FARUK

Faruk Hak ile bâtılı birbirinden ayıran. Haklıyı haksızı ayırmakta çok mâhir olan. (Hak ile bâtılı birbirinden tam ayırarak İslâmiyeti kabul ettiği ve islâm nurunu izhar ettiği ve imân ve küfrün arasını fark ve faslettiği için Hz. Peygamber (A.S.M.) tarafından Hz. Ömer'e (R.A.) bu isim verilmiştir.)

Sözlük 1: (Ar.) Er. 1. Haklıyı-haksızı ayırmakta güçlü olan.

2. Doğruyu yanlıştan ayıran.

3. Keskin. - Hz. Ömer\'in lakabı; haklıyı haksızdan ayırederek adaleti tam yerine getirmekte ün kazandığı için \"Faruk\" kelimesiyle adlandırılmıştır. Sözlük 3: 1. Adaletten yana olan, adil. 2. Keskin. Sözlük 5: Haklıyı haksızı ayırabilen - Keskin

FÂRÛK

Bir gün Peygamber efendimize bir münâfık (kalbi ile inanmayıp inanır görünen) ve bir yahûdî bir dâvâ ile geldiler. Peygamber efendimiz aralarında hükmeyledi. Yahûdînin haklı olduğu anlaşıldı. O münâfık râzı olmayınca, Resûlullah efendimiz onlara; "Ömer'e varın sizin dâvânızı görsün" buyurdu. Onlar Ömer'e geldiler. Neye geldiniz? dedi. Münâfık, bu yahûdî ile dâvâm vardır dedi. Hazret-i Ömer; "Resûlullah efendimiz varken ben bu dâvâyı nasıl göreyim" dedi. Münâfık; "Biz Resûlullah'a (aleyhisselâm) vardık, yahûdînin haklı olduğuna hükmeyledi. Ben râzı olmadım." dedi. O zaman hazret-i Ömer; "Siz az bekleyin, ben dâvânızı şimdi hâllederim" dedi ve içeriye gitti. Biraz sonra eteğinin altında kılıcıyla çıkıp yanlarına geldi. Kılıcı çektiği gibi o münâfığın kellesini uçurdu ve; "Resûlullah'ın hükmüne râzı olmayanın hâli budur" dedi. İşte bundan dolayı, kendisine Ömer-ül-Fârûk denildi. (Şemseddîn Sivâsî)

HZ. ÖMER İBN-İ HATTAB... (Radıyallahu Anh)

Şekil ve şemaili: Esmer tenli, uzun boylu iri g övdeli idi. İnsanlar arasında yaya olarak yürürken, binitli imiş gibi, insanların üzerinde görünürdü. Kaba ve seyrek sakallı olup kızılımtırak ve çok saçlı idi. Gözlerinin akında, çokça kırmızılık vardı. Yürürken ise hızlı, yürürdü.

Hz.Ömer (Radıyallahu Anh) Rasul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in ikinci halifesidir. Aşere-i Mübeşşereden ve Sahabe'nin en büyüklerindendir. Çok adil, abid, zahit ve merhametli idi, fakirce yaşardı. Adaleti, şecaat ve cesareti İlayi Kelimetullah için fedakarlığı meşhurdur. Bir çok Hadis-i Şerif ile methedilmiştir. Ebu Hafs künyesi olup Hattabın oğludur.

Şekil ve şemaili: Esmer tenli, uzun boylu iri gövdeli idi. İnsanlar arasında yaya olarak yürürken, binitli imiş gibi, insanların üzerinde görünürdü. Kaba ve seyrek sakallı olup kızılımtırak ve çok saçlı idi. Gözlerinin akında, çokça kırmızılık vardı. Yürürken ise hızlı, yürürdü.

Hz.Ömer (Radıyallahu Anh) Rasul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in ikinci halifesidir. Aşere-i Mübeşşereden ve Sahabe'nin en büyüklerindendir. Çok adil, abid, zahit ve merhametli idi, fakirce yaşardı. Adaleti, şecaat ve cesareti İlayi Kelimetullah için fedakarlığı meşhurdur. Bir çok Hadis-i Şerif ile methedilmiştir. Ebu Hafs künyesi olup Hattabın oğludur.

Nesebi ise; Hz.Ömer (Radıyallahu Anh), Kureyşlilerin eşrafından olup, Rasulallah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile, Kab ismindeki dedesi ile birleşir. Ebu Bekir (Radıyallahu Anh)'e nazaran bir batın daha Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)' e yakındır. Çünkü Ebu Bekir (Radıyallahu Anh), Peygamber (Sal lallahu Aleyhi ve Sellem)' imizle Mürre'de birleşmektedir. Mürre ise Kab'ın oğludur. Hz.Ömer (Radıyallahu Anh)' ın annesi Hanteme bint-i Haşim, Ebu Cehil'in amcasının kızı olduğundan Ebu Cehil Hz.Ömer (Radıyallahu Anh)' in dayısı mevkiinde idi.

Hz.Ömer (Radıyallahu Anh),Hz.Ebu Bekir (Radıyallahu Anh)' den sonra insanların en faziletlisidir. Lakabı ise Faruk'tur. Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hz.Ömer (Radıyallahu Anh)'i "FARUK" lakabı ile çağırırlardı. "Faruk"; haklıyı haksızdan ayıran, doğru ile eğriyi ortaya koyan, hak ile batılın arasını tefrik eden ayıran manasını taşır.

İbn-i Ömer (Radıyallahu Anhüma) anlatıyor: Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki:

"Allah Teala Hazretleri, hakkı, Hz.Ömer'in diline ve kalbine koydu."

