FANDOM


EŞBÂH ve NEZÂİR

الأشباه والنظائر

İslâm hukukundaki küllî kaideleri, benzer meselelerin tâbi olduğu ortak veya farklı hükümleri açıklamayı konu alan ilim dalı ve bu dalda yazılan eserlerin ortak adı.

  • Eşbâh şibh, şebeh veya şebîh kelimelerinin,

Dilciler eşbâh ve nezâir kelimeleri arasında önemli bir anlam farkı olmadığı görüşünde iseler de ;

Süyûtî bu iki kelime arasındaki mâna farkına dikkat çeker. Ona göre aralarında birçok benzerlik bulunan şeyler eşbâh ile, sadece bir veya birkaç yönden benzeyen şeyler ise nezâir ile ifade edilir.

İslâm toplumunda ilim dallarının ayrı ayrı gelişmesine paralel olarak tefsir, fıkıh, dil ve edebiyat gibi alanlarda, mahiyet veya hüküm yönünden aralarında benzerlik bulunan kavram ve konuları ilgili ilim dalının bütünlüğü içinde ve ortak bazı kurallar geliştirerek açıklamayı amaçlayan çalışma örneklerine bolca rastlanır.

II. (VIII.) yüzyıldan itibaren tefsir dalında bu türde müstakil eserlerin yazılmaya başlandığı, ancak bu ilim dalının ve bu dalda yazılan eserlerin daha çok vücûh ve nezâir* adıyla anıldığı görülür.

IV. (X.) yüzyılın sonlarında vefat eden ve Hâlidiyyân olarak tanınan iki şair kardeş Ebû Bekir el-Hâlidî ile Ebû Osman el-Hâlidî, Câhiliyye ve muhadramûn şairleriyle yeni şairlerin (muhdesûn ) şiirleri arasındaki benzerlikleri ortaya koymak maksadıyla derledikleri şiir mecmuasına el-Eşbâh ve’n-nežâǿir (Ĥamâsetü’l-Ħâlidiyyeyn) adını koymuşlarsa da dil ve edebiyat alanında bu türe giren en önemli çalışma Süyûtî’nin aynı adı taşıyan eseridir. Eşbâh ve nezâirin fıkıh alanında ayrı bir ilim dalını ve eser türünü ifade eden bir terim olarak kullanımı ise fıkıh mezheplerinin gelişmelerini tamamlayıp görüşlerinin doktriner formlar çerçevesinde incelendiği dönemden sonraya rastlar.

İslâm hukuku başlangıçta fer‘î meselelere çözümler üreterek meseleci bir tarzda doğmuş ve bu metot gelişme döneminde de bir yönüyle devam etmiştir. Ancak fıkıh mezheplerinin gelişmelerini tamamlamaları ve fer‘î ahkâm alanında müstakil eserlerin kaleme alınmasıyla  birlikte benzer fıkhı meselelerin çözümünde başvurulacak genel ilkeleri belirlemeyi amaçlayan çalışmalar da yapılmaya başlanmıştır. Böylece hem birbirine benzeyen fer‘î meselelerin tamamına veya önemli bir kısmına uygulanması mümkün olan, hem de önerilen çözümlere ortak açıklamalar getiren, dolayısıyla amelî olduğu kadar doktriner değeri de haiz bulunan genel kuralların tesbit edilmesine başlanmıştır (bk. KAİDE).

IV. (X.) yüzyıldan itibaren doğup gelişen kavâid ilmi ve bu yöndeki ilmî faaliyet, benzer fıkhî meselelerin mezhep içinde tâbi olduğu ortak veya farklı hükümleri açıklamayı, fıkhî meseleler veya hükümler arasındaki bağlantıları ve farklılıkları belli kurallara bağlamayı amaçlayan furûk* ilim dalıyla daha da zenginleşmiş oldu. Kavâid ve furûk ilim dalları ve bu isimler altında kaleme alınan eserler, bir açıdan aynı ilim dalının iki farklı şekilde adlandırılması olarak kabul edilebilirse de aralarında metot ve muhteva yönünden bazı farklılıkların bulunduğu görülür.

VIII. (XIV.) yüzyıldan itibaren küllî kaide ve furûk dallarının temel bilgilerine ilâve olarak fıkhın incelik ve güzelliğini öğretmeye veya zaruri görülen bazı bilgileri vermeye yönelik hiyel, fıkhî lugaz, hikâye, eşbâh ve nezâir, cem‘ ve fark gibi bazı yeni konulara da yer veren eşbâh ve nezâir kitapları yazılmaya başlanmıştır. Bu sebeple bir ilim dalı olarak eşbâh ve nezâir ve bu alanda yazılan eserler kavâid ve furûk türü eserlerle yakın ilişkili, fakat onlardan biraz daha kapsamlı çalışmalar olarak nitelendirilebilir.

