Biriktirme Hastalığı[düzenle | kaynağı değiştir]

Kış garip bir mevsim. Soğuktan koruduğumuz bedenimize ilaveten sanki eşyaları da koruma altına almalıymışız gibi herşeyi saklamış, kenara köşeye sıkıştırmışız. Neredeyse ev çöpünden başka birşey atmamışız.Dışarıda üşümesinler diye olduk olmadık herşeyi çekmecelere, dolaplara sıkıştırmışız. Konser biletleri, ayakkabı fişleri, kargo belgeleri, hediye ambalajları, bitmiş notluklar, hatta gazeteler. Sanki atsak üşüyecekler diye sımsıkı sarmalamışız. Ofislerimizde de durum farklı değil. Gerekli gereksiz notlar, silinmemiş e-mailler, gereksiz kartvizitler, yazmayan kalemler, bitmiş ajandalar… Oysa ki artık bahar geldi. Bedenlerimizle birlikte yaşadığımız mekanları da arındırma zamanı!

Bahar temizliği sırasında evinizde, ofisinizde karşılaştığımız tablo bazen ürkütücü olabiliyor.Bazen o kadar çok saklıyor, öyle biriktiriyoruz ki, atmaya kıyamadıklarımız bizi hapseder hale geliyor. Bu durumda kış-bahar dönüşümünden öte işin hastalık boyutu karşımıza çıkıyor. Obsesif kompülsif bozukluğun ilk evrelerinden olan biriktirme hastalığı dikkat edilmesi gereken bir konu. Dispozofobi olarak adlandırılan bu patolojik durum, ilerlemesi kolay ve yaygın bir hastalık.Öyle ki eski dergiler, kaplar, giysiler, kitaplar, önemsiz e-postalar, faturalar, not tutulmuş ya da liste yapılmış kağıtlar gibi, başka insanlara gereksiz görünen birçok şeyi biriktirmek ya da atmakta zorlanmak başta masum bir huy gibi görünse de iş hastalık boyutuna geçince hayatı yaşanmaz boyuta getirebilir.

İşin genetik ve patolojik kısmının yanı sıra "Sakla samanı gelir zamanı" atasözleriyle büyümüş ve yokluk görmüş bir toplumun bireyleri olarak bizlerin bu hastalığa bilhassa dikkatli olmamız gerekiyor. Çünkü dispozofobi olarak adlandırılan biriktirme hastalığı eşyaları toplamak ve istiflemekten çok daha fazlası. Kişilerin ilerleyen evrelerde daha ciddi obsesif-kompulsif bozukluklar yaşamasına olanak tanıyan ciddi bir rahatsızlık. Öyle ki gerekli gereksiz herşeyi toplamak, saklamak ve atamamak şeklinde olabildiği gibi kişinin ilgi duyduğu özel eşyaları arayıp bulma ve biriktirme şeklinde de olabiliyor.

Bu da insanları bir süre sonra bit pazarlarında, atık toplama alanlarına iterek ileri seviyede çalma dürtüsünü kontrol edemez hale bile getirebiliyor. Sonuç olarak çöp evler, hijyenden uzak mekanlar, yaşanmayacak kadar karışık odalar ve kişinin utanç ve suçluluk duyarak yalnızlaşması ortaya çıkıyor. Ama bu hastalık özellikle erken farkedildiği ve ciddiye alındığında tıbbi yardımla tedavi edilebiliyor. Diğer obsesif-kompulsif bozukluklarda olduğu gibi ilaç tedavisine çok iyi cevap vermese de bilişsel-davranışçı tedaviler, biriktirme hastalığı olan insanlarda sık sık görülen bazı zararlı düşünceleri doğrudan hedef aldığından daha etkili olabiliyor. Bunun yanında davranışsal olarak, hastalığın başkalarına duyurulması, depolama için uygun alanların azaltılması ve dağınıklığın daha iyi organize edilmesi gibi birçok yöntem de faydalı olabiliyor.

