: Kürek ayaklarında demir olduğu halde hıdemat-ı şâkkada kullanılmaktır. Kürek cezasına müstahak olan şahıs hakkında teşhir usulü dahi icra olunur. Şöyleki cezaya hükmeden divan mazbatasının bir hülasası gayet kalın huruf ile yazılıp mücazat olunacak şahıs bulunduğu şehirde bir meydana veya memerrinnas olan bir mahalle götürülüp işbu hulasa

verirdim...” (Tezakir, c. IV, s. 73.) sözlerinden bu tashihlerin Ahmed Cevdet Paşa‘ya ait olma ihtimali söz konusu olabilir. 5 göğsüne konularak iki saat orada tevkif ve halka irae olunduktan sonra ayaklarına demir konularak mahal-i mücazatına götürülür. Onsekiz yaşından aşağı olan ve yetmiş yaşından ziyade bulunan ashab-ı cinayet işbu teşhir kaidesinden muaf olacaktır. (Kanunda 19.maddede aynen yer almaktadır.) Onüçüncü Madde: Müebbeden kürek ba‘det-teşhir dersaadette tersane-i amirede ve taşralarda devletçe tayin olunacak sair mahallerde caninin ayaklarında demir olarak ila vefatihi hıdemat-ı şâkkada istihdam olunmasıdır. (Kanunda değiştirilmiş metinle 20.maddede yer almıştır.)

Ondördüncü Madde: Muvakkat kürek kezalik ba‘det-teşhir devletin tayin edeceği yerlerde üç seneden onbeş seneye kadar demirbend olarak hıdemat-ı şâkkada kullanılmaktır. Fakat beş seneden aşağı olan kürek cezası mahallerinde dahi icra olunabilir. (Kanunda aynen 21.maddede bulunmaktadır.)

OnbeĢinci Madde: Kalebendlik devletçe tayin olunan kalelerin birinde üç seneden onbeş seneye kadar mahbus tevkif olunmaktır. Kalebend olan şahıs zabtiye nizamatının cevaz verdiği derecede dahil ve hariç kalede bulunanlar ile muhabere edebilecektir. (Bu madde kanun metninde 23, 24 ve 25.maddelerde değişik bir metinle yer almıştır.)

Onaltıncı Madde: Gerek kalebendlik gerek nefy-i ebed cezalarına müstahak olan şahıs kendisine ikametgah tayin olunan mahalden firar ederse tutuldukta muvakkat kürek cezasıyla mücazat olunur. (Kanunun 7.maddesinde değişik metinle yer almaktadır.)

Onyedinci Madde: Nefy-i ebed bir şahsın devletçe tayin olunan bir mahalle müebbeden gönderilip ikamet ettirilmesidir. Bu halde familyasının olduğu mahalle naklini isterse müsaade olunur. (Kanunun 28.maddesinde aynı metinle yer almaktadır.)

Onsekizinci Madde: Müebbeden rütbe ve hizmetten mahrumiyet cezası mücrimin maaş ve rütbe ve memuriyeti ref olunup fimaba‘d devletçe büyük ve küçük hizmette bulunmaktan ve rütbe ve maaşa nail olmaktan ve nişan takmaktan mahrum olmasıdır. (Kanunda değişik metinle 29.maddede bulunmaktadır.)

Ondokuzuncu Madde: Müebbeden ve muvakkaten kürek ve müebbeden nefy cezaları daimi olarak tarik ve memuriyet ve maaş mahrumiyetine müstahak olacaktır. Yalnız kalebendlik cezasında müddet-i mahbusiyetinde işbu mahrumiyete müstahak olup müddet-i cezasının tekmilinden sonra devletçe ıslah-ı nefs eylediği taayyün ederse tarik ve istihdam kabiliyetinin iadesi caiz olup fakat kalebendlik müddeti ne kadar ise nısfı mertebesi geçmedikçe işbu iade kabil olmayacaktır. (30.maddede değişik metinle yer almıştır.)

Yirminci Madde: Muvakkat kürek ve kalebend ve nefy cezaları tanzim olunacak ilam ve mazbataların tasdiki gününden itibar oluna. (26.maddede aynen yer almıştır.)

Yirmibirinci Madde: Muvakkat hapis cezasına müstahak olanların müddeti hapse duhulü gününden itibar oluna. (34.maddede değişik metinle yer almıştır.)

Yirmiikinci Madde: İdam ve teşhir cezaları sahib-i cinayetin müteallik olduğu din ve mezhebin eyyam-ı mahsusasında icra olunmaz. (Aynı yerde aynı metinle yer almaktadır.)

Yirmiüçüncü Madde: İdam cezasına müstahak olan karı hamile olduğunu ledel-ifade hamli tahakkuk ve kesb-i sübut eylediği takdirde cezası vad-ı haml ettikten sonra icra olunur. (18.maddede aynen yer almaktadır.)

Yirmidördüncü Madde: Muvakkat prangaya vad olunacak veyahut kalebend olacak eşhas müddet-i cezaları zarfında hukuk-u adiye-i şahsiyeden sakıt olacaklarından müddet-i muayyene-i mezküre zarfında kendi emval ve emlakını idare etmek üzere kendi reyiyle canib-i hükümetten bir vasi nasb ve tayin oluna. (27.maddede değişik metinle yer almaktadır.)

YirmibeĢinci Madde: Yirmidördüncü maddede muharrer ceza sahiplerinin emval ve emlaki müddet-i cezalarını tekmil ettikten sonra kendilerine iade olunarak tayin olunan vasiler dahi idare-i vakıalarının muhasebatını kendilerine i‘tâ eyleyeler. (27.maddede değişik metinle yer almıştır.)

Yirmialtıncı Madde: Bu makulelerin müddet-i cezası cari oldukça îradlardan bir akça kendilerine i‘tâ olunmaya. (27.maddede değişik metinle yer almıştır.)

Yirmiyedinci Madde: Nefy-i muvakkat cezasına müstahak olan şahıs müddet-i cezasını tekmil etmezden evvel menfasından firar ile memalik-i mahruse-i saireye gider ise işbu kabahati ledes-sübut müddet-i bakiyesi mikdarı kalebend olmak cezasıyla mücazat kılına. (7.maddede değişik metinle yer almıştır.)

Yirmisekizinci Madde: Ref-i rütbe ve hukuk-u şahsiyeden müebbeden iskat cezaları evvela memuriyetten azil ile ilelebed hizmet-i devlet-i aliyyede istihadam olunmak ve saniyen kaffe-i hukuk-u mülkiyeden ve gerek nişanı talik etmek salahiyetinden mahrum olmak salisen icray-ı tahkikatta kullanılmak ve bir davada istişhadı lazım geldiği takdirde ifadesi bayağı malumat hükmünde kabul olunup davaca hükümsüz tutulmak ve rabian vasilik ve familyaca işlerde bulunmak misillü 6 mevad icrasına muktedir olmamak ve hamisen silah taşımak ve hizmet-i askeriyede istihdama salih olmamak ve hiçbir mektepte hocalık ve saire misillü bir sanatta kullanılmamak hususlarından ibarettir. (31.maddede değişik metinle yer almıştır.)

