FANDOM


Deccal Hakkı bâtıl, bâtılı hak olarak gösteren. (Deccal'ın Cennet dediği Cehennem gibi, Cehennem dediği de Cennet gibi olacağı rivâyet edilir. Sahih hadislerin ihbarı ve din büyüklerinin izah ve kabulleri ile, âhirzamanda gelecek ve Risâlet-i Ahmediyeyi inkâr edip İslâmiyeti tahribe çalışacak ve dünyayı fesâda verecek çok şerli ve küfr-ü mutlak yolunda olan dehşetli bir şahıstır. Bir hadis rivâyetinde üç deccal, diğerinde yirmiyedi deccal geleceği Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm tarafından bildirilmiştir. Âlem-i İslâmda muhtelif zamanlarda çıkmış olan dehşetli din düşmanlarının ve anarşiye hizmet edenlerin umumu da rivâvetleri tasdik etmektedir. Bu din yıkıcılığının âhirzamanda daha dehşetli olacağı bildirilmektedir. Şu son asırda görülen ve dünyayı tehdit eden ve Cenab-ı Hakk'ı inkâra kadar cür'et edip medeniyet-i beşeriyeyi tahribe çalışan dehşetli cereyanlar bu gaybi ihbârın doğruluğunu tasdik etmektedir.)

(Bak: Mehdi, Mesih, Mesih-üd-Deccal, Süfyan)

(Deccal'ın şahs-ı surîsi insan gibidir. Mağrur, fir'avunlaşmış, Allah'ı unutmuş olduğundan; surî, cebbârâne olan hâkimiyetine, uluhiyet namını vermiş bir şeytan-ı ahmaktır ve bir insan-ı dessastır. Fakat şahs-ı mânevisi olan dinsizlik cereyan-ı azîmi, pek cesimdir. Rivayetlerde Deccal'a ait tavsifat-ı müdhişe ona işaret eder. Bir vakit Japonya'nın başkumandanının resmi, bir ayağı Bahr-i Muhit'te, diğer ayağı on günlük mesafedeki Port Artür Kal'asında tasvir edilmiş. O küçük Japon Kumandanının bu surette tasviriyle, ordusunun şahs-ı mânevîsi gösterilmiş. M.)

Deccal, farklı inançlara göre ahir zamanda, Mesih'in veya Mehdi'nin ikinci kez yeryüzene gelmesinden önce insanlığın dini inançlarını kullanıp saptırarak kötülüğe ve sapkınlığa yönelteceğine inanılan şeytanı temsil eden insandır... Alnının ortasında sadece müslümanların görebileceği kefere (kafir) yazısı vardır. Kendisini peygamber olarak tanıtacak ve dünya ya fitne yayacak olan kişidir. Onun ölümü yalnız Hz. İsa tarafından olacaktır ve kıyametin belki de son 6. alametidir..

İslam'a göre DeccalEdit

İslam inancında Deccal kavramı tamamen hadislere dayanmaktadır. Kuran'da bu konuda bir ayet yoktur ve Deccal isim olarak geçmez. Ayrıca Deccal kavramının sadece son İslam peygamberi Hz.Muhammed zamanında olmadığı, Hz. Nuh'dan beri tüm peygamberlerin kavimlerini bu konuda uyarmalandan dolayı Deccal kavramının geçmişinin çok eskiye dayandığı söylenebilir.[1]

Hz. Muhammed, Deccal'i ilk insan Adem'den kıyamete kadar geçen süre içerisindeki en büyük fitne olarak tanımlar. (Fitne kelimesinin Türkçe karşılığı kışkırtmadır, İslam dinine ait bir kavram olarak da insanın akıl ve kalbini doğruya, hak ve hakikatten saptıracak şey anlamındadır):"

  • Hz. Adem'in yaratılışından itibaren Kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise (diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur.[2]

Bu bağlamda İslam inancı, Müslümanlara bu konuda devamlı uyanık olmalarını ve Deccali tanıyarak ondan yüz çevirmelerini ve onunla mücadele etmelerini emreder. Ne varki İslam'ın ortaya çıkşından beri İslam alimleri, sahih hadislere bakarak, bir kısmı Deccali reddetmiş ve hadislerin zayıf olduğunu ileri sürmüş, bir kısmı ise bu hadislerde yer alan ifadelerin sembolik olduğunu belirterek bu hadisleri tevil yoluna gitmiştir. Çünkü hadislerde yer alan Deccalin fiziğiyle ilgili ifadeler, eskiden olduğu gibi günümüz alimlerinin de açıklayamayacağı şekilde gerçeğe yakın durmamaktadır. (Minareden daha yüksek olması, alnında kâfir yazısı bulunması, kırk günde dünyayı gezmesi, eşeğinin iki kulağı arasındaki mesafenin 40 arşın olması, bağırdığında bütün dünyanın duyması vb..)Deccal hakkında ayrıca tam bir tanımlamanın olmamasından dolayı tarih içinde pek çok kişi, devlet, fikir hatta araç gereç Deccal olarak tanımlanmıştır.

Hadis'lere göre, Deccal kıyamete yakın bir zamanda Mesih'in dünyaya zuhurundan önce Allah tarafından insanları kötü yola ve imansızlığa çağıran, Âdem ile kıyamet arasındaki vakitte Allah'ın yeryüzüne gönderdiği en büyük fitnedir.[kaynak belirtilmeli]

Bir Hadise göre, Hz.Muhammed "Deccal'a denk gelen, ona karşı Kehf Suresi nin ilk ayetlerini okusun" demiştir. Deccal ilk olarak bir kavme gelir daha sonra bu kavme kendisinin onların tanrısı olduğunu ve ona inanmalarını söyler ve bu kavim ona inanır.

Bir hadise göre,Deccal bu kavmin topraklarını verimli kılar, hayvanlarını besili yapar, yağmurlarını çoğaltır. Daha sonra başka bir kavme gider bu kavme de kendisine inanmalarını söyler ama bu kavim onun tanrı olmadığını sadece bir fitne olduğunu söyler. Bunun üzerine deccal bu kavmin topraklarını kurutur, ekinlerini çürütür, kuraklık getirir.

Sonra Mehdi, Deccal'ı aramaya koyulur. Hadise göre Mehdi, Mesih'le beraber Deccal'i yenecek kişidir. Mehdi, Deccal'ın yanına varır.Deccal ona kendisine iman etmesini söyler. Fakat Mehdi kabul etmez. Deccal dev bir kılıçla Mehdi'yi ortadan ikiye keser ve iki parçasını çok uzak ayrı iki noktaya gönderir.

Sonra bu parçaları çağırır ve birleştirir ve tekrar iman edip etmediğini sorar. Mehdi gene iman etmez bu sefer Deccal Mehdi'yi boğazlamak ister ama Allah mehdinin boğazına bakırdan çok sert bir halka koyar ve deccal onu boğamaz. Sonra İsa Şam'daki Ümeyye Camii'nin minaresine iner ve daha sonra Deccal'i Mehdi ile birlikte yener ve insanlığı islama davet görevine başlar.