Süyûtî eşbâh ve nezâiri “fıkhın hakikatına, esasına, kaynaklarına ve esrarına muttali olmayı sağlayan önemli bir ilim” diye tanımlar. Ona göre ancak bu sayede elde edilecek maharetledir ki benzeşen meselelerin gruplandırılması ve yeni hükümlerin ortaya çıkarılması mümkün olur. Yeni karşılaşılan veya zaman içinde ortaya çıkacak olan problemlerin halledilmesi de yine bu ilmin yardımıyla gerçekleşecektir. Süyûtî ayrıca bazı fakihlerin, “Fıkıh nezâiri bilmekten ibarettir” sözünü naklederek asırlar boyunca farklı yörelerde farklı kültürel zenginlik içinde gelişmiş olan fıkıh mirasının bu ilim sayesinde kavranabileceğini söyler (el-Eşbâh ve’n-nežâǿir, s. 31).

Zeynüddin İbn Nüceym’in el-Eşbâh ve’n-nežâǿir’ini şerheden Hamevî de eşbâh ve nezâiri, “birbirlerine benzedikleri halde ancak fakihlerin çok dikkatli bir bakışla anlayabileceği bazı gizli sebeplerden dolayı hükümleri farklı olan meseleler” olarak tanımlarken benzeri bir önemi vurgular (Ġamzü Ǿuyûni’l-beśâǿir, I, 38).

Bundan dolayı gerek kavâid ve furûk gerekse eşbâh ve nezâir ilim dalları ve bu alanda yazılan eserler, fıkhın asırlar boyu gelişmiş zengin literatüründe yer alan farklı görüşlerin hareket noktası olan genel esas ve ilkelerin belirlenmesinde, benzer fıkhî meseleler ve çözümler arasında ortak bağın kurulmasında, İslâm hukukunun amelî değer ve doktriner uyumunun anlaşılmasında önemli bir paya sahiptir. Esasen bu tür eserlerin, fıkıh ilminin ve ekolleşmenin klasik gelişimini tamamladıktan sonra ortaya çıkmasının da anlamı bu olmalıdır.

Fıkıh literatüründe İbnü’l-Vekîl’in (ö. 716/1317) el-Eşbâh ve’n-nežâǿir’i bu isim altında yazılan kitapların ilki sayılmış, daha sonra bu alanda kaleme alınan eserler için de bir ölçüde model teşkil ettiği kabul edilmiştir.

Yine bu alanda yazılan eserler arasında Tâceddin es-Sübkî’nin el-Eşbâh ve’n-nežâǿir ’i (I-II, Beyrut 1991), İbnü’l-Mülakkın’ın el-Eşbâh ve’n-nežâǿir’i (TSMK, nr. 4824, A 752), Süyûtî ve Zeynüddin İbn Nüceym’in aynı adla anılan eserleri zikredilebilir. Kavâid ve furûk adlan altında yazılan eserler de aradaki yakın ilişkiden dolayı bir yönüyle eşbâh ve nezâir literatürü içinde gösterilebilir.

BİBLİYOGRAFYA:

Lisânü’l-ǾArab, “şbh”, “nzr” md.leri; Tehânevî, Keşşaf, “nezâǿir” md.; Ebû Hilâl el-Askerî, el-Furûk fi’l-luğa, Beyrut 1980, s. 148; İbnü’l-Cevzî, Nüzhetü’l-aǾyûn (nşr. M. Abdülkerîm Kâzım er-Râzî), Beyrut 1404/1984, nâşirin mukaddimesi, s. 33-57; İbn Hacer, Fethu’l-bârî (Sa‘d), IV, 170; Aynî, ǾUmdetü’l-kârî, Kahire 1392/1972, V, 102; Süyûtî, el-Eşbâh ve’n-nezâǿir (nşr. Muhammed el-Mutasım - Billâh), Beyrut 1407/1987, s. 31; a. mlf, el-Hâvî li’l-Fetâvâ, Beyrut 1395/1975, II, 273; a.mlf., Zehrü’r-rübâ Ǿale’l-Müctebâ (Nesâî, Sünen ile birlikte), İstanbul 1401/1981, II, 175; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve’n-nezâǿir (nşr. Abdülazîz Muhammed el-Vekîl), Kahire 1387/1968, s. 15; İbn Hacer el-Heytemî, el-Fetâvâ’l-hadîsiyye, Kahire 1390/1970, s. 193; Keşfü’z-zunûn, I, 98-100; Hamevî, Gamzü Ǿuyûni’l-besâǿir, Beyrut 1405/1985, I, 38; Zerkâ, el-Fıkhü’l-İslâmî, II, 946-964; Karatay, Arapça Yazmalar, II, 730; Ali Ahmed en-Nedvî, el-KavâǾidü’l-fıkhiyye, Dımaşk 1406/1986, s. 63-75, 178-181, 189-190, 201-204, 208-209; “Eşbâh”, Mv.F, IV, 287-289; Muhammed Mustafa ez-Zümeylî, “el-KavâǾidü’l-fıkhiyye”, Mecelletü’l-Bahsi’l-Ǿilmî ve’t-türâsi’l-İslâmî, V, Mekke 1982, s. 11-40.

el-EŞBÂH ve’n-NEZÂİR - Suyuti Edit

الأشباه والنظائر

Süyûtî’nin (ö. 911/1505) nahvin çeşitli konularını benzerlik ve farklılık bakımından inceleyen eseri.

