FANDOM


Estağfirullah Cenâb-ı Hak'tan kusurumun örtülmesini dilerim. Allah (C.C.) kusurumu efvetsin (mealinde, kusurunu anlayan bir müslümanın duâsı. Hürmet veya ikramlara karşı tevâzu maksadı ile de söylenmektedir.) (Bak: İstiğfar)

İSTİĞFAR

Sözlükte "örtmek, örtbas etmek" anlamına gelen istiğfâr, dinî bir kavram olarak, hata ve günahların Allah tarafından af ve mağfiret edilmesini istemek; kulun işlediği iyi ve güzel amelleri azımsayıp bunları artırmaya çalışması, günahlarını çok bulup bunları azaltmaya gayret etmesi demektir. Aynı kökten gelen "Gufran" ve "Mağfiret" kelimeleri, Allah'ın kulun hata ve günahlarını örtmesi, ona azap etmemesi, günahlarını bağışlaması anlamına gelir. İstiğfar ile "günahtan vazgeçme" anlamına gelen tevbe arasında bazı farklar vardır. Kişi ancak kendi günahından dolayı tevbe edebilirken, başkalarının günahından dolayı da istiğfar edebilir. Yani başkasının affını Allah'tan dileyebilir. Allah'ın güzel isimlerinden olan "gafur" ve "gaffâr", günahları örten, bağışlayan, affeden demektir (bk. Gafir). Kur'ân'da pek çok âyette istiğfarda bulunmak emredilmiş, Allah'ın mağfiret edici olduğu ısrarla vurgulanmış, özellikle seher vakitlerinde olmak üzere istiğfar edenler övülmüştür (Meselâ bk. Âl-i İmrân, 3/17; ez-Zâriyât, 51/18). (M.C.)

ESTAĞFİRULLAH

Bütün işlerde ve hâllerde istiğfârı (Allahü teâlâdan bağışlanmayı istemeyi) elde tutmalıdır. İstiğfâr ederken, seyyid-ül istiğfâr denilen: "Estağfirullahel azîm ellezî lâ ilâhe illâ hû El-Hayyel kayyûme ve etûbu ileyh: Azîm olan O'ndan başka ilâh bulunmayan, Hayy ve Kayyûm olan Allahü teâlâdan günahlarımı bağışlamasını diler, O'na tövbe ederim" demelidir. (Yûsuf Sinânüddîn)

İşlediği günâha pişmanlık duymadan ve bu günâhı bir daha yapmamaya karar vermeden estağfirullah demeyiniz. Çünkü bu, günâh ve yalan olur. (Abdülganî Nablüsî)

İSTİĞFÂR

Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruluyor ki:

Biri günah işler veya kendine zulm eder, sonra pişman olup, Allahü teâlâya istiğfârda bulunursa, Allahü teâlâyı çok merhametli, afv ve mağfiret edici bulur. (Nisâ sûresi: 109)

Günâh işlemiş kimse, abdest alır, iki rek'at namaz kılar, sonra istiğfâr ederse günâhı affolur. (Hadîs-i şerîf-Kurret-ül-Ayneyn)

İstiğfâr, belâ ve sıkıntıların giderilmesi için faydalıdır ve denenmiştir. (Muhammed Ma'sûm)

İstiğfâr, insanı her murâda (arzuya), âfiyete kavuşturur. (Hâdimî)

Üç kimse şeytanın ve askerinin şerrinden korunmuştur. Onlar da, gece gündüz çok zikr edenler, Allahü teâlâyı ananlar, seherlerde (sabah namazı vakti girmeden önce) kalkıp istiğfâr edenler ve Allahü teâlânın korkusundan ağlayanlardır. (Dârendeli Hilmi Efendi)

Sıkıntısı olan kimse çok istiğfâr okusun. (Hazret-i Ömer)

Kuranda istiğfar Güzel Kurani kerimimizde geçen istiğfar ile ilgili ayetler. Kuranda geçen istiğfar ile ilgili ayetler tarafmizca seçilip otomatik listelenmekte.

Kuranda istiğfar ile alakali tahmini 26 ayet geçiyor 3:135 - Ve onlar çirkin bir günah işledikleri, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah'ı hatırlayarak hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Allah'tan başka günahları kim bağışlayabilir? Bir de onlar, bile bile, işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmezler.

3:159 - Sen (o zaman), sırf Allah'ın rahmetiyle onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık onları sen bağışla, onlar için Allah'dan mağfiret dile. (Yapacağın) işlerde onlara da danış, bir kere de azmettin mi, artık Allah'a dayan. Muhakkak ki Allah kendine dayanıp güvenenleri sever.