Yirmidokuzuncu Madde: Ref-i rütbe ve hukuk-u şahsiyeden iskat cezası başlıca ceza olarak hükmolunduğu takdirde beş seneden ziyade olmamak üzere hapis cezası dahi birlikte hükmolunacağından sahib-i kabahat bir ecnebi veyahut hukuk-u şahsiyesini zayi etmiş tebadan olduğu takdirde mutlaka hapis cezası hüküm oluna. (32.maddede değişik metinle yer almıştır.)

Otuzuncu Madde: İdam ve müebbed veyahut muvakkat pranga ve nefy-i ebed ve kalebend ve nefy-i muvakkat ve ref-i rütbe ile hukuk-u şahsiyeden iskat cezaları hükmeden karar ve ilamların hulasa-i meali evrak-ı mahsuse ile ilamın tanzim olduğu eyalet merkezinde ve cinayet ve kabahatin vukubulduğu kazada ve gerek ilamın icra olunacağı mahalde ve mücrimin sakin olduğu mevkide başka başka yaftalar yapıştırılarak ilan oluna. (33.maddede değişik metinle bulunmaktadır.)

Otuzbirinci Madde: Hapis cezası devlet hapishanelerinde müddet-i mahkume içinde tevkif olunmaktır. Bu mekule mahbusların devletçe tayin olunan usul ve nizama ve hallerine göre ve kendilerine istidadı olan münasip işlerle işgal olunmaları caiz olacaktır. (34.maddede değişik metinle düzenlenmiştir.)

Otuzikinci Madde: Nefiy mücazatı bulunduğu yerden bir başka mahalle gönderilip tağrib olunmaktır. (Değişik metinle 35.maddede düzenlenmiştir.)

Otuzüçüncü Madde: Azil cezası memuriyeti ve hizmeti olanların memuriyetlerinden çıkarılması ve hizmete mahsus maaşı olanların kat olunmasıdır. Ve ceza tayin olunan müddet içinde hizmet ve maaşa nail olamayacaktır. İşbu maddede beyan olunan azil cezası cünha ve cinayat-ı sabite üzerine kanunname-i hümayun mucibince azil lazım gelenler haklarında olduğundan adem-i iktidar ve idaresine veyahut vuku-u istifasına mebni memuriyetten infisal edenler bu kayıttan müstesnadırlar. (Değişik metinle 36.maddede yer almıştır.)

Otuzdördüncü Madde: Mücazat-ı nakdiye bir şahıstan kanunen tedip için akça alınmasıdır. Mücrim olan şahsa hem hapis ve hem de cezay-ı nakdi hükmolunup da cezay-ı nakdiyi adem-i iktidarı cihetiyle veremeyen olur ise evvel şahsın müddet-i mahbusiyyetinin nısfı ilave ile müddet-i mahbusiyyeti temdid olunacaktır. Ve yalnız cezay-ı nakdi hüküm olunup da veremez ise mücazat nakdiyenin mikdarına göre yirmi dört saatten üç aya kadar hapse konulur. (Değişik metinle 37.maddede bulunmaktadır.)

OtuzbeĢinci Madde: Darp, mücrimin, telefini icap eden yerlerine olmayarak on değnekten yüz değneğe kadar darp olunmasıdır. (Bu madde, kanunda yer almamaktadır.)

Otuzaltıncı Madde: Kanunun tayin ettiği ahvalden mâada hallerde mükerrerler hakkında ceza iki kat olacaktır. (Aynen 8.maddededir.)

Otuzyedinci Madde: Kanunun mesağına göre işbu cezalar bazen yalnız ve bazen ikisi beraber olarak icra kılınacaktır. (Değişik metinle 6.maddede yer almıştır.)

Otuzsekizinci Madde: Kabayıha müteallik mevaddı hüküm ve tesviye edecek mehakim canibinden bazı hukuk-u şahsiyeden iskat olunmak yani evvela devlet aliye memuriyetlerinden istihdam olunmak ve saniyen hizmet-i celile-i askeriyede kullanılmak ve salisen bir madde tahkike memur olmak veyahut senedat-ı mevsukada şahit yazılmak ve rabian mehakimde istişhad olunmak misillu hukuk-u şahsiye icrasından mahrumiyet cezası dahi tertib olunabilir. (Değişik metinle 38.maddede düzenlenmiştir.)

Otuzdokuzuncu Madde: Devletin dahilen ve haricen asayişini ihlal edecek cinayat ve kabayıha cüret etmiş olan eşhaş kanunen tayin olunacak müddet-i cezaiyesini tekmil ettikten sonra mutlaka zaptiye nezareti altında bulunacaktır. (Değişik metinle 13.maddede bulunmaktadır.)

Kırkıncı Madde: Mevadd-ı muharrereden başka kanunen lazım gelmedikçe hiç kimse zaptiye nezareti altına alınmayacaktır. (Aynen 14.maddede yer almıştır.)

Kırkbirinci Madde: Emval-i mesrukanın aynen istirdadı veyahut tazminatı mutlaka ol cinayetin failine hükmolunur. (Değişik metinle 44.maddede düzenlenmiştir.)

Kırkikinci Madde: Cezay-ı nakdi ve istirdad-ı emval-i mesruka ve tazminat ve küzeşte ve masarif-i saireye dair tanzim olunan ilanat-ı kanuniye mahkumun imtinaı takdirinde hapis ve tazyikle icra oluna. (Aynen 11.maddede yer almıştır.)

Kırküçüncü Madde: Cezay-ı nakdi hazine-i devlete ait olmak üzere hükmolunup sahib-i cinayet müddet-i cezası tekmil ettikten sonra bu cezay-ı nakdiyi îta etmemesinden dolayı altı ay kadar hapis olunup da cezay-ı nakdiyi ifaya kudreti olmadığını isbat eder ise muvakkaten sebili tahliye oluna. Bu cezay-ı nakdi için hapsi eğer kabayıha müteallik mevadda dair olursa üç mâhdan ziyade olmaya ve muvakkaten sebili tahliye olunanların kesb-i kudret eyledikleri haber alındığı gibi ahz ve tahsil ve muhalefet vukuunda hapis ve tazyik oluna. (Aynen 39.maddede yer almıştır.) 7 Kırkdördüncü Madde: Bir cinayet ve kabahate müttehiden mütecasir olanların cezay-ı nakdi ve istirdad-ı emval-i mesruka ve tazminatı ve saire ifasında kefil bil-mal kaidesine tatbikan hangisinin kudreti ziyade ise ondan ahz ve tahsil kılına. (Değişik metinle 46.maddede yer almıştır.)

KırkbeĢinci Madde: Cezay-ı nakdi ile beraber emval-i mesruka istirdadı ve tazminat vesaire birlikte hükmolunduğu takdirde evvel bievvel emval-i mesruka ve tazminat tahsil oluna. (Aynen 10.maddede yer almıştır.)

Cinayet ve kabahat için mesul veyahut mafuvv veya mücazata müstahak olan eĢhasa dairdir. (Kısm-ı Evvel)

Kırkaltıncı Madde: Cinayet ve kabahatin müşterek failleri dahi kanunun sarahati olan maddelerden gayri mevadda ol cinayet ve kabahatin asıl failleri gibi mücazat oluna. (Değişik metinle 45.maddede yer almıştır.)