İbn-i Ömer (Radıyallau Anhuma) der ki: halkın başına ne zaman bir iş gelmiş, (o hususta) Ömer bir şey demiş, halk da başka bir şey demiş ise mutlaka Ömer (Radıyallahu Anh)'in dediği üzere Kur'an'dan bir vahiy gelmiştir.(1)

Hz. Ömer (Radıyallahu Anh)e "FARUK" lakabının verilmesinin bir sebebi de şudur: Yahudilerden birisi münafıklardan birisi ile, bir mesele hakkında ihtilafa düştü; aralarında anlaşamadılar. Bu anlaşmazlığı halletmek için Yahudi, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ın huzurunda mahkeme olmak istedi. Sebe bi; Rasululah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'ın rüşvet almayacağına ve adilane hükmedeceğine olan inancıdır.

Münafık da Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)' ın huzurunda değil de (Rüşvet kabul edeceklerini tahmin ettiği için) kendi hakimleri yani Yahudi hakimin önünde muhakeme edilmek istedi. Bazı rivayetler o sırada Yahudi hakimin Kab bin Eşref olduğu yolundadır.

Tabii ki; Yahudi'nin ısrarının ağır basması ile Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)' a gelirler. Rasulallah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz her ikisini de dinledikten sonra, Yahudi' nin davasında haklı olduğuna hükmeder.

Münafık bu hükme razı olmayıp, bir de Ömer'ul Faruk'a gidelim diye ısrar etti. Güya kurnazlık yapıyor. Münafık her ne kadar inanmasa ve kafir olsa da, zahiren Müslüman gözüktüğü için, davalı olduğu kişi de Yahudi olduğu için Hz.Ömer (Radıyallahu Anh)'in meseleyi dinlemeden taraf tutar, kendisi lehinde karar verir, düşüncesiyle Hz.Ömer (Radıyallahu Anh)' e gitmek ister. Nitekim gittiler. Hz. Ömer (Radıyallahu Anh)' in yanına varınca Yahudi söze başlayarak:

-Anlaşmazlığımız halli için Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'a gittik, bizi dinledi ve benim lehime hükmetti, beni haklı buldu. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in bu hükmüne razı olmayan bu adam, bir de sizin, hükmünüze baş vurmamızı söylüyor, dedi. Bunun üzerine Hz.Ömer (Radıyallahu Anh) münafığa dönüp :

-Yahudi'nin söyledikleri doğru mudur? Diye sordu. Münafık:

-Evet doğrudur, dedi. Bunun üzerine Hz.Ömer (Radıyallahu Anh):

-"Siz burada bekleyin ben biraz sonra gelip hükmümü vereceğim" der ve eve gider. Az sonra elinde kılıcıyla çıkagelir ve münafığın kellesini gövdesinden ayırır. Ve der ki;

-"Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)ın hükmüne razı olmayan kimseye ben böyle hüküm veririm."

İşte bu hadise bir taraftan Hz.Ömer (Radıyallahu Anh)'ın, Ömer'ül Faruk diye tesmiyesine vesile olurken, diğer taraftan şu Ayet-i Celile’nin nuzülüne sebep oluyor.

"Sana indirilen kitaba ve senden önce indirilen kitaplara iman ettiklerini iddia eden o kimseleri görmedin mi ki onlar, tağutu reddetmekle emrolundukları halde, tağutun hükmüne müracaat etmek isterler. Şeytan da onları, haktan pek uzak bir sapıklıkla saptırmak ister."(2)


Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)' dan on üç yaş küçük olan Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) nübüvvetin altıncı yılında Hz.Hamza (Radıyallahu Anh) Müslüman oluşundan üç gün sonra Cuma günü Müslüman olmuştur. Otuz dokuz olan Müslümanların sayısı Kendisi ile kırk olmuştur. Hz.Ömer (Radıyallahu Anh) ile İslam çemberi genişlediği sırada bazı rivayetlere göre şu ayet nazil olmuştur.

"Ey Peygamber, sana da, mü minlerden senin izinden gidenlere de Allah yeter "(3) Böylece İslam topluluğuna Allah (Celle Celalühu) büyük bir teminat vad etmiş oldu.

Bundan önce Dar-ı Erkam'da Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dua buyurmuştu. İbni Ömer (Radıyallahu Anhuma) anlatıyor: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dua etmişti:

"Allah'ım, İslam'ı şu iki şahıstan sana en sevgili olanla aziz kıl; Ebu Cehil ile veya Ömer İbn'ul Hattab ile, bunlardan Allah (Celle Celalühu) daha sevgili olanı Ömer İbnu'l Hattab idi.4)

O gecenin sabahında müşriklerin ileri gelenleri Harem-i Şerif’te toplandılar; Ebu Cehil Kureyş müşriklerine;

-Ey Kureyş cemaati! Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ilahlarınıza dil uzattı, akıllılarınızı akılsız saydı, ecdadımızdan kalan dinimizi ortadan kaldırmak, putlarımızı tesirsiz hale getirmek istedi. Haberiniz olsun ki; Muhammed'i öldürecek kimseye, benden yüz adet kızıl deve, bin ükiye altun, şu kadar misk göbeği, şu kadar elbise var ve dahası da var! Dedi. Ve Hz.Ömer (Radıyallahu Anh)'e dönerek bu işi üzerine alması için teşvik etti. Bu haller senin asaletine necabetine dokunmuyor mu? Bu kadar kudrete kuvvete sahip olduğun halde putlarımıza yardım etmeyi, Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)i öldürmeyi düşünmüyor musun? Diyerek O’nu Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)' imize cephe almaya teşvik ettiler. Hz.Ömer'in (Radıyallahu Anh) damarını kabarttılar O da:

-Ben buna talibim dedi. Ve onlarla bu hususta anlaşma yaptı. Kılıcını kuşandı ve yola çıktı. Gayesi Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)ı öldürmek İslam'ın önderini ortadan kaldırmaktı. Yolda Beni Zühre' den Nüaym'a rastladı. (O da gizli Müslümanlardandı)

-Ey! Ömer nereye gidiyorsun? Diye sordu.