“el-Eşbâh ve’n-nezâir” tarzındaki çalışmalar daha önce tefsir ve fıkıh alanlarında yapılmıştır. Çok yönlü bir âlim olan Süyûtî bu türde fıkıh konusunda bir eser telif etmiş, aynı adı ve aynı bölüm başlıklarını kullanarak nahiv alanında da bir eser kaleme almıştır. Süyûtî, tam adı el-Eşbâh ve’n-nežâǿir fi’n-naĥv olan eserini İbnü’s-Sübkî’nin (ö. 771/1370) aynı adı taşıyan fıkıhla ilgili kitabından etkilenerek yazdığını söyler. Arapça’nın çeşitli konularını bu şekilde ilk defa düzenleyen Süyûtî, usulcüler tarzında bir eser kaleme almak üzere 868’de (1463) araştırma yapmaya başlamış, 300’e yakın eseri tarayarak topladığı kendi ifadesine göre “bir deve yükü” malzemeyi değerlendirip yazdıktan sonra on yılı aşkın bir süre ortaya çıkarmadığı bu kitabın kaybolması üzerine eseri ikinci defa telif etmek zorunda kalmıştır (el-Eşbâh ve’n-nežâǿir, I, 5).

Bölüm başlıkları fıkıh alanındaki benzerlerinden farksız olan bu eserinde Süyûtî Arap gramerinin çeşitli meselelerini büyük bir ustalıkla işlemiştir. Bir mukaddime ile yedi bölümden oluşan eserin mukaddimesinde müellif kitabın metodunu, yazılış sebeplerini, çalışmaları sırasında karşılaştığı güçlükleri anlatmakta ve eserini farklı bir metotla hazırladığını söylemektedir. Bu arada klasik Arap edebiyatında kabul edilen tasnife göre sekize ayrılan edebiyat ilimlerine (lugat, nahiv, tasrif, aruz, kavâfî, sınâatü’ş-şi‘r, ahbârü’l-Arab, ensâbü’l-Arab) iki yenisini daha (ilmü’l-cedel fi’n-nahv, ilmü usûli’n-nahv) eklediğini belirtmektedir. Her bölümü ayrı bir isimle anılan ve ayrı bir mukaddimesi olan eserin birinci bölümünde nahvin ilkeleri ve genel kurallarına yer verilmekte, alfabetik olarak düzenlenen bu bölümde nahiv âlimlerine ait makale, nükte, tehzîb, itiraz, tenkit ve cevaplar yer almaktadır. Prensiplerin, istisnaların ve taksimatın yer aldığı ikinci bölümde her bir ilke (zâbit) diğerinden bağımsız şekilde “el-elfâz, el-fi’l ve alâmâtüh, el-harf” gibi adlarla bablar halinde düzenlenmiştir. Birbiriyle irtibatlı   olan konuları ardarda sıralama esasına göre düzenlenen üçüncü bölüm de “el-i‘râb ve’l-binâ’, el-münsarif, el-alem, el-mevsûl” gibi bablara ayrılmıştır. “Fennü’l-cem‘ ve’l-fark” adını taşıyan dördüncü bölümde birbirine yakın konular arasındaki uyum ve farklılıklar ele alınmaktadır. “Fennü’l-elgāz ve’l-ehâcî ve’l-mütârahât ve’l-mümtehanât” başlığını taşıyan beşinci bölümde nahivle ilgili bilmece, bulmaca ve şaşırtmacalara yer verilmektedir. “Fennü’l-efrâd ve’l-garâib” adlı altıncı bölüm kitabın en kısa bölümü olup burada da “el-kelime ve’l-kelâm, el-i‘râb, el-işâre” gibi konular işlenmiştir. Kitabın en geniş bölümü olan yedinci bölümün “Fennü’l-münâzarât ve’l-mücâlesât” adını taşıyan birinci kısmında Sîbeveyhi ile Kisâî ve Halîl b. Ahmed’in tartışmaları, diğer nahivciler arasındaki tartışmalar, fetvalar, olaylar ve yazışmalar ele alınmakta, “Mesâil nahviyye” başlıklı ikinci kısımda ise nahve dair meseleler çözümlenmeye çalışılmaktadır.

