FANDOM


AzıkEkmek, Dehle Gözet, Zıbar Yat, Ganlı Araba, Ün Avaz, Rahatlık Avrat, Yümkitmeç Kız, Kızan Uşak, Cılız Küçük, Cebar Arı, Mert Adam, Safayalavah Âdem Peygamber, Çalaphakı Allah hakkı, Yalavaçhakı Peygamber,İse yalavaç İsâ Peygamber, Çibufakı Çelebi Hoca, Kilici Söz, Aydıçnı Şeyh, Salâ Namaz, Mezgit Mescit, Azine damı Cuma câmii, Savuyeri Mezarlık, Sinyeri Mezarlık, TâhirlikHamam, Savu Ağlamak, Göbles Yavru köpek, Tola Zağar, Çomar Koyun köpeği, Mast Fino köpeği, Yetekez Tazı, Çınak Aslan, Saplıca Kiraz, Dikdök Kirazkurusu, Kişne Vişne, Ballıdarı-İncir), (Kelem-Lâhana), Kızılağaç Havuç, Yersapı Havuç, Pürçüklü Havuç, Hanaza Kereviz, Süpürker-Turp, Çoğaç Güneş, Oğlan boboy Armut kurusu, Tüğlüce Tonbak Dikenli kestane, Tüylüce Yumru Şeftali, Donbak Kestane, Kalıcaborka Yumurta, Yekaşı yumurta, Çulluçöcek Tavuk ,(Maşatlık-Mezarlık), (Köynümüş-Oluşmus meyva), (Kak-kuru ), (Kakaç-Pastırma), (Fakı-Hoca), (Zeli-Sini), (Mavmav-Kedi), (Mansıktım-Darıldım), (Kıran-Taşra), (Hayada-Havlu), (Yığmatepe-Pilâv), (Sarı aş-Zerde ), (Karışfatış-Aşure), (Çakılmakıl-Kalyeborani), (Sıkı-Bulgur), (Çuluk-Dutmaç), (Sarığıburma-Baklava), (Havayizırlık-Börek), (Göngel-Muşmula), (Boduç-Ağaçbardak ), (Kekremsi-Şarap), (Hörpüldedir-İçer), (Zivekmi-Gider misin?),(Söyken-Yaslan), (Çırağ-Mum), (Üçbastı-Sacayak), (Makarak-Murdar), (Musmul-Temiz), (Toktok-Havan), (Sökme-Faydazıs), (Kakak-Ekseri), (Kirman-İğ), (Çığlık-Ses), (Nebalın-Nedir halin),( Çizgindi didem-Ağrıdı başım), (Efelim-Kardeşim) (1)

Daha birçok kelime tâbirleri vardır. Ne kadar eski nedim kimse olsa insan bunların sözlerini anlayamaz. Bu memleketin halkına mahsus bir hususî lehçedir. Ancak bu kadar yazabildik.

Bu kere de yine doğu tarafa sekiz saat mâmur köylerden geçerek Bayındır köyünde konakladık. Bolu sancağı nâhiyesinde başkaca yüzelli akçelik kazadır. Köyleri sarp dağlarda olduğundan Osmancık merhum (Sultan Osman) bu diyar halkını itaat altına alıncaya kadar kanlar ağlamıştır. Bağlı, kasaba gibi olup, üçyüz tahta örtülü evi vardır. Bir hanı, her evde misafir ahırları vardır. Her misafir bu evlerde kalıp parasıyla yer içer. Ama odunu, suyu, samanı azdır. Bu köy halkı bu şekilde kâr ederler. Buradan da hareketle Hamamlı Boğazı denilen dar, korkunç bir boğazı bin güçlükle geçerek, dokuz saatte Çerkeş kasabasına geldik.

Burası Çankırı sancağı toprağında subaşılıktır. Yüzelli akçelik kazâdır. Yeniçeri serdarı, sipahi kethüdâ yeri vardır. Şehir bir bayır dibinde olup, üçyüz evli, bir câmili, bir hamamlı, kırk elli dükkanlı bir kasabacıktır. Ama Sultan Murad Han efendimizin müsâhibi silâhtar Mustafa Paşa burada yüzelli ocaklı, yüz adet dükkan, bir han yaptırarak kasabayı mâmur etmiştir. Lâkin ömrü vefâ etmediğinden kiremit örtülü kalmıştır. Haftada bir kere bütün köylüler birikerek büyük bir pazar olur.