Eski Ahit ve Yeni Ahit'de benzer bir varlıktan bahsedilmektedir;


438 DUALAR

HADİSLERDE ALLAH’A SIĞINMA DUALARI

Peygamberimiz (s.a.s.), dünya fitnesi, yaşlılık, tembellik, acizlik, günah, borç yükü, kabir azabı, cehennem azabı, fakirlik ve zenginlik fitnesi, üzüntü, keder, korkaklık, cimrilik, düşman istilası; dilinin, gözünün, kulağının, kalbinin ve tenasül uzvunun şerri, zillete düşme, açlık, üzüntü ve keder, zulüm, kötü amel ve kötü ahlâk, şirk, küfür, nifak, hainlik ve benzeri pek çok konuda Allah’a sığınmış, mü’minlerin de sığınmasını istemiştir. Peygamberimizin Allah’a sığındığı duaların bir kısmı şunlardır:

اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ أَنْ أُرَدَّ إِلَى أَرْذَلِ الْعُمُرِ وَ أَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ الدُّنْياَ

Okunuşu: “Allâhümme! İnnî e’ûzü bike en üradde ilâ erzelil-‘umüri. Ve e’ûzü bike min fitnetid-dünyâ.” Anlamı: “Allah’ım! Ömrün en sıkıntılı günlerine kadar yaşamaktan sana sığınırım. Dünya fitnesinden sana sığınırım.” (Buhârî, De’avât, 36)

اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْكَسَلِ وَالْهَرَمِ وَالْمَأْثَمِ وَالْمَغْرَمِ وَمِنْ فِتْنَةِ الْقَبْرِ وَعَذاَبِ الْقَبْرِ وَمِنْ فِتْنَةِ النَّارِ وَعَذَابِ النَّارِ وَمِنْ شَرِّ فِتْنَةِ الْغِنَى وَأَعَوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ الْفَقْر وَ أَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ الْمَسِيِح الدَّجَّالِ

Okunuşu: “Allâhümme innî e’ûzü bike minel-keseli

439

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

vel-heremi vel-me’semi vel-meğrami Ve min fitnetil-kabri ve ‘azâbil-kabri, Ve min fitnetin-nâri ve ‘âzâbin-nâri Ve min şerri fitnetil-ğınâ Ve e’ûzü bike min fitnetil-fakri Ve e’ûzü bike min fitneti’l-mesîhıd-deccâl.” Anlamı: “Allah’ım! Tembellikten, düşkünlük derecesinde yaşlılıktan, günahtan ve borç yükünden, kabir fitnesinden ve kabir azabından, cehennem fitnesinden ve cehennem azabından, zenginlik ve fakirlik şerrinden sana sığınırım. Fakirlik fitnesinden Sana sığınırım. Deccal Mesih’in fitnesinden sana sığınırım.” (Buhârî, De’avât, 38; Nesâî, İstiâze, 26–27)

اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْهَمِّ وَالْحُزْنِ وَالْعَجْزِ وَالْكَسَلِ وَالْجُبْنِ وَالْبُخْلِ وَضَلَعِ الدَّيْنِ وَغَلَبَةِ الرِّجَالِ

Okunuşu: “Allâhümme! İnnî e’ûzü bike minelhemmi vel-huzni vel-‘aczi vel-keseli vel-cübni vel-buhli ve dale’ı’d-deyni ve ğalebetir-ricâl.” Anlamı: “Allah’ım! Kederden ve üzüntüden, acizlikten ve tembellikten, korkaklıktan ve cimrilikten, borç yükünden ve düşmanların galip gelmesinden Sana sığınırım.” (Buhârî, De’avât, 39; Nesâî, İstiâze, 7, 25)

اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذاَبِ جَهَنَّمَ وَ أَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ وَ أَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ الْمَحْيَا وَالْمَمَاتِ وَ أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ

440

DUALAR

Okunuşu: “Allâhümme! İnnî e’ûzü bike min ‘azâbi cehenneme. ve e’ûzü bike min ‘azâbil-kabri. Ve e’ûzü bike min fitnetil-mahyâ vel-memâti. Ve e’ûzü bike min şerril-mesîhıd-deccâl.” Anlamı: “Allah’ım! Cehennem azabından Sana sığınırım. Kabir azabından Sana sığınırım. Hayat ve ölüm fitnesinden Sana sığınırım. Mesih Deccal’in şerrinden Sana sığınırım.” (İbn Hıbbân, İstiaze, No: 999; Nesâî, İstiâze, 27, 47; Buhârî, De’avât, 37)

اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ اْلفَقْرِ وَالْقِلَّةِ وَالذِّلَّةِ وَ أَعُوذُ بِكَ مِنْ أَنْ أَظْلِمَ أوَ أظُلْمََ

Okunuşu: “Allâhümme! İnnî e’ûzü bike minel-fakri vel-kılleti ve’z-zilleti. Ve e’ûzü bike min en azlime ve uzleme.” Anlamı: “Allah’ım! Fakirlikten, yokluktan, zilletten Sana sığınırım. Zulmetmektenِ ve zulme uğramaktan Sana sığınırım.” (Ebû Davud, Salât, 367; Nesâî, İstiâze, 14; İbn Hıbbân, İstiaze, No: 1030)

اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ العَجْزِ وَالْكَسَلِ وَالجُبْنِ وَالبُخْلِ وَالْهَرَمِ وَالقَسْوَةِ وَالغَفْلَةِ وَالعَيْلَةِ وَالذِّلَّةِ وَالمَسْكَنَةِ وَ أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْفَقْرِ وَالْكُفْرِ وَالْفُسُوقِ وَالشِّقَاقِ وَالنِّفَاقِ وَالسُّمْعَةِ وَالرِّيَاءِ وَأَعُوذُ بِكَ مِنَ الصَّمَمِ وَالْبُكْمِ وَالْجُنُونِ وَالْجُذَّامِ وَالْبَرَصِ وَسَيِّءِ الْاَسْقَامِ

Okunuşu: “Allâhümme! İnnî e’ûzü bike minel-‘aczi

441

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

vel-keseli vel-cübni vel-buhli vel-herami vel-kasveti velğulfeti vel-‘ayleti vezzilleti vel-meskeneti. Ve e’ûzü bike minel-fakri vel-küfri vel-fusûkı veşşikâkı ven-nifâkı ves-süm’ati ver-riyâi Ve e’ûzü bike mines-samemi vel-bükmi vel-cünûni vel-cüzzâmi vel-berasi ve seyyiil-eskâmi.” Anlamı: “Allah’ım! Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, düşkünlük derecesinde yaşlılıktan, katı kalplilikten, gafletten, yokluktan, zilletten, miskinlikten sana sığınırım. (Allah’ım!) Fakirlikten, küfre düşmekten, itaatsizlikten, düşmanlık etmekten, münafıklıktan, yaptığım amelleri başkalarına süm’a ve riyadan (amelleri başkalarına göstermek ve duyurmak için yapmaktan) Sana sığınırım. (Allah’ım!) Sağırlıktan, dilsizlikten, delilikten, cüzamdan, alaca hastalığından ve her türlü kötü hastalıktan Sana sığınırım.” (Hâkim, De’avât, No: 1944, I, 530; İbn Hıbbân, İstiaze, No: 1023; İbn Ebî Şeybe, Dua, 1, No: 29115)

اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ عِلْمٍ لَا يَنْفَعُ وَمِنْ قَلْبٍ لَا يَخْشَعُ وَمِنْ نَفْسٍ لَا تَشْبَعُ وَمِنْ دَعْوَةٍ لَا يُسْتَجَابُ لَهَا

Okunuşu: “Allâhümme! İnnî e’ûzü bike min ‘ılmin lâ yenfe’u ve min kalbin lâ yehşe’u ve min nefsin lâ teşbe’u ve min da’vetin lâ yüstecâbü lehâ.” Anlamı: “Allah’ım! Faydası olmayan ilimden, saygısız / imansız kalpten, doymayan / tatmin olmayan nefisten ve ka442

DUALAR

Kabul olmayan duadan Sana sığınırım.” (Müslim, Dua, 73; Ebû Davud, Salât, 367; Nesâî, İstiâze, 2; İbn Ebî Şeybe, Dua, 1, No: 29115)

اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ سَمْعِي وَمِنْ شَرِّ بَصَرِي وَمِنْ شَرِّ لِسَانِي وَمِنْ شَرِّ قَلْبِي وَمِنْ شَرِّ مَنِيٍّي