Çeşitli kütüphanelerde yazma nüshaları bulunan el-Eşbâh ve’n-nežâǿir (Brockelmann, GAL, II; 200; Suppl., II, 194) ilk defa el-Eşbâh ve’n-nežâǿiri’n-naĥviyye adıyla ve İbn Hişâm en-Nahvî’nin dört eseriyle birlikte yayımlanmıştır (I-IV, Haydarâbâd 1316). Bundan nisbeten daha iyi bir baskısı yine Haydarâbâd’da yapılmıştır (1359). Tâhâ Abdürraûf Sa‘d bu baskıyı hemen hiç değiştirmeden kendi tahkiki imiş gibi göstererek neşretmiştir (Kahire 1975), Eser daha sonra Abdül‘âl Sâlim Mükerrem ile (I-IX, Beyrut 1406/1985) Abdullah Nebhân - Gāzî Tüleymât - İbrâhim Muhammed ve Ahmed Muhtar eş-Şerîf (I-IV, Dımaşk 1985-1986) tarafından yayımlanmıştır.

BİBLİYOGRAFYA:

Süyûtî, el-Eşbâh ve’n-nezâǿir fi’n-nahv (nşr. Abdül‘âl Sâlim Mükerrem), I-IX, Beyrut 1406/1985, ayrıca bk. nâşirin mukaddimesi, I, 13-34; a.mlf., Kitâbü’t-Tahaddüs bi-ni‘metillâh (nşr. E. M. Sartain), Cambridge 1975, s. 106, 157, 237; a.mlf., Bugyetü’l-vuǾât, I, 6; Keşfü’z-zunûn, I, 100-101; II, 1753; Serkîs, MuǾcem, I, 276; II, 1075; Brockelmann, GAL, II, 200; Suppl., II, 194; C. Zeydân, Âdâb (Dayf), III, 232; E. M. Sartain, Jalâl al-dın al-Suyutı, Cambridge 1975, I, 49; Adnan M. Selmân, es-Süyûtî en-nahvî, Bağdad 1396/1976; Ahmed eş-Şerkâvî İkbâl, Mektebetü’l-Celâl es-Süyûtî, Rabat 1397/1977, s. 73-78; Abdülvehhâb İbrâhim Ebû Süleyman, Kitâbetü’l-bahsi’l-Ǿilmî, Mekke 1403/1983, s. 517-518; Abdülvehhâb es-Sâbûnî, ǾUyunü’l-müǿellefât (nşr. Mahmûd Fâhûrî), Dımaşk 1412/1992, I, 285-286.

el-EŞBÂH ve’n-NEZÂİR Suyuti Edit

الأشباه والنظائر

Süyûtî’nin (ö. 911/1505) İslâm hukukundaki küllî kaideleri ve benzer meselelerin tâbi olduğu ortak veya farklı hükümleri konu alan eseri.

Süyûtî bu eserini yazmadan önce, Şevâridü’l-fevâǿid fi’ż-żavâbıŧ ve’l-ķavâǾid adını verdiği aynı mahiyette küçük bir kitap kaleme almıştı. Bu kitabın özellikle talebe muhitlerinde büyük rağbet görmesi müellifi, bunun daha genişletilmiş ve geliştirilmiş şekli olan el-Eşbâh ve’n-nežâǿir’i yazmaya sevketmiştir.

Eser yedi bölümden (kitâb) meydana gelmektedir. Birinci bölümde İslâm hukukunun en genel prensipleri olarak kabul edilen beş küllî kaide (Şek ile yakīn zâil olmaz; Meşakkat teysîri celbeder, Zarar izâle olunur; Âdet muhakkemdir; Bir işten maksat ne ise hüküm ona göredir), bunlarla ilgili meseleler ve bu kaidelerin uygulanmasıyla ilgili örnekler yer alır. İkinci bölümde bu beş kural dışında kalan, ancak yine de İslâm hukukunda önemli yer tutan kırk küllî kaide ve bunlara dair örnekler yer almaktadır. Süyûtî üçüncü bölümde, İslâm hukukçularının üzerinde anlaşamadıkları küllî kaidelerden yirmi tanesini ele almakta ve bu konudaki ihtilâfları zikrettikten sonra kendi görüşünü belirtmektedir. Dördüncü bölümde, çokça karşılaşılan ve hukukçular tarafından mutlaka bilinmesi gerekli olan belli başlı meseleler çeşitli umumi kaidelere bağlanarak ele alınmaktadır. Beşinci bölümde fıkhî konular klasik fıkıh kitaplarının tertibine göre anlatılmakta, her konu genel mahiyette kurallara bağlanarak işlenmekte, bu arada kuralın istisnalarına da işaret edilmektedir. Altıncı bölüm, birbirine benzeyen veya aralarında münasebet bulunan fıkhî meselelerin hükümlerindeki farklılıklara ayrılmıştır. Yedinci bölümde ise çeşitli fıkhî meselelere ait hükümlerle bunların benzerleri bir araya getirilmiştir.

