FANDOM


Bakınız

D Şablon:Mecelle/Mukaddime . MKK. 1.Kitap:Büyu' . 2.Kitap: .3.Kitap:. 4.Kitap:.5.Kitap:. 6.Kitap:. 7.Kitap:.8.Kitap:. 9.Kitap:. 10.Kitap:Şirket 11.Kitap. 12.Kitap:. 13.Kitap:.14.Kitap:İbra 15.Kitap:Dava KBVT. 16.Kitap:Kaza Mecelle/Resimler

Bakınız

D . Son:Ahmet Cevdet Paşa...Son:MC/1 MC/2... MKK Mecellenin Külli Kaideleri.... KSVİ KİTÂBÜ'S-SULH VE'L-İBRÂ KİTÂBÜ'S-SULH VE'L-İBRÂ/Düz Metin..... Kitab-ı İkrar.... Kitab-ı Dava Kitab-ı Dava/Düz metin..... KBVT Kitab-ı Beyyinat ve Tehalif Şablon:KBVT... Kitab-ı Dava Şablon:Kitab-ı Dava.... Kitab-ı İkrar Şablon:Kitab-ı İkrar.... KBVT.... Kitab-ı Kaza Şablon:Kitab-ı Kaza Kitab-ı Kaza/Günümüz Türkçesiyle... Şablon:Kitâbü'l- vekalet Kitâbü'l-Vekâle..... KİTAB-I VEDİA züfer görüşlerine 5. kitapta yer verip tepki çekmesi üzerine mecelle'nin 6. kitabının hazırlandığı komisyondan birtakım entrikalarla uzaklaştırılır ve mecelle'nin en kötü kitabı da bu 6. kitaptır. bakarlar ki o'nsuz ellerine yüzlerine bulaştıracaklar, kendisini geri çağırırlar ve o kötü hazırlanan 6. kitap (kitab'ül vedia) toplatılır. Mecelle/Eleştiriler Mecelle/Mütealalar Mecelle/Mutealalar/Ebul Ula Mardin Mecelle cemiyeti Mecelle/Eşi sözlük seçmeleri MECELLE’NİN TA’DİL EDİLEN MADDELERİNİN İSLAM HUKUKU AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ


Mecelle/Günümüz Türkçesiyle İzah güzel Yetkin de çıkmış
Mecelle/Vecizeler Mecelle/BİBLİYOGRAFYA Mecelle/Hazırlanışı Mecelle/Mutealalar/Ebul Ula Mardin
ESK/Mecelle ESK/Mecelle/1-100 ESK/Mecelle/1-100/Kelime İzahlı Mecelle’nin üslûbu bir kânun kitabi olarak sâheserdir. Fesâhet ve belâgatla yazilmistir. Bilhassa basindaki 99 fikih kâidesinin çogu, dilimize ezberlenmesi kolay cümleler hâlinde girmistir. Bunlarda Ahmed Cevdet Pasanin akici ve düzgün ifâdesi hissedilmektedir. Fakat o devrin Türkçesi hakkinda ve o konularda bilgisi olmayanlar Mecelle’yi kolayca anlayamazlar. Mecelle’nin basindaki küllî (genel) kâidelerin çoğu, Islâm fakihlerinden Ibn-i Nüceym’in Esbah ve’n-Nezâir adli eseriyle Mecâmi Serhi’nden alinmistir. --- Mecelle/Fransızca Mecelle/Arabî
Osmanlıca Mecelle Mecellenin ilk 100 maddesi/Osmanlıca Osmanlıca PDF mecelle
مجلة احكام عدلى Arapçası

Mecelle Esbâb-ı Mûcibe Mazbatası
Mecelle/Sadaretin Arzı ve İrade-i Seniyye
Mecelle/Mukaddime Majalla/Introduction Majalla/Part I
Mecelle'den seçme hükümler güzel medeni kanun hükümleri
Mecelle/Fransızca Mecelle/Rumca Mecelle/Boşnakça Mecelle/Osmani Mecelle/Türki Mecelle/Farisi Mecelle/Arabî Mecelle/English
• İddianame için: mütevatirin aleyhine Beyyine kabul olunmaz. Madde 73.md Hatası zahir olan zanna itibar yoktur
ŞERHLER:Mecelle şerhi Mecelle/Şerhleri MM hocası Atıf Bey şerhi - Archive org Atif bey mecelle Şerhi
Mecelle/VP Mecelle/WP Mecelle/WP Arabi
Mecelle-i Ahkam-ı Adliye
Tafsili Mecelle İcmali Mecelle İzahlı Mecelle Mecelle Taramaları
Mecal Mecal-ı şahsi Mecellat Megillah [1] Ester Esther Aşir Aşur Aysu Esau Isaiah Book of Esther [2] Ester kitabı [3]) :Hz.Muhammed as hakkında haberler vardır. İbni Kesir Peygamber olduğunu söyler.

Bakınız

D . Mecelle/Şerhleri Ali Haydar Efendi , Dürerül-Hukkâm (Osmanlica) Haci Resid Pasa , Rûhul-Mecelle , Mes’ud Efendi (Kayseri Müftüsü ) Mir’atül-Mecelle (Arapça ) G. Snopian (Fransiz Yazar) , Code Civil Ottoman

Bakınız

D. Mecellenin ilk 100 maddesi/Arapça Osmanlıca Türkçe İngilizce Fransızca MKK/Düz Metin . MKK/Düz Metin linkli MKK. Mecelle/Hukukun Kavaid-i Külliyesi... Mecellenin külli kaideleri... Mecelle'den seçme hükümler... Majalla/ PART II... Mecelle/İlk 100 MADDE ... Mecellenin ilk 100 maddesi/Osmanlıca ... Mecellenin ilk 100 maddesi/Arapça... Mecellenin ilk 100 maddesi/Arapça Osmanlıca Türkçe.... Mecellenin ilk 100 maddesi/Türkçe kelime izahlı... Mecellenin ilk 100 maddesi/Arabi Türki İzahlı ve Şerhli.... ESK/Mecelle/1-100.... ESK/Mecelle/1-100/Kelime İzahlı.... Mecellenin ilk 100 maddesi/Osmanlıca... Mecellenin ilk 100 maddesi/Arapça... Mecellenin ilk 100 maddesi/Arapça Osmanlıca Türkçe... Mecellenin ilk 100 maddesi/Arabi Türki İzahlı ve Şerhli... MKK.. Mecellenin Külli Kaideleri.... Mecelle/Hukukun Kavaid-i Külliyesi MKK/1-25 MKK/26-50 MKK/51-75 MKK/75-100

Bakınız

D . MKK. MKK1 . MKK/1-25.MKK/1-30.MECELLE. MC/Mukaddime MAKALE-İ ÛLÂ; İLM-i FIKHIN TARİF VE TAKSİMİ HAKKINDADIR . Definition of Jurisprudence: MC/1 . MC/2 . MC/3 . MC/4 . MC/5 . MC/6 . MC/7 . MC/8 . MC/9 . MC/10 . MC/7 MC/8 MC/9 MC/10 MC/11 MC/12 MC/13 MC/14 MC/15 MC/16 MC/17 MC/18 MC/19 MC/20 MC/21 MC/22 MC/23 MC/24 MC/25
MAKALE-İ SANİYE; KAVÂİD-İ FIKHİYYE BEYÂNINDADIR MC/2 - Bir işden maksad ne ise hüküm ona göredir. Yani bir iş üzerine terettüb edecek hüküm ol işten maksat ne ise ona göre olur.MC. 170, 769, 1240.; TMK. 1, 2, 3, 84, 114, 125.; TBK. 18, 20, , 41, 43, 48, 82, 83.; ZGB. 2., 3.; BGB. 157, 242, 932.; TCK. 45 MC/3 - Ukûdda itibar makâsıt ve maâniyedir, elfâz ve mebâniye değildir.MC. MC/262, MC/389, MC/648.; TMK. ı, 2, 3.; TBK ı, 18,25, 26, 154, 165, 178, 505.; MH. 314, Madde 4 - Şek ile yakin zâil olmaz.MC. MC/5, MC/6, MC/7, MC/8, MC/9, MC/10, MC/11, MC/12. Madde 5 - Bir şeylin bulunduğu hal üzere kalması asıldır.MC. MC/6, MC/10, MC/1685, MC/1776, MC/1777.; TMK IS Madde 6 - Kâdim kıdemi üzere zikrolunur.MC. MC/166, MC/1224, MC/1197.; MH. 48; TBK. 125 - 140. Madde 7- Zarar kadim olmaz.MC. MC/6 , MC/166, MC/1166, MC/1224; MH. 48.; TBK. 125 - 140. Madde 8 - Berâ'et-i zimmet asıldır.MC. MC/9, MC/612. Madde 9Sıfât-ı ârizada asl olan ademdir.MC/8, MC/332 Madde 10Bir zamanda sabit olan şeylin hilâfina delil olmadıkça bekâsıyla hükmolunur. MC MC/5, MC/1621, MC/1592. Madde 11 - Bir emr-i hâdisin akreb-i evkâtına izâfeti asıldır. MC MC/10, MC/5, MC/8; HUMK 299. Madde 12 - Kelâmda asl olan manây-ı hakîkîdir.MC. MC/13, MC/60, MC/61.; TMK ı, 2; TBK18. Madde 13 - Tasrih mukâbelesinde delâlete i'tibar yokdur.MC. MC/12, MC/772.; TBK. ı. 2:, HUMK. 234, Madde 14 - Mevrid-i nassda ictihâda mesâğ yoktur.MC. MC/15, MC/16, MC/167.; TMK. ı, 2; TBK 18. Madde 15 - Alâ hilâfi'l-kıyâs sâbit olan şey sâire makîsün-aleyh olamaz.MC. MC/14, MC/16. MC/1659. Madde 16 - İctihâd ile ictihâd nakz olmaz.MC. MC/14, MC/15.; TMK. 1; TCK. 44 Madde 17 - Meşakkat tesyîri celbeder.MC. MC/18, MC/19, MC/20, MC/205, MC/223, MC/396, MC/799.; TMK. 2 Madde 18 - Bir iş zîk oldukda müttesi olur.MC. MC/17. Madde 19 - Zarar ve mukâbele bi'z-zarâr yokdur.MC. MC/20, MC/25, MC/26, MC/27, 28, MC/29.; TMK. 41, 61, vd; Madde 20 - Zarar izâle olunur.MC. MC/19, MC/21, MC/22, MC/25, MC/26, MC/27, MC/28, MC/29, MC/30, MC/32, MC/998, MC/1201.; TBK 41 vd. Madde 21 - Zarûretler memnû' olan şeyleri mübah kilâr. MC. MC/22, MC/96, MC/97, MC/1007.; TBK. 52; TCK 49-50, 516/4. Madde 22 - Zarûretler kendi mikdarlarınca takdir olunur.MC.MC/21, MC/23.; TBK. 52; TCK. 49-50, 516/4 Madde 23 - Bir özür için câiz olan şey ol özrün zevâliyle bâtıl olur.MC. MC/22, MC/517. Madde 24 - Mâni' zâil oldukda memnû' avdet eder.MC. MC/19, MC/335, MC/345, MC/347, MC/372, MC/869, MC/870, MC/1647, MC/1653, MC/1654. Madde 25 - Bir zarar kendi misliyle izâle olunamaz.MC. MC/26, MC/27, MC/28, MC/29, MC/31, MC/965, MC/1141, MC/1288, MC/1312.; TCK 49-50, 516/4; TBK 52

