FANDOM


Ne Eser,Ne De Semer Gölgeler Bayrak
Mehmet Akif Ersoy
Said Paşa İmamı
Derviş Ahmed'in meyhaneden ayrılmasını konu alan rakı meze ve tevbe muhabbeti üzerine yazılmıştır. Meyhane şiiri ile birlikte muteala edilmelidir. Hadi Ahmet Durma Ahmet nakaratları hoş ve espirili bir dil olmuş ....Şah beyiti şudur:
Hadi Ahmed, hadi yavrum, hadi son bir gayret!
Lâkin Ahmed, bu ne gayret, ne tahammül, hayret!

Akif bu şiirini Neyzen Tevfik'in Üç bin dört yüzüncü tövbesi* üzerine, Neyzen'e ithafen yazmıştır.
NOT: Akif'in damadı Ömer Rıza Doğrul sadece misafirliklerde sosyalleşme için değil hemen her akşam sağlam bir içici olarak rakı kadehine sarılıyordu. Hatta Sirkeci'de devamlı gittiği lokantasında bir yandan yeni tefsiri için çalışırken bir yandan da içkisini yudumlamaktan geri durmuyordu. Rakıyı çay bardağında içmekten hoşlanıyordu. Ona göre içki aslında haram değildi. 'Sana içkiyi ve kumarı soruyorlar. De ki: Onlarda hem günah, hem insanlar için faydalar vardır. Günahları ise faydalarından daha büyüktür.' (Bakara Suresi,2/219)' İşte Ömer Rıza Bey'in dayanağı olan ayet buydu.??? Bu ayete dayanarak içkinin aynı zamanda faydalarının da olduğunu, eğer dozunda içilirse haram sayılmayabileceğini söylüyordu.??? (Mehmet Akif Ersoy'un yakın çevresinin içkiyle meselesini uzun zaman çözememiştim. Damadı tefsir yaparken bile kadehi elinden bırakmıyordu. Oğlu Emin alkol ve uyuşturucudan hayatını kaybetti. En yakın arkadaşı Neyzen Tevfik'ti. Ona hicviye olarak Derviş Ahmed şiirini yazmıştır. Kendisi bu kadar muhafazakar olan birinin çevresi ve ailesi sıkı içicilerden oluşmuştu. Şeytan bu ya dürttü, araştırdım... Mehmet Akif'in ölüm nedeni de sirozdu. Acaba büyük şairimiz de içki meraklısı olabilir miydi? Hayır! 24 yaşına kadar içmiş sonra bırakmıştı!) Onun için Meyhane ahalisini yakın tanıdığından bu şiirini çevresine tepki ve hicviye olarak yazmıştır.[1]



Düz Liseler İçin 2'li Tablo Sunumu Edit

Derviş Ahmed
Bolum080
Güncel Türkçesi
Bolum080
"Bir ömürdür içiyorsun, bırak artık şunu!" der;

Derviş Ahmed bu hidâyetle hemen tövbe eder.

"Bir ömürdür içiyorsun, bırak artık şunu!" der;

Derviş Ahmed içindeki doğruya yönelten bu sesle tövbe eder.

Ama bir tövbe ki: Binlikleri çarpar duvara;

Tas, çanak, testi perîşan, serilir tahtalara.

Ama bir tövbe ki: Binlikleri çarpar duvara;

Tas, çanak, testi, perişan, serilir tahtalara

Rakı tûfânı, su girdâbı alırken odayı;

Anaforlarla dönerken mezeler fırdolayı;

Rakı tûfânı, su girdabı alırken odayı:

Anaforlarla dönerken mezeler fırdolayı;

Bir kerâmetle dedem postu oturtup sedire,

Oradan, mest-i zafer, bakmaya başlar seyire.

Bir kerametle dedem postu oturtup sedire,

Oradan, zafer sarhoşu, bakmaya başlar seyire.

Başlar amma, pek uzun boylu seyirden bıkılır...

Derviş Ahmed de bizim, öğleye varmaz, sıkılır.

Başlar ama, pek uzun boylu seyirden bıkılır...

Derviş Ahmed de bizim öyleye varmaz, sıkılır.

Kalkar, olmaz, yatar, olmaz, döner, olmaz dediği;

Neyle doldursa o bir türlü kapanmaz gediği?

Kalkar, olmaz, yatar, olmaz, döner, olmaz dediği;

Neyle doldursa o bir türlü kapanmaz gediği?

Zikreder, vahdete girsem diye zorlar, giremez;

Hû çeker, sîne döver, hiçbiri eğlendiremez.

Zikreder, hücrede inzivaya çekilsem diye zorlar kendini, ama yapamaz;

Hû çeker, bağrını döver, hiç biri eğlendiremez.

Sâ’atin ömrü soluktan da kısayken hani, dün,

O, ne yıllar devirir; sâniye geçtikçe bugün!

Saatin ömrü soluktan da kısayken, hani, dün,

O, ne yıllar devirir, saniye geçtikçe bugün!

Devrilen devriledursun, dedem "illâllah!" der;

Camı sarsar, damı sarsar, tepinirken ter ter!

Devrilen devriledursun, dedem "illallah" der;

Camı sarsar, damı sarsar, tepinirken ter ter!

Bu kadar velvele oynatsa yerinden ya biraz,

Ne harın şey ki "zaman" hiç yürümez, hiç tınmaz!