Süyûtî eserine aldığı kuralları önemlerine göre sıralamıştır. Kitabın genel tertibinde ise daha ziyade İbnü’l-Vekîl ve İbnü’s-Sübkî’nin eserlerinden faydalanmıştır. Müellif her kuralı işlerken bunun Kitap, Sünnet ve sahâbe kavlinden kaynağını belirtmekte, ilgili hadisleri tahrîc edip sıhhat derecesini göstermektedir. Her küllî kaideden sonra onunla ilgili fıkhî meseleleri zikredip o kuralın uygulanmasını göstermektedir. Süyûtî Şâfiî olmakla birlikte kuralları açıklarken diğer mezheplerin görüşlerine de yer vermiş ve eserini mukayeseli olarak hazırlamıştır.

el-Eşbâh ve’n-nežâǿir’e Bahâeddin Muhammed b. Muhammed Bakır es-Sebzevârî ile Fasîhuddin İbrâhim b. Sıbgatullah el-Bağdadî birer hâşiye yazmış, Ebû Bekir b. Ebü’l-Kāsım el-Ehdel de eserdeki kuralları özetleyerek el-Ferâǿidü’l-behiyye adıyla manzum hale getirmiştir. Bu eser Abdullah b. Süleyman el-Cevherî tarafından el-Mevâhibü’s-seniyye Ǿale’l-Ferâǿidi’l-behiyye ismiyle şerhedilmiştir. Muhammed Yâsîn b. Îsâ el-Fâdânî bu şerhe el-Fevâǿidü’l-ceniyye ĥâşiye Ǿale’l-Mevâhibi’s-seniyye adıyla bir hâşiye yazmıştır.

el-Eşbâh ve’n-nežâǿir’in çeşitli baskıları yapılmıştır (el-Mevâhibü’s-seniyye ile birlikte Mekke 1331; Kahire 1359; nşr. Muhammed Hâmid el-Fıkī, Kahire 1356; nşr. Muhammed el-Mu‘tasım - Billâh el-Bağdâdî, Beyrut 1407/1987).

BİBLİYOGRAFYA:

Süyûtî, el-Eşbâh ve’n-nezâǿir (nşr. Muhammed el-Mu‘tasım - Billâh el-Bağdâdî), Beyrut 1407/1987; Keşfü’z-zunûn, I, 100; Serkîs, MuǾcem, I, 1075; Brockelmann, GAL, II, 194; Suppl., II, 190; Hediyyetü’l-Ǿârifîn, I, 43; II, 316; Ahmed eş-Şarkâvî İkbal, Mektebetü’l-Celâl es-Süyûtî, Rabat 1397/1977, s. 69-72; Abdülvehhâb İbrâhim Ebû Süleyman, Kitâbetü’l-bahsi’l-Ǿilmî, Mekke 1403/1983, s. 467-468; Ali Ahmed en-Nedvî, el-KavâǾidü’l-fıkhîyye, Dımaşk 1406/1986, s. 208-212, 442; Muhammed ez-Zühaylî, “es-Süyûtî ve Kitâbü’l-Eşbâh ve’n-nezâǿir fi’l-fıkh”, MMLADm., LXVII/4, s. 684-721.

el-EŞBÂH ve’n-NEZÂİR Edit

الأشباه والنظائر

Zeynüddin İbn Nüceym’in (ö. 970/1563) İslâm hukukundaki küllî kaideleri ve benzer meselelerin tâbi olduğu ortak veya farklı hükümleri konu alan eseri.

İslâm hukukunda ve özellikle Hanefî mezhebinde bu adla anılan eserlerin en meşhurlarındandır. Hanefî hukukçuları arasında küllî kaideleri tesbit ve cemeden Ebû Tâhir ed-Debbâs, Kerhî, Debûsî, Ebû Hafs en-Nesefî gibi âlimler çıkmışsa da bu alandaki en dikkate değer çalışma İbn Nüceym tarafındangerçekleştirilmiştir. Müellif, Ebü’l-Berekât en-Nesefî’nin Kenzü’d-deķāǿiķ’i üzerine yazmış olduğu el-Baĥrü’r-râǿiķ adlı şerhin fâsid satış akdiyle ilgili bölümünü temize çekerken İslâm hukukunun genel hükümlerini toplamaya karar vermiş ve kendi ifadesine göre ilk olarak 500 genel hüküm tesbit ederek bunları el-Fevâǿidü’z-Zeyniyye fî fıķhi’l-Ĥanefiyye adını verdiği kitapta toplamıştı. Daha sonra bu çalışmasını sürdürerek el-Eşbâh ve’n-nežâǿir’i kaleme almıştır. Altı ayda yazılan kitap İbn Nüceym’in son eseri olup hukuka dair çalışmalarla geçen bir ömrün birikiminden ibarettir.