-Bizim büyüklerimizi ahmaklıkla vasıflayan, putlarımıza dil uzatan onları hiçe sayan Muhammed'i öldüreceğim. Nuaym (Radıyallahu Anh) O’nu kararından vazgeçirmek için korkutmak istedi.

-Ey! Ömer, vallahi nefsin aldatmıştır seni. Sen Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i öldürünce, Abdi Menaf oğullarının, seni yeryüzünde gezer bırakacağını mı sanıyorsun. Ömer:

-Ey! Nuaym, herhalde sende Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)' e iman ettin, O’nun dinine girdin. Bunu bilseydim önce seni öldürürdüm, dedi. Nuaym da:

-O candan sevdiğim Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)' in dinine yalnız ben mi girdim? Senin kız kardeşin Fatıma ve enişten Said bin Zeyd ikisi de Müslüman oldular ve Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)' e uydular. Sana önce onlarla ilgilenmek düşer. İnanmıyorsan onların evine git.

Ömer (Radıyallahu Anh), bir fırtına gibi kız kardeşinin evine gitti. Resullullah (Sallahu Aleyhi ve Sellem) Habbab b.Ereti onların evine göndermiş kendilerine Kur'an öğretiyordu. Ömer Faruk kapının önüne gelip bir zaman okunan Kur'an'ı dinledi sonra sert bir şekilde kapıyı çaldı. İçerdekiler korktular. Habbab bin. Eret (Radıyallahu Anh) ve okunan Kur'an sahifesini gizlerler. Kapıya açtılar.

Hz.Ömer (Radıyallahu Anh):

İşitmiş olduğum o şey ne idi?! Okuduklarını söylemediler konuyu geçiştirmek istediler. Hz. Ömer (Radıyallahu Anh):

İkinizinde Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e uyduğunuzu ve O’nun dinine girdiğinizi haber aldım, diyerek eniştesi Said b.Zeyd (Radıyallahu Anh)'in üzerine çullandı. Kız kardeşi Fatma (Radıyallahu Anhum) O’nu kocasının üzerinden kaldırmak, ayırıp uzaklaştırmak için araya girmek isteyince Hz.Ömer (Radıyallahu Anh) O’na da okkalı bir vuruşla vurunca ağzı yüzü kan revan içinde kaldı. Bu haliyle abisine olanca sesiyle haykırırarak;

-Evet! Biz, Müslüman olduk, Allah (Celle Celalühu) ve Resul'üne, iman ettik! Elinden geleni ardına koyma.! deyince. Hz.Ömer (Radıyallahu Anh) son derece şaşırdı. O günün şartlarında ve geleneklerinde bir kadının ağabeyine kükrercesine konuşması ne ile izah edilebilirdi. O’na bu cesareti veren kimdi!

Ve Hz.Ömer (Radıyallahu Anh) kız kardeşinin kan revan içinde kalmasına sebep olduğu için yaptığına pişman oldu. Kalbinde bir takım kıpırtılar olduğunu hisseder gibi oldu.

-Az önce okuduğunuz şeyi getirir misiniz. Ne idi O..? Kız kardeşi:

-Biz senin o sahifeyi imha etmenden korkarız, dedi. Hz.Ömer (Radıyallahu Anh):

-Korkma! dedi. Okuduktan sonra geri vereceğim, dedi. Yemin etti ve kız kardeşi Müslüman olacağını umarak Ağabeyine:

-Putlara taptığın müddetçe pissin (temiz değilsin), halbuki O’na (Kur'an yazılı sahifeye) pak olmayandan başkası dokunamaz! dedi. Hz.Ömer (Radıyallahu Anh) kalkıp yıkandıktan sonra sahifeyi verdiler "Taha" suresi yazılı idi. Baş tarafından okumaya başladı.


"Ta ha, Biz Kur'an'ı sana zahmet çekesin diye değil. Ancak (Allah’tan (Celle Celalühu)) korkacak kimselere bir öğüt ve o yüce gökler ile yerleri yaratanın tedricen indirdiği bir (kitap) olmak üzere indirdik". (5) Ayetler birer birer okundukça, Hz.Ömer (Radıyallahu Anh)’ in kalbine rahmet yağmurları gibi düşüyor ve Ömer (Radıyallahu Anh) adeta bir inkılap yaşıyordu. Kalbi bir inkılap... Ve şu Ayete geldi.

"Ben O Allahım (Celle Celalühu)'ki benden başka ibadete müstahak ilah yoktur. O halde yalnız Bana ibadet et ve Beni hatırlamak için namaz kıl". (6) O koskoca dev gibi Ömer (Radıyallahu Anh) ağlıyordu, hıçkıra hıçkıra, sarsıla sarsıla. Az önce Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i öldürmeye giderken, şimdi O’na (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) karşı kalbinde tarifi imkansız bir sevgi meydana gelmişti. Bu durumu sezen Habbab (Radıyallahu Anh) saklandığı yerden çıktı. Hz.Ömer (Radıyallahu Anh)'ın yanına geldi.

-Ey Ömer (Radıyallahu Anh), Vallahi Rasullullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)' ın duasının sana nasip olacağını umuyorum. Ben dün Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)' tan işittim ki:

"Ey Allahım! İslam-ı Ebu Cehil veya Ömer İbn'ul Hattap ile güçlendir" diyerek dua etmişti. Hz.Ömer (Radıyallahu Anh):

-Ey Habbab (Radıyallahu Anh), beni Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Selleme)' e götür. Habbab (Radıyallahu Anh) sevincinden uçarak, O’nu Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)' ın yanına götürdü. Müslümanlar Safa tepesinin yanında bir evde toplanmışlardı.