Okunuşu: “Allâhümme! İnnî e’ûzü bike min şerri sem’î ve min şerri besarî ve min şerri lisânî ve min şerri kalbî ve min şerri meniyyin.” Anlamı: “Allah’ım! Kulağımın şerrinden, gözümün şerrinden, dilimin şerrinden, kalbimin şerrinden ve tenasül uzvumun şerrinden Sana sığınırım.” (Tirmizî, De’avât, 76; Nesâî, İstiâze, 4, 27)

اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ مُنْكَرَاتِ الْأَخْ قَالِ وَالْأَعْمَالِ وَالْأَهْوَاءِ

Okunuşu: “Allâhümme! İnnî e’ûzü bike min münkerâtil- ahlâkı vel-a’mâli vel-ehvâi.” Anlamı: “Allah’ım! Ahlâkın, işlerin ve arzuların çirkin ve kötü olanlarından sana sığınırım.” (Tirmizî, De’avât, 128)

اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ زَوَالِ نِعْمَتِكَ وَتَحْوِيلِ عَافِيَتِكَ وَفُجَاءَةِ نِقْمَتِكَ وَجَمِيعِ سَخَطِكَ

Okunuşu: “Allâhümme! İnnî e’ûzü bike min zevâli ni’metike ve tahvîli ‘âfiyetike ve fücâeti nikmetike ve cemî’ı sehatıke.” Anlamı: “Allah’ım! Nimetinin yok olmasından, sağlık ve âfiyetin bozulmasından, ansızın belaya uğramaktan ve her türlü gazabından Sana sığınırım.” (Ebû Davud, Salât, 367)

443

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الشِّقَاقِ وَالنِّفَاقِ وَسُوءِ الْأَخْ قَالِ

Okunuşu: “Allâhümme! İnnî e’ûzü bike mineş-şikâkı ven-nifâkı ve sûi’l-ahlâkı.” Anlamı: “Allah’ım! Düşmanlıktan, iki yüzlülükten ve kötü ahlâktan Sana sığınırım.” (Ebû Davud, Salât, 367; Nesâî, İsti’aze, 21)

اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الشَّكِّ بَعْدَ الْيَقِينِ وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ مُقَارَنَةِ الشَّيَاطِينِ وَ أَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ يَوْمِ الدِّينِ

Okunuşu: “Allâhümme! İnnî e’ûzü bike mineş-şekki ba’del-yekîn. Ve e’ûzü bike min mukâranetiş-şeyâtîni Ve e’ûzü bike min ‘azâbi yevmid-dîn.” Anlamı: “Allah’ım! Kesin imandan sonra şüpheye düşmekten Sana sığınırım. Şeytanlara yakın olmaktan sana sığınırım ve din gününün azabından sana sığınırım.” (İbn Ebî Şeybe, Dua, 1, No: 29135)

اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْجُوعِ فَإِنَّهُ بِئْسَ الضَّجِيعِ وَ أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْخِيَانَةِ فَإِنَّهَا بِئْسَتِ الْبِطَانَةِ

Okunuşu: “Allâhümme! İnnî e’ûzü bike minel-cû’ı feinnehû bi’sed-dacî’ı. Ve e’ûzü bike minel-hıyâneti feinnehâ bi’setilbîtâneti.”

444

DUALAR

Anlamı: “Allah’ım! Açlıktan Sana sığınırım. Çünkü açlık, ne kötü bir arkadaştır. Hainlikten Sana sığınırım. Çünkü hainlik, ne kötü bir sırdaştır.” (Ebû Davud, Salât, 367; Nesâî, İstiâze, 19)

اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْبَرَصِ وَالْجُنُونِ وَالْجُذَّامِ وَمِنْ سَيِّئِ الْأَسْقَامِ

Okunuşu: “Allâhümme! İnnî e’ûzü bike minel-berası vel-cünûni vel-cüzzâmi ve min seyyiil-eskâmi.” Anlamı: “Allah’ım! Alaca hastalığından, delilikten, cüzzam hastalığından ve her türlü kötü hastalıklardan Sana sığınırım.” (Ebû Davud, Salât, 367)

اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْهَدْمِ وَأَعُوذُ بِكَ مِنَ التَّرَدِّي وَ أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْغَرَقِ وَالْحَرِيقِ وَ أَعُوذُ بِكَ أَنْ يَتَخَبَّطَنِيَ الشَّيْطَانُ عِنْدَ الْمَوْتِ وَأَعُوذُ بِكَ أَنْ أَمُوتَ فِي سَبِيلِكَ مُدَبِّرًا وَ أَعُوذُ بِكَ أَنْ أَمُوتَ لَدِيغًا

Okunuşu: “Allâhümme! İnnî e’ûzü bike minel-hedmi. Ve e’ûzü bike minet-teraddî. Ve e’ûzü bike minel-ğaraki vel-harîkı. Ve e’ûzü bike en yetehabbetaniyeş-şeytâni ‘ındel-mevti. Ve e’ûzü bike en emûte fî sebîlike müdebbiran. Ve e’ûzü bike en emûte ledîğan.” Anlamı: “Allah’ım! Kuyuya düşmekten Sana sığınırım. Yüksekten düşmekten Sana sığınırım. Boğulmaktan ve yangından Sana sığınırım. Ölüm esnasında şeytana çarpılmaktan Sana sığınırım. Senin yolundan yüz çevirmiş bir hâlde ölmekten Sana sığınırım. Zehirli hayvan sokması ile ölmekten Sana sığınırım.” (Nesâî, İstiâze, 61; Ebû Davud, Salât, 367)

445

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ اَنْ اَمُوتَ نَهَمًا اَوْ هَمًّا اَوْ غَرْقًا اَوْ اَنْ يَتَخَبَّطَنِيَ الشَّيْطَانُ عِنْدَ الْمَوْتِ اَوْ اَنْ اَمُوتَ لَدِيغًا

Okunuşu: “Allâhümme! İnnî e’ûzü bike en emûte nehemen ev hemmen ev ğarkan ev en yetehabbetaniyeşşeytânü ‘ındel-mevti ev en emûte ledîğan.” Anlamı: “Allah’ım! Düşkün bir vaziyette veya kederli iken veya boğularak veya ölüm anında şeytanın çarpması ile veya yılan sokması ile ölmekten sana sığınırım.” (Nesâî, es-Sünenü’l- Kübrâ, İstiâze, 74)

اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ غَلَبَةِ الدَّيْنِ وَغَلَبَةِ الْعَدُوِّ وَشَمَاتَةِ الْأَعْدَاءِ

Okunuşu: “Allâhümme! İnnî e’ûzü bike min galebetiddeyni ve galebetil-‘adüvvi ve şemâtetil-a’dâi.” Anlamı: “Allah’ım! Altından kalkamayacağım borçtan, düşmanın galip gelmesinden ve düşmanları sevindirecek bir musibete dûçâr olmaktan Sana sığınırım.” (İbn Hıbbân, İstiaze, No: 1027)

اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ سُوءِ الْعُمْرِ وَ أَعُوذُ بِكَ مِنْ فِتْنَةِ الصَّدْرِ وَ أَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ

Okunuşu: “Allâhümme! İnnî e’ûzü bike min sûil- ‘umri ve e’ûzü bike min fitneti’s-sadri ve e’ûzü bike min ‘azâbil-kabri.” Anlamı: “Allah’ım! Kötü bir ömür sürmekten Sana sığınırım.

