Kocakarı ile Ömer Safahat Bayrak.gif
Mehmet Akif Ersoy
Cânan Yurdu


2'li iki beyitin tablo sunumu[düzenle | kaynağı değiştir]

Şiir Metni
Güncel Türkçesi
"İhtilaf ı metâli' sebebiyle küre üzerinde ezansız zaman yoktur"

Zaman geçmez ki yüz binlerce kalbin vecd-i sekrânı,

"Güneşin her yerde farklı zamanda doğması'sebebiyle yeryüzünde ezansız zaman yoktur.

Zaman geçmez ki yüz binlerce kalbin sarhoş eden vecdi,
Zeminden yükselip,göklerde vahdetzâr-ı Yezdân-ı
Ararken, dehşet-âkîn etmesin bir sayha vicdânı
Yerden yükselip, göklerde Allah'ın vahdet bahçesini
Ararken, bir haykırış dehşetle doldurmasın vicdanı
Ne lâhûtî sadâ "Allâhu ekber!" sarsıyor cânı...
Bu birgülbank-i Hak'tır, çok mudur inletse ekvânı?
Ne ilâhî bir ses "Allahu ekber!" sarsıyor canı...
Bu bir Hakk'a yakarıştır, çok mudur inletse dünyaları?
Bu lâhûtî sadâ çıktıkça cûşa-cûş olup yerden,
İner esrâr-ı kudret kibriyâ tavrıyle göklerden.
Bu ilâhî ses coşup yükselince yerden,
İner Allah'ın sırları bütün ululuğuyla göklerden.
Bütün âheng-i hilkat yâd ederken Hakk'ı ezberden,
Vicâhî feyz alır artık o nûru'n-nûr-i ezherden:
Yaratılışın bütün ahengi okurken Hakk'ı ezberden,
Yüzyüze feyz alır artık o parlak nurlar nurundan:
Hüveydâ şimdi cânandır seherden, şâm-ı esmerden!
Seher vaktinde mevcûdât, nûşîn hâb içindeyken,
Şimdi seherde ve gece karanlığında canandır görünen!
Seher vaktinde varlıklar, tatlı bir uykudayken,
Bu rûhânî nevâ âfâkı mevcâ-mevc edip birden;
Muhîtin kalb-i hâmûşunda başlar bir hazin şîven.
Bu rûhânî ses ufukları dalgalandırıp birden;
Havanın suskun gönlünde başlar hüzünlü bir inleme.
Bakarsın her taraf zulmet, fakat bir zulmet-i rûşen!
Semâ bîdâr, her yıldız Cemâlu'llâh'a bir revzen.
Bakarsın her yan karanlık, fakat parlak bir karanlık!
Gök uyanık, her yıldız Allah'ın cemaline bir pencere.
Maîşet kayd-ı can fersâsının mahkûm-ı, bîzârı,
Bütün bîçâreler gündüz bu yâd-ı merhametkârı,
Ruhu yıpratan geçinme kaydına mahkûm ve bıkkın
Bütün zavallılar, gündüz, bu merhamet dolu sözleri
Duyar sermest olur görmüş kadar ferdâ-yı Dîdâr'ı!
O neşveyle, yorulmak şöyle dursun, en ağır bârı,
Duyar ve kendinden geçer sanki görmüş gibi ahirette Allah'ı!
O neşeyle, yorulmak şöyle dursun, en ağır yükü
Sürükler görmeden, göstermeden yılgınlık âsârı.
Güneş mağrib-güzîn olmuş semâ esmer, ufuk gülgûn;
Sürükler görmeden, göstermeden yılgınlık belirtisi.
Güneş batmaya dönmüş, gökyüzü kararmış, ufuk gül renkli;
Zaman durgun, zemin muğber, cihan dembeste, can mahzûn;
Gariblik rû-nümâ yer yer, sükûnet dembedem efzûn...
Zaman durgun, zemin kırgın, dünya susmuş, can hüzünlü;
Bir yalnızlık hissi duyulur yer yer, sessizlik gitgide artar..
Bakarsın bir de gülbank-i İlâhiden dolup gerdûn,
O tenhayî-i sevdâvî olur Allâh ile meskûn!
Tam bu anda dünyayı ezan sesleri kaplar
Ve o sevda duygusu taşıyan tenhalık Allah'ın varlığıyla dolar.
İnip vaktâ ki leylin dest-i istîlâsı gabrâya,
Serer dünyâya zulmetten adem çeklinde bir sâye;
Gecenin istilâ eden eli yeryüzüne inip,
Dünyanın üstüne yokluk hissi veren karanlıktan bir gölge serdiğinde,
Nazar medhûş, müstağrak giderken zîr ü bâlâya.
Döner, "Allâhu ekber" cûşu yükseldikçe Mevlâ'ya,
Gözler korkulu ve esrara dalmış bir halde bir göğe bir yere bakıyorken,
Allahu Ekber" haykırışı yükselince Mevla'ya,
Senin, dem geçmiyor, yâdınla lebrîz olmadan eb'âd!
Varlığın o karanlık sinesi Sinâ'daki tecelli makamına döner.
Mesafeler her an seni anan sözlerle çınlamaktadır!
Ne müdhiş saltanat yâ Rab, nasıl âsûde istibdâd!
O istibdâda hürmettir ezanlar, subhalar, evrâd...
Ya Rab, bu ne müthiş hükümdarlıktır, varlıkları nasıl rahatlıkla böyle hükmün altına almaktasın!
Ezanlar, teşbihler, zikirler hep o hakimiyete duyulan saygıdır.
Hayır, sen rûh-i rahmetsin, bu sesler senden ister dâd,
Verir miydin, eğer dâd etmesen, feryâda isti'dâd?
Fakat sen aslında merhamet ruhusun, bu sesler senden ister adalet!
Yoksa feryada hiç imkân verir miydin, etmeyecek olsan adalet!
Gunûde rûh-i tabîat samîm-i zulmette...
Sitâreler bile bâlâ-yı sermediyyette,
Tabiatın ruhu uyumakta karanlığın kalbinde...
Yıldızlar bile sonsuz bir yükseklikte
Yavaş yavaş uyumak istiyor yumup gözünü;Seher semâların altında, açmıyor yüzünü.
Yavaş yavaş uyamak istiyor yumup gözünü,
Sabah göklerin altında henüz açmıyor yüzünü.