4:64 - Biz hangi peygamberi gönderdikse, sırf Allah'ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan günahlarının bağışlanmasını dileselerdi ve Resul de onların bağışlanmasını dileseydi, elbette Allah'ı affedici, merhametli bulurlardı.

4:106 - Allah'tan bağışlanmanı dile. Şüphesiz, Allah bağışlayıcıdır, esirgeyicidir.

4:110 - Kim bir kötülük işler, yahut nefsine zulmeder, sonra da Allah'tan bağışlanmasını dilerse, Allah'ı bağışlayıcı ve esirgeyici bulur.

5:74 - Hâlâ Allah'a tevbe edip O'ndan af dilemiyorlar mı? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

8:33 - Halbuki sen içlerinde iken Allah, onlara azab edecek değildi. İstiğfar ettikleri sürece de Allah onlara azab edecek değildir.

9:80 - Onlar için Allah'dan ister mağfiret dile, ister dileme. Onlar için yetmiş kere mağfiret dilesen de yine Allah onları affetmeyecektir. Bu, onların Allah'ı ve Resulünü inkâr etmelerinden dolayı böyledir. Allah, böylesine baştan çıkmış fasıklar güruhuna hidayet etmez.

9:113 - Ne peygambere, ne iman edenlere akraba bile olsalar cehennemlik oldukları iyice belli olduktan sonra müşriklere istiğfar etmek yoktur.

11:3 - Ve Rabbinizin mağfiretini isteyin, sonra ona tevbe edin ki sizi, belli bir süreye kadar güzel güzel yaşatsın. Ve her fazilet sahibine layık olduğu ihsanı versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin için büyük bir günün azabından korkarım.

11:52 - "Ey kavmim! Rabbinizden mağfiret isteyin, sonra O'na tevbe edin ki, üzerinize gökten bol bol bereket indirsin ve sizi kuvvetinize kuvvet katarak çoğaltsın. Gelin günahkâr olarak dönüp gitmeyin."

11:61 - Semud kavmine de kardeşleri Salih'i gönderdik. Dedi ki, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka bir tanrınız daha yoktur. Sizi topraktan O meydana getirdi. Sizi orada ömür sürmeye O memur etti. Bu sebepten O'nun mağfiretini isteyin, sonra O'na tevbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır, dualarınızı kabul eder."

11:90 - Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O'na tevbe ile yönelin. Şüphesiz ki, benim Rabbim çok merhametlidir, çok sevendir.

12:97 - Dediler ki: "Ey babamız, bizim için Allah'a istiğfar eyle. Biz gerçekten büyük günah işlemiştik."

12:98 - Dedi ki: "Sizin için Rabbimden ilerde bağışlanma dileyeceğim. Şüphesiz o çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

18:55 - Kendilerine doğru yolu gösteren peygamber geldiğinde insanları, iman etmekten ve Rabblerinden günahlarının mağfiretini istemekten alıkoyan şey sadece geçmiş milletlerin başlarına gelen felaketlerin kendilerine de gelmesini veya ahiret azabının ansızın göz göre göre gelip çatmasını beklemek olmuştur.

19:47 - İbrahim şöyle dedi: "Selâm sana olsun, senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim. Çünkü o, bana çok lütufkârdır."

24:62 - Müminler ancak, Allah'a ve Resülüne gönülden inanmış kimselerdir. Onlar o Peygamber ile birlikte sosyal bir işle meşgul iken ondan izin istemedikçe bırakıp gitmezler. (Resulüm!) Şu senden izin isteyenler, hakikaten Allah'a ve Resulüne iman etmiş kimselerdir. Öyle ise, bazı işleri için senden izin istediklerinde, sen de onlardan dilediğine izin ver; onlar için Allah'tan bağış dile; çünkü Allah mağfiret edicidir, merhametlidir.

40:7 - Arşı taşıyanlar ve onun etrafındakiler, Rablerinin hamdiyle tesbih ederler ve O'na inanırlar. İman etmişler için de şöyle bağışlanma dilerler: "Ey Rabbimiz! Rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O, tevbe edip senin yoluna uyanları bağışla, onları cehennem azabından koru."

40:55 - O halde sabret. Çünkü Allah'ın vaadi haktır. Hem günahından dolayı istiğfar et ve akşam sabah Rabbini hamdiyle tesbih et.

41:6 - Ey Muhammed! De ki: "Ben sadece sizin gibi bir insanım, ancak bana ilâhınızın bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Artık hep O'na yönelin ve O'ndan bağışlanma dileyin. Vay O'na ortak koşanların haline!

