FANDOM


Ruhul beyan tefsiri TAFSEER ROOHUL BAYAN - 15 Volumes 61354 std
Bakınız

Şablon:RBTbakınız d


Ruh-ul Beyan RBT Ruhul Beyan Tefsiri Rûh-u'l Beyan Tefsiri RBT/linkler
RBT/Giriş Fatiha Suresi/RBT Bakara Suresi/RBT Bakara SUresi/RBT/2 Enam Suresi/RBT Enfal Suresi/RBT Nas Suresi/RBT
Rûh-u'l Beyan Tefsiri/Arapça Nas Suresi/RBT/Arapça Felak Suresi/RBT/Arapça
Online RBT Türkçesi google döküman linki: [1] Maalesef Arabisi yok. Bir ilahiyatçı veya duyarlı bir mümin arabi ibareleri aşağıda geçen Ruhul Beyan Tefsirinin linklerinde doğrudan edit ederek bu sitede ekleyebilir. Bir İHL öğretmeni öğrencilerine de görev verebilir. En azından Arabi harfleri latince okunuşuyla ekleyebilir veya ek-le-te-bi-lir.
RBT/linkler

ONLAR HİÇ BİR SURETTE İMAN ETMEZLER 6 Yüce Meali: 6 Tefsir-i Şerifi: 6 Melekler İnse Bile İman Etmezler 6 Ölülerle Konuşsalar 6 Kusay bin Kilâb Ced'ân Bin Amr 6 Kubul Kelimesi? 6 Mu'cizeler ve İman 7 Taştan Ayna Olmaz 7 Çirkin Cevher 7 Mürşid-i Kâmiller... 7 Mucize ve Kerametler İnsanları Terbiye İçindir 8 Mağrurlar ve Mürşid-i Kâmilller 8 Âkibet Bende Olmaktır 8 İlâhî Yardım 8 Hikâye (Tevekkül) 8 Peygamberlerin Düşmanları 9 Şeytan Nedir? 10 Şeytanlar Birbirine Telkinde Bulunurlar 11 Vahiy Nedir? 11 Samimiyetsiz Sözler 11 Allah Dileseydi 11 Akılları Çelmeye Çalışırlar 11 İşârî Manâlar 12 Şeytan ve Nefs-i Emmâre 12 İncinmek 12 Şeytanın Tasallutları 12 Şeytan ve Müminlerin Ölümü 12 Şeytandan Korunmak 13 Şeytanın Gayesi 13 Hikaye (Şeytanın vesvesesi) 13 Cinnî Müslüman Olursa 13 Hikâye 13 Adaletle Hükmetmek 14 Yüce Meali: 14 Tefsîr-i Şerifi: 14 Hakem Edinmek 15 Hakem ile Hâkim 15 Sebeb-i Nüzul 15 Allâh(cc) Kitap İndirdi 15 Kur'ân-ı Kerim 15 Kur'ân-ı Kerim Mükemmel Bir Kitaptır 16 Kur'ân-ı Kerim tamdır 16 Kur'anda Değişiklik Yok 17 Allâhü Teâlâ İşiten ve Bilendir 17 Kur'ân-ı Kerim Hüccetüllahtir 17 Kurandan Kafirler Döner 17 Şer'î Teklifler Kuldan Kalkar mı? 17 Âhirette Mükellefiyetler? 18 Mertebeler 18 Meczûblar Noksanlıkların İçindedirler 18 Peygamberler Meczûb Olamaz 18 Hikâye (Cezbe hali) 19 İnsan Eşref-i Mahlûkattır 19 Hazret-i Ahmed 19 Nefsin Islâhı 19 Varis-i Nebî Kimdir? 19 Hakîm Kimdir? 19 İlimsiz Fetva Veren? 19 Efendimiz {s.a.v.) Hazretlerinin Düzelttiği Fetva 20 Meleklerin Utandığı Şey? 20 Kime Fetva Sorulur? 20 Maneviyât Kime Sorulur? 20 Evliyâullâh, İlim ve Marifet 21 Halifetüllah 21 İnsanların Çoğuna Uyarsan... 21 Yüce Meali: 21 Tefsîr-i Şerifi: 21 Allâhü Teâlâ Hazretlerinin Emirleri 22 Kesin Bilgi Sahibi Olmayanlar Saptırırlar 22 En Büyük Dalâlet? 22 Hak Yolda Zannın Yeri Yoktur 22 Tahmin Yürütürler 22 Allâhü Teâlâ Bilir 23 Helal kesimler 23 Yüce Meâli: 23 Tefsîr-i Şerifi: 23 Allah'tan Başkasının Adıyla Kesilenler 23 Kur'ân-ı Kerime İman 23 Besmeleyle Kesilenler Helâldir 23 Müslümanlar ile Müşrikler Kesme İşinde 24 Leş Yemek Haramdır 24 Haramı Beyan 24 Tilâvette Te'hîr Nüzûl'deTehiri Gerektirmez 25 Zaruret Hâilleri Hariç 25 Ma (L.) Kav şerifinin Masdariyet ve Mevsûl Olması 25 İnsanları Saptırmaya Çalışanlar 25 Hevâ'nın Çeşitleri 26 Şeriata Mutabık İşaretler 26 İşaret Ashabı 26 Dünyâ Ehli 27 Behlûl Dânâ (r.h.) ve Çocuk 27 Ukbâ Ehli 27 Mevlâ Ehli Olanlar 27 İki Âlem Bir Nefes 27 Ehlüllâh Olmak 28 İşârî Manâlar 28 Yemekleri Eritin 28 Yemekte Gaye 29 Cehrî Zikir 29 Yemekten Sonra İbâdet 29 Günahın Zahiri ve Bâtını 29 Azaların ve Kalbin Amelleri 29 Zahirî ve Bâtınî Günahlar? 29 Allah Erlerinin Safları 29 Günahlar ve Azap 30 İşârî Manâlar 30 Günahkârlar Tehlikededirler 30 Hikâye (Kabir ahvali ve Kalb hali) 30 Matemin Düğün Olur 31 Hazret-i Fatıma (r.a.)'ın Evlâdının Hürmetine 31 Besmelesiz Şeyler 31 Yüce Meali: 31 Tefsîr-i Şerifi: 31 Bilerek Besmeleyi Unutanlar 32 Allah'tan Başkasının İsmiyle Kesilenler 32 Kasten Besmeleyi Terk 32 Sebeb-i Nüzul 32 Şeytanlar 32 Müşriklere İtaat Eden 32 Îşârî Manâlar 33 Sofrada Bir Kişi Besmele Çekse 33 Besmele Unutulursa? 33 Abdestin Başında Besmele 33 Efendimiz (s.a.v.)'i Güldüren Obur 33 Şeytanın Yemesi? 33 Şeytanve Besmelesiz Şeyler 34 Hikaye (Yasin Sûresi ve Şeytan) 34 Yemeklerden Sonra El Yıkamak 34 Kişi Bütün Hallerinde Sevdiğini Anar 34 Kesme Anında Besmele? 34 Telkinin Sebep ve Hikmetleri? 34 Hayat ve Ölümü Yaratan 35 Cin İçin Kurbanın Kesilmesi 35 Kuyunun Suyu İçin Kurban 35 Nîl İçin Kurban 35 Kuyu Kazanlar îçin Kurban 36 Zikrullâh'ın Havâssı ve Fazileti 36 Cinler İçin Kurban 36 Nur ile Aydınlanan Kişi ile Küfür Ehlinin Misâli 36 Yüce Meali: 36 Tefsîr-i Şerifi: 37 İman ve Küfür 37 İsm-i Mevsûl 37 Kâfirlere Amelleri Yaldızlı Gösterildi 38 Gerçek Ölüm ve Hayat 38 Cehalet ve Marifet 38 Marifet Hayatı ve Beşerî Hayat 38 Aşk Ehli Ölmez 38 Kalbî Zikirden Gafil Olma 39 Hakikî Diri 39 Mâ Sivâ'nın Üzerine Dört Tekbir Al 39 Mahlûkata Bakış ve Müşahede 39 Hikâye (Hakka vasıl olmak) 39 Herkesin Kendisine Hâs Bir Sulûku Vardır 40 Hikâye (Arif ve zahid) 40 Kör ile Gören Bir Değildir 41 Kalbler Allah'ın Kudret Elindedir 41 îrâde-i Cüziyye 41 Büyüklük Taslayanlar 41 Kureyşin Küfür Siyâseti 41 Mekr Nedir? 42 Hileleri Kendilerinedir 42 Kıskançlık 42 Resuller kelimesi 42 Peygamberlerin Şemaili 43 Allah Daha İyi Bilir 43 Kâfirlere Aşağılık ve Zillet Vardır 43 Peygamberlik Kesbî Değildir 44 Velayet Makamı Vezirlik Gibidir 44 Hikaye (Davulcunun velayeti) 44 Güzel Sonuç İlâhî İnayetle Olur 45 Te'vilât-i Necmiyyeden 45 Kalbler 46 Yüce Meali: 46 Tefsîr-i Şerifi: 46 Şerhu's-Sadr 46 Dinî İlimler 46 Alimin Abid Üzerine Fazileti 47 Te'vilât-i Necmiyyeden 47 Allah Kimin Dalâletini Dilerse 47 Haraç Kelimesinin Manâsı 48 Göğe Yükselmek 48 Hakkı Kabul... 48 Kalbler Birbirinden Farklıdır 48 Tatmayan Bilmez 49 Sırlar Anlatılmamah 49 Cevher Gizil Olur 49 Murdarlık 49 islâm Rabbimizin Yoludur 49 Âyetler 49 Öğüt Alanlara Cennet 50 Allah Velisidir 50 Dârüs-Selâm'â Giren 50 Hikaye (Tarihi Bir Hadise) 50 Cin Ve İns 52 Yüce Meali: 52 Tefsîr-i Şerifi: 52 Ma'şer 52 Cin Nedir? 52 Cinler Büyük Halk Kitlesini Dalâlete Düşürdü 52 İnsanların Cinlerden İstifâdesi 52 Cinlerin İnsanlardan İstifâdesi 53 Şeytanlara Tabi Olanların İtirafları 53 Uyanma Vakti 53 Dalâlet Ehlinin Tek Sözü 53 Dalâlet Ehlinin İkâmetgâhı 53 Halk Dört Kısımdır 53 Te'vilât-i Necmiyyeden 54 Zemherîr Azabı 54 Hamım Suyun İçme Vakitleri 54 Cehennemliklerle Alay 54 Bu İstisna Mühleti İfâde Eder 54 Zahiri Âlimlerin İzahları 55 Te'vilât-i Necmiyyeden 55 Cehennem Boş Kalır mı? 55 Bu Söz Seni Aldatmasın 56 Hocasının Görüşleri 56 Allâh Hakim ve Alimdir 56 Zâlimler Birbirlerinin Dostlarıdır 56 Zâlime Yardım Eden Zulme Uğrar 57 Nasıl Olursanız Öyle İdare Olunursunuz 57 Evrensel Hüküm 57 Zâlimlerden Elbette İntikam Alınır 57 Allah İntikam Alır 57 Münafıkları Birbirine Düşürür 57 Zâlimlerin Zulmü? 58 Adalet, 58 Fazl: 58 Mutezile Adaleti İddia Eder 58 Ehl-i Sünnet ve'1-Cemaatin Delili 58 Adalet ile Fazlın Farkı? 58 Zâlimlere Hak Söz 59 Kıyametin Bazı Alâmetleri 59 Zâlimler Zulümleriyle Yok Oldular 59 Cin Ve İnsin İtirafları 59 Yüce Meali: 59 Tefsîr-i Şerifi: 59 İnsanlar ve Cinlere Peygamberler Geldi 60 Peygamberin Kendi Cinsinden Gelmesi 60 Cinlere İnsanlardan Peygamber de Gelebilir 60 Efendimiz Cinlere ve İnsanlara Peygamberdi 60 Süleyman Aleyhisselâm Cinlere Hükmetti 60 İçinizden Peygamber Gönderildi Sözü 60 Eleştirilere Kapalı Bir Fikir 61

ONLAR HİÇ BİR SURETTE İMAN ETMEZLER

Yüce Meali:

Biz onlara dedikleri gibi melekler indirmiş olsak da, ölüler kendileri ile konuşsa da ve bütün varlıkları karşılarında fevc fevc/gurup gurup dirilterek kefil göstersek de, yine ihtimali yok, îmân edecek değillerdi... Meğer ki Allah dilemiş olsun... Lâkin çokları bu hakikatin câhili bulunuyorlar/bilmiyorlar. Ve böyle!.. Biz her peygambere ins ve cinn şeytanlarını düşman kılmişizdır. Bunlar aldatmak için birbirlerine lafın yaldızlısını telkin eder dururlar. Eğer rabbin dilese idi, bunu yapmazlardı. 0 halde bırak şunları uydurdukları hurafeler ile haşr olsunlar dirilsinler. Bir de o yaldızlı lafa, Âhiret'e inanmayanların gönülleri aksın ve onu hoşlansınlar ve bu ele geçirmekte oldukları varidatı/ D kötülükleri elde etsinler diye öyle yaparlar.

Tefsir-i Şerifi:

Melekler İnse Bile İman Etmezler

"Biz onlara dedikleri gibi melekler indirmiş olsak da..." Siz ne bileceksiniz ki... Doğrusu onlar, o âyet geldiği vakit de iymân etmeyecekler. Kavl-i şerifinde kısaca zikredilenlerin açıklamasıdır... Yani, eğer biz kendilerine, onların sözleriyle istedikleri gibi melekleri indirsek; ve onlar, melekleri aşikâre (ayân-beyân) görseler (bile iman etmezler)...

Ölülerle Konuşsalar

"Ve ölüler kendileri ile konuşsa da..." Ölüler, dirildikten sonra, onlara imanın hakikatine şâhidük etseler bile... Zira onların; "bize bir âyet" sözleriyle istedikleri harikuladelikler zahir olsa da (onlar iman etmezler)...

Kusay bin Kilâb Ced'ân Bin Amr

Teysîr tefsir'inin sahibi buyurdular: Biz onlar için bütün ölüleri diriltsek; Bütün ölüler, onlarla konuşsalar, Ölülerin hepsi, buna şâhidlik etseler, Onlar her ne kadar senden ikisinin dirilmesini istiyorlarsa da biz bütün ölüleri diriltsek... Onların istedikleri iki ölü, Kusay bin Kilâb, Ced'ân bin Amr'dır... Bu iki adam, onların büyüklerindendi. Kureyşliler bu iki adamın her söylediğini tasdik ediyorlardı. Ve bunun için Kureyşliler, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine; Sen bu ikisini (Kusay bin Kilâb Ced'ân bin Amr'i) diriltir ve onlar da senin peygamberliğini tasdik ederlerse biz de hemen seni tasdik eder ve iman ederiz!" dediler... Ve hasrederek..." Yani biz toplayarak... Ve bütün mevcudatı kefil göstersek..."

Kubul Kelimesi?

kelimesi, "kabil" kelimesinin cemii olup, Kefil' manasınadır. Nasb olması, mefûl'den hâliyet üzerinedir. Yani işin sıhhatine (sağlığına) ve Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin sydkıyetine (doğruluğuna) kefiller kıldık, demektir. Veya kelimesi, kabile" kelimesinin cemi olan "kabîl" kelimesinin cemii'dir... Buna göre, kelimesi cemaat manasınadır... Yani biz her şeyi, çeşit çeşit, fevc, fevc, diğer mahlûkattan haşretsek, demektir... Teysîr tefsîr'inde buyuruldu: Yani biz Fil'den sivrisineğe kadar bütün hayvanları kıyamet günü ümmetler olarak yeniden diriltsek, demektir... Yine ihtimali yok; iymân edecek değillerdi..." Kişileri iman'a davet hallerinden hiçbir halinde onlar iman etmezler. Meğer ki Allah dilemiş olsun..." Yani onların iman etme hallerine hazırlanmaları ve onların imanları, Allâhü Teâlâ hazretlerinin meşiyyetindedir, dilemesine bağlıdır. Onların halleri, azgınlık ve tuğyanda, azma ve isyanda aşın giden inatçıların halleridir... Ve Iâkin Ç°klan bu hakikatin câhili bulunuyorlar/bilmiyorlar. Lakin mü'minlerin çoğu, onların iman etmeyeceklerinden habersizdirler. Kendilerine âyetler geldiği zaman; müminlerden bazıları cehaletlerinden dolayı; kafirlerin iman etmelerine Allâhü Teâlâ hazretlerinin meşiyyetini bilmezler. Onun için; kâfirlerin iman etmelerine tama' ederek, onların istedikleri âyetlerin gelmesini isterler. Bu cümle, kendisinden önce bulunan; ne bileceksiniz ki... Doğrusu onlar, o âyet geldiği vakit de iymân etmeyecekler. Kavl-i şerifin, içine aldığı manayı ikrar etmektedir...

Mu'cizeler ve İman

Bil ki: Muhakkak ki bir mu'cize ne kadar büyük olursa, olsun; Allâhü Teâlâ hazretleri, dilemedikçe hiçbir kimseyi iman etmeye zorlamaz. Zira kıyametin kopmasından daha büyük bir âyet/mucize yoktur. Allâhü Teâlâ hazretleri buyurur: Hayır! Evvelce gizleyip durdukları karşılarına çıktı da ondan... Yoksa geri çevrilselerdi, mutlak o nehyedildikleri fenalığa yine döneceklerdi... Şüphesiz yine yalancılar. Özetle, muhakkak ki meşiyyet, elbette seciye'nin değiştirilmesi ve istidadının fesadının olmaması gibi değiştirir. Yani meşiyetin tahakkuku kişinin istidadında ve seciyesinde fesat olmamasına bağlıdır. İşte bundan dolayı dalâlet ehli, kahr ve celâlin içinde kaldılar...

Taştan Ayna Olmaz

Sa'dî (k.s.) buyurdular: "Vahşîden medenî insan olmaz... Yani vahşînin insan olması mümkün değil... Terbiye ile onu insan yapayım dersin; Ama terbiye ile ilgili çalışman boşa gider. Aynayı pastan ve kirden temizlemek mümkündür. Ama taştan ayna olmaz... Zira taşın zatında ayna olma hususiyeti konmamıştır. (3/86)

Çirkin Cevher

Hafız (k.s.) buyurdular: Allâhü Teâlâ hazretleri, siyah taşa can verse; Pembe gül tutmaz. Aslî tıyneti ve ezelî maya ne yapsın ki, Onun cevheri çirkin düştü..

Mürşid-i Kâmiller...

Ama Mevlevi (k.s.) hazretleri Mesnevî'de buyurdular: Sen kaya da olsan; Mermer de olsan Gönül sahibi (mürşid-i kâmile), ile Karşılaşsan (ve ona teslim olsan) cevher hâline getirsin.

Mucize ve Kerametler İnsanları Terbiye İçindir

Burada, asıl hüküm ile kul etmeye (terbiye ile kulluğa zorlamaya) işaret vardır... Çünkü terbiye, onda menfaat verir. Peygamberlerden olan bütün mu'cizeler ve evliyadan olan bütün kerametler; ister ilmî ve ister kevnî olsunlar (hepsi), kendi zamanında bulunanların terbiyesi içindir... Kimin istidadı güzelse, meyleder ve hidâyete erer. Kimin istidadı bozuk ise, sapıtır, dalâlete düşer...

Mağrurlar ve Mürşid-i Kâmilller

Mağrurların çoğunu görürsün, kendi tabiatlarının habis hükümleri ve azgın, şımarık ve haddini aşan nefısleriyle meşgul olurlar. Ve talebeler (hakkı isteyen ve arayanlar) derler ki: Eğer mürşid-i kâmil'i bizler tasdik edecek olsak ve ondan açık (ve onun mürşid-i kâmil olduğuna delâlet eden bir) alâmet görsek; elbette onun tarikatına ilk giren ve onların hakikat eteğine ilk yapışan kişi, biz olurduk!" Onlara de ki: Muhakkak ki güneş, güneştir! Her ne kadar körler onu görmese bile... Bal, baldır. Ağzı acımsı (hastalığına tutulan kişiler) her kadar balın tadını hissetmeseler bile... " (Mürşid-i kâmil'in alâmetlerini ve büyüklüğünü görüp kabul etmeye) hazır olan talebe ise, oyalanmaya düşmez. Ömür akçasını zarar ile kaybetmez. Belki bütün zamanlarda kendisi için mümkün olan taâtları işlemek için çokça çalışır. Mümkün mertebe isteme yolunda olur. Zira: Hepsi idrâk edilmeyen bir şeyin hepsi terk edilmez..."

Âkibet Bende Olmaktır

Mesnevî'de buyuruldu: Eğer ağırlar (büyükler) aceleci oldularsa, Akıbet hepsi bende (köle) oldular..."

İlâhî Yardım

Sonra istidad ve sadrın şerhi, hak yolda, Allâhü Teâlâ hazretleri tarafından bir nurdur. Allâhü Teâlâ hazretleri, onu dilediği kulun kalbine koyar. Yaş ve ihtiyarlık hadisesi değildir. Nice insanlar gördüm ve işittim; ömürlerinin en kaba ve sertlik dönemlerinde ve işlerinin başlığı durumda kendilerine hâl galip geldi ve böylece değiştiler...

Hikâye (Tevekkül)

Salihlerden biri buyurdular: Senelerden bir sene haccettim. O sene sıcak kavurucuydu. Bir gün Hicaz toprağının yarısına varmıştık. Hacılardan ayrıldım. Biraz gafil olup uykuya daldım... Geceleyin uyandığımda, sahrada kendimi yalnız gördüm. Önüme bir şahıs belirdi. Hızla ona gittim. Bir de baktım ki, emred (tüysüz) bir gençti. Yüzünde hiçbir nebat (tüy) yoktu. Sanki parlak bir ay ve aydınlatıcı bir güneşti. Üzerinde, seyyar, rahat ve refah eseri vardı. Ben ona; Selâmün aleyküm ey genç!" dedim... O; Ve aleyke's-Selâm ve rahmetüllahi ve berekâtühû! (Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun) ey İbrahim!" dedi. Ben bütün şaşkınlık ve acâib ile ona taaccüp ettim. Ve onun işi bana çok şüpheli ve acâib geldi. Ben; Ey genç! Subhânellâhî Sen daha önce beni görmediğin halde; beni nereden tanıdın?" demeye mâlik damadan; O genç bana: Ey ibrahim! Ben bildiğimden bu ana dek hiç câhil olmadım ve ben vâsıl olduğum zamandan itibaren hiçbir vakit, inkıtâ'ya uğramadım!" dedi. Ben ona; Seni çok hararetli, çok sıcak ve kuraklık bir senede çöle ve sahralara düşüren nedir?" diye sordum. O bana cevap verdi: Ben Allahtan başkasına (yani mâsivâ'ya) asla ünsiyet kurmadım ve ondan başkasını refik (dost) edinmedim! Ve ben külliyen münkati olup ve tamamen ona kulluğumu ikrar ediyorum!" O gence sordum: Yemek ve içmek neredendir?" O bana: Mahbub, bana tekeffül etti, rızkıma kefil oldu!" Ben de: Vallahi sana zikrettiğim şeyden dolayı senin için korkuyorum!" O genç, gözlerinden yanaklarının üzerine inciler gibi yaşlar akıtarak şöyle buyurdu: Eğer acıkırsam; "zikrullah", beni doyurur! Ve ben "hamdüllah" (Allâhü Teâlâ hazretlerinin hamdi) ile Asla susamam! Eğer ben zayıf düşersem; Allâhü Teâlâ hazretlerinden beni yükleyeni (ve beni taşıyan) görürüm! Beni ta Hicaz'dan ve Horasanın en uzak yerine taşırlar!" (Bunun üzerine) ben ona; Ey genç! Allah aşkına, muhakkak ki bana ömrünün hakikatini (kaç yaşında olduğunu) bildir?" dedim O: On iki (12) yaşındayım!" Ondan rica ettim! Arkadaşlarıma katılmam için bana dua etti. (Ve orada kendisinden ayrıldım... Mekke'ye varıp) Arafat'ta vakfe yapmaya muvaffak olduktan sonra, Harem-i şerife girdik. O genci orada Ka'be'nin örtülerine yapışmış bir halde gördüm. O genç ağlıyordu. Münâcâtta bulunuyordu. Sonra o genç, secdeye kapandı. Öldü ve Allâhü Teâlâ hazretlerinin rahmetine kavuştu. Daha sonra o genci rüyamda gördüm. Ve ona; İlâh'ın sana nasıl muamele etti?" diye, sordum. O: Beni (azamet ve rahmetinin) önünde durdurdu ve bana; Senin istek, arzun ve amacın nedir?" diye buyurdu. Ben; Ey ilâhım ve Efendim! Benim istek, arzu ve gayem Sen'sin!" dedim. (3/87) Allâhü Teâlâ hazretleri, bana buyurdu: Sen gerçekten benim kulumsun! Senin benim katımda mertebelerin vardır; senden perdeleri kaldırmam gerekir!" dedi. Bana: Ne istiyorsun?" dedi. Ben; Ya Rabbi! Bulunduğum asra şefaatçi kılınmamı istiyorum!" dedim. Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu: Seni, senin asrına şefaatçi kıldım!" (İbrahim k.s. buyurdular:) Sonra o genç, elimi müsâfaha etti.