Bu manzara sizi korkutmasın. Hepimizin önem verdiği, saklamak istediği atmaya kıyamadığı ya da belki lazım olur diye sakladığı şeyler var. Öyle ki bazen e-maillerinizi silemezsiniz, bazen belki lazım olur diye ödenmiş elektrik faturalarını saklarsınız. Bazen not panunuzda aylar öncesinden kalan notlar durur, bazen artık size lazım olmayan kartvizitler çekmecenizi doldurur. Bazen çocuğunuzun ilk tırnakları saklanmaya değer olurken, bazen de babanızın size yazdığı mektuplar evinizin hayatınızın baş köşesinde durur. Bunlar manevi olarak değerlidir. Yeter ki gerekliyle gereksizi ayırın. Değer ekseninizi daraltın. Sevgilinizin size aldığı ilk çiçeği kurutup saklamak kabul edilebilir ama yazdığı her mesajı da saklamayın. Bırakın yeni mesajlara yer açılsın. Çocuğunuzun yaptığı resimler çok kıymetlidir ama hepsini saklamaya kalktığınızda koca bir odaya ihtiyacınız olabilir. Bırakın yeni resimler yapsın. İşiniz bittiyse notlarınızı atın, ajandalarınızı saklamayın. Ne de olsa yeni işleriniz olacak, dosyalarınızı masanızda tutmayın. Evinizde envai çeşit saklama kabı varken yoğurt kabını yıkayıp kenara koymayın. Çiçek kurdelelerini, hediye ambalajlarını, düğmeleri saklamayın. İhtiyacınız olduğunda ne de olsa onları bulamayacak gidip yenisini alacaksınız. Çok sevdiğiniz çantanız artık yıprandıysa elden çıkarın. Kullanmayıp evde tutmanın bir anlamı yok, daha çok seveceğiniz bir çanta alırsınız. İnsan alırken cimri verirken cömert olmalı bu hayatta. Alışveriş gittikçe yayılan habis bir hastalık gibi ele geçirmesin sizi. İhtiyacınız kadar alıp, ihtiyaç bitince kullanılabilir durumdaysa paylaşmak güzeldir. Sizin tozlu dolaplarınızda belki bir gün giyerim diye sakladığınız o manto belki kışı hırkayla geçirmek zorunda olan birini ısıtacak. Paylaşmak saklamaktan daha değerli bir duygu emin olun. İnsanlar kendilerine mutluluk veren anları anımsatan objeleri atmaya kıyamaz. Ama bu tekrar o kadar mutlu olamayacağınız korkusu değil de nedir? Hayatınızda yeni mutluluklara yer açın. Eskileri atın ki yenilere yer açılsın. Tatlı anılar objelerle değil çoğu kez bir müzikle, bir kokuyla, bir manzarayla yeniler insanı. Bu hayatta yürek denilen şeyin saklama alanı o kadar büyüktür ki mutluluklar, itinayla orada muhafaza edilir, bunu eşyalarla yapmaya hiç ama hiç gerek yok. Herkese ferah ve kuş kanadı hafifliğinde mavi bir bahar dilerim :)

Hande Köymen Çiğdemoğlu


Herşeyi biriktirme, atamama durumu psikolojide OKB (Obsesif Kompulsif Bozukluk) veya Dispozofobi olarak tanımlanır. Kimi kaynaklarda İngilizcedeki “messy” sözcüğünden türetilmiş “Messie Sendromu” olarak ta anılabilmektedir. Takıntılı bir davranış olarak görülen biriktirme hastalığının tam olarak belirlenemese bile nüfusun %2’sinde görüldüğü tahmin edilmektedir ve bu hiç de az bir oran değildir.