42:5 - Nerde ise gökler O'nun azametinden tâ üstlerinden çatlayacak gibi titreşiyorlar. Melekler Rablerini hamd ile tesbih ediyorlar ve yeryüzünde bulunan kimseler için mağfiret diliyorlar. İyi bilin ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

48:11 - yakında a'râbilerden geri kalmış olanlar sana diyecekler ki, "Mallarımız ve ailelerimiz bizi alıkoydu. Allah'tan bizim bağışlanmamızı dile." Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: Allah size bir zarar gelmesini dilerse veya bir fayda elde etmenizi isterse O'na karşı kimin bir şeye gücü yetebilir? Hayır! Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

51:18 - Onlar seher vakitlerinde Allah'tan bağışlanma dilerlerdi.

60:4 - İbrahim'de ve onunla beraber bulunanlarda sizin için güzel bir misal vardır, onlar kavimlerine demişlerdi ki: "Biz sizden ve sizin Allah'tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah'a inanıncaya kadar sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir." Yalnız İbrahim'in babasına: "Senin için mağfiret dileyeceğim, fakat senin için Allah'tan (gelecek) hiçbir şeyi (önlemeye) gücüm yetmez." demesi hariç. Rabbimiz! Yalnız sana dayandık, sana yöneldik. Dönüşümüz de ancak sanadır.

60:12 - Ey Peygamber! İnanmış kadınlar sana gelip Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamaları, hırsızlık etmemeleri, zina etmemeleri, çocuklarını öldürmemeleri, elleri ile ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemeleri, iyi bir işte sana karşı gelmemeleri hususunda sana bey'at ederlerse onların bey'atlarını al ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

KAFIRE DUA VE ISTIGFAR

Özellikle cenaze gibi merasimlerde imamların kafir olduğu bilinen mevtaya dua ve istiğfar ediyorlar. Cemaat da "âmîn"diyor. Bu mahzurlu değil midir?

Rasulüllah Efendimiz küfür üzere ölen bir yakını için "Eğer Allah yasaklamazsa ona mağfiret dileyecegim"(bk. Kurtubî, VNI/272) deyince şu âyet-i kerime nazil oldu: "Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra akraba dahi olsalar, müşrikler için mağfiret dilemek Peygambere ve mü'minlere yaraşmaz" (Tevbe (9) 113). Münafıklardan Abdullah b. Ubey b. Selül'ün cenaze namazını Rasulüllah Efendimiz kıldırmıştı.(Kurtubî, VNI/218) (O münafıkları tanıdığı halde, siyaseten davranışta onları mü'minlerden ayırmıyordu). Bu konuda da şu âyeti kerime geldi: "Onlardan ölen kimsenin namazını sakın kılma! Mezarı başında da durma. Çünkü onlar A1lah'ı ve Rasulünü inkâr ettiler, fasık olarak öldüler" (Tevbe (9) 84). Şu ayetin de aynı konu ile alâkalı olarak geldiği söylenir:

"Onlara ister bağışlanma dile, ister dileme, farketmez. Onlara yetmiş defa bağışlanma dilesen de Allah onları asla bağışlamayacaktır. Bu, onların Allah'ı ve Rasulünü inkâr etmesinden ötürüdür. Allah fasıklar güruhuna hidayet vermez" (Tevbe (9) 80)

Bu naslar karşısında, özellikle Malikî Imam Karafi meseleyi bütün detayı ile ele almış ve özet olarak: "Kafirin bağışlanması için dua etmek küfürdür (dua eden kâfir olur). Çünkü, Kur'ân'ı Kerim birçok âyetle müşrikleri Allah'ın bağışlamayacağını, kâfirlerin Cehennem'de ebedî kalacağını kesinkes haber verdikten sonra böyle bir şey istemek, Allah'ı yalanlamak ve sanki'(Ya Rab! Sen öyle diyorsun ama bağışlaşan daha iyi edersin) demek olur. Bu da küfürdür. Tüm mü'minlerin bağışlanmasını istemek de haramdır. Çünkü günahkâr mü'minlerin Cehennem'de, bir süre için de olsa, kalacakları sahih hadislerle bildirilmektedir.(Bu konuda geniş bilgi için bk. Karafi, el-Furük, IV/259 vd.)