446

DUALAR

Kalp fitnesinden Sana sığınırım. Kabir azabından Sana sığınırım.” (İbn Hıbbân, İstiaze, No: 1024)

اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ وَوَسْوَسَةِ الصَّدْرِ وَشَتَاتِ الْأَمْرِ اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا تَجِيءُ بِهِ الرِّيحُ

Okunuşu: “Allâhümme! İnnî e’ûzü bike min ‘azâbilkabri ve vesvesetis-sadri ve şetâtil-emri. Allâhümme! İnnî e’ûzü bike min şerri mâ tecî’ü bihir-rîh.” Anlamı: “Allah’ım! Kabir azabından, nefsin vesvesesinden ve işlerin dağınıklığından Sana sığınırım. Allah’ım! Rüzgârın getirdiği âfetin şerrinden Sana sığınırım.” (Tirmizî, De’avât, 88)

اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا عَمِلْتُ وَ مِنْ شرِّ مَا لَمْ أَعْمَلْ

Okunuşu: “Allâhümme! İnnî e’ûzü bike min şerri mâ ‘amiltü ve min şerri mâ lem a’mel.” Anlamı: “Allah’ım! İşlediklerimin şerrinden ve işlemediklerimin şerrinden Sana sığınırım.” (Müslim, Zikir ve Dua, 65; Nesâî, İstiâze, 58) Hz. Âişe validemiz Peygamberimizin ölüm öncesinde bu duayı çok yaptığını bildirmiştir. (Müslim, Zikir ve Dua, 65; Nesâî, İstiâze, 58; İbn Hıbbân, İstiaze, No: 1032)

اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِعَظَمَتِكَ أَنْ أُغْتَالَ مِنْ تَحْتِي

Okunuşu: “Allâhümme! İnnî e’ûzü bi-‘azemetike en uğtâle min tahtî.”

447

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Anlamı: “Allah’ım! Azametin ile bilmediğim bir yerden bir belaya uğramaktan Sana sığınırım.” (Nesâî, İstiâze, 60)

أَعُوذُ بِعَفْوِكَ مِنْ عِقَابِكَ وَأَعُوذُ بِرِضَاكَ مِنْ سَخَطِكَ وَ أَعُوذُ بِكَ مِنْكَ

Okunuşu: “E’ûzü bi ‘afvike min ‘ıkâbike. Ve e’ûzü bi-ridâke min sehatıke. Ve e’ûzü bike minke.” Anlamı: “Allah’ım! Azabından affına sığınırım. Gazabından rızana sığınırım. Senden yine Sana sığınırım.” (Nesâî, İstiâze, 62)

أَعُوذُ بِرِضَاكَ مِنْ سَخَطِكَ وَبِمُعَافَاتِكَ مِنْ عُقُوبَتِكَ وَبِكَ مِنْكَ لَا أُحْصِي ثَنَاءً عَلَيْكَ أَنْتَ كَمَا أَثْنَيْتَ عَلٰى نَفْسِكَ

Okunuşu: “E’ûzü bi-ridâke min sehatıke ve bimü’âfâtike min ’ukûbetike ve bike minke lâ uhsî senâen ‘aleyke ente kemâ esneyte ‘alâ nefsike.” Anlamı: “Allah’ım! Gazabından rızana, azabından affına, senden Sana sığınırım. Senin kendi nefsini övdüğün gibi ben Seni övemiyorum.” (Malik, Dua, No: 497; İbn Ebî Şeybe, Dua, 1, No: 29131)

اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ جَارِ السُّوءِ

Okunuşu: “Allâhümme! İnnî e’ûzü bike min câri’ssûi.” Anlamı: “Allah’ım! Kötü komşudan Sana sığınırım.” (İbn Hıbbân, İstiaze, No: 1033; Hâkim, De’avât, No: 1951)

448

DUALAR

Peygamberimiz (s.a.s.), akşam, sabah ve yatağa yatınca Hz. Ebû Bekir’e şöyle dua etmesini tavsiye etmiştir:

اَللّٰهُمَّ عاَلِمَ الْغَيْبِ وَ الشَّهاَدَةِ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالْاَرْضِ رَبَّ كُلِّ شَيْئٍ وَ مَلِيكَهُ أَشْهَدُ أَنْ لَااِلٰهَ اِلَّا أَنْتَ أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ نَفْسِي وَمِنْ شَرِّ الشَّيْطَانِ وَ شَرِكِه۪

Okunuşu: “Allâhümme! ‘Âlimel-ğaybi veş-şehâdeti, fâtıras-semâvâti vel-ardı, Rabbe külli şey’in ve melîkehü. Eşhedü ellâ ilâhe illâ ente. E’ûzü bike min şerri nefsî ve min şerriş-şeytâni ve şerikihî.” Anlamı: “Ey görünen ve görünmeyeni bilen, gökleri ve yeri yaratan, her şeyin Rabbi ve sahibi olan Allah’ım! Ben tanıklık ederim ki Senden başka ilâh yoktur. Nefsimin şerrinden, şeytanın ve ortaklarının şerrinden sana sığınırım.” (İbn Hıbbân, Ed’ıye, No: 962; İbn Ebî Şeybe, Dua, 22, No: 29265)

اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الشَّيْطَانِ مِنْ هَمْزِه۪ وَ نَفْثِه۪ وَ نَفْخِه۪

Okunuşu: “Allâhümme innî e’ûzü bike mineş-şeytâni min hemzihî ve nefsihî ve nefhıhî.” Anlamı: “Allah’ım! Şeytandan, onun çarpmasından, kötülük telkininden ve vesvese vermesinden sana sığınırım.” (İbn Ebî Şeybe, Dua, No: 29114) Kendisinden hizmetçi isteyen kızı Fatıma’ya Peygamberimiz (s.a.s.), şöyle dua etmesini tavsiye etmiştir:

الَلّٰهُمَّ رَبَّ السَّمٰوَاتِ وَ رَبَّ الْاَرَضِينِ رَبِّي وَ رَبَّ كُلِّ شَيْئٍ فَالِقَ الْحَبِّ

449

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

وَالنَّوَى مُنْزِلَ التَّوْرَاةِ وَالْإِنْجِيلِ وَالْفُرْقَانِ أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ كُلِّ شَيْئٍ أَنْتَ آخِذٌ بِنَاصِيَتِه۪ أَنْتَ الْأوَّلُ فَلَيْسَ قَبْلَكَ شَيْئٌ وَ أَنْتَ الْاٰخِرُ فَلَيْسَ بَعْدَكَ شَيْئٌ وَ أَنْتَ الظَّاهِرُ فَلَيْسَ فَوْقَكَ شَيْئٌ وَ أَنْتَ الْبَاطِنُ فَلَيْسَ دُونَكَ شَيْئٌ إِقْضِ عَنِّي الدَّيْنَ وَ أَغْنِنِي مِنَ الْفَقْرِ

Okunuşu: “Allâhümme Rabbes-semâvâti Rabbelaradîni ve Rabbî ve Rabbe külli şey’in fâlikâl-habbi vennevâ, münzilet-tevrâti vel-incîli vel-fürkân. E’ûzü bike min şerri külli şey’in ente âhızün binâsiyetihî. Entel-evvelü feleyse kableke şey’ün ve entelâhıru feleyse ba’deke şey’ün ve entez-zâhiru feleyse fevkake şey’ün ve entel-bâtınü feleyse dûneke şey’ün ikdı ‘annid-deyni ve ağninî minel-fakri.” Anlamı: “Ey yerleri ve gökleri yaratan, Rabbim ve her şeyin Rabbi olan, çekirdeği ve taneyi yaran, Tevrat’ı, İncil’i ve Fürkân’ı indiren Allah’ım! Perçeminden tuttuğun her şeyin şerrinden Sana sığınırım. Sen evvelsin, Senden önce hiçbir şey yoktur. Sen âhirsin, Senden sonraya hiçbir şey kalmayacaktır. Sen zahirsin, Senin üstünde hiçbir şey yoktur. Sen batınsın, Senin dûnünde hiçbir şey yoktur. Bana borçlarımı ödemeyi nasip eyle ve beni fakirlikten müstağnî kıl.” (İbn Ebî Şeybe, Dua, 23, No: 29304; İbn Hıbbân, Ed’ıye, No: 966) “Herhangi bir müslüman her akşam, her sabah ve her gece üç defa;