(O günden itibaren) gördüğüm herkes bana;

Ey İbrahim! Senin elinin kokusu bütün insanlara yayılmaktadır! Ve insanları rahatsız etmektesin!" diyorlardı. Bazı muhaddisler (sohbet ehli) buyurdular: İbrahim (r.h.) hazretleri vefat edinceye kadar elinin (o güzel) kokusu asla geçmedi." Allâhü Teâlâ hazretleri, geniş rahmetiyle ona rahmet etsin!"

Peygamberlerin Düşmanları

Ve böyle.. Yani biz. sana düşmanlar kıldığımız gibi; (meselâ) Ebû Cehil ve ondan başka Kureyş'in kâfirleri gibi... Biz her peygamber için kıldık..." Senden önce, Düşman," Bu kavl-i şerifte, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini teselli vardır. Şu cihetle ki, onların düşmanlıkları, onların üzerinde geceledikleri hayırsız yalancı sözleri ve bâtıl fiilleri, sadece Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine ait değildi. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ve ümmeti bu düşmanlığa müptela oldukları gibi, belki bütün peygamberler ve onların ümmetleri de bu hile ve düşmanlıklara müptela kılındılar... Yani her iki fırkanın (insan ve cinlerin) taşkınları ve şeytanları, demektir. Bu manâ izafetin beyân için olan harf-i cerrin" manâsına olmak üzeredir. Bu kavl-i şerif, Düşman," kavi şerifinden bedei'dir.

Şeytan Nedir?

Şeytanlar" kelimesi, "Şeytan" kelimesinin cemii'dir. Şeytan", insan ve cinlerden taşkınlık yapan ve haddini aşan herkes için kullanılır. Şeytan", cinlerdendir. Şeytan", mü'mini aldatmaktan yorulduğu ve aciz kaldığı zaman, mü'mine vesvese vermek, iğvâ ile mü'mini bozmak için, insanlardan taşkınlık yapan ve haddini aşanlara gider. Mü'mini fitnelere düşürmek için, onu aldatır. (Ve o azgın ve taşkın kişiyi mü'minin başına musallat eder...) Mâlik bin Dİnâr (r.h.) hazretlerinden rivayet olundu: Bana insanların şeytanları, cinlerin şeytanlarından daha şiddetli (ve daha tehlikelidirler. Bu (şundandır:) Çünkü ben cinnî şeytanlardan Allâhü Teâlâ hazretlerine sığındığım zaman (eûzü çektiğimde) onlar benden (kaçıp) giderler. İnsan şeytanları ise bana gelirler ve ayan (göz göre göre) beni günaha çekerler..."

Şeytanlar Birbirine Telkinde Bulunurlar

Bunlar aldatmak için birbirlerine telkin eder dururlar." Kelâm istinaftır.... Düşmanlıklarının hükümlerini beyân ediyor. Müşebbeh iie müşebbehün bin'in arasındaki vech-i şebehin tahkikini beyan ediyor.

Vahiy Nedir?

Vahiy" gizlice söylenen gizli ve serî (hızlı) kelâm'dır. Yani, cin ve insan şeytanları ilkâ edip, vesvese verirler. Veya cinlerin bazıları, bazılarına ve insanların bazıları bazılarına telkinde bulunurlar, demektir....

Samimiyetsiz Sözler

Lâfın yaldızlısını..." Zâhiri/dışı, süslenip yaldızlarla karıştırılmış ve bâtını (içi) ise oatıl manâlarla dolu sözler... Bir kişi, yalan, yanlış ve bâtıl şeylerle süslü sözler sarfettiği zaman ona; Falanca kişi, yaldızlı kelâm etti," denilir. Aldatmak için..." Bu kavl-i şerif, telkin eder" fiilinin mefûl'ü lehî'dir. Yani, onları aldatmak için, demektir.

Allah Dileseydi

Eğer rabbin dilese idi..." Onların zikrettiği, düşmanlık ve vesvesenin olmamasını dileseydi; Bunu yapmazlardı... Zikredilenleri yapmazlardı Kendisinin itibariyle müfred zamiri ikisine iade olundu. 0 halde bırak şunları... Onlar o yapa geldikleri şeyleri Allâhü Teâlâ hazretlerinin meşiyyetiyle yaptıklarına göre onları oldukları hal üzere terk etî Uydurdukları hurafelerle haşr olsunlar." İftirâlarıyla baş başa kalsınlar... Yani küfürleri ve diğer hile ve tuzaklanyla kalsınlar. Zira muhakkak ki onlar için bunda (bu konularda) çok şiddetli cezalar ve azaplar vardır. Senin için de "âkıbet-i hamîde" övgüye layık güzel sonuçlar vardır. Elbette Allâhü Teâlâ hazretlerinin meşiyyeti, imtihan hükmünün baliğ olmasıdır...

Akılları Çelmeye Çalışırlar

Bir de ona aksın diye ..." O yaldızlı söze aksın Vesvesenin başka bir illet ve sebebidir. Bu kavl-i şerif, Aldatmak için..." kavl-i şerifin üzerine atıftır. Şartlan kaybettiği için nasb olmadı. Zira, Aldatmak" vahyedilen bir fiildir. Akmak ve meyletmek" ise, kendisine vahyedilenin fiilidir. (İnsan ve cin şeytanlarının) bazıları, bazılarına süslü ve yaldızlı sözler telkinde bulunur ve vesvese de bulunurlar ki, onları aldatsınlar ve kendilerine meylettirsinler diye.... (Ne aksın ve meyletsin?) Gönüller..." Kalbler. (Kimlerin kalbleri meyletsin diye?) Ahiret'e inanmayan o kimselerin.. Amma âhirete iman edenlerden ise vesvese ve yaldızlı sözlere meyletmeleri asla tasavvur edilmez. Çünkü mü'minler bu süslü sözlerin bâtıl bir vehim olduğunu çok iyi bilirler... Ve hoşlansınlar diye. Onların kalbleri kendisine meylettikten sonra, kendi nefislerinden râzî olsunlar diye... Ve elde etsinler diye.. Ve kendisine olan râzîlıkların gereğini işlesinler diye... Bu ele geçirmekte oldukları varidatı elde etsinler diye (öyle yaparlar)." Zikri (anılması) layık (ve uygun) olmayan çirkinlikler... Bu da onlar hakkında "Levh-i Mahfûz"da hükmedilmiştir. "Falanca günahı işledi" denilir. Bunu o kişi, günaha meylettiği ve onu işlediği zaman böyle denilir...

İşârî Manâlar

Bu âyet-i kerimede şu işaret vardır: Allâhü Teâlâ hazretlerine yürüyen kişilerin başına gelen belâlar, (ehlüllah'ı) yüceltip hakka uçurur. Belâların en büyüğü de düşmanların şamatasıdır. Peygamberlerin rütbesi en yüksek olduğu için; kâfirlerin onlara düşmanlıkları daha çok idi. Bunda onlar için terakkiler ve tecelliler vardır. Hafız (k.s.) buyurdular: Ne çok cevirler çektiler kıştan, bülbüller... Yeniden ümitle, İlk bahar geri geldi.

Şeytan ve Nefs-i Emmâre

İnsan şeytanları," ile "nefs-i emmâre "ye işarettir. Nefs-f emmâre, düşmanların en büyük düşmanıdır. (3/88) Bundan dolayı "Ins ve cinn şeytanlarını..." kavl-i şerifiyle) insan şeytanları, cin şeytanlarından önce zikredildi... Diğer yerlerin zıddına... Nefs-i emmâre ashabı, cin şeytanlarından daha şiddetli ve daha zordur. Zira insanın hilesi, insanın hilesiyle beraber çok katmerlidir. Erbâb-ı kulûb (kalb erbabı) asla nefs-i emmâre'nin ashabının yaldızlı sözlerine meyletmezler. Her ne zaman düşmanların düşmanlığı kuvvetlenirse, evliyanın da imanı artar....

İncinmek

(Hafız k.s. buyurdular:) Ahde vefa ederiz... Melâmet ve kınanmaları çekeriz... (Ve belâlara sabrederiz... bütün bunlarla) hoş oluruz. Zira incinmek bizim şeriatımızda küfürdür/nankörlüktür..

Şeytanın Tasallutları

Şeytan, Âdem oğlunun üzerine şunlarla musallat olur; 1- Fuzûlî nazar/ boşuna bakmak, 2- Fuzulî kelâm/ boşuna konuşmak, 3- Fazla yemek, 4- İnsanların içine karışmak, 5- İnsanlarla boş ilişkiler kurmak... Her kim, insanların içine karışırsa, gerçekten onlardan yalan sözler işitir....

Şeytan ve Müminlerin Ölümü

Bazı şeyhlerden rivayet olundu. Buyurdular: Mü'min vefat ettiğinde, ailesinden bazılarının ağlamasından daha şiddetli olarak, ölen mü'minin ardından şeytan ağlar. (Şeytanın bu ağlaması) mü'mini dünya hayatta kendi (vesvese) ve fitneleriyle fitneye düşüremediği içindir... Mü'minin ruhu, semâ'ya yükseltildiği zaman, melekler; Bu kulu, şeytandan kurtaran ve muhafaza eden, Allâhü Teâlâ hazretlerini teşbih ve takdîs ederiz!... Ya nasıi kurtuldu bu?" derler.

Şeytandan Korunmak

Mü'mine düşen vazife, 1- Nefsini, şeytanın vesveselerinden korumak ve, 2- Nefsinin dürtülerinden ve konuşmalarından muhafaza etmektir ki, Allâhü Teâlâ hazretlerinin katında ve mü'milerin yanında rezîl ve rüsvây olmasın!

Şeytanın Gayesi

Rivayet olundu: Hannâs (olan şeytanın) vesveseleri, Adem oğlunun kalbinde vaki olanları ve onun kendi nefsinde olan hadiseleri haber verir... Her ne kadar bunları başkasına haber vermese bile de...

Hikaye (Şeytanın vesvesesi)

Hikâye olunduğu gibi: Ömer bin Hattab (r.a.) hazretleri, kendi nefsinde (içinde gayri ihtiyari olarak) bir kadını zikretti... (Sadece bir ân için kalbinden geçirdi, hiçbir harekette bulunmadı...) Ama çok az bir zaman sonra (hannâs şeytanın vesvesesiyle) insanlar, kendi aralarında bunu konuşur oldular...

Cinnî Müslüman Olursa

Ve bil ki: Kişiye yakın olan cinnî şeytan, Müslüman olduğu zaman; kişi onun şerrinden tamamen emin olur. Cinlerden mü'min olan kavimler vardır. Ve onlar beşerin bütün ilimleriyle menfaat görüp faydalanmaktadırlar...

Hikâye

İbrahim Havas (k.s.) hazretlerinden hikâye olundu. Buyurdular: Senelerden birinde haccettim. Ben arkadaşlarımla yürürken arkadaşlarımdan ayrılmam, halvete çekilmem ve cadde (büyük) yoldan ayrılmamı gerektiren gizli bir hâl arız oldu. Bunun üzerine ben, insanların üzerinde bulunmuş oldukları yoldan sapıp başka bir yola girdim. Üç gün üç gece yürüdüm. Bu üç gün üç gece boyunca gizliden de olsa, herhangi bir yemek (yiyecek) içecek ve ihtiyaç hatırıma gelmedi... Yeşil bir ova'ya ulaştım, içinde her türlü meyveler ve güzel kokulu reyhanlar vardı. Ovanın ortasında bir denizcik (büyükçe bir göl) vardı. Ben (kendi kendime); Burası sanki cennet!" dedim. Taaccub ettim, Şaştım kaldım. Ben bunu düşünürken, bir de bir nefer (dokuz- on kişi kadar bir topluluk) gördüm. Bana doğru yöneldiler. Simaları, Adem oğlunun simâ'sıydı. Üzerlerinde güzel değerli elbiseler vardı. Etrafımı çevrelediler. Bana selam verdiler. Ben; Allah'ın selâmı rahmeti ve bereketi sizin de üzerinize olsun!" dedim. Hatırıma bunların cinlerden oldukları geldi. Onlardan bir tanesi; Biz bir meselede ihtilâfa düştük! Bizler cinlerden bir neferiz! "Cin gecesi" nde, Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerinden Kur'ân-ı kerim dinleyip işittik (yani biz Efendimiz s.a.v. hazretlerini görüp, onunla görüşen ve ona iman eden ashâb-ı kirâmdanız).... Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin okumuş olduğu Kur'ân-ı kerimin nağmeleri bizi bütün dünyevî işlerimizden sıyırdı ve soyup aldı. Allâhü Teâlâ hazretleri, bu çölde (gördüğün bu gölün pınarlarını) bize yarattı...." dedi. Ben ona; Bizimle benim ashabımı (arkadaşlarımı) terk ettiğim yerin arası ne kadardır?" dedim. Cinlerin bazıları tebessüm ettiler. Ve dedi: Ey Ebû İshâk! Allâhü Teâlâ hazretlerinin bir çok acâib ve esrarı vardır. Senin bulunmuş olduğun yerde senden başka hiçbir Âdem oğlu asla gelip bulunmadı. Ancak ashablarından bir genç bulundu. Burada vefat etti. tşte bu da onun kabridir...." Gölün kenarında bulunan bir mezar'a işaret etti. Mezarın çevresinde bahçe, güller ve güzel kokan reyhan çiçekleri vardır. Daha önce o mezar kadar güzel bir mezar görmemiştim. Daha sonra cin konuşmaya devam etti: Seninle kendilerinden ayrıldığın arkadaşların bulunmuş olduğu yer arasında şu şu kadar aylık mesafedir!... Veya seninle onların arasında şu şu kadar senelik uzaklıktır..." dedi. Ben onlara; O gençten bana haber verin?" dedim. O cinlerden biri; Biz gölün kenarında oturup muhabbeti müzâkere ederken, bir de baktık ki bir şahıs çıka geldi. Bize yöneldi. Yanımıza geldi. Bize selâm verdi. Biz onun selâmını aldık. Ve ona sorduk: Nereden?" Genç bize döndü: Nisâbûr şehrinden..." dedi. Biz ona sorduk: Ne zaman şehirden çıktın?" O: Yedi gün kadar bir zamandan beri..." dedi. Biz ona; Seni vatanından ayrılmaya zorlayan şey nedir? Neden vatanından ayrıldın?" diye sorduk. O: Onun için ümidi kesmeyin de başınıza azap gelmeden evvel tevbe ile rabbinize dehalet edin ve O'na hâlis Müslümanlık yapın, sonra kurtulamazsınız.. Âyet-i kerimesini işittim...." dedi. Biz ona: İnâbe" nedir?" "İslâm'ın manâsı nedir?" "Azabın manâsı nedir?" diye sorduk. O genç; İnâbe, senin, senden senin sebebiyle tam varlığıyla O'na yönelmendir... İslâm; senin nefsini O'na teslim etmen ve O'nun senden sana daha evlâ olduğunu kesin olarak bilmendir. Azab, fikrat ve ayrılıktır," dedi. Sonra genç büyük bir sayha vurdu/ses çıkardı. Hemen düşüp vefat etti. Biz de onu göndük. İşte bu da onun kabridir. Allâhü Teâlâ hazretleri ondan râzî olsun. İbrahim Havas (r.h.) buyurdular: (3/89) Onların vasfettiklerinden taaccub edip şaştım, kaldım. Sonra onun kabrine yaklaştım. Mezarının başında, bir Nergis çiçeği vardı. Sanki büyük bir şekilde kokuyordu. Ve mezarının başında şöyle bir yazı vardı: Bu Allah'ın sevgili kuludur!"... Reyhanın dallan değişmişti. Ve yapraklarının üzerinde de "inâbef'in sıfatı yazılıydı. Nergis'in üzerinde yazılı olanları okudum. Onlar bu yazıların tefsir edilmesini benden istediler. Ben de onları okuyup, kendilerine tefsir ettim. Onların içine heyecan ve depreşme girdi. (Cezbeye tutuldular.) Kendilerine geldiklerinde sükûnete kavuştular. Ve: Biz meselelerimizin cevâbıyla iktifa ettik! (Senden yeterli cevaplar aldık)" îbrâhim Havas (r.h.) buyurdular: Bana bir uyku geldi. Ağırlık bastı. Uyudum. Uyandığımda kendimi "Hazret-i Aişe (r.a.) Mescidi"ne yakın bir yerde gördüm. Baktım ki, kaplarımın (ve eşyamın) içinde reyhân'ın demetleri vardı. O reyhan çiçeği tam bir sene benimle kaldı. Hiç bozulmadı. Daha sonra onu kaybettim... Allâhü Teâlâ hazretleri, kendisinden, onlardan ve bütün sâlihlerden râzî olsun....

Adaletle Hükmetmek

Yüce Meali:

De: "Şimdi Allah, size mufassalan Kitâb indirmiş iken ben Allah'tan başkasını mı hakem isteyeceğim!?" Kendilerine kitâb verdiklerimiz de bilirler ki, o tamamıyla hak olarak senin rabbinden indirilmiştir; sakın şüphelenenlerden olma. Rabbinin kelimesi doğrulukça da, adaletçe de tam kemâlindedir. O'nun kelimelerini değiştirebilecek yok... Semî

Tefsîr-i Şerifi:

kem isteyeceğim!?" Hemze (!) inkâr içindir. Fe fa) harfi mukadder üzerine atıf içindir. (De k:) Ben Allah'tan başkasını mı hagayr" kelimesi, "istemek ve edinmek" fiilinin mefûlüdür. Hakem"kelimesi, hâldir.

Hakem Edinmek

Bu kavl-i şerifte mefûl'ün fiil üzerine takdimi; inkâr edilen şeyin Allâhü Teâlâ hazretlerinden başka hakem istemek ve edinmek olduğunu beyân içindir. Yoksa mutlak olarak hakem edinmenin inkârı ve yasaklanması değildir...

Hakem ile Hâkim

hakem" kavl-i şerifi, Hâkim" sözünden daha belîğ ve rusûh'a daha çok delâlet etmektedir. Zira, hakem" sözü, ancak âdil kişiye kullanılır. (Âdil ol¬mayanlara hakem denilmez. Ve adaletle beraber) hakemlik kendisinden defalarca tekerrür eden kişiler için kullanılır. Ama "Hâkim" sözü böyle değildir. hakem", kelâm'da sözü murad etmek ve onu gizle¬mektir.

Sebeb-i Nüzul

Rivayet olundu: Mekke müşrikleri, (Efendimiz s.a.v. hazretlerine) Ey Muhammedi Bizimle senin arana bir hakem tayin et; Yahudî âlimlerinden veya Hıristiyan papazlarından... (Bu hakem) hak üzere olan ile bâtıl üzere olanı birbirinden ayırt etsin. Çünkü onlar (Yahudî ve Hıristiyanlar) senden önce kitap okudular.." dediler. (Müşriklerin bu sözleri üzerine) Allâhü Teâlâ hazretleri bu âyet-i kerimeyi indirdi. Ve Allâhü Teâlâ buyurdu: Habibirn Ahmed, Resulüm ya Muhammed (s.a.v.)I De ki: Ben haktan sapıp, Allâhü Teâlâ hazretlerinin gayri hakem mi isteyeyim? Halbuki onlar, benimle sizin aranızda hükmedemezler..."

Allâh(cc) Kitap İndirdi

(Halbuki) O (Allah) ki, size Kitâb istemek, aramak ve edinmek" fiilinin failinden indirdi." Cümle, hâl'dir...

Halbuki Allâhü Teâlâ hazretleri, size kitap indirdi. Siz ümmî bir topluluk idiniz. Siz size gelenlerin ne olduğunu bilmiyordunuz? Ve hakkı ve doğruyu söyleyen (ve ifâde eden) Kur'ân-ı kerimden habersizdiniz.... (Öyle kitap ki?) Yani içinde hak ile bâtıl, helal ile haram ve bunlardan başka hükümlerin beyân ve açıklandığı bir kitap... Kur'ân-ı kerimin açıklamasıyla din işlerinde karışık ve kapalı hiçbir şey kalmadı. Bundan sonra hakeme başvurmaya gerektiren ihtiyaç nedir? Hakeme ne hacet? Bu senin de gördüğün gibi, Kur'ân-ı kerim din işlerini açıklamakta kâfi (ve yeterli)dir. Kur'ân-ı kerim, başkasının beyân ve açıklamasına muhtaç değildir. Kur'ân-ı kerimin beyânı ve tafsili (bütün beyan ve tafsilatlardan) müstağni'dîr... Ve kendilerine kitâb verdiklerimiz de bilirler ki, o (Kur'ân-ı kerim) senin rabbinden indirilmiştir;" Bu kelâm istinaftır. Beyan edilen mukadder sözün altına dahil değildir. Mekke müşriklerinin kendilerine güvendikleri ve hakemliklerinden râzî oldukları her iki kitap ehli (Yahudî ve Hıristiyan) âlimleri; Kur'ân-ı kerimin hak olduğunu ve Allâhü Teâlâ hazretleri tarafından indirildiğini çok iyi biliyorlardı... Kavl-i şerifin manâsı; kendilerine Tevrat ve incil'i kavramayı ve anlamayı nasip ettiğimiz, Yahudi ve Hıristiyan âlimleri, bunu kitabın yani Kur'ân-ı kerimin senin Rabbin tarafından indirilmiş olduğunu çok iyi biliyorlar. Ve kitap sahihtir.