Hz.Ömer (Radıyallahu Anh)' in geldiğini, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'a bildirirler. Ömer (Radıyallahu Anh) kılıcını kuşanmış bir vaziyette gelmişti. İçerdekiler Ömer (Radıyallahu Anh)'in bu durumundan tedirgin oldular, Hz.Hamza (Radıyallahu Anh):

Bırakın gelsin; Eğer iyilik için geldi ise ne ala, kendisine bol bol iyilik ederiz. Eğer kötülük için geldiyse, kendi kılıcıyla kendisini öldürürüz, dedi. Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

-İzin verin gelsin, buyurdu. Kalkıp O’na doğru yürüdü kendisi ile avluda karşılaştı. Hz.Ömer (Radıyallahu Anh)'i kuşağından tutarak kendisine doğru çekti ve;

-"Ey Hattab'ın oğlu, ne ile geldin? Allah (Celle Celalühu)' ın sana bir musibet indirmesine kadar duracağını sanmıyorum. Küfür ve şefkat yolundan hala dönmüyor musun"? buyurdu. Hz.Ömer (Radıyallahu Anh), Rasul-i Kibriya'nın nur gibi parlayan yüzünü görüp, heybet ve şefkat dolu sözlerini duyunca iliklerine kadar ürperdi. Ve dedi ki:

-Ey Allah'ın Rasul'u (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Allah (Celle Celalühu)'a, Rasul'üne (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve sana, Allah (Celle Celalühu)' tan gelen şeylere iman edeyim diye geldim. Bunun üzerine Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

-"Allahu Ekber!" diyerek Tekbir getirdi. Sahabe-i Kiram'dan (Radıyallahu Anhüm) evde bulunanlar, Hz. Ömer (Radıyallahu Anh)' ın Müslüman olduğunu anladılar ve Tekbir getir diler. Tekbir sesleri Mekke yollarından duyuldu. Cenab-ı Hakka (Celle Cellalühu) sonsuz Hamd-ü senada bulundular. Hz.Ömer (Radıyallahu Anh)' le musafaha ettiler, kucaklaştılar. Hz.Ömer (Radıyallahu Anh) İslam'a girinceye kadar Müslümanlar gizli yerlerde toplanıp ibadet edebiliyorlardı.

O gün, Hz.Ömer (Radıyallahu Anh):

-Ya Resulullah! Biz ister ölü, ister diri olalım, hak üzerinde değil miyiz? Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

-Evet, varlığım, kudret elinde bulunan Allah (Celle Celalühu)' a yemin ederim ki: Siz ister ölü, olunuz ister diri olunuz hiç şüphesiz, hak üzerinizdedir. Buyurdu. Hz.Ömer (Radıyallahu Anh):

-Ya Rasullulah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)! Biz Hak üzerinde bulunduğumuz, onlar batıl üzerinde oldukları halde, ne diye Dinimizi gizliyoruz. Vallahi Biz, İslamiyet'i küfre karşı açıklamaya daha layıkız. Allah (Celle Celalühu)' ın Dini, Mekke'de muhakkak üstün gelecektir. Ey Allahın Rasulu (Sallahu Aleyhi ve Sellem) Emir verin gidip Haremi Şerif'te, açık ta namaz kılalım. Bakalım bizim namazımıza kim karşı çıkacak? Bize kim mani olacak! dedi.

Ve Hz.Ömer (Radıyallahu Anh) o günü şöyle anlatıyor.

İki saf halinde çıktık. Saflardan birinin başında Hz.Hamza (Radıyallahu Anh), diğer safın başında da, ben vardım. Sert adımlarla, yerin topraklarını, un gibi, tozuta tozuta Mescid-i Haram'a girdik. Kureyş Müşrikleri bir bana bir Hz.Hamza (Radıyallahu Anh)' ya bakıyorlardı. Onlar o günün bir benzerine daha uğramadıkları, hüzün ve kedere uğradılar. "Eyvah dediler, Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ömer (Radıyallahu Anh)'i kendi dinine döndürmüş. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu sihirle yapmıştır, gördünüz mü? "Bu esnada Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sahabeleri (Radıyallahu Anhüm) ile birlikte, Hacer'ül Esved ile Beytullah’ın kapısının arasında herkesin gözü önünde namaz kılıp, Kabe'yi tavaf ettiler. Abdullah İbni Mesud (Radıyallahu Anh) der ki:

-Hz.Ömer (Radıyallahu Anh) İslam namına bir rahmet timsali oldu, Vallahi Ömer (Radıyallahu Anh) Müslüman oluncaya kadar, Kabe'nin yanında açıktan namaz kılmaya kadir olamadık. O (Radıyallahu Anh) Müslüman olunca kendisi Kabe' nin yanında namaz kıldı, biz de kıldık. Hz.Ömer (Radıyallahu Anh)'in hicreti de bambaşkaydı. Hz.Ali (Radıyallahu Anh) anlatıyor:

-Muhacirlerden hiçbir kimse bilmiyorum ki, gizli olarak hicret etmesin, amma Ömer b.Hattab bundan müstesnadır. O hicret edeceği zaman, kılıcını kuşandı, yayını omzuna astı. Oklarını ve mızrağını eline alarak Kabe'ye vardı. Kureyş müşrikleri ve ileri gelenleri Kabe'nin yanında bulunuyorlardı. Hz.ömer (Radıyallahu Anh) ağır ağır sükunet içinde Kabe'yi yedi kez tavaf etti. Sonra Makam-ı İbrahim'e gelip namaz kıldı. Namazını bitirdikten sonra, onların yanına gelip durdu. Onların başucuna dikilip:

-Anasını ağlatmak, çocuklarını yetim, karısını dul bırakmak isteyen varsa, şu vadinin arkasında bana gelip kavuşsun dedi. Hz.Ali (Radıyallahu Anh) sözüne devamla diyor ki:

-Hz.Ömer (Radıyallahu Anh)' ı zayıf ve fakirlerden bir kaç kişinin dışında hiç kimse takip ettmedi. Zaten O’da, onlara buluşacakları yerleri öğretmişti. Sonra Hz.Ömer (Radıyallahu Anh) tek başına Mekke'den çıkıp gitti.