Bakınız

D MKK/25-50 Madde 25 - Bir zarar kendi misliyle izâle olunamaz. MC. MC/26, MC/27, MC/28, MC/29, MC/31, MC/965, MC/1141, MC/1288, MC/1312.; TCK 49-50, 516/4; TBK 52 Madde 26 - Zarar-ı âmmı def için zarar-ı has ihtiyâr olunur. MC. MC/20, MC/27, MC/28, MC/29, MC/1325. Madde 27 - Zarar-ı eşedd zarar-ı ehaf ile izâle olunur. MC. MC/25, MC/26, MC/20, MC/902, MC/906, MC/1044, MC/1224, MC/1440.; TMK. 656, 661 vd. Madde 28 - iki fesâd te'âruz etdikde ehaffí irtikâb ile a'zamının çaresine bakılır. MC. MC/20, MC/25, MC/26, MC/27, MC/29, MC/902.; TMK. 656, 661 vd. Madde 29 - Ehven-i şerreyn ihtiyâr olunur. MC. MC/21, MC/22, MC/26, MC/27, MC/28, MC/902.; TMK. 656, 661 vd. Madde 30 - Def'-i mefâsid celb-i menâfi'den evlâdır. Madde 31 -Zarar bi-kadari'l-imkân def olunur. MC. MC/28, MC/29, MC/30, MC/532, MC/533.; TMK. 656 ve 661. Bu maddede bahsedilen kıyas, İslâm Huküku'nun ana kaynaklarından birisidir. Bibliyografi Ali Haydar, Mecelle şerhi, 1/67, Ömer Nasuhi, Hukûk-l İslâmiye, 1/171, vd. Zeydan, age. sil. vd. Madde 32 - Hâcet umûmî olsun husûsî olsun zarûret menzilesine tenzîl olunur. Bey ' bili-vefânın tecvîzi bu kabîldendir ki Buhara ahâlîsinde borç tekessür etdikçe görülen ihtiyaç üzerine bu mu'âmele mer'iyyü'l-icrâ olmuştur. MC. MC/21, MC/118, MC/205, MC/213, MC/396, MC/420. Madde 33 - Iztırar gayrın hakkını ibtâl etmez. Binâen-alâ-zâlik bir adam aç kalıb da birinin ekmeğini yese ba'dehû kıymetini vermesi lazım gelir. MC. MC/400, MC/1007.; TCK: 49-50/4; TBK. 52 Madde 34 - Alması memnû' olan şeyin vermesi dahi memnû' olur. TCK 64 67 MC MC/35 tbk 50 Madde 35 - İşlenmesi memnû' olan şeyin istenmesi dahi memnû' olur. TCK 64-67.; TBK 50.; MC. MC/34, MC/1818. Madde 36 - Âdet muhakkemdir. Yani hükm-i şer'iyi isbât için örf ve âdet hakem kılınır. Gerek âmm olsun ve gerek hâs olsun. MC. MC/37, MC/38, MC/39, MC/40, MC/41, MC/42, MC/43, MC/44, 45, MC/230, MC/251, MC/291, MC/450, MC/460, MC/469, MC/574, MC/575, MC/576, MC/1340, MC/1790, MC/188, MC/354, MC/495, MC/555, MC/622, MC/829.; TMK. 1/1, 590/11, 592/281, 285, 420, 423. Madde 37 - Nâsın isti'mâli bir hüccetdir ki anınla amel vâcib olur. I'MK ı; MC. MC/36, MC/168, MC/389, MC/495. Madde 38 - Âdeten mümteni' olan şey hakîkaten mümteni' gibidir. MC. MC/36, MC/37, MC/39, MC/40, MC/1589, MC/1629. Madde 39 - Ezmanın tegayyürü ile ahkâm'ın tagayyürü inkâr olunamaz. MC. MC/36, MC/37, MC/38, MC/40, MC/244, MC/326, MC/596, MC/1716. Madde 40 - Âdetin delâletiyle ma'ânîy-ı hakîkî terk olunur. MC. MC/12, MC/36, MC/37, MC/38, MC/39, MC/61, MC/82, MC/912, MC/1584.; TMK ı, 2.; TBK. 18 Madde 41- Âdet ancak muttarid yâhut galip oldukda mu'teber olur. MC. MC/36, MC/37, MC/38, MC/39, MC/40, MC/42, MC/240.; TMK ı Madde 42 - İ'tibâr galib-i şâyi'adır, nâdire değildir. MC. MC/41, MC/987.; TMK ı; HUMK 238 Madde 43 - Örfe ma'rûf olan şey şart kılınmış gibidir. TMK 1; TTK ı; MC. MC/36, MC/37, MC/41, MC/42, MC/461, MC/563, MC/596, MC/871 Madde 44 - Beyne't-tüccâr ma'rûf olan şey beynlerinde meşrût gibidir. MC. MC/36, MC/37, MC/38, MC/790, MC/1463.; TMK 1/1, 2; TBK 18 Madde 45 - Örf ile ta'yîn nass ile ta'yîn gibidir, MC. MC/43, MC/44, MC/527, MC/528, MC/816, MC/1498, MC/1499.; TMK ı Madde 46 - Mâni' ve muktazi teâruz etdikde mâni' takdîm olunur. Binâen-alâ-zâlik bir adam borçlusu yedinde merhûn olan malını âhara satamaz. MC. MC/337, MC/350, MC/397, MC/96-MC/1192, MC/590-MC/1725, MC/756-MC/1192-MC/747, MC/1192-MC/1197, MC/1598-MC/1601. Madde 47 - Vücudda bir şeye tâbi' olan hükümde dahi ana tâbi' olur. tılmış olur. MC. MC/48, MC/50, MC/236, MC/903.; TMK. 619-622 Madde 48 - Tâbi' olan şeye ayrıca hüküm verilmez. Meselâ bir hayvanın karnındaki yavrusu ayrıca satılamaz. MC. MC/47, MC/216, MC/224, MC/856.; TMK. 619-622 Madde 49 - Bir şeye mâlik olan kimse ol şeyin zarûriyyâtmdan olan şeye dahi mâlik olur. Meselâ, bir hâneyi satın alan kimse ana mûsil olan tarîka dahi mâlik olur. MC. MC/232, MC/1194 Madde 50 - Asıl sâkıt oldukda fer' dahi sâkıt olur. MC. MC/81, MC/661, MC/662, MC/1527, MC/1530

Bakınız

D MKK; MKK3 MKK/51-75

Bakınız

D. MKK/75-100. MKK/4

Adobe Post 20190711 080718

Majalla/English

Bakınız

D Şablon:Majalla bakınız .Portal:Mecelle. Majalla. Mecelle/English [4]
AL-MAJALLA AL AHKAM AL ADALIYYAH (The Ottoman Courts Manual (Hanafi)) The Journal of The Verdicts of The Justice Mecelle/Dictionary ENG word .Mecelle/İngilizce/Düz metin Majalla 1. Sale (BUYU' 101-403 ). 2.Majalla/Book II BOOK II:Hire 404-611 . BOOK III: GUARANTEE


INTRODUCTION Definition and Classification of Turkic Jurisprudence MAXIMS OF TURKIC JURISPRUDENCE BOOK I BOOK II BOOK III BOOK IV BOOK V BOOK VI BOOK VII BOOK VIII BOOK IX BOOK X BOOK XI BOOK XII BOOK XIII BOOK XIV BOOK XV BOOK XVI
Mecelle/Fransızca Mecelle/Arabî Mecelle/Osmani Anadoluda hukuk bilinci

Azerbaycan Cumhuriyetinin Mülk Mecellesi
C1ff688de36687d49d19f70c55f8c691
Motivasyon Etkinliği - Yazar Hayati İnanç ile "Mecelle ve Ahmet Cevdet Paşa"

Motivasyon Etkinliği - Yazar Hayati İnanç ile "Mecelle ve Ahmet Cevdet Paşa"

https://docs.google.com/document/d/1TfRfjHEDPCuD0bpGjJRDrODJXuQkToDWowxMcCNnTAw/edit?usp=sharing

islam hukukunun genel kuralları

[Kelime anlamlı, açıklamalı, örnekli ve tasnifli]

  • Emrah Çelik
  • [Kokkedal, Danimarka]
  • 03/01/2007

*  'MECELLE-­‐‐İ  AHKAM-­‐‐I ADLİYYE    Edit

  • 1869–1876   yılları arasında   Ahmet Cevdet Paşa   başkanlığındaki bir heyet   tarafından bölüm bölüm hazırlanarak   kabul edilen, İslam dünyasının ilk ve   en önemli medeni kanunu. Bir giriş ile   16 bölümden oluşmuştur ve 1851 madde içerir.

* AHMET  CEVDET PAŞA  (1822 – 1895)    Edit

  • Osmanlı   devlet adamı,   tarihçi ve hukukçu.   12 ciltlik bir Osmanlı   tarihi yazmış, Mecelle'ʹnin   hazırlanmasında önemli rol oynamıştır.   
  • İlköğrenimini   Lofça'ʹda yaptı.   1839'ʹda İstanbul'ʹa   gelerek Fatih'ʹteki Paşaoğlu Medresesi’ne girdi. Burada öğrenimim  sürdürürken bir yandan da tarih, coğrafya,  astronomi, matematik gibi alanlarda özel ders   aldı ve Fransızca öğrendi.
  • Medreseyi 1844'ʹte   bitirdikten sonra Premedi (bugün Arnavutluk'ʹta) kazası   kadılığına atandı.
  • 1845'ʹte “İstanbul rüusu” alarak müderris   oldu. 1846'ʹda Sadrazam Mustafa Reşid Paşa'ʹnın yanında görevlendirildi.   Bu tarihten, paşanın vefat ettiği 1858'ʹe değin hukuksal konularda danışmanlık  yaptı.
  • 1849'ʹda, olağanüstü görevle Bükreş'ʹte bulunan Fuad Efendi'ʹnin (Paşa) yanına   gönderildi.
  • 1850'ʹde Meclis-­‐‐i Maarif üyeliğiyle birlikte Darülmuallimin müdürlüğüne  atandı.
  • 1851'ʹde yeni kurulan Encümen-­i Daniş üyeliğine getirildi. Bu kurul tarafından, Osmanlı  Devleti’nin 1774'ʹten sonraki tarihini yazmakla görevlendirildi.
  • 1855'ʹte vakanüvisliğe atandı.
  • 1856'ʹda  Galata kadısı oldu.
  • 1857'ʹde “Mekke” payesi aldı.
  •  Fransızca,   Farsça öğrenmiş,   bunun yanı sıra matematik,   felsefe, kozmografya ve tabii   ilimler üzerinde   de çalışmış   olup, dönemin  ünlü bir hukukçusudur.   Kadılık, Divan-­‐‐ı Ahkâm-­ı   Adliye Reisliği yapmıştır. “Mecelle‐i   Ahkâm-­ı Adliyye” isimli hukuk metnini  oluşturanların başında gelmiştir. Divan‐ı Ahkâm-‐ı  Adliye Reisliği, bakanlığa çevrilince ilk adalet bakanı olmuştur.  Beş kez adalet bakanlığı, üç kez eğitim, iki kez evkaf, bir   kez dâhiliye, ticaret ve ziraat bakanlıklarında bulunmuştur. “Tarih-­‐‐i  Cevdet” en önemli eseridir.
  • II

   1- “İlm-­‐‐i  fıkh, mesâil-­‐‐i  şer'ʹiyye-­‐‐i ameliyeyi  bilmektir.”

  • İlm-­‐‐i  Fıkh: Fıkıh  ilmi
  • Mesail:  Meseleler   
  • Mesâil-­‐‐i  şer'ʹiyye-­‐‐i  ameliye: Amellerle  ilgili şer’i / hukuki  meseleler

 2- “Bir  işten maksat  ne ise hüküm ona  göredir.”

