FANDOM


Edeple gelen lütufla döner

Edeb Terbiye. Kavlen, fiilen insanlara lütuf ile muamele etmek. Güzel ahlâk. Usluluk. Hayâ.

Istilahta: Sünnet-i Resul'e (A.S.M.) uygun hareket etmek.

Utanılacak şeylerden insanı koruyan meleke; kuvve-i râsiha-i nefsiye.

Edebiyat ve ondan bahseden ilim. (Kur'anın edebi ise: Öyle bir hüznü verir ki, âşıkane hüzündür. Yetimâne değildir. Firak-ul ahbabdan gelir. Fakd-ül ahbabdan gelmez. Lemeat)

EDEP

Ziyafete davet etmek anlamındaki "edb" veya zarif ve edepli olmak anlamındaki "edeb" masdarından isimdir. Sözlükte "davet, incelik ve kibarlık, iyi tutum ve davranış, takdir ve hayranlık" gibi anlamlara gelmektedir.

Ebeb kelimesi veya türevleri Kur'ân'da geçmez.

Bir hadiste Kur'ân'dan "Allah'ın edebi" diye söz edilmektedir (Dârimî, Fezâilü'l-Kur'ân, 1).

Böylece edeb, hadis dilinde hayırlı ve yararlı bilgilerle davranış alışkanlıklarını ifade etmekte, Kur'ân'da bu bilgi ve davranışları sergileyen ilâhî edeb kaynağı anlamında kullanılmaktadır.

Bir kavram olarak edeb bir toplumda örf, âdet ve kural halini almış iyi ve faydalı tutum ve davranışlar veya bunları kazandıran bilgi anlamında kullanılmaktadır. Ayrıca Hz. Peygamber'in sünnetinde müekked ve zevâid sünnet dışında kalan davranışlar fıkıh literatüründe genel olarak edeb terimiyle ifade olunmuştur. (M.C.)

Allah'ın sıfatı olarak ebed, sonsuz olarak yaşayan, ölümlü olmayan demektir. İbn Mâce'nin el-esmâü'l-hüsnâ ile ilgi rivâyetinde geçmiştir (Dua, 10. II, 1270). Bâkî ve dâim sıfatlarıyla aynı anlamı ifade eder. (İ.K.)

Edep bir tac imiş Nur-u Hüda’dan

Giy ol tacı, emin ol her beladan...

Edep, nefsini tanıyıp haddini bilmektir.

Edep, kul olduğunu anlayıp Yüce Mevlâ’ya yönelmektir.

Edep, kibri kırıp tavazuya sarılmaktır.

Edep,fani dünyayı tanıyıp boş davaları bırakmaktır.

'Edebim el vermez edepsizlik edene. Susmak en güzel cevap, edebi elden gidene.' - Yunus Emre https://t.co/2ENGqW1kzP


Edep,Cenab-ı Hakk’ın ve varlıkların haklarını güzel korumaktır.

Edep, hayalı ve vefalı olmaktır.

Kısaca edep, güzel ahlâktır.

Güzel ahlâk ise, içiyle dışıyla doğru olmak ve bu doğruluk üzere yaşamaktır. Buna denge ve istikamet denir.

Dengeli olmak, devamlı aynı güzel hâli korumaktır. Acı tatlı bütün hallerde istikametini bozmayan, dost ve düşmana karşı dürüstlükten ayrılmayan kimse dengeli insandır. Denge, insandaki akıl seviyesini gösterir.

Velilerden Seriy es-Sakatî k.s. der ki: “Edep, aklın tercümanıdır.” Bunun manası şudur: Herkes aklı kadar edepli olur. Edebi kıt, ahlâkı bozuk olana hakiki manada akıllı denmez.

Edep: “Haya, nezaket, zerâfet, güzel terbiye, mekârimi ahlak ile ittisaf, insanı mucib-i âr olan hallerden vikâye eden nezih bir melekedir.”, şeklinde tarif edilmiştir.

Varis-i Resul olan Silsile-i Sadat'tan Ebu'l Faruk Hazretlerinin mübarek beyanlarına göre edebi şöyle tarif buyurmuşlardır:

“Edep; akıl ve şeriata muvafık hal ve harekete denir”. Edep çok mühim olduğu için Hz. Allah (cc) bunu kelâm-ı hakîminde de beyan etmiş ve buyurmuştur ki: “Ey iman edenler, Allah (cc)ve Rasülünün (as) önüne (hiçbir şeyi) geçirmeyin. (Böyle bir hatayı yapmaktan) Allah (cc)’ tan korkun. Allah (cc) her şeyi (her hatanızı) işitir ve bilir.”