Hz.Ebubekir (Radıyallahu Anh) vefat edince, Sahabe-i Kiram Hz.Ömer (Radıyallahu Anh) biat ettiler. Hz.Ömer (Radıyallahu Anh) ferdi hayatındaki kişiliği direnci ve mücadelesini hilafetinde de gösterdi. Allah (Celle Celalühu) O'nunla İslam'ın şanını yaydı yükseltti. Şa'bi (Radıyallahu Anh) anlatıyor:

-Ömer b.Hattab (Radıyallahu Anh) hilafet vazifesini üzerine aldığında minbere çıktı ve:

-"Allah, (Celle Celalühu) Ebu Bekir (Radıyallahu Anh)'in oturduğu yere kendimi ehil görmemi tasvip buyurmaz. "Diyerek bir basamak aşağı indi." Allah (Celle Celalühu)'a Hamd ve Sena ettikten sonra şöyle buyurdu:

-Kur'an'ı okuyun ki onunla tanınasınız, Onunla amel edin ki müntesiplerden olasınız hesaba çekilmeden önce nefislerinizi hesaba çekiniz, Allah (Celle Celalühu)'a arz olunacağınız ve Allah (Celle Celalühu) hiçbir şeyin gizli kalmayacağı o en büyük arz günü için süsleniniz. Allah (Celle Celalühu) isyanla emredenin, isyan ile ilgili emri dinlenmez. İyi dinleyiniz! Ben kendimi, Beytül malı koruma konusunda; yetimin malını korumayı üstlenmiş kimse mesabesinde görüyorum. İhtiyacım olmasa ona el sürmem, muhtaç duruma düşersem maruf ölçüde yerim.(7)

-Hz.Ömer (Radıyallahu Anh) az yemek yerdi, kalın giyecek giyerdi. On buçuk yıl hilafette kaldı. Öyle ki, devamlı zafer müjdeleri gelirdi. Bütün kafirleri zelil etti. Bütün düşmanlar, Araplar, Acemler, Rumlar ve diğerleri O’na boyun eğdiler. O’nun zamanında İslam Orduluları kuzeyde, Ceyhun ırmağı kıyısına kadar uzandı. İran, Azerbaycan, Horasan fethedildi. Doğu tarafından Sind'e, Hind'e ve Bahreyn yönünden Umman'a, Kirman'a değin ilerledi. Şam yönlerinden ise taa Bizans sınırlarına kadar gitti. Halk boyun eğdi fermanını dinlediler.

Onun zamanında; 8.000 Camii de Cuma namazı kılınıyordu. Tüm bunlara rağmen bu kadar saltanata sahip olurken, bir zerre bile kendi halini değiştirmedi. Ne köşk, ne saray yaptı. Ne yemesinde, ne içmesinde, ne de konuşmasında hiç bir değişiklik olmadı, ifrata gitmedi ve büyüklenmedi, kibirlenmedi sonunda pişman olacağı iş yapmadı.

Bir gün Hz.Ömer (Radıyallahu Anh) Medine-i Münevvere’de yolda gidiyordu. Yolun kenarında oturan acüze bir kadına:

-İçeri gir, Emir-ül-Mümin'in geliyor dedi. İhtiyar kadın:

-Dün buradan geçerken O’na Ömer derlerdi. Bu gün Emir-ül Mümin'in mi oldu? Hz.Ömer (Radıyallahu Anh) bu sözleri işitince geri dönüp:

-Ömer (Radıyallahu Anh)' i Ömer’e kim gösterdi? Kendini tanımasına kim sebep oldu? Buyurdu. Ondan sonra her gün o ihtiyarın kapısına gelir:

-Atılacak çöpün, görülecek işin, doldurulacak su kabın var mı? Yapayım. Çünkü, Ömer’i senden başka kimse bilemedi. Buyurdu.

Halkın malını nasıl muhafaza ettiği ile alakalı Menkıbeyi de burada zikredelim. Yüce Mevla (Celle Celalühu) İran'ın Fethini Hz.Ömer (Radıyallahu Anh)' e nasip kıldı. İran'ın fethedileceği gece, Hz.Osman (Radıyallahu Anh), Hz.Ömer (Radıyallahu Anh)'ın huzuruna girmişti. Baktı ki acele olarak bir mektup yazıyor, selam verdi oturdu. Hz.Ömer (Radıyallahu Anh), selama cevap vermeden mektubu bitirdi kandili söndürüp başka bir kandil yaktı ve selamı aldı. Hz.Osman (Radıyallahu Anh) bunun hikmetini sorunca dedi ki :

Ey Osman bu kandil Beytül-mal’ındır onda Müslümanların hakkı vardır. Bu mektup Müs-lümanların işleri için yazıldığından o kandili yaktım. Onun ışığında bana gelen misafir ile özel görüşme yaparak hasbihal edemem. Kıyamet günü Müslümanların benden haklarını istemelerinden ve Cenabı Hak (Celle Celalühu)ka cevap veremeyeceğimden korkarım. Buyurdu.

