FANDOM


Nuh Cin

2010 Kur'an Yılında Mersin Yenişehir Kaymakamlığı İlçe Müftülüğünün Dünyanın En Kapsamlı Kur'an Portali Projesidir.

Müzzemmil
Ayet No
Ayet Metni
Elmalı Meali (Orijinali)
Fransızca [1]
İngilizce Meali Pickthall)
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.
Au nom d'Allah, le Tout Miséricordieux, le Très Miséricordieux.
In the name of Allah, the Beneficent, the Merciful
Deki vahy olundu bana hakıkat bir takım cinnin dinleyip de şöyle dedikleri: inan olsun biz acâib bir Kur'an dinledik
Dis: «Il m'a été révélé qu'un groupe de djinns prêtèrent l'oreille, puis dirent: «Nous avons certes entendu une Lecture [le Coran] merveilleuse,
Say (O Muhammad): It is revealed unto me that a company of the Jinn gave ear, and they said: Lo! it is a marvellous Qur’an,
Rüşde irdiriyor, biz de ona iyman eyledik, rabbımıza hiç kimseyi şerik koşmıyacağız
qui guide vers la droiture. Nous y avons cru, et nous n'associerons jamais personne à notre Seigneur.
Which guideth unto righteousness, so we believe in it and we ascribe unto our Lord no partner.
Ve doğrusu o rabbımızın şanı çok yüksek, ne bir arkadaş edinmiş ne de bir veled
En vérité notre Seigneur - que Sa grandeur soit exaltée - ne S'est donné ni compagne, ni enfant!
And (we believe) that He, exalted be the glory of our Lord! hath taken neither wife nor son,
Ve doğrusu bizim sefiyh, Allaha karşı saçma söylüyormuş
Notre insensé [Iblis] disait des extravagances contre Allah.
And that the foolish one among us used to speak concerning Allah an atrocious lie.
Ve doğrusu biz, İns ü Cinn Allaha karşı asla yalan söylemez sanmışız
Et nous pensions que ni les humains ni les djinns ne sauraient jamais proférer de mensonge contre Allah.
And lo! we had supposed that humankind and jinn would not speak a lie concerning Allah
Ve doğrusu İnsten ba'zî rical Cinden ba'zî ricale sığınıyorlardı da onların istiylâlarını artırıyorlardı
Or, il y avait parmi les humains, des mâles qui cherchaient protection auprès des mâles parmi les djinns mais cela ne fit qu'accroître leur détresse.
And indeed (O Muhammad) individuals of humankind used to invoke the protection of individuals of the jinn so that they increased them in revolt (a
Ve doğrusu onlar sizin zann ettiğiniz gibi zann etmişlerdi ki: Allah ebedâ hiç bir kimseyi ba's etmiyecek
Et ils avaient pensé comme vous avez pensé qu'Allah ne ressusciterait jamais personne.
And indeed they supposed, even as ye suppose, that Allah would not raise anyone (from the dead)
Ve doğrusu biz o Semayı yokladık da onu öyle bulduk ki şiddetli muhafızlar ve şihablarla doldurulmuş
Nous avions frôlé le ciel et nous l'avions trouvé plein d'une forte garde et de bolides.
And (the Jinn who had listened to the Qur’an said): We had sought the heaven but had found it filled with strong warders and meteors.
Ve doğrusu biz ondan dinlemek için ba'zî mevkı'lere otururduk, fakat şimdi her kim dinliyecek olursa onun için gözeten bir şihab buluyor
Nous y prenions place pour écouter. Mais quiconque prête l'oreille maintenant, trouve contre lui un bolide aux aguets.
And we used to sit on places (high) therein to listen. But he who listened now findeth a flame in wait for him;
Ve doğrusu biz bilmeyiz o Arzdaki kimselere bir şer mi irade edilmiştir, yoksa rabları onlara bir hayır mı murad etmiştir
Nous ne savons pas si on veut du mal aux habitants de la terre ou si leur Seigneur veut les mettre sur le droit chemin.
And we know not whether harm is boded unto all who are in the earth, or whether their Lord intendeth guidance for them.
Ve doğrusu bizler: bizlerden salih olanlar da var, olmıyanlar da var dilim dilim tarikatler olmuşuz
Il y a parmi nous des vertueux et [d'autres] qui le sont moins: nous étions divisés en différentes sectes.
And among us there are righteous folk and among us there are far from that. We are sects having different rules.
Ve doğrusu biz anladık ki Allahı Arzda acze düşürmemize ihtimal yok, kaçmakla da onu asla âciz bırakamayız
Nous pensions bien que nous ne saurions jamais réduire Allah à l'impuissance sur la terre et que nous ne saurions jamais le réduire à l'impuissance en nous enfuyant.
And we know that we cannot escape from Allah in the earth, nor can we escape by flight.
Ve doğrusu biz o hidayet rehberini dinlediğimizde ona iyman ettik, her kim o rabbına iyman ederse artık ne hakkı yenmek ne de istiylâ olunmak korkusu kalmaz
Et lorsque nous avons entendu le guide [le Coran], nous y avons cru, et quiconque croit en son Seigneur ne craint alors ni diminution de récompense ni oppression.
And when we heard the guidance, we believed therein, and whoso believeth in his Lord, he feareth neither loss nor oppression.
Ve doğrusu bizler: bizlerden müslimler de var, haksızlar da var, müslim olanlar, işte onlar rüşd-ü savabı arıyanlardır