  •  Örnek:   
  • • Yitik  bir malı  koruyup sahibine  verme niyetiyle alan  kişinin, malın helak olması  halinde onu tazmin etmesi gerekmezken;  söz konusu malı sahiplenme niyetiyle almış  olması halinde tazmini gerekir.
  • • Bir  devlet  büyüğüne  ibadet niyetiyle  secde edilmesi küfür,  bunun saygı amacıyla yapılmış   olması sadece günah olarak görülmüştür.   
  •  3- “Ukudda  itibar mekasıd  ve meaniyedir; elfaz  ve mebaniye değildir.”   
  • Ukud:  Akitler,  anlaşmalar   
  • Mekasıd:  Maksatlar  
  • Meani:  Manalar  
  • Elfaz:  Lafızlar,  sözler, cümleler   
  • Mebani:  Açıklamalar   
  •  Bu  madde,  niyet ile  ifade arasında  aykırılık bulunduğu  zaman geçerlidir. Yoksa  lafız tamamen bir kenara  atılacak  değildir. Ayrıca  bu madde, lafızların  asıl manalarından başka  manalarda da kullanılabileceği  göz önüne alınarak tespit edilmiştir.   
  • Kaidede  “ukud” kaydının  bulunması, yeminlerle  ilgili hükümleri istisna  etmek içindir; zira yeminler   amaca göre değil, kullanılan lafızlara  göre değerlendirilir. Kısastan af gibi.  
  • Örnek:  Bir  kimse  usulü dairesinde  tanzim ettiği senette  “Şu malımı oğlum Ahmet'ʹe  hibe ediyorum. Sağ olduğum  müddetçe bu malda tasarruf edeceğim,  ben öldükten sonra oğlum Ahmet tasarruf   edecek ve diğer varislerim müdahale etmeyecektir.”  demiş olsa, “hibe ediyorum” tabiriyle bu tasarrufun  hibeye hamli mümkün ise de “Ben sağ olduğum müddetçe  tasarruf edecek” ibaresinin delaleti ile maksadın vasiyet  olduğu anlaşılır.   
  • 4- “Şekk  ile yakin  zail olmaz.”   
  • Şekk:  Bir şeyin  varlığına ve  yokluğuna eşit  derecede kani olmak   
  • III
  • Yakin:  Bir şeyin  varlık veya  yokluğundan birine,  bir delil sebebiyle,  aklın kesin olarak veya  kuvvetli bir zanla karar  vermesi
  • Zail  olmak:  Yok olmak   
  • Yani:  Var  olduğu  yakinen bilinen  bir şeyin aksine  kesin delil bulunmadıkça,  sonradan meydana gelen bir  şüphe ve tereddütten dolayı onun  yok olduğuna hükmedilmez; yakin, ancak  yakin ile zayi olur.
  • Örnek  :
  • • Abdestli  olan bir kişi,  abdestinin bozulup  bozulmadığından şüpheye  düşse, abdestinin bozulduğuna  dair kesin bir bilgi olmadıkça  bu şüpheye itibar edilmez, bu abdestle  kıldığı namazlar sahih kabul edilir.
  • • Bir  kimse  “Filan şahsa  zannımca şu kadar  lira borcum vardır”  dese bununla borç sabit   olmaz.
  •  5- “Bir  şeyin bulunduğu  hal üzere kalması  asıldır.”
  • Yani:  Geçmişte  sabit olduğu  kesin olarak bilinen  bir şeyin, aksine bir  delil bulunmadıkça geçmişteki   haline itibar edilir.
  • Örnek:  Kayıp  kişinin  hayatta olduğu  geçmişte kesin olarak  bilinmekte iken, öldüğüne  dair kesin bir delil bulunmadıkça  hayatta olduğu kabul edilir. Dolayısıyla,  bu durumdaki kişinin ölümüne dair kesin bilgi  elde edilmedikçe, malları mirasçılarına paylaştırılamaz.   
  •  6- “Kadim  kıdemi üzerine  terk olunur.”
  • Kadim:  Başlangıcını  kimsenin bilmediği  şey, eski.
  • Kıdem:  Eskilik  
  • Örnek:  Bir  evin yağmur  suları, eskiden  beri komşusunun bahçesine  akmaya devam ettiği halde,   komşusu, “bundan sonra akıtmam”  diyemez. Çünkü bu uygulama “kadim”  olmuştur.
  •  7- “Zarar  kadim olmaz”   
  •  Örnek:  Yayaların  geçişini engelleyecek  şekilde yapılmış balkonlar,  kamu sağlığını tehdit eden kanalizasyon  ve çöplükler,  ne kadar eski uygulamalar  olursa olsun kaldırılır veya  tamir edilip zararları giderilir.   
  •  8- “Bir  zamanda  sabit olan  şeyin hilafına  delil olmadıkça bekasıyla  hükmolunur.”
  • Hilafına:  Aksine, tersine.   
  • Beka:  Kalıcılık   
  • IV
  • Örnek:  Bir  kimsenin  başka birine  borçlu olduğu,  ikrar veya başka  bir delille sabit olduktan  sonra bu şahıs, borcunu ödediğini  veya kendini bu borçtan ibra edildiğini  iddia etse, söz, yeminle birlikte alacaklıya  ait olur.
  •  9- “Bir  emr-­‐‐i  hâdisin akreb-­‐‐i  evkatına izafeti asıldır.”   
  • Emr-­‐‐i  Hadis: Sonradan  gerçekleşen olay,  iş.
  • Akreb-­‐‐i  evkat: En yakın  vakit
  • İzafet:  Bağlantı kurmak   
  • Konu,  yeni ortaya  çıktığı kabul  edilen durumun ortaya  çıkış tarihi ile ilgilidir.  Mevcut durumun sonradan mı meydana  geldiği, yoksa eskiden beri mi var olduğu,  tartışma konusu değildir.
  • Örnek:  Bir  kimsenin,  ölmeden önce  bir ikrarda bulunduğu  sabit olsa, bu ikrarın  ne zaman meydana geldiğinde  anlaşmazlık çıkması halinde, aksine  bir delil olmadığı sürece bu ikrarın  ölüm hastalığı (maraz-­‐‐ı mevt) esnasında  meydana geldiğine hükmedilir.
  •  10- “Beraet-­‐‐i  zimmet asıldır.”   
  • Beraet-­‐‐i  zimmet: Kişinin  temiz ve borçsuz  olması
  • Örnek:   
  • • Ödünç  alan kişi,  ödünç malı iade  ettiğini iddia ederse,  bu kaide gereği onun sözüne  itibar edilir.
  • • Bir  kimse  başkasının  malını telef  ettiğinde, bunun  miktarı konusunda taraflar  ihtilaf etmişlerse, söz telef  edene ait olur. Çünkü telef eden,  karşı tarafın ileri sürdüğü fazlalığın   zimmetindeki varlığını inkar etmektedir. Beraet-­‐‐i  zimmet asıl olması hasebiyle, iddia ettiği fazlalığın   ispatlanması için mal sahibinden delil getirmesi istenir.   
  •  11- “Sıfat-­‐‐ı  arızada asl olan  ademdir.”
  • Sıfat:  Asli ve  arızi olmak  üzere ikiye ayrılır.  Hayat, sağlık gibi, bir  şeyin zatıyla kaim olan sıfatlar,   “asli” sıfatlardır. Mesela hayat, insanın  sıfatıdır ve hayat olmazsa insan yaşayamayacağı  için bu sıfat, asli sıfattır. Ticaret malının kusurlu  olması gibi, sonradan meydana gelen sıfatlar ise “arızi”  olarak değerlendirilir.
  • Adem:  Yokluk  
  • Örnek:  Bir  kişi başkası  hakkında, o kimsenin  kendisiyle bir sözleşmesi  olduğunu veya malını telef   ettiğini ya da bir suç işlediğini  iddia eder, o da inkar ederse, davacı  iddiasını ispatlayıncaya kadar söz, davalının  olur. Çünkü iddia edilen şeyler için önceden gerçek  olan asli durum, ‘yokluk’tur.
  •  12- “Kelamda  asl olan manayı  hakikidir.”
  • Asl  olan:  Tercih edilen   
  • Manayı  hakiki: Gerçek  anlam, sözlük anlamı;  bir söz duyulduğunda akla  gelen ilk anlam.
  • V
  • Mecaz:  Kelimenin  sözlük anlamında  kullanılmayıp, ona  benzeyen başka bir anlamda   kullanılmasıdır.
  • Örnek:  “Şu  ev Ahmet’e  aittir.” Diyen  bir kişi, bu ikrarıyla,  söz konusu evin mülkiyetinin  Ahmet’e ait olduğunu belirtmiştir.  Bu kişi sonradan, “bu sözümle o evin,  Ahmet’in kira ile oturduğu meskeni olduğunu  kastettim; aslında ev benimdir” dese kabul edilmez  ve önceki ikrarıyla sorumlu tutulur; çünkü öncelikle  sözün hakiki anlamı geçerlidir.
  •  13- “Tasrih  mukabilinde  delalete itibar  yoktur.”
  • Tasrih:  Sarih; kendisiyle  maksadın tam olarak  ve açıkça ortaya çıktığı  lafız
  • Mukabil:  Karşı
  • Delalet:  Alamet, nişane   
  • Örnek:   
  • • Bir  kimse  bir mal  için, “sattım  veya satın aldım”  dedikten sonra, “ben  satış akdi için niyet   etmemiştim” dese, bu sözü  kabul edilmez ve akit geçerli  sayılır.
  • • Bir  vakfın  gelirlerinin  harcama yerleri,  önceki vakıf yöneticilerinin  uygulamalarının delaletiyle belirlenir.  Ancak vakıf senedinde harcama yerleri açıkça  belirtilmişse, vakıf yöneticilerinin bunun aksine  olan uygulamaları geçerli sayılmaz.
  •  14- “Mevrid-­‐‐i  nassda ictihada  mesağ yoktur.”
  • Mevrid-­‐‐i  nass: Nassın  bulunduğu yer,  hakkında nass bulunan  konu
  • Nass:  Vahiy ile  sabit olan ifade,  Kur’an ayetlerine ve  hadislere verilen ortak  ad; kanun metni
  • İctihad:  Nassın bulunmadığı  bir konuda bir âlimin,  araştırmaları sonucu belirttiği  görüşü
  • Mesağ:  İzin, ruhsat,  cevaz.
  • Yani:  Hakkında  nass bulunan  bir meselede içtihat  yapılamaz; çünkü içtihat  zan ifade ettiği için onunla  elde edilen hüküm de zanni olur.  Nassla sabit olan hüküm ise içtihadın  aksine kesinlik ifade eder.
  • Bazı  alimlerin,  hakkında nass  bulunan bir konuda  farklı içtihatlarda bulunmaları,  söz konusu nassın tevil ihtimali  taşımasından dolayıdır. “Alışveriş yapanlar,  ayrılmadıkları sürece muhayyerdirler.” hadisindeki  “ayrılmak” lafzı hakkındaki farklı yorumlardan kaynaklanan  farklı içtihatlar gibi.
  •  15- “Ala  hilafi’l-­‐‐kıyas  sabit olan şey, saire  makisun aleyh olamaz.”
  • Ala  hilafi’l-­‐‐kıyas:  Kıyas kuralına ters  olarak
  • Kıyas:  Dört rükünden  meydana gelir: Asl,  fer’, hüküm, illet.
  • Sair:  Başka
  • Makisun  aleyh: Kendisi  üzerinden kıyas yapılan  nass, hüküm; asl.
  • VI
  • Yani:  Bir  konunun  hükmü kıyasa  aykırı olarak sabit  olmuşsa, bu hüküm ona  benzer konuların kıyas edilmesi  için “asl”, yani “makisun aleyh” olamaz.  Kıyasa aykırı olarak sabit olan nass, kendi  konusu ile sınırlı tutulur.
  • Örnek:  Sabah  namazının  sünnetinin,  öğle vakti girmeden  kaza edilmesi, özel bir  sebebe binaen meşru kılınmıştır.  “Ta’ris olayı” diye bilinen, Hz. Peygamber’in  ashabıyla birlikte Hayber dönüşü bir vadide uyuyakalarak  sabah namazını kaçırmasından sonra namazı sünnetiyle birlikte  kaza etmesi, zevalden sonra veya başka zamanlarda da sabah namazının  kaza edileceğine dair “makisun aleyh” olamaz.
  •  16- “İctihad  ile diğer  ictihad nakz  olunmaz.”
  • İctihad:  Nassın bulunmadığı  bir konuda bir âlimin,  araştırmaları sonucu belirttiği  görüşü
  • Nakz  olunmak:  Geçersiz kılınmak,  bozulmak
  • Yani:  İçtihatlar  aynı derecede  birer zanni delil  olduklarından, kat’i  olan nasslara aykırı olmadığı   sürece biri ile diğerini geçersiz  kılmak caiz değildir. Aksi taktirde  istikrarsızlığa yol açılmış olurdu.
  • Örnek:  Hz.  Ömer,  Hz. Ebubekir’in  hilafeti sırasındaki  ictihadi uygulamalarına  muhalefet etmiş ama daha  sonra kendi hilafeti döneminde  bu içtihatlardan meydana gelen hükümleri  bozma yoluna gitmemiştir.
  • İstisna:  Kamu  yararı  bir içtihadın  bozulmasını gerektiriyorsa,  başka bir içtihat ile onun  bozulması caizdir.
  •  17- “Meşakkat  teysiri celb  eder.”
  • Meşakkat:  Zorluk, sıkıntı   
  • Teysir:  Kolaylaştırma   
  • Celb  etmek:  Çekmek
  • Uyarı:  Sözü  edilen  meşakkat,  şer’i yükümlülüklerin  özünde bulunan zorluklar  değildir; bir konuda kolaylığa  gidilmesi, o konu ile ilgili nasslarla  çatışmaya da yol açmamalıdır.
  • Örnek:   
  • • Açlıktan  ölüm tehlikesi  yaşayan birinin,  yasak olan ölü veya  domuz etini yiyebilmesi   
  • • Yolculuk  durumu, ibadetler  konusunda önemli kolaylılar  sağladığı gibi, hukuki yönden  de birçok ruhsatlara imkan vermektedir.   
  •  18- “Bir  iş dıyk  oldukta, müttesa’  olur.”
  • Dıyk  olmak:  Daralmak   
  • Müttesa’:  Genişletilen   
  • Yani:  Fazla  sıkışan  iş kendi  kendine genişler.   
  • Örnek:   
  • VII
  • • “Haddini  aşan her şey  aksine sonuç verir.”  (Arap Atasözü)
  • • İnsanların  yaşama, sağlık,  hürriyet, itibar ve  şeref gibi tabii haklarını  tehlikeye düşürecek derecede  ileri giden sıkı bir kanun hükmü,  mahkeme kararı veya idari tedbir, genellikle  gayesini sağlayamaz. Halk, bu ağır hükümlerden  kaçınmak için çareler arar, türlü hilelere başvurur.   
  • • Borcunu  ödemeye güç  yetiremeyen kişiye  ödeme gücü elde edene  kadar süre tanınması veya  toptan ödeyemeyen kimseye taksit  imkanı verilmesi bu kaide gereğidir.   
  •  19- “Zarar  ve mukabele  bi’z-­zarar yoktur.”   
  • Mukabele  bi’z-­zarar:  Zararla karşılık  vermek
  • Örnek:  Borcunu  ödememekte  ısrar eden borçluyu  alacaklının dövmeye veya  hapsetmeye ya da malını zorla  elinden almaya yetkisi yoktur. Bunları  yapması halinde tazminle sorumlu olacağı  gibi ayrıca kendisine cezai müeyyideler de  uygulanır. (Hukuk dilinde buna “ihkak-­‐‐ı hak”  denir ve kesinlikle meşru değildir.)
  • 20- “Zarar  izale olunur.”   
  • İzale  olunmak:  Yok edilmek   
  • Örnek:   
  • • Meslek  erbabının  kendilerinden  kaynaklanan zararların  yine kendileri tarafından  izale edilmesi gerekir.
  • • Paranın  sürekli değer  kaybettiği yerlerde,  alınan borcun miktar olarak  aynen ödenmesi, borç veren kişinin  zararına yol açmaktadır. Bu zararın izale  edilmesi gerekmektedir; bunun için de, borçların  geri ödenmesinde paranın miktarı değil, alım gücü esas  alınmalıdır.
  •  21- “Zaruretler,  memnu olan şeyleri  mübah kılar.”
  • Zaruret:  Yasak olan  şeyin işlenmesini  caiz kılan özür
  • Memnu:  Yasaklanmış   
  • Mübah:  Yapılıp yapılmaması  serbest olan
  • Not:  İslam  hukuk usulünde,  yasak olan şeylerin  mübah kılınmasına “ruhsat”  adı verilmektedir ki, bir özür  sebebiyle sonradan meşru kılınan şey  demektir. Fakat ruhsatta yalnızca hukuki  sorumluluk kalkar, haramlık ise devam eder.   
  • Örnek:  Muhtaç  ve zor durumda  kalınması ve başka  çare bulunmaması hali,  faizle borç almayı mübah  kılan bir zaruret sayılmıştır.   
  •  22- “Zaruretler  kendi miktarlarınca  takdir olunurlar.”
  • Yani:  Zaruret  sebebiyle  caiz olan şey,  yalnızca zarureti  giderecek kadar işlenebilir.   
  • Örnek:   
  • VIII
  • • Canının  telef olmasını  önleyecek ekmek varken,  et veya tatlı gibi pahalı  bir gıdayı sahibinden izinsiz  almak, gasp hükmünde sayılmıştır.   
  • • Gerek  sünnet,  gerekse tıbbi  bir tedavi ihtiyacı  bir zarurettir ve sünnetçi  veya doktor konumunda olan kişinin  kullanacağı ruhsat, işini gereği gibi  yapabileceği bir alanla sınırlıdır.
  •  23- “Bir  özür için  caiz olan şey,  ol özrün zevali ile  batıl olur.”
  • Caiz:  Uygun, mahzursuz   
  • Zeval:  Ortadan kalkmak   
  • Batıl  olmak: Geçersiz  olmak
  • Örnek:   
  • • Su  bulunduğunda  veya suyu kullanabilecek  duruma gelindiğinde teyemmüm  batıl olmuş olur.
  • • Kiralanan  bir malda bir  kusur meydana geldiğinde,  kiralayan kişinin bu akdi fesih  yetkisi doğar. Ancak mal sahibi akdin  feshedilmesinden önce söz konusu kusuru giderirse,  kiralayanın akdi feshetme hakkı kalkar.
  •  24- “Mani  zail olunca  memnu avdet eder.”   
  • Mani:  Engel
  • Zail  olmak:  Ortadan kalkmak   
  • Memnu:  Yasaklanmış  olan
  • Avdet  etmek: Geri  dönmek
  • Yani:  Bir  özür sebebiyle  uygulanamayan asli  bir hüküm, özrün kalmasıyla  önceki konumuna döner.
  • Örnek:  Bir  davada  çocuk veya  kör olan birinin  şahitliği çocukluk veya  körlük sebebiyle reddolunduktan  sonra, söz konusu şahıs baliğ olsa  vay gözleri açılsa, bu kişinin daha sonra  aynı dava için yapacağı şahitlik kabul edilir.   
  •  25- “Zarar  kendi misli  ile izale olunamaz.”   
  • Yani:  Aslında  yapılan zararın,  zarar vermeden telafi  edilmesi en uygunudur; ancak  bu mümkün olmadığı taktirde daha  hafif bir zarar ile zararın izale edilmesi  amaçlanmalıdır.
  • Örnek:  Bir  malın  üretildiği  yerde, aynı  malı üretecek  başka bir fabrikanın  yapılması engellenemez.   Yani önceki fabrikanın zararına  olur gerekçesiyle yeni yatırım yapmak  isteyenlere zarar verilemez.
  • İkaz:  Zaruret  hali ile  meşru müdafaa  birbirine karıştırılmamalıdır.   
  •  26- “Zarar-­‐‐ı  âmmı def'ʹ için,  zarar-­‐‐ı hâs ihtiyar  olunur.”
  • Zarar-­‐‐ı  âmm: Geniş kapsamlı  zarar
  • IX
  • Zarar-­‐‐ı  hâs: Dar kapsamlı  zarar
  • İhtiyar  olunmak: Tercih  edilmek
  • Örnek:   
  • • Hastalığa  karşı aşı yatırmak,  geçici bir ateş ve sıkıntı  yapabilir; ancak ileriki yıllarda  ölüm veya hastalıkla sonuçlanabilecek  hastalıklara karşı bağışıklık kazandırır.   
  • • Orman  yangınlarında  yangının daha fazla  yayılmasını önlemek için,  normal şartlarda yasak olan  bir kısım ağaçların kesilmesi bir  zorunluluk halini almaktadır.
  • • Cahil  doktoru  işinden men  etmek
  •  27- “Zarar-­‐‐ı  eşedd, zarar-­‐‐ı  ehaff ile izale olunur.”   
  • Zarar-­‐‐ı  eşedd: Çok şiddetli  zarar
  • Zarar-­‐‐ı  ehaff: Daha  hafif zarar
  • İzale  etmek: Gidermek,  yok etmek
  • Yani:  Zarar,  kendinden  daha hafif  bir zararla telafi  edilir.
  • Örnek:   
  • • Ölen  hamile  bir kadının,  canlı olan ve  yaşayacağı umulan  çocuğunun ana karnından   çıkarılması gerekir. Bu durumda  ölüye verilecek zarar, çocuğa gelecek  zarardan daha hafiftir.
  • • Kişi,  bakmakla  yükümlü olduğu  kimseler için yapması  gereken harcamaları yapmaması   halinde hapsedilerek görevini yapmaya  zorlanır. Böylelikle ihtiyaç sahiplerinin  zararının izale edilmesine çalışılır.
  •  28- “İki  fesat tearuz  ettiğinde ehaffı  irtikab ile a’zamının  çaresine bakılır.”
  • Tearuz  etmek: Çatışmak   
  • Ehaff:  Daha hafif   
  • A’zam:  Daha büyük   
  • İrtikab:  Yapmak, tercih  etmek