Kur'ân-ı Kerim

(Kur'ân-ı kerim ne ile indirildi?) "Tamamıyla hak olarak..." Doğruluk ile... Bunun Farisi olarak; doğruluk ve dürüstlük ile indirildi, demektir. Bu câr ve mecrûr (yani mahzûfa taaliuk etmektedir. müştekin oian zamirden hâldir. Tamamıyla hak olarak..." bir "indirilen" kavl-i şerifinde Sakın şüphelenenlerden olma..." Onların Kur'ân-ı kerim'in hak olduğunu bildiklerinden şek ve şüphe edenlerden olma; bununla beraber kendilerinden (zahiri olarak) ilmin eserlerini ve marifetin hükümlerini müşahede etmez (ve görmezsin.. Zira 'imin eseri ve marifetin hükmü onların iman etmeleridir. Kitap ehlinin âlimlerinin pek az kısmı iman etti....) Cümlenin başındaki fe harfi, tertip içindir: (Yani) kitap ehlinin Kur'ân-ı kerimin şanı ve Kur'ân-i kerimin Rabbin tarafından hak olarak indirildiği (ve Kur'ân-ı kerimin hak olduğu hakkındaki) ilimlerinden haber vermek üzere nehyin tertibi içindir. Bu şekilde cümlenin manâsı aynı zamanda azarlama (ve tevbîh) ve ilhâb yani yakfn üzere sabit kılmak içinde olmuş olur. Şu kavl-i şerifte olduğu gibi: 0 halde sakın câhillerden olma. Fe harfi, onların Kur'ân-ı kerimin hâlinin kendisi hakkındaki ilimlerinin nehyini tertip içindir Sonra Allâhü Teâlâ hazretleri, "Muhakkak ki, o (Kur'ân-ı kerim) tamamıyla hak olarak senin rabbinden indirilmiştir;" kavl-i şerifıyle) Kur'ân-ı kerimin indirilmesini kendi zât-i âlisine izafe ederek; zikredilen kitabı indirenin Allâhü Teâlâ hazretleri olduğu ve hak ile indirmesiyle (Kur'ân-ı kerimin) kemâlini beyân etti. Yine Allâhü Teâlâ hazretleri, bizzat kendisi Kur'ân-ı kerimin kemâlini beyân ederek buyurdu:

Kur'ân-ı Kerim Mükemmel Bir Kitaptır

"Ve Rabbinin kelimesi tam kemâlindedir." Burada kitap yani Kur'ân-ı kerim, Lisr "kelime" ifadesiyle tabir edildi. Zira, sıdk (doğruluk) ve J^J! adalet ile vasıflanmaya asıl olan kelimedir. Onunla hikmetin eserleri zahir olur... (Ne olduğu halde?) Doğrulukça da, adaletçe de..." Bu her iki kelime masdardırlar ve hâl olmak üzere mensûbturlar... Yani, sâdık ve âdil bir kelime olarak indirdi," demektir.

Kur'ân-ı Kerim tamdır

tamam oldu," fiilinde beyân edilen) ilâhi kelâmın tamam olmasının manâsı, Kur'ân-ı kerimin gayet beliğ olduğunu tabir ve ifâde ediyor. (Bu da;) 1- İlim. 2- Amel ile olur. (Yani) mükelleflerin tâ kıyamete kadar muhtaç oldukları ilim ve ameli beyân etmede kâfî (ve yeterli) olduğunu beyân ve ifâde ediyor. (Ve Kur'ân-ı kerimin) 3- Sidkıyetini, 4- Adaletin doruk noktasında olduğunu beyan ediyor. Manâsı, Kur'ân-ı kerim haber verdiği şeylerde gerçekten doğruluğun en yüce ve doruk noktasına ulaştı, demektir. (Meselâ:) 1- Allâhü Teâlâ hazretlerinin zâtının varlığı, 2- Allâhü Teâlâ hazretlerinin sübûtî sıfatları, 3- Allâhü Teâlâ hazretlerinin selbî sıfatlan, 4- Allâhü Teâlâ hazretlerinin ahkâmını haber vermesi, 5- Vaîd (korkutma yani cehennem ve azab ile ilgili haberler) 6- Vaad (müjde cennet, mükâfat ile ilgili haberler....) 7- Sevap, 8-Azab... (3/90) 9- Geçmiş (ümmet)Ierin hallerini haber vermesi, 10- Gelecek (te tecelli edecek olan) gayıblardan haber vermesi, 11- Kaza ve hükümde adalet... 12- Mükelleflere taalluk eden hükümleri adaletle zikretmesi, 13- İnsanlar, Cinlere hitap etmesi, (Meselâ;) 15- Namaz, Oruç, Zekat, Hac, Cihâd Ve diğer tekâlif-i şer'îyye (şeriatın getirdikleri yükümlülüklerde) hep adaletle hitap etmektir. Bu mükellefiyetler ister emir ve ister nehiy olsunlar....

Kur'anda Değişiklik Yok

O'nun kelimelerini değiştirebilecek yok..." Hiçbir kimse bunlardan hiçbir şeyi daha âdil ve daha sâdık (doğru, gerçekçi bir şeyle) değiştiremez. Hatta bunların misliyle de bunları değişteremez. Allâhü Teâlâ hazretlerinden gayri başka bir hakemin tayin edilmesi nasıl tasavvur edilir? (Böyle bir şey asla mümkün değildir!)

Allâhü Teâlâ İşiten ve Bilendir

Semi' O," işitmenin kendisine taalluk ettiği şeyi hakkıyla işiten sadece Allâhü Teâlâ hazretleridir. Alîm 0..." Bilinmesi mümkün olan her şeyi hakkıyla bilen sadece Allâhü Teâlâ hazretleridir... Bu bilinenlerin içine hakem edinmek isteyenlerin sözleri, zahirî ve bâtmî halleri de girer... Öncelikle bilinenlerin içine girer...

Kur'ân-ı Kerim Hüccetüllahtir

Bu âyet-i kerimede hâsıl olup çıkarılan sonuçlar şunlardır: Muhakkak ki Kur'ân-ı kerim, Allâhü Teâlâ hazretlerinin hükmüdür. Kura'ân-ı kerim Allâhü Teâlâ hazretlerinin hüccetidir. Kur'ân-ı kerim insanların arasında galip olan bir hüccetüllah'tır. Kur'ân-ı kerimden gayrisine dönmek asla olmayacaktır.

Kurandan Kafirler Döner

Kur'ân-ı kerimden ancak onu inkâr eden kâfirler dönerler. (Kur'ân-ı kerimden dönen bu kişilerin) inkârları ister; l-"inkâr-ı inâdî" olsun, (meselâ) Kur'ân-ı kerim hak olduğunu (ve Allâhü Teâlâ hazretleri tarafından gönderilen bir kitap olduğunu) bilen (ve sadece inkarlarından, makam, mevki hırsı ve para için Kur'ân-ı kerimi inkâr eden Yahudi ve Hıristiyan) âlimleri olsun veya, 2- "inkâr-ı tekzibi" olsun; onu (Kur'ân-ı kerimi bilmeyerek inkar eden) câhilerin inkârı gibi.... Amma Kur'ân-ı kerimi ikrar eden (ve ona iman eden kişiler) ise, kendileri "ilâhî cezbe" ile Kur'ân-ı kerimin içinde bulunanlarla amel etmeye cezbeder (yani ilâhî bir kuvvet onları Kur'ân-ı kerim ile amel etmeye çeker... Ve onları, imandan sonra) 1- İlim, 2- İrfan ve 3- lykânın (tam imanın) kemâlinin en yüksek derecelerine cezb edip çeker... Kur'ân-ı kerim, hak kelimedir. Kur'ân-ı kerim sıdk (doğru) kelimedir. Sidk (doğruluk) ise kişiyi; 1- Cennete, 2- Kurbete (ilâhî yakınlığa) ve 3- Vuslata hidâyet buyurur....

Şer'î Teklifler Kuldan Kalkar mı?

Tekâlif-i şer'ıyye (şeriatın mükellefiyetleri yani efâl-i mükellefiyn kuldan asla kalkmazlar... Kul tecellî-i zât (Allâhü Teâlâ hazretlerinin tecellisine) vâsıl olsa bile, bu dünyâ âieminde yaşadığı müddetçe ondan mükellefiyetler kalkmaz... Bazı zanneden zındıkların sandığı gibi değildir...

Âhirette Mükellefiyetler?

Amma âhirette ise, mükellefiyetler tamamen kalkar. Bu alemin mükellefiyeti sadece tevhîd'tir... Zaten sadece tevhîd vardır.

Mertebeler

İnsanın bütün mertebelerinde (ve manevî derecelerinde) şeriate riâyet etmesi gerekir. Zira kemâlât (maddî ve manevî olgunluklar) ancak şerîât'tedir. Şeriat, yok ise mutlak kişi nakıs (manen noksan)dır.

Meczûblar Noksanlıkların İçindedirler

Bundan dolayı görmüyor musun, meczûblar, noksanlıklardan hâli değiller...

Peygamberler Meczûb Olamaz

Görülmüyor mu ki, peygamberlerin hiçbirinde seflhlik (bunaklık, akılsızlık, meczûbluk, delilik) ve mecnunluk gibi bir hâl asla işitilmedi. Kâmil akıl sahibi olan kişi, istiğrak halinde, kapısının gıcırtısını ve sinek vızıltısının sesini güzel görür ve güzel işitir...

Hikâye (Cezbe hali)

Hikâye olundu. Şeyhü'l-Ekber (k.s.) el-athar hazretleri, bir gün iki müridine sordu: Benden şerîat'e mugayir bir hâl sadır oldu mu?" Onlar: ' Hayır!" dediler. Şeyhü'l-Ekber Muhyiddini Arabî (k.s.) hazretleri bunun üzerine Allâhü Teâlâ hazretlerine hamd etti ve buyurdular: Otuz yıl kadardır burada değilim!..."

İnsan Eşref-i Mahlûkattır

İnsan eşref-i mahlûkat (yaratıkların en şereflisi)dir. İnsanların en şereflisi de Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.) hazretleridir. Bundan dolayı Efendimiz (s.a.v.) hazretleri Kadîm olan başlangıçtan "Furkân-ı kerim"e mazhâr oldu. O kadîm olan başlangıçta, Allâhü Teâlâ hazretlerinin kendisini, hakkı hak ve bâtılı bâtıl kılması için nasbedip tayin ettiği kadîm ve ezelî hükümdür...

Hazret-i Ahmed

Ne güzel buyurmuşlar: Agâh olun! Ahmed (s.a.v.) peygamber oldu. O her müşkili halleder. Senin vasfını beyan etmekten acizim; Fakat mücmel olarak derim ki; -"Sen bütün efendilerin sultanısın!" Senin şeriatın bütün yolları aydınlatmaktadır. Senin şeriatından nur almayan bütün tarikatlar, Kapalıdır. Sapıktır... Hakikatte sen hiç şüphesiz sultanlar sultanısın... Sultan sensin!

Nefsin Islâhı

Bil ki, bu âyet-i kerime nefsin mertebesine ve ıslâhına taaliuk etmektedir. Muhakkak ki Allâhü Teâlâ hazretlerinin gayri bir hakem edinmek, nefis-i emmâre'nin hevâ-ü hevesindendir. Nefsin ıslâhı, 1- İnkiyâd (Allah'ın emirlerine ve hükmüne boyun eğmek) ve, 2- Teslim olmakJa olur

Varis-i Nebî Kimdir?

Kur'ân-ı kerimin zahirî ve bâtını ilimlerinden nasibi olan herkes; hâli kaderince ve nisbetinde "vâris-i nebî" (yani Efendimiz s.a.v. hazretlerinin vârisi)dir.

Hakîm Kimdir?

Hakim, Allâhü Teâlâ hazretlerinin emirlerini bilen (âlim) kişidir... Câhil olan kişi değildir.

İlimsiz Fetva Veren?

Hazret-i Aii kerremallahü vechehû buyurdular: Kim, ilimsiz olarak fetva verirse, gök ve yer melekleri ona la'net ederler. Efendimiz {s.a.v.) Hazretlerinin Düzelttiği Fetva

Aliyyü'l-Belhî (r.h.)'ın kızı babasına boğaza kadar çıkan kusmadan sordu. 0 da; Abdestin yenilenmesi gerekir!" diye fetva verdi. Sonra Efendimiz (s.a.v.) hazretlerini rüyasında gördü. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri ona; Hayır Ya Ali! Ağız dolusu olmadıkça (abdestin yenilenmesi gerekmez)" Bunun üzerine Aliyyü'l-Belhî (r.h.) buyurdular: "Anladım ki, fetvalar, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine arz olunur. Bunun üzerine ben nefsime "ebediyyen bir daha fetva vermemesi" sözünü verdim..."

Meleklerin Utandığı Şey?

Şa'bî (r.h.)'a bir mesele soruldu. O da; Bilmiyoruml" dedi. Ona; (Sen bilmiyorum demekten) utanmıyor musun? Sen ki Iraklıların en fakîhisin!" dediler. 0: Meleklerin utanmadığı bir şeyden neden ben utanayım ki? Hani melekler: (Allâhü Teâlâ hazretlerinin; öl Haydin, da'vânızda sâdıksanız bana şunları isimleriyle haber verin!" buyruğuna karşı meleklerin hepsi) "Bizim İlmimiz yok. dediler.

Kime Fetva Sorulur?

Avâm'a (halka) düşen vazife, zahir işlerinde (şeriat ile ilgili konularda) mümkün mertebe, memleketinin veya (başka şehirlerde de olsa) asrının en "âlim"ine (zahiri ilimleri en iyi bilen ve en fakîh kişiye gidip) fetva sormaktır.

Maneviyât Kime Sorulur?

Havâssa düşen vazife ise, bâtını hallerini en "arif kişiye gidip fetva sormaktır. Ve o arif kişi her ne kadar ümmî olup âlimlerin ıstılahlarını (terimlerini) bilmezse bile de... Zira onu ıstılahlardan müstağni kılacak (muhtaç etmeyecek) "manevî hikmeti vardır. İşte bu zât "hakîm" diye isimlendirilmeye en layıktır.

Evliyâullâh, İlim ve Marifet

Ehlüllâh; "Kul, Allâhü Teâlâ hazretlerine vâsıl olduğunda Allâhü Teâlâ hazretleri kendi katında ona ilim öğretir ve ona hak ile bâtılın arasını temyiz edecek (hikmeti) ilham eder..." Konusu üzerine hakikaten ittifak ettiler.... (3/91) Bundan dolayı Allâhü Teâlâ hazretlerinin kendilerine kendi katında ilim öğrettiği ve hak ile bâtılın arasını temyiz etme yeteneğini bahşettiği kişiler, (ümmî olsalar bile) şeriatın dışında konuşmazlar. Şu söz buna işaret etmektedir: Allâhü Teâlâ hazretleri, câhilden veli edinmez. Ve eğer câhil kişiden veli edinirse elbette ona ilim öğretir (ve onu âlimler seviyesine çıkarıp öyle veli edinir.)" Sahabe-i kiram (r.a.) hazerâtının. hazretlerinin hikmetinden çıkmamaları gibi... Allâhü Teâlâ hazretleri buyurduğu gibi: Efendimiz (s.a.v.) Yok, yok! Rabbine kasem ederim ki, onlar, aralarında çıkan çapraşık işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükümden nefislerinde hiçbir darlık duymaksızın tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iymân etmiş olmazlar. Ve yine Allâhü Teâlâ buyurdu: . Bununla beraber gerek bir erkek mümin için gerek bir kadın mü'min, Allah ve Rasûlü bir işe hüküm verdiği zaman o işlerinden ihtiyar/seçme hakkı kendilerinin olmak olamaz ve her kim Allah ve Rasûlü'ne âsi olursa açık bir sapıklık etmiş olur. Gerçek irâde ehli (muridlerin) hâli de böyledir. Muridler, asla mürşid-i kâmilin emrinden çıkmazlar...

Halifetüllah

Zira hüküm, hakikatte Allâhü Teâlâ hazretlerine mahsustur. Bu âyet-i kerime dile getirdiği gibi.... Ancak Efendimiz (s.a.v.) hazretleri de hakikaten Allâhü Teâİâ hazretlerinin halifesidir. Yine söz ve halleriyle Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine vâris olanlar da böyledir...

İnsanların Çoğuna Uyarsan...

Yüce Meali:

Yerdekılerin ekserisine uyarsan, seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar sırf zan ardından gider ve sâde atarlar. Her halde rabbındir en ziyade bilen; kim yolundan sapıyor... Doğru gidenleri, en ziyade bilen de O..

Tefsîr-i Şerifi:

Yerdekilerin ekserisine uyarsan," Sebeb-i Nüzul Ehli meyteyi (kesilmeden Ölen, leş, îslâmî usûl üzere kesilmeyen hayvanın etini) haram sayıyorlardı ve Müslümanları da leş etini yemeğe davet ediyorlardı... Ve şöyle diyorlardı: Bunu Allah kesti (öldürdü); dolayısıyla bu sizin bıçaklarınızla kestiklerinizden daha helâldir." Bunun üzerine Allâhü Teâlâ hazretleri bu âyet-i kerimeyi indirdi...

Allâhü Teâlâ Hazretlerinin Emirleri

Kavl-i şerifin manâsı: Habibim Ahmed! Resulüm ya Muhammed (s.a.v.)! Eğer sen uyarsan; onlar yeryüzünün çokları olduğu için; Seni Allah yolundan saptırırlar." Yani Allah'ın dininden ve şeriatından saptırırlar, demektir.

Kesin Bilgi Sahibi Olmayanlar Saptırırlar

(Mukadder sual ile) sanki soruldu: -"Nasıl saptırırlar?" (Cevap:) denildi: Onlar ardından giderler." Onların dinî işlerinde ve seninle mücâdele ettikleri, meyte (leş) işinde ancak tabi oluyorlar. (Neye tabi oluyorlar?) Sırf zanna..." Bu zan, onların babalarının hak üzere olduğunu ve kendilerinin de babalarının izinde (yolunda) gitmekle hidâyet (doğru yol üzere olduklarını düşünme) zanlandır. Böylece kendileri apaçık bir dalâlet ve sapıklıkla sapıyorlardı...

En Büyük Dalâlet?

Hiç şüphesiz, irşâd'a (halkın doğru yolu bulmasına) mani olan sapitıcı kimse; başkalarını da kendi nefsinin (hevâ-ü Hevesinin) yoluna ve ardına düşmesi için (bozuk ve sapık) yol göstermektedir. Bu kişiler, hem dâll (kendisi sapıtmış) ve hem de mudil (başkalarını da sapıtan ve dalâlete düşüren) kişilerdir. (İşte en büyük dalâlet budur...)

Hak Yolda Zannın Yeri Yoktur

Muhakkak ki hak yola; 1-Zann, 2-Taklîd, 3-Hevâ-ü hevese tabi olmak, 4- Ve benzeri ilimden uzak ve nefse hoş gelen şeylerle girilmez... Hak yola; 1-Sıdk; 2-Doğruluk, 3-Tahkik, 4-Hidâyet, 5-Ve kesin ilimle girilir....

Tahmin Yürütürler

Ve onlar sâde atarlar..." Onlar, meyte (leş eti yemek) ve diğer konularda, Allâhü Teâlâ hazretlerine karşı yalan söylüyorlar. Her halde rabbındır en ziyade bilen;" İlmiyle... Kim yolundan sapıyor... Doğru gidenleri, en ziyade bilen de O..." Dalâlet üzere ve hidâyette olan insanlardan her bir taife müstahak oldukları şeylerle karşılık (ceza ve mükâfatını) verir. Sen birinci fırkadan (yani dalâlet üzere olan sapık kimselerden) olmaktan sakın! Kendini koru!

Allâhü Teâlâ Bilir

Haddâdî (r.h.) buyurdular: (Bilmeyi Allâhü Teâlâ hazretlerine izafe ederken) "En ziyâde bilen" buyurdu. Çünkü Allâhü Teâlâ hazretleri bütün eşyayı her cihetiyle (bütün boyutlarıyla) bilir. Allâhü Teâlâ hazretlerinden başkalarının bir şeyi bilmesi ise, (eşyayı) bazı cihetleriyledir... (Bütün boyutlarıyla bilmezler...)

Helal kesimler

Yüce Meâli:

O halde eğer, O'nun âyetlerine inanan mü'minler iseniz, üzerlerine Allah ismi anılmış olanlardan yeyin. O size muztarr/mecbur olduklarınız müstesna olmak üzere, haram kıldığı neler ise, ayrı ayrı bildirmiş iken, üzerlerine Allah ismi anılmış olanlardan niye yemeyeceksiniz? Evet! bir çokları bildiklerinden değil... Mücerred hevâlarıyla halkı behemehal dalâlete düşürüyorlar. Şüphesiz ki rabbindir; o mütecavizleri en ziyade bilen. Günahın açığını da bırakın, gizlisini de... Çünkü günah kazananlar, yarın kazandıklarının cezasını muhakkak çekecekler.

Tefsîr-i Şerifi:

O halde eğer, O'nun âyetlerine inanan mü'minler iseniz, üzerlerine Allah ismi anılmış olanlardan yeyin." O halde yeyin," Anılmış olanlardan," (ne anılmış?) Allah ismi" (nerede?) Üzerinde "Eğer sizler iseniz," O'nun âyetlerine (Allah'ın), (ne iseniz?) (İnanan) mü'minler..." Allâhü Teâlâ hazretlerinin haramlarını helal ve helâllarını da haram kabul eden dalâlet ehline tabi olanları inkâr ve onların sebebinden uzaktır.

Allah'tan Başkasının Adıyla Kesilenler

Âyet-i kerimenin manâsı; 1- Ey mü'minler hâsseten Allâhü Teâlâ hazretlerinin isminin üzerinde zikredilmekle kesilenleri (yani besmele ile kesilenleri) yeyin.... 2- Başkasının isminin üzerinde anılarak kesilenleri değil... 3- Veya Allâhü Teâlâ hazretleriyle beraber başkasının isimleri üzerinde anılarak kesilenleri, 4- Ya da (kesilmeden) kendi eceliyle ölen hayvanların etlerini yemeyin...

Kur'ân-ı Kerime İman

Muhakkak ki Kur'ân-ı kerimin âyetlerine iman etmek; 1- Allâhü Teâlâ hazretlerinin helal kıldıklarını (helâl ve) mubah kabul etmek.., 2- Ve haram kıldıklarını (haram kabul edip onlardan) kaçınmayı gerektirir.

Besmeleyle Kesilenler Helâldir

"Size ne oluyor ki, üzerlerine Allah İsmi anılmış olanlardan niye yemeyeceksiniz?" "Allâhü Teâlâ hazretlerinin isminin üzerinde anılan şeylerden yememeği konusunda," hangi sebep size hasıl oldu...

Müslümanlar ile Müşrikler Kesme İşinde

İmam (Fahreddîn Râzî r.h.) buyurdular: Muhakkak ki müşrikler, Allâhü Teâlâ hazretlerinin isminin üzerinde anılarak kesilen hayvanların etlerinin yenilmesini mubah kabul ediyorlardı. Bunda (asla) münazaa etmiyorlardı. Münazaa, onların meyte (leş, yani kendiliğinden ölen) hayvanların etlerini mubah görmelerindedir... Müslümanlar onu (yani İslâmî olarak kesilmeden kendiliğinden ölen hayvanların etlerini) haram ediyorlardı.

Leş Yemek Haramdır

(Suâl:) İş böyle ise, Allâhü Teâlâ hazretlerinin isminin üzerinde anılarak kesilen hayvanların etlerinin yenilmesinin mubah olduğu hakkında emrin varid olması (inmesi) abes (manâsız) olmuş olur... Çünkü üzerinde ittifak edilen bir şeyde (yani Allâhü Teâlâ hazretlerinin isminin üzerinde anılarak kesilen hayvanların etlerinin hem müşrikler tarafından ve hem de Müslümanlar tarafından yenilmesinin mubah olmasında İslâmî olarak kesilen) hayvanların etlerinin bir hükmü ispatını gerektirmiyor.... Hükmü ihtilâf edilen şeye terk ediyor (Cevâp:) Buna şöyle cevap verildi: Yeme işinizi üzerinde Allâhü Teâlâ hazretlerinin isminin anıldığı (yani İslâmî olarak kesilenlere) maksûr (ve mahsus) kılın," demektir. Bu takdirde bu kavl-i şerif, sadece meyte (leşin) yenilmesinin haram olduğunu ifâde eder.