Bu görüş Hanefilerce biraz ağır bulunur ve "kâfirin bağışlanması için dua etmek küfürdür, tüm mü'minlerin bütün günahlarının bağışlanması için dua etmek ise haram değildir" denir. Ibn Âbidîn buna açıklık getirirken der ki: "Mesele şuradan kaynaklanıyor: Allah'ın va'dinden dönmeyeceğini kendi kelâmıyla biliyoruz. Ama acaba vâdinden (azab edeceği sözünden ve tehdidinden) de dönmez mi? Işte Karafi ve onu izleyenler, Allah'ın va'di gibi vâdinden de dönmeyeceğini düşünerek, eğer Allah kâfirleri Cehennem'e koyacağını ve onların orada ebedî kalacağını bildiriyorsa bunun aksini istemek Allah'ı isabetsizlikle suçlamak ve onu tekzib olur, bu ise küfürdür diye düşünmüşlerdir. Hanefi Ibn Emîr el Hâcda (Vefatı 879 (1474) bk. Mu'cemu'1-müellifin, XI/274) kâfire dua konusunda onlar gibi düşünmüş tüm mü'minlere dua konusunda biraz daha müsamahalı davranmıştır. Doğrusu da budur.(bk. Ibn Abidin (Âmira), I/351, (Mısır), I/523) Buna göre kâfir olarak ölen birisi için dua etmek küfürdür. Ancak küfrü açık (bevâh) olmayanlara günahlarıyla küfür damgası vurup onları mü'min saymamak da bizim hakkımız değildir. Meselâ Allah'ın birliğine, Hz. Muhammed (sav)'in peygamberligine, Kur'ân'ın bütününe inanan birisi Haccâc gibi zalim de olsa onu kâfir saymak bizim elimizde değildir. Ama bunlara olduğu gibi inanmamış, ya da bunları tahkir etmişse, onu da mü'min saymak bizim elimizde değildir.

Mesele ölmüş gitmiş kâfirler için böyledir. Hayatta olan kâfirlerin doğru yolu bulmaları için dua etmenin ise caiz olduğu görüşü hâkimdir. Çünkü Rasulüllah Efendimiz Uhud Günü mübarek dişleri kırılıp, yüzü yaralandığında, müşrikler için: "Allah'ım kavmimi bağışla, çünkü onlar bilmiyorlar" diye dua etmişlerdi. Ibn Abbas da: "Mü'minler kâfir olarak ölmüş yakınlarına dua ediyorlardı. Bunu yasaklayan âyet (Tevbe 113) geldi, onlardan duayı kestiler. Ama bu âyet onların, hayatta olan kâfirlere dua etmelerini yasaklamıyordu" demiştir (Kurtubî, VNI/274). Ama bununla beraber; Buhari'nin nakline göre, Rasulüllah Efendimiz (sav)'in Uhud'daki bu sözü, kendi duası değildir. O bunu: "Daha önce de bir peygamber yaralanmış ve böyle demişti" tarzında söylemiştir (bk. Buharî, magazî; Müslim, cihad 103) şeklinde söyleyip kâfirin hayatta olanına dahi dua edilemeyeceği görüşünde olanlar da vardır (Kurtubî, VNI/278). Fakat böyle dahi olsa, önceki bir peygamberin sözü bizim şeriatimizde neshedilmedikçe bizim için geçerli olacağından (Allah'u alem) hayattaki bir kâfirin hidayete ermesi için dua etmekte bir mahzur olmamalıdır. Çünkü onun hidayeti bulması muhal değildir ve Allah kâfir olanların dünyada iken mü'min olamayacaklarını söylememiştir ki, bizim bunu istememiz, Allah (cc)'in olmaz, dediğinde israr etmemiz anlamına gelmiş olsun. Bir sonraki âyette bildirildigi üzere; Hz. Ibrahim'in Babası için mağfiret dilemesini de böyle anlamak gerekir (Ibn Abbas ayete değişik izah getirir bk. Kurtubî, VNI/274; Ayrıca bk. Celal Yıldırım, Kur ân Ahkâm, N/309 vd.).

KAFIRE DUA VE ISTIGFAR


Özellikle cenaze gibi merasimlerde imamların kafir olduğu bilinen mevtaya dua ve istiğfar ediyorlar. Cemaat da "âmîn"diyor. Bu mahzurlu değil midir?

Rasulüllah Efendimiz küfür üzere ölen bir yakını için "Eğer Allah yasaklamazsa ona mağfiret dileyecegim"(bk. Kurtubî, VNI/272) deyince şu âyet-i kerime nazil oldu: "Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra akraba dahi olsalar, müşrikler için mağfiret dilemek Peygambere ve mü'minlere yaraşmaz" (Tevbe (9) 113). Münafıklardan Abdullah b. Ubey b. Selül'ün cenaze namazını Rasulüllah Efendimiz kıldırmıştı.(Kurtubî, VNI/218) (O münafıkları tanıdığı halde, siyaseten davranışta onları mü'minlerden ayırmıyordu). Bu konuda da şu âyeti kerime geldi: "Onlardan ölen kimsenin namazını sakın kılma! Mezarı başında da durma. Çünkü onlar A1lah'ı ve Rasulünü inkâr ettiler, fasık olarak öldüler" (Tevbe (9) 84). Şu ayetin de aynı konu ile alâkalı olarak geldiği söylenir:

"Onlara ister bağışlanma dile, ister dileme, farketmez. Onlara yetmiş defa bağışlanma dilesen de Allah onları asla bağışlamayacaktır. Bu, onların Allah'ı ve Rasulünü inkâr etmesinden ötürüdür. Allah fasıklar güruhuna hidayet vermez" (Tevbe (9) 80)

Bu naslar karşısında, özellikle Malikî Imam Karafi meseleyi bütün detayı ile ele almış ve özet olarak: "Kafirin bağışlanması için dua etmek küfürdür (dua eden kâfir olur). Çünkü, Kur'ân'ı Kerim birçok âyetle müşrikleri Allah'ın bağışlamayacağını, kâfirlerin Cehennem'de ebedî kalacağını kesinkes haber verdikten sonra böyle bir şey istemek, Allah'ı yalanlamak ve sanki'(Ya Rab! Sen öyle diyorsun ama bağışlaşan daha iyi edersin) demek olur. Bu da küfürdür. Tüm mü'minlerin bağışlanmasını istemek de haramdır. Çünkü günahkâr mü'minlerin Cehennem'de, bir süre için de olsa, kalacakları sahih hadislerle bildirilmektedir.(Bu konuda geniş bilgi için bk. Karafi, el-Furük, IV/259 vd.)

Bu görüş Hanefilerce biraz ağır bulunur ve "kâfirin bağışlanması için dua etmek küfürdür, tüm mü'minlerin bütün günahlarının bağışlanması için dua etmek ise haram değildir" denir. Ibn Âbidîn buna açıklık getirirken der ki: "Mesele şuradan kaynaklanıyor: Allah'ın va'dinden dönmeyeceğini kendi kelâmıyla biliyoruz. Ama acaba vâdinden (azab edeceği sözünden ve tehdidinden) de dönmez mi? Işte Karafi ve onu izleyenler, Allah'ın va'di gibi vâdinden de dönmeyeceğini düşünerek, eğer Allah kâfirleri Cehennem'e koyacağını ve onların orada ebedî kalacağını bildiriyorsa bunun aksini istemek Allah'ı isabetsizlikle suçlamak ve onu tekzib olur, bu ise küfürdür diye düşünmüşlerdir. Hanefi Ibn Emîr el Hâcda (Vefatı 879 (1474) bk. Mu'cemu'1-müellifin, XI/274) kâfire dua konusunda onlar gibi düşünmüş tüm mü'minlere dua konusunda biraz daha müsamahalı davranmıştır. Doğrusu da budur.(bk. Ibn Abidin (Âmira), I/351, (Mısır), I/523) Buna göre kâfir olarak ölen birisi için dua etmek küfürdür. Ancak küfrü açık (bevâh) olmayanlara günahlarıyla küfür damgası vurup onları mü'min saymamak da bizim hakkımız değildir. Meselâ Allah'ın birliğine, Hz. Muhammed (sav)'in peygamberligine, Kur'ân'ın bütününe inanan birisi Haccâc gibi zalim de olsa onu kâfir saymak bizim elimizde değildir. Ama bunlara olduğu gibi inanmamış, ya da bunları tahkir etmişse, onu da mü'min saymak bizim elimizde değildir.

Mesele ölmüş gitmiş kâfirler için böyledir. Hayatta olan kâfirlerin doğru yolu bulmaları için dua etmenin ise caiz olduğu görüşü hâkimdir. Çünkü Rasulüllah Efendimiz Uhud Günü mübarek dişleri kırılıp, yüzü yaralandığında, müşrikler için: "Allah'ım kavmimi bağışla, çünkü onlar bilmiyorlar" diye dua etmişlerdi. Ibn Abbas da: "Mü'minler kâfir olarak ölmüş yakınlarına dua ediyorlardı. Bunu yasaklayan âyet (Tevbe 113) geldi, onlardan duayı kestiler. Ama bu âyet onların, hayatta olan kâfirlere dua etmelerini yasaklamıyordu" demiştir (Kurtubî, VNI/274). Ama bununla beraber; Buhari'nin nakline göre, Rasulüllah Efendimiz (sav)'in Uhud'daki bu sözü, kendi duası değildir. O bunu: "Daha önce de bir peygamber yaralanmış ve böyle demişti" tarzında söylemiştir (bk. Buharî, magazî; Müslim, cihad 103) şeklinde söyleyip kâfirin hayatta olanına dahi dua edilemeyeceği görüşünde olanlar da vardır (Kurtubî, VNI/278). Fakat böyle dahi olsa, önceki bir peygamberin sözü bizim şeriatimizde neshedilmedikçe bizim için geçerli olacağından (Allah'u alem) hayattaki bir kâfirin hidayete ermesi için dua etmekte bir mahzur olmamalıdır. Çünkü onun hidayeti bulması muhal değildir ve Allah kâfir olanların dünyada iken mü'min olamayacaklarını söylememiştir ki, bizim bunu istememiz, Allah (cc)'in olmaz, dediğinde israr etmemiz anlamına gelmiş olsun. Bir sonraki âyette bildirildigi üzere; Hz. Ibrahim'in Babası için mağfiret dilemesini de böyle anlamak gerekir (Ibn Abbas ayete değişik izah getirir bk. Kurtubî, VNI/274; Ayrıca bk. Celal Yıldırım, Kur ân Ahkâm, N/309 vd.).