Kırkyedinci Madde: Kuvve-i maliye ve nüfuziye ile veya hiyel ve desais imaliyle bir cinayet ve kabahatin vukuuna aherini davet eden veyahut bir şahsın o makule cinayatı irtikap etmesi için talimat veren veyahut ol cinayet ve kabahatin icrasında müstamel olan esliha ve âlât ve esbab-ı saireyi bile bile tedarik ve îtâ eden veyahut bir cinayet ve kabahatin vukuunu teshil veya icrasını mucib olan vukuatta erbab-ı cinayete bilerek muavenet eyleyen eşhas asıl sahib-i cinayet ve kabahat gibi mücazat oluna. Ancak bu mekule cinayetleri tertip eden eşhas devletin dahilen ve haricen emniyetini ihlal edecek cinayete mahsus olan ceza ile mahkum olmaz. Yani cinayetleri ihlal asayiş-i umumiyeyi veyahut haricen fesadı müeddi olacak dereceye varmaz ise ol halde muavinlerine asıl sahib-i cinayet gibi mücazat oluna. (Burada yapılmak istenen düzenleme, muhtemelen, bir önceki maddenin kanunda yer almasının yanında, kanunda “devlet-i aliyyenin emniyet-i dâhiliyesini ihlal eden cinayet ve cünhalar” kapsamında görülerek 55, 56, 57, 58 ve 63.maddelerinde örgütlü suçlar bağlamında farklı bir şekilde düzenlenmiştir.)

Kırksekizinci Madde: Devletin emniyet haline ve gerek asayiş-i umumiyesine ve halkın mal ve canına dokunacak taaddiyat edenlerin harekat-ı kabihasını bilip de bila zarure bunlara sığınacak ve içtima edecek mahal verenler şerik-i cani gibi mücazat oluna. (Bu madde de kısmen 63.madde kapsamında ve değişik bir metinle yer almıştır.)

Kırkdokuzuncu Madde: Bir cinayet ve kabahatin irtikabıyla istihsal olunmuş olan emval ve eşyay-ı mesrukanın cümlesini veyahut mikdarını bilerek mecburiyet-i sahihası olmadıkça ketm ve ihfa edenler ol cinayet ve kabahatin asıl failleri gibi mücazat oluna. (Kanunda bu maddeye benzer bir düzenleme göremedik.) Ellinci Madde: İdam cezası asıl sahib-i cinayet hakkında hükmolunduğu takdirde bunun yatağı hakkında dahi müebbeden kürek cezası hükm oluna ve her halde müebbed kürek ve nefy-i ebed cezaları şerik-i cani olanların ledel-iştirak kanunun idam ve müebbed kürek ve nefy-i ebed cezalarının hükmettiği ahvale vukufu olduğu sabit ve muhakkak olmadıkça şerik-i cani cihetinde yalnız muvakkat kürek cezası hükmoluna. (Kanunda 63.maddede değişiklik yapılarak düzenlenmiştir.)

Ellibirinci Madde: Sahib-i cinayet ve kabahat bir cinayet ve kabahati hin-i irtikabında cinnet halinde bulunduğu veyahut kendisinin mukavemet edemeyeceği bir zaruret-i şedide ile mecbur olmuş olduğu sabit olursa mücazat-ı kanuniyeden mafuv tutula. (Değişiklikle 41.maddede düzenlenmiştir.)

Elliikinci Madde: Hiçbir cinayet ve kabahat kanunun sarahat ve cevazı olmadıkça af olunamaz veyahut cezası kılınamaz. Fakat bu misillülerin affı veyahut tahfif-i cezası mutlaka irade-i seniyye-i hazret-i padişahi suduruna muhtaçtır. (Değişik bir metinle 47.maddede düzenlenmiştir.)

Elliüçüncü Madde: Sahib-i cinayet ve kabahat hadd-i buluğa vasıl olmadığı sabit olduğu halde af oluna. Ancak bu mekuleler bulundukları hale göre kendi valid ve akrabalarına ve valide ve akrabası taraflarından kefalet-i kaviye gösterilmediği halde polis marifetiyle bir ıslahhaneye teslim kılına. (Değişiklikle 40.maddede yer almıştır.)

Sonuç ve Değerlendirme: Edit

Ele aldığımız Ceza Kanununa ait bu taslak metinle kanun metni arasında yaptığımız mukayeseden şu sonuçları çıkarmak mümkündür: — Kanunun ilk maddesinde yer alan ―bu kanunla şeriatın devlet başkanına tanıdığı tazir cezalarının düzenlendiği ve şeriatın şahıslara tanıdığı haklara zarar gelmeyeceğini‖ beyan eden madde, bu metinde yoktur. Daha sonra tashih çalışmaları esnasında bu madde yan sayfa boşluğuna not edilmiş ve esas metne alınmıştır. Bu durum bize kanunun hazırlık sürecinde İslam hukukunun dikkate alındığını açıkça göstermektedir. 8 — Bu taslakta önceki kanunlarda da yer alan değnek cezası bulunmaktadır (md. 35). Kanunda yer verilmeyen bu düzenleme, Fransız Ceza Kanununda da bulunmadığına göre önceki Osmanlı Ceza Kanunlarından alınmış olmalıdır. — Suça iştirak fiili ve buna verilecek cezalar, kanundan daha detaylı ve devlete karşı işlenen suçlardan ayrı olarak düzenlenmiştir. Bunların ele alınış şekli nihai metinden çok önceki ceza kanununa benzemektedir. Daha sonra bunların bir kısmı, kanun yazımı esnasında farklı bablar içine derc edilmiştir. — Taslaktaki maddelerin bir kısmı aynen, büyük bir kısmı ise değiştirilerek nihai metne alınmıştır. Bazı maddelere ise kanunda hiç yer verilmemiştir. — Taslaktaki 47–50. maddeler suça iştirak, azmettirme, yardım ve yataklık suçlarını düzenlemektedir. Kanunda ise bu konular tasarıdaki kadar sarih düzenlenmemiş, kısmen dâhili emniyeti ihlal kapsamında 55–58.maddelerde, daha çok örgütlü suçlar bağlamında ele alınmıştır. — Taslak metnin sistemi de asıl kanundakinden farklıdır. Mukaddime ―birinci fasıl‖ ile başlamakta, ilk 9 maddeden sonra ―birinci bab‖ gelmektedir. 31. maddeden 45. maddeye kadar ―ikinci bab‖ yer almaktadır. Sonra da ―Cinayet ve kabahat içün mesul veyahut mafuv veya mücazata müstahak olan eşhasa dairdir‖ üst başlığıyla ―kısm-ı evvel‖ başlamaktadır. Kanunda ise mukaddimedeki genel hükümler (1–47. md.) dört fasıl içinde bulunmakta, sonra ―birinci bab‖ ve alt bölüm olarak ―birinci fasıl‖ ile devam etmektedir. Görüldüğü üzere bu müsveddenin hem sistemi, hem bölüm başlıkları, hem de maddelerin tanzimi ve içeriği esas kanun metninden epey farklılıklar taşımaktadır. Bütün bunlar, kanunun Fransız veya diğer batılı kanunlardan istifade edilmediğini göstermez. Ancak ―aynen iktibas‖ veya ―tercüme‖ olmadığını, dahası hazırlık sürecinde başka kaynakların yanında İslam hukukunun getirdiği düzenlemelerin de dikkate alındığını ortaya koymaktadır. 9