بِاسْمِ الِّٰهل الَّذِي لَا يَضُرُّ مَعَ اسْمِه۪ شَيْءٌ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ وَهُوَ السَّميِعُ الْعَلِيمُ

450

DUALAR

Okunuşu: “Bismillâhillezî lâ yadurru me’asmihî şey’ün fîl-erdı ve lâ fîs-semâi ve hüves-semî’ul-‘alîm.” Anlamı: “Allah’ın adı ile ki ne yerde ne gökte O’nun adı ile birlikte hiçbir şey zarar vermez, O her sözü işitendir, her şeyi bilendir” diye dua ederse ona hiçbir şey zarar vermez.” (Hâkim, De’avât, No: 1895, I,514; İbn Ebî Şeybe, Dua, 22, No: 29266) İbn Ebî Şeybe’nin rivayeti, “Ona, ne gece ne gündüz hiçbir şey isabet etmez” şeklinde sona ermektedir. Kendisini akrep soktuğunu, bu sebeple uyuyamadığını söyleyen Ebû Hüreyre’ye Peygamberimiz (s.a.s.) akşam üç defa;

أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ الِّٰهل التَّامَّاتِ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ لَمْ يَضُرَّكَ اِنْ شَاءَ الٰهّلُ

Okunuşu: “E’ûzü bi-kelimâtillâhit-tâmmâti min şerri mâ haleka lem yedurruke inşâallah. Anlamı: “’Yarattıklarının şerrinden Allah’ın eksiksiz kelimelerine sığınırım’ diye dua edersen, inşallah hiçbir şey sana zarar vermez” buyurmuştur. (İbn Hıbbân, İstiaze, No: 1021– 1022)

اَللّٰهُمَّ اغْفِرْ لِي ذَنْبِي وَ وَسِّعْ لِي فِي دَارِي وَ بَارِكْ لِي فِي رِزْقِي

Okunuşu: “Allâhümmeğfirlî zenbî ve vessi’ lî fî dârî ve bârik lî fî rızkî.” Anlamı: “Allah’ım! Günahımı bağışla, evimi, yurdumu geniş ve rahat eyle ve rızkımı benim için bereketli eyle.” (İbn Ebî Şeybe, Dua, 42, No: 29382)

451

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Peygamberimiz (s.a.s.), yatağa yatınca şöyle dua etmiştir:

اَعُوذُ بِوَجْهِكَ الْكَرِيمِ وَ كَلِمَاتِكَ التَّامَّةِ مِنْ شَرِّ مَا اَنْتَ اٰ خِذٌ بِنَاصِيَتِهِ اَللّٰهُمَّ اِنَّكَ تَكْشِفُ الْمَأْثَمَ وَالْمَغْرَمَ اَللّٰهُمَّ لَا يُخْلَفُ وَعْدُكَ وَ لَا يُهْزَمُ جُنْدُكَ وَلَا يَنْفَعُ ذَا الْجَدِّ مِنْكَ الْجَدُّ سُبْحَانَكَ وَ بِحَمْدِكَ

Okunuşu: “E’ûzü bi vechikel-kerîmi ve kelimâtiket -tâmmeti min şerri mâ ente âhızün binâsiyetihî. Allâhümme! İnneke tekşifül-me’seme vel-meğrame. Allâhümme! Lâ yuhlefü va’düke ve lâ yühzemü cündüke ve lâ yenfe’u zel-ceddi minkel-ceddü. Sübhâneke ve bi hamdike.” Anlamı: “Perçeminden tuttuğun şeylerin şerrinden kerim olan zatına ve tam kelimelerine sığınırım. Allah’ım! Günahları ve borç yükünü ancak Sen kaldırırsın. Allah’ım! Senin va’dinde dönme yoktur, askerlerin yenilmez, bana şan ve şeref, güç ve kuvvet sahibinin hiçbir faydası olmaz, şan ve şeref, güç ve kuvvet Senin vergindir. Seni noksan sıfatlardan tenzih eder ve Sana hamd ederim.” (İbn Ebî Şeybe, Dua, 23, No: 29308)


HZ. MEHDİ’NİN HANGİ ALANLARDA FAALİYETLERİ OLACAKTIR ?

BÜYÜK MEHDİ'NİN ÇOK VAZİFELERİ VAR VE SİYASET ALEMİNDE, DİYANET ALEMİNDE, SALTANAT ALEMİNDE, MÜCADELE ALEMİNDE ÇOK DAİRELERDE İCRAATLARI (işleri) OLDUĞU GİBİ...(Şualar, s. 590)

Bediüzzaman, ahir zamanda gelecek olan Hz. Mehdi'nin;

-Siyaset,

-Diyanet,

-Saltanat

alanlarında büyük görevleri olacağını bildirmekte, ve bu görevlerin hepsini birden tam olarak yerine getiren kişinin Hz. Mehdi olabileceğini ifade etmektedir.

Bediüzzaman "Büyük Mehdi"nin, sabık Mehdiler olarak adlandırdığı kişilerden en önemli farklarından birinin, onun yerine getireceği "büyük görevler" olduğunu bildirmiştir. Bediüzzaman "ÇOK VAZİFELERİ VAR" diyerek, yerine getireceği bu görevlerin Hz. Mehdi'yi insanlara tanıtacak önemli bir alamet olduğunu vurgulamaktadır. Bediüzzaman, bu görevlerin tamamı birden yerine getirilmediği takdirde ise, bir kimsenin Hz. Mehdi olmasının söz konusu olamayacağını hatırlatmaktadır.

Bediüzzaman bu sözlerinde "ÇOK VAZİFELERİ VAR" dediği Hz. Mehdi'nin bu görevlerinin neler olduğunu açıklamaktadır. Hz. Mehdi'nin, "SİYASET MEHDİSİ, SALTANAT MEHDİSİ ve DİYANET MEHDİSİ olarak bu üç özelliğe birden sahip olacağını ve bu üç alanda birden Mehdilik yapacağını" söylemektedir. Dikkat edilirse Bediüzzaman bu görevleri "üç ayrı kişi"nin yerine getireceğinden bahsetmemiştir. Tam tersine Hz. Mehdi'nin bu "ÜÇ KONUDA BİRDEN" müminlerin önderliğini üstleneceğini belirtmiştir. Bu sözleriyle ayrıca, "Mehdiliği üçe bölmenin, tek bir tanesinin Mehdilik için yeterli olacağını söylemenin" yanlışlığını ortaya koymaktadır.

Bediüzzaman verdiği bu bilgilerle, Hz. Mehdi'nin imkanlarının çok geniş olacağını ve bu görevlerin tam yapılmasının bu üç alanda birden güç sahibi olunmasıyla gerçekleştirileceğini açıklamaktadır. "ÇOK DAİRELERDE İCRAATLARI OLDUĞU GİBİ" sözleriyle ise, Hz. Mehdi'nin bu "faaliyetlerinin ve etki alanının çapının genişliğini" belirtmektedir.

Bediüzzaman yaşadığı süre içerisinde çok büyük bir iman hizmeti yürütmüş ancak bu üç alanda birden imkan ve yetkilere sahip olmamıştır. Aksine kendisi ömrünü esaret, maddi sıkıntılar ve zorluklar altında geçirmiştir. Çeşitli haksızlıklara uğramış, eziyetlere tabi tutulmuş, yaşamının büyük bölümünü hapis ve sürgün gibi şartlar altında sürdürmüştür. Kuşkusuz ki eğer Bediüzzaman Mehdi olsa ve diyanet, saltanat ve siyaset alanlarındaki üç görevi yerine getirmiş olsaydı, böyle bir durum söz konusu olmazdı. Dolayısıyla Bediüzzaman, Hz. Mehdi hakkında verdiği bu bilgi ile, kendisinin Hz. Mehdi olamayacağını bizzat kendi sözleriyle bir kez daha delillendirmiştir.