  • Yani:  Biri  büyük,  diğeri daha  hafif iki zarar  bir anda söz konusu  olduğunda, hafif olan zararı   işleyerek büyük zarardan kurtulma  yoluna gidilir.
  • Örnek:   
  • • İslam’da  imamlık, müezzinlik  ve Kur’an öğretme gibi  ibadet niteliği taşıyan işler  için ücret almak caiz değildir.  Ancak zamanla bu işler için istekliler  azalmış ve böylece bir zaruret sebebiyle   ücret cazi kılınmıştır.
  • • Zalim  olan yöneticiye  başkaldırmak, onun  yaptığı zulümden daha  kötü sonuçlara yol açacaksa,  ona itaat etmek suretiyle, hafif  olana katlanarak daha büyük zararların  meydana gelmesi önlenmiş olur.
  •   
  • X
  • 29- “Ehven-­‐‐i  şerreyn ihtiyar  olunur.”
  • Ehven:  Daha iyi   
  • Şerreyn:  İki kötü,  zararlı şey   
  • İhtiyar  olunmak: Tercih  edilmek
  • Örnek:  Parmakta  çıkan bir  yara, kangren  olup kolun elden  gitmesine sebep olacaksa  parmak kesilir. Gerekirse  vücudu kurtarmak için kol da  feda edilir.
  •  30- “Def-­‐‐i  mefâsid celb-­‐‐i  menâfi’den evlâdır.”   
  • Def’:  Gidermek   
  • Mefasid:  Kötü ve zararlı  şeyler
  • Celb:  Elde etmek,  çekmek
  • Menafi’:  Yararlı şeyler   
  • Evlâ:  Daha iyi   
  • Yani:  Kötü  ve zararlı  şeylerin giderilmesi,  yararlı şeylerin elde edilmesinden  daha önemlidir. Br konuda yararla zarar  çatıştığı taktirde öncelikle zararın def edilmesi  esas alınmalıdır.
  • Örnek:  Meskun  bir mahalde  oturanların huzur  ve rahatını bozacak  bir işyeri yapılamaz.   
  •  31- “Zarar  bi kaderi’l-­‐‐imkan  def olunur.”
  • Bi  kaderi’l-­‐‐imkan:  İmkanlar elverdiğince   
  • Def’  olunmak:  Giderilmek   
  • Yani:  Meydana  gelen bir  zararın tamamıyla  telafi edilmesi her  zaman mümkün olmayabilir.  Böyle durumlarda zararın telafisi  için imkanların elverdiği kadarıyla yetinilir.   
  • Örnek:  Bir  zararı  tazmin etmekle  yükümlü olan bir  kişi öldüğü zaman,  zarar gören kişi zararını   onun bıraktığı mirastan tahsil  etme yoluna gider. Şayet kalan miras,  zararın tamamını karşılamaya yetecek miktarda  değilse, mirasın yettiği kadarıyla zarar karşılanır,  zararın kalan kısmı için, mirasçı durumunda olan kişiler  kendi mallarından ödemeye zorlanamazlar.
  •  32- “Hacet  umûmî olsun,  husûsî olsun, zaruret  menziline tenzil olunur.”   
  • Hacet:  İhtiyaç  
  • Umûmî:  Genel
  • Husûsî:  Özel
  • Örnek:   
  • • Hakkında  nass bulunmayan  ve kendisine kıyas  edilecek bir örnek de  bulunmayan pek çok husus,  istihsan, örf veya maslahat açısından  meşru görülmüştür. Hepsinin gerekçesi de  ihtiyaçtır.
  • XI
  • • Bir  apartmanın  ortak giderlerine  herkes eşit miktarda  katkıda bulunur. Oysa herkesin   giderlere konu olan ortak malzemeleri  eşit derecede kullanması söz konusu değildir.  Aynı şekilde şehir içi ulaşımda, kısa ve uzun  mesafe gidecek olanlar ve otelde kalan müşteriler,  otel imkanlarını farklı kullanmalarına rağmen eşit ücret  ödemektedirler. Böyle durumlarda kıyas mantığının kullanılması  halinde, insanlar sıkıntıya düşeceği gibi, hukuki ilişkilerde de karışıklık  meydana gelir. Dolayısıyla bu tür ihtiyaçlar özel olsun genel olsun zaruret  gibi değerlendirilir ve ona göre hüküm verilir.
  •  33- “Iztırar  gayrın hakkını  iptal etmez.”
  • Iztırar:  Zaruret hali;  kişinin hayati tehlike  karşısında, normalde yapmaması  gereken şeyi yapmak zorunda kalma  durumu
  • Gayr:  Başkası   
  • İptal  etmek: Geçersiz  kılmak
  • Örnek:  Kişinin  zaruretten  dolayı başkasına  ait bir malı almak  veya kullanmak zorunda  kalması, mal sahibinin tazmin  veya ücret hakkını ortadan kaldırmaz.   
  •  34- “Alınması  memnu’ olan  şeyin, verilmesi  dahi memnu'ʹ olur.”   
  • Memnu’:  Yasaklanmış   
  • Örnek:   
  • • Rüşvet   
  • • Riba  (Faiz)   
  • • Uyuşturucu  maddeler
  •  35- “İşlenmesi  memnu’ olan  şeyin istenmesi  dahi memnu’ olur.”   
  • Yani:  Suça  azmettirmek   
  • Örnek:   
  • • Yalan  yere şahitlik  yapmak
  • • Zulmetmek   
  • • Başkasını  malını gasp  etmek veya çalmak   
  •  36- “Adet  muhakkemdir.”   
  • Muhakkem:  Hakem kılınan   
  • Yani:  İslam  hukukunda,  bir konu hakkında  Kur’an ve sünnette bir  delil bulunmadığı zaman, halk   arasında yerleşmiş olan ve İslam  dininin temel prensiplerine aykırı olmayan  örf ve adetlere göre hüküm verilmesi esas  alınmıştır.
  • XII
  • Örnek:  Buğday  ekmeği yenen  bölgede ‘ekmek’  sözcüğü mutlak olarak  kullanıldığında buğday ekmeğine,  ‘para’ sözcüğü de ülkenin kullandığı  para birimine hamledilir.
  •  37- “Nâsın  istimali  bir hüccettir  ki, anınla amel  vacip olur.”
  • Nâs:  İnsanlar   
  • İsti’mal:  Uygulama
  • Hüccet:  Delil
  • Anınla:  Onunla
  • Amel:  İş
  • Vacip  olmak: Gerekmek   
  • Yani:  Örf  ve adetin  hukuki bir bağlayıcılığı  vardır.
  • Örnek:   
  • • Yevmiyeci  olarak çalıştırılan  bir kişinin çalışma süresini,  -­‐‐özel bir düzenleme yoksa örf   belirler.
  • • Bir  kap içerisinde  gönderilen hediyeye  kabın dahil olup olmadığını  örf belirler.
  • • Kişilerin  iffet ve namusuna  dil uzatmak anlamına  gelen bazı kötü sözler,  böyle bir niyet ve amaç  taşımadan bir bölgede yaygın  hale gelebilir. Ceza veya uyarı,  bu durum göz önünde bulundurularak  verilir.
  • • Başlık  parasının,  hukuken mehir  olarak değerlendirilmesi.   
  •  38- “Âdeten  mümteni olan  şey, hakikaten  mümteni gibidir.”   
  • Mümteni:  İmkansız
  • Yani:  Bazı  şeyler  gerçekte  mümkün olabilir;  ancak adeten gerçekleşmesi  mümkün değildir. Bu taktirde  gerçekte mümkün olmayan bir şey  gibi değerlendirilir.
  • Örnek:  Tevatür  yoluyla sabit  olan bir şeyi yalanlayan  kişinin yalanladığı konuyla  ilgili davasına bakılmaz. Bu  konuda delil getirmesi de istenmez;  zira böyle kesinlik ifade eden şeylerin  inkarı adeten pek görülmüş şey değildir.     
  •  39- “Ezmanın  tegayyürü ile  ahkâmın tegayyürü  inkâr olunamaz.”
  • Ezman:  Zamanlar   
  • Tegayyür:  Değişmek
  • Ahkam:  Hükümler   
  • Örnek:   
  • XIII
  • • İslam’ın  ilk dönemlerinde  gasp edilen malın  menfaati tazmin konusu  değilken, özellikle yetim  ve vakıf mallarına haksız müdahaleler  artınca, gayrı meşru hırsları engellemek  için, bu fetva terk edilerek menfaatin tazmini  yönünde hüküm verilmiştir.
  • • Hz.  Ömer zamanında  atlara zekat konulması,   
  • • Hz.  Ömer zamanında  “müellefe-­‐‐i kulub”a  zekât verilmesinin kaldırılması,   
  • • Hz.  Ömer zamanında  “Sevad” uygulamasında  taşınmaz malların ganimet  sayılması,
  • • Hz.  Ömer zamanında  diyet ödemesinin,  katilin yakın akrabası  olan “asabe” yerine divana   bırakılması...
  • İstisna:  İnsanların  tabii haklarını  koruyan ilahi emirler  ve bazı nadir kanunlar  ve kaideler zamanla değişmez.   
  •  40- “Âdetin  delaletiyle  mana-­‐‐yı hakikî  terk olunur.”
  • Mana-­‐‐yı  hakiki: Gerçek  anlam, sözlük anlamı,  birinci anlam.
  • Yani:  Bir  sözün  örfen başka  anlamda kullanılması  yaygınlaştığı taktirde  gerçek anlamına itibar  edilmez.
  • Örnek:   
  • • Lambayı  yakmak
  • • Odayı  yakmak  
  •  41- “Âdet  ancak, muttarit  yahut galip oldukta  muteber olur.”
  • Muttarid:  Düzenli
  • Yani:  Âdetin  muteber olabilmesi  için, düzenli bir şekilde  devamlı ya da çoğu zaman uygulanır   olması gerekir.
  • Örnek:   
  • • Katma  Değer Vergisinin  fiyatlara dahil olup  olmaması
  • • Nakliye  ücretinin,  beyaz eşyaya  dahil olup olmaması   
  •  42- “İtibar  gaalib-­‐‐i  şayia olup nadire  değildir.”
  • Galib-­‐‐i  şayi’: Çok yaygın   
  • Nadir:  Az
  • Yani:  Hüküm  vermede  dikkate alınacak  olan, nadiren vuku  bulan değil, insanlar  arasında yaygın olan uygulamalardır.   
  • Örnek:  Mefkud,  yani kayıp  olan, sağ ya  da diri olduğuna  dair bilgi alınamayan  kişi; bir kısım hakları  elde etmesi bakımından ölü,  ancak kendisinden bir hak elde  edecek başkaları açısından diri hükmündedir.  Bu kişinin ölümüne karar vermek için çocuk ölümleri  ve salgın hastalık gibi istisnai durumlar dışında, normal  şartlar altında o bölgede yaşayan hemcinsi olan insanların yaş  ortalaması
  • XIV
  • esas  alınır.  Nadiren bu  yaşın üstünde  yaşayanlar da olabilir;  ancak hüküm nadir olana göre   verilmez.
  •  43- “Örfen  maruf olan  şey, şart kılınmış  gibidir.”
  • Maruf:  Bilinen  
  • Örnek:   
  • • Ücretle  çalıştırılan  bir kişiye yemek  verilip verilmemesini  örf belirler.
  • • Araba  satışlarında  yedek tekerleğin  fiyata dahil olup  olmadığı sorulmaz.
  •  44- “Beynet-­‐‐tüccar  mâruf olan şey, aralarında  meşrut gibidir.”
  • Beyne’t-­‐‐tüccar:  Tüccarlar arasında  
  • Maruf:  Tanınan,  bilinen
  • Meşrut:  Şart kılınmış   
  • Yani:  Tüccar  arasında  bilinen uygulamalar,  aralarındaki sözleşmelerin  şartlarından sayılır.
  • Örnek:  Ödemelerin  peşin olup olmaması,  ödemenin hangi para birimiyle  olacağı...
  •  45- “Örf  ile tayin  nass ile tayin  gibidir.”
  • Tayin:  Belirlemek   
  • Nass:  Açıkça belirtilmiş  söz
  • Yani:  Bir  şeyin  açık sözle  belirlenmesi ne  hüküm ifade ederse,  örfler belirlenmesi de  aynı hükmü ifade eder.   
  • Örnek:  Bir  kimse  komşusundan  ödünç olarak  ekmek bıçağı alsa  , bununla odun parçalayamaz.  Bir yemek kabı alsa onunla kömür  taşıyamaz.
  •  46- “Vücudda  bir şeye tabi  olan, hükümde dahi  ona tabi olur.”
  • Vücud:  Varlık
  • Örnek:     
  • • Satın  alınan kilidin  anahtarı.
  • • Sütü  için alınan  ineğin kendi sütünü  emen yavrusu.
  • • Satılan  gebe hayvanın  karnındaki yavrusu.   
  • • Öldürülen  hamile bir  kadının sadece  kendisi için diyet  ödenir, çocuk için ayrıca  diyet olmaz.
  •  47- “Tabi  olan şeye  ayrıca hüküm  verilmez.”
  • XV
  • Örnek:   
  • • Bir  hayvanın  karnındaki  yavru ayrıca  satılamaz.
  • • Taşınmaz  bir malın  geçiş ve suyolu  gibi hakları, taşınmaz  malın kendisinden ayrı olarak   alınıp satılamaz.
  •  48- “Bir  şeye malik  olan kimse, o  şeyin zarûriyyatından  olan şeye dahi malik olur.”   
  • Zarûriyyat:  Ayrılmaz parça  durumunda olan şeyler.   
  • Örnek:   
  • • Bir  evi satın  alan kişi, onun  yol hakkını da almış  olur.
  • İstisna:  Yeraltı  suları, genel  olarak kamu yararına  ait sulardandır. Dolayısıyla  bir yere sahip olmak, onun altındaki  sulara sahip olmayı gerektirmez.
  •  49- “Asıl  sakıt oldukta,  fer’i dahi sakıt  olur.”
  • Fer’:  Tabi olan   
  • Sakıt  olmak: Düşmek,  hükümsüz olmak
  • Örnek:   
  • • Alacaklı  olan kimse  alacağından vazgeçse,  bu borç için kefil olan  kişinin kefillik sorumluluğu  da sona erer. Fakat alacaklı kefili  ibra etse asıl borçlunun sorumluluğu kalkmış  olmaz.
  •  50- “Sakıt  olan şey  avdet etmez.”   
  • Avdet  etmek: Dönmek   
  • Örnek:   
  • • Kişinin,  sattığı malın  ücretini alabilmek  amacıyla malı elinde  tutma hakkı vardır. Ancak   ücreti almadan malı teslim etmişse,  bu hakkı ıskat etmiş sayılır. Ücreti  ödemediği için o malı müşteriden geri  isteyip elinde tutma hakkını artık kullanamaz.   
  • • Alacaklı,  alacaklıya borcunu  hibe etse, bu hibesinden  geri dönemez.
  • • Bir  arsada  yol hakkı  bulunan kimsenin  rızasıyla orada bir  bina yapılsa, o kimsenin  yol hakkı sakıt olur.
  •  51- “Bir  şey bâtıl  oldukta anın  zımnındaki şey  de batıl olur.”   
  • Batıl:  Geçersiz   
  • Oldukta:  Olduğunda  
  • Zımn:  Altındaki  anlam; kapalı  ifade
  • Yani:  Bir  kısım  söz ve  sözleşmelerin  kendileriyle kastedilen  açık anlam ve hükümleri  olmasının yanı sıra, onların  altında yatan başka anlam ve hükümleri  de bulunur ki, bunlara, “zımnen sabit olan   
  • XVI
  • şeyler”  adı verilir.  Bunların geçerli  olup olmaması, kastedilen  ve açıkça anlaşılan anlamın  geçerli olup olmamasına bağlıdır.   
  • Örnek:  Müşteri,  aldığı maldaki  bir kusur için satıcıyla  başka bir mal karşılığı sulh  yapsa, anlaşsa, sonra müşterinin  özel bir çabası olmadan o kusur düzelmiş  olsa; ‘dolayısıyla’, yapılan sulh geçersiz olur.   
  •  52-   “Asıl  sabit olmadığı  halde fer'ʹin sabit  olduğu vardır.”
  • Fer’:  ‘Asl’a tabi  olan
  • Yani:  Fer’,  sükut (düşme)  bakımından asla  tabi olmakla birlikte,  sübut yönünden sürekli asla  bağlı olmayabilir.
  • Örnek:  Bir  kimse,  “filanın  filana şu  kadar borcu  vardır, ben ona  kefilim” derse, daha  sonra asil’in, yani borçlunun  inkarı üzerine alacaklı hak iddia  ederse, borcu kefilin ödemesi gerekir.  Asil, yani borçlu inkar ederek düşmüştür  ama kefilin kefilliği düşmez, devam eder.
  •  53-   “Mâni  ve muktezi  tearuz edince  mâni takdim olunur.”   
  • Mani:  Engelleyici  unsur
  • Muktazi:  Gerektirici  unsur
  • Tearuz  etmek: Karşı  karşıya gelmek,  çatışmak
  • Takdim  olunmak:  Öne geçirilmek   
  • Yani:  Bir  konuda  engelleyici  unsur ile icap  ettiren unsur birlikte  bulunursa, engelleyici unsurun   gereği yapılır.
  • Örnek:   
  • • Kişi,  borçlu olduğu  kişinin elinde rehin  olarak bulunan malı başkasına  satamaz.
  • • Hakim,  kendi çocuğunun  yabancı biriyle ortak  olduğu bir şirket lehine  hüküm vermiş olsa, bu hüküm  geçersizdir.
  • Fakat  icap ettiren  unsur üstün durumda  olursa onun gereği yapılır.  Mesela, açlıktan ölmek üzere  olan kişinin başkasının malını almasına  izin verilir.
  •  54-   “Aslın  ibkâsı îfası  kabil olmadığı  hâlde bedeli îfâ  olunur.”
  • İfa:  Yapmak,  ödemek
  • Kabil  olmak: Mümkün  olmak
  • Bedel:  Burada sözü  edilen bedel sadece  para değil, zararı karşılayacak  herhangi bir tedbirdir.
  • Yani:  Geri  ödemelerde  asıl olan, malın  bizzat kendisinin, şekil  ve mana yönünden tam olarak  iade edilmesidir. Bedelin ödenmesi  sadece mana açısından bir iadedir ki,  ancak aslın ödenmesi mümkün olmadığı zaman  söz konusu olabilir.
  •   
  • XVII
  • 55- “Bizzat  tecviz olunmayan  şey, bittebâ tecviz  olunabilir.”
  • Bizzat:  Kendisi, kendi  başına
  • Tecviz  olunmak:  Uygun görülmek,  onaylanmak
  • Bitteb’a:  Tabi olmakla   
  • Örnek:  Yol  (mürur)  ve sulama  (şirb) gibi  gibi irtifak hakları  tek başlarına vakfedilemezken,  ilgili oldukları mallarla birlikte  vakfedilebilmektedirler. İçinde aktığı  kanala tabi kılınarak suyun vakfı da  caiz görülmüştür.
  •  56- “İbtidaen  tecviz olunamayan  şey bekâen tecviz olunabilir.”   
  • İbtidaen:  Başlangıçta   
  • Bekaen:  Sonunda
  • Örnek:  Ücretsiz  satış sözleşmesi  fasittir; ancak akit  ücretle yapıldıktan sonra  satıcının müşteriden ücreti  kaldırması sahihtir ve akit de  fasit olmaz.
  •  57- “Beka,  ibtidâdan  esheldir.”  
  • Beka:  Devam ettirmek   
  • İbtida:  Başlamak  
  • Eshel:  Daha kolay   
  • Yani:  Bir  şeyi olduğu  hal üzere bırakmak,  yeni hüküm inşa etmekten  daha kolaydır.
  • Örnek:  Yerine  vekil bırakma  yetkisi bulunmayan  bir hakimin bıraktığı  vekilin verdiği hüküm geçersizdir.  Fakat sözü edilen hakim, vekilin verdiği  hükmü daha sonradan kendisi onaylarsa bu hüküm  caiz olur. Dolayısıyla başlangıçta caiz olmayan vekil  bırakma işlemi ‘bekaen’ geçerli görülmüştür.
  •  58- “Teberru’  ancak kabz  ile tamam olur.”   
  • Teberru  (akitleri):  Bedelsiz akitler  (Hibe, ariyet, vasiyet  ve sadaka)
  • Kabz:  Karşı tarafın  malı eline alması   
  • Yani:  Teberru  akitleri kabz,  yani karşı tarafın  malı bizzat teslim alma  işlemi olmadan gerçekleşmiş   olmaz.
  • Örnek:  Geliri  yılsonunda  ele geçen bir  vakıftan, hizmet  karşılığı pay alan  bir kişi, henüz vakfın  geliri elde edilmeden ölmüş  olsa, o kişinin hizmet ettiği  süre içinde hak ettiği ücret, mirasçılarına  ödenir. Çünkü ücreti hak etmek için kabz şart  değildir. Ama bir hizmet karşılığı olmadan vakıftan  pay alam durumundaki bir kişi, yılsonu gelmeden ölmüş  olsa, mirasçılarına bir şey ödemek gerekmez. Zira vakıf  bir teberrudur ve ancak kabz ile tamam olur.
  • İstisna:  Vasiyet   
  •   
  • XVIII
  • 59- “Raiyye,  yani teb’a  üzerine tasarruf  maslahata menuttur.”   
  • Raiye,  teb’a: Devlet  başkanı veya başka  bir idarecinin yönetimi  altında bulunan bütün insanlar.   
  • Maslahat:  Fayda
  • Menut:  Dönük
  • Yani:  İnsanları  idare etmekle  görevli olan yetkili  kişiler, görevlerini yaparlarken  halkın genel yararını gözetmek zorundadırlar.   
  • Örnek:  Bazen  kamu yararıyla  şahsın menfaati çatıştığında,  şahsın uğrayacağı maddi zarar  karşılanmak kaydıyla kamunun yararı  tercih edilir. Mesela, bir yolun genişletilmesi  gerekiyorsa devlet, yolun geçeceği yerin sahibinin  arazi ücretini hazineden ödeyerek yolu genişletebilir.   