KAYNAKÇA Edit

Ahmet Akgündüz, , Mukayeseli İslam ve Osmanlı Hukuku Külliyatı, Diyarbakır 1986. Ahmet Akgündüz, Osmanlı Kanunnameleri, I-IX, İstanbul 1990–1996. Ahmet Akgündüz, ―1274/1858 Tarihli Ceza Kanunnamesinin Hukuki Kaynakları, Tatbik Şekli ve Men-i İrtikâb Kanunnamesi‖, Belleten, TTK. Yay., c. LI, sayı 199, 153–193, Nisan 1987. Ahmed Cevdet Paşa, Tezakir, (haz. Cavid Baysun), TTK. Yay., I-IV, Ankara 1967. Bahaeddin Kantar, Hukuk-u Ceza Tatbikatı, İstanbul 1338. Bozkurt, Gülnihal, Batı Hukukunun Türkiye’de Benimsenmesi, TTK Yay., Ankara 1996. George Young, Corps de Droit Ottoman, Oxford 1906. Halil Cin-Ahmet Akgündüz, Türk İslam Hukuk Tarihi, I-II, Timaş yay., İstanbul 1990. Hıfzı Veldet, ―Kanunlaştırma hareketleri ve Tanzimat‖ Tanzimat, İstanbul 1999. Ebulula Mardin, Medeni Hukuk Cephesinden Ahmet Cevdet Paşa, İstanbul 1996. M. Akif Aydın, ―Ceza‖, DİA, c. VII, s. 478–482. M. Akif Aydın, ―Batılılaşma‖, DİA, c. V, s. 162–167. Mustafa Şentop, Tanzimat Dönemi Osmanlı Ceza Hukuku, İstanbul 2004. (Tanzimat Ceza Hukuku) Mustafa Şentop, ―Tanzimat Dönemi Kanunlaştırma Faaliyetleri Literatürü‖, Türk Hukuk Tarihi Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, c. 3, sayı 5, İstanbul 2005. (―Literatür‖) Serkiz Karakoç, Ceza Kanunu Tahşiyeli-İlaveli, İstanbul 1331. Sulhi Dönmezer-Sahir Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, İstanbul 1994. Yusuf Ziya, ―Kanun-ı Ceza Layihasının Hutut-u Asliyesi‖, Ceride-i Adliye, Birinci sene, sayı 4, 17 Kânunusani 1325. ―Kanun-ı Cezamızın Edvar-ı Tekâmülü-IV‖, Ceride-i Adliye, Mart 1333 (7. Sene), sayı 156, s. 480-496. EKLER: 1858 TARİHLİ CEZA KANUNU MÜSVEDDESİ 10 11 12 13 14 15