İstiğfar; Tesbih; Tehlil; Tekbir; Tahmid Ve Havkale konusunda 2 sayfada 16 kayitli hadis var

Konu : İstiğfar; Tesbih; Tehlil; Tekbir; Tahmid Ve Havkale Ravi : Abdullah İbnu Amr İbni`l-As Hadis : Resulullah (sav) buyurdular ki: "İki haslet -veya iki hallet - vardır ki onları Müslüman bir kimse (devam üzere) söyleyecek olursa mutlaka cennete girer. Bu iki şey kolaydır. Kim onlarla amel ederse, azdır da... Her (farz) namazdan sonra on kere tesbih (sübhanallah), on kere tahmid (elhamdülillah), on kere tekbir (Allahu ekber) söylemekten ibarettir." (Abdullah der ki:) "Ben Resulullah (sav)`ın bunları söylerken parmaklarıyla saydığını gördüm. Resulullah devamla buyurdular: "Bunlar beş vakit itibariyle toplam olarak dilde yüzellidir. Mizanda bin beş yüzdür, "ikinci haslet" ise yatağa girince Allah`a yüz kere teşbih, tekbir ve tahmid`de bulunmanızdır. Bu da lisanda yüzdür, mizanda bindir. (Her ikisi toplam iki bin beş yüz eder.)" Resulullah (sav) sözlerine şöyle bir soru ile devam etti: "Hanginiz bir günde, gece ve gündüz iki bin beş yüz günah işler?" "Bunları niye söylemiyelim ey Allah`ın Resulü?" dediler. Şu cevabı verdi: "Şeytan, namazda iken her birinize gelir: "Şunu şunu hatırla" der, ve namazdan çıkıncaya kadar devam eder. (Bu hatırlatmaların neticesi olarak) kişi bu tesbihatı terk bile eder. Kişi yatağına girince de şeytan ona gelir, (zikir yapmasına imkan vermeden) uyutmaya çalışır ve uyutur da." HadisNo : 1880

Konu : İstiğfar; Tesbih; Tehlil; Tekbir; Tahmid Ve Havkale Ravi : İbnu Ebi Evfa Hadis : Bir adam gelerek- "Ey Allah`ın Resulü!" dedi, "ben Kur`an`dan bir parça seçip alamıyorum. Bana kifayet edecek bir şeyi siz bana öğretseniz!" "Öyleyse," buyurdu, "Sübhanallah velhamdülülah, ve lailahe illallah, vallahu ekber, vela havle vela kuvvete illa biliah. (Allah`ım seni tenzih ederim, hamdler sana mahsustur. Allah`tan başka ilah yoktur, Allah en büyüktür, güç kuvvet Allah`tandır) de!" "Ey Allah`ın Resulü!" dedi, "bu zikir Allah içindir. (O`nu senadır), kendim için dua olarak ne söyleyeyim?" "Şöyle dua et: "Allahım bana merhamet et, afiyet ver, hidayet ver, rızık ver!" Adam (dinleyip, kalkınca) ellerini sıkıp göstererek: "Şöyle (sımsıkı belledim!)" dedi, Resulullah (sav), bunun üzerine: "İşte bu adam iki elini de hayırla doldurdu!" buyurdu. (Hadis Ebu Davud`da tam olarak, Nesai`de kısmi olarak rivayet edilmiştir) HadisNo : 1881

Konu : İstiğfar; Tesbih; Tehlil; Tekbir; Tahmid Ve Havkale Ravi : Aişe Hadis : Resulullah (sav) ölümünden önce şu duaları çok tekrar ederdi: "Sübhanallahi ve bihamdihi, estağfirullahe ve etubu ileyh. (Allahım seni hamdinle tesbih ederim, mağfiretini diler, günahlarıma tevbe ederim.)" Ben kendisinden bunun sebebini sordum. Şu açıklamayı yaptı: "Rabbim bana bildirdi ki, ben ümmetim hakkında bir alamet göreceğim. Ben onu görünce Sübhanallahi ve bihamdihi, estağfirullahe ve etubu ileyh zikrini artırdım. Bu gördüğüm, iza cae nasrullahi ve`l-fethu... süresidir." HadisNo : 1882