 60- “Velâyet-­‐‐i  hâssa velâyet-­‐‐i  âmmeden akvâdır.”

  • Velâyet:  Reşit olan  bir kimsenin,  ehliyeti eksik olan  birinin şahsi ve mali  işlerini yönetme konusunda   yetkili olmasıdır.
  • Velâyet-­‐‐i  hâssa: Ehliyeti  eksik şahıslar adına  yetki kullanmanın yanı  sıra, vakfın mütevellisi  olmak gibi bazı özel görevleri  de içine almaktadır ki, bu, üç sınıfta  değerlendirilir:
  • • Yalnız  nikah,
  • • Yalnız  mal,
  • • Hem  nikah  hem mal  konusundaki  veliliktir.
  • Velayet-­‐‐i  âmme: Devlet başkanının  ya da devletin yetki verdiği  yargı kurumlarının, kamu düzenini   sağlamak ve halkın yararına olan düzenlemeleri  yapmak üzere ellerinde bulunan hukuki yetkilerdir.   
  • Akvâ:  Daha kuvvetli   
  • Örnek:  Bir  vakfın  mütevellisi  varken, hakim  o vakfın malında  tasarrufta bulunamaz.  İsterse onu kendisi tayin  etmiş olsun. Hatta hakim, vakıf  malını kiraya verse, mütevelli onun  akdini geçersiz kılabilir.   