Eser yedi bölümden (fen) oluşmaktadır. Birinci bölümün ilk kısmında altı küllî kaide yer alır. Burada esas itibariyle, İbnü’s-Sübkî ve Süyûtî’nin aynı isimle anılan kitaplarının ilk bölümündeki beş küllî kaidenin ele alındığını söylemek mümkündür. İkinci kısımda yine genel hüküm ve prensipler mahiyetinde olan on dokuz kaide yer almıştır. İkinci bölüm daha önce yazmış olduğu “fevâid”e ayrılmaktadır. Klasik fıkıh kitaplarının sistematiğine göre alt bölümlere ayrılan bu bölümde çeşitli konulara dair önemli bilgiler genel hükümler şeklinde verilirken bunların istisnalarına da işaret edilmiştir. Üçüncü bölüm İslâm hukukunda çokça karşılaşılan meseleleri ihtiva etmektedir. Ehliyet, ehliyet arızaları, gayri müslimlerin mükellefiyetleri, mülkiyet, hukukî işlemler, nakit para ile ilgili meseleler, borçlar, düşürülmesi mümkün olan ve olmayan haklar, ibadetler bu bölümde ele alınmıştır. Dördüncü bölüm bir nevi bilmece (elgāz) tarzında fıkhî sorulara ve cevaplarına ayrılmıştır. İbn Nüceym bu bölümü, Seriyyüddin İbnü’ş-Şıhne’nin eź-Źeħâǿirü’l-Eşrefiyye fî elġāzi’l-Ĥanefiyye adlı kitabından seçmeler yaparak kaleme almıştır. Beşinci bölüm hiyel*, altıncı bölüm furûk* hakkındadır. İbn Nüceym altıncı bölümde, Kerâbîsî’nin Kitâbü’l-Furûķ fi’l-fürûǾ (Telķīĥu’l-maĥbûbî) adıyla anılan eserinden faydalanmıştır. Hamevî’nin Ġamzü Ǿuyûni’l-beśâǿir isimli şerhinin İstanbul baskısının (1290) sonunda “Tetimmetü’l-Furûk” adıyla bu altıncı bölümün zeyli mahiyetinde bir risâle yer almaktadır ki gerek bu baskıda gerekse Keşfü’ž-žunûn’da bu risâlenin Zeynüddin İbn Nüceym’in kardeşi Sirâceddin İbn Nüceym’e ait olduğu belirtilmektedir. Ancak İbn Âbidîn, risâlenin asıl kitabın müellifi Zeynüddin İbn Nüceym’e ait olduğunu ve kendisinde müellif hattıyla yazılmış müsvedde halindeki nüshanın bulunduğunu belirtmektedir (İbn Nüceym, s. 493). Eserin yedinci bölümü bazı Hanefî hukukçularının fıkhî konularla ilgili hâtıra ve menkıbelerine ayrılmıştır.

İbn Nüceym eserini hazırlarken büyük ölçüde Şâfiî fakihi İbnü’s-Sübkî’nin aynı adla anılan kitabından faydalanmıştır. Eserin girişinde Hanefî hukukçularının metin, şerh ve fetva kitabı olarak birçok eser ortaya koyduklarını, fakat İbnü’s-Sübkî’nin eserine benzer bir çalışma yapmadıklarını, kendisinin bu boşluğu doldurmak üzere el-Eşbâh ve’n-nežâǿir’i kaleme aldığını belirtmektedir. İbnü’s-Sübkî’nin eseri Süyûtî’nin de en önemli kaynakları arasında bulunduğundan her üç âlimin el-Eşbâh ve’n-nežâǿîr adlı eserleri arasında büyük benzerlikler vardır. Özellikle ilk bölümlerdeki küllî kaideler her üç kaynakta da hemen hemen aynıdır. Ancak İbn Nüceym’in eseri daha çok meşhur olmuş ve üzerinde birçok şerh, hâşiye ve ta‘lik yazılmıştır. Bunların başlıcaları şunlardır: İbn Gānim el-Makdisî, Ĥâşiyetü’l-Eşbah ve’n-nežâǿir (İstanbul 1290, Ġamzü Ǿuyûni’l-beśâǿir’le birlikte); İbn Habîb el-Gazzî, Tenvîrü’l-beśâǿir; Sâlih b. Muhammed et-Timurtaşî, Zevâhirü’l-cevahiri’n-neđâǿir (bu iki eserin yazma nüshaları için bk. İbn Nüceym, el-Eşbâh ve’n-nežâǿir [nşr. Muhammed Mutî‘ el-Hâfız], nâşirin önsözü, s. 10-14; Brockelmann, GAL, II, 401; Suppl., II, 425-426); Hayreddin er-Remlî, Nüzhetü’n-nevâžır Ǿale’l-Eşbâh ve’n-nežâǿir (İstanbul 1290, Ġamzü Ǿuyûni’l-beśâǿir’le birlikte); Ahmed b. Muhammed el-Hamevî, Ġamzü Ǿuyûni’l-beśâǿir (el-Eşbâh üzerine yapılmış şerhlerin en meşhurudur; Leknev 1284, 1317; I-II, İstanbul 1290; I-IV, Beyrut 1405/1985); Pîrîzâde, ǾUmdetü źevi’l-elbâb; Abdülganî en-Nablûsî, Keşfü’l-ħaŧâǿir Ǿani’l-Eşbâh ve’n-nežâǿir; Muhammed Hibetullah b. Muhammed et-Tâcî, et-Taĥķīķu’l-bâhir (son üç eserin yazma nüshaları için bk. İbn Nüceym, el-Eşbâh ve’n-nežâǿir [nşr. Muhammed Mutî‘ el-Hâfız], nâşirin önsözü, s. 10-14; Brockelmann, GAL, II, 401; Suppl., II, 425-426); İbn Âbidîn, Nüzhetü’n-nevâžır Ǿale’l-Eşbâh ve’n-nežâǿir (nşr. Muhammed Mutî‘ el-Hâfız, Dımaşk 1403/1983) ve RefǾu’l-iştibâh Ǿan Ǿibâreti’l-Eşbâh (el-Eşbâh ve’n-nežâǿir’de peygamberlerin ismet sıfatı hakkında verilen bilgiyle ilgili olarak kaleme alınan küçük bir risaledir; Dımaşk 1301; İstanbul 1325, MecmûǾatü resâǿili İbn ǾÂbidîn içinde, İstanbul 1325, I, 284-291); Muhammed Ebü’l-Feth el-Hanefî, İtĥâfü’l-ebśâr ve’l-beśâǿir bi-tebvîbi Kitabi’l-Eşbah ve’n-nežâǿir (İskenderiye 1289).

el-Eşbâh ve’n-nežâǿir yukarıdaki şerhleriyle birlikte yapılan baskıları dışında ayrıca birçok defa yayımlanmıştır (Kalküta 1241; Kahire 1298, 1322; nşr. M. Abdülazîz el-Vekîl, Kahire 1387/1968; nşr. Muhammed Mutî‘ el-Hâfız, Dımaşk 1403/1983).

BİBLİYOGRAFYA:

İbn Nüceym, el-Eşbâh ve’n-nezâǿir (nşr. Muhammed Mutî‘ el-Hâfız), Dımaşk 1403/1983, ayrıca bk. nâşirin önsözü, s. 3-18; Keşfü’z-zunûn, I, 98-100; Hamevî, Ğamzü Ǿuyûni’l-besâǿir, İstanbul 1290; Serkîs, MuǾcem, I, 152, 265, 375, 953; II, 1634; Brockelmann, GAL, II, 401; Suppl., II, 425-426; Îzâhu’l-meknûn, II, 86; II, 108, 360; Hediyyetü’l-Ǿârifîn, I, 34, 202, 299, 478, 592, 599, 660; II, 302, 314, 328, 355, 439; M. Zâhid Kevserî, Makâlât, Humus 1388, s. 117, 327, 328; Ali Ahmed en-Nedvî, el-KavâǾidü’l-fıkhiyye, Dımaşk 1406/1986, s. 136-139, 434-439; M. Mustafa ez-Zümeylî, “el-KavâǾidü’l-fıkhiyye”, Mecelletü’l-Bahsi’l-Ǿilmî ve’t-türâsi’l-İslâmî, V, Mekke 1402, s. 11-40.


EŞBEREdit

أشبر

Abdülhak Hâmid’in, konusu Büyük İskender’in Hint seferi sırasında geçen tarihî manzum trajedisi.