== 2.1. 1840 Ceza Kanunnamesi Bağlamında Tanzimat Ceza Hukuku ====

Tanzimat fermanı şeriate çok ısrarlı atıflar yaparak başlar: fermanda son 150 senedir çeşitli sebeplerden dolayı şeriate uyulmadığı için kuvvetin zayıflığa, refahın da fakirliğe dönüştüğü belirtilmektedir. Bu fermanın şeriate ısrarlı atıflarda bulunması, muhafazakar tepkileri baştan önlemek için şekli bir vurgu olarak değerlendirilebilir. Ve temel insan haklarının da şeriat gereği güvence altına alındığı belirtilmiştir.46 Bütün Tanzimat döneminde her alanda girişilen reformlarda eskiyi tamamıyla ortadan kaldırmak ve yerine yenilerini ikame etmek gibi bir yol takip edilmeyerek siyasette, kültürde, hukuk ve adli düzenlemelerde ikili bir yapı ortaya çıkarılarak medresenin yanında mektep, nizamiye mahkemelerinin yanında kadı yargılaması, Fransız Ceza Kanunu yanında şer’i hukuk, Batı kültürü yanında Doğu kültürü 45 Tahir, (1940), s. 222. 46 Mümtaz’er Türköne, Osmanlı Modernleşmesinin Kökleri, İstanbul, Yenişafak Kitaplığı, 1995. gibi genel bir panorama ortaya konmuştur. Tanzimat reformunun en çok etki ettiği saha olan hukuk sahası alanı içinde ceza hukuku da önemli bir yer oluşturmuştur. Tanzimat Osmanlı devletinde o zamana kadar hüküm sürmüş bulunan keyfilikten hukukiliğe, kanunsuzluktan meşruiyete, emniyetsizlikten emniyete geçişi ifade eden bir süreçtir47. 1839 yılında okunan Tanzimat Fermanı, başlangıcında ülkenin problemlerini dile getirdikten sonra -ülkenin kötü gidişini engellemek ve memleketin iyi idaresi için bazı yeni kanunlar gerektiğini ve -bu kanunların can, mal, ırz güvenliğini sağlayacağını, -adalete uygun olmadığı için müsadere sisteminin de kaldırılacağını ayrıca -ceza davalarının açık ve etraflıca görülmedikçe ve suçlular hakkında şer’i hüküm tertip edilmedikçe kimsenin açık ya da gizli öldürtülemeyeceğini, -çıkarılan kanunlara aykırı davrananların cezalarını saptamak için ayrıca bir ceza kanunnamesi yapılacağını, -bu kanuna göre ise herkesin hatır ve rütbeye bakılmadan cezalandırılacağını bildirmiştir48. Fermanda bu temel haklara ve bunların teminat altına alınması için çıkarılan kanunlara padişah dahil herkesin uyması gerekliliği de vurgulanmıştır.49 Bu fermandaki önemli hususlardan biri de mü47 Hıfzı Veldet, Kanunlaştırma Hareketleri ve Tanzimat, Tanzimat I, İstanbul, Maarif Matbaası, 1940, s. 139. 48 Bozkurt, a.g.e., s. 97; Gökcen, a.g.e., s. 17. 49 Gökcen, a.g.e., s. 17. AndHD, 2015, C.1, S.1 72 1840 Tarihli Ceza Kanunname-i Hümayunu İncelemesi sadere yönteminin, malına el konulan kişinin mirasçılarının mirastan mahrum olması sebebiyle, adaletsizliğinden bahsedilerek cezaların şahsiliği ilkesine yapılan vurgudur. Fermanın çalışma açısından en değerli kısmı kanun önünde eşitlik ve cezaların eşitliği hususlarının temini için yapılması vadedilen ceza kanunudur. Tanzimat döneminin ilk ceza kanunnamesi olma niteliğini haiz 1840 kanunnamesi Tanzimat Fermanında belirtilen hususları teyit eder ve pekiştirir nitelikte olmakla beraber daha ziyade devlet memurlarını hedef almıştır.50 Şeriat hukukunu modernleştirmenin ilk denemesi olarak yeni bir kanun yapma girişiminin ceza alanında başlamasının iki temel sebebi olarak şu söylenebilir ki; Eski Osmanlı uygulamasında şeriatın ukubat denilen ceza kurallarının kimileri hükümsüz kalmış, örneğin şeriat hukukundaki kısas ve diyet kuralları uygulanırlığını yitirmiş, fıkhın hükümdara tanıdığı tazir hakkı sayesinde şeriat hukukunun tüzel kişi hakları, özel hukuk alanına kıyasla çok dar kalmıştı.51 Tanzimat bildirisinin esas maddelerinden olan can, mal, namus korunurluğu ilkeleri artık şeriatten bağımsız bir ceza hukuku alanının geliştirilmesini gerektiriyordu. İslam hukukunun tanımadığı suçların, padişahın örfi yetkisine dayanılarak cezalandırılmasına alışılmıştı ve ilk dü50 Türköne, a.g.m., s. 41. 51 Berkes, a.g.e., s. 222. zenlemenin de bir ceza kanunu olması tepki yaratmazdı. Ayrıca fermanda da belirtildiği gibi vatandaşın kanun hükümlerine göre cezalandırılmamasından doğan büyük sakıncaların da giderilmesi ve II. Mahmut’un yalnız memurlar ve ulema için çıkarmış olduğu ceza kanununun yarattığı eşitsizliklerin de ortadan kaldırılması gerekiyordu.52 Bu kanun, Osmanlı devletindeki bütün vatandaşları ayrıcalıksız olarak kapsamına alması bakımından ilktir. 1840 Ceza Kanunnamesi bir yandan çağdaş ceza kanunlarının bazı yanlarını alırken öte yandan şeriatten gelen ve üstelik artık hükümsüzleşmiş olan bazı kurallar da içeriyordu.53 Bu kanunun içerdiği devlet memurlarıyla halkı, Müslüman ile gayrümüslimi ayırmayan eşitlik ilkesine ve kaleme alınış biçimine bakıldığında Batı’nın ceza hukuku kavramlarından ve kanun koyma tekniğinden kısmen yararlanıldığı gözükmektedir.54 Kanuna öncelikle şekil itibari ile bakıldığında bir mukaddime, bir hatime ile on üç fasılda kırk maddeden ve padişahın kanun hakkındaki görüşünü bildiren Hatt-ı Hümayun’dan ibaret olduğu görülür. Bugünkü kanun tekniğine nisbeten oldukça 52 Üçok, Mumcu, Bozkurt, a.g.e., s. 343. 53 Berkes, a.g.e., s. 223. 54 İştar, B. Gözaydın, Türkiye Hukukunun Batılılaşması, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce Ansiklopedisi, Cilt: 3, İstanbul, İletişim Yayınları, 2002, s. 286. 73 CANDAN ilkel bir biçimde kaleme alınmış olan, suç genel teorisine ilişkin hiçbir hüküm bulunmayan ve Osmanlı kanunname geleneğine daha yakın55 bu yasa, suçları gruplara ayırarak özellikle ölüm cezasını gerektirecek eylemleri sınırlamış üstelik bu cezanın yerine getirilmesini padişahın onayına bağlamıştır.56 Can güvenliğini sağlamada bu önemli bir adımdır, zira daha önce hükümdarın örfi yetkisine dayanarak gelişigüzel verdiği ölüm cezaları kesinlikle kalkmıştır. Ayrıca memurların işleyebilecekleri suç ve cezalar tek tek belirtilerek, cezalandırılması gereken bütün eylemler kanuna alınmıştır. Fakat en fazla sakıncalı tarafı her suça tek ve sabit bir ceza verilerek hakime somut olayın vasıflarına göre cezayı artırma ya da azaltma şeklinde takdir hakkı ve yetkisi tanınmamış olmasıdır57. Yine önemli bir adım olarak şer’i ve örfi cezalar birleştirildiği için ceza hukuku alanında bütünlük sağlanmıştır.58 1840 ve sonrasında çıkan 1851 ve 1858 Ceza Kanunnameleri “şeriat mahkemeleri” adıyla anılmaya başlayan mahkemelerden ayrı olarak nizamiye ya da adliye mahkemelerinde uygulanıyordu. Nizamiye ve Adliye mahkemeleri Adalet Bakanlığının alanına girer55 Mustafa Şentop, Tanzimat Dönemi Kanunlaştırma Faaliyetleri Literatürü, Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, Cilt: 3, Sayı: 5, 2005, s. 653. 56 Üçok, Mumcu, Bozkurt, a.g.e., s. 343. 57 Üçok, Mumcu, Bozkurt, a.g.e., s. 343. 58 Üçok, Mumcu, Bozkurt, a.g.e., s. 343. ken Şeriat mahkemeleri Şeyhülislamlık’ın alanında kalınca, bu durum iki hukuk sistemi, iki adalet örgütü ve yöntemi, farklar ve çatışıklıklar doğuruyordu.59 Dinsel sahadan dünyasal hukuk sahasına doğru gerçekleşen kayma, şeriat hukuku ile yeni kanunlar arasındaki tutarsızlıkları ve güçlükleri artırıyor 74 1840 Tarihli Ceza Kanunname-i Hümayunu İncelemesi nunlara aykırı hareket gerçekleşmeyeceğine dair fermanda bildirilmiş olan vaat burada tekrar ve teyit edilmektedir.64 Zira bütünü incelendiğinde 1840 tarihli Ceza Kanununda sadece bir ceza kanunu hazırlayıp yürürlüğe koyma amacının aşıldığı, padişah tarafından Tanzimat fermanı ile bugün anladığımız anlamda hukuk devletinin gerçekleştirilmesi için vadedilen ıslahatın önemli bir kısmının bu kanun ile yapıldığı görülebilir.65 Tanzimat dönemi Osmanlı kamu hukukunun, Osmanlı anayasa hukukunun en önemli belgesi olarak söylenebilir ki Tanzimat fermanı da mutlaka Ceza Kanunname-i Hümayun ile birlikte ele alınmalı ve değerlendirilmelidir.66 Kanun metninin bütün mahkemelere ve idari yerlere gönderilmesi ve her türlü hukuki ve idari konularda bu kanuna müracaat edilmesi gereğinden bahsedilerek, ayrıca ilave gerektiğinde bunun da yerine getirilmesi emredilmektedir.67 Kanunun mukaddimesinde “…Gülhane’de kıraat olunan Hatt-ı hümayun-u adalet makrun-i Hazret-i Şahane mucebince kaffe-i olunmak lazımdır…”. 64 Veldet, a.g.m., s. 176. 65 Pertev Bilgen, a.g.e., s. 65. 66 Bilgen, a.g.m., s. 65. 67 “…ve bu müesses olan kanunnamenin aslı, cümle kavaninin hami-i kavisiolan meclis-i Ahkam-ı Adliye’de hıfzolunarak nüsah-ı matbuası dahi kaffe-i mehakimde ve memalik-i Devlet-i Aliyye’mizin meşveret meclislerinde ve sair iktiza eden yerlerde bulunup da mevadd-ı kanuniye ve nizamiyede ona müracaat olunmak olunmak lazım geleceğinden bu hususun dahi icray-i iktizasına ibtidar olunsun. Ve bazı zeyl ve ilavesi muktazi olan şeyler oldukça onun dahi icabına bakılsın”. tebea-i Devlet-i Aliyye bila istisna emniyet-i can ve mal ve mahfuziyet-i ırz ve namus hukuk-u mefruzasına ez-ser nev-nail olmuş ve ber-muktezay-i hürriyet-i şer-iyyede herkesin yeksan ve siyan olması umur-i tabiiyyeden bulunmuş olmakla bade en ezin herkes kendi hukukunu bilip ondan vazgeçmemek ve diğer birisi kendi hukukuna tasallut edecek olursa onun def ’ini davaya muktedir olmak ve kavanin-i müesseseye muhalif hareket edenler herkim ve hangi rütbede olur ise olsun haklarında mücazat-ı mukarrere icra olunmak üzere bairade-i seniyye tertip olunan Ceza Kanunnamesidir” denildikten sonra bu hükümlerin tamamlayıcısı kabilinden olmak üzere hatimesinde de “… iş bu kavanin-i müessese yalnız Devlet-i Aliyye memurlarının nezaret ve dikkatlerine münhasır olmayarak hukuk-u müştereke iktizasınca bil cümle efrad-ı nasın dahi nezaret-i umumiyesi tahtında68 bulunup bu maddeleri tahkik ve tecessüs ve taharriye ve adem-i icrası takdirinde keyfiyeti taraf-ı Devlet-i Aliyyeye ihbar ile ihkak-ı hak olunması istidava herkesin hakkı ola…”denilerek adeta bir haklar beyannamesi niteliğinde olan Tanzimat fermanında varlığı soyut olarak 68 Bilgen, bu ifadenin 1961 Anayasasının başlangıcındaki “… O’nu asıl teminatın vatandaşın gönüllerinde ve iradelerinde yer aldığı inancı ile, hürriyete, adalete ve fazilete aşık evlatlarının uyanık bekçiliğine emanet eder.” İfadesi ile benzerlik taşıdığını söyler, Bilgen, a.g.m., s. 66. 75 CANDAN gösterilen özgürlükler, kanun önünde eşitlik, hak arama özgürlüğü kapsamında iddia ve müdafaa hakkı ile dilekçe hakkı ilk defa kabul edilip somutlaştırılarak bir belge niteliği yaratılmıştır. Bu, Tanzimat ruhunun ve hatta lafzının canlı olarak devamı olmakla birlikte, batıdaki tabii hukuk, liberalizm ve rasyonalizm cereyanlarının ve Fransız İhtilali’nin ortaya çıkardığı eşitlik ilkesinin etkisini de açıkça göstermektedir.69 Özellikle hatimede, konulan kanunların sadece devlet memurlarının değil bütün toplum fertlerinin (efrad-ı nas) genel denetimleri altında bulunduğunun söylenmesi de bu etkinin en açık göstergelerindendir.70 Kanun, can, ırz, namus ve mal güvenliğini bir haklar bildirisinden öte düzenlemekte, devlete, ulema ve vüzeraya, devlet memurlarına ve sıradan vatandaşlara karşı korumakta ve hatta bugünkü manada ilkel gibi görünse de bu özgürlüklerin sınırını da tespit etmektedir71. Kanunun hitabı bakımından bir noktaya dikkat çekmek gerekirse, Ceza Kanunname-i Hümayunu, bütün ceza ka69 Veldet, a.g.m., s. 177. 70 Ejder Okumuş, Osmanlı Devleti’nde Modernleşme Süreci, Osmanlı Devleti’nde Eğitim Hukuk ve Modernleşme, İstanbul, Özgü Yayınları, 2006, s. 280. 71 Bilgen, a.g.m., s. 67,“… herkes emr-i ululemre ve ahkam-ı şer’iyye ve kanuniyeyeitaat ve inkiyad ile memur ve mecbur olarak aksine hareketi takdirinde mes’ul ve muateb olacağından…” (Dokuzuncu Fasıl, Birinci Madde), “…herkes… her bir sınıfın zabit ve rüesasına itaat ve inkiyad ve her halde usul-i edebiyeye riayet etmeleri ve vazifesinden hariç şeylere tasaddi etmemeleri lazımeden olmakla…” On İkinci Fasıl, Birinci Madde). nunlarına benzer şekilde, adam öldürme, ırz ve namus aleyhine işlenen suçlar, mal aleyhine işlenen suçlar, gibi bazı suçları tanımlamakta ve verilecek cezaları düzenlemekteyken –sayılan suçlar zaten İslam hukukunun tanımladığı ve cezalandırdığı eylemlerdir, mutlaka Ceza Kanunname-i Hümayun’dan önce de bu suçları işleyen sıradan vatandaşlar cezalandırılıyordu- bu kanunu özel yapan nedir? İslam hukuku Osmanlıların can, mal, ırz ve namus güvenliklerini “sıradan vatandaşlara karşı” ceza müeyyidesi ile koruyordu, bu sebepten bu kanun esas itibariyle Tanzimat fermanında ifade edildiği üzere can, ırz ve namus ve mal dokunulmazlıklarına ilişkin kanunlara riayet etmeyen ulema ve vükelanın cezalandırılması için bir başka ifadeyle Osmanlıları kamu ajanlarına karşı korumak için hazırlanmıştır, kanunnamede tanımlanan suçların bu sayılanların dışında kalanlarının da zaten yalnız kamu ajanları tarafından işlenebilecek suçlar olması da bu düşünceyi teyit etmektedir.72 Kanun, Evvelki Fasılın birinci maddesinde devlet tarafından bir kimsenin gerekli inceleme ve soruşturma yapılmaksızın ve tarafsız bir şekilde suçu sabit bulunup mahkemece karara bağlanmaksızın canına kasdolunup öldürülememesinin teminatını vermektedir. Böylece devlete, ulema ve vü72 Bilgen, a.g.m., s. 67. AndHD, 2015, C.1, S.1 76 1840 Tarihli Ceza Kanunname-i Hümayunu İncelemesi zeraya ve memurlara karşı da can güvenliği düzenlenmekte73, kanunla öngörülen usul ve esaslar dışında hukuka aykırı olarak can güvenliğine dokunma yasağı getirilmekte, aksine hareketler için kısas öngörülmektedir. Halk