Haramı Beyan

Ve (Allah) size ayrı ayrı bildirdi. Yani halbuki Allâhü Teâlâ hazretleri size beyân etti. "Sizin üzerinize haram kıldığı neler ise..." Haram kılmadıklarının içinden haram kıldıklarını açıkladı.... (Haramları tafsîl ve beyan eden âyet-i kerime) şu sûre-i celile'de bulunan şu kavl-i şerifdir: De ki: Bana vahyolunanlar içinde bu haram dediklerinizi yiyecek bir adama haram kılınmış bir şey bulmuyorum. Meğer ki şunlar olsun: Ölü, Yahut dökülen kan, Yahut hınzır eti ki, o şüphesiz bir pistir. Yahut Allah'tan başkasının ismi anılmış açık bir günah ki, Bunlarda da her kim mecbur olursa, diğer bir mecburiyete tecâvüz etmediği ve zaruret miktarını aşmadığı takdirde... Şüphe yok ki, Rabbm gafurdur, rahimdir. Bunun gerisinde olanlar, helâl olmak üzere kaldılar. (Yenilmesi haram olanları beyan eden) şu kavl-i şerifle helal değildir: "Size şunlar haram kılındı: Ölü, kan, hınzır eti, Allah'tan başkasının nâmına boğazlanan, bir de boğulmuş • yahut vurulmuş • yahut yuvarlanmış, • yahut susulmuş, • yahut canavar yırtmış olup da canı üzerinde iken kesmedikleriniz, • ve dikili taşlar üzerinde boğazlananlar, • ve zarlarla kısmet paylaşmanız... Hep bunlar birer fisk (yoldan çıkış) tır. Bugün kâfirler dininizi söndürebilmekten ümitlerini kestiler. Onlardan korkmayın; yalnız benden korkun. İşte bugün sizin için dininizi kemâle yetirdim, üzerinizdeki nimetimi tamama erdirdim. Ve size din olarak İslâm'a rıza verdim; şu kadar ki, her kim son derece açlık halinde çaresiz kalır da, günaha meyi maksadı olmaksızın, onlardan yemeye mecbur olursa müstesna... Elbette Allah gafur, rahîm'dir. Çünkü bu âyet-i kerime "Medenî" dir. Bu sûre (yani el-En'âm sûresi) "Mekkî" dir...

Tilâvette Te'hîr Nüzûl'deTehiri Gerektirmez

Sual: Eğersen: De ki: "Bana vahyolunanlar içinde bu haram dediklerinizi yiyecek bir adama haram kılınmış bir şey bulmuyorum. Meğer ki şunlar olsun: • Ölü, • Yahut dökülen kan, • Yahut hınzır eti ki, o şüphesiz bir pistir. • Yahut Allah'tan başkasının ismi anılmış sarih bir fısk ki, Bunlarda da her kim muztarr olursa, diğer bir muztarra tecâvüz etmediği ve zaruret miktarını aşmadığı takdirde... Şüphe yok ki, Rabbın gafurdur, rahimdir. Âyet-i kerimesi bu âyet-i kerimeden sonra (yani; O size mecbur olduklarınız müstesna olmak üzere, haram kıldığı neler ise, ayrı ayrı bildirmiş iken, üzerlerine Allah ismi anılmış olanlardan niye yemeyeceksiniz? Evetî bir çokları bildiklerinden değil... Mücerred hevâlarıyla halkı behemehal dalâlete düşürüyorlar. Şüphesiz ki rabbindir; o mütecavizleri en ziyade bilen. (Kavl-i şerifinden sonra) zikredilmiştir. Halbuki, Fasletti, ayrı ayrı beyan etti," (fiili mâzî) sîgası, takdîmi gerektirir? (Neden böyie oldu?") Cevap: Tilâvette tehîr; nüzulde tenin gerektirmez. Ve (ayrıca) tafsîlatm "Vahyi gayri metiûv (okunmayan vahiy) ile olmasına hamledilmesi de caizdir... Müftü Sa'dî Çelebî (r.h.) hazretlerinin bu zehâb'da olduğu gibi... Ve bunu kendi katında en evlâ olarak kabul etti... (3/92)

Zaruret Hâilleri Hariç

Sizin kendisine muztarr ve mecbur olduklarınız müstesna..." Size haram kılınan şeylere mecbur olursanız... 0 zaman yine (haram olan şeyler) helâl olur. Zaruret helâliyle helâl olur...

Ma (L.) Kav şerifinin Masdariyet ve Mevsûl Olması

istisna muttasıl'dır. Müstesna minh, Haram kılman şeyler"dir. Mâ" kavl-İ şerifi, masdariyet için olup, müddet manası¬nadır. Yani, Allâhü Teâlâ, sizin kendisine mecbur olduğunuz vakitlerde hariç; (diğer) bütün vakitlerde (her zaman) size haram olan şeyleri tafsilatıyla açıkladı. Eğer "Mâ" kavl-i şerifi, mevsûl kîhnırsa; o zaman istisnanın istinâ-i munkatî' olması tayin olunur. Çünkü, Sizin kendisine mecbur olduklarınız müstesna.. olan şeyler helâl olan şeylerdir. Haramın altına girmezler...

İnsanları Saptırmaya Çalışanlar

Muhakkak ki bir çokları," Kâfirlerin... Dalâlete düşürüyorlar." İnsanları, halkı... Kendi hevâlarıyla..." Nefislerinin arzu ettiği hevâ-ü heveslerinin, meyteyi (leşi) helal kılması ve diğer şeylerle insanları saptırırlar... Ilimsiz olarak (cahilane bir halde)" Şeriattan alınmış değildir. Çünkü şeriat vahye isnat etmektedir.... Ol "Şüphesiz ki rabbindir; o mütecavizleri en ziyade bilen..." Haktan bâtıla ve helâl'den harama geçenleri Allah en ziyâde bilendir...

Hevâ'nın Çeşitleri

İyi bil ki; hevâ birkaç çeşit üzerinedir. "Mu'tezile ve "Şia beraber, hevâ ehlidirler. Çünkü bu iki mezhep, kitab ve sünneti kendi hevâ (istek ve arzularına göre) te'vfl edip, ehl-i sünnet ve'1-cemaate muhalefet etmektedirler... Mu'tezile ve Şia, kendi hevâlanyla insanları dalâlete düşürüp saptırıyorlar; kâfirlerin ve şirk ehlinin insanları saptırmaları gibi...

Şeriata Mutabık İşaretler

Ama şer-i şerife mutabık olarak, âyet-i kerimelerden ve hadis-i şeriflerden işaretler almak ise asla hevâ değildir. Belki bu sırf irfandır, güzelliktir... Mesnevî'de buyuruldu: Kur'ân-ı kerimin sadece zahiri var sanmal İbliste Adem Aleyhisselâm'i sadece toprak olarak görmüştü. (Yanılmıştı...) Kurân-ı kerimin zahiri, insanın terkibine benzer. Sureti görülür ama ruhu gizlidir..

İşaret Ashabı

İşaret ashabını taklit etmek, dalâlet ehlini taklit etmek gibi değildir... Zira muhakkak ki işaret ehli, işlerini (mesleklerini) iyân ve yakîn/tam iman üzerine bina ettiler. Zan ve tahmin üzerine değil.

Dünyâ Ehli

Dünya ehli de hevâ ehlidirler... Dünya ehli, ukbâ ehline nisbetle hevâ ehlidirler... Zira kâinatın (yaratıkların) hepsi (hakiki hayata nisbetle) hayâl'dir. Hayâl'e tabi olan ve hayâl peşinde koşanlar ise akıllılar ve erler sınıfından sayılmazlar...

Behlûl Dânâ (r.h.) ve Çocuk

Behlûl (r.h.) hazretleri buyurdular: Bir gün, Basra sokaklarında geziyordum. Ceviz ve bademlerle oynayan sabî çocuklar gördüm. Bir de baktım, çocuğun biri de onlara bakıyor ve ağlıyordu. Ben kendi kendime; Bu sabî, çocukların elinde bulunanlara (oyun için olan ceviz ve bademlere) hasret çekmektedir; kendisinin elinde kendisiyle oynayacağı bir şeyi olmadığı için üzülmektedir!" dedim. Ve ona; Ey oğul! Seni ağlatan nedir? Senin de çocuklarla beraber oynaman için sana ceviz ve badem (oyun aletleri) satın alayım mı?" dedim. Çocuk gözlerini bana kaldırdı. (Göz öcüyle bana baktı ve): Ey aklı az (ve kıt) olan! Bizler oyun için yaratılmadık?" de'di. Ben; Ey oğul peki bizler niçin yaratıldık?" diye sordum. O İlim ve ibâdet için yaratıldık!" dedi. Ona; -"Allâhü Teâlâ hazretleri, sana mübarek kılsın! Bunları nereden biliyorsun?" dedim. Çocuk; Ben bunu, Allâhü Teâlâ hazretlerinin; Ya zannettiniz mi ki biz sizi sırf bir abes yarattık/boşuna halkettik ve siz bize döndürülmeyecek misiniz? Kavl-i şerifinden anladım, dedi.

Ukbâ Ehli

Yine Ukbâ ehli de, Mevlâ ehline nazaran hevâ ehlidirler... {Çünkü bunların gayesi ibâdet, hayır ve hasenâtlanyla cennete girebilmektir...)

Mevlâ Ehli Olanlar

Mevlâ ehli, iki kâinatın (dünya ve âhiretin bütün) alakalarından tecerrüd eden (soyutlanan) kişilerdir... Onlar, vasıl ve beyin'i geçtiler... Ve Allâhü Teâlâ hazretlerinin gayri hiçbir şeye inip iltifat etmediler...

İki Âlem Bir Nefes

"Muhammediyye sahibi buyurdular: Gerçek sâliklere, her iki âlem bir nefes'tir. Onlar hûrî ve cennetlere iltifat etmezler.

Ehlüllâh Olmak

Gerçekten Allâhü Teâlâ hazretleri, dünyâyı âhiret ehlinin üzerine haram kıldı; her ikisini de ehlüllah'm üzerine haram kıldı. Lakin bir kişi, açlığını giderecek kadar ve avretlerini örtecek kadar dünyadan faydalanırsa; bu dünyâ ehli olmak demek değildir.... Çünkü bunlar "beşerî zaruretlerdendir... Bunda (beşerî zaruretlerin" giderilmesinde) Allâhü Teâlâ hazretlerinin izni vardır... Çünkü bunda esas olan beden dairesinin muhafazasıdır.

İşârî Manâlar

O halde eğer, Onun âyetlerine inanan mü'minler iseniz, üzerlerine Allah ismi anılmış olanlardan yeyin. Kav-i şerifinde şu işaretler vardır: Yani, sizin şeriatın hükmüyle yemek yemeniz imânın işâretindendir. Yoksa tabiata muvafık olarak yemek yemeniz değil...

Yemekleri Eritin

(Şeriatın hükmüyle) yediğiniz yemekleri, zikrullâh ile. eritin... Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdukları gibi: (Yediğiniz) yemeklerinizi zikrullah ile eritin!"


Yemekte Gaye

Muhakkak ki; 1- Gaflet, 2- (Allâhü Teâlâ hazretlerini) unutmak ile (gıda) yemek, 3- Ve yenilen gıda ile isyana yardım istemek, 4~ (O gıda ile günah işlemek); Elbette kalblerin ölümünü getirir... (Kalbi öldürür) ve insanı cennetlerden mahrum eder...

Cehrî Zikir

Bu hadis-i şerif, zikrullah'ın cehrî olarak yapılmasının rneşrû olduğuna işarettir... Zira yemeğin eritilmesi, cehrî (açıkta yapılan) zikirle eritilmesi daha zahir ve daha tesirlidir... (Sesli olarak Kur'ân-ı kerim okumak da böyledir...) (3/93) Bu konuda; Yemekten sonra iki rek'at namaz kılmak," veya, Yemekten sonra Kur'ân~i kerim'den on kadar âyet-i kerime okumak," gibi vârid olan haberler ve hadis-i şerifler, buna delâlet etmektedir... Çünkü bedenin hareket etmesi, yemeğin hareketini ve hazmedilmesini gerektirir. Onunla beden kuvvet bulur. Bedenin kuvvet bulmasıyla kişi, ibâdet yapmaya kuvvet bulur.

Yemekten Sonra İbâdet

Yemekten sonra ibâdet etmekte, nimete şükür vardır. Şükür; 1- Ya kalb ile olur, 2- Ya dil ile olur 3- Veya a'zâ ve organlar ile olur...

Günahın Zahiri ve Bâtını

Ve bırakın," Ey mü'minler terk edin! Günahın açığını da, gizlisini de..." (Bu kav şerif) sıfatın mevsûfuna izâfetinc endir.... Yani, zahirî günah ve bâtınî günah, demektir. Günah"'tan murad, günahı gerektiren şeylerdir. O da ma'siyetterin (ve isyanların) hepsidir... Çünkü günah, bu iki vecihten (aşikâr veya gizli) olmaktan asla hâli değildir. (Yani bir günah ya açıkça işlenir veya gizli olarak işlenir...) Bu kavl-i şerifin altına alenî olarak yapılan günahlar girdiği gibi, gizli olarak yapılan günahlar da girerler. Bu günahlar ister kalbin amellerinden olsun; isterse, organlar (cevârih ve a'zalar) tarafından yapılan günahlar olsun müsâvîdir.

Azaların ve Kalbin Amelleri

Cevârih (organ ve a'zâlann) amelleri zahirdir. Sözler ve fiiller gibi... Kalbîn amelleri ise bâtınî'dir. Fasid akâîd, (bozuk inanç), bâtıl azîmetler/ameller gibi...

Zahirî ve Bâtınî Günahlar?

Zahirî günahların hakikati, dünya nimetlerini istemektir. Bâtınî günahların hakikati ise ukbâ (âhiret yani cennet) nimetlerine meyletmektir... Çünkü bunların her ikisi de kulu, Hazret-i Mevlâ'nın huzurundan uzaklaştırmaya sebeptirler...

Allah Erlerinin Safları

Ne güzel buyurmuşlar; Zahir ve bâtınını temiz tut; Günah kirinden ki, Tertemiz olasın ve böylece Allah erlerinin safına katılasın..."

Günahlar ve Azap

Çünkü günah kazananlar," Zahiri ve bâtınî ma'siyetleri işleyenler, Cezasını muhakkak çekecekler...' Yakında elbette âhirette cezalandırılacaklardır. Yapmış olduklarından dolayı" Dünyada yaptıkları (zahiri ve bâtınî) hangi günah olursa olsun... Muhakkak ki günahlardan kaçınmak lazımdır... Ne güzel buyurmuşlar: Her bir şey ki eğer sen onu (Allah'ın emrini) tutmazsan; Her yaptığın şeyi o gün (ahırette) kötü görürsün.

İşârî Manâlar

(Bu âyet-i kerimede şu) işaretler vardır: Muhakkak ki, Allâhü Teâlâ hazretleri, insan için bir zahir yarattığı gibi, -ki cismânî bedeni'dir- insan için bir de bâtın yarattı. İnsanın bâtını da ruhanîkalbtir... Bu şekilde, günahlar için de bir zahir kıldı. (Zahiri günah), şeriata muhalif, tabiata muvafık olan her türlü söz ve fıil'dir... Bâtın günahta kıldı. Bâtınî günahlar ise, hayvânî, yırtıcı ve nefsin üzerinde olduğu şeytanî cibilliyettir... Günahın açığını da bırakın, gizlisini de..." Yani, şer'î amelleri işlemekle tabiî amelleri terk edinî Ruhanî, melekî ahlak ile ahlaklanmakla da nefsânî kötü huylan terk edinî Çünkü günah kazananlar," Ef âl ve ahlâk ile zahirî ve bâtını günahları işleyenler, Yarın kazandıklarının cezasını muhakkak çekecekler." Hem dünya ve hem âhirette... Ama (acilen yani) dünyada ise, tabiî olan her fiil ve sözün bir zulmeti vardır. O zulmet, kalbin aynasını paslatır ve karartır. Ve böylece ruhanî kalbî'nin ahlakını tahrif eĞer. Zulmânî nefsin ahlakının mizacını takviye edip kuvvetlendirir... Onunla hevâ galip °'ur. Dünya ve dünyânın şehvetlerine meyleder. Hevâ'ya muvafık olarak bunlardan izhâr edilen her bir ahlak, kalbte kirlenmeyi ve kasveti ziyâdeleştirir. Ve böylece günahlar sebebiyle kalb, Allâhü Teâlâ hazretlerinden mahcûb (örtülü ve mestur) olur. Allâhü Teâlâ hazretleri buyurduğu gibi: Hayır hayır! Fakat onların kazançları kalblerinin üzerine pas bağlamıştır!" Amma âhirette ceza görmesi ise, bu günahlar, men ediciler ve hicaplar sebebiyle; kul, Allâhü Teâlâ hazretlerinden kesilir. Ebediyyen olmak üzere ateşin içinde mahcûb ve muazzeb (perdeli ve azap içinde) kalır. Allâhü Teâlâ hazretleri buyurduğu gibi: Hayır hayır! Muhakkak ki onlar o gün rablerinden hicabda kalacaklar/perdelenecekler. Te'vilât-i Necmiyye'de de böyledir...

Günahkârlar Tehlikededirler

Bil ki: Muhakkak ki bütün isyankâr ve günahkârlar, tehlikeli bir durumda bulunmaktadırlar. Belki hepsi ümit ediyorlar! Ama sonuçlarının nasıl mühürleneceğini (imanla mı yoksa imansız mı gideceklerini ve âhirette nasıl muamele göreceklerini bilmiyorlar) Ey âsî! Mağrur olma! (Kendi kendine) aklanma! Zira ilâhî inayet her âsî ve günahkâr için hâsıl olmaz. Ve hem de sen Allâhü Teâlâ hazretlerinin af ve mağfiretini dilediği kişilerden olup olmadığını bilmiyorsun? Zira muhakkak ki hemen işin başında af ve mağfiretin tecelli etmesi çok azdır..."

Hikâye (Kabir ahvali ve Kalb hali)

Hikâye olunduğu gibi... Mâlik bin Dinar (r.h.) hazretlerinden rivayet olundu. Buyurdular: Basra'da bir küçük bir topluluk gördüm; bir cenaze taşıyorlardı. Onlardan başka kendileriyle beraber cenazeye katılan hiçbir kimse yoktu. (Hayret ettim. Onlara yaklaştım) ve kendilerine bundan (yani bu koca şehirde neden kimsenin cenazeye katılmadığını) sordum. Onlar; "Bu (ölü) günahkârların büyüklerindendi... (Onun için hiçbir kimse cenazesine katılmadı!)" dediler. (Mâlik bin Dinar hazretleri buyurdular) Ben cenazeye katıldım. O cenazenin üzerinde namaz kıldım. (O kişilere yardım ettim.) O ölüyü mezarına koydum. Sonra döndüm, gittim bir gölgede uyudum... Gökten iki meleğin indiğini gördüm. Melekler, onun kabrini açtılar. Meleklerin biri onun yanına indi. Ve arkadaşına (diğer melek'e); Bunu ateş ehlinden yaz! Zira bu kişide ma'siyet ve günahlardan salim olan hiçbir a'zâ (yanı günaha bulaşmamış hiçbir organı) yok!" dedi. Diğer melek; Ey kardeş! Acele etme! Onun gözlerini inceleî" dedi. Diğer melek: Her iki gözünü inceledik! Onları gerçekten harama bakmakla dolu gördük!" dedi. Kulaklarını incele!" buyurdu. O; Her iki kulağını fuhuş, münker (şeriat ve akla muvafık olmayan şeyler)ve kötülük İle dolu gördük!" dedi. Bu kez; Dilini incele!" buyurdu. (3/94) Dilini inceledik! Gerçekten dilini, mahzurlara dalmak ve haramları irtikap etmekle dolu, gördükî" dedi. Bu sefer; Ellerini incele!" buyurdu. O; Ellerini inceledik! Her iki elini, haram'a uzatılmak ve kendisine helâl olmayan şehvet ve lezzetlere uzatılmakla dolu olduğunu gördük!" dedi. Bu kez de; Ayaklarını incele!" buyurdu. 0; Her iki ayağını inceledik! Her iki ayağını necis şeylere ve kötü işlere koşmakla dolu olduğunu gördük!" dedi. 0 melek yine; Ey kardeşim! Acele etme! Bırak bende onun mezarına ineyim ve onu inceleyeyim!" dedi. Kendisine izin verdi. İkinci melek o günahkâr kişinin mezarına indi. Bir saat kadar mezarında kaldı. Ve sonra; Ey kardeşim! Kalbini inceledim! Kalbini iman ile dolu olduğunu gördüm. Onun için bu kişiyi "merhum ve saîd" olarak yaz!" buyurdu. (Ve melek buyurdu:) Allâhü Teâlâ hazretlerinin fazlı (kerem, rahmet ve mağfireti) onu kuşatan günah ve hataları içine alır (ve hepsinden daha geniştir)...

Matemin Düğün Olur

Sa'dî (k.s.) buyurdular: Matem günün, düğün olur; Eğer sen son anda, o gün iman ile vefat etmek sana nasip olursa... Vefat günün, sevinme, ferahlanma günün olur. Eğer, sen ruhunu iman üzerine teslim edersen... Aliâhü Teâlâ hazretlerinden afv, mağfiret ve ümit iste!

Hazret-i Fatıma (r.a.)'ın Evlâdının Hürmetine

İlâhîFatıma (r.a.)ın evlâdının hürmetine! Kî beni son nefeste iman sözü üzerine kılî"

Besmelesiz Şeyler

Yüce Meali:

Üzerlerine Allah ismi anılmamış olanlardan yemeyin. Çünkü o, kat'i bir fısktır. Bununla beraber şeytanlar, kendi yaranına sizinle mücadele etmeleri için mutlaka telkinâtta bulunacaklardır. Eğer onlara itaat ederseniz, şüphesiz siz de müşriksinizdir.

Tefsîr-i Şerifi:

Üzerlerine Allah ismi anılmamış olanlardan yemeyin.' Yani bilerek besmele çekmeyenlerin kestiklerini yemeyin. Zira unutarak, besmele çekmemesi, onun unutma hâlidir. Kişi, unutma hâlinden mükellef değildir..... Ve hem zikrullah (besmele) her zaman her Müslüman'ın kalbinde bulunmaktadır.

Bilerek Besmeleyi Unutanlar

Amma bilerek besmeleyi unutmak; kasten besmeleyi terk etmek olduğu için; kişi sanki kendi kalbinde bulunan zikrullahı (Allâhü Teâlâ hazretlerini anmayı) nefyetmiş oluyor. Böylece onun bilerek besmele çekmeden kestiği şeyler meyte (leş)in altına girmiş oluyor... Çünkü onun üzerine Allâhü Teâlâ hazretlerinin ismi zikredilmemiş oluyor...

Allah'tan Başkasının İsmiyle Kesilenler

Başkasının (herhangi put, kral, cin, şeytan, kişi, ay, güneş, ateş veya benzeri bir mahlûkun yani Allah'tan başkasının) ismiyle kesilenler de meyte (leş)in altına girmiş oluyor... (Leştirler, yenilmesi haramdır...)