 61- “Kelamın  i’mâli, ihmalinden  evlâdır.”

  • İ’mâl:  İşlemek  
  • Evlâ:  Daha iyi   
  • Yani:  Bir  kelamın,  gerçek veya  mecaz bir manaya  hamli mümkün olduğu  müddetçe ihmal edilmemeli,  yani manasız sayılmamalıdır.  
  • Örnek:  Bir  şahıs,  “bu malımı  filanın oğluna  vakfettim” dese,  fakat o şahsın oğlu  yoksa, hakiki anlam imkansız  olacağından mecaz anlama bakılır  ve torununa hamledilir; zira kelamın  i’mali, ihmalinden evladır.

 62-   “Bir  kelamın  i’mâli mümkün  olmazsa ihmal olunur.”   

  • Yani:  Bir  kelamın  hakiki veya  mecazi bir manaya  hamli mümkün olmazsa  o halde manasız bırakılır.   
  • XIX
  • Örnek:   
  • • Bir  kimsenin,  kendisinden  yaşça büyük biri  için “oğlumdur” demesi  anlamsızdır.
  • • “Şu  evi filana  verin” diyen,  fakat hibe, satış,  vasiyet gibi bir açıklama  getirmeyen kimsenin ifadesi  geçersiz sayılır.

 63- “Manayı  hakiki müteazzir  olduğunda mecaza gidilir.”   

  • Müteazzir:  Zor
  • Örnek:  “Şu  ağaçtan  yemeyeceğim”  diyen birinin,  söz konusu ağacın  kendisini yemesi mümkün  olsa da çok zor olan bir  şeydir; dolayısıyla bu sözle,  ağacın meyvesinin kastedildiğinin  anlaşılması gerekir.

 64- “Mütecezzî  olmayan bir  şeyin bazısını  zikretmek, küllünü  zikir gibidir.”

  • Mütecezzî:  Parçalara ayrılan   
  • Küll:  Hepsi
  • Yani:  Bölünmesi  mümkün olmayan  şeyler bir bütün  olarak değerlendirilir;  bir kısmından söz etmekle  tamamı anlaşılır.
  • Örnek:   
  • • Kısastan  affetme, kefalet  ve şuf’a hakkı gibi  konularda bölme ve ayırma  geçerli değildir.
  • • Kısasla  cezalandırılacak  kişinin bir kısmının  affedilmesi, bütünüyle affedilmesi  anlamına gelir ve ceza diyete dönüşür.   

 65- “Mutlak  ıtlakı üzere  cari olur. Eğer  nassen yahut delaleten  takyid delili bulunmazsa.”   

  • Mutlak:  Manası genel  olup, herhangi  bir kayıtla kapsamı  sınırlandırılmamış sözcük.  Mesela, kitap, öğrenci ve  kuş gibi sözcükler, sayı ya  da vasıf belirtmeyen, sadece mahiyet  ifade eden mutlak lafızlardır.
  • Mukayyed:  Sınırlandırılmış  lafız. Mesela, eski  kitap, yürüyerek gelen  öğrenci, akşama kadar izinlisin   ve sabah olunca git gibi ifadeler  sırasıyla, vasıf, hal, gaye ve şartla  katıltanmış sözcükler olup mukayyet lafızlardır.   
  • Itlak:  Bir ibarenin  veya sözün kayıt  ve şarta bağlı olmayarak,  delalet ettiği manaya hamledilmesi   
  • Cari  olmak:  Geçerli olmak   
  • Takyid:  Sınırlandırmak   
  • Yani:  Herhangi  bir kayıtla  kayıtlanmamış olan  mutlak bir ifade, kendisinden  anlaşılan geniş anlamı çerçevesinde  değerlendirilir.
  • Örnek:  Bir  kimse  terziye  elbise dikmesi  için kumaş verip  pazarlık yapsa, bu  mutlak bir işlem olur.   Dolayısıyla terzi, bu elbiseyi  kendi dikebileceği gibi kalfasına  da diktirebilir.
  •   
  • XX

66- “Hazırdaki  vasıf lağv,  gaibdeki vasıf  muteberdir.”

  • Hazır:  Konuşma anında  orada bulunan
  • Gaib:  Konuşma  anında orada  bulunmayan
  • Vasıf:  Malın vasfedilmesinden  maksat, onun belirlenmiş  olmasıdır ki, işaretle olan  belirleme sözle anlatımdan daha  güçlüdür.
  • Lağv:  Söylenip  söylenmemesi  itibara alınmayan  söz.
  • Muteber:  İtibar edilen   
  • Yani:  Sözleşmelerde,  kişinin karşısında  duran bir şeyi vasfetmesi  dikkate alınmaz; ancak yanında   olmayan bir şeyi vasfetmesi muteberdir.   

 67- “Sual  cevapta  iade olunmuş  addolunur.”

  • Addolunmak:  Sayılmak
  • Yani:  Tasdik  olunan bir  soruda ne denilmiş  ise, cevap veren onu  söylemiş hükmündedir.
  • Örnek:  “Okula  gittin mi?”  sorusuna verilen  “evet” cevabının içinde  “okula gittim” cümlesi tekrar   edilmiş sayılır.

 68- “Sâkite  bir söz isnad  olunmaz. Lakin maraz-­‐‐ı  hacette sükût beyandır.”

  • Sakit:  Susan kişi   
  • İsnad  olunmak:  Dayandırılmak   
  • Maraz-­‐‐ı  hacet: İhtiyaç  anı; konuşulması  gereken an
  • Sükût:  Susmak
  • Beyan:  Konuşmak,  bir şey ifade  etmek
  • Yani:  Normal  şartlarda  susan, bir  söz söylemeyen  kimseye, “şu sözü  söylemiş oldu” denemez  ve böyle bir varsayımla  hüküm verilemez; fakat konuşulması  gereken yerde susması, ikrar veya beyan   sayılır.
  • Örnek:  Malının  satıldığını  gören kişinin  buna ses çıkarmaması,  satışı onayladığı anlamına  gelmez; şayet o malı alan  müşterinin malı alıp götürmesine  de bir şey demez ve seyirci kalırsa,  bu bir açıklama sayılarak, mal sahibinin  bu satışı onayladığına hükmedilir.

 69- “Bir  şeyin umur-­‐‐u  batınada delili, o  şeyin makamına kaim olur.”   

  • Umur-­‐‐u  batına: Görünmeyen,  gizli işler
  • Delil:  Alamet
  • Makamına  kaim olmak:  Yerine geçmek   
  • Yani:  Bir  şeyin  gerçek durumunun  anlaşılmasına imkan  bulunmayan hususlarda,  görünen alamete göre hüküm  verilir.
  • XXI
  • Örnek:  Sözleşme  için satış  teklifinde bulunan  kişi, daha sonra malını  satmak istemediği anlamına   gelen bir kısım söz ve davranışlarda  bulunduğu taktirde, yaptığı satış teklifini  geçersiz kılar.   

 70- “Mükâtebe,  muhâtaba gibidir.”   

  • Mükatebe:  Yazmak
  • Muhâtaba:  Konuşmak
  • Yani:  Uzaktan  yazışmak suretiyle  yapılan sözleşmeler,  yüz yüze yapılan sözleşmeler  hükmündedir.

 71- “Dilsizin  işaret-­‐‐i  ma'ʹhudesi, lisan  ile beyan gibidir.”   

  • İşaret-­‐‐i  ma’hude: -­‐‐Özellikle  erbabınca-­‐‐ bilinen işaretler   
  • Lisan:  Dil
  • İstisna:  Zina  ve iftira  cezası gibi  hadler konusunda  dilsizin işareti ittifakla  geçerli görülmemiştir. Çünkü  hadler, şüphe ile düşürülen cezalardandır.  Dilsizin işareti ise şüpheden uzak değildir.   

 72- “Tercümanın  kavli her hususta  kabul olunur.”

  • Tercüman:  Konuşmaları  tercüme eden  kişi
  • Kavil:  Söz
  • Yani:  Tercüman,  hukuken tercüme  ettiği kişinin yerine  kaim kılınır.

 73- “Hatası  zâhir olan  zanna itibar  yoktur.”

  • Zâhir:  Açık
  • İtibar:  Değer, önem   
  • Yani:  Yanlış  olduğu ortaya  çıkan zan hukuken  geçersizdir.
  • Örnek:  Hâkimin  verdiği kararda  hata ettiği anlaşılırsa,  iade-­‐‐i mahkeme yoluyla hâkimin  önceki görüşünden dönmesi gerekir.   

 74- “Senede  müstenid olan  ihtimal ile hüccet  yoktur.”

  • Sened:  Dayanak  
  • Müstenid:  Dayanan
  • Hüccet:  Delil
  • Yani:  Bir  delilden  kaynaklanan  ihtimal ortaya  çıkınca, bu delile  muhalif olan hüccete  itibar edilmez. Yalnız,  bu “ihtimal”in bir delile  dayanması gerekmektedir.
  • Örnek:  Vekil  olan kimse,  kendisi ya da  müvekkili adına aldığını  belirtmeden bir şey satın  alsa, daha sonra mal telef  olduğunda veya ayıplı çıktığında,  o şeyi müvekkili adına aldığını söylese,  bu sözü
  • XXII
  • tasdik  edilmez;  zira bu durumda  bir töhmet ‘ihtimali’  mevcuttur. Bunun ‘delil’i,  malın helak olmasından veya  ayıplı çıkmasından sonra bu sözü  söylemiş olmasıdır.
  • Bir  kimsenin,  yakınları lehine  yaptığı şahitliğin  kabul edilmemesi de  bu kaidenin gereğidir.   

75-   “Tevehhüme  itibar yoktur.”   

  • Tevehhüm:  Herhangi bir  delile dayanmayan  soyut ihtimal
  • Örnek:  İflas  ederek ölen  bir kimsenin malları  satılarak değeri alacaklılar  arasında paylaştırılır. Başka  bir alacaklının daha ortaya çıkabileceği  ihtimaline dayanılarak başka bir pay ayrılmaz.  Yani, onun mahrum kalacağı vehmine itibar edilmez.  Şayet böyle biri çıkarsa, normal yollarla hakkını arar.   

 76- “Burhan  ile sabit  olan şey, ayanen  sabit gibidir.”

  • Burhan:  Kesin delil   
  • Ayanen:  Açıkça, gözle  görülmüş şekilde   
  • Yani:  Kesin  bir delille  (adil bir kişinin  şahitliği de buna dahildir)  sabit olan şey, açıkça, gözle   görülerek sabit olmuş hükmündedir.   

 77- “Beyyine  müddeî için  ve yemin münkir  üzerinedir.”

  • Beyyine:  Açıklama, delil  getirme
  • Müddeî:  İddia eden   
  • Münkir:  İnkar eden   
  • Yani:  Muhakeme  sırasında davacı  delil getirmekle yükümlü  olup, delil getirmediği taktirde   davalıdan, yani davacının iddiasını  inkar eden kişiden yemin etmesi istenir.   

 78- “Beyyine,  hilaf-­‐‐ı zahiri  isbat için, yemin aslı  ibkâ içindir.”

  • Hilaf-­‐‐ı  zahir: Görünenin  tersi
  • İbka:  Olduğu hal  üzere devam ettirme   
  • Yani:  Delil,  görünen normal  durumun aksini ispatlamak,  yemin ise asıl durumun olduğu  hal üzere bırakılması içindir.  
  • Örnek:  Alışveriş  yapan iki kişi,  satışın rıza ile veya  zorlamayla olduğu konusunda  anlaşmazlığa düştükleri taktirde  söz, rızayı savunan tarafın olur;  çünkü sözleşmelerde asıl olan rızadır.  Zorlama, aslın hilafına, tersine bir durum  olduğundan dolayı, bunu iddia eden kişiden delil  getirmesi istenir.

 79- “Beyyine,  hüccet-­‐‐i  müteaddiye ve  ikrar, hüccet-­‐‐i  kâsıradır.”