Konu : İstiğfar; Tesbih; Tehlil; Tekbir; Tahmid Ve Havkale Ravi : Ebu Hüreyre Hadis : Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sübhanallahi, velhamdu lillahi, veld ilahe illallahu vallahu ekber (Allah`ı tesbih ederim, hamdler Allah`adır, Allah`tan, başka ilah yoktur. Allah en büyüktür) demem, bana, üzerine güneşin doğduğu şeyden (dünyadan) daha sevgilidir." HadisNo : 1883

Konu : İstiğfar; Tesbih; Tehlil; Tekbir; Tahmid Ve Havkale Ravi : İbnu Mes`ud Hadis : Resulullah (sav) buyurdular ki: "Mirac sırasında İbrahim (as)`le karşılaştım. Bana: "Ey Muhammed, ümmetine benden selam söyle. Ve haber ver ki: Cennetin toprağı temiz, suyu tatlıdır. Burası (suyu tutacak şekilde) düz ve boştur. Oraya atılacak tohum da sübhanallah, velhamdülillah, ve lailahe illallah, vallahu ekber cümlesidir." HadisNo : 1884


Konu : İstiğfar; Tesbih; Tehlil; Tekbir; Tahmid Ve Havkale Ravi : Yüseyre Hadis : Ebu Bekri`s-Sıddik`ın azadlısı Yüseyre (ra) -ki ilk muhacirlerden idi- anlatıyor: "Resulullah (sav) bize dedi ki: "Size tesbih, tehlil, takdis, tekbir çekmenizi tavsiye ederim. Bunları parmaklarla sayın. Zira parmaklar (Kıyamet günü nelerde kullanıldıklarından) suale maruz kalacaklar ve konuşturulacaklardır." HadisNo : 1885

Konu : İstiğfar; Tesbih; Tehlil; Tekbir; Tahmid Ve Havkale Ravi : Ebu Bekri`s-Sıddik Hadis : Resulullah (sav) buyurdular ki: "İstiğfar eden kimse günde yetmiş kere de tevbesinden dönse günahta musır sayılmaz." HadisNo : 1886


Konu : İstiğfar; Tesbih; Tehlil; Tekbir; Tahmid Ve Havkale Ravi : el-Eğarru`l-Müzeni Hadis : Resulullah (sav) buyurdular ki: "Şurası muhakkak ki, bazan kalbime gaflet çöker. Ancak ben Allah`a günde yüz sefer istiğfar eder (affımı dilerim)." HadisNo : 1887

Konu : İstiğfar; Tesbih; Tehlil; Tekbir; Tahmid Ve Havkale Ravi : Eğarru`l-Müzeni Hadis : Resulullah (sav)`ın şöyle dediğini nakletmiştir: "Ey insanlar! Rabbinize tevbe edin. Allah`a kasem olsun ben Rabbim Tebarek ve Teala hazretlerine günde yüz kere tevbe ederim." HadisNo : 1888

Konu : İstiğfar; Tesbih; Tehlil; Tekbir; Tahmid Ve Havkale Ravi : Ebu Hüreyre Hadis : Resulullah (sav)`ı işittim, demişti ki: "Allah`a kasem olsun, ben günde Allah`a yetmiş kere istiğfar ediyorum, teubede bulunuyorum." HadisNo : 1889

Bağışlayan esirgeleyen bizlere bol rızık veren rabbimin adıyla!

Sonsuz bir merhamete sahip olan, biz günahkar kullarını affetmek için bahaneler arayan rabbimiz, kullarına cenneti kazanmamız için birçok kapılar açmıştır. Bunların en başında günahlardan arınmak gelir, bunun içinde tevbe kapısını açmıştır. Kul cenabı hakka yaptığı günahtan hatadan pişman olursa tevbe kapısına sarılmalıdır.

Cenabı hak birçok ayetinde (adeta ey kulum sen bana yeterki kulluk yap seni niye gönderdiğimi unutma, benden iste her istediğini veririm diyor)

Tevbe ile ilgili bazı ayet ve hadisleri birlikte zikredelim.

Kim bir fenalık yapar veya nefsine zulum ederde Allah’tan mağfiret dilerse, Allah’ı çok bağışlayan ve çok merhamet eden olarak bulur. (En’am110 )

Bir diğer ayette ise şöyle buyurur. Hemen Rabbini hamd ile tesbih et. O nun yarlığamasını iste şüphesizki o tevbeleri çok kabul edendir. (Nasr 3)

Seherlerde Allah’tan mağfiret dileyenler (Al–i imran 17)

Rasulullah (s.a.v.) Efedimiz cennetle müjdelendiği halde sık sık şöyle diyordu: Allahım! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim. Sana hamd ederim. Allah’ım! beni bağışla kuşkusuz sen tevbeleri kabul eden ve pek merhametlisin ve şöyle devam ediyor.