Kasten Besmeleyi Terk

Muhakkak ki o," Ondan yemek.... Veya bir hayvan kesilirken besmelenin çekilmemesi, Elbette bir fısktır."Yani helâl yoldan çıkmaktır. Zira kim, bir hayvan kesme hâlinde kasten besmeleyi terk ederse, Imam-ı Azam Ebû Hanife (r.h.) hazretlerine göre o kişinin kestiğinin yenilmesi helâl olmaz...

Sebeb-i Nüzul

Muhakkak Ki müşrikler, Müslümanlarla mücâdele ediyorlardı. Ve diyorlardı ki: Siz, kendi öldürdüklerinizi yiyorsunuz da Allâhü Teâlâ hazretlerinin (eceliyle) öldürdüğü hayvanları ise yemiyorsunuz? (Bu olacak şey mi?" diye Müslümanlarla mücâdele ediyorlardı. İşte bu hadise üzerine Allâhü Teâlâ hazretleri; -"Üzerlerine Allah ismi anılmamış olanlardan yemeyin. Çünkü o, kati bir fısktir. Bununla beraber şeytanlar, kendi yaranına sizinle mücadele etmeleri için mutlaka telkinâtta bulunacaklardır. Eğer onlara itaat ederseniz, şüphesiz siz de müşriksinizdir. Âyet-i kerimesini inzal buyurdu. Bu âyet-i kerimeyle Allâhü Teâlâ hazretleri, onlara umûmî bir cevap ile cevap verdi. Ve haramlığı, hepsine şâmil ofacak bir vasıf üzerine bina etti. O da hayvanı kesme hâlinde besmelenin terk edilmesidir...

Şeytanlar

Bununla beraber muhakkak ki şeytanlar," "Kendi yaranına mutlaka telkinâtta bulunacaklardır." Müşriklere vesvese vereceklerdir. Vahiy", gizlilikle beraber nefse (kalbe) manâyı ilkâ edip, koymaktır... Sizinle mücadele etmeleri için..." Ey mü'minler, şeytanî vesveseler ile meyte (leş ve murdarın) helâl olduğu konusunda sizinle mücâdele etmeleri için...

Müşriklere İtaat Eden

"Ve eğer onlara itaat ederseniz," Haramları helal kılmak ve onların bâtıl (inanç ve amellerinde) onlara yardım ederseniz; Şüphesiz siz de müşriksinizdir." Zarûreten müşrik olursunuz... Allâhü Teâlâ hazretlerine itaati başkasına itaat etmek için terk etmek ve (Allâhü Teâlâ hazretlerinin dinini bırakıp gayrisinin) dinine tabi olmakla gerçekten Allâhü Teâlâ hazretlerine şirk koşmuş olursunuz... Belki Allâhü Teâlâ hazretlerini ve dinini başkalarına ve bütün dinlere tercih etmeniz gerekir....

Îşârî Manâlar

(Bu âyet-i kerimede şu) işaretler vardır: Yemek yemeyin; ancak Allâhü Teâlâ hazretlerinin emriyle ve Allâhü Teâlâ hazretlerinin zikrini üzerine anarak, Allâhü Teâlâ hazretlerini talep hususunda yeyin ki, (Allâhü Teâlâ hazretleri,) zikrin nuruyla, yemek ve şehvetinin zulmetini defetsin... Hadis-i şerifte buyuruldu: Muhakkak ki şeytan üzerinde Allâhü Teâlâ hazretlerinin isminin zikredilmediği yemeği helâl görür (mubah sayar ve yer) Yani çünkü, başlandıktan sonra onun üzerine Allâhü Teâlâ hazretlerinin ismi zikredilmedi... Kişi, Allâhü Teâlâ hazretlerinin ismini andığı müddetçe, şeytanın o yiyeceği mubah görmesi (ve ondan yemesi) mümkün değildir...

Sofrada Bir Kişi Besmele Çekse

Bu hadis-i şerifte şu işaretler vardır. Yemek yiyenlerden bir kişi, besmele çekse, sünnet-i seniyyesinin aslı hâsıl olmuş olur...

Besmele Unutulursa?

Ve kim, yemeğin başında besmeleyi unutursa, o kişi, hatırladığı zaman; Bismillâhi evvelühû ve âhiruhu..." Bismillah, başında ve sonunda..." der... Bunu söylediği zaman, kusurunu tedârik etmiş olur.

Abdestin Başında Besmele

Bu abdestin hilâfınadır... Zira muhakkak ki abdestin başında besmele çekmek sünnettir. Eğer kişi, abdestin başında besmele çekmeyi unutur ve sonra abdestin ortasında hatırlarsa, abdestin başında besmele çekmek sünnetini yerine getirmiş olmaz... Bu (abdestin başında besmele çekilmediğinde, ortasında besmele çekmekle sünnetin yerine getirilmemesi) şundandır; çünkü abdestin hepsi tek bir ameldir. Ama yemek böyle değildir... Yemekte ise her bir lokma bir ameldir...

Efendimiz (s.a.v.)'i Güldüren Obur

(Rivayet olundu:) Adamın biri yemek yiyordu. Besmele çekmedi. Ta ki, yemeğinden tek bir lokma kaldı. 0 son lokmayı ağzına aldığı zaman; Bismillâhi evvelühû ve âhiruhu..." Bismillâhi, başında ve sonunda..."dedi. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, güldü (tebessüm etti) ve sonra buyurdu: Şeytan sürekli onunla beraber yemek yiyordu. Ne zaman ki o kişi Allâhü Teâlâ hazretlerini zikretti, Şeytanın karnında olanları, geri çıkardı"

Şeytanın Yemesi?

Bu hadis-i şerif, şeytanın çiğnemek ve yutmakla yediğine delâlet eder; (ilim ehlinden) bir kavim bu zehap (görüşte) olduğu gibi... Diğerleri de buyurdular: Şeytanın yemesi sahihtir. Lakin şeytanın yemesi koklama ve nefes (yanı solunum) iledir. Zira, çiğnemek ve yutmak cisim sahibi olanlar içindir. Şeytanlar ise, ince (yani latîf) cisim sahibi (olan cinlerden)dir...

Şeytanve Besmelesiz Şeyler

Âkâmü'l-Mercân isimli kitab'da buyuruldu: Üzerinde besmele çekilmeyen, 1- Her bir yemek, 2- Her İçilecek şeyler, 3- Her Giyilecek elbiseler 4- Ve bunlardan başka kendisinden menfaat görülen bütün şeylerden şeytanın tasarrufu ve kullanması vardır... (3/95) Bu ya aynını telef etmekle olur. Veya aynını bakî kılmakla olur...

Hikaye (Yasin Sûresi ve Şeytan)

Sa'Iebe bin Süheyl (r.a.) buyurdular: Seher vaktinde içmek için şîre (hurma ve üzüm suyu) hazırlıyordum... Fakat seher vakti içmek için gittiğimde hiçbir şey bulamıyordum... Bunun üzerine başka bir içecek koydum ve onun üzerine "Yâsîn sûresf'ni okudum. Seher vakti olduğunda vardım, şîremi (içeceğimi) olduğu halde gördüm. Bir de baktım ki, kör şeytan evimin çevresinde dolaşıyordu..."

Yemeklerden Sonra El Yıkamak

Hadis-i şerifte buyuruldu: Muhakkak ki, hissi ve idrâk etmesi çok şiddetli olan şeytandan nefsinizi koruyun! Kim elinde de (pis kokan ve kendisini) kaplayan (et kirinden doğan pis) bir koku (ve kir) olduğu halde geceler de; ve o kişiye bir şey isabet ederse, o kişi asla kendi nefsinden başkasını kınamasın.

Kişi Bütün Hallerinde Sevdiğini Anar

İşaret erbabından bazıları buyurdular: Üzerinde Allâhü Teâlâ hazretlerinin mübarek ismi anılmayan (besmele çekilmeyen) şeyleri yemek haram kılındı. Çünkü, arif, habibullâh'tır. Habib (sevgili) ise, kesmez, yemez, içmez, giymez, yatmaz, (hareket etmez, uyanmaz) ve hiçbir şey yapmaz; ancak (bütün yaptıklarını) habibinin ismiyle yapar... (Yani habib, bütün işlerini habibinin ismiyle yapar...." Görmüyor musun Yakûb Aleyhisselam bütün hallerinde "Yusuf diyordu....

Kesme Anında Besmele?

Kesim işleri anında besmele vacip oldu. (Bunun sebep ve hikmetlerinden biri de şudur:) Muhakkak ki, can çekişme ve ölümün acısı çok şiddetlidir. Allâhü Teâlâ hazretlerinin zikriyle ölüm ise bütün şeylerden daha tatlıdır. Biz kesim anında besmele (Allâhü Teâlâ hazretlerinin) zikriyle emir olunduk ki, kesilen hayvan ölüm anında Allâhü Teâlâ hazretlerinin zikrini işitir ve böylece, Allâhü Teâlâ hazretlerinin isminin (ve zikrinin) tatlılığıyla beraber, can çekişme ve ölüm acısı kendisine şiddetli gelmez...

Telkinin Sebep ve Hikmetleri?

işte bundan (ölüm şiddetinin zikrullah ile unutulmasından) dolayı Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular: Mevtalarınıza (ve ölmek üzere olanlarınıza), Lâ Hâne illallah" (kelime-i tevhidin) şehâdetini telkin ediniz. (Bu sebeple) Sekerâtü'I-mevt (Ölüm sarhoşluğu) üzerinize kolay olur.

Hayat ve Ölümü Yaratan

Hayat ve ölüm sadece bir olan Allâhü Teâlâ hazretlerinden olduğuna göre, kesim işinin Ailâhü Teâlâ hazretlerinden gayrinin ismiyle yapılması kesinlikle caiz olmaz...

Cin İçin Kurbanın Kesilmesi

Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, cin için kesilen ve üzerinde cinnin ismi (anılarak kesilen yemeği) nehyetti.

Kuyunun Suyu İçin Kurban

Halifelerden bazıları bunu pınar için istinbât ettiler. Ve akmasını murad ettiler... Suların çekilmemesi için... Cin için su pınarı ve kuyunun üzerinde kurban kesip etini insanlara yedirdiler. Bu haber tbni Şihâb'a ulaştı. Ibni Şihâb (r.h.); O kişi, kendisi için helâl olmayanı kesti ve insanlara da kendilerine helâl olmayanı yedirdi..." buyurdular.

Nîl İçin Kurban

İslâm'dan Önce câhiliyet döneminde (Mısır'da) şöyle bir adet vardı. Her sene güzel bir kızı süsleyip ve ona güzel elbiseler giydirip, sonra o kızı {canlı canlı boğulmak üzere) Nîl nehrine atarlardı. Sonra bu câhiliyet adeti, cinleri korkutan tarafından kesildi. Ve Ömer bin Hattab (r.a.) bu işi tamamen kapattı.

Kuyu Kazanlar îçin Kurban

Pınar da böyledir (ve kuyu kazmak da böyledir)... Ömerî (Hazret-i Ömer (r.a.)'ın dinine mensup) olan bir kişi, bir pınar (veya kuyu) kazsa; cinler için bir serçe kuşu veya onun üzerinde hiçbir şey, kesip kurban etmesin... (Korkmasın hiçbir şey olmaz...) Ve lakin her zamanın ricâli-adamları vardır.

Zikrullâh'ın Havâssı ve Fazileti

Kişi, Allâhü Teâlâ hazretlerinin ismine devam ederse, ateş onu yakmaz. Denizler onu boğmaz (suda boğulmaz). Hayat onu vahşet (yalnızlık) içinde bırakmaz. Zehir ona zarar vermez. Zira bütün zararlı şeyler, Allâhü Teâlâ hazretlerinden korkanları korkutma için yaratıldı. Kul, kemâliyle (tam olarak) Allâhü Teâlâ hazretlerinden korktuğu zaman; onun için teshîr ve te'sir olur... (her şey ona boyun eğer) Ne güzel buyurmuş: Hem sen, hiç hükümden sarmadın. Sen hiç hükmü kıvırmadın. Senin ona sahip olman muhaldir. Zira senin elin düşmanın elindedir...

Cinler İçin Kurban

Bütün bu açıklamalardan sana zahir oldu ki, 1- Buhur yakmak, 2- Gül suyunu dökmek, 3- Cinlerin olduğu vehim edilen (zan ve korkulan) bir yerde (Ve o yerin ve cinlerden korunmak için) herhangi bir kurban kesmenin hepsi şirktir. Elbette bunlardan kaçınmak gerekir. Yine kim, sesinden (ötmesinden) dolayı tavuk keser -meselâ horoz kesmek gibi- Veya vaktinden yani seherden önce öttüğü için horozu keser ve onu cin olduğuna inandığı yere atarsa, bu kişi o hayvanı kendi inancına göre cinler için kesmiştir.... Çünkü bu adam bu hareketiyle, kendi nefsini, ehlini, ailesini, evlâdını ve mâlını cinnin isabetinden ve belâ'dan korumak için yapmıştır.... Eğer bu kişi, tavuk ve horozu Allâhü Teâlâ hazretleri için kesmiş olsaydı, elbette yiyebilirdi. (Eti helâl olurdu...) Eğer bu kişi, ihlâs sahibi olmuş olsaydı bu tür işleri yapmazdı.

Nur ile Aydınlanan Kişi ile Küfür Ehlinin Misâli

Yüce Meali:

Hem, bir adam ölü iken, biz onu diriltmişiz ve kendisine bir nûr vermişiz. İnsanlar içinde onunla yürüyor. Hiç o, bi't-temsil, zulmetler içinde kalmış ve ondan bir türlü çıkamayacak bir halde bulunan kimse gibi olur muî? Fakat kâfirlere amelleri öyle yaldızlı gösterilmektedir. Böyle her karyede de mücrimlerinin büyüklerini, mevkide bulundurmaktayızdir ki, orada mekr yapsınlar... Halbuki bunlar mekri başkasına değil, kendilerine yapıyorlar da farkına varmıyorlar. Bunlara bir âyet geldiği zaman, "Allah'ın peygamberlerine verilen risâlet, aynıyla bizlere verilmedikçe sana asla iymân etmeyiz," diyorlar. Allah, risâletini nereye tevdî' edeceğini daha iyi bilir... Mekkârlıklarından dolayı öyle mücrimlere, yarın Allah yanında, hem bir küçüklük, hem pek şiddetli bir azap isabet edecek.

Tefsîr-i Şerifi:

"Hem, bir adam ölü iken..." Sebeb-i Nüzul Rivayet olundu: İbni Abbâs (r.a.) hazretleri buyurdular: Ebû Cehîl, (bir gün) Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine hayvan tersi attı. Ebû Cehîl'in yaptığını Hazret-i Hamza'ya haber verdiler. 0 da av'dan dönüyordu. Elinde yay vardı. Ve henüz o daha iman etmemişti. Ebû Cehîl ile karşılaştı. Elindeki yay ile Ebû Cehîl'in kafasına vurdu. Ebû Cehîİ: Ona gelen sefîhiik (deliliği) görmüyor musun? Bizim aklımızdan saptı. Ve ilâhlarımıza küfrediyor," dedi. Hazret-i Hamza (r.a.): İnsanların en sefihi en budalası sizsiniz?" Allâhü Teâlâ hazretlerini bırakıp taşlara tapıyorsunuz! Şehâdet ederim ki, Allah'tan başka ilâh yoktur. Yalnız odur. Onun şerik (ve ortağı) yoktur. Ve şehâdet ederim ki Muhammed (s.a.v.) Allah'ın kulu ve resulüdür..." İşte bu hadise üzerine bu âyet-i kerimeler nazil oldu. Hemze inkâr içindir. Nefıy, ve vâv harfi, kelâmın üzerine delâlet ettiği isim cümlesini benzerinin üzerine atıf içindir. Yani: Sizler ey müminleri Müşriklerin misâli ve ölü kimse gibidir

İman ve Küfür

Biz onu diriltmişiz..." Ona hayat verdik... Ve hayatta tabi olan idrâk edici kuvvet ve hareket verdik (kişi misâlidir...) (3/96) Ve kendisine kılmış (vermişiz). Bu hariç hâl ile beraber "Bir nur," Büyük bir nur... Onunla yürüyor..." Onun sebebiyle... İnsanlar içinde," însanlar içinde insanlar tarafından (gelecek fitnelerden) emin olarak... Hiç o kimse gibi mü? Sıfatı acayip.... Zulmetler içinde kalmış..." Mahzûfmübtedâ'nm haberidir. Yani, zulmetler içindedir..." Ve oncIan DÎr tür'u çıkamayacak bir halde bulunan (kimse)..." Bir halde... Zarfta bulunan zamirden hâl'dir.., Birinci (kelimesi) mevsûl ve mübtedâ'dir"O kişi gibi" kavl-i şerifi de onun haberidir. O kişi gibi" kavl-i şerifinde ki kelimesi aynı zamanda mevsûl'dür. Sılası ise kendisinden sonra vaki olan isim cümlesidir...

İsm-i Mevsûl

Birinci, kavl-i şerifi, 1- Allâhü Teâlâ hazretlerinin kendisine hidâyet verdiği, 2- Dalâletten kurtardığı, 3- Kendisine hüccetler ve, 4- Âyetler ile nur (aydın) kıldığı, 5- Hüccet ve âyetlerin nuruyla eşya hakkında düşünen, 6- Hak ile bâtılın arasını tefrik eden, 7- Doğru ile yanlışı birbirinden ayırt eden, 8- Muhıkk (hak üzere) olan ile mubtıl (bâtıl üzere) olanı birbirinden temyîz eden Hazret-i Hamza (r.a.) gibi kişinin temsilidir.... İkinci, v; kavl-i şerifi ile, dalâlet üzere bakî kalan ve asla, dalâlet ve sapıklıktan (küfür ve şirkten) ayrılmayan Ebû Cehîl gibi kişilerin temsîlidir...

Kâfirlere Amelleri Yaldızlı Gösterildi

Böyle, Yani mü'minlere iman süslü gösterildiği gibi, Yaldızlı gösterilmektedir..." Allâhü Teâlâ hazretleri, tarafından yaratmak yoluyla veya şeytan tarafından vesvese verilmek yoluyla süslü ve yaldızlı gösterildi. Kâfirlere yapmakta oldukları (amelleri)..." Yani yapmaya devam ettikleri çeşit çeşit küfür ve ma'siyetleri, demektir. Kâfirler, bu tezyîn (süslü ve yaldızlı) küfür ve dalâlet zulmetlerinde kaldılar... İman ve hidâyet nuruna hidâyet bulamadılar ve nail olamadılar...

Gerçek Ölüm ve Hayat

Hakikat erbabı buyurdular: "Ölüm, nefsin hevâsı (na tabi olmak) sebebiyledir; hayat ise hakkın muhabbetiyledir...."

Cehalet ve Marifet

Yine (hakikat erbabı) buyurdular: Ölüm nekre iledir; hayat ma'rife iledir...."

Marifet Hayatı ve Beşerî Hayat

Marifet hayatıyla beşerî hayatın arasındaki fark (şudur): Umum halk, beşerî hayat ile diridirler; lakin onlar, kalıbının mezarında ölü gibidirler... Onların mecazî vucûd zulmetlerinden Çıkmaları mümkün değildir... Havas ehli ise marifet hayatıyla diridirler... Beşerî hayat geçicidir.... Zira Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu: Her nefis ölümü tadacaktır..." Marifet hayatı böyle değildir. (Marifet hayatı geçici değildir...) Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu: Erkekten dişiden her kim mü'min olarak iyi bir amel işlerse, muhakkak ve yapmakta oldukları amellerin daha güzeliyle ecirlerini muhakkak vereceğiz!" Efendimiz (s.a.v.) hazretleri de buyurdular: Mü'min, İki darda da (dünyâ ve âhirette) diridir. Ne güzel buyurmuşlar: Ölmez? Sana olan her bir cân, Ne güzeldir! Canana olan cân,

Aşk Ehli Ölmez

Hafız (k.s.) buyurdular: Kalbi aşk ile diri olup (maneviyat ile hayat bulan) kişi, asla ölmez! 0 kişinin âlem defteri üzerine bizim devamız ve bekamız sabit oldu (tâ kıyamete kadar).. Farisî tefsir'de buyuruldu: Hem, bir adam ölü iken, biz onu diriltmişiz ve kendisine bir nur vermişiz. İnsanlar içinde onunla yürüyor. Hiç o, bi't-temsiî, zulmetler içinde kalmış ve ondan bir türlü çıkamayacak bir halde bulunan kimse gibi olur mu!? Fakat kâfirlere amelleri öyle yaldızlı gösterilmektedir. Âyet-i kerimesini okudu ve buyurdular: -"Bu âyetin alâmeti üç şeydir: 1- Halktan uzlet, 2- Hakka davet, 3- Devamlı olarak dil ve kalb'ten zikirdir...."

Kalbî Zikirden Gafil Olma

Bu manâyı nazım olarak şöyle buyurmuşlardır: Mahlûkatın sohbetinin peşine düşme! Tamamen kendini Allâhü teâlâ'ya ver! Allah'a yönel! Kalbî zikrin zevkinden gâfîl olma! Ve dil zikrinden de gafil olma! Ta ki Allah'ın seni diri kılması, her iki tarafta da tahakkuk etsin!"

Hakikî Diri

Bil ki: Hakîkî olarak hayy (diri) olan ve asla ölmeyecek olan Allâhü Teâlâ hazretleridir. Ebediyyen diri olup ölmeyecek olan sadece Allâhü Teâlâ hazretleridir. Allâhü Teâlâ hazretlerinin dışında olan her şey (mâ sivâ) ise meyyittir (yani Ölüdür...) Çünkü onlar adem (yoklukta) olduğu için ölü diye isimlenderildi.

Mâ Sivâ'nın Üzerine Dört Tekbir Al

Hafız (k.s.) buyurdu: Ben hemen o saatte abdest aldım aşk çeşmesinden... Olan nesnelerin (mâ sivânın üzerine) dört tekbir aldım. Yani aşk ve fena makamına vusul sebebiyle ben, bütün halkı ölü olarak müşahede ettim, demektir.

Mahlûkata Bakış ve Müşahede

Şeyhü'l-Ekber (k.s.) el-athar hazretleri buyurdular: Kim, mahlûkatın fiillerinin olmadığını müşahede ederse kurtuldu. Kim, onların (mahlûkatın gerçek bir) hayatının olmadığını müşahede ederse, hakikaten kurtuldu... Kim, onları (mahlûkatı) ademin (yokluğun) ayni olarak müşahede ederse, işte o kişi vâsıl gerçekten vâsıl oldu..."

Hikâye (Hakka vasıl olmak)

Abdüivâhid bin Zeyd (r.h.) hazretleri'nden rivayet olundu. Buyurdular: Halktan kaçmış ve uzlete çekilip bir yerde ibâdete koyulan bir kişiye uğradım. Sordum: Kaç yıldır sen bu yerdesin?" O: Yirmi dört yıldır!" dedi. Ona yine sordum: Senin kendisiyle ünsiyet kurduğun kimdir?" O; Ferd ve Samed olandir!"dedi. Ben; Mahlukattan kimdir?" dedim O; Vahşet (yalnızlık)" dedi. Yine ona sordum: Senin yemeğin nedir?" 0: Zikrullah'tır!" dedi. Ben;: Yiyeceklerden yiyeceğin nedir?" dedim 0: Şu ağaçların meyveleri ve toprakların bitkileridir!" dedi. Ona yine sordum: Sen hiçbir kimseye müştak ve aşık olmaz mısın?" O: Evet (olurum)" dedi. ("Kime?") Ariflerin kalblerinin habibine..." dedi. (3/97) Ben: Mahlukatlardan?" dedim. 0: Bir kişi ki, noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah suhbânehû ve Teâlâ hazretlerine müştak olursa; o kişi başkasına nasıl âşık olsun?" dedi. Yine ona sordum: Neden halktan ayrıldın?" (Burada uzlete çekildin?)" dedim. O: Çünkü insanlar, akılların hırsızlan ve hidâyet yolunun yol kesicileri (kutta-i tarik-i hidâyettirler!" dedi. Ona sordum: Kul hidâyet yolunu ne zaman tanır ve öğrenir?" Buyurdular: Kişi Allah'ın gayri (mâ sivâ'nın) hepsinden Rabbine kaçtığı, kişi, her şeyin zikrini terk edip, Allahü Teâlâ hazretlerinin zikriyle meşgul olduğu zaman..." buyurdu.

Herkesin Kendisine Hâs Bir Sulûku Vardır

Her salik'in melikü'l-mülûk'a seyr-u sulukunda (kendisine has) bir adımı (ve yolu) vardır...

Hikâye (Arif ve zahid)

Hikâye olduğu gibi: Yine şeyh Abdülvâhid bin Zeyd (r.h.) hazretleri buyurdular: Ben beyt-i makdis'e gitmeye kasdettim. (Beyt-i Mukaddese gitmek üzere yola çıktım.) Fakat yolu şaşırdım. Birden bir kadın çıktı. Bana yaklaştı. Ben o kadına; Ey garib kadın! Sen yolunu mu şaşırdın?" diye sordujı. O, bana; "Allahü teâlâyı tanıyan kimse nasıl garib olur? O'nu seven nasıl yolunu şaşırır?" dedi. Sonra da bana; Bu asanın ucundan tut, önümden yürü." dedi. Asanın ucundan tutup önünde yürümeye başladım. Altı adım kadar yürüdüm, ya altı adımdan az veya daha çok yürüdüm! Birden kendimi Mescid-i Aksâ'da buldum. Gözlerimi oğuşturarak kendi kendime; Herhalde yanlış görüyorum, nasıl olur?" dedim. Bunun üzerine bana yol gösteren kadın; "Ey kişi! Senin yürüyüşün zâhidlerin, benimki de ariflerin yürüyüşüdür! Zâhid yürüyerek, arif ise uçarak gider. Yürüyerek giden uçarak gidene nasıl ulaşabilir?" dedi ve gözden kayboldu. Onu bir daha hiç görmedim..." Bu hikâyeden zahir oldu ki arif için bir nur vardır. Arif kişi, o nur ile istediği yere istediği şekilde yürür! Câhil kişi ise, hayret vadisinde (şaşkın şaşkın) kalır. Yol bulamaz. Yol ancak Allâhü Teâlâ hazretlerinin tevfîk (başarı vermesi) ve hidâyet nasip etmesiyledir...

Kör ile Gören Bir Değildir

Kör ile gören muhakkak ki bir değiller... Yine gören câhil ile, âlim bir değildir. Kişinin cehaleti, ister 1-Şeriat, 2- Tarikat, 3- Marifet yahut; 4- Hakikat yönünden olsun, fark etmez... Allâhü Teâlâ hazretleri, hâl ehlinin arasını beyân edip tefrik etti.. Makam ehlinin arasını ayırdığı gibi... Kişinin nurunun büyüklüğü ve genişliği onun kalbine yayılmasının, yerleşmesinin ve marifetinin nisbetindedir.

Kalbler Allah'ın Kudret Elindedir

Kalb, Allâhü Teâlâ hazretlerinin kudret elindedir. Allâhü Teâlâ hazretleri, kalbi dilediği gibi çevirir. Bundan dolayı iman ehline hayır yönleri, çeşitleri, taat ve ibâdet süslü gösterildi. Küfür ehline de, şerrin çeşitleri ve günahlar süslü gösterildi....

îrâde-i Cüziyye

Lakin kullar (iyilik veya kötülüğü yapmaya) mecbur değiller... Kulların zulmetlerden çıkmaya ihtiyarları (özgür seçimleri) vardır. Kullar, kendisi için yaratılmış oldukları şeye istidadlarını sarfetmedikleri zaman, nefis ve tabiî zulümât içinde kalırlar... Bu hâlin zahirine nisbetle kelâm'dır. Ama, ihya ve yaratmanın, zikredilen âyet-i kerimede Allâhü Teâlâ hazretlerine isnâd edilmesi, tevhîd'in icabıdır. Zira hepsi, Allâhü Teâlâ hazretlerinin kudret elindedir. Buna ancak ve ancak Allâhü Teâlâ hazretlerinden tesir olur. Sen eğer bir hayır görürsen, Allâhü Teâlâ hazretlerine çok çok hamd et... Zira senin için "inayet" sebkat etmiş ve "tevfîk" yardım etmiştir. Nice taklîdler, tahkike ulaştırır." Hâdî (hidâyet veren) Allâhü Teâlâ hazretleridir...

Büyüklük Taslayanlar

"Ve böyle," Biz Mekke'de yaptığımız ve Mekke'nin ekabiri (büyüklük taslayanları yani kendileri şehrin eşrafı olduğuna inanan kişiler) gibi... Her karyede de kıldık (bulundurduk)." Fiile taalluk etmektedir. Büyüklerini (ekâbirini) ikinci mefûl'dür. Büyükler," kelimesi, Ziyâde büyük" kelimesinin cemiidir ve Azîm ve azametli" manasınadır. Onun mücrimlerinin," Birinci mefuldür. Mücrim" kelimesinin cemiidir. Farisî olarak; Günahkâr," demektir. Orada mekr yapsınlar diye..." Yani o karyede mekr (hile) yapsınlar diye... Çünkü o ekâbir (büyüklük taslayanlar), riyaset ve başkanlıklar için kendilerinin gayri olan insanlara her türlü, 1- Hile, 2- Tuzak kurmak, 3- Düzenbazlık, 4- Siyâset, 5- Aldatma, 6- İnsanları bâtıla düşürmek 7- Ve haktan saptırma işlerini yapmaya güçleri yeter...

Kureyşin Küfür Siyâseti

Kureyşin ileri gelenleri Mekke'nin giriş yollarının üzerine dört kişiyi, şehre gelen insanları Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerine iman etmeye engel olmak için tayin etmişlerdi. Bu adamlar, Mekke şehrine gelen herkese; Aman! Sakın bu adama yaklaşmayın! Muhakkak ki o, kâhin, sihirbaz ve yalancıdır!" diyorlardı İmam Bağavî (r.h.) buyurdular: Bu {bir karye yani köy, kasaba, şehir veya toplumun ekâbirinin hile ve tuzaklarla hidâyete karşı gelmeleri) Allâhü Teâlâ hazretlerinin sünnetidir (ilâhîkanunudur...) Allâhü Teâlâ hazretleri, bütün peygamberlere tabi olan kişileri, (o toplumun) zayıf kişileri kıldı. Nuh Aleyhisselâm'ın kıssasında buyurulduğu gibi: Â!...f dediler; 'hiç biz sana inanır mıyız? Senin ardına hep o erazil düşmüş? Allâhü Teâlâ hazretleri o memleketin büyüklerini de (büyüklük taslayan ekâbirini ise) fâsıklan kıldı ki, orada mekr yapsınlar (hile ve tuzak kursunlar) diye.

Mekr Nedir?

Mekr", gizlice fesat için çalışmak, bozgunculuk çı¬kartmak ve tuzak kurmaktır. Bu âyet-i kerimede Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine teselli vardır.

Hileleri Kendilerinedir

Halbuki bunlar mekri başkasına değil, kendilerine yapıyorlar..." Çünkü bu işin vebali kendilerinin aleyhinedir. Ve değil..." Halbuki onlar; değildirler; Asla bunun farkına varır değiller... Belki onlar, başkalarına hile ve tuzak kurduklarını zannederler...

Kıskançlık

Ve bunlara geldiği zaman," Her karyenin fasıklannm o yerin reisleri, mal çokluğu ve makam ile şımarıp, taşkınlık edenler oldukları beyan edildikten sonra, Mekke'nin reislerinin cürüm ve fisk-u fücurları beyan edildi. Ve o da kendilerine geldiği zaman; Bir âyet..." Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin peygamberliğinin sıhhatine delâlet eden bir âyet geldiği zaman; (3/98) Dediler: Allah'ın peygamberlerine verilen risâlet, aynıyla bizlere verilmedikçe sana asla iymân etmeyiz,". Vahiy ve kitab'dan bize de gelmedikçe iman etmeyiz, dediler... Rivayet olundu. (Efendimiz s.a.v. hazretlerine peygamberlik verildiğinde) Ebû Cehil (itiraz ederek) dedi ki: Biz Abdülmenâf oğullarıyla tıpkı iki yarış atı gibi şan, şeref ve fazilet konusunda hep yarıştık. (Sonuçta onlar) "bizden kendisine vahiy gelen bir peygamber çıktı" dediler. Vallahi biz buna râzî olmayız! Ta ki bizden de onun gibi ve ona geldiği gibi, kendisine vahiy gelen biri çıkıncaya kadar. Murad ettiler yani Mekke kavmi, kendilerine de peygamberlik ve risâlet verilmesini istediler ve bunun hasıl olmasını murad ettiler... ikisi (peygamberlik ve risâlet) Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerine hâsıl olduğu ve verildiği gibi... Onlar tabi olan kişiler değil de matbu (kendilerine tabi olunan kişiler) olmak istediler.... Teysîr tefsirinin sahibi buyurdu: Bu sefıhlikve ahmaklığın ta kendisidir. Bir adama; İman et" denildiğinde; onun da; Hayır ben iman etmemi Ta ki Allahü Teâlâ hazretleri beni de peygamber kilmcaya kadar..." demesi en büyük budalalık ve ahmaklıktır.

Resuller kelimesi

İmam Sa'Iebî (r.h.) buyurdular: (Bu âyet-i kerimede geçen) Allah'ın resulleri" kavi şerifinden murad, Efendimiz (s.a.v.) hazretleridir. Şu kavl-i şerifte de muhatap Efendimiz (s.a.v.) hazretleri olduğu gibi; Ey rasûller! Helâl ve hoş şeylerden yeyin ve güzel işler yapın; çünkü ben ne yaparsanız tamamen bilirim. Burada "Resuller" kelimesinin cemi sîgasıyla gelmesi ta'zîm içindir...

Peygamberlerin Şemaili

"Şerhu't-Tearruf" isimli kitabda buyuruldu: Allâhü Teâlâ hazretleri, bütün peygamberlerin şemailini, ancak Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinde topladı ve Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine; Ey rasûlleri Diye hitab etti... Bütün güzellikler, sana verildi. Bütün iyilikler sende toplandı. Duanın kabul olduğu yer Bil ki: Bu sûrede (yani bu âyet-i kerimede) zikredilen iki lafza-ı celâlin arası; kendisinde duanın icabeti (ve kabul olduğu) umulduğu yerlerdendir... Bunu muhafaza etmeye devam edilmelidir.

Allah Daha İyi Bilir

Allah, daha iyi bilir." Allâhü Teâlâ her şeyden daha iyi bilir... Rısaletını nereye tevdi' edeceğini..." Risâletini kendisine koymak için risâlet için en elverişli yeri daha iyi bilir ve risâletini oraya koyar... işte bunlar, risâlet için ehil ve elverişli kişiler değiller... Ehliyet, nefsânî faziletlere nisbetledir. Yoksa mal (makam, evlad çokluğuyla) değildir. kelimesi, makamın genişliğinden dolayı, mukadder bir u "bilir" fiiliyle menfüliyet üzerine nasbtır....

Kâfirlere Aşağılık ve Zillet Vardır

Mücrimlere, yarın İsabet edecek, Yani elbette onlara isabet edecektir. Onların temenni ettikleri, peygamberlik izzeti ve mal şerefinin yerine onlara elbette dokunacaktır. Bir küçüklük," Onların büyüklük, kibir ve ekâbirliklerinden sonra kendilerine, zillet, hakaret, aşağılık ve küçüklük isabet edecektir. Allah yanında," Yani kıyamet gününde... Bu yani Ü yanında kavl-i şerifi isabet eder," fiiliyle mensûbtur. Bu kavl-i şerif, kıyamet gününde onların haşr olmalarından mecâz'dir... Ve hem pek şiddetli bir azab isabet edecek..." Onların devam etmekte olan mekrleri sebebiyle... Bu onların cürümlerinin en büyük maddelerinden olması cihetinden bunun onların şiddetli azaba düçâr olmalarının sebebi olarak beyan edildi...

Peygamberlik Kesbî Değildir

Bil ki: Muhakkak ki peygamberlik, ilâhî bir ihtisas ve Allah'ın vergisidir. Kesbî değildir; sultanlık (padişahlık) gibidir. Mücâhede eden bir kişi bütün şartlarını ve sebeplerini yerine getirse bile çalışarak, onu elde edemez.

Velayet Makamı Vezirlik Gibidir

Velayet makamı da böyledir. Lakin velayet makamı vezirlik gibidir. Mücâhede edenlerin bazıları o makama nail olmaları caiz olur. Yoksa çalışanların hepsi o makama asla nail olamazlar. Bazen kişi, mücâhede etmeden bile o velayet makamına nail olabilir... İstidadı mükemmel ve (ilâhî) inayet sebkat ettiği zaman {kendisi hakkında ezelde tecelli etmiş ise) o hâl müstesna...

Hikaye (Davulcunun velayeti)

Rivayet olunduğu gibi. Bazı Yemen Şeyhlerinden rivayet olundu. Şeyh birgün "Zebîd'ten "Ahvâz" diye bilinen sahile doğru yola çıktı. Beraberinde de bir talebesi vardı. Yollarında tohumlan büyük olan kamışlığa uğradılar. Talebeye; Bu kamıştan bir şeyler beraberinde al!" dedi. Murid bunu yaptı. Kendi nefsinde de bu işe şaştı. Kendi kendine; Bu işten şeyh'in muradı nedir acaba?" dedi. Şeyh ona bu konuda bir şey söylemedi. Ta ki bazı kulların (insanların olduğu) mahalle (yere) vardılar. O adamlar, 1- Ölü etlerini yiyor, 2- Leş yiyor, 3- Şarap içiyor 4- Sarhoşluk veren şeyleri alıyor, 5- Namaz nedir bilmiyor, 6- İbâdetten yoksun, 7- iyilikten habersiz, Onlara vardıklarında onları; 1- İçer, 2- Oynar, 3- Şarkı söyler, 4- Eğlenir 5- Saz çalar, 6- Tağanni söyler, 7- Davul çalar bir halde gördüler... Şeyh talebeye; Davul çalan şu uzun boylu yaşlı adamı bana getir!" dedi. Talebe, o kişiye gitti ve ona; Şeyhin davetine icabet et!" dedi. O yaşlı davulcu, davulu boynundan attı. Ve o talebeyle beraber şeyhin huzuruna gitti. Şeyhin önünde durduğunda, şeyh, talebeye; Bunu döv!" dedi. O da onu dövdü. Ta ki haddin (had cezasının) yerine geçerli olabilecek kadar dövdü... Sonra şeyh, ona; Önümüzde yürü!" dedi. Yürüdüler. Ta ki, denize ulaştılar. Şeyh, o yaşlı davulcuya elbiselerini yıkamasını ve gusletmesini emretti. Ve ona bunun (yani gusletmenin) nasıl olacağını öğretti. Abdestin alma adâb ve usûlünü öğretti. O yaşlı davulcu bunları yaptı. Şeyh ona namaz kılmaya öğretti. Sonra şeyh önlerine geçti ikisine (talebesine ve o yaşlı davulcuya) öğle namazını cemaatle kıldırdı. Namazı bitirdikten sonra, şeyh efendi, seccadesini denizin üzerine serdi. Ona (o yaşlı davulcuya) İlerle gel!" dedi. Bunun üzerine o yaşlı davulcu, ayağa kalktı, denize doğru ilerledi. İki ayağını seccadenin üzerine koydu. Suyun üzerinde yürüdü. Gözlerden kayıp oluncaya kadar uzaklaştı. (O davulcunun bir saat içinde suyun üzerinde yürüyecek büyüklükte bir keramete sahip olması üzerine) o talebe şeyhine; Yazıklar olsun banal Vay başıma gelenler! Şu kadar senedir, ben seninleyim! Bu şeylerden (kerametlerden) hiçbiri bana hâsıl olmadı! Bu adam tek bir saatin içinde, ona bu makamlar hâsıl oldu ve bu büyük kerametlere nail oldu!" dedi. Şeyhi; (2/99) Evlâdım! Bu şey benim elimde değil! Allâhü Teâlâ hazretlerinin elindedir. Bana; Abdal (Allah'ın seçkin kullarından) falanca kişi vefat-etti! Falanca kişiyi onun makam ve yerine koy!" denildi. Ben sadece emri yerine getirdim; hizmetçilerin (efendilerin) emirlerini yerine getirmeleri gibi... Bu makamın bana hasıl olmasını isterdim. Bu hadiseden zahir oldu Ki, Allâhü Teâlâ hazretleri, velayetini nereye koyacağını daha iyi bilir...

Güzel Sonuç İlâhî İnayetle Olur

Hafız (k.s.) buyurdular:

Hüsnü akıbet (Güzel sonuç- iman ile vefat etmek) İyilik ve zâhidlik ile değildir... O belki kişinin işini inayete (ilâhî yardıma) havale etmesiyledir. (İşte o zaman İlâhî yardım ve inayetin kendisine erişmesiyle güzel sonuca erer...)

Te'vilât-i Necmiyyeden

Bu âyet-i kerimelerde şu işaretler vardır: Böyle her karyede de mücrimlerinin büyüklerini, mevkide bulundurmaktayızdır ki, orada mekr yapsınlar... " Karye, (kişinin) kalıbıdır... Mücrimlerinin büyükleri.." şekâveti kabul et¬mekle güzel istidadı bozan; 1- Nefs-i emmâre... 2- Hevâ ve, 3- Şeytandır... Bunlar (nefis, hevâ ve şeytan) insanda hileler yapmaktadırlar. Bunlar şeriata muhalefet etmek ve tabiata muvafakat ile tuzaklar kurmaktadırlar... Halbuki bunlar mekri başkasına değil, kendilerine yapıyorlar da..." Çünkü onların istidadlanni bozmalarının kötü sonucu, onlar için şekâvetin hâsıl olması ve onların saadeti kaçırmalanyla bunun zararı yine kendilerine aittir. Farkına varmıyorlar." Onlar nefislerine yaptıklarının farkında değiller, bunu şuur edemiyorlar. Onların varacakları cehennem ateşidir... Bunlara bir âyet geldiği zaman, asla iymân etmeyiz," diyorlar..." Yani, (bunu diyenler nefis, hevâ ve şeytandır; çünkü) gözleriyle ayetleri gördükleri halde iman etmemek; nefis, hevâ ve şeytanın huyundandir. Onların cibilliyeti, azgınlık, yüz çevirmek, büyüklüktür. Usânı halleri de; "biz asla iman etmeyiz" diyor... Allah'ın peygamberlerine verilen risâlet, aynıyla bizlere verilmedikçe..." Yani kalb, ruh ve sırra verilenler, demektir. Zikrullah ile mutmain olan nefs-i (mutmaine); {Allâhü Teâlâ hazretlerinin) Ey o rabbine muti olan nefs-i mutmainne! Sen dön o rabbine hem râdıye olarak, hem merdiyye (Rabbin senden razı ve sen de Rabbin tarafından razı edilmiş olarak). Rabbinin risâletini hakkederler... Mücrimlere, yarın Allah yanında, hem bir küçüklük isabet edecek. Yani kötülüğü çokça emreden nefs-i emmâre'nin ashabı için ise, Allâhü Teâlâ hazretlerinin katında, zillet, hakaret ve (rahmetten) uzaklık vardır... Ve hem pek şiddetli bir azap..." 0, ayrılık ve inkıta (rahmetten kesilme) azabıdır Yapa geldikleri mekrlerinden dolayı" Yani vuslat istidadını bozmalarından dolayı demektir. Bu onların mekrlerinin, hile ve tuzaklarının cezasıdır... Te'vilât-i Necmiyyede de böyledir..

Kalbler

Yüce Meali:

Hasılı; Allah, her kimi hidâyetine erdirmek isterse, onun İslâm'a sinesini açar, gönlüne genişlik verir. Her kimi de dalâlete bırakmak isterse, onun da kalbini daraltır; öyle sıkıştırır ki, sanırsın öfkesinden gök'e çıkacak. îmâna gelmezleri, Allah o murdarlık içinde hep böyle bırakır. Bu (İsiâm) ise, doğrudan doğru rabbinin yolu... Cidden aklını başına alacak bir kavim için âyetleri tafsil eyledik ve açıkladık... Rablarının indinde "dâr'us-selâm" selâm yurdu onlarındır. Bütün yapacak oldukları işlerde, kendilerinin velîsi de O'dur.

Tefsîr-i Şerifi:

(Hasılı;) Allah, her kimi isterse," Manâsı Farisî olarak şöyledir:

Sonuçta Allâhü Teâlâ hazretleri her kim için dilerse..." "Hidâyetine erdirmek. Ona hak yolu tarif etmek ve onu iman etmeye muvaffak kılmayı dilerse... Onun İslâm'a sinesini açar, gönlüne genişlik verir." Onun kalbi İslâm için genişler, enginleşir ve gönlü açılır... Bu kavl-i şerif, nefsinin hakkı kabul etmeye, imanın kendisine girmesine hazır ve kalbi, İslâm'ın dışında olan şeylerden (küfür, nifak ve şirkten) arındırır ve İslâm'a zıt olan şeylerin kalbe girmesine mani olur; manâsından kinayedir... Kavl-i şerifin manâsı: Allâhü Teâlâ hazretleri, kimin iman etmesini dilerse, o kişinin; 1- Küfürden yüz çevirmesini kuvvetlendirir, 2- Onun imana çağrışımlarını güçlendirir, 3- Onun kalbine imanı kabul etme kabiliyetini verir, 4- İmanın içine girmeye onu hazırlar, 5- Onu iman ile süsler, 6- Kalbini saf kılar, 7- Onun kalbinden imana zıt olan (şirk, nifak ve küfrü) çıkarır... 8- Böylece onun kalbi islâm'a açılır....

Şerhu's-Sadr

Bu âyet-i kerime indiği zaman, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerine, "Şerhü's-Sadr" (Sinenin açılmasının) ne olduğu soruldu. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri de buyurdular: Şerhü's-Sadr (Sinenin açılması) bir nurdur. Alfâhü Teâlâ hazretleri o nuru müminin kalbine koyar. Onunla müminin kalbi açılar, genişler ve engin olur." Bunun üzerine denildi: Bunun (kalbe gelen feyzin ve nurun) bir alâmeti ve işareti var mı?" Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular: Evet (var)! (sinesinin açılması İle): 1- Kişi ebedî diyâr'a (âhirette) yönelir, 2- Gurur diyarından (dünyadan) uzaklaşır ve soğur, 3- Ölüm gelmeden önce ölüme hazırlanır!.

Dinî İlimler

Bil ki: İlimler, ikidir. 1- Muamele ilmi, 2- Mükâkeşefe ilmi, Birincisi (yani muamele ilmi), kulun, kendisiyle Allâhü Teâlâ hazretlerine yaklaştığı ve Allâhü Teâlâ hazretlerinden uzaklaşmadığı ilimlerdir. Bu (muamele ilmi) ikincisinden (mükâşefe ilminden) önce gelir. İkincisi ki (mükâfeşe ilmi), kalbde bulunan bir nur'dur. Kişi onunla gaybı müşahede eder. Çünkü bu onun şartıdır (muamele ilmi, mükâşefe ilminin şartıdır...) Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu: Bizim uğrumuzda mücâhede edenlere gelince, elbette biz onlara yollarımızı gösteririz ve şüphesiz ki Allah her halde muhsinlerle beraberdir! Muamele ilmi, mükâşefeden asla ayrılmaz... Zira yukarıda zikredilen hadis-i şerif, 1- Ebedî diyâr'a (âhirette) yönelmek, 2- Gurur diyarından (dünyadan) uzaklaşmak ve soğumak, 3- Ölüm gelmeden önce ölüme hazırlanmaktır!. Açıklamasını yaptı. Bütün bunlar, "Muamele ilmi"ndendir... Bunun alâmeti ise nur'dur...

Alimin Abid Üzerine Fazileti

Mükâşefenin fazileti hakkında, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin şu hadis-i şerifleri varid oldu: Âlimin, âbid üzerine fazileti, benim ümmetim üzerine olan faziletim gibidir!" Mükâşefenin dışında olan her şey, amele tabidir. Çünkü onların sübûtu için amel şarttır...

Te'vilât-i Necmiyyeden

Te'vilât-i Necmiyyede buyuruldu: Hicâb (manevî perde) inceldikçe, 1- Kişinin imânı daha kuvvetlenir. 2- Kalb, nurlanır, Daha saf, Daha berrak ve Duru olur. (Bu durum) hicâb (manevî perdenin) kemâli rikkati (tam incelmesiyle) imanın yakîn derecesine ulaşmasına kadar devam eder... Kalb nurlu olmaya devam eder... Ta ki, hicabın (perdenin) kaldırılması anında yakîn ve tam iman, ayânen (aşikâre) oluncaya kadar... Hak, Cemâl sıfatıyla tecelli eder. Ta ki ayân'da Celâl sıfatının tecellisiyle "ayn" oluncaya kadar devam eder...

Allah Kimin Dalâletini Dilerse

Ve her Kimi de dalâlete bırakmak isterse," O kişinin ihtiyar (kendi istek ve hür irâdesini küfür ve dalâlet tarafına) sarf etmesi üzerine; Allâhü Teâlâ hazretleri, onun içinde dalâlet yaratmayı murad ederse... Onun da kalbini daraltır dar" demektir. Farisî olarak; Sıkıntılı.. Hakkı kabul etmekten kaçınır. Onun içine iman girmez. Yani, Allâhü Teâlâ hazretleri, kimin (kendisinin hür seçimini küfür tarafına kullanması üzerine onun) küfrünü dilerse; onun imandan sarf-ı nazar etmeleri (imandan kaçınmalarını kendisine göre) kuvvetlendirir. Ve onun küfre çağıran ve davet eden sebeplerini (kendisinin) nazarında kuvvetlendirir. (3/100)

Haraç Kelimesinin Manâsı

Haraç" (sıkıntı ve zorluk) kelimesi fetha ile masdardır. Bununla vasıflanması mübalağa içindir, kelimesi kesreyle ism-i faildir. Haraç" ziyadesiyle darlık, sıkıntı ve zorluk, demektir. "Haraç" kelimesi, birincisinden, darlık" kelimesinden daha husûsîdir... Çünkü, her aynı zamanda bir darlık"tır. Bunun aksi yoktur, (yani her darlık bir haraç değildir...). Denildi ki: Haraç" sarmaşık (iç, içe olan) ağaçların olduğu yer, demektir. Yani iman, kâfirin kalbine vâsıl olmaz; nasıl ki, hayvan sürüleri, ağaçların birbirinin içine girip sarmaşık olduğu yere girmeleri ulaşmaları mümkün olmadığı gibi...

Göğe Yükselmek

Sanki öfkesinden gök'e çıkacak. İmam (Fahreddin-i Râzî r.h.) buyurdular: Bu teşbîh'in keyfiyetinde iki vecih vardır. Birincisi: Nasıl ki insan, göğe çıkmakla mükellef olduğu zaman; bu teklif (yükümlülük) kendisine ağır gelir ve vakıa onun gözünün önünde çok büyük gelir ve o kişinin bu işe nefreti büyük bir kuvvetle uyanırsa; kâfir kişi de böyledir... îman ona ağır gelir. Ve o kişi büyük bir nefretle imandan nefret eder.... (İman ve gerektirdiği ibâdetler onun gözünde çok büyür....) İkincisi: Bu teşbihin takdirî olmasıdır. Kâfirin kalbi, İslâm'dan ve imanı kabul etmekten öyle uzaklaşıyor ki, bu uzaklık, göğe yükselen kişinin yerle gök arasındaki mesafeye benzetiliyor.

Hakkı Kabul...

Kâşifi (r.h.) hazretleri "Fârisî tefsiri'nde buyurdukları gibi: Güya yukarılara göklere çıkmıştır. Yani hakkı kabulü istememesiyle sanki kaçıp göklere çıkmıştır. (Kendisiyle hakkın arasında yerle gök kadar mesafe var....)

Kalbler Birbirinden Farklıdır

Bil ki, muhakkak kalbler, değişik ve farklıdırlar 1- Kâfirlerin kalbleri, 2- Noksan ehlinin kalbleri Kalblerden bazıları, imanın kendisinin üzerine açılmadığı (iman için varılmadığı yani imanın içine girmediği) kalblerdir. Bu kâfirlerin kalbleridir... Kalblerden bazıları da, imanın zevki ve vicdanın üzerine Varılmadığı (yani içinde imanın zevki ve vicdan bulunmadığı) kalbtir... Bu da iman enlinden noksan ehlinin kalbidir... Noksan ehlinden bazıları, irfâniyyet (irfan, tasavvuf ve maneviyât) kelimelerinden uzaklaşırlar. Hatta nefsânî, fazflet ashabının hallerini inkâr ederler...

Tatmayan Bilmez

Bu (bazıların maneviyât ehlinin hallerini inkâr etmeleri ve hatta aleyhinde olmaları) şundandır; kim, hayvânî sıfatların içine girer ve onların esiri olursa, onun üzerine hayvânî ve nefsânî sıfatlar ve şeytanî sıfatlar üzerine hâkim olur. Ona galebe çalarlar. Böylece o, kişinin ruhanî meşreplerden içmeye (ruhâniyattan istifâde etmesine) yol ve imkan yoktur.

Sırlar Anlatılmamah

Ve bundan dolayı;

(Ehlüllah ve maneviyât erleri tarafından) sırlara taalluk eden şeylerin ağyardan (ehli olmayan başkalarından) gizlenilmesi; vasiyet olunur. 

Cevher Gizil Olur

Ey Sâib, Neden sadef hazinelerde gizli değildir? Bu zamanda cevher tanıyanlar aşikâr değiller... (Cevherler hep gizlidir... Cevherler sadef gibi ortada olmazlar...)

Murdarlık

Böyle," Bu zikredilen yapılma (yani Allâhü Teâlâ hazretlerinin hidâyetini dileyen kişiye sadrını İslam'a şerhetmesi ve dalâleti dileyene de kalbine darlık ve sıkıntı vermesi) gibi, Allah murdarlık içinde bırakır." Yani azap, rezalet, rüsvaylık ve dalâlet içinde bırakır veya onu lanet içinde bırakır. Veya şeytan... Yani ona şeytan musallat olur. îmâna gelmezlerin üzerine..." Yani onların üzerine, demektir. Burada zahir isim, zamirin yerine konuldu. Bu, Allâhü Teâlâ hazretlerinin kılması sılanın yerinde olan ile mualleldir (müsebbebtir..) ki, Allâhü Teâlâ hazretlerinin onların üzerine murdarlık kılması; onların imandan kaçmalarının tam olması, küfür ve tuğyan üzerine tam İsrar etmelerindendir...

islâm Rabbimizin Yoludur

Bu (tslâm) ise," Kur'ân-ı kerimin getirdikleri ve beyân (edilen İslâm); dip Rabbinin yolu," Allâhü Teâlâ hazretlerinin kendisinden râzî olduğu yoldur. Ne olduğu halde; Müstakîm (doğru)" Kendisine girenler için dosdoğru bir yoldur. Kendisinde asla eğrilik yoktur. Kendisine girenleri tâ cennete götürür...

Âyetler

Cidden âyetleri tafsîl eyledik..." Âyetleri, fasıla fasıla tafsîl ve beyan ettik. Âyetlerin hiçbiri diğerine katılıp karışmaz. Tezekkür eden (aklını başına alacak) bir kavim için..." Yani düşünen ve akıllarını başına alan kavimler, Kur'ân-ı kerimden öğüt alırlar.... Hususiyetle tezekkür eden kavim zikredildi; çünkü Kür'ân-ı kerimin âyetlerinin tafsîl edilmesinden menfaat gören ve faydalanan kavimler bunlardır...

Öğüt Alanlara Cennet

Onlar için vardır." Sanki soru soranın biri; Allâhü Teâlâ hazretlerinin âyet-i kerimelerin tafsil edilmesinde tezekkür eden (menfaat gören) kişilere, Allâhü Teâlâ hazretlerinin neler hazırladığını?" soruyor. Onlara (cevaben) denildi: Onlar için vardır." Dâr'us-selâm- selâm yurdu" Bütün hoşnutsuzluklardan (ve kötülüklerden) selâmet bulma yurdu vardır. 0 da cennettir... Rablarının indinde," Bu kavl-i şerif Dâr'us-selâm- selâm yurdu" kavl-i şerifinden hâl'dir... Yani, onun konukluğu ve ziyafeti Allâhü Teâlâ hazretlerinin indinde olduğu halde, demektir. Bu senin; "Biz bu gün falancanın yanındayız (falancanın müsâfiriyiz)" demen gibidir. Yani onun ikramı ve ziyâfetindeyiz, demektir. Denildi ki, indiye" (katında ve yanında olmak) kelimesi, vaad ve tekeffül ettiği şeyden kinayedir...

Allah Velisidir

Kendilerinin velîsi de O'dur 1- Onların Mevlâ'sı Allah'tır. 2- Onları seven Allâhü Teâlâ hazretleridir. 3- Veya düşmanlarına karşı onların yardımcısı Allâhü Teâlâ'dır. Bütün yapacak oldukları işlerde," Yani onların yaptıkları ve yapacakları sâlih amelleri sebebiyle, demektir. Bil ki: Allâhü Teâlâ hazretleri (bu âyet-i kerimelerde), 1- İmanın güzelliğini, 2- Küfrün çirkinliğini 3- Saîd'in hâlini ve 4- Şakî'nin durumunu beyan etti... 5- Peygamberlerin ve evliyâ'nın yolunu teşvik etti. 6- Amel-i sâlih kıldı {kurtuluşa sebep kıldı...) 7- Sâlih amelleri, Allâhü Teâlâ hazretlerinin rızâsının kazanılmasına sebep olan şeylerden kıldı, 8- Muhabbetüllah'a sebep, 9- Darüs-selâm (selâm yurdu) yani cennete girmeye sebep kıldı...

Dârüs-Selâm'â Giren

Darüs-selâm, kendisinde karar kılınacak ve yerleşilecek olan yurttur. Oraya giren, mutlak olarak azab'dan emin olur. Allâhü Teâlâ iman edenlerin velisidir. Onları zulmetlerden nura çıkarır.

Hikaye (Tarihi Bir Hadise)

Rivayet olundu: Ömer bin Hattab (r.a.) hazretleri, Acem diyarının (Iran memleketinin) bazı kalelerini fethetmesi için bir ordu donattı. Bu ordu tam dört bin atlıydı. Ordunun başına oğlu Abdullah (bin Ömer) (r.a.)'ı komutan olarak tayin etti. Abdullah bin Ömer (r.a.) buyurdu: Biz yüksek bir dağın üzerinde olan kaleyi kuşatıncaya kadar işimizi gizli tuttuk. Kale o kadar yüksekti ki, silâhlarımız ona ulaşmıyordu. Kalenin içinde kâfirlerden büyük bir ordu vardı. (3/101) Kalenin emîresi (kraliçesi) güzel bir kadın idi... 0 kaleyi kuşatmaktan bize şiddetli bir yorgunluk geldi. Günlerden bir gün, o şehrin emîresi (kadın idarecisi) bizim askerlerimizin manzarasına bakar. Askerlerin içinde, Arap gençlerinden güzel ve yakışıklı bir genci gördü. O genç, gerçekten ata binen, iyi silâh kullanan ve harp taktiklerini iyi bilen ve savaşta mahir bir gençti. Kadının bakışları, o genc'in üzerine toplanınca korkuya kapıldı. Onun etrafında bulunan bazı cariyeleri ona; Ey Melike! Neden korktun? Halbuki sen onların gelmesine mâni olan kuvvetli bir kalenin içindesini?" dediler. O; Bizim bu kalemizi bu genç fethedecektir'" dedi. Cariyeler; Nasıl?" dediler. O; Bir saat sonra göreceksiniz!" dedi. Sonra o Melike (kraliçe) o genc'e bir elçi gönderdi ve ona; Benim, senin olacağım ve senin de benim olacağın bir yol bulabilir miyim? (Böyle bir şey mümkün mü?)" dedi. Genç, ona; Evet! (Böyle bir şey mümkündür) ama bunun iki şartı vardır: 1- Harici kaleyi bize teslim etmen; 2- Dahilî kaleyi de O'na (Allah'a) teslim etmendir..." Melike (kraliçe) yine elçiler gönderdi ve ona sordu: Harici kaie'nin ne olduğunu anladık! Ama dahilî kalenin ne olduğunu anlamadık? (Bunu açıklar mısın?)". Genç, o kadına;

(Dahilî kale'yi ona teslim etmen) senin kalbini Allâhü Teâlâ hazretlerine teslim etmendir ve Allâhü Teâlâ hazretlerinin vahdaniyetini ikrar etmendir!" dedi.

Kadın bir gün o genç'e haber gönderdi: Askerlerinle beraber şehre girin! Çünkü ben size kapıları açtım!" dedi. Şehre girdiklerinde, o genç, emîre kadına İslâm'ı arzetti. Kadın, ona; Biliyorsun ki, ben Kraliçeyim! Büyük himmet ve âlî mertebe sahibiyim! Senin askerlerinin içinde rütbe bakımından senden daha büyük kimse var mı? Varsa ben onun elinde Müslüman olayım!" dedi. 0 genç; Evet! (Bu askerlerin içinde benden büyük kimse var. O da) bizim emırirniz ve büyüğümüzdür. Emîrü'l-mü'minin (mü'minlerin halifesi hazret-i Ömer r.a'ın) oğludur!" dedi. Kadın, Abdullah bin Ömer (r.a.) hazretlerinin önüne huzura getirildiğinde, Abdullah bin Ömer (r.a.) ona İslâm dinini arzetti. Kadın birincisi gibi konuştu yani; Müslümanların içinde senden daha büyük kimse var mı? Gidip onun önünde Müslüman olayım?" dedi. Abdullah bin Ömer (r.a.) hazretleri; Evet! Babam, emîrü'l-rnü'minin, (mü'minlerin halifesi Ömer r.a. var)" dedi. Kadın; Öyleyse, beni ona gönder! Ta ki onun elinde Müslüman olayım?" dedi. Bunun üzerine, Abdullah bin Ömer (r.a.) hazretleri, Kraliçeyi, beraberinde bir bölük asker ve bir çok mal ile beraber, kale'den çıkartıp, Hazret-i Ömer (r.a.)'a gönderdi. Kadın (Medine-i münevvere'de) Hazret-i Ömer (r.a.)'ın huzuruna çıktı. Ve ona; Ey mü'minlerin emîri burada senden daha büyük kimse var mı?" dedi. Hazret-i Ömer (r.a.); Evet (benden daha büyük var! Benden büyük olan) Allah'ın Resulü Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretleridir! Ve bu da onun kabr-i şerifidir!" dedi. Ve hazret-i Ömer (r.a.), Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin ravza-ı mutahharasını işaret etti. Kraliçe; Öyleyse ben ancak onun elinin önünde Müslüman olurum!" dedi. Onun söylediklerine icabet etti. Kadın, Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin nurlu kabri şerifine geldiğinde, selâm verdi. Büyük bir edep, vakar ve hürmetle Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin kabr-i şeriflerinin önünde diz çöküp oturdu. Ve; Eşhedü en lâa ilâahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve raslûlühû" Ben şehâdet ederim ki, Allah'tan başka ilâh yoktur. Ve ben şehâdet ederim ki, Muhammed (s.a.v.) Allah'ın kulu ve resulüdür!" dedi. Sonra o kadın; Ben zulmetlerden nur'a çıktım! Ya Resûlallah (s.a.v.)! hazretleri! Ben imanımın günahlara bulanmasından ve inancımın ma'siyetlerle kirlenmesinden korkuyorum! Seni hak peygamber olarak bize gönderen Allah'tan, bir daha günaha ve ma'siyete girmeden benim ruhumu almasını istiyorum!" diye dua etti. Sonra da, başını Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerinin eşiğine koydu. Ve ayni saatte vefat etti. Bunun üzerine, o kadının güzel halinden dolayı, hazret-i Ömer (r.a.) (ve orada bulunanlar) ağladılar. Sonra hazret-i Ömer (r.a.), kadının yıkanmasını, teçhizini ve Bakî mezarlığında, sahabelerin (r.a. hazerâtının) arasına defnedilmesini emretti... Bir gün benim tabutum konuldu. Sırlardan ve oluştan... Gidiyorum, hevâ ile Yüksek bir alay ile... Allah'ım bizleri, sırat-ı müstakîme girenlerden eyle! Allah'ım bizleri, kalb-i selîm ile senin Cenabına vâsıl olanlardan eyle! Allah'ım bizleri, elim azabından kurtar (ve bizleri azaba girmekten koru!) Âmin! Yâ Kerîm! Yâ Rahîm!

Cin Ve İns

Yüce Meali:

0 hepsini toplayıp hasredeceği gün: Ey cin mâ'şeri/cemaati! Hakîkaten şu ins'e çok ettiniz." diye; bunların İns'ten olan yardakları: Yâ rabbenâ," diyecekler. "Yekdiğerimizden istifade ettik ve bizim için takdir buyurmuş olduğun ecelimize yettik." Buyuracak kî: Ateş, ikametgâhınız, Allah'ın dilediği zamanlardan başka hepiniz ondasınız." Hakîkat, rabbin hakimdir, alimdir. Ve işte biz, zâlimlerin bazısını bazısına kesbleri/amelleri sebebiyle, böyle dost ederiz.

Tefsîr-i Şerifi:

Ve o hepsini toplayıp haşr edeceği gün, Ey habibim Ahmed! Resulüm ya Muhammed (s.a.v.)! Mekke ehli ve başkalarını zikret! Allah'ın her iki sekaleyn (yani cinleri ve insanları) kıyamet mevkıfınde hepsini toplayıp hasredeceği günü hatırlat! 0 gün Allâhü Teâlâ hazretleri, azarlama yolu üzere buyuracak: "Ey cin mâ'şeri!" Ey şeytanlar cemaati! demektir...

Ma'şer

Çünkü mâ'şer," kendilerini bir cihetin zaptettiği bir cemaat, demektir. Onların aralarında, muaşeretleri (birbirleriyle ilgi ve münâsebetleri) ve birbirine karışmaları hâsıl oldu. mâ'şer/ kelimesi, "ma'şerler" vezninde cemi olur. Bazıları da buyurdular: Cemaate mâ'şer," isminin verilmesi, gayet çok-sayıya ulaşmalanndandır. Çünkü yûîî "On" sayısı kâmil ve çok olan sayıdır ki, ondan sonra terkib olmadan sayı yoktur. Onunla birler basamağı sona ermektedir. Zira on sayısından sonra, on bir, on iki... dersin..."ma'şer!" denildiği zaman, sanki kâmil ve tam bir çokluk olan "on" (sayısının) yerinde söylenilmiş gibidir.

Cin Nedir?

Çin'lere cin denilmesinin sebebi, cinlerin insanların gözlerinden gizlenmeleridir. Yani cinlerin insanların gözlerinden örtünmeleri ve görünmemeleridir...

Cinler Büyük Halk Kitlesini Dalâlete Düşürdü

Hakîkaten şu ins'e çok etiniz." İnsanlara vermekte olduğunuz vesvese, iğvâ ve dalâlette çok ileri gittiniz. Yani insanlardan büyük bir halk kitlesini sapıttınız. Ve dedi; bunların yardakları," Şeytanlara itaat eden dostları... Oldukları halde; (neden oldukları halde?) "İns'ten..." Bu kavM şerif, Ve bunların yardakları," kavl-i şeri¬finden hâl'dir.... "Yâ Rabbena! Yekdiğerimizden İsti¬va fade ettik...." Yani ins, cin sebebiyle menfaat gördü ve cin, ins ile istifâde etti... 3/102)

İnsanların Cinlerden İstifâdesi

Amma insanın cin sebebiyle menfaat görmesi, şu cihetledir. Cinler, (kendilerine tabi olan) o insanları, 1- Şehvetin envâ-i çeşitlerine delâlet ederler. 2- Kendisi sebebiyle ona tevessül ederler. 3- Şehvetlerin (ve kötülüklerin) yolunu (kendilerine tabi insanlara) kolay ederler...

Cinlerin İnsanlardan İstifâdesi

Amma cinlerin insanlardan istifâde etmesi ise, şu cihetledir ki, 1- İnsanlar, onlara itaat ettiler, 2- Cinlerin çalışmaları boşa gitmedi. 3- İtaat edilen bir reis her zaman, kendisine boyun eğen ve tabi olanlardan fayda görür...

Şeytanlara Tabi Olanların İtirafları

"Ve bizim için takdir buyurmuş

olduğun ecelimize yettik." Bizim için tevkît buyurmuş olduğun (miâdli) vakti idrâk ettik, (o belirli vakte kavuştuk...) O vakit de kıyamet günüdür. Şeytanların yolunda gidenler bu sözlerini; itiraf yoluyla söylediler: 1- Şeytanlara tabi olmalarından, 2- Hevâ-ü hevese tabi olmalarını, 3- Kıyamet gününü inkâr etmeleri, 4- Bütün bunlara (ve kötülüklerine) nedamet ve pişmanlığı, 5- Hallerine üzüntü ve kederi ve 6- Rablerine (artık) teslim olduklarını itiraf etmek için söylediler....

Uyanma Vakti

Ne güzel buyurmuşlar: Ey uykudaki kişi! Şu an uyanma vaktidir! (uyan!)... Çünkü ölüm geldi! Uyku ne fayda? Öğretici (hoca) çocuğa ne güzel söylemiş: Hiçbir şey yapmadınız ve zaman geçti!"

Dalâlet Ehlinin Tek Sözü

Dalâlet ehlinin, sözlerinin bu şekilde kısaltılarak hikâye edilmesi; dalâlette olan sapıkların sadece bir kere konuşabildiklerini ve bir daha asla konuşmaya kadir olamayacaklarını ve buna güç yetiremeyeceklerini ifâde etmektedir...

Dalâlet Ehlinin İkâmetgâhı

Buyurdu: Sanki (mukadder bir sual ile): Allâhü Teâlâ hazretleri o zaman ne buyuracak?" (diye soruldu.) (Cevaben:) denildi ki: Buyurdu:" Ateş, ikametgâhınız," Sizin menziliniz ve karargâhınız ateştir. iyi "ikâmetgâh," ikâmet mekânı yerine ism-i mekân'dır. Orada muhalled..."

Halk Dört Kısımdır

İbni Abbas (r.a.) hazretleri buyurdular:

(Uhrevî ikâmetgâhları bakımında) mahlukat dört sınıftır.

1- Mahlûkatın bir kısmı hepsi cennettedir. 2- Mahlûkatın bir kısmının hepsi cehennemdedir. 3- Mahlukatin bir kısmı da hem cennet ve hem cehennemdedir.. 4- Mahlûkatın bir kısmı da cennet ve cehennemdedirler. Hepsi cennette olanlar, meleklerdir. Hepsi cehennemde olanlar şeytanlardır. Cennet ve cehennemde olanlar ise; insanlar ve cinlerdir. İnsanların ve cinlerin (amellerine göre) sevapları ve üzerlerine ıkâb ve azabları vardır..." Allah'ın dilediği başka..."

Te'vilât-i Necmiyyeden

Te'vilât-i Necmiyye'de buyuruldu: Allah'ın dilediği başka..." Ancak tevbe eder ve Allâhü Teâlâ hazretlerine dönerseniz; o zaman ikâmetgâhınız, cehennem ateşi olmaz... Bu istisna dünyada tevbe eden tevbe ehline râcidir. Yoksa cehennemde muhalled olan ve ebedî olarak cehennem ateşine düşmüş olanlar hakkında değildir. Te'vilât-i Necmiyye'nin sözleri bitti. İlmî Tetkik Bazıları buyurdular: Allah'ın dilediği başka..."kavl-işerifindeki; LS "mâ"masdariyetiçindir. "Senin önünde olan Yıldız kaymasidır." sözünde olduğu gibidir. kav şerifmdeki istisna ise, kendisinden önce bulunan cümlenin mazmunu yani manâsından istisna'd/r... O da (kendisinden önceki kelâm da); Ateş, ikametgâhımzdır; hepiniz onda mühaltedsiniz..."kavl-i şerifidir... Sanki şöyle denildi: Onların hepsi, ebediyyen cehennem azabında muhalleddirler. Hep azabta kalacaklardır. Ancak Allâhü Teâlâ hazretlerinin dilediği bazı vakitler müstesna... Onlar o vakitlerde cehennemin ateş azabından cehennemin zemherîrine intikâl ederler...

Zemherîr Azabı

Gerçekten rivayet olundu: Muhakkak ki cehennem ehli bazı vakitlerde, cehennemin ateş azabından nakledilip; içinde zemherir soğuğu bulunan bir vadiye girerler. Mafsallarının bazıları diğerlerinden ayırt edilmiyordu. On!ar bundan {zemherir soğuğundan) cehennem ateşine götürülmek için sulanacaklardır..." Buna göre buradaki istisna, onlarla alay etme manâsını taşımaktadır...

Hamım Suyun İçme Vakitleri

Celâleyn Tefsîri'nde buyuruldu: Allah'ın dilediği başka..." kavl-i şerifinde istisna edilen vakit; cehennemliklerin "hamım" (kaynar) suyundan içmek üzere cehennemden çıkarıldıkları vakitlerdir. Çünkü hamîm suyu cehennemin dışındadır. Allâhü Teâlâ hazretlerinin; Sonra da dönümleri şüphesiz ki cehennemedir; kavl-i nde olduğu gibi şerifinde olduğu gibi....

Cehennemliklerle Alay

Denildi ki: Cehennemlikler, cehennemde iken, kendilerine cennetten bir kapı açılır. Bütün cehennemlikler, büyük bir koşuşturma ve sür'atle cennetin o kapısına doğru koşmaya başlarlar. Ta ona ulaştıklarında, açılan kapı üzerlerine kapanı verir...

Bu İstisna Mühleti İfâde Eder

Denildi ki: Allah'ın dilediği başka..." kavl-i şerifinde istisna cehennemliklerin cehenneme girmelerinden öncedir... Sanki şöyle denildi: Cehennem ateşi ebediyyen sizin ikametgâhımzdır! Ancak sizin mühlet vaktinden sizin cehenneme girme anınıza kadar olan zaman (dilimi) müstesna..." Zira Hulûd" ebedî ve daimi kalmak, sonunda noksan olduğu gibi başlangıcında da noksanlaşır...

Zahiri Âlimlerin İzahları

Bütün bu açıklamalar, zahiri âlimlerin Allah'ın dilediği başka..." kavl-i şerifinde istisnâ'ya tevcîh ettikleri mezhepleridir.....

Te'vilât-i Necmiyyeden

Ancak Hazret-i Şeyh Necmeddin (k.s.) ise burada buyurdular: "Allah'ın dilediği başka..." kavl-i şerifinde istisnâ'da...) şeriatın zahirinin muhafazası vardır. Allâhü Teâlâ hazretlerini bilen ve gerçek tanıyan (hakikî âlimlerin) bu makamda çok bediî tahkikleri (incelemeleri) vardır. Ancak avamın akılları bunu kaldırmaya ve buna tahammül etmeye yetmez... Biz bundan ancak bir nebzeye işaret ederiz. Bunu sâlik (seyr-u suluk talebesine yani ilim ile tasavvufu birleştiren, malûmat ile marifetin arasını cem edenlerin) haricinde olan kişilere kapalı tutulmasını ve anlatılrnamasını tavsiye ederiz.... Mevlâ Ramazan Efendi Şerhü'l-Akâid" isimli kitabında buyurdular: -"Bil ki: Cehennem ateşinin ehli, cehennem'den kurtulmaktan ümitlerini kesmediler; ta ki, "ölüm koçu" cennet ile cehennem arasında bir yerde kesildiği zamana kadar (cehennem ateşinde yanıp ölerek de olsa, cehennemden kurtulacaklarını hep ümit ettiler...) Her İkisinin ehline hulûd (daimî ve ebedîlik) ile nida olundular... İşte bu vakit, cehennem ehli kurtuluştan ümidini kesti. Ümitsizliğe kapıldı. Azaba alıştılar ve onunla elem hissetmediler; tâ ki, âl, cehennem azabıyla lezzetlenmeleri emredilinceye kadar...-Öyle ki üzerlerine cennet nesîmi dökülse bile onu hoş karşılamaz ve onunla azablanırlar... Bu pisliği hoş görmek ve gül'den azab görmek gibidir. Ramazan Efendinin sözleri burada bitti.

Cehennem Boş Kalır mı?

Bu (sözler) Şeyhü'l-Ekber Miskü'l-Azfer ve Kibrîtü'l-Ahmer (k.s.) el-Ather hazretleri'nin Cehennem boş olarak kalır! Ve muhakkak ki azab, azab'dandır." sözlerinin manâsıdır. Şeyhü'I-Ekber'in sözleri bitti. (3/103)

Bu Söz Seni Aldatmasın

Şeyhü'l-Ekber (k.s.) hazretlerinin (Cehennem boş olduğu halde kalır!") sözlerinin zahiri seni mağrur edip aldatmaksın. Her iki taraftan da (hem zahirî ve hem de bâtını) âlimler; "Cehennemde muhalled olanlar asla cehennemden çıkamazlar ve cehennem onların cesetlerinden asla hâli (boş) olamaz!" (düsturunun) üzerinde ittifak ettiler.

Hocasının Görüşleri

Bizim hazretimiz, senedimiz, kendisini hususiyetle Allâhü Teâlâ hazretlerinin dinin kemâlâtında âlemlere (kendi çağının insanlarına) faziletli kıldığı zât buyurdular: Dârü'l-Cemâl'in (cennetin) ehli, oraya yerleştikleri zaman; onların üzerine Cemâl'in eserleri izhâr olunur. Ve onlar daima ve ebediyyen zevklenirler. Cemâlin Celâli onlardan gizlenir; eserleri de... Şu cihetle ki, onu hissetmezler, onu asla görmezler ve katiyetle ebedî olarak ondan elem (ve acı) duymazlar... Yine böyledir. "Dârü'l-Celâl (cehennem azabının) ehli de oraya yerleştiklerinde asırların (hukubların) geçmesiyle; onların bâtınlarının üzerine Cemâlin Celâlinin eserleri zahir olur. Ve ebediyyen onunla zevklenirler. Celâlin ateşinin eserleri onlardan gizlenir. Şu cihetle ki, onu hissetmezler, onu görmezler ve sürekli (ebediyyen) ondan elem ve acı duymazlar.... Lakin senin bildiğin gibi, bu (hadiseler) ancak günlerin ve asırların geçmesiyle cehennemin onların bâtınları ve zahirlerini yakmaktan kesilmesinden sonradır... Cehennemliklerden her birini, dünya günlerinden bir günün şirkine karşılık cehennem, onları âhiretin günleriyle tam elli bin sene yakar. Zahiri olan ise, onların üzerinde ahkâb (asırların ve zamanların) geçmesi hep onların ebediyen cehennem azabında devam eden hallerinin devamıdır... Bu hal onların ezelde üzerinde oldukları halleridir. Bu iki hallerinin arasında rahmanı bazı ibtilâlar (imtihanlar) vardır. Ibtilâ ise hadis oiup geçicidir. Allâhü Teâlâ hazretleri buyurdu: Her nefis ölümü tadacak ve sizi bir imtihan olarak şer ve hayr ile mübtela kılacağız; hepiniz de nihayet bize irca olunacaksınız!" Allâhü Teâlâ hazretleri, bizleri ve sizleri "dârü'l-bevâr" (yani cehennem'den) korusun! Âmin! Allah kendisinden râzî olsun şeyh'in (İsmail Hakiki Bursevî k.s. hazretlerinin hocasının) sözleri bitti....

Allâh Hakim ve Alimdir

Hakîkat, rabbin hakimdir." Rabbin bütün işlerinde hikmet sahibidir. Şeytan dostlarının cehennemde mühalled olmaları (ebedî kalmaları da) bir hikmetledir. Alimdir. İki ağırlığın (cinlerin ve insanların) hallerini, amellerini ve onlara layık olan cezayı hakkıyla bilir...

Zâlimler Birbirlerinin Dostlarıdır

Burada zikredilen ve bizim asırlar diye tercüme ettiğimiz, "hukub" ve "ahkâb" hakkında tefsirlerde şöyle buyurulmaktadir: "Ve işte böyle," Biz insan ve cin günahkâr ve isyankârlarını; birbirlerinden istifâde edecek şekilde alçalttığımız gibi... Biz, zâlimlerin bazısını bazısına dost ederiz." Zâlimlerin bazılarını bazılarına musallat ederiz. Biz zâlimden zâlimin sebebiyle (intikam) alırız. "Kesbleri (yapa geldikleri) sebebiyle. Kendisine devam ede geldikleri küfür ve ma'siyetleri sebebiyle, demektir...

Zâlime Yardım Eden Zulme Uğrar

Haber'de şöyle geldi: Kim, bir zâlime yardım ederse; Allâhü Teâlâ hazretleri, onu kendisine musallat eder.

Nasıl Olursanız Öyle İdare Olunursunuz

Ibni Abbas (r.a.) hazretlerinden rivayet olundu: "Allâhü Teâlâ hazretleri, bir kavimden râzî olursa, onların işlerini en hayırlılarına verir. Allah Teâlâ hazretleri, bir kavme gadap ettiği zaman da onların işlerini en şerlilerinin eline verir.

Evrensel Hüküm

İnen bazı ilâhî kitablarda (şöyle bir ilâhî hüküm) geldi: Muhakkak ki ben Allâhım! Meliklerin melikiyim! (İdarecilerin idârecisiyim!) Meliklerin kaîbleri benim elimdedir. Kim, bana itaat ederse, melikleri ona rahmet kılarım. Kim bana isyan ederse, melikleri ona azab kılarım. Melikler, sebebiyle kalblerinizi meşgul etmeyinî Lakin bana tevbe edin ki, onları (idarecileri) sizlere şefkatli ve merhametli kılayım!"

Zâlimlerden Elbette İntikam Alınır

Zâlim, yeryüzünde Allâhü Teâlâ hazretlerinin adlidir. Onunla intikam alır. Sonra da ondan intikam alır.

Allah İntikam Alır

Merfü'de {hadis-i kudsî'de) şöyle buyurdu: Allâhü Teâlâ Azze ve Celle hazretleri buyurdu: Buğz ettiğim kişiden, buğz ettiğim kişiler sebebiyle intikam alırım. Sonra da her ikisinin de varacakları yeri cehennem ateşi yaparım.

Münafıkları Birbirine Düşürür

Zebur'da buyuruldu: Muhakkak ki, ben münafıklardan münafıklar vasıtasıyla intikam alırım. Sonra da (döner) bütün münafıklardan intikam alırım."

Zâlimlerin Zulmü?

Sual: Söz söyleyen birinin sözüdür: Kötülük yapanların zulüm ile vasıflanmaları nasıl caiz olur. Haibuki Zâlim, yeryüzünde Allâhü Teâlâ hazretlerinin adlidir. Onunla intikam alır. Sonra da ondan intikam alır. Hadis-i şerifyle) onların zulümleri, Allâhü Teâfâ hazretlerinin adaletine nisbet edilmektedir? {Allah'ın adaleti neden zulüm olsun???) Cevâp: Bu sorunun cevâbı şudur: Burada adaletten murad, Allah'ın fazlına murâd olandır..

Adalet,

Adalet; herkese yapmış olduğu fiiliyle muamelede bulunmaktır. Eğer hayır ise hayır, şer ise şer.

Fazl:

Fazıl ise, ayni mislini kötülük yapan kişiden bağışlamaktır Bu ehl-i sünnet ve'1-cemaatin yoludur.

Mutezile Adaleti İddia Eder

Mutezile buna muhalefet ettiler. Mutezile mezhebi, kötülük yapan kişinin azab görmesini vacib görürler. Ve bunun da adalet olduğunu iddia ederler. İşte bundan dolayı, mutezile mezhebi kendilerine Adalet ehli" ismini verdiler.

Ehl-i Sünnet ve'1-Cemaatin Delili

Ehli sünnet ve'1-cemaatin üzerinde oldukları şu kavl-i şerif ile işaret edilmektedir: Dedi: Yârab! Hakka hükmet! Ve rabbimiz Rahmân'dır ancak isnadlarınıza karşı sığınılacak müsteân! Yani "zâlimlere mühlet verme ve onları bağışlama! Belki zâlimlere ceza vermekte acele et!" demektir. Lakin Allâhü Teâlâ hazretleri, dilediğine mühlet verir! Dilediğini de bağışlar! Dilediğine verir! Allâhü Teâlâ hazretlerinin yaptıklarından sual olunmaz! İmam Sahâvî (r.h.) hazretlerinin "Makâsıdu'l-Hasene isimli kitabında da böyledir.

Adalet ile Fazlın Farkı?

Mesnevî'de buyuruldu: Kötü işten kork! Asla emin olma! Çünkü Allâhü Teâîâ hazretleri, tohumunu elbette bir gün yeşertir! o (senin ektiğin kötülük) Sen belki pişman olursun; Belki haya edersin diye; Allâhü Teâlâ hazretleri, Nice kereler Iutfüyle onları Örter! Nice kere keremini... Eğer suç tekrarlanırsa; Adlini izhâr edip, cezalandırır... Böylece Iutfü ve adli zahir olur. Biri müjdeieyici diğeri de korkutucudur," dedi (3/104)

Zâlimlere Hak Söz

Ve bil ki: Mutlak olarak zulüm, Rabbânî feyzi kabul eden ruhanî fıtrî istidadı ifsâd etmektedir. Bundan dolayı, zâlimlere hak söz kâr etmez ve onlara fayda vermez. Riyaset ehlinin (başkanlık edenlerin) çoğu, kudret ve galebe için olurlar....

Kıyametin Bazı Alâmetleri

Ve hadis-i şerifte varid oldu: (Efendimiz s.a.v. hazretleri buyurdular): -"Muhakkak ki kıyametin alâmetlerindendir; 1- Namazların öldürülmesi (zayi edilmesi ve hakkıyla kılınmaması), 2- Şehvetlere tabi olmak, 3- Âmirlerin hâin olması, 4- Vezirlerin (idarecilerin) fasik olmaları... Selmân-ı Farisi (r.a.) hemen atıldı ve sordu: Babam ve annem ile... Bu olacak mı?" Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular: Evet! Ey Selman (bunlar olacakî) Bunlar olduğu zaman, mü'minin kalbi sudaki tuz gibi eriyecektir! Değiştirmeye güç yetirilmezl" (Selman) dedi: Veya bu da olur mu?" Efendimiz (s.a.v.) hazretleri buyurdular: Evet! (bu olacak.) Ey Selman! Muhakkak ki o gün insanlar çok zelil olacaktır. 0 gün mümin kişi, insanların arasında korkuyla yürüyecektir! Eğer konuşursa (adeta) onu yerler! Yok eğer sukut eder (konuşmazsa) gayzından (kederinden) ölür.. "Ravzatü'l-Ahbâr" isimli kitabda da böyledir.

Zâlimler Zulümleriyle Yok Oldular

Sa'dî (k.s.) buyurdular: Haberdâr mısın? Haberin var mı? Acem Padişahlarından! Ki onlar nice zulümler ve haksızlık yaptılar! Ne o zâlim padişahtan (ve onun zulmünden) bir eser kaldı! Ne zulme uğrayan o köle (ve gariban ve) mazlumlardan kimse kaldı!. Yapmaya gücün yetiyorsa da halkın kalbini kırma! Ve eğer yapacaksan, iyilikte kök sal (yani iyilik yap)! Allâhım! Bizleri zulüm ve fesattan muhafaza eti Sen kullan ve şehirleri muhafaza edensin!

Cin Ve İnsin İtirafları

Yüce Meali: "Ey ins ü cin maşeri! İçinizden size âyetlerimi anlatır ve bu gününüzün gelip çatacağını haber verir peygamberler gelmedi mi?" "Yâ rabbenâ" diyecekler. "Kendilerimizin aleyhine şâhidleriz." Evet! Dünya hayat onları aldattı da kendi aleyhlerinde olarak kâfir idiklerine şâhid oldular. Bu şundan ki: Rabbm, memleketleri ahâlisi gafil haldeler iken, zulüm İle helak edici değildir.

Tefsîr-i Şerifi:

Ey ins ü cin mâ'şeri! Size gelmedi mi?" Yani bunu Allâhü Teâlâ hazretleri kıyamet günü cin ve insanlara diyecektir. Dünyada size gelmedi mi?" Her bir fırka sizden; Peygamberleri." Allâhü Teâlâ hazretleri tarafından tayin edilmiş peygamberler, demektir. "içinizden," Bu kavl-i şerif, "Peygamberleri." Kavl-i şerifinin sıfatıdır. Yani sizin kendi içinizden olan peygamberler, demektir....

İnsanlar ve Cinlere Peygamberler Geldi

Bil ki: Cinler ve insanlar mükelleftir. Bunda (bütün âlimlerin) ittifakı var. Lakin kendilerine gelen peygamberler, kendi cinslerinden olma ihtimali vardır. Cebrail Aleyhisselâm ve benzerlerinin kendi cinslerinden meleklerin peygamberleri oldukları gibi...

Peygamberin Kendi Cinsinden Gelmesi

Beşerin havâssı, kendi içlerinden (ve cinslerinden) insanların peygamberleridirler. Çünkü cinsin cinse meyletmesi vardır. Cinsin cinsten istifâde etmesi vardır. Cinsin kendi cinsine ünsiyet kurması daha çok ve kolaydır.

Cinlere İnsanlardan Peygamber de Gelebilir

Cinlere gelen peygamberlerin kendi cinslerinin dışında yani insanlardan da olma ihtimâli vardır. Bu da istifâde etmeye mâni değildir. Zira cinlerin havaslarının, peygamberlerden istifâde etmeleri caizdir. Onlar (peygamberlerden istifâde eden cinlerin havassı) peygamberlerin kendi kavimlerine göndermiş olduğu elçiler ve dine davet eden kişileri olurlar.... Bu insanların havaslarının, meleklerin havaslarından istifâde etmesi gibidir.

Efendimiz Cinlere ve İnsanlara Peygamberdi

Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) hazretlerinin hem insanlara ve hem de cinlere peygamber olduğunda icmâ vardır. Efendimiz (s.a.v.) her bir fırkayı (ayı ayrı olarak, hem insan ve hem de cinleri) Allâhü Teâlâ hazretlerine ve âhiret gününe iman etmeye davet ettiler... Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinden önceki peygamberler ise husûsî olarak sadece kendi kavimlerine peygamber olarak gönderildiler....

Süleyman Aleyhisselâm Cinlere Hükmetti

Süleyman Aleyhisselâm ise cinlere umûmî bir peygamberlik ile gönderilmedi. Belki Süleyman Aleyhisselâm; cinleri; 1- Melik, 2- Cinleri zaptetmek, 3- Ve tam bir idare ile gönderildi....

İçinizden Peygamber Gönderildi Sözü

İçinizden peygamberler," kavl-i şerifi, (iki manâ üzerine mahmurdur: 1- Cinlere ve insanlara kendi cinslerinden peygamberler gönderilmesi... 2- Cin ve insan herkese sadece insanlardan peygamberlerin göndermesidir....) (Bazı âlimlere göre bu kavl-i şerif) birinci manâ üzerine mahmuldür. Bu da her bir fırkanın peygamberi kendi cinsinden olmasıyla olur (yani cinlere cinlerden peygamber gelmiştir...) Dahhâk (r.h.) ve ona tabi olanlar bu görüştedir Ve (bunlar): Zaruret olmadıkça, zahirî manâ'dan dönmek manâsı yoktur!" dediler. Ve (bunlar) sözlerini (ve düşüncelerini) İbni Abbâs (r.a.) hazretlerinin; O Allah ki yedi sema yaratmış, arz'dan da onların bir mislini! Aralarından emir inip duruyor, şunu bilesiniz diye ki Allah her şeye kadirdir ve Allah her şeyi ilmiyle ihata etmiştir! (âyet-i kerimesinin tefsirinde (İbni Abbâs r.a. hazretlerine isnâd edilen şu sözlerle) te'yid edip desteklediler: Arzların her birinde, sizin peygamberiniz gibi bir peygamber! Sizin Âdeminiz gibi Adem! Nuh Aleyhisselâm gibi bir Nuh! ibrahim Aleyhisselâm gibi bir İbrahim! Ve İsa Aleyhisselâm gibi bir İsa (gönderildi...) Âkâmü'l-Mercân" sahibi bu rivayeti (ve düşünceyi) sahih görmüşlerdir

Eleştirilere Kapalı Bir Fikir

(Bu sözleri söyleyen, insanların yaşadığı yer küreyi yedi kat olarak kabul edip, her bir katında da Âdem Aleyhisselâm, Nuh Aleyhisselâm, İbrahim Aleyhisselâm, İsa Aleyhisselâm ve peygamberimiz gibi bir peygamberin geldiğini savunanlar, kendilerini eleştiren ve yukarıdaki sözün "İsrâiliyyat ve merdûd" olduğunu söyleyen muhakkik ve müdekkik bir zat olan İmam Sahâvî hazretlerini şöyle eleştirdiler Nasıl? Halbuki İbni Abbâs (r.a.) hazretleri bütün âlimlerin ittifakı ile "Sultânü'l-Müfessirîn" (Müfessirlerin sultanı ve başlarının tacıdır.) Bundan dolayı; Sahâvî (r.h.) hazretlerinin "Makâsıdii'l-Hasene" kitabında ki; Çünkü o bu sözleri "İsrâiliyyât" tan almıştır. Sözünün hiçbir manâsı yoktur!" dediler...


Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.