Firâş-ı leylde dinmiş bütün enîn-i hayat, Ridâ-bedûş-i sükûnet önümde hep safahat. [düzenle | kaynağı değiştir]

Hayatın bütün iniltisi gecenin yatağında susmuş,
Varlığın bütün cepheleri sessizliğin örtüsüyle örtülmüş.
Görüp muhîtimi dalgın hamûş bir vecde,'O hâli ben de temâşâya daldım âsûde.
Çevremi sakin bir vecde dalmış gördüm.
O hali ben de huzur içinde seyre daldım.
Nigâhı mest ediyorken bu levha-i mahmûr,
Ufukta yükselerek bir sadâ yı dûrâ-dûr,
Bu mahmur tablo gözleri mest ediyorken,
Uzaktan uzağa bir ses ufukta yükselerek,
Yayıldı rûy-i zemînin o anda her yerine,
Sokuldu leyl-i ketûmun bütün serâirine.
Yayıldı yeryüzünün o anda her yerine,
Sokuldu sır vermeyen gecenin bütün gizliliklerine.
Cihân-ı nâimi kaldırdı, bî-karâr etti,
Zalâm içinde ne âlemler âşikâr etti!
Uyuyan dünyayı kaldırdı, hareketsizliğe son verdi,
Karanlıklar içinden ne âlemler ortaya çıkardı!
O yükselen sesi tekrîre başlayıp eb'âd,
Duyuldu sîne-i şebden medîd bir feryâd.
Uzaklıklar bu yükselen sesi tekrarlayıp yeniden,
Uzun bir feryat duyuldu gecenin kalbinden,
Semâya çıktı o feryâd, âh-ı ümmet olup! Semâdan indi o feryâd, rûh-i rahmet olup!
Göğe çıktı o feryat, ümmetin âhı olup!
Gökten indi o feryat, rahmetin ruhu olup!
Uzaktan andırıyorken, demin, heyûlâyı;
Semâ'hâne-i leylin birer küçük nâyı
Heybetli minareler demin uzakta
Dikilmiş karaltıları andırıyorken
Gibiydi şimdi hayâlimde her menâr-ı mehîb...
O taş yürekte bu sûzişli nağmeler ne garîb!
Şimdi hayalimde gece semahanesinin küçük neylerine benzedi.
O taş yürekte bu dokunaklı nağmeler ne kadar garipti!
O nây pârelerin sonra hepsi hemdem olup,
Uyandı rûh-i sükûnette bir azîm âşûb.
Sonra o neylerin hepsi birbirine yoldaş oldu,
Sessizliğin ruhunda büyük bir kargaşa koptu.
Coşunca âlem-i câmidde sayha-i tehlîl,
Minâreler bana gelmişti sûr-i İsrafil:
Cansız görünen âlemde coşunca tehlil sesleri,
Minareler sanki İsrafil'in Sûru idi:
Muhîte çekmiş iken dest-i şeb, ridâ-yı memât;
Uyandı karşıki evlerde lem'a lem'a hayât.
Gecenin eli çevreye çekmişken ölüm örtüsü;
Uyandı karşıki evlerde hayat parıltıları.
Uyandı sonra avâlim, uyandı rûh-i sabâh;
Uyandı hâb-ı ademden birer birer eşbâh;
Uyandı sonra âlemler, uyandı sabahın ruhu;
Uyandı yokluk uykusundan birer birer bedenler;
Uyandı bende de bir şeb-çerağ-ı zulmet-sûz,
Ki tâ ebed olacak feyz-i Hak'la sîne-firûz.
Uyandı bende de karanlığı yakan bir gece çerağı,
Ki sonsuza dek Hakk'm bereketiyle aydınlatacak yüreğimi.
Tasavvur eylemem artık zevâl o meş'a için...
Meğer ki nûr-i İlâhi ufûl edip gitsin
O meş'alenin söneceğini artık tasavvur bile etmem.
Meğer ki İlâhi nur batıp gitsin.


Safahat logo.jpg

Şablon:Düz liseler için safahat projesi
Şablon:Anadolu liseleri için safahat projesi
Şablon:Sosyal Bilimler Liseleri için safahat projesi
Şablon:Türki Dillerde Safahat Projesi
Şablon:Safahat İngilizceye Tercüme Projesi

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.