Bu kadar yaygara, oynatsa yerinden ya biraz,

Ne inatçı şey ki "zaman" hiç yürümez, hiç tınmaz!

Derviş Ahmed, bu sefer, "ben yürürüm!" der mi sana!

"Aman Ahmed'im, bana baksana!

Derviş Ahmed, bu sefer, "ben yürürüm!" der mi sana!

"Aman Ahmed'im, bana baksana!

Bozacak mısın yine tövbeni?

Kıracak mısın, yeniden beni?

Bozacak mısın yine tövbeni?

Kıracak mısın, yeniden beni?

Sakın Ahmed'im, gideyim deme. "


Cezbe kuvvetlice gelmiş ki dışardan dedeme,

Sakın Ahmed'im, gideyim deme"

Cezbe kuvvetlice gelmiş ki dışardan dedeme,

Bu, içinden kabaran sesle hiç irkilmiyerek,

Hakerenler yola bir düşme düşer.Yelyepelek!

Bu, içinden kabaran sesle hiç irkilmeyerek,

Hak erenler yola bir düşme düşer: Yelyepelek!

"Derviş Ahmed! Gidiyorsun ya, sakın sapma sola!

İşte bak dirseğe geldin, göreyim şimdi: Mola!

"Derviş Ahmed! Gidiyorsun ya, sakın sapma sola!

İşte bak, dirseğe geldin, göreyim şimdi: Mola!

Bu gidiş hayır değil Ahmed'im,

Dayan Ahmed'im, dikil Ahmed'im!

Bu gidiş hayır değil Ahmed'im,

Dayan Ahmed'im, dikil Ahmed'im!

Aman Ahmed'im, göreyim seni,

Dayan Ahmed'im, göreyim seni!"

Aman Ahmed'im, göreyim seni,

Dayan Ahmed'im, göreyim seni!"

Lâkin aldırmıyor Ahmed, cereyanlar müdhiş;

Karnı irkilse, bacaklar gidecek, hem ne gidiş!

Fakat aldırmıyor Ahmed, akıntılar müthiş;

Karnı irkilse, bacaklar gidecek, hem ne gidiş!

"Ne o? Meyhâneye geldin mi?" Sakın girme, dayan!

Aman Ahmed'im, sonu pek yaman!

"Ne o? Meyhaneye geldin mi? Sakın girme, dayan!

Aman Ahmed'im, sonu pek yaman!

Kuzum Ahmed'im, gireyim deme!

Mola istemem, vereyim deme!

Kuzum Ahmed'im, gireyim deme!

Mola istemem, vereyim deme!

'Asıl Ahmed'im, kasıl Ahmed'im!'Bu geçid belâ, asıl Ahmed'im!

Asıl Ahmed'im, kasıl Ahmed'im!

Bu geçit belâ, asıl Ahmed'im!

O ne batmalar, ne boğulmalar!"


Asılır, boş, kasılır, boş, dedem en sonra dalar.

O ne batmalar, ne boğulmalar!"

Asılır, boş, kasılır, boş, dedem en sonra dalar.

"Bâri meyhâneye düştün, be mübârek derviş.

İçmeden, geç ki desinler. Dede Sultan ermiş!

"Bari meyhaneye düştün, be mübarek derviş,

İçmeden geç ki desinler: Dede Sultan ermiş!

Hadi Ahmed, hadi yavrum, hadi son bir gayret! Lâkin Ahmed, bu ne gayret, ne tahammül, hayret!

Hadi Ahmed, hadi yavrum, hadi son bir gayret!..."

"Fakat Ahmed, bu ne çaba, ne katlanış, hayret!

Sen kurul lök gibi meyhâneye, ser postu, otur;

Yan, tutuş, sonra dayan: Dağ gibi dur, taş gibi dur!

Sen kurul lök gibi meyhaneye, ser postu, otur;


Yan, tutuş, sonra dayan: Dağ gibi dur, taş gibi dur!

Dağ demiş, taş demişim, doğru mu lâkin?

Ne gezer! Onu bir zelzele sarsar, bunu bir dalga ezer.

Dağ demiş, taş demişim, doğru mu lâkin?

Ne gezer! Onu bir deprem sarsar, bunu bir dalga ezer.

Seni kaç zelzeledir yokladı hiç sarsamadan;


Koca arslan, hani, övmüş de yaratmış Yaradan!

Seni kaç depremdir, yokladı hiç sarsamadan;


Koca arslan, hani, övmüş de yaratmış yaradan!

Öyle bir tövbe geçirdin ki, hakîkat, değdi;

Az belâ mıydı, seher vakti, o tûfan neydi?

Öyle bir tövbe geçirdin ki, gerçekten, değdi;

Az belâ mıydı, seher vakti, o tufan neydi?

Çiğnedin dalgayı, girdâbı çıkardın daraya;

Postu Cûdî'ye yanaştırdın, atıldın karaya.

Çiğnedin dalgayı, girdabı, çıkardın daraya


Postu Cûdîye yanaştırdın, atıldın karaya.

Sallamış tekmeyi bir mülke, diyorlar, Edhem;


Yumruk atmış mı yarım binliğe? Hiç zannetmem!

Sallamış tekmeyi bir mülke, diyorlar, Edhem:


Yumruk atmış mı yarım binliğe? Hiç zannetmem!

Hak erenler, iyi bak kendine, mikdârını bil:


Sendedir nühsâ-i kübrâ, okumuşlarda değil!