Âyet-i kerimedeki (لا تقدموا) kelimesinin mefulü, tâmimi kasdetmek için hazfedilmiştir:

Yani hiçbir şeyi Allah (cc) ve Rasülünün (as) önüne geçirmeyin, onların hüküm ve fermanını gözetmeden kendi hükmünüzü vermeyin. Hiçbir hususta Allah (cc) ve Rasûlünü geçmeyin demektir. Âyet-i kerîmenin hedefi müminlerin Peygamberimize (as) ve onun varislerine hürmet ve ittiba edip, onlara karşı edepli olmanın ehemmiyetini beyandır. Ayeti kerimelerin başında Allah (cc)’ın isminin zikredilmesi peygamberimizin (as) zikredilmesine tevtıe, yani köprü ve vasıta olmuş ve peygamberimizin Allah (cc) indindeki derecesinin yüksekliğine işaret kabul edilmiştir. Zira müminlerin maddi ve zahiri noktadan edepli olup olmamaları daha ziyade peygamberimiz (as) hakkında bahis mevzudur.

Mevlâmız âyet-i kerîmesinde:

“Ey iman denler! Seslerinizi peygamberin (as) sesinden daha yüksek kaldırmayın ve (ona söz söylerken) birbirinize bağırdığınız gibi yüksek sesle söylemeyin, zira amelleriniz habt olur (hiçe gider) de haberiniz olmaz”

buyurmuşlardır.

Âyet-i kerîmede, edepsizliğin insanı dinden çıkarabileceğine işaret edilmektedir. Zira amellerin habt olması için sahibinin dinden çıkması lazımdır. Şurası bir hakikattir ki; amelsizlik insanı dinden çıkarmaz, edepsizlik, din ve dini şeylerle istihza ve istihfafa mukarin olursa dinden çıkarır.

Bir başka ayeti kerimede de şöyle buyuruluyor: “Ey iman edenler kendilerinizi ve ailenizi (çocuklarınızı) cehennem ateşinden koruyun.” Hz. Ali (ra) Efendimiz bu âyet-i kerîmeyi:

“Çocuklarınızı edeplendiriniz ve talim ediniz (dinlerini öğretiniz)” diye tefsir etmişlerdir.

Hz. Peygamberimiz (as):

“Çocuklarınıza ikram ediniz (iyilik yapınız) edeplerini de güzel yapınız.”,

buyurmuşlardır.

Bu üç Ayeti kerimeden ve Hadisi şeriften, edebin ne kadar lüzumlu ve güzel, edepsizliğin de ne kadar çirkin ve tehlikeli olduğu anlaşılmaktadır. Haya, terbiye ve edep müslümanın en lüzumlu ve en güzel vasıflarındandır. Bu güzel ve lüzumlu vasıflar şüphesiz ki, herkesden evvel, Allah (cc)’ın mükerrem kıldığı insanın talim ve terbiyesi ile meşgul olanlara lazımdır. Edebe mugâyir hareket müslümana, bilhassa ilim ve maneviyat yolunun yolcularına hiçmi hiç yakışmaz.

İlim talibi olmak ve ilim taleb edenlere yardımcı olmak gibi muazzez bir yolun yolcusu olanlar, bu yolun bütün edeplerine riayet ettikleri takdirde o yolun hakiki yolcuları olacaklardır. Aksi halde, o yola yakışmayan, ne ile meşgul olduğundan habersiz, mefkûre nimetinden mahrum, manadan ve özden uzak kimseler olurlar.

İmamı Azam efendimiz, Abdestin küçük bir edebini terk ederek kıldığı kırk yıllık namazını yeniden kılmıştır. Peygamberimizin ravzasına (as) hiçbir ziyaretinde edebinden dolayı yaklaşmamış, vardığı noktaya kadar da sürünerek varmıştır.

Bir defasında, Peygamberimizin (as): “Yaklaş ya imam” buyurması üzerine yaklaşabilmiş, ziyaretinide iki büklüm vaziyette îfa etmiştir.