Buradan yine doğu tarafına yedi saat mâmur köyler içinde giderek Karacalar Köyü konağına geldik. Kangırı hükümünde zeâmettir. Bir câmili, çimenli, gelirli, üç yüz ev ve ahırlı bir fıkara köyüdür. Ahâlisi, gelip geçeni misafir edip, kâr ederler. Amma, inat Türkler (?) bir kütüğü kırk sefer misâfirlerine satarlar. Çünkü her gece o körkütük su içinde yatar onu yakmak için alan adam on akçelik de odun almalıdır ki yansın, hattâ ârif bir yolcu Revan seferine giderken burada bir evine misafir olup aldığı kütüğe sirkeli ateş ile işaret ederek gider. Üç sene sonra seferden dönerek gelip, gene o eve misâfir olur. Kütük almak ister. Yine o sirke nişanlı kütüğü getirirler. Hep hasis, alçak, tamahkâr adamlardır. Bu kütüğü gösterip böyle bir yol üzerinde gelip geçene evlerini misafirhâne yaptıkları da rahmettir.

İçlerinde iyi adamlar da vardır ki Kazanan Allahın sevgilisidir deyüp, şal, şemle, tiftik, kırmızı kuşak, muhayyer ve diğer çeşitli bezler dokuyup, alır satarlar. Karacalar Kuşağı bütün dünyaca meşhurdur.

Habip Karamani Ziyareti Yeri: Kaddese Sırrahu Doğduğu yer Niğde yakınında Ortaköy’dür. Fâtih Mehmet asrında merhum olup, bu Karacalarda bir küçük kubbe içinde gömülmüştür ki, herkesçe ziyaret olunur. Bayrâmiye tarikati ndendir. Ölümüne tarih:

Kale ruhül Kudüs fi târihehû

İnne fil cenneti me’va ruhahu

Bu tarihi Eflâtunzade söylemiştir.

Şeyh Hazreti Hamza Efendi : Bu hazret Karamâni halîfesidir. Hamzavî mezhebindedir diye itham olunan aziz bu şeyh Hamzadır. Habib Karamânî’ yi ziyaret edip, Karacalardan kalkıp yine dokuz saatte Koçhisar Köyüne geldik.

Koçhisar köyü :Bu köy Kangırı hükmündedir. Nahiyeleri mamurdur. Kalesine , rum keferisi elinden 708 tarihinde Osman Gazi fethedip, bir daha kâfirleri duracak yer olması için temelinde yıktı. Bir câmili mâmur köydür ki, Kangırı Koçhisar’ı derler. Buradan da doğoya dokuz saatte Nahye kalesine geldik.

Nahiye kalesi, eski Tosya şehri: Çelebi Sultan Mehmed Han fethedmiştir. Subaşı vardır. Yeniçeri serdarı ve sipâhi kethüdâ yeri nakibüleşrafı şeyhülislâmı, âyan ve eşrafı vardır ki,Gürcü Türkistan şehirlerindendir. Âyan ve ulemâsı çoktur.Şehir bir yüksek yerde üçbin kadar tahta ve kiremit örtülü tamamen tahtadan yapılmış eski tarz evleri ve birçok bağ ve bahçeleri vardır. Onbir mahalle ve yirmi bir mihrabdır. Yedi han ve hamamları ve üçyüz kırk dükkânları, kahvehâne leri, bir de demir kapılı kâgir yapılı pazar yeri vardır ki hertürlü eşya bulunur. Fakat bütün halkının işleri muhayyer fazla alınıp satılır. Kozlu ve leblebili helvası beğenilir. Tatlı kutu bozası, beyez süt gübidir ve çok meşhurdur. Havası biraz ağırdır. Ahalisi Türk ve fevkalâde garip dostudur.

Tosya’nın ziyâret yerleri : Şehrin dışında, çimenlik bir yerde Şithaba ziyâreti edilir. Oradan sekiz saat kâh dağlar içinde, kâh Kızılırmak kenarında giderek, Hacı Hamza köyüne vardık.

Hacı Hamza köyü :Habib Kacamânî’nin halifelerinden Hacı Hamza, bu köyde doğup, şöhret bulduğu için Hacı Hamza köyü adı ile anılır. Ahalisi dağda mâmur köylerde otururlar. Cadde üzerinde ancak bir köhne câmii kalmış, başka evleri yoktur. Hepsi harab olmuştur. Kızılırmak nehrinin karşı tarafı sâfi bağ ve bahçelerde süslüdür.Bu nehir Bafra kasabası yanında Karadeniz’de karıştığı yerde kendini yüksek kayalardan denize atıp gürültü ve yıldırımdan adama dehşet verir. Faydasız, coşkun akan bir sudur. Yazda, kışta, dâima kırmızı kan gibi akar, tatlı sudur. Hattâ bu hâkir birdefa atım ile karşı taraftaki bağlara geçmek istedim, hemen birden bire atımla beraber beni toparlayıp götürmeye başlayınca, can havliyle karşı kenarda bir söğüt dalına sarılıp, attan ayrıldım. Güçlükle canımı kurtardım. Meğer çok sarp imiş, iri iri taşlı yerden akarmış. Sonra hademler atımı getirdiler . Bu hacı Hamzadan kalkıp, yine doğu tarafa kâh dağlarda, kâh Kızılırmak kenarında Sarmaşıklı Kaya denilen göklere uzanmış bir yüksek dağın dibinde bir daracık yoldan geçtik ki , yolun bu tarafı yalçın kaya , sol tarafı yalçın dokuz saatte Osmancılık Kalesine geldik.