Abdülhak Hâmid’in tiyatroları arasında kronolojik sıraya göre sekizincisi, başarısı ve gördüğü ilgiyle de en önemlilerinden biridir. Aslında kahramanlardan Eşber’le Sumru arasındaki uzun diyalogu ihtiva eden “fasl-ı sâlis”ten ibaret tek perde olarak düşünülmüşse de Nâmık Kemal’in tavsiyesiyle genişletilmiştir. Doğu seferinde yolu üzerindeki ülkeleri zaptederek ilerleyen İskender, küçük Pencap ülkesinin hükümdarı Eşber’in ümitsiz fakat kahramanca direnişiyle karşılaşır. Bu arada bir taraftan mağlûp İran Hükümdarı Dârâ’nın kızı Rokzan, diğer taraftan Eşber’in kız kardeşi Sumru İskender’e âşıktırlar. Ağabeyini savaşı bırakması için ikna etmeye çalışan Sumru Eşber tarafından öldürülerek ihanetinin cezasını çeker. Ancak İskender’le çarpışan Eşber de mağlûp ve esir düşmüştür. Kahramanlığına hayran kalan İskender’in iade ettiği kılıcıyla kendini öldürür. İskender Sumru’nun asılmış cesedine doğru giderken kıskançlıkla onu engellemek isteyen Rokzan da atların ayakları altında çiğnenerek ölür. Son sahne, harap Pencap şehrinin ve kanlı bir tablonun önünde hocası Aristo’nun İskender’e söylediği cümle ile biter: “Zafer veya hiç”.

Başta yazarın kendisi olmak üzere Eşber’in konusunun kaynakları hakkında birtakım tesirlerden bahsedilmiştir. Hâmid, Eşber - Sumru diyalogunu Corneille’in Horace’ından ilham alarak yazdığını söyler. Ahmet Hamdi Tanpınar buna ilâve olarak konunun bütününde Racine’in Alexandre le Grand’ının tesiri olduğunu ifade eder. Racine’deki İskender, Hintli hükümdar Porus veya Taxile, kız kardeşi Cléofile, Hâmid’in İskender - Sumru - Eşber üçlüsüyle benzerlikler gösterir.

Gündüz Akıncı ayrıca Târîh-i İskender bin Filibos (Bulak 1254) adlı bir kitabı kaynaklar arasında özellikle belirtir. Bütün bu benzerliklerin gerçek tarafları olsa da Eşber karakterlerin ve ihtirasların belirtilmesi, çatışmaların sezdirilmesi, tiratlarda yer yer büyük ahlâkî değerlerin ortaya konulması bakımından klasik trajedinin vasıflarına sahip orijinal bir eserdir. Hâmid, tiyatrosunun üç önemli karakterinde de ikili ihtirasların çatışmasını başarıyla ortaya koymuştur: İskender fetih ve aşk, Eşber vatanı ve kız kardeşi, Sumru aşkı ve ağabeyi arasında bocalar. Rokzan ve Sumru arasındaki kıskançlık ise trajedinin başka bir yönünü teşkil eder. Hâmid’in tiyatrolarının çoğunda olduğu gibi bunda da kadın kahramanlar vak‘anın ağırlığını yüklenmiştir. Tanpınar eserin başarısında, 1877 - 1878 Osmanlı - Rus Savaşı’nın (93 Harbi) hemen arkasından vatanperverlik ve görev duygusuyla savaş aleyhtarlığının eserde bir arada görünmesinin rolünü belirtir.

Eşber aruzla yazılmıştır ve mesnevi tarzında kafiyelidir. Aynı vezinle yazılmış Hüsn ü Aşk’ı hatırlatan parçaları vardır. Birinci perdede İskender’in, birinci perdeye ilk ilâvede Rokzan’ın, ikinci ilâvede Sumru’nun tiratları Şeyh Galib’in tardiyyelerini düşündürür.

Hâmid’in hemen bütün tiyatrolarında olduğu gibi Eşber’de de perde, meclis, fasıl bölümleri ve bunlara yapılan ilâveler karışıklık gösterir. Mübalağalı tiratlar, uygulanması imkânsız dekor ve sahneler eserin zayıf taraflarıdır. Bununla beraber oyun II. Meşrutiyet’ten sonra değişik tiyatro toplulukları tarafından pek çok defa sahneye konmuştur.

Eşber önce aynı tarihte iki defa (İstanbul 1297), daha sonra da müellifin düzeltme ve notlarıyla birlikte tekrar basılmış (İstanbul 1341/1922), 1945’te İsmail Hami Danişmend tarafından yeni harflerle de yayımlanmıştır.

BİBLİYOGRAFYA:

Abdülhak Hâmid, Eşber (haz. İsmail Hami Danişmend), İstanbul 1945; Cevdet Perin, Tanzimat Edebiyatında Fransız Tesiri, İstanbul 1946, s. 160-203; Gündüz Akıncı, Abdülhak Hamid Tarhan, Ankara 1954, s. 116-135; Ahmet Hamdi Tanpınar, XIX. Asır Türk Edebiyatı (İstanbul 1956), İstanbul 1967, s. 572-575; Niyazi Akı, XIX. Yüzyıl Türk Tiyatrosu Tarihi, Erzurum 1963, s. 68; Banarlı, RTET, s. 943; Ömer Faruk Akün, “Abdülhak Hâmid’in Basılı Eserleri Hakkında Yeni Bilgiler”, TDED, sy. 15 (1967), s. 146-147; İnci Enginün, “Eşber”, TDEA, III, 109-110.

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.