Bol bol istiğfar eden için Allah’u teala her kederden bir ferahlık her darlıktan bir çıkış kapısı açar, ve kendisine ummadığı yerden rızık verir.

Huzeyfe rah bir gün efendimize gelerek şöyle söyler ya rasulullah! Ben aileme karşı ağır laflar söyleyen biriyim Bunun için: Dilimin beni ateşe sokmasından endişe duyuyorum diye yakınır. Rasulullah (s.a.v.) istiğfar ne güne duruyor hani istiğfarın? Ben Allah’a günde yüz defa istiğfar ediyorum buyurdu.

Aişe r.a.h’da şöyle buyuruyor. Rasulullah s.a.v. bana şunları söyledi eğer küçük günah işledinse Allah’tan mağfiret dileyip kendisine tevbe et pişmanlık göstermek ve istiğfar yapmakla gerçekleşir. Ve kendisi Rabbine istiğfar buyururken şu duayı okurlardı. İlahi! Hatalarımı, bilgisizliğimi işlerimdeki israfımı (aşırı hareketlerimi) senin benden daha iyi bildiğin kusurlarımı bağışla! Allahım! ciddi halimi, şakamı, hatamı, kasıtlı davranışlarımı bağışla. Bu kusurların hepsi bende var.

İlahi! Önden gönderdiğim önceden yaptığım ve sonraya bıraktığım sonradan yapabileceğim gizli ve açıktan işlediğim ve senin benden daha iyi bildiğin kusurlarımı bağışla. Çünkü sensin ileri götüren sensin geri bırakan, sensin herşeye gücü yeten! Cenabı hakkın özel olarak yarattığı ve sevgilim dediği bir insan Allah’tan bu kadar korkuyor ve tevbe ediyorsa bizim gibi günahkar kulların başını secdeden hiç kaldırmaması gerekir demekki Allah’tan ancak onu tanıyanlar ve gerçek anlamda sevenler korkar.

Yine Ebu hureyreden bir rivayetle alemlerin sevgilisinin şöyle söylediği rivayet edilir. Mümin bir günah işlediğinde o günah kalbinde siyah bir leke olarak belirir. Tevbe ederse o leke çıkar. İstiğfarda bulunursa lekenin yeri parıldar. Eğer kişi daha fazla günah işlerse kalbinde beliren lekelerde gittikçe artar ve sonunda kalbinin tamamını istila eder. Ve şöyle devam ediyor cenabı hak kulunun cennette derecesini yükseltince kul: Rabbim bu nereden geldi? diye sorar Hak teala şöyle buyurur: Çocuğunun senin için yaptığı istiğfardan, annemiz Hz. Aişe peygamberimizin şöyle söylediğini bizlere aktarır. Allah’ım! beni iyilik yaptıklarında mutluluk duyan, günah işlediklerinde de istiğfarda bulunanlardan eyle ve şöyle devam eder kul günah işledikten sonra: – Allah’ım beni bağışla diye yalvardığında, aziz ve celil Allah: Kulum bir günah işledi ama bu günahından dolayı hem yakasına yapışacak hemde günahı bağışlayan bir rabbi bulunduğunu bildi. Kulum! dilediğini yap, ben seni bağışladım.

Diğer bir hadisi şerifte peygamberimiz Allah teala şöyle buyurduğunu söyler. Kullarım benim koruduklarım dışında hepiniz günahkarsınız, öyle ise benden mağfiret dileyiniz ki bende sizleri bağışlayayım. Benim kendisini bağışlama gücüne sahip olduğumu bilenin hiçbir günahına aldırmam kendisini bağışlarım buyurmaktadır ve istiğfarın en efdalinin şu sözlerle yapılan istiğfar olduğunu rivayet etmiştir.

Allah’ım! Sen benim rabbimsin. Ben senin kulunum, beni sen yarattın. Gücüm yettiğince ezelde sana verdiğim söz ve andım üzerimde sebat etmekteyim. Yaptıklarımın şerrinden sana sığınıyorum. Üzerimdeki nimetini sana itiraf ediyorum. Günah yaptığımda ikrarda bulunuyorum. Gerçekten kendime zulmettim günahımı itiraf ettim, yaptığım ve yapacağım günahlarımı bağışla Çünkü tüm günahları senden başka bağışlayacak yoktur.

Bağışlayan kullardan olmak duası ile (amin)

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.