Bediüzzaman bu sözleriyle ayrıca Hz. Mehdi'nin "lider vasıflarını taşıyan üstün BİR ŞAHIS" olduğuna bir kez daha dikkat çekmiştir. Bediüzzaman'ın saydığı görevlerin her biri ancak "BİR İNSAN"ın üstlenebileceği sorumluluklardır. "MEHDİ" kelimesi, "HİDAYET BULAN VE HİDAYETE YÖNELTEN" anlamındadır. Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin "DİYANET", "SİYASET" ve "SALTANAT" aleminde bu "MEHDİLİK VASFINI" taşıyarak büyük sorumluluklar üstleneceğini belirtmektedir. Bir şahs-ı manevinin diyanet, siyaset ve saltanat konularında yetki sahibi olması; bu alanlarda insanların sorumluluklarını üstlenerek adalet sağlaması hiçbir şekilde söz konusu değildir. Tüm bu sorumlulukların yerine getirilmesi Bediüzzaman'ın da belirttiği gibi, "HİDAYET BULMUŞ BİR İNSANIN", "iman, akıl ve vicdan kullanarak yerine getirebileceği görevler"dir. Bediüzzaman da sözleriyle bu gerçeği vurgulamış, Hz. Mehdi'nin bir şahs-ı manevi olamayacağını ifade etmiştir.

HZ. MEHDİ SİYASET İLE İLGİLENECEK MİDİR?

Yukarıdaki sorunun cevabında da açıklandığı gibi Bediüzzaman eserlerinde Hz. Mehdi'nin yerine getireceği üç büyük görev hakkında geniş bilgi vermiş ve Hz. Mehdi'nin “diyanet, siyaset, saltanat ve mücadele alanlarında Mehdilik görevini ne şekilde yerine getireceğini” detaylı olarak anlatmıştır. Bu sözlerinde Hz. Mehdi'nin “İslam ahlakını tüm dünyaya hakim kılacağını, Müslümanların manevi liderliğini üstlenerek İslam Birliği’ni sağlayacağını, Hristiyan dünyasıyla ittifak yapacağını” ayrıntılı olarak açıklamıştır. Bediüzzaman'ın tüm bu izahları hiçbir tartışma ya da tevile yer bırakmayacak kadar açıktır.

Eğer Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin sadece iman hakikatleri yönünde bir hizmet yapıp, siyaset ya da saltanat alanlarında görev yapmayacağını düşünseydi, risalelerde böyle bir açıklamaya yer vermez, Hz. Mehdi'nin bu yöndeki görevlerini Peygamberimiz (sav)'in hadislerine dayanarak bu kadar uzun ve ayrıntılı olarak izah etmezdi.

Ancak Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi'nin siyaset alanındaki görevine ilişkin sözlerinin daha iyi anlaşılabilmesi için öncelikle Bediüzzaman'ın “siyaset” kavramını ne anlamda kullandığının ve “Hz. Mehdi'nin siyaset alanında yerine getireceği vazifeler” ile ne kastettiğinin tam olarak açıklanması gerekmektedir.

Bediüzzaman “... Ve siyaset alemİnde, dİyanet alemİnde, saltanat alemİnde, mücadele alemİnde çok dairede icraatları olduğu gibi...” (Şualar, s. 590) sözleriyle, Hz. Mehdi'nin siyaset aleminde önemli görevler üstleneceğini belirtmektedir. Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin, “Peygamberimiz (sav)'in halifesi” yani “Müslümanların manevi lideri” vasfını taşıyarak tüm dünya Müslümanları arasında İslam Birliği’ni kuracağını, Hristiyan alemiyle ittifak oluşturacağını ve Hz. İsa ile birlikte, İslam ahlakını tüm dünyada hakim kılacağını belirtmiştir. Bediüzzaman'ın detaylı olarak açıkladığı Hz. Mehdi'nin üstleneceği tüm bu görevler, Hz. Mehdi'nin “Peygamberimiz (sav)'in halifesi yani tüm dünya Müslümanlarının manevi lideri” vasfını taşıyacağını ve “idareci” konumunda olacağını açıkça ortaya koymaktadır.

Ancak halife olması; yani Müslümanların manevi lideri sıfatını taşıması ayrı, siyaset ise ayrı bir konudur. Hz. Mehdi dünya siyasetiyle bizzat ilgilenmeyebilir ama “Müslümanları ilgilendiren her konuda çözüm getirecek kişi olarak manevi liderleri Hz. Mehdi olacaktır”. Hz. Mehdi'nin üstleneceği bu görevin ne şekilde adlandırıldığı önemli değildir. “Hz. Mehdi'nin ilgileneceği siyaset, ‘Kuran ahlakı içerisindeki siyaset’ olacaktır”. Önemli olan Hz. Mehdi'nin yerine getireceği bu vazifenin “Kuran’ın bir hükmü” olmasıdır. “Kuran ahlakına uygun siyaset”in anlamı “güzel ahlaklı, şefkatli, merhametli olmak, adaletli davranmak, müminler arasında birlik ve kardeşliği, barışı ve sosyal adaleti sağlamak, adaletsizliği gidermek, zenginlik ve refahı sağlamak”tır. Kuran’da Hz. Mehdi'nin yerine getireceği bu görev “İslam ahlakının hakimiyeti” olarak müjdelenmektedir:

Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir... (Nur Suresi, 55)

Hz. Mehdi de Kuran’ın bu hükmü gereği, tüm Müslümanların huzurunu, birlik ve beraberliğini sağlayacak, İslam ahlakının güzelliğini tüm dünyada yerleşik kılacaktır. Bediüzzaman'ın da siyaset ve saltanat kavramlarıyla kastettiği ana konu budur; “Hz. Mehdi'nin tüm dünya Müslümanlarının liderliğini üstlenmesi ve Kuran'da belirtilen bu hükme uygun olarak İslam dünyasının menfaatleri yönünde faaliyetlerde bulunması”dır. Tüm bunlar Kuran ahlakının ve Kuran ayetlerinin bir gereğidir. Bediüzzaman'ın “o zatın ikinci vazifesi, şeriatı (Kuran ahlakının esaslarını ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetini) icra ve tatbik etmektir” (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9) sözleriyle belirttiği gibi, Hz. Mehdi de, Kuran ahlakının gerekliliklerini uyguladığında, İslam Birliği’nin oluşmaması, Hz. Mehdi'nin idareci vasfını taşımaması, yetki sahibi olmaması ya da lider konumunda olmaması söz konusu değildir. Zira tüm bunlar Allah’ın tüm Müslümanları yaşamakla yükümlü kıldığı hükümlerdir. Nitekim Bediüzzaman da Hz. Mehdi'nin bu vasıfları taşıyacağını “Hilafet i Muhammediye (A.S.M.) (Peygamberimiz (sav)'in halifesi) unvanı ile şeair-i İslamiyeyi(İslam ahlakının esaslarını) ihya etmektir (yeniden canlandırmaktır).” (Emirdağ Lahikası, s. 259) sözleriyle ifade etmektedir.