Hak erenler, iyi bak kendine, dereceni bil:


Sendedir nüsha-i kübrâ, okumuşlarda değil!

Sen ne cevhersin, a devletli, ne cansın, bilsen!


Aba altındaki sultanlara sultansın sen.

Sen ne cevhersin, a devletli, ne cansın, bilsen


Aba altındaki sultanlara sultansın sen.

Sen ki Kevser dağıtan Haydar'a kulsun ancak,

Sana ısmarlamıyan, kimlere ısmarlıyacak?

Sen ki Kevser dağıtan Haydar'a kulsun ancak,

Sana içki ısmarlamayan, kimlere ısmarlayacak?

Hadi evlâd, Dede Sultan ne içer, bir sor ki...

Doldurun dervişe benden iki binlik Yorgi!

Hadi evlât, Dede Sultan ne içer, bir sor ki...

Doldurun dervişe benden iki binlik, Yorgi!

Video

Anadolu Liseleri İçin 3'lü Tablo Sunumu Edit

Derviş Ahmed
Güncel Türkçesi
İngilizce Tercüme
"Bir ömürdür içiyorsun, bırak artık şunu!" der;

Derviş Ahmed bu hidâyetle hemen tövbe eder.

"Bir ömürdür içiyorsun, bırak artık şunu!" der;

Derviş Ahmed içindeki doğruya yönelten bu sesle tövbe eder.

“For a human’s life, you are frinking, give it up!” it says;

Ahmed The Dervish repents to this voice in his head.

Ama bir tövbe ki: Binlikleri çarpar duvara;

Tas, çanak, testi perîşan, serilir tahtalara.

Ama bir tövbe ki: Binlikleri çarpar duvara;

Tas, çanak, testi, perişan, serilir tahtalara

But it is a rependance, can crush thousands to the wall;

Bowl, pot, jug will poorly sprawl to the floor

Rakı tûfânı, su girdâbı alırken odayı;

Anaforlarla dönerken mezeler fırdolayı;

Rakı tûfânı, su girdabı alırken odayı:

Anaforlarla dönerken mezeler fırdolayı;

A flood of rakı and a wortex of water will fill the room;

When snacks around with swirls;

Bir kerâmetle dedem postu oturtup sedire,

Oradan, mest-i zafer, bakmaya başlar seyire.

Bir kerametle dedem postu oturtup sedire,

Oradan, zafer sarhoşu, bakmaya başlar seyire.

With a blessing, my grandfather sits to the cedar,

Then, he begans staring around, victory drunk,

Başlar amma, pek uzun boylu seyirden bıkılır...

Derviş Ahmed de bizim, öğleye varmaz, sıkılır.

Başlar ama, pek uzun boylu seyirden bıkılır...

Derviş Ahmed de bizim öyleye varmaz, sıkılır.

He starts but, long time watching will bore people,
Ahmed The Dervish doesn’t like that, to him, he finds it extremely boring...
Kalkar, olmaz, yatar, olmaz, döner, olmaz dediği;

Neyle doldursa o bir türlü kapanmaz gediği?

Kalkar, olmaz, yatar, olmaz, döner, olmaz dediği;

Neyle doldursa o bir türlü kapanmaz gediği?

He stands up, lies down, turns around, but it won’t happen;
How can he fill that unfillable hole?
Zikreder, vahdete girsem diye zorlar, giremez;

Hû çeker, sîne döver, hiçbiri eğlendiremez.

Zikreder, hücrede inzivaya çekilsem diye zorlar kendini, ama yapamaz;

Hû çeker, bağrını döver, hiç biri eğlendiremez.

He mentions, he pushes himself to seclude in a cell, but he can’t;
He hits himself in the chest but it won’t entertain him.
Sâ’atin ömrü soluktan da kısayken hani, dün,

O, ne yıllar devirir; sâniye geçtikçe bugün!

Saatin ömrü soluktan da kısayken, hani, dün,

O, ne yıllar devirir, saniye geçtikçe bugün!

When hours’ lifetime was shorter than the breathe, yesterday,

It overthrows years when seconds pass today.

Devrilen devriledursun, dedem "illâllah!" der;

Camı sarsar, damı sarsar, tepinirken ter ter!

Devrilen devriledursun, dedem "illallah" der;

Camı sarsar, damı sarsar, tepinirken ter ter!

Let the overthrown be knocked down, mygrandfather says “nuts”;
He shakes the Windows and building when he stomps around!
Bu kadar velvele oynatsa yerinden ya biraz,

Ne harın şey ki "zaman" hiç yürümez, hiç tınmaz!

Bu kadar yaygara, oynatsa yerinden ya biraz,

Ne inatçı şey ki "zaman" hiç yürümez, hiç tınmaz!

All this fuss, can’t even move a thing,

What a stubborn this “time” does not walk, does not even consider!

Derviş Ahmed, bu sefer, "ben yürürüm!" der mi sana!

"Aman Ahmed'im, bana baksana!

Derviş Ahmed, bu sefer, "ben yürürüm!" der mi sana!

"Aman Ahmed'im, bana baksana!

Darwish Ahmed, this time, “I take a walk” I say

“Please Ahmed, look at me!

Bozacak mısın yine tövbeni?

Kıracak mısın, yeniden beni?

Bozacak mısın yine tövbeni?

Kıracak mısın, yeniden beni?

Will you break your swear again?

Are you gonna break me again?

Sakın Ahmed'im, gideyim deme. "


Cezbe kuvvetlice gelmiş ki dışardan dedeme,

Sakın Ahmed'im, gideyim deme"

Cezbe kuvvetlice gelmiş ki dışardan dedeme,

Ahmed beware, let me say”

Cezbe came strongly from the out side that my Grand father

Bu, içinden kabaran sesle hiç irkilmiyerek,

Hakerenler yola bir düşme düşer.Yelyepelek!

Bu, içinden kabaran sesle hiç irkilmeyerek,

Hak erenler yola bir düşme düşer: Yelyepelek!

This is no voice from the surging withot fear

Right set out prosper in a falling drops; hastly!

"Derviş Ahmed! Gidiyorsun ya, sakın sapma sola!

İşte bak dirseğe geldin, göreyim şimdi: Mola!

"Derviş Ahmed! Gidiyorsun ya, sakın sapma sola!

İşte bak, dirseğe geldin, göreyim şimdi: Mola!

“Darwish Ahmed! You’re going away either, do not deviate to the left!

See here, elbow come, let me see now: a break!

Bu gidiş hayır değil Ahmed'im,

Dayan Ahmed'im, dikil Ahmed'im!

Bu gidiş hayır değil Ahmed'im,

Dayan Ahmed'im, dikil Ahmed'im!

This is not blessed going Ahmed,

Ahmed endure, sewn Ahmed

Aman Ahmed'im, göreyim seni,

Dayan Ahmed'im, göreyim seni!"

Aman Ahmed'im, göreyim seni,

Dayan Ahmed'im, göreyim seni!"

Ahmed please, let me see you!”

Ahmed'im Dayan, let me see you! "

Lâkin aldırmıyor Ahmed, cereyanlar müdhiş;

Karnı irkilse, bacaklar gidecek, hem ne gidiş!

Fakat aldırmıyor Ahmed, akıntılar müthiş;

Karnı irkilse, bacaklar gidecek, hem ne gidiş!

But Ahmed does not care, great currents;

Roan abdomen, legs going, and what is going!

"Ne o? Meyhâneye geldin mi?" Sakın girme, dayan!

Aman Ahmed'im, sonu pek yaman!

"Ne o? Meyhaneye geldin mi? Sakın girme, dayan!

Aman Ahmed'im, sonu pek yaman!

“What is it? Tavern come? Do not enter, hol on!
Ahmed please very egregious end!
Kuzum Ahmed'im, gireyim deme!

Mola istemem, vereyim deme!

Kuzum Ahmed'im, gireyim deme!

Mola istemem, vereyim deme!
Ahmed lamb, let me say!

I do not want a break, Let me say!

Asıl Ahmed'im, kasıl Ahmed'im!

Bu geçid belâ, asıl Ahmed'im!

Asıl Ahmed'im, kasıl Ahmed'im!

Bu geçit belâ, asıl Ahmed'im!

Hang Ahmed, swagger Ahmed!
This passage scourge, the actual Ahmed!
O ne batmalar, ne boğulmalar!"


Asılır, boş, kasılır, boş, dedem en sonra dalar.

O ne batmalar, ne boğulmalar!"

Asılır, boş, kasılır, boş, dedem en sonra dalar.

What he sink, what drownings!”
Hung, empty, contracts, blank and then rushes in my grandfather
"Bâri meyhâneye düştün, be mübârek derviş.

İçmeden, geç ki desinler. Dede Sultan ermiş!

"Bari meyhaneye düştün, be mübarek derviş,

İçmeden geç ki desinler: Dede Sultan ermiş!

“You fall in for once tavern, to be holy darwish

Jump to say, drinking that: Dede Sultan Saint!

Hadi Ahmed, hadi yavrum, hadi son bir gayret!


Lâkin Ahmed, bu ne gayret, ne tahammül, hayret!

Hadi Ahmed, hadi yavrum, hadi son bir gayret!..."

"Fakat Ahmed, bu ne çaba, ne katlanış, hayret!

Come on, Ahmed, come on baby, come on!...” one last effort

But Ahmed, this is what effort, what endure surprise

Sen kurul lök gibi meyhâneye, ser postu, otur;

Yan, tutuş, sonra dayan: Dağ gibi dur, taş gibi dur!

Sen kurul lök gibi meyhaneye, ser postu, otur;


Yan, tutuş, sonra dayan: Dağ gibi dur, taş gibi dur!

You like the tavern clumsy board, serbase coat, sit down

Burn out, and survive: Mountain, such as stop, stop, such as Stone!

Dağ demiş, taş demişim, doğru mu lâkin?

Ne gezer! Onu bir zelzele sarsar, bunu bir dalga ezer.

Dağ demiş, taş demişim, doğru mu lâkin?

Ne gezer! Onu bir deprem sarsar, bunu bir dalga ezer.

Mountain said, Stone I said, is not that right? What travels!

An earthquake shakes it, it smashes a wave.

Seni kaç zelzeledir yokladı hiç sarsamadan;


Koca arslan, hani, övmüş de yaratmış Yaradan!

Seni kaç depremdir, yokladı hiç sarsamadan;


Koca arslan, hani, övmüş de yaratmış yaradan!

You how many earthquake; felt no shake;

Big lion, you know, also praised the Creator has created!

Öyle bir tövbe geçirdin ki, hakîkat, değdi;


Az belâ mıydı, seher vakti, o tûfan neydi?

Öyle bir tövbe geçirdin ki, gerçekten, değdi;

Az belâ mıydı, seher vakti, o tufan neydi?

You had such a repetance that, indeed, wasworth;

Was it less scourge, dawn, it was the flood?

Çiğnedin dalgayı, girdâbı çıkardın daraya;

Postu Cûdî'ye yanaştırdın, atıldın karaya.

Çiğnedin dalgayı, girdabı, çıkardın daraya


Postu Cûdîye yanaştırdın, atıldın karaya.

Broken wave, vortex, give no value

Lambskin come closer to Cudi, was thrown ashore

Sallamış tekmeyi bir mülke, diyorlar, Edhem;


Yumruk atmış mı yarım binliğe? Hiç zannetmem!

Sallamış tekmeyi bir mülke, diyorlar, Edhem:


Yumruk atmış mı yarım binliğe? Hiç zannetmem!

Send a kick to property, they say, Edhem;

Do you punch thrown five hunread? I don’t think so

Hak erenler, iyi bak kendine, mikdârını bil:


Sendedir nühsâ-i kübrâ, okumuşlarda değil!

Hak erenler, iyi bak kendine, dereceni bil:


Sendedir nüsha-i kübrâ, okumuşlarda değil!

Saint, take good care yourself, new your greade

You bear Nüsha-i Kübra, is yours not the educated ones

Sen ne cevhersin, a devletli, ne cansın, bilsen!


Aba altındaki sultanlara sultansın sen.

Sen ne cevhersin, a devletli, ne cansın, bilsen


Aba altındaki sultanlara sultansın sen.

You are what matter, a state, what is liiteless, you know

Aba underthe Sultans the sultan to you

Sen ki Kevser dağıtan Haydar'a kulsun ancak,

Sana ısmarlamıyan, kimlere ısmarlıyacak?

Sen ki Kevser dağıtan Haydar'a kulsun ancak,

Sana içki ısmarlamayan, kimlere ısmarlayacak?

But you are bondman to Haydar who distrubute river in Eden

The one who ofer you a drink to whom he will ofer

Hadi evlâd, Dede Sultan ne içer, bir sor ki...

Doldurun dervişe benden iki binlik Yorgi!

Hadi evlât, Dede Sultan ne içer, bir sor ki...

Doldurun dervişe benden iki binlik, Yorgi!

Come on, son, what does Dede Sultan drink just ask

Fill me in two thousen darwish, Yorgi!

Video


Sosyal Bilimler Liseleri İçin 4'lü Tablo Sunumu Edit

Derviş Ahmed
Bolum080
Güncel Türkçesi
Bolum080
İngilizce Tercüme
Osmanlıca

"Bir ömürdür içiyorsun, bırak artık şunu!" der;

Derviş Ahmed bu hidâyetle hemen tövbe eder.


Ama bir tövbe ki: Binlikleri çarpar duvara;

Tas, çanak, testi perîşan, serilir tahtalara.


Rakı tûfânı, su girdâbı alırken odayı;

Anaforlarla dönerken mezeler fırdolayı;


Bir kerâmetle dedem postu oturtup sedire,

Oradan, mest-i zafer, bakmaya başlar seyire.


Başlar amma, pek uzun boylu seyirden bıkılır...

Derviş Ahmed de bizim, öğleye varmaz, sıkılır.


Kalkar, olmaz, yatar, olmaz, döner, olmaz dediği;

Neyle doldursa o bir türlü kapanmaz gediği?


Zikreder, vahdete girsem diye zorlar, giremez;

Hû çeker, sîne döver, hiçbiri eğlendiremez.


Sâ’atin ömrü soluktan da kısayken hani, dün,

O, ne yıllar devirir; sâniye geçtikçe bugün!


Devrilen devriledursun, dedem "illâllah!" der;

Camı sarsar, damı sarsar, tepinirken ter ter!


Bu kadar velvele oynatsa yerinden ya biraz,

Ne harın şey ki "zaman" hiç yürümez, hiç tınmaz!


Derviş Ahmed, bu sefer, "ben yürürüm!" der mi sana!

"Aman Ahmed'im, bana baksana!

Bozacak mısın yine tövbeni?

Kıracak mısın, yeniden beni?

Sakın Ahmed'im, gideyim deme. "


Cezbe kuvvetlice gelmiş ki dışardan dedeme,

Bu, içinden kabaran sesle hiç irkilmiyerek,

Hakerenler yola bir düşme düşer.Yelyepelek!


"Derviş Ahmed! Gidiyorsun ya, sakın sapma sola!

İşte bak dirseğe geldin, göreyim şimdi: Mola!

Bu gidiş hayır değil Ahmed'im,

Dayan Ahmed'im, dikil Ahmed'im!

Aman Ahmed'im, göreyim seni,

Dayan Ahmed'im, göreyim seni!"


Lâkin aldırmıyor Ahmed, cereyanlar müdhiş;

Karnı irkilse, bacaklar gidecek, hem ne gidiş!

"Ne o? Meyhâneye geldin mi?" Sakın girme, dayan!

Aman Ahmed'im, sonu pek yaman!

Kuzum Ahmed'im, gireyim deme!

Mola istemem, vereyim deme!

Asıl Ahmed'im, kasıl Ahmed'im!

Bu geçid belâ, asıl Ahmed'im!

O ne batmalar, ne boğulmalar!"


Asılır, boş, kasılır, boş, dedem en sonra dalar.

"Bâri meyhâneye düştün, be mübârek derviş.

İçmeden, geç ki desinler. Dede Sultan ermiş!

Hadi Ahmed, hadi yavrum, hadi son bir gayret!


Lâkin Ahmed, bu ne gayret, ne tahammül, hayret!

Sen kurul lök gibi meyhâneye, ser postu, otur;


Yan, tutuş, sonra dayan: Dağ gibi dur, taş gibi dur!

Dağ demiş, taş demişim, doğru mu lâkin? Ne gezer!


Onu bir zelzele sarsar, bunu bir dalga ezer.

Seni kaç zelzeledir yokladı hiç sarsamadan;


Koca arslan, hani, övmüş de yaratmış Yaradan!

Öyle bir tövbe geçirdin ki, hakîkat, değdi;


Az belâ mıydı, seher vakti, o tûfan neydi?

Çiğnedin dalgayı, girdâbı çıkardın daraya;


Postu Cûdî'ye yanaştırdın, atıldın karaya.

Sallamış tekmeyi bir mülke, diyorlar, Edhem;


Yumruk atmış mı yarım binliğe? Hiç zannetmem!

Hak erenler, iyi bak kendine, mikdârını bil:


Sendedir nühsâ-i kübrâ, okumuşlarda değil!

Sen ne cevhersin, a devletli, ne cansın, bilsen!


Aba altındaki sultanlara sultansın sen.

Sen ki Kevser dağıtan Haydar'a kulsun ancak,

Sana ısmarlamıyan, kimlere ısmarlıyacak?


Hadi evlâd, Dede Sultan ne içer, bir sor ki...

Doldurun dervişe benden iki binlik Yorgi!


Hilvan, 1 Eylül 1346 (1930)

"Bir ömürdür içiyorsun, bırak artık şunu!" der;

Derviş Ahmed içindeki doğruya yönelten bu sesle tövbe eder.


Ama bir tövbe ki: Binlikleri (1) çarpar duvara;

Tas, çanak, testi, perişan, serilir tahtalara


Rakı tûfânı, su girdabı alırken odayı:

Anaforlarla dönerken mezeler fırdolayı;


Bir kerametle dedem postu oturtup sedire,

Oradan, zafer sarhoşu, bakmaya başlar seyire.


Başlar ama, pek uzun boylu seyirden bıkılır...

Derviş Ahmed de bizim öyleye varmaz, sıkılır.


Kalkar, olmaz, yatar, olmaz, döner, olmaz dediği;

Neyle doldursa o bir türlü kapanmaz gediği?


Zikreder, hücrede inzivaya çekilsem diye zorlar kendini, ama yapamaz;

Hû çeker, bağrını döver, hiç biri eğlendiremez.


Saatin ömrü soluktan da kısayken, hani, dün,

O, ne yıllar devirir, saniye geçtikçe bugün!


Devrilen devriledursun, dedem "illallah" der;

Camı sarsar, damı sarsar, tepinirken ter ter!


Bu kadar yaygara, oynatsa yerinden ya biraz,

Ne inatçı şey ki "zaman" hiç yürümez, hiç tınmaz!


Derviş Ahmed, bu sefer, "ben yürürüm!" der mi sana!

"Aman Ahmed'im, bana baksana!

Bozacak mısın yine tövbeni?

Kıracak mısın, yeniden beni?

Sakın Ahmed'im, gideyim deme"


Cezbe kuvvetlice gelmiş ki dışardan dedeme,

Bu, içinden kabaran sesle hiç irkilmeyerek,

Hak erenler yola bir düşme düşer: Yelyepelek!


"Derviş Ahmed! Gidiyorsun ya, sakın sapma sola!

İşte bak, dirseğe geldin, göreyim şimdi: Mola!

Bu gidiş hayır değil Ahmed'im,

Dayan Ahmed'im, dikil Ahmed'im!

Aman Ahmed'im, göreyim seni,

Dayan Ahmed'im, göreyim seni!"


Fakat aldırmıyor Ahmed, akıntılar müthiş;

Karnı irkilse, bacaklar gidecek, hem ne gidiş!

"Ne o? Meyhaneye geldin mi? Sakın girme, dayan!

Aman Ahmed'im, sonu pek yaman!

Kuzum Ahmed'im, gireyim deme!

Asıl Ahmed'im, kasıl Ahmed'im!

Bu geçit belâ, asıl Ahmed'im!

O ne batmalar, ne boğulmalar!"


Asılır, boş, kasılır, boş, dedem en sonra dalar.

"Bari meyhaneye düştün, be mübarek derviş,

İçmeden geç ki desinler: Dede Sultan ermiş!

Hadi Ahmed, hadi yavrum, hadi son bir gayret!..."


"Fakat Ahmed, bu ne çaba, ne katlanış, hayret!

Sen kurul lök gibi meyhaneye, ser postu, otur;


Yan, tutuş, sonra dayan: Dağ gibi dur, taş gibi dur!

Dağ demiş, taş demişim, doğru mu lâkin? Ne gezer!


Onu bir deprem sarsar, bunu bir dalga ezer.

Seni kaç depremdir, yokladı hiç sarsamadan;


Koca arslan, hani, övmüş de yaratmış yaradan!

Öyle bir tövbe geçirdin ki, gerçekten, değdi;


Az belâ mıydı, seher vakti, o tufan neydi?

Çiğnedin dalgayı, girdabı, çıkardın daraya (2)


Postu Cûdîye yanaştırdın, atıldın karaya.

Sallamış tekmeyi bir mülke, diyorlar, Edhem: (3)


Yumruk atmış mı yarım binliğe? Hiç zannetmem!

Hak erenler, iyi bak kendine, dereceni bil:


Sendedir nüsha-i kübrâ, (4) okumuşlarda değil!

Sen ne cevhersin, a devletli, ne cansın, bilsen


Aba altındaki sultanlara (5) sultansın sen.

Sen ki Kevser dağıtan Haydar'a kulsun ancak,

Sana içki ısmarlamayan, kimlere ısmarlayacak?


Hadi evlât, Dede Sultan ne içer, bir sor ki...

Doldurun dervişe benden iki binlik, Yorgi! (6)


Hilvan 1 Eylül 1930

(1) Binlik: Yaklaşık üç litrelik içki şişesi.

(2) Daraya çıkarmak: Aldırmamak, pervasız davranmak

anlamında bir deyim.

(3) İbrahim Edhem: Belh 'îe hükümdar iken taç ve

tahtından vazgeçerek dervişlik yoluna girmiş olan

9. yüzyılda yaşamış ünlü bir veli

(4)Nüsha-i kübra: Mevlevi tekkelerinde verilen

muskalardan birinin adı.

(5) Aba altındaki sultanlar: Yüksek mevki ve

makamda olduğu halde derviş elbisesi giyerek fakir bir

hayat süren gönül erleri. Burada ironik bir anlam taşımaktadır.

(6): Yorgi: Rum meyhanecinin adı.

Neyzen Tevfik bu meyhaneye sık sık giderdi.

(*) Neyzen Tevfik'in üç bin dört yüzüncü tövbesinden dönüşü

dolayısıyla (Neyzen Tevfik (1879-1953):

Yetişmesinde Akif in emeği geçen ünlü bir

hiciv şâiri ve ney üstadı.

Akif, Neyzen 'in avareliğine, içkiye düşkünlüğüne, perişan

yaşayışına hep üzülmüştür.)

“For a human’s life, you are frinking, give it up!” it says;


Ahmed The Dervish repents to this voice in his head.


But it is a rependance, can crush thousands to the wall;


Bowl, pot, jug will poorly sprawl to the floor


A flood of rakı and a wortex of water will fill the room;


When snacks around with swirls;


With a blessing, my grandfather sits to the cedar,


Then, he begans staring around, victory drunk, He starts but, long time watching will bore people,


Ahmed The Dervish doesn’t like that, to him, he finds it extremely boring...


He stands up, lies down, turns around, but it won’t happen;


How can he fill that unfillable hole? He mentions, he pushes himself to seclude in a cell, but he can’t;


He hits himself in the chest but it won’t entertain him.


When hours’ lifetime was shorter than the breathe, yesterday,


It overthrows years when seconds pass today.


Let the overthrown be knocked down, mygrandfather says “nuts”;


He shakes the Windows and building when he stomps around! All this fuss, can’t even move a thing,


What a stubborn this “time” does not walk, does not even consider!


Darwish Ahmed, this time, “I take a walk” I say


“Please Ahmed, look at me!

Will you break your swear again?


Are you gonna break me again?


Ahmed beware, let me say”


Cezbe came strongly from the out side that my Grand father


This is no voice from the surging withot fear


Right set out prosper in a falling drops; hastly!


“Darwish Ahmed! You’re going away either, do not deviate to the left!


See here, elbow come, let me see now: a break!


This is not blessed going Ahmed,


Ahmed endure, sewn Ahmed


Ahmed please, let me see you!”


But Ahmed does not care, great currents;


Roan abdomen, legs going, and what is going!


“What is it? Tavern come? Do not enter, hol on!


Ahmed please very egregious end!


Ahmed lamb, let me say!


Hang Ahmed, swagger Ahmed!


This passage scourge, the actual Ahmed!


What he sink, what drownings!”


Hung, empty, contracts, blank and then rushes in my grandfather “You fall in for once tavern, to be holy darwish


Jump to say, drinking that: Dede Sultan Saint!


Come on, Ahmed, come on baby, come on!...” one last effort


But Ahmed, this is what effort, what endure surprise


You like the tavern clumsy board, serbase coat, sit down


Burn out, and survive: Mountain, such as stop, stop, such as Stone!


Mountain said, Stone I said, is not that right? What travels!


An earthquake shakes it, it smashes a wave.


You how many earthquake; felt no shake;


Big lion, you know, also praised the Creator has created!


You had such a repetance that, indeed, wasworth;


Was it less scourge, dawn, it was the flood?


Broken wave, vortex, give no value


Lambskin come closer to Cudi, was thrown ashore


Send a kick to property, they say, Edhem;


Do you punch thrown five hunread? I don’t think so


Saint, take good care yourself, new your greade


You bear Nüsha-i Kübra, is yours not the educated ones


You are what matter, a state, what is liiteless, you know


Aba underthe Sultans the sultan to you


But you are bondman to Haydar who distrubute river in Eden


The one who ofer you a drink to whom he will ofer


Come on, son, what does Dede Sultan drink just ask


Fill me in two thousen darwish, Yorgi!

درويش احمد
 
بر عمردر ايچيورسك ، بيراق آرتيق شو نى ! دير؛
درويش احمد بو هدايتله همان تو به ايدر.
آما بر توبه كه : بيكلكلرى چارپار د يواره؛
طا ، چاناق ، د ستى ، پيشان ، سيلير تخته لره.
راقي طوفانى ، صو گردابى آليركن اوطه يى:
آنافورلرله دونركن مزه لر فيردوطوﻻيى؛
بر كرامتله دده م پوستى اوطوردوب سد يره،
اورادن ، مست ظفر ، بقمايه باشلار سيره.
باشلار آمَّا ، پڭ اوزن بويلو سيردن بيقيلير.
قالقار، اولماز ، ياتار ، اولماز ، دونر ، اولماز د يد يكى؛
نه يله طولدورسه او بر تورلو قاپانماز گد يكى؟
ذ كرايدر ، وحد ته گيرسه م د ييه زورﻻر ، گيره مز؛
هو چكر ، سينه دوگر ، هيچ برى اكلند ير همز.
ساعتك عمرى صولوقدن ده قيصه يكن ، هانى ، دون ،
او ، نه ييللر ده ويرير ، ثانيه گچد كجه بو گون !
ده وريلن ده وريله طورسون ، دده م ، اﻻ الله ! دير ؛
جامى صارصار ، طامى صارصار ، ته پينيركن ترتر!
بو قدر ولوله اويناتسه يرندن يا بيراز،
نه حرون شى كه زمان هيچ يورو مز ، هيچ طينماز!
ده رويش احمد ، بو سقر ، بن يوروروم ! ده ر مى سكنا !
 
آمان احمدم ، بكا بقسه كن!
بوزه جقميسك ينه توبه كى؟
قيره جقميسك ، يكيدن بنى؟
صاقين احمدم ، گيده يم د يمه.
 
جذبه قوَّتليجه كلمش كه طيشار دن دده مه،
بو ، ايچندن قاباران سسله هيچ اير كيلمه يه رك،
حق ارنلر يوله بر دو شمه دوشر : يل يپه لك !
 
درويش احمد ! گيد ييرسك يا ، صاقين صاپمه صهله !
ايشته باق ، ديرسه كه گلدك ، گوره يم شيمدى : موﻻ!
بو گيد يش خير دكل احمدم،
طايان احمدم ، ديكيل احمدم !
آمان احمدم ، گوره يم سنى،
دا يان احمدم ، گو ره يم سنى!
 
لكن آلد يرمايور احمد ، جريانلر مدهش؛
قا رنى ايركيلسه ، باجاقلر گيده جك ،هم نه گيد يش!
نه او؟ميخانه يه گلد كمى؟ صاقين گيرمه ، دايان!
آمان احمدم ، صو كى پك يامان!
قوزوم احمدم ، گيره يم ديمه!
موﻻ ايسته مم ، قا صيل احمدم !
بو گچيد بلا ، اصل احمدم !
او نه با تمه لر ، نه بوغولمه لر!
 
اصيلير، بوش ، قا صيلير ، بوش ، دده م اك صوكره طاﻻر.
بارى ميجانه يه دوشدك ، به مبارك درويش،
ايچمه دن گچ كه د يسينلر : دده سلطا ن أرمش!
ها دى احمد ، هادى ياوروم ، ها دى صوك برغيرت!
 
لكن احمد ، بو نه غيرت ، نه تحمَّل ، حيرت!
سن قورول لوك گيبى ميخانه يه ، سر پوستى ، اوطور؛
يان ، طوتوش ، صوكره طايان : طاغ گيبى طور ، طاش گيبى طور!
طاغ ديمش ، طاش ديمشم ، طو غرومو لكن ؟ نه گزر!
اونى برزلزله صارصار ، بونى برطالغه ازر.
سنى قاچ زلزله در يو قلادى هيچ صارصامادن!
قوجه آرسلان ، هانى ، أوكمش ده ياراتمش يارادان!
اويله بر توبه گچيردك كه ، خقيقت ، د كدى؛
آز بلا ميدى ، سحر وقتى ، اوطو قان نه يدى؟
چيكنه دك طالغه يى ، گردابى چيقاردك طارايه؛
پوستى جودى يه ياناشد ير دك ، آتيلدك قارايه.
صاللا مش تكمه يى بر ملكه ، دييو رلر ، ادهم؛
يو مروق آتمش مى ياريم بيكلكه؟ هيچ ظن ايتمم!
حق أرنلر ، ايى باق كند يكه ، مقدار يكى بيل:
سنده در نسخه ُكبرى ، اوقو مشلر ده دكل!
سن نه جوهر سك ، آدولتى ، نه جا نسكُ ، بيلسه كُ!
عبا آلتنده كى سلطانلره سلطانسك سن.
سن كه كوثر طاغيدان حيدره قو لسك آنجاق،
سكا ايصمارﻻمايان ، كيملره ايصمارﻻيه جق؟
 
هادى اوﻻد ، دده سلطان نه ايچر ، بر صور كه...
طولدورك ، درويشه بندن ايكى بيكلك ، يوركى!
 
حلوان ۱ ايلول ۱۳٤٦
Safahat logo

Şablon:Düz liseler için safahat projesi
Şablon:Anadolu liseleri için safahat projesi
Şablon:Sosyal Bilimler Liseleri için safahat projesi
Şablon:Türki Dillerde Safahat Projesi
Şablon:Safahat İngilizceye Tercüme Projesi

'Latin harflerine transkriptli metin Sadeleştirilmiş metin İngilizce Tercümesi
Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.