Il y a parmi nous les Musulmans, et il y en a les injustes [qui ont dévié]. Et ceux qui se sont convertis à l'Islam sont ceux qui ont cherché la droiture.
And there are among us some who have surrendered (to Allah) and there are among us some who are unjust. And whoso hath surrendered to Allah, such
Amma haksızlar Cehenneme odun olmuşlardır
Et quant aux injustes, ils formeront le combustible de l'Enfer.
And as for those who are unjust, they are firewood for hell.
Ve hakıkat o tarikat üzere istikametle gitselerdi elbette kendilerini bol bir su ile suvarırdık
Et s'ils se maintenaient dans la bonne direction, Nous les aurions abreuvés, certes d'une eau abondante,
If they (the idolaters) tread the right path, We shall give them to drink of water in abundance
Ki onları onun içinde imtihan edelim, her kim de rabbının zikrinden yüz çevirirse o onu gittikçe yükselen bir azâba sokar
afin de les y éprouver. Et quiconque se détourne du rappel de son Seigneur, Il l'achemine vers un châtiment sans cesse croissant.
That We may test them thereby, and whoso turneth away from the remembrance of his Lord; He will thrust him into ever growing torment.
Ve hakıkat mescidler hep Allah içindir, o halde Allahın yanında başka birine duâ etmeyin
Les mosquées sont consacrées à Allah: n'invoquez donc personne avec Allah.
And the places of worship are only for Allah, so pray not unto anyone along with Allah.
Ve filhakıka o Allahın kulu kalkmış ona duâ ederken üzerine keçeleneyazdılar
Et quand le serviteur d'Allah s'est mis debout pour L'invoquer, ils faillirent se ruer en masse sur lui.
And when the slave of Allah stood up in prayer to Him, they crowded on him, almost stifling.'
De ki ben ancak rabbıma duâ ederim ve ona hiç bir şerik koşmam
Dis: «Je n'invoque que mon Seigneur et ne Lui associe personne».
Say (unto them, O Muhammad): I pray unto Allah only, and ascribe unto Him no partner.
De ki haberiniz olsun ben size kendiliğimden ne bir zarar, ne de bir irşad yapamam
Dis: «Je ne possède aucun moyen pour vous faire du mal, ni pour vous mettre sur le chemin droit».
Say: Lo! I control not hurt nor benefit for you.
De ki Allahdan beni kimse kurtaramaz ve ben ondan başka bir sığınacak bulamam
Dis: «Vraiment, personne ne saura me protéger contre Allah; et jamais je ne trouverai de refuge en dehors de Lui.
Say: Lo! none can protect me from Allah, nor can I find any refuge beside Him
Ancak Allahdan ve risalâtından bir tebliğ yapabilirim, her kim de Allaha ve Resulüne ısyan ederse muhakakki ona Cehennem ateşi var, içinde ebedâ kalmak üzere onlar
[Je ne puis que transmettre] une communication et des messages [émanant] d'Allah. Et quiconque désobéit à Allah et à Son Messager aura le feu de l'Enfer pour y demeurer éternellement.
(Mine is) but conveyance (of the truth) from Allah, and His messages; and whoso disobeyeth Allah and His messenger, lo! his is fire of hell, wher
Nihayet o va'dolundukları şey'i gördükleri vakıt artık bileceklerdirki yardımcısı en zaıyf ve sayıca en aza olan kimmiş?
Puis, quand ils verront ce dont on les menaçait, ils sauront lesquels ont les secours les plus faibles et [lesquels] sont les moins nombreux.
Till (the day) when they shall behold that which they are promised (they may doubt); but then they will know for certain) who is weaker in allies
De ki: dirayet ile bilmem: yakınmı o size va'dolunan? Yoksa Rabbım onun için bir uzun gayemi yapar?
Dis: «Je ne sais pas si ce dont vous êtes menacés est proche, ou bien, si mon Seigneur va lui assigner un délai.
Say (O Muhammad, unto the disbelievers): I know not whether that which ye are promised is nigh, or if my Lord hath set a distant term for it.
O bütün gaybi bilir, fakat gaybına kimseyi ap açık agâh etmez
[C'est Lui] qui connaît le mystère. Il ne dévoile Son mystère à personne,
(He is) the knower of the Unseen, and He revealeth unto none His secret,
İhtiyar buyurduğu bir Resulden başka, çünkü onun önünden ve ardından râsıdler dizer
sauf à celui qu'Il agrée comme Messager et qu'Il fait précéder et suivre de gardiens vigilants,
Save unto every messenger whom he hath chosen, and then He maketh a guard to go before him and a guard behind him
Bilsin diyeki onlar rablarının risaletlerini hakkıyle iriştirmişlerdir ve o onların nezdindekini ihata etmiş ve her şey'i sayısiyle ihsa buyurmuştur
afin qu'Il sache s'ils ont bien transmis les messages de leur Seigneur. Il cerne (de Son savoir) ce qui est avec eux, et dénombre exactement toute chose.
That He may know that they have indeed conveyed the messages of their Lord. He surroundeth all their doings, and He keepeth count of all things.
Cin Suresi/NAKİLLER - Cin Tefsiri/Hak Dini Kur'an Dili
Yenişehir..

Şablon:Sadeleştirilmiş ET


Sure Formülleri