  • Hüccet-­‐‐i  müteaddiye: Etkisini  sadece ilgili şahısta  göstermeyip, başkasının hakkına  da sirayet eden delil
  • İkrar:  Açıktan söylemek;  kabul etmek
  • XXIII
  • Hüccet-­‐‐i  kâsıra: Etkisini  sadece ilgili şahısta  gösteren başkasının hakkına  sirayet etmeyen delil
  • Yani:  Bir  şey kesin  delille sabit  olur ve gereği  ile hükmedilirse,  o hüküm yalnız kendisine  delil getirilen şahsa münhasır  kalmayıp başkasına da sirayet edebilir.  Çünkü kesin delil, hakimin hükmüyle hüccet  olma vasfını kazanır.
  • İkrar  ise böyle  olmayıp sadece  ikrarda bulunan şahsın  kendisi hakkında hüccet olur  ve başkasına sirayeti yoktur;  aksi taktirde başkasına zarar vermek  için yapılacak kötü amaçlı ikrarların yolu   açılmış olurdu.
  • Örnek:  Bir  kimse  mirasçılarından  sadece birinin huzurunda  miras malından alacağı olduğunu  iddia edip bunu kesin bir delille  ispat etse, verilen hüküm diğer varislere  de sirayet eder; yani onları da bağlar, etkiler.  Dolayısıyla diğer mirasçılar, davacının iddiasını kendi  huzurlarında da ispat etmesini talep edemezler. Fakat söz  konusu borç, delille değil de, yalnız bir mirasçının ikrarı  ile sabit olup ona göre hüküm verilseydi, borç sadece ikrarda  bulunan mirasçının mirastan alacağı paydan tahsil edilebilirdi.

 80- “Kişi  ikrarı ile  muaheze olunur.”   

  • İkrar:  Açıktan söylemek;  kabul etmek
  • Muaheze  olunmak: Sorumlu  tutulmak
  • Yani:  İkrar,  sahibi açısından  kesin delil gibi bağlayıcıdır;  çünkü şahsın kendisiyle ilgili bir  hüccettir ve ikrarın yalana dayanması  adeten mümkün görülmemektedir. Bir konuda  beyyine ile ikrar, ikisi birlikte bulunduklarında,  hükmü beyyineye dayandırmaya ihtiyaç yoksa ikrara itibar  edilir.

 81- “Tenakuz  ile hüccet  kalmaz. Lakin  mütenakızın aleyhine  olan hükme halel gelmez.”   

  • Tenakuz:  Tutarsız konuşmak,  birbirine zıt düşünceler  ortaya atmak; iki sözden her  birinin, diğerinin ispat ettiği  hükmü nefyetmesi; yani ikisinden birinin  yanlış birinin doğru olmasıdır.
  • Hüccet:  Burada hüccet  ile kastedilen,  şahitliktir.
  • Mütenakız:  Çelişen
  • Halel:  Zarar
  • Yani:  Hâkimin,  yapılan bir  şahitliğin gereği  olarak verdiği hüküm,  daha sonra aynı şahitlerin  ifade değiştirmesi ile bozulamaz;  ancak şahitler, önceki şahitlikleri sebebiyle  telefine sebep oldukları şeyi tazminle yükümlü  tutulur.

 82- “Şartın  sübutu indinde  ona muallâk olan  şeyin sübutu lazım  olur.”

  • Sübut:  Sabit olmak,  gerçekleşmek
  • İndinde:  Yanında, katında   
  • Muallâk:  Asılı, bağlantılı   
  • Yani;  bir  sözleşmenin  gerçekleşmesi  herhangi bir şarta  bağlandığı taktirde, şartın  meydana gelmesiyle sözleşme gerçekleşmiş  olur.
  • XXIV

 83- “Bikaderi’l-­‐‐imkan  şarta riayet olunmak  lazım gelir.”

  • Bikaderi’l-­‐‐imkan:  Mümkün olduğunca, imkanlar  elverdiğince
  • Riayet  olunmak:  Uyulmak
  • Şart:  Burada sözü  edilen şart, “...yapmak  şartıyla”, “...etmek şartıyla”  şeklindeki takyidi şarttır.
  •  84- “Va’dler  suret-­‐‐i  ta’liki iktisâ  ile lazım olur.”   
  • Yani:  Kendisine  bağlanan şartın  meydana gelmesiyle,  ona bağlanan vaatlerin  de meydana gelmesi zorunludur.   

 85- “Bir  şeyin nef’i,  zamânı mukabelesindedir.”   

  • Nef’:  Fayda
  • Zamân:  Tazmin etme   
  • Mukabele:  Karşılık
  • Yani:  Bir  şeyden  faydalanmak,  onu tazmin sorumluluğunu  da beraberinde getirir.
  • Örnek:  Telef  olan malın  zararını yüklenmek,  o şeyden yararlanmanın  tabii bir sonucudur.

 86- “Ücret  ile zaman  müctemî olmaz.”   

  • Zaman:  Tazmin
  • Müctemi  olmak: Bir  arada bulunmak   
  • Yani:  Tek  bir sebepten  dolayı hem ücret  hem de tazmin bir  arada bulunamaz.
  • Örnek:  Bir  kimse  bir şahsın  arabasını gasp  edip kötü bir şekilde  kullanır ve arabanın değeri  düşerse, o şahsa arabanın değer  farkını tazmin etmek zorundadır. Ona  ayrıca bir kullanma ücreti vermesi gerekmez.   

 87- “Mazarrat  menfaat mukabelesindedir.”   

  • Mazarrat:  Zararlar
  • Mukabele:  Karşı
  • Yani:  Bir  şeyin  zararının  karşılanması,  ondan elde edilen  menfaat sebebiyledir.   
  • Örnek:  Şirkete  ait bir malın  tamir edilmesi söz  konusu olduğunda, şirkete  ortak olanlar tamir masrafına,  şirketteki hisseleri oranında katılırlar.   

 88- Külfet  nimete ve  nimet külfete  göredir.”

  • Külfet:  Zorluk
  • XXV

 89- “Bir  fiilin  hükmü failine  muzaf kılınır ve  mücbir olmadıkça amirine  muzaf kılınmaz.”

  • Fail:  Fiili yapan   
  • Muzaf  kılınmak:  Bağlanılmak,  yüklenilmek
  • Mücbir  olmadıkça:  Zorlamadıkça   
  • Amir:  Emreden   
  • Yani:  Bir  fiili  yapanın  bizzat kendisi  sorumlu olur. Ona  bu fiili yapmasını emreden  kişi, zorlamadığı müddetçe yapılan  fiilden dolayı sorumlu tutulamaz; İslam  hukukunda sorumluluk şahsidir. Şayet emreden  kişi zorla yaptırdıysa zahire bakılmayıp fiil emredene  isnad edilir. Bu durumda fail, cansız bir alet gibi değerlendirilerek  sorumlu tutulmaz.

 90- “Mübaşir,  yani bizzat  fail ile mütesebbib  müctemî oldukta hüküm,  faile muzaf kılınır.”

  • Mübaşir:  Bir şeyi bizzat  yapan
  • Mütesebbib:  Sebep olan kişi   
  • Müctemi:  Toplanmış  
  • Yani:  Bir  şeyin  meydana  gelmesinde,  o şeyi bizzat  yapanla ona sebep  olan birlikte bulundukları   taktirde hüküm, sebep olana değil  onu bizzat yapana isnad edilir.
  • Örnek:  Evin  kapısını  açık koymak,  arabanın kontak  anahtarını üzerinde  bırakmak suretiyle evin   soyulmasına ve arabanın çalınmasına  sebep olan kişiler tazminle yükümlü olmazlar.   

 91- “Cevaz-­‐‐ı  şer'ʹi, zamâna  münafi olur.”

  • Cevaz-­‐‐ı  şer’i: Kanuni  izin
  • Zamân:  Tazmin
  • Münafi:  Aykırı, zıt   
  • Yani:  Bir  şey hukuken  meşru, kanuni  olursa, o şey sebebiyle  kasıtsız olarak meydana gelen   zararların tazmini gerekmez.
  • Örnek:  Bir  kişinin  kendi mülkünde  kazmış olduğu kuyuya  birinin hayvanı düşüp telef  olsa tazminat lazım gelmez; çünkü  kişinin kendine ait bir mülkte kuyu  kazabilmesi hukuken meşru bir haktır.  

 92- “Mübaşir,  müteammid olmasa  da zâmin olur.”

  • Mübaşir:  Bir şeyi bizzat  yapan
  • Müteammid:  Kasıtlı
  • Zâmin:  Tazmin eden   
  • Yani:  Bir  işi yapan  kişi, o konuda  bir kastı bulunmasa  da tazminle sorumlu olur.   
  • XXVI
  • Örnek:  Bir  kimse  alışveriş  yerinde ayağı  kayarak düşse oradaki  bir kısım eşyaya zarar  verse onları tazmin etmesi  gerekir.
  • Sanayi  atıklarının  zararları, hatalı  ilaç üreten firmalar  ve doktor hataları sebebiyle  uğranılan zararlar bu kapsamda  ele alınmaktadır.

 93- “Mütesebbib  müteammid olmadıkça  zâmin olmaz.” Edit

  • Mütesebbib:  Sebep olan
  • Müteammid:  Kasıtlı
  • Zâmin:  Tazmin eden   
  • Yani:  Bir  zarara  sebebiyet  veren kişi,  o zarara sebep  olan fiili kasten  ve haksız olarak işlemedikçe   tazminle yükümlü olmaz.
  • Çünkü  o sebep,  müstakil olarak  bir malın telefine  illet değildir. Mütesebbibin  tazminle sorumlu olması için,  fiilin haksız olması icap eder.   
  • Örnek:  Bir  avcının,  avına tüfekle  ateş etmesi sebebiyle  ürken bir hayvan kaçarken  düşüp ölse ya da bir tarafı  sakatlansa, bir kasıt olmaması sebebiyle  avcıya tazmin gerekmez. Ancak bu fiili kasıtlı   olarak yaptığı anlaşılırsa, zarar kendisine ödettirilir.   

 94- “Hayvanatın  kendiliğinden  olarak cinayet  ve mazarratı hederdir.”   Edit

  • Hayvanat:  Hayvanlar
  • Mazarrat:  Zararlar
  • Heder:  Boşa gitme;  zararın hükümsüz  olması ve tazmin gerektirmemesi.   
  • Yani:  Sahibinin  bir “kastı  ve kusuru olmaksızın”  bir hayvanın meydana getirdiği  zararın, o hayvanın sahibi tarafından  tazmin edilmesi gerekmez.

 95- “Gayrın  mülkünde tasarrufla  emretmek batıldır.” Edit

  • Gayr:  Başkası   
  • Tasarruf:  Sahip olma  ve kullanma;  yönetme
  • Batıl:  Geçersiz   
  • Yani:  Bir  kişinin,  başkasının  sahip olduğu  mal ve menfaatte,  vekalet ya da velayet  yetkisi bulunmaksızın tasarrufta  bulunması geçerli olmadığı gibi, o  mal veya menfaate tasarruf etmesi konusunda  başkasına verdiği emirler de batıldır, yani geçerli  değildir. Geçerli olmayan emirler ise müspet ya da menfi  bir telkinden ibarettir ve bu tür emir, sahiplerine hukuki sorumluluk   getirmezler.
  • Örnek:  Bir  kimse  diğer bir  şahsa, başkasına  ait malı denize atmasını  veya telef etmesini emretse  ve o da bu malın başkasına  ait olduğunu bile bile bu emri  yerine getirse, tazmin sorumluluğunu,  emri yerine getiren kişi yüklenmiş olur.  Mal sahibinin, emreden kişi hakkında, “benim  malımı sen telef ettirdin” diye açtığı tazminat  davasına bakılmaz.
  • XXVII

 96- “Bir  kimsenin  mülkünde onun  izni olmaksızın  âhar bir kimsenin  tasarruf etmesi caiz   değildir.”   Edit

  • Âhar:  Başka
  • Yani:  Başkasına  ait olan mülkün  dokunulmazlığı vardır;  onda sahibinden izinsiz  olarak tasarrufta bulunmak  suretiyle bu dokunulmazlığın çiğnenmesi  caiz değildir.
  • Örnek:  Ortak  bir malın,  ortaklardan biri  tarafından izinsiz  olarak kullanılması ve  komşuya ait duvardan izinsiz  yararlanılması caiz değildir.
  • Tasarruf  konusundaki  izin:  Sarih  veya delalet  yoluyla olur. Bir  kimsenin, evini satması  için başkasını vekil tayin  etmesi sarih bir izindir. Çobanın,  ölmek üzere olan bir koyumu kesmesi  ise delaleten izindir. Çünkü böyle durumlarda  çoban, mal sahibi tarafından zımnen izinli sayılır.   

 97- “Bilâ-­‐‐sebeb-­‐‐i  meşru'ʹ, birinin malını  bir kimsenin ahz eylemesi caiz  olmaz.” Edit

  • Bila-­‐‐sebeb-­‐‐i  meşru’: Hukuki bir  gerekçe olmaksızın
  • Ahz  eylemek:  Almak
  • Yani:  Hukuki  bir dayanağı  olmaksızın, ister  ciddi ister şaka, isterse  hata ile olsun başkasının malını   almak caiz değildir. Aldığı taktirde  kişinin, hemen geri vermesi ya da tazmin  etmesi gerekir. Unutma ve hata, kul haklarında  mazeret değildir.