Hz.Ömer (Radıyallahu Anh) halifelik devrinde hiçbir kimsenin yapamayacağı adaleti yapmış ve adalet güneşi olmuştur. Adalet denince, akla Hz.Ömer (Radıyallahu Anh)'in adaleti gelir. Adaleti dünyaya yaymış, ve herkese her konuya örnek oluşturacak bir hükmü vardır. O’nun (Radıyallahu Anh) devrinde kurt koyuna zarar vermekten çekinirdi. Hz.Ömer (Radıyallahu Anh) şehit edildiği gün, kurtlar koyunlara saldırdı, bir çoban:

Eyvah! Hz.Ömer (Radıyallahu Anh) vefat etti, deyip istiraca etti. (Biz Allah (Celle Celalühu)'den geldik ve Allah (Celle Celalühu)'a gideceğiz ayetini okudu.) Diğer çobanlar sordular:

Bu Dağın başında nereden bildin Ömer (Radıyallahu Anh)'ın öldüğünü. Çoban:

-O’nun sağlığında kurt koyuna tecavüz edemezdi (O’nun adaleti dağdaki canavarın kalbine işlemişti) Şimdi ise kurdun koyuna saldırışını gördüm. Vefatını bundan anladım dedi. Rivayet olmuştur ki: Hz.Ömer (Radıyallahu Anh) Ahrete teşrif buyurduğu zaman, yeryüzü hep karanlığa büründü. Hatta çocuklar korkularından ağlamaya başladılar. "Acaba kıyamet kopma zamanı mı geldi, Hz.Ömer (Radıyallahu Anh) gibi adalet timsali bir insan ahrete teşrif buyurdu, adaletin güneşi söndü onun için yeryüzü karanlığa büründü diyorlardı.


"Fırat kenarında bir koyunu kurt aşırsa, Abd-i ilahi Ömer (Radıyallahu Anh) den soracak onu". Çok dikkatli, hakka hukuka riayet ettiği halde devamlı ağlardı. Bu kadar korku ve ağlamasının sebebini sordular. Dedi ki:

Bir koyun veya keçi Fırat nehri kenarında gezerken kurtlara yem olsa kıyamet gününde onu benden sorarlar diye korkarım.

İşte, Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) bu derece adalet sahibi idi. Gece sabahlara kadar uyumaz istihbarat ederdi. Gece yarılarında, koskoca halife çuvalı omuzlayıp, ihtiyarların, düşkünlerin, fakirlerin evlerine getirirdi. Zayıf olan cariye ve hizmetçilere yardım ederdi. Geceleri Abdurrahman bin Avf (Radıyallahu Anh) ile kervan bekler, şehri dolaşır adeta gece bekçiliği yapardı.

Hz.Ömer (Radıyallahu Anh)' ın şehadetinden sonra, Abdurrahman bin Avf (Radıyallahu Anh) anlatıyor:

Ben Hz.Ömer (Radıyallahu Anh)'de çok acayip şeyler gördüm, şayet sağ olsaydı bunları anlatamazdım. Biz çoğu zaman geceleri şehri dolaşırdık, bir sokak vardı, oraya gelince beni bekletir kendi gider bir müddet sonra gelirdi ve benimde o sokağa girmeme müsaade etmezdi. Geldiği zaman nereden geldiğini sormaya cesaret edemezdim. Amma ölümünden sonra bir gece o sokağa gittim ve Hz.Ömer (Radıyallahu Anh)’in sağlığında gittiği eve giderek kapıyı tıklattım. İçerden:

-Kim o, Ömer mi? Gel yavrum.

-Hayır ben arkadaşıyım, dedim girdim. İçeride yatalak bir yaşlı kadın gördüm. sordu:

-Ömer'e ne oldu ki, bu gece gelmedi halbuki her gece gelirdi.

-Başımız sağ olsun, Ömer şehit oldu deyince, ihtiyar kadın bir aaah! çekip bayıldı. Ayılınca dedim ki:

-Ana, ben Ömer'in arkadaşıyım, O, öldüyse ben sağım, O ne yaptıysa aynı hizmeti bundan sonra ben yapayım. Kadın ağlayarak dedi ki:

-O koca Ömer'in yerini kim tutabilir? Her gece gelir bana yiyecek getirir, çamaşırlarımı yıkardı. Hatta yatalak olduğum için yatağımı pisletirdim, gece gelir yatağımı temizler, yıkar pisliğimi atardı. Eğer bana yardım etmek istiyorsan duama amin de...

-"Ya Rabbi! ben bu hastalığa Ömer gibi bir Devlet Reisi'nin yardımıyla katlanıyordum. O’nsuz bu hastalığa bir gün dahi katlanacak takatim yoktur. Hemen ruhumu kabzederek beni’de Ömer'e kavuştur" diye dua etti. O günden sonra, O kadının teçhizü teklifi ile meşgul oldum ihtiyacını tamamladım.

Daha böyle nice rivayetler ve menkıbeler Hz.Ömer (Radıyallahu Anh) hakkında anlatılır. Hilafeti esnasında bütün Alem-i İslam, Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)' imiz devrindeki gibi huzur ve rahat içinde yaşamıştır. Zamanında çok büyük fütuhat ve ilerlemeler kaydedilmiştir. On buçuk sene, dünyada kimseye nasip olmayan bir adalet içinde halifelik yapmıştır.

Öyle şecaatli idi ki, O’ndan (Radıyallahu Anh) şeytanlar bile korkardı. Bir mektubu ile seneler önce kurumuş olan Nil'in suyu akmaya başladı. O’nun (Radıyallahu Anh) kamçısı ile, yerde olan zelzele sükunete kavuştu. Medine'deki hutbesinde sesi, yüzlerce kilometre uzaklıkta olan Nihaved'den işitildi. Cenab-ı Hak (Celle Celalühu), O’nun (Radıyallahu Anh) isteğine uygun Ayet-i Kerime’ler inzal buyurdu. Bunun gibi bir çok fazilet sahibiydi. Bir gece rüyasında; kırmızı bir horozun kendisini, iki defa gagaladığını görüp" beni Acemlerden bir adam öldürecek" demiş ve şehit olacağını ummuştur. Hz.Ömer (Radıyallahu Anh) altmış üç yaşında şehit edilmiştir.

Abdullah b.Mes'ud (Radıyallahu Anh) der ki:

-Ömer (Radıyallahu Anh)'in Müslüman oluşu, bir fetih idi. Hicreti bir yardım, Halifeliği ise bir rahmet oldu.