Sanatlı Osmancık kalesi : Bâzı tarihler Osmancık (Osman Gazi) burada doğdu, bu kaleyi de beyliği zamanında yaptırdı derler. Sonra kaleyi Türk tâifeleri elinden yediyüz doksanbeş tarihinde Yıldırım Beyazıd Han fethetmiştir. Çorum sancağı toprağında voyvodalıktır. Yüzon akçeli kazadır. Mâmur nâhiyeleri vardır. Serdarı, kethüda yeri var. Nakibi, müftüsü yoktur. Âyanı pek az, bağ ve bahçesi çoktır..Kalesi Kızılırmak kenarının doğu tarafında olup, büyük köprü ile geçilir. Nehre yakın bir yalçın kaya üzerinde küçük sağlam sığınacak bir yerdir. Etrafı sekiz yüz adımdır. Dört köşe şekilde yekpâre bir kale olup, demir bir kapısı vardır.Çok yüksek olduğundan içine girmemiz nasip olmadı. Ama taşra varoşu bin kadar bağ ve bahçeli eski tarz Türk evleridir. Hepsi tahta ve toprak örtülü mâmur evleridir. Yedi mahalle ve yedi mihrabtır . Dükkânları azdır ama yine herşey vardır. On hanı var. Irmak kenarında bir küçük hamamı var,suyu dolap ile Kızılırmak’tan çekilir.Şehrin üç tarafı kumsaldır, aslâ çamur olmaz. Havası çok sıcak olduğundan Lezzetli ve sulu üzümü vardır. Kumsallığından toprağında Kebre ? adında bir türlü meyva olur ki sirke ile turşu yaparlar. Gayet faydalıdır. Bu şehirde o turşu çok meşhur olmuştur. Bütün evleri fakircedir. Halkı dahi bektâşi fıkrasındır. Çünkü bu şehrin batı tarafından bektaşilerin şeyhi gömülüdür. Bütün dünyanın ziyâret yeri, evliyâların umdesi, asfiyâların zübdesi, Şeyh Hazreti Koyunbaba Bizzat Hazreti Bektaşî-i Veli nin halîfesidir. Burada defnedilmiştir. Sonra Hazreti Sultan Beyazid velî, Koyunbabayı kadir gecesi rüyasında görüp vasiyeti üzerine mezarının üzerine bir yüksek kubbe, bir câmii şerif, şanlı dervişler için bir meydan, bir yemek ve ziyafet evi, gelip geçenler için bir misâfirhâne, bir çok odalı mutfak, kiler yaptırmış, bu hayır binalarını baştanbaşa kurşun ile örttürmüştür. Gayet mâmur bir yüksek binâ olup, bir fersahlık yerden gömgök deniz gibi kurşunlar dalgalanır. Nurlu kubbesinin âleminin ışığında insanın gözü kamaşır. Mutfağında nimeti gece gündüz eksik değildir.

Hakir, önce bu şehre girdiğim vakit yüksek yerdeki bu mevkie edep üzere varıp, eşiğini öperek, Esselâmü Aleyk ile mezara girdim. O mübârek ruhu için bir hatm-i şerife başladım. Nurlu kubbesi miski anber kokusu ile dolu olduğundan bütün ziyâretçilerin dimağlarını kokulandırır. Her gelen ziyaretçiye fıkara ve türbedarları gül suyu serperler. Mübarek naâşları üzerinde Bektaşî sikkesi vardır.

Tekkede oturan vâiz ve fukarâları hep birlikte o mübarek sikkeyi bu fukara dostu evliyânın başına fiydirip tekbir ile Gözünün kuvveti, vücûdunun sıhhati ziyâde ola... seyâhatin mübârek olup, dünya ve âhirette muazzer ve mükerrem ve düşman şerrinden emin olasın diye hepsi hayır du ile gülbang-i Muhammedi çekip, fatihâ okudular. Sikkeyi başıma giyince Allah’ın emri ile ki kulaklarımdan bir rüzgâr iki gözlerimden irinli yaşlar bir saat kadar akıp, sonra gözceğizlerim arap meşalesi gibi nurlandı. Çünkü bu hakîr kulun Karadenizde battığı zaman denizde çıplak yüzmekten, kışın şiddetinden gözlerimin nuru azalmış, görme kuvveti yok olmuştu. Vaktâ ki o saâdet tacını başıma koydum göz kuvvetimiz arttı. Sevincimden hatmişerifi Âraf sûresini indirmedikçe okumaktan vazgeçmedim. Sonra bulunduğum yeri seyredip, fukaraları ile görüşerek baba nimetleri yedik. Hâlâ nurlu kubbelerinde o hazretin Hacı Bektâşi Veli’den kabul ettikleri Hırka, seccâde, Tabıl, alem, Kûdüm, Pelhengi, Asa, Taç bulunur. Kubbenin kapı ve duvarına nice gezici seyyahlar, âşık canlar birer çeşit yazılar ile çeşitli beyitler ve şiirler yazmışlar. Bu gönlü yaralı dahi küstahça kendi elimizle mübarek başları tarafına sülüs ve celî yazı ile hatıra hemen geliveren şu beyti yazdık :

Kıdve-i erbâb-ı tahkik, zübde-i âl-i aba

Mahzen-i sırr-ı velâyet Hazreti Koyun baba

Koyunbaba Denilmesinin Sebebi : Hacı Bektaş ile Horasandan Anadoluya gelinceye kadar gece gündüz yirmidört saatte bir kere koyun gibi meleyişi ki bu hakaret aynı saatten asla değişmezmiş... Bundan başka daha nice olayları vardır. Bütün bektâşiler halk arasında kötülenir. Fakat bi Koyunbaba fukarası, koyun ve kuzu gibi meler, halim, selim, ahlâklı, bekâr, Allah’ı bilir, ehli sünnetten, namazını kılan, dindar adamlardır. Hülâsa, vâkıâ seyâhatımız çok değildir. Fakat Rum ve Arapta böyle bir yoktur derler.

Burhan Dede Ziyareti : Köprü başındadır. Yüzlerce kerâmetleri görülmüş ulu bir pirdir. Bu sırada Sultan Beyazıd Velî nin hayır eserleri de seyri, vâcip, dünyaca beğenilen, ondokuz gözlü bir büyük köprüdür ki, her bir kemeri elemsağma ve samayolundan nişan verir. Böylece delice akan nehre usta mimâr, sırâtı müstakîm (doğru yol) yapmıştır. Anadolu’da bir benzeri yoktur.

Bu şehirde bir gün oturup, ertesi gün göç kûsları çalınarak köprüyübatıya doğru geçip dağ ve bağ içinden içerilere giderek, dağların korkunç ve tehlikeli yerlerinde Direklibel adında dar bir taşlıktan geçtik. Burası can pazarı bir yerdir ki, bir adam kayalar üzerine çıkıp bir taş yuvarlasa bin adamı mehveder. Kuş uçurmaz melûn bir boğazdır ki,hemen burada Paşa efendimiz atından inip, Bismillâh ile bizzat kendileri kirkaç taşı Müslümanların yolundan aldı. Derhal Allah’ın büyüklüğü, dörtbin kadar ihtiyar, civan (genç) atlarından inerek halkın geçidi olan taşları aşağı dereye atıp, bir taraftan da cenk havaları çalınarak (Allah...Allah..) ile bir saatte yolu temizlerler ki, Hemedan ve Revan yolları gibi oldu. Buradan da bu şekilde geçip, dokuz saatte Hacı köyüne vardık. Direkli boğazındanberi Amasya sınırıdır. Bu köyün viran bir köy ile bir de viran bir hanı vardır. Ama gayet mâmur edilecek yerdir ki benzeri yoktur. Buradan güneye doğru Merzifon sahrası içinde giderek altı saatte Kerkevaz köyüne vardık. Bu da Amasya toprağındadır. Yüzelli akçelik kazâdır. Altmış parça köyü hep Peygamber vakfıdır. Bir câmili, bir hanlı müslüman köyüdür.

Amma bu da gitgide viranlığa yüz tutmaktadır. Fakat mâmur olacak yerdir. Çünkü konaktır. Buradan sekiz saatte (Amasya) meşhur şehrine yetiştik.


(1) Eski harflerle olan bu kelimelerin tam doğru olarak yeni harflere çevrildiğini iddia edemeyiz. Bu kelimelerde hatâ etmiş olabiliriz,.

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.