 98- “Bir  şeyde sebeb-­‐‐i  temellükün tebeddülü  o şeyin tebeddülü makamına  kâimdir.” Edit

  • Sebeb-­‐‐i  temellük: Mülk  edinme sebebi
  • Tebeddül:  Değişmek
  • Mülk  edinme:  Üç  şekilde  gerçekleşir:   
  • a)  Sözleşme  ve benzeri  şeylerle malın  el değiştirmesi,   
  • b)  Miras  yolu,
  • c)  Avlanma  gibi, mübah  bir mala el koyma  şeklinde.
Yani:  Bir  şeyin  kendisi  değişmediği  halde, mülk edinme  sebebi değiştiği taktirde  o şeyin kendisi değişmiş kabul  edilir.
  • Örnek:  Bir  kimse  satın aldığı  malı, ‘başkasına  sattıktan sonra’ ondan  geri aldığında, malın ilk  aldığı kişiden kendisine kusurlu  intikal ettiğini fark etse, söz konusu  malı ona bu kusur sebebiyle iade edemez;  çünkü, malın üzerinden geçen diğer sözleşme temellük  sebebini değiştirmiştir.

 99- “Her  kim ki  kendi tarafından  tamam olan şeyi nakz  etmeğe sa'ʹy ederse sa'ʹyi  merduddur.” Edit

  • Nakz  etmek:  Bozmak
  • Sa’y  etmek:  Gayret etmek,  çalışmak
  • Merdud:  Reddedilmiş,  geçersiz
  • XXVIII
  • Yani:  Bir  kimse  kendi kabulü  ya da yapmasıyla  tamamlanan bir şeyi  sonradan bozmaya kalkarsa,  bu davranışına itibar edilmez.   
  • Örnek:  Bir  şeyi ikrar  edip sonradan  hata ettiği gerekçesiyle  ikrarından dönmek isteyen kişinin  sözü dinlenilmez.
  • == 100- “Kim  ki; bir  şeyi vaktinden  evvel isti’cal eyler  ise mahrumiyetle muateb  olur.” ==
  • İsti’cal  eylemek: Aceleyle,  vaktinden önce istemek   
  • Muateb  olmak: Azarlanmak,  cezalandırılmak
  • Yani:  Bir  kimse,  elde edilmesi  için genel ve standart  bir sebebin vaz’ edildiği  bir menfaate kavuşmak için,  onun vaktini beklemez ve acele  davranırsa, o menfaatten mahrum edilerek  cezalandırılır.
  • Örnek:  Kişinin  miras malından  yararlanabilmesi için,  miras bırakacak kimsenin  ölmesi, genel ve standart  bir kuraldır. Dolayısıyla, miras  malını vaktinden önce elde etmek amacıyla  murisini öldüren kişi, alacağı mirasın tamamından  mahrum edilerek cezalandırılmış olur.
  •           
  •   
  • Kaynakça:   
  • Mecelle’nin  Külli Kaideleri,  Doç. Dr. Mustafa Yıldırım,  İzmir İlahiyat Vakfı Yayınları,  İzmir, 2001

 

  • XXIX

Mecelle  maddelerinin  konularına göre  tarafımızca tasnif  edilmiş şekli: Edit

FIKIH      Edit

  • 1. “İlm-­‐‐i  fıkh, mesâil-­‐‐i  şer'ʹiyye-­‐‐i ameliyeyi  bilmektir.”

NİYET   Edit

  • 2. “Bir  işten maksat  ne ise hüküm ona  göredir.”
  • 3. “Ukutta  itibar mekasıd  ve meaniyedir; elfaz  ve mebaniye değildir.”   

İSTISHAB   Edit

  • 4. “Şekk  ile yakin  zail olmaz.”   
  • 5. “Bir  şeyin bulunduğu  hal üzere kalması  asıldır.”
  • 6. “Kadim,  kıdemi üzerine  terk olunur.”
  • 7. “Zarar  kadim olmaz.”   
  • 8. “Beraet-­‐‐i  zimmet asıldır.”   
  • 9. “Sıfat-­‐‐ı  arızada asl olan  ademdir.”
  • 10. “Bir  zamanda sabit  olan şeyin -­‐‐hilafına  delil olmadıkça-­‐‐ bekasıyla  hükmolunur.”
  • 11. “Beka,  ibtidâdan esheldir.”   
  • 12. “Bir  emr-­‐‐i hâdisin  akreb-­‐‐i evkatına  izafeti asıldır.”

ZARAR   Edit

  • 13. “Zarar  ve mukabele  bi’z-­‐‐zarar yoktur.”   
  • 14. “Zarar  izale olunur.”   
  • 15. “Zarar  kendi misli  ile izale olunamaz.”   
  • 16. “Zarar-­‐‐ı  âmmı def'ʹ için,  zarar-­‐‐ı hâs ihtiyar  olunur.”
  • 17. “Zarar-­‐‐ı  eşed, zarar-­‐‐ı  ehaf ile izale olunur.”   
  • 18. “İki  fesat tearuz  ettiğinde ehaffı  irtikab ile a’zamının  çaresine bakılır.”
  • 19. “Ehven-­‐‐i  şerreyn ihtiyar olunur.”   
  • 20. “Def-­‐‐i  mefâsid, celb-­‐‐i  menâfiden evlâdır.”  
  • 21. “Zarar,  bi kaderi’l-­‐‐imkân  def olunur.”

ZARURET-­‐‐HACET   Edit

  • 22. “Meşakkat  teysiri celb eder.”   
  • 23. “Bir  iş dıyk oldukta,  müttesa’ olur.”
  • 24. “Zaruretler,  memnu olan şeyleri  mübah kılar.”
  • 25. “Zaruretler  kendi miktarlarınca  takdir olunurlar.”
  • 26. “Bir  özür için  caiz olan şey,  o özrün zevali ile  batıl olur.”
  • 27. “Mani  zayi olunca  memnu avdet eder.”   
  • 28. “Hacet  umûmî olsun,  husûsî olsun, zaruret  menzilesine tenzil olunur.”   
  • 29. “Iztırar  gayrın hakkını  iptal etmez.”
  • XXX

SEDDİ  ZERAYİ  Edit

  • 30.   “Alınması  memnu olan  şeyin, verilmesi  dahi memnu olur.”   
  • 31. “İşlenmesi  memnu olan şeyin  istenmesi dahi memnu  olur.”
  •   

ÖRF   Edit

  • 32. “Adet  muhakkemdir.”   
  • 33. “Nâsın  istimali bir  hüccettir ki, anınla  amel vacip olur.”
  • 34. “Adeten  mümteni olan  şey, hakikaten  mümteni gibidir.”   
  • 35. “Ezmanın  tegayyürü ile  ahkâmın tegayyürü  inkâr olunamaz.”
  • 36. “Âdetin  delaletiyle mana-­‐‐yı  hakikî terk olunur.”
  • 37. “Âdet  ancak, muttarit  yahut galip oldukta  muteber olur.”
  • 38. “İtibar  gaalib-­‐‐i şayia  olup nadire değildir.”   
  • 39. “Örfen  maruf olan şey,  şart kılınmış gibidir.”   
  • 40. “Beynettüccar  maruf olan şey, aralarında  meşrut gibidir.”
  • 41. “Örf  ile tayin  nass ile tayin  gibidir.”
  •   

TABİLER   Edit

  • 42. “Vücudda  bir şeye tabi  olan, hükümde dahi  ona tabi olur.”
  • 43. “Tabi  olan şeye ayrıca  hüküm verilmez.”
  • 44. “Bir  şeye malik  olan kimse, o  şeyin zarûriyyatından  olan şeye dahi malik olur.”   
  • 45. “Asıl  sakıt oldukta,  fer’i dahi sakıt  olur.”
  • 46. “Asıl  sabit olmadığı  halde fer'ʹin sabit  olduğu vardır.”
  •   ​​​​​47. “Mâni  ve muktezi  tearuz edince  mâni takdim olunur.”   
  • 48. “Sakıt  olan şey avdet  etmez.”
  • 49. “Bir  şey bâtıl  oldukta anın  zımnındaki şey  de batıl olur.”   
  • 50. “Aslın  ibkâsı (veya  îfası) kabil olmadığı  hâlde bedeli îfâ olunur.”   
  • 51. “Bizzat  tecviz olunmayan  şey, bittebâ tecviz  olunabilir.”
  • 52. “İbtidaen  tecviz olunamayan  şey bakâen tecviz olunabilir.”   
  • '  '53. “Teberru’  ancak kabz ile  tamam olur.”   

MASLAHAT   Edit

  • 54. “Raiyye,  yani teb’a üzerine  tasarruf maslahata menuttur.”   
  • 55. “Velâyet-­‐‐i  hâssa velâyet-­‐‐i  amme'ʹden akvâdır.”  
  • XXXI

KELAM   Edit

  • 56. “Kelamda  asl olan mana-­‐‐yı  hakikidir.”
  • 57. “Manayı  hakiki, müteazzir  olduğunda mecaza gidilir.”   
  • 58. “Kelamın  i’mali, ihmalinden  evlâdır.”
  • 59. “Bir  kelamın i’mali  mümkün olmazsa ihmal  olunur.”
  • 60. “Mütecezzî  olmayan bir şeyin  bazısını zikretmek, küllünü  zikir gibidir.”
  • 61. “Mutlak  ıtlakı üzere  cari olur. Eğer  nassen yahut delaleten  takyid delili bulunmazsa.”   
  • 62. “Hazırdaki  vasıf lağv, gaibdeki  vasıf, muteberdir.”
  • 63. “Sual  cevabda iade  olunmuş addolunur.”   
  • 64. “Sâkite  bir söz isnad  olunmaz. Lakin maraz-­‐‐ı  hacette sükût beyandır.”
  • 65. “Bir  şeyin umuru  batınada delili,  o şeyin makamına kaim  olur.”
  • 66. “Mükâtebe,  muhâtebe gibidir.”   
  • 67. “Dilsizin  işaret-­‐‐i ma'ʹhudesi,  lisan ile beyan gibidir.”   
  • 68. “Tercümanın  kavli her hususta  kabul olunur.”

'DELİL'   Edit

  • 69. “Tasrih  mukabilinde delalete  itibar yoktur.”
  • 70. “Mevrid-­‐‐i  nassda ictihada mesağ  yoktur.”
  • 71. “Ala  hilafil kıyas  sabit olan şey  saire makîsun aleyh  olamaz.”
  • 72. “İctihad  ile diğer ictihad  nakz olunmaz.”
  • 73. “Hatası  zahir olan zanna  itibar yoktur.”
  • 74. “Senede  müstenid olan  ihtimal ile hüccet  yoktur.”
  • 75. “Tevehhüme  itibar yoktur.”   
  • 76. “Burhan  ile sabit olan  şey, ayanen sabit  gibidir.”
  • 77. “Beyyine  müddeî için ve  yemin münkir üzerinedir.”   
  • 78. “Beyyine,    hilafı zahiri isbat  için, yemin aslı ibkâ  içindir.”
  • 79. “Beyyine,  hüccet-­‐‐i müteaddiye  ve ikrar, hüccet-­‐‐i kâsıradır.”   
  • 80. “Kişi  ikrarı ile  muaheze olunur.”   
  • 81. “Tenakuz  ile hüccet kalmaz.  Lakin mütenakızın aleyhine  olan hükme halel gelmez”
  • 82. “Her  kim ki kendi  tarafından tamam  olan şeyi nakz etmeğe  sa'ʹy ederse sa'ʹyi merduttur.”   

ŞARTLAR   Edit

  • 83. “Şartın  sübutu indinde  ona muallak olan  şeyin sübutu lazım  olur.”
  • 84. “Bi  kaderi’l-­‐‐imkan  şarta riayet olunmak  lazım gelir.”
  • 85. “Vaadler  sureti taliki  iktısa ile lazım  olur.”
  • XXXII

NİMET-­‐‐KÜLFET   Edit

  • 86. “Bir  şeyin nef’i  zamanı mukabelesindedir.”   
  • 87. “Ücret  ile zaman müctemî  olmaz.”
  • 88. “Cevaz-­‐‐ı  şer'ʹi, zamana münafî  olur.”
  • 89. “Mazarrat  menfaat mukabelesindedir.”   
  • 90. “Külfet  ni'ʹmete ve ni'ʹmet  külfete göredir.”

  ​​​​​​SORUMLULUK   Edit

  • 91. “Bir  fiilin hükmü  failine muzaf kılınır  ve mücbir olmadıkça amirine  muzaf kılınmaz.”
  • 92. “Mübaşir,  yani bizzat fail  ile mütesebbib müctemî  oldukta hüküm, faile muzaf  kılınır.”
  • 93. “Mübaşir,  müteammid olmasa  da zâmin olur.”
  • 94. “Mütesebbib  müteammid olmadıkça  zâmin olmaz.”
  • 95. “Hayvanatın  kendiliğinden olarak  cinayet ve mazarratı hederdir.”   

KUL  HAKKI   Edit

  • 96. “Gayrın  mülkünde tasarrufla  emretmek bâtıldır.”
  • 97. “Bir  kimsenin mülkünde  onun izni olmaksızın  ahar bir kimsenin tasarruf  etmesi caiz değildir.”
  • 98. “Bilâ-­‐‐sebeb-­‐‐i  meşru'ʹ birinin malını bir  kimsenin ahz eylemesi caiz olmaz.”   
  • 99. “Bir  şeyde sebeb-­‐‐i  temellükün tebeddülü  o şeyin tebeddülü makamına  kâimdir.”
  • 100. “Kim  ki; bir şeyi  vaktinden evvel  isti’cal eyler ise  mahrumiyetle muateb olur.”   
  • XXXIII
Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.