arasında da hukuki eşitlik ilkesini teyit eden Evvelki Fasılın birinci maddesi dikkate değerdir; Vezirlerden birisi tarafından bir çobanın bile canına kasdedilirse onun hakkında dahi kısas uygulanır. Bu maddeyi teyit niteliğinde ikinci madde de “Elhasıl işbu katlinefs maddesinde büyük ve küçük müsavi tutula” denmektedir. Eşitliğin bu kadar üzerinde durulması, İslamiyetin aslında yer alan olan hukuki eşitlik prensibinin Osmanlı devletinin son zamanlarında ne kadar sarsılmış olduğunu göstermektedir.74 Birinci Fasıldaki suçların İstanbul’da işlenmesi halinde davanın şeyhülislam huzurunda görüleceği, taşrada işlenmesi halinde meşveret meclisinde görülüp buradan alınan ilamın meşihat makamına tasdik ettirileceği ve daha sonra da padişahın onayı alınarak cezanın infaz edileceği belirtilmektedir.75 Böylece günümüze göre ilkel kalsa da 73 “Bila istisna tebea-i Devlet-i Aliyyeden olanların metbu-u şer’isi olan padişahına ihanet ve Devlet-i Aliyye aleyhine ikaz-ı fitneye cesaret ve katl-i nefse cür’et misullu bir hareket-i sarihası vuku bulup da şer’an ve kanunen ve alenen ve tahkikat-i lazimeve tetkikat-i muktaziyeile kiraren ve miraren davası görülerek bila garaz cünhası ba’des sübut hüküm terettüp etmeksizin hafi ve celi ve katilen ve tesmimen… hiç kimsenin canına kasdolunmamasına…” 74 Veldet, a.g.m., s. 178. 75 Gökcen, a.g.e., s. 25, 26. çok aşamalı bir yargı sistemi oluşturulmaya çalışılmıştır. İkinci Fasılda, Devlet-i Aliyye ve onun kanun ve nizamlarına aykırı hareket edilmesi için propaganda suçu ile yine aynı şekilde başkalarını devlete isyana teşvik edip onlara silah ve barut sağlama suçu düzenlenmektedir. Bu suçları işleyenler, İstanbul’da iseler Meclis-i Ahkam-ı Adliye’de, taşrada iseler davanın önce memleket meclisinde sonra İstanbul’da Meclis-i Ahkam-ı Adliye’de görüleceği belirtilmektedir.76 Üçüncü Fasılda, Tanzimat’tan sonra memleket için güvenlik ve emniyet işleriyle vazifeli daire olan zaptiye ve raptiye memurları ile askeri şahıslar tarafından şahıslara veya birliklerine karşı işlenen sövme ve basit darp fiilleri düzenlenmiş ve bu memurlara karşı ırz ve namus dokunulmazlığı da ceza müeyyidesi ile güvence altına alınmıştır. Keza bu tip fiillerin askeri şahıslar ile devlet ricalinden olan kimseler arasında olması halinde askeri şahısların özel mahkemelerde yargılanacağı belirtilmiştir. İki maddeden oluşan Dördüncü Fasılda, ceza müeyyidesi ile mülkiyet hakkı teminat altına alınmış, haksız yere kimsenin malına ve emlakına dokunulamayacağı, bu fiil herhangi bir şekilde işlenirse zaptedilen malın aynen iadesine, bu mümkün değilse nakden 76 Gökcen, a.g.e., s. 26. 77 CANDAN tazminine gidileceği belirtilerek verilecek cezalar gösterilmiştir. Söz konusu fiilleri işleyenler eğer memurlardan ya da makam sahiplerinden biri ise memuriyetten geçici veya temelli olarak çıkarma, memur değilse memleketten başka bir yere sürgün gibi cezalara çarptırılacaktır. Rüşvet hakkındaki Beşinci Fasılda devlet memurlarına yeteri kadar maaş verildiği, dolayısıyla hiç kimsenin buna tevessül etmemesi gerektiği, buna rağmen teşebbüs eden olursa alınan rüşvetin devlet hazinesine verileceği söylenerek failin cezası gösterilmektedir. Ayrıca rüşvet verenin de rüşvet alan gibi cezaya çarptırılacağı söylenmektedir. Rüşvet alan memur ya da makam sahiplerinden ise görevinden ihraç edilerek ya da rütbesi düşürülerek üç sene kürek cezası ve herhangi biri ise gelecekte memuriyete girememe ile birlikte üç sene kürek cezası öngörülmektedir. Kanunda günümüzdeki ceza anlayışından farklı olarak bu tür, memuriyetten temelli veya geçici olarak çıkarma ve memur değilse ileride memuriyete alınmama ihtar ve tekdir gibi bugün disiplin cezası olarak kabul edilen cezalar yer almaktadır.77 Şayet rüşvet veren, diğerinin cebir veya korkutmasıyla vermiş ise bu durumda cezalandırılmaz fakat bu durumdaki kişiye üzerinden baskı kalktıktan sonra durumu mahalline haber 77 Bilgen, a.g.m., s. 68. verme yükümlülüğü yüklenmiştir. Rüşvetin başka isimler altında devamının engellenmesi için de alışılmış olan hediyeler için bile padişahın izninin alınması şart koşulmuştur. Öyle ki düğünlerde ve dostane merasimlerde dahi verilecek hediyelerin cinsi ve miktarı için ayrı bir kanun yapılması istenmiştir. Bu hükümler rüşvetin ne derece yürümüş ve insanları korkutacak bir hal aldığını gösterir cinstendir.78 Altıncı Fasılda devletin mali işleriyle ilgilenen kişilerin devlet parasını tahsil ve harcaması ile görevli olanların ve gümrük memurlarının da yine devletten maaş aldıkları hatırlatılarak irtikap ve hırsızlığın cezalandırılacağı belirtilmektedir. Yedinci Fasılda, tahsilat, imalat ve mesarifat memurlarının hesaplarının Meclis-i Ahkam-ı Adliye’de kontrol edileceği ve bütün alışverişlerinden dolayı meclise karşı sorumlu olacakları belirtilmiştir.79 Bu fasılın günümüzle mukayese edildiğinde en büyük önemi söz konusu hükümler ile Meclis-i Ahkam-ı Adliye’ye Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk hesap makinesi mi78 Veldet, a.g.m., s. 178. 79 “Bundan böyle tahsilat ve imalat ve masarifat memurları mah be mah rü’yet olunan hesab-ı adilerinden başka senede bir kere dahi muhasebeleri, hesaba memur olacak aklam marifetiyle yegan yegan rü’yet ve istiknah olunduktan sonra defterlerini Meclis-i Ahkam-ı Adliyeye arzetmeğe mecbur ve her bir arz ve italarından dolayı meclisce me’sul olacaklarından makbuzat ve medfuatından bir şey çaldırmış ise mal-i mesruk sirkat eden adamdan istirdad olunarak tedib-i sirkat cezasına tatbiken icra kılına…” AndHD, 2015, C.1, S.1 78 1840 Tarihli Ceza Kanunname-i Hümayunu İncelemesi sali Sayıstay görevi verilmesidir.80 Ayrıca bir memurun lüzumsuz harcamaları ile devleti zarara sokması halinde bunun tazmin ettirileceği ve devlet hizmetine alınacak memurlara da dikkat edilmesi gerektiği, zira Meclis-i Ahkam-ı Adliyece bunların takip edilerek işini doğru yürütmeyenlerin görevlerinden alınabileceği belirtilmektedir.81 Bu fasılın dördüncü maddesi, ulema, vüzera, memurlar ve müstahdemlerden oluşan bütün görevlilerin memuriyet görevlerine dair her tür hukuka aykırı hal ve hareketinden dolayı Meclis-i Ahkam-ı Adliye’ye karşı genel, kişisel, cezai sorumluluğu esasını kabul etmiştir. Dünyevileşmeye zemin hazırlaması bakımından Tanzimat’ın bürokratik merkeziyetçi devlet niteliğini yansıtan iki maddeden oluşan Sekizinci Fasıl, ülke yönetiminde siyasi uzmanlaşmanın önemine işaret ederek eyalet yönetiminin üç bölümden ibaret olduğunu ifade etmektedir. Hükümetin hakimler, askeri erkan ve maliye görevlilerinden oluştuğu belirtildikten sonra da her kesimin kendi işini yapması gerektiği, aralarında yardımlaşma olmakla birlikte birbirlerinden habersiz birbirlerinin işlerine karışmalarının yasak olduğu ifade edilmiştir.82 Birbirinden ayrı idari, adli muhassıllık 80 Bilgen, a.g.m., s. 69. 