Bu sorunun kaynağını tek bir nedene bağlamak doğru olmaz, bazen yoksul bir ortamda büyüyen kişiler eşyalarını atamazken; kiminde de ileride lazım olduğunda bulamazsam korkusu vardır. Kimi zaman depresyon, kaygı bozukluğu, dikkat eksikliği gibi sorunlar da biriktirme hastalığının ortaya çıkmasına neden olabilir. Obsesif düşünceleri olan kişilerde eşyaları atmanın başına kötü bir olayı getireceği düşüncesi veya eşyalarını attığı kişiyi ve o kişiyle ilgili hatıraları unutacağı düşüncesi (örneğin eşini kaybeden bir adam, 10 yıl geçmesine rağmen kaybettiği eşinin hiçbir eşyasını atmamıştır, atarsa hatıralarını yok edeceğini, eşini unutacağını düşünür) de bu hastalığa neden olabilmektedir.

Psikanalitik ekol’ün kurucusu Sigmund Freud’a göre ise anal dönemde/tuvalet eğitimi döneminde aşırı denetlenme ve zorlanma sonucu bu şekilde obsesyonlar (takıntılı düşünce) ve kompulsyonlar (takıntılı davranış) oluşur.

Biriktirme Hastalığı;

Eski kıyafetler, gazete – dergiler, şişeler, faturalar, kağıtlar gibi başka insanlara gereksiz görünen pek çok şeyi biriktirmek ya da atamamak, Kişinin evinin yaşamaya uygun olmayacak kadar dağınık olması, pislenmesi, İş ya da sosyal yaşamdaki endişe ve davranış bozuklukları Şeklinde kendini gösteren bir durumdur.

Biriktirme hastalığında biriktirilen nesneler kişilere, yıllara, ortamlara göre değişiklik gösterir. Yaşlı kişilerde genellikle pet şişeler, faturalar, kaplar, eski giysiler, eski gazeteler, kağıtlar, bozulmuş ev araçları görülebilirken günümüzde e-postalar, bilgisayar yazışmaları, mesajlar, yıllar öncesinden kalan ve çalışmayan bilgisayar disketleri en çok biriktirilen şeyler arasında görülmektedir.

Biriktirme hastalığı ile ilgili vakalarda hastalar genellikle kendi istekleri ile bir tedavi sürecine başvurmazlar. Çoğu zaman bir yakınlarının zorlaması ile bu durumun ortadan kalkması için çaba harcarlar çünkü kendileri bunun bir rahatsızlık olduğunu fark etmezler.

Çocuklarının isteği üzerine neredeyse çöp eve dönen bir evde yaşayan danışanım vardı. Evindeki her eşyanın bir gün işine yarayacağını düşünüyordu. Soba yakmak için biriktirdiği gazeteler neredeyse bir odanın tamamını kaplayacak kadardı –ki 2 yıldır evi doğalgaz ile ısınıyordu-.

Yine genç bir danışanım telefonundaki hiçbir mesajı, maili silemiyordu ve bu yüzden yıllardır telefonunu değiştiremiyor ve telefonu arızalanır mesajlar silinir diye çok fazla endişe ediyordur.

Bu gibi durumlarda kişinin davranışlarının ne kadar normal, ne kadar normal olmadığını anlayabilmesi için en önemli kriter bu takıntılı davranışın kişinin kendinin veya yakınlarının günlük hayatını ne kadar aksattığı ve ne kadar rahatsız ettiğidir. Eğer bu biriktirme kişinin kendisinin veya çevresindekilerin günlük hayatını engelliyorsa veya rahatsız ediyorsa bir problemdir ve bu problemin çözülmesi gerekir.

Çözüm noktasında psikiyatrlar bazı ilaç tedavilerine başvururlarken “bilişsel – davranışçı terapi” tekniği oldukça etkili ve önemli bir psikoterapi tekniği olarak karşımıza çıkmaktadır. Eğer siz de kendinizde böyle bir rahatsızlığın olduğundan şüpheleniyorsanız hemen bir uzmana başvurun ve evinizdeki “çöp” lerden sistematik bir şekilde yavaş yavaş kurtulmaya bakın.

Not: Bu yazı Psk.Uğur DALAN’ın Cosmopolitan dergisindeki yazılarından alınmıştır.

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.