Bir ayette Allah Müslümanlara, içlerindeki “emir sahiplerine” uymalarını şöyle bildirmektedir:

Ey iman edenler, Allah'a itaat edin; elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah'a ve elçisine döndürün. Şayet Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir. (Nisa Suresi, 59)

Bu ayet gibi Kuran'da, Müslümanların, Allah’ın kendilerini dünyada ve ahirette kurtuluşa ulaştırması için göndermiş olduğu elçilere uymalarıyla ilgili çok fazla ayet yer almaktadır. İşte Bediüzzaman'ın, “siyaset aleminde, diyanet aleminde, salatanat aleminde ve mücadele aleminde çok dairede icraatları olduğu gibi” sözleriyle Hz. Mehdi için kastettiği siyaset anlayışı da budur. Bediüzzaman bu sözlerinde yer alan “siyaset ve saltanat” kavramlarıyla Hz. Mehdi'nin, Kuran’ın bu hükmünü ne şekilde yerine getireceğini açıklamaktadır.

NUR TALEBELERİNİN BEDİÜZZAMAN’I MEHDİ ZANNETMELERİNDEKİ HATA NEREDEN KAYNAKLANMAKTADIR?

Bazı ayet-ı kerime (ayetler) ve ehadis-i şerife (hadisler) AHİR ZAMANDA GELECEK BİR MÜCEDDİD-İ E BERİ (en büyük müceddidi) mana-yı işari ile (işari anlamda) haber veriyorlar. Fakat O GELECEK ZATIN VE CEMİYETİNİN ÜÇ VAZİFESİNDEN en ehemmiyetlisi (önemlisi) olan ve zahiren (görünüşte) en küçüğü görünen imanı kurtarmak ve hakaik-i imaniyeyi (iman hakikatlerini) güneş gibi göstermek vazifesini Risale-i Nur ve şakirdlerinin (talebelerinin) şahs-ı manevisi tam yaptıklarından; O GELECEK ZATA dair HABERLERİ VE İŞARETLERİ, RİSALE-İ NUR'UN ŞAHS-I MANEVİSİNE HATTA BAZEN TERCÜMANINA DA TATBİKE (uydurmaya) ÇALIŞMIŞLAR ve Şeriatı ihya (Kuran ahlakının esaslarını hatırlatarak yeniden hayata geçirme) ve hilafeti tatbik olan ÇOK GENİŞ DAİREDE HÜKMEDEN BU MÜHİM VAZİFESİNİ NAZARA ALMAMIŞLAR (göz önünde bulundurmamışlar). (Tılsımlar Mecmuası, s. 168)

Bediüzzaman Hz. Mehdi'den bahsederken, "O gelecek zatın ve cemiyetinin ÜÇ VAZİFESİ" olacağını belirtmiştir.

Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin bu üç görevini şöyle açıklamıştır:

1- Bediüzzaman, ateist felsefelerin ahir zamanda tehlike oluşturacağını bildirmiş, özellikle Darwinist, materyalist felsefelerin ateizmle güç bulacaklarını ve Allah'ın varlığını inkar edecek tehlikeli bir çizgiye geleceklerini ifade etmiştir. Bu nedenle Hz. Mehdi'nin birinci vazifesinin, maddecilik fikri yani Allah'ı inkar üzerine kurulmuş materyalist, Darwinist ve ateist felsefelerle mücadele etmek ve bu felsefelerin insanlar üzerindeki etkisini tam anlamıyla kaldırmak olacağını belirtmiştir.

2- Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin ikinci vazifesinin, İslam ahlak ve faziletini, Peygamberimiz (sav)'in gerçek sünnetlerini canlandırmak olduğunu belirtmiştir. Hz. Mehdi, halihazırda çeşitli gruplar halinde dağınık olarak bulunan Müslümanları birleştirerek İslam Birliği’ni sağlayacak ve İslam dünyasının liderliğini üstlenecektir. Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin bu birlikteliği bir dayanak noktası yapacağını ve bu şekilde Müslümanları bazı tehlikelerden koruyacağını ifade etmiştir.

3- Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin üçüncü vazifesinin İslam toplumunu birleştirmek ve Hristiyan alemiyle ittifak yapmak olduğunu belirtmiştir. Hz. Mehdi'nin bu görevini, iman sahiplerinin, Peygamberimiz (sav)'in soyundan gelen fedakar seyyidlerin ve diğer tüm Müslümanların desteğiyle gerçekleştireceğini bildirmiştir.

Hz. Mehdi bu görevlerin üçünü birden yerine getirecek ve bu, onun tanınmasını sağlayacak ve en önemli alametlerinden olacaktır. Bediüzzaman kendisi de dahil olmak üzere, daha önce yaşamış olan hiçbir müceddidin bu üç görevi birarada yerine getiremediğini, bunları ancak Hz. Mehdi'nin gerçekleştireceğini belirtmiştir.

Bediüzzaman, bu sözüyle yaygın olarak yapılan bir yorum hatasına işaret etmektedir. Bediüzzaman Hz. Mehdi'ye dair haber ve işaretlerin Risale-i Nur cemaatiyle özdeşleştirilmeye çalışıldığını ancak bu yakıştırmanın Hz. Mehdi ile ilgili verilen bilgilere uygun düşmediğini belirtmiştir. Bediüzzaman bu yakıştırmayı yapan kimselerin Hz. Mehdi'nin iki büyük ve önemli vazifesini gözardı ettikleri için böyle yanlış bir kanaate vardıklarını ifade etmektedir. İslam Birliği’nin sağlanması ve Hz. Mehdi'nin tüm Müslümanların liderliğini üstlenmesi, Hristiyanlarla ittifak sağlanması ve Kuran ahlakının tüm yeryüzüne hakim olması şu ana kadar henüz gerçekleşmemiştir. Bediüzzaman da dahil olmak üzere, Peygamberimiz (sav)'den sonraki dönemlerde gelen müceddidlerin hiçbiri bu büyük görevleri yerine getirmiş değildir. Dolayısıyla Bediüzzaman da bu gerçeği dile getirerek Risale-i Nur'un şahs-ı manevisini Mehdilikle vasıflandıranların yanıldıklarını ifade etmektedir.

Bediüzzaman, risalelerin yazarı olması nedeniyle, bazı çevreler tarafından kendisinin de Hz. Mehdi olarak nitelendirildiğini belirtmiştir. Ancak yukarıda da açıklandığı gibi Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin yerine getireceği iki büyük görev dikkate alınmadığı için böyle yanlış bir yorumda bulunulduğunu ifade etmiştir. Dolayısıyla Mehdilik konusundaki bu düşüncenin asılsızlığını bir kez daha belirtmiştir.

Bediüzzaman bu düşüncenin yanlışlığını kullandığı "HATTA" kelimesiyle bir kez daha vurgulamıştır. Bediüzzaman "hatta" kelimesini burada, "bundan daha da garip ve daha da acayip olanı" anlamında kullanmıştır. Risale-i Nur'un Mehdi olduğunun zannedildiğini, bundan daha da garip olarak kendisine yönelik de böyle bir iddiada bulunulduğunu belirtmiştir. Bediüzzaman bu ifadesiyle, öne sürülen bu Mehdilik iddiasının yanlışlığını bir kez daha vurgulamaktadır.

Bediüzzaman bu sözünde ayrıca kendisine Mehdilik iddiasında bulunulmasının "sürekli olarak devam eden bir iddia olmadığını" kullandığı "BAZEN" kelimesiyle ifade etmiştir.

Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin yerine getireceği üç görevden bahsettiği kimi sözlerinde Hz. Mehdi'nin ayırt edici bir özelliği olarak "ÇOK GENİŞ DAİREDE HÜKMETMESİ"ne dikkat çekmiştir. Hz. Mehdi'nin bu özelliği son derece önemlidir. Hz. Mehdi görevlerini sadece belirli bir bölgede yerine getirmeyecek, onun etki alanı çok geniş bir dairede, yani dünya çapında olacaktır. Bediüzzaman, "dar daire" olarak ifade ettiği "küçük çaplı" uygulamaların Müslümanları yanıltmaması gerektiğini belirtmektedir. Hz. Mehdi'nin ikinci ve üçüncü görevlerini geniş dairede gerçekleştireceğini hatırlatarak, Risale-i Nur'un şahs-ı manevisine yapılan Mehdilik yakıştırmasının yanlışlığını delilleriyle birlikte açıklamaktadır.

Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi'nin yerine getireceğini belirttiği görevler konusunda "ÇOK GENİŞ ÇAPLI BİR HÜKMETME" yani "DÜNYA ÇAPINDA" bir sonuç ise bugüne kadar gerçekleşmiş değildir. Bu da Hz. Mehdi'nin geçmiş dönemde ortaya çıkmış bir şahıs ya da şahs-ı manevi olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Söz konusu üç görevin dünya çapında yerine getirilmesi, Allah'ın izniyle Hz. Mehdi'nin en önemli alametlerinden olacak ve onu tüm insanlara tanıtacaktır.

Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin dünya çapında gerçekleşecek olan ikinci (İslam Birliği'ni kurmak) ve üçüncü (Kuran ahlakını tüm dünyaya yaymak) görevlerinin, onun ayırt edici ve tanıtıcı özellikleri olduğunu hatırlatmıştır. Çünkü bu görevleri dünya çapında yapacak olan tek şahıs Hz. Mehdi'dir. Dolayısıyla eğer bu görevler bu özellikleriyle birlikte gerçekleşmemişse, bu durumda Mehdilik konusunda herhangi bir iddiada bulunabilmek de söz konusu değildir. Çünkü böyle bir iddia Peygamberimiz (sav)'in hadisleriyle, İslam alimlerinin ve Bediüzzaman'ın bu doğrultuda yaptıkları açıklamaların tümüyle çelişecektir.

Bediüzzaman da bu sözleriyle, Hz. Mehdi konusunda bir iddiada bulunabilmek için dünya çapında gerçekleşmesi gereken bu iki büyük görevin yerine getirilip getirilmediğinin dikkate alınması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bediüzzaman bu delillerin oluşmadığı bir durumda yapılacak bir Mehdiyet benzetmesinin hatalı bir çıkarım olacağını belirtmektedir. Bediüzzaman kulllandığı "NAZARA ALMAMIŞLAR" ifadesiyle, kendisini veya Risale-i Nur'u Hz. Mehdi zannedenlerin bu önemli hususu gözden kaçırdıklarını ve bu sebeple de yanıldıklarını ifade etmiştir.

AHİR ZAMANDA HRİSTİYANLIĞI KİM TEMSİL EDECEKTİR?...

HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELAM, İSEVÎLİK ŞAHS-I MANEVÎSİNİ TEMSİL EDEREK DİNSİZLİĞİN ŞAHS-I MANEVÎSİNİ TEMSİL EDEN DECCAL'İ yok eder...(Mektubat, s. 6)

Bediüzzaman, Hz. İsa'nın yeryüzüne ikinci kez geleceğini ve Deccal'in fitnesini fikren etkisiz hale getireceğini bildirmektedir.

Bediüzzaman bu sözleriyle “HZ. İSA'NIN, HRİSTİYANLIĞIN ŞAHSI MANEVİSİNİ TEMSİL ETTİĞİNİ” belirtmektedir. Bediüzzaman, tarih boyunca gönderilmiş tüm elçiler ve peygamberler gibi, Hz. İsa'nın da onu destekleyen, ona inanan ve onu takip eden kimselerden oluşan bir şahsı manevisi olacağını bildirmektedir. Ancak Bediüzzaman “İSEVİLİK ŞAHSI MANEVİSİNİ TEMSİL EDEREK” sözleriyle, Allah’ın adetullahına (Allah’ın kanununa) uygun olarak “HZ. İSA'NIN DA BU ŞAHSI MANEVİNİN BAŞINDA BİZZAT BİR HİDAYET ÖNDERİ OLARAK BULUNACAĞINI” ifade etmektedir. Nitekim bir şahsı manevinin bir şahsı maneviyi temsil etmesi söz konusu değildir. Bir şahsı manevinin oluşabilmesi için, onun başında öncelikle “BİR ŞAHSIN” var olması gerekmektedir. Bediüzzaman da bu gerçeği vurgulayarak Hz. İsa'nın bir şahsı manevi olmadığını, kendi şahsı manevisinin başında bulunacağını ve onlara bizzat önderlik edeceğini açıklamaktadır.

Bediüzzaman'ın belirttiği bu gerçekler bir iki soru sorulduğunda da kolaylıkla anlaşılmaktadır:

1- İsevilik şahsı manevisini bir kişi temsil ediyor. Bu kimdir?

Hz. İsa.

2- Hz. İsa kimi temsil ediyor?

İsevilik şahsı manevisini.

Bu soruların cevapları Bediüzzaman’ın Hz. İsa’dan ve şahsı manevisinden ayrı kavramlar olarak bahsettiğini açıkça ortaya koymaktadır.

AHİR ZAMANDA DİNSİZLİĞİ KİM TEMSİL EDECEKTİR?

... HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELAM, İSEVÎLİK ŞAHS-I MANEVÎSİNİ TEMSİL EDEREK DİNSİZLİĞİN ŞAHS-I MANEVÎSİNİ TEMSİL EDEN DECCAL'İ yok eder...(Mektubat, s. 6)

Bediüzzaman bu sözlerinde aynı Hz. İsa gibi, Deccal'in de bir şahsı manevisi olacağını belirtmektedir. Ancak Bediüzzaman “DİNSİZLİĞİN ŞAHS-I MANEVİSİNİ TEMSİL EDEN DECCAL'İ” sözleriyle, Deccal'in de yine “BİR ŞAHIS OLARAK DİNSİZLİĞİ TEMSİL EDEN BU ŞAHSI MANEVİNİN BİZZAT BAŞINDA BULUNACAĞINI” ifade etmektedir.

Bediüzzaman eserlerinde, Peygamberimiz (sav)'in ahir zamanda geleceğini müjdelediği tüm isimlerin birer şahıs olduklarını çeşitli delillerle açıklamıştır. Deccal de bu ahir zaman şahıslarından biridir. Bediüzzaman Deccal'in bir şahıs olacağını ne kadar detaylandırarak açıkladıysa, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin birer şahıs olacakları konusunda da aynı açıklıkta deliller ortaya koymuştur. Kuşkusuz ki Bediüzzaman'ın bu anlatımlarından bir kısmını farklı yorumlayıp, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin birer şahsı manevi, ancak Deccal'in bir şahıs olacağını düşünmek çok yanlış bir yaklaşım olacaktır. Zira Bediüzzaman Deccal gibi, “Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin de BİRER ŞAHIS OLARAK geleceklerini” ısrarla tekrarlamış ve bunları delilleriyle birlikte açıklamıştır.

Ayrıca bakınız Edit

Kaynaklar Edit

  1. Ramûz el-Ehâdis
  2. Müslim, Fiten: 126.

Şablon:Din-taslak

ar:ضد المسيح bg:Антихрист ca:Anticrist cs:Antikrist cv:Антихрист da:Antikrist de:Daddschal el:Αντίχριστος en:Masih ad-Dajjal eo:Antikristo es:Anticristo et:Antikristus fa:دجال fi:Antikristus fr:Antéchrist fur:Anticrist he:אנטיכריסט hr:Antikrist hu:Antikrisztus ia:Antichristo id:Antikristus is:Dajjal it:Anticristo ja:反キリスト ka:ანტიქრისტე ko:적그리스도 lt:Antikristas ml:അന്തിക്രിസ്തു ms:Anti-Al-Masih mzn:دجال nl:Antichrist no:Antikrist pl:Antychryst pt:Anticristo ro:Antihrist ru:Антихрист sh:Antikrist simple:Antichrist sq:Antikrishti sr:Антихрист sv:Antikrist ta:தச்சால் uk:Антихрист wa:Antécri zh:敌基督

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.