81 Gökcen, a.g.e., s. 28. 82 Okumuş, a.g.e., s. 277, 278. ve defterdarlık olmak üzere üç otoriteden oluşan eyalet yönetiminde, bunlardan kaynaklanan bir fesat çıktığında muhakeme neticesi kim kabahatli çıkarsa onun tedibine bakılması lüzumu belirtilmiştir. Böylece işbölümü ve işbirliği ilkelerinin belirtilmesi Osmanlı modernleşmesinin ilk görünümleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Dokuzuncu Fasılın birinci maddesinde herkesin kendi namına tahakkuk eden vergiyi ödemesi, aksi takdirde hapis ile icbar olunacağı söylenmektedir. Bu maddenin önemi, “…büyük ve küçük herkes kuvvet-i maliye ve kemiyet-i emlakine göre tayin olunacak vergisini…” ifadesiyle vergide adalet ilkesini yansıtır nitelikte olmasıdır. 2. ve 3. maddelerde ise zabıta tarafından yapılan davete uymayan ve silahla mukavemet edip karşı gelenler ve bu sebeple şahısları yaralayan ve öldürenlerin cezası gösterilmiştir. Onuncu Fasılda, şahıslardan birinin diğerine silah çekmesi durumunda verilecek ceza ve Onbirinci Fasılda da yol keserek adam soyanlar, buna teşebbüs edenler veya bu esnada adam öldürenler için öngörülen cezalar belirtilmektedir.83 Onikinci Fasıl, herkesin kendi görevine bakması ve kendisine karşı sorumlu olduğu kişilere itaat etme lüzumunun hatırlatıldığı, vazifesi haricinde hareket edenlerin cünhasına 83 Gökcen, a.g.e., s. 29. 79 CANDAN göre cezasının gösterildiği ve ayrıca yine muhakemeden sonra suçu sabit olunmadıkça hiç kimsenin sebepsiz yere cezalandırılmayacağının tekrarlandığı maddenin de yer aldığı fasıldır. Aynı uzmanlaşma ve görev ayrımını tekrarlayan ve 1840 Ceza Kanunnamesinin son fasılı olan Onüçüncü Fasılda yetkili makamlara verilen talimatnamelere muhalif hareket edenlerin bu kanun hükümlerine göre cezalandırılacağı belirtilmektedir. SONUÇ 1840 Ceza Kanunnamesi’nde had ve kısas cezaları konusunda şeriate atıf yapılarak sadece tazir cezaları düzenlenmektedir. Bu kanundaki ceza müeyyideleri kürek cezası hariç olmak üzere İslam hukukundan gelmektedir. Her ne kadar bu kanun ilkel bir biçimde kaleme alınmış olsa da dönemine göre hukuk devleti yolunda atılmış büyük bir adımdır. Keyfi olarak ceza vermeyi engelleyici hükümler koymuş olması, suçların kanuniliği, kanun önünde eşitlik gibi ilkeleri getirmesi kanunu önemli bir konuma sokmuştur. Daha da önemlisi bu kanun bir ceza kanunu olmasına rağmen eşitlik ilkesini yalnızca ceza hukuku bağlamında değil de genel ve kapsayıcı bir ilke olarak ele almış olmasıdır. 1840 Ceza kanunnamesi, bir ceza kanunu olmak yanında aynı zamanda Tanzimat Fermanı’nda öngörülen temel hak ve özgürlükleri teyid edip ilkel de olsa sınırlarını belirleyen, hak arama özgürlüğü bağlamında dilekçe hakkını getirerek büyük yenilik yapan bir belgedir. Kanunla hukuka aykırı işlem ve eylemde bulunan kamu görevlilerinin kişisel ve genel cezai sorumluluklarının getirilmiş olması, Meclis-i Ahkam-ı Adliye’ye hem bir yüksek mahkeme vasfının verilmiş hem de meclisin sayıştay konumuna getirilmesi dikkate değer niteliktedir. Böylece temyiz kavramı da Osmanlı hukuAndHD, 2015, C.1, S.1 80 kuna kazandırılmış olmaktadır. Bu kanunun pozitif Batı mevzuatından ziyade Avrupa fikriyatından etkilendiği söylenebilir. 1840 Ceza Kanunnamesindeki hükümler göstermektedir ki, kanunun çıktığı dönem itibariyle haksızlık, adalet ve idare mekanizmasındaki bozukluk, devlete güvensizlik, kişi haklarının ihlali, rüşvet ve görevi kötüye kullanma, ulemanın ahlaki, ilmi vs. durumunun devletin genel bozuluş ve gerileyişine bağlı olarak kötüye gitmiş olması gibi olumsuzluklar had safhaya ulaşmıştı. Kanun, hem devletin dini temellerinin sarsıldığını hem de çöküşe yaklaştığını gösteren bu olumsuzlukları ve suçları azaltmak, gidermek suretiyle Osmanlı’yı çöküşten kurtarma çabasının bir ürünü olarak görülebilir. Bu kanunnamenin birkaç defa geçirdiği değişiklik sonucunda dahi ihtiyaca tam manasıyla cevap verememesi üzerine 1851 yılında Kanunu Cedit adı altında yeni bir ceza kanunu çıkarılmıştır. KAYNAKÇA Kitaplar ve Makaleler Acar, İsmail, Osmanlı Kanunnameleri ve İslam Ceza Hukuku, Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 13, 2001. Akça, Gürsoy, Hülür, Himmet, Tanzimattan Cumhuriyete Siyasal ve Hukuksal Yapının Modernleşmesi, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı: 21, Bahar 2007. Akgündüz, Ahmet, Mukayeseli İslam ve Osmanlı Hukuku Külliyatı, Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, Diyarbakır, 1986. Akgündüz, Said Nuri, Tanzimat Dönemi Osmanlı Ceza Hukuku Uygulaması, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, 2010. Akman, Mehmet, Osmanlı Ceza Hukuku Çalışmaları Üzerine Bir İcmal, Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, Cilt: 3, Sayı: 5, 2005. Akyıldız, Ali, Tanzimat Dönemi Osmanlı Merkez Teşkilatında Reform, Eren Yayınları, İstanbul, 1993. Aydın, M. Akif, Türk Hukuk Tarihi, 2. B., Beta Basım Yayım, İstanbul, 1996. Berkes, Niyazi, Türkiye’de Çağdaşlaşma, 17. B., Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2012. Bozkurt, Gülnihal, Batı Hukukunun Türkiye’de Benimsenmesi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1996. Cin, Halil, Akyılmaz, Gül, Türk Hukuk Tarihi, Sayram Yayınları, Konya, 2003. Gökcen, Ahmet, Tanzimat Dönemi Osmanlı Ceza Kanunları ve Bu Kanunlardaki Ceza Müeyyideleri, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, 1987. Gözaydın, İştar, Türkiye Hukukunun Batılılaşması, 1840 Tarihli Ceza Kanunname-i Hümayunu İncelemesi 81 Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce Ansiklopedisi, Cilt: 3, İletişim Yayınları, İstanbul, 2002. Heyd, Uriel, Eski Osmanlı Ceza Hukukunda Kanun ve Şeriat, Çeviren, Selahaddin Eroğlu, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 26, Ankara, 1983. Okumuş, Ejder, Osmanlı Devleti’nde Modernleşme Süreci, Osmanlı Devleti’nde Eğitim Hukuk ve Modernleşme, Özgü Yayınları, İstanbul, 2006. Şentop, Mustafa, Tanzimat Dönemi Kanunlaştırma Faaliyetleri Literatürü, Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, Cilt: 3, Sayı: 5, 2005. Tahir, Taner, Tanzimat Devrinde Ceza Hukuku, Tanzimat I, Maarif Matbaası, İstanbul, 1940. Türköne, Mümtaz’er, Osmanlı Modernleşmesinin Kökleri, Yeni Şafak Kitaplığı, İstanbul, 1995. Üçok, Coşkun, Mumcu, Ahmet, Bozkurt, Gülnihal, Türk Hukuk Tarihi, Turhan Kitabevi Yayınları, Ankara, 2007. Ünal, Tahsin, Türk Siyasi Tarihi, 5. B., Emel Yay

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.