Varis-i Resul olan Silsile-i Sadat'tan Ebu'l Faruk (ks) Hazretleri: (الطريق كلها أدب) “(Manevi yolun tamamı edeptir.) Hiçbir bî edep vâsılı hûda olamaz”, buyurmuşlardır.

İmamı Rabbanî Hazretleri (ks): “Yolumuzun tamamı edepten ibârettir. Bunlardan âri ve uzak olanların Allah (cc)’a vasıl olmaları mümkün değildir.”, buyurmuşlardır.

Bir zâhid: “Bir nimete nail olan edebi sebebi ile nail olur, o nimeti kaybeden de edebi terkettiği için kaybeder.”, diyor. Salihlerden bir zat şöyle buyuruyor: “Mecliste, üst makamda iken edepsizlik yapan kapıya, orada da edepsizlik yapan ise hayvan çobanlığına indirilir”

Sırrı Sakatî Hazretleri: “Namazdan sonra mihrapta rahat oturup ayaklarımı uzatmıştım. Bana, “Ancak krallar öyle oturur” diye nida edildi. Bundan sonra hayatımın sonuna kadar ayaklarımı hiç uzatmadım” buyuruyor. Ebu Yezid Bistamî Hazretleri: “Bana bir abidden bahsettiler. Onu ziyaret etmeye karar verdim. Ziyaretine gittiğimde kıble tarafına tükürdüğünü görünce, onu ziyaretten derhal vaz geçtim. Çünki edebe riayet etmeyen kimse islamî sır ve makamlara mazhar olamaz.”, buyurmuşlardır.

Talebe hocasına, küçük büyüğüne, maiyyette olan emîrine karşı edepte kusur ederse kusuru nisbetinde maddi ve manevi birçok nimetlerden mahrum kalacaktır.“Yetim, anası ve babası ölen değil, ilim ve edebi terkedendir” , sözüde bu hakikatin şahididir.

Peygamberimiz’in (as) Amcası Abbas (ra)’a, “Peygamberimiz mi büyük, yoksa sen mi büyüksün?” diye sorulduğunda:

“Peygamberimiz (as) benden büyüktür, fakat ben ondan evvel doğdum.”, diye cevap vererek edebe riayet ederlerdi.

Her vazifenin, her ibadetin ve her yolun kendisine has edepleri vardır. Hususu ile bu yol Allah-ü Teâlâ Hazretlerine vusul yolu ve bu vusul yolunu öğreten ve gösteren ilim yolu olursa, elbette çok mühim usul ve edeplerinin olması muhakkaktır.

İmamı Rabbanî Hazretleri: “Bu yolda kaybedip zarar eden, bu yola girdiği halde adabına riayet etmeyen şahıstır.” buyuruyor. Ecdâdımız ne güzel söylemiş:

“Gezdim Haleb’i Şamı eyledim ilmi taleb,

Meğer ilim gerideymiş, illâ edep illâ edep”

Hulasa olarak talebe, hoca ile ilim ve maneviyat yolunun yolcuları, islamî edeplere en çok riayet eden, cemiyyetin en edeplilerini teşkil eden, her zaman her yerde edepten ayrılmayan, Hz. Allah’ın ve pîrânın kendilerini murakabe ettiğine inanan ve bu inançlarına göre yaşayan ve başkalarına da öğretmeye çalışan mümtaz kimselerdir. Aynı köyden okumaya giden iki kişiden birisi muvaffak olduğu halde, diğeri muvaffak olamıyor. Fukaha aynı şartlar içinde okuyan bu talebelerden birisinin derslerine çalışırken kıbleye döndüğünü diğerinin dönmediğini öğrenince, muvaffak olanın islamın bir adabına riayet etmesinin bereketi ile muvaffak olduğunu, diğerinin de âdâb-ı İslama değer vermemesi sebebi ile muvaffak olamadığında ittifak etmişlerdir. Görülüyor ki islâmî edeplere riayet çok mühimdir ve maddî ve manevî muvaffakiyet için lazımdır. Dînimize göre dünyevî ve uhrevî bütün işlerin, maddî ve mânevî edepleri vardır. Peygamberimiz (as) ve vârisleri bunları ümmetlerine ve evlâtlarına öğretmişlerdir. Bize düşen vazîfe, öğrenmek ve riâyet etmektir.

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.