Hz.Ömer (Radıyallahu Anh) Cennetle müjdelenen on sahabeden biridir. Başta Bedir, Uhud ve Hendek olmak üzere bütün savaşlarda Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'imiz ile birlikte oldu.

Adil halife Hz.Ömer (Radıyallahu Anh), yine bir gün her zamanki gibi, Medine sokaklarında gezerken, muhtaç bir kimse var mı yok mu? Çarşının, pazarın durumu, alış-veriş işleri nasıl diye kontrol ediyordu.

Herkes geceleri bile sabaha kadar uyumayıp, muhtaçların imdadına koşan, herkese Adalet dağıtan Hz.Ömer (Radıyallahu Anh) muhabbet, saygı ve sevgi ile bakıyordu. Yalnız birisi vardı ki, bakışları farklı idi. Adeta gözlerinden öfke, kin fışkırıyordu. Bu Mugireb. Şüne'nin kölesi, Ebu Lü'lü idi. Hz.Ömer (Radıyallahu Anh), Ebu Lü'lü' nün bakışlarını görmezlikten gelerek selam verdi, halini hatırını sordu. Ebu Lü'lü efendisine ödediği günlüğün çok olduğundan dolayı, şikayette bulundu. Hz. Ömer (Radıyallahu Anh) ona, ne iş yaptığını sordu. Demircilik, nakış ve marangozluk yaptığını öğrenince, ödediği miktarın gayet normal olduğunu, çok olmadığını söyledi. Hz.Ömer (Radıyallahu Anh):

-Duydum ki, yel değirmeni yapmakta üstüne yokmuş, bana da bir tane yapar mısın? Ebu Lü'lü öfkeli bakışları ile:

-Sana öyle bir yel değirmeni yapacağım ki, şarktan garba her yerde bu değirmen konuşulacak, dedi. Bu sözleri işiten Hz.Ömer (Radıyallahu Anh), bu köle beni tehdit etti, beni öldürmek için elinden geleni yapacak. Bunun üzerine Ashap:

-Emir buyurun da, biz bu mecusiyi öldürelim, dediler.

-Hayır, Kendisi öldürmeden kısas yapılamaz, dedi.

Ebu Lü'lü ondan sonra durmadan fırsat kolladı, hazırladığı iki başlı, ortasından saplı ve zehirli hançeriyle amacına ulaşmak için fırsat kollamaya başladı. Hicret'in yirmi üçüncü yılında, Zilhicce ayının sonlarına doğru Mescid-i Nebevi'nin bir köşesinde gizlendi. Bu sırada Medine semalarını, Ezan'ı Muhammediye kaplamıştı. Müminler teker teker evlerinden çıkarak namaza gidiyorlardı. Halife-i Müslim'in de o gün adeti veçhile herkesten evvel kalkmış dışarı çıkmış "Hayyeales-salah! Hayyeales-salah! diye diye camiye gidiyordu. Mescidi Nebeviyi tıklım tıklım dolduran cemaatle, birlikte sabah namazının sünnetini kıldı. Sonra yine adeti olduğu üzere safları birer birer kontrol etmeye, düzeltmeye başladı. Safları düzelttikten sonra mihraba geçti. Tekbir aldığı zaman Mugire bin Şübe'nin mecusi kölesi Ebu Lü'lü hızla ileri atılıp kimsenin kendini tutmasına fırsat bırakmadan iki ucu zehirli hançerini üst üste indirmeğe başladı. Kaçarken de on üç kişiyi yaraladı, bunlardan dokuzu öldü. Yakalanacağı sırada bıçağı kendisine saplayarak intihar etti. Hz.Ömer (Radıyallahu Anh). Abdurrahman bin Avf (Radıyallahu Anh)' a imamlığa geçmesi için işaret etti. Abdurrahman b.Avf (Radıyallahu Anh) namazı kıldırdıktan sonra Hz.Ömer (Radıyallahu Anh):

-Abdurrahman! bak bakalım beni kim bıçakladı? Kendisini bir Mecusi’nin bıçakladığını öğrenince de Allah (Celle Celalühu)'a hamd olsun ki ölümümü bir Müslüman'ın değil de gayri Müslim birinin eliyle takdir buyurmuş.

-Namaz biter bitmez tüm sahabe, halifenin yanına koştu, hepside ağlıyordu. Hz.Ömer (Radıyallahu Anh) baygın halde eve götürüldü ve kısa bir süre sonra kendine geldi. Sahabenin bir kısmı yara tehlikeli derken, bir kısmı işin ciddiyetini kavrayamadı. Hekim, hurma suyu gitti getirdi, Getirilen hurma suyunu Halife’ye içirdiler, su Halife’nin karın kısmında olan bıçak yarasından dışarı çıktı. Süt içirdiler, süt de yarasından sızınca; Hz.Ömer (Radıyallahu Anh):

Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'a, Hz.Ebu Bekir (Radıyallahu Anh) ve diğer dostlarına kavuşacağını anlamıştı.

Oğlu Abdullah (Radıyallahu Anh)' a hitaben oğlum;

-Hz.Aişe (Radıyallahu Anhu)' ye git benden selam söyle, Ravzai-i Rasulullah'ta Hz.Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve Hz.Ebu Bekir (Radıyallahu Anh)' in yan başına gömülmem için müsaade iste. Hz.Abdullah (Radıyallahu Anh) babasının söylediklerini müminlerin annesi, Hz.Aişe (Radıyallahu Anhu)' ye nakledince, Hz.Aişe (Radıyallahu Anh) validemiz çok müteessir oldu, demek yaralanmıştı Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)' in yadigarı Ömer'de ahrete göçüyor, ağlayarak dedi ki:

-O yeri kendim için düşünüyordum, amma bugün O’nu kendime tercih ediyorum, dedi.

-Hz.Ömer (Radıyallahu Anh), heyecanla haber bekliyordu. Oradakiler işte Abdullah göründü dediler, gelince ne haber? Diye sordu. İstediğin gibi oldu, Hz Aişe (Radıyallahu Anha) teklifini kabul etti, Elhamdülillah... benim için bundan önemli bir şey yoktu, buyurdu. Haşır sabahına kadar uyanıncaya dek cismiyle Habibullah ve Sıddik-i ekber ile komşu olacaktı...

-Hz.Ömer (Radıyallahu Anh)'i ziyarete gelenler:

-Ya Emir'ul Müminin bize bir halef bırak, bu konudaki vasiyetini bize bildir, dediler. Hatta bazıları ya Emir'ul Müminin, oğlun Abdullah'ı halef bırakmaz mısınız? Hz.Ömer (Radıyallahu Anh)' in cevabı çok ilginç oldu:

-Bir hanedandan bir kurban yetişir! Sahabeler halef tayini için ısrar ettiklerinde;

-Resül-u Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)' in kendilerinden razı olarak ahrete göçtüğü kimseleri halef tayin edeceğim. Onlar bu işi istişare ile hallederler.

-Hz.Ali (Radıyallahu Anh), Hz.Osman (Radıyallahu Anh), Hz.Zübeyr (Radıyallahu Anh), Hz.Sa'd b.Ebi Vakkas (Radıyallahu Anh), Hz.Talha (Radıyallahu Anh) ve Hz.Abdurrahman b.Avf (Radıyallahu Anh), Emir'ul Müminin yukarıda ismi zikredilen sahabe-i Kiram’ın büyüklerini yanına çağırdı. Onlara dedi ki:

-"Ben ölünce üç gün istişare edin, bu arada halkın namazını Suheyb kıldırsın, fakat dördüncü gün içinizden biriniz mutlaka halife seçilmelidir."

-Hz.Ömer (Radıyallahu anh) ile herkes helalleşiyordu, hastalığı ilerledikçe ağzından Kelime-i Tevhid' den ve Lafzatullah'tan başka bir söz çıkmaz olmuştu. Sık sık istiğfar ediyor, Mevla (Celle Celalühu)'dan af diliyordu. Bir ara oğluna:

-"Ya! Abdullah, başımı yastıktan al, yere koy. Umulur ki, Allah (Celle Celalühu) beni bu halde görüp merhamet eder", dedi. Ve kelime-i Şahadet getirmeye başladı, cümleyi tamamlar tamamlamaz Ruhunu Rahman (Celle Celalühu)' a teslim etti. Daha sonra Sahabeler Hz. Ömer (Radıyallahu Anh)'in mübarek Na' şını, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)' in ve Hz.Ebu Bekir (Radıyallahu Anh)'in taşındığı sedye ile taşıyarak Ravza-i Mutahhara’ya getirdiler. Hz. Ali (Radıyallahu Anh), Hz.Saad b.Ebi Vakkas (Radıyallahu Anh), Hz.Osman (Radıyallahu Anh), Hz.Abdurrahman b. Avf (Radıyallahu Anh), Hz.Zübeyr (Radıyallahu Anh) O’nu kabre yerleştirdiler.

Hz.Ali (Radıyallahu Anh) dedi ki:

-Senin amelin gibi amel ile Allah (Celle Celalühu)' a kavuşacak kimse geride kalmadı. Senin o iki arkadaşın ile beraber olacağına kati kanaatim vardı. Çünkü Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'tan çok defa işittim ki:

-"Ben Ebu Bekir (Radıyallahu Anh) ve Hz.Ömer (Radıyallahu Anh) ile filan yere gittik..." "Ben, Hz.Ebu Bekir (Radıyallahu Anh) ve Hz.Ömer (Radıyallahu Anh) falanca yere çıktık..." "Ben, Hz.Ebu Bekir ve Hz.Ömer şuraya girdik...", buyurduğunu yani her ikisini devamlı bir arada andığını duyardım.

-Rabbül Alemin bizleri de onlarla beraber Haşrü Cem eylesin AMİN!...

DİPNOTLAR:

1. Tirmizi, Menakip,(3683), Ebu Davut, Harac 18,(2962)

2. Nisa, 60

3. El-Enfal, 64

4. Tirmizi, Menakip (3682)

5. Ta-Ha 1,2,3,4

6. Ta-Ha, 14

7. ed-Dineveri, el-Kaz 8 / 210

Ömer bin el-Hattab (581-3 Kasım, 644) (Arapça: عمر ابن الخطاب), İslam Devleti'nin Ebu Bekir'den sonraki başıdır (634-644). Sünni kaynaklarına göre dört Raşit Halife (Hulefa-i Raşidin) arasında sayılmaktadır. Şia halifeliğini tanımaz. Sahabe ve Aşere-i Mübeşşeredendir. Zaman zaman Sünni Müslümanlar "Ömer Faruk" (عمر فاروق) olarak anarlar.

Müslüman oluşu [değiştir]Ömer Mekke müşriklerince Muhammedi öldürmek üzere görevlendirilmiş, yolda bu niyetini anlayan bir sahabe tarafından, hedef saptırmak amacıyla, gizli bir müslüman olan kız kardeşinin evine yönlendirilmiş, önce gidip onunla ilgilenmesi söylenmiştir.

Kız kardeşinin evine geldiğinde evden gelen Kur'an sesini işiten Ömer "Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ı tesbih etmektedir..." diye başlayan Kur'an ayetlerinden (Taha ve Hadid surelerinin ilk ayetleri) çok etkilenerek Müslüman olmuştur.

İslam Halifesi Önce gelen: Ebu Bekir Ömer ibn Hattab

634 – 644 Sonra gelen: Osman Bin Affan [gizle]g · t · dİslam Halifeleri Dört Halife Ebu Bekir • Ömer • Osman • Ali Emeviler I. Muaviye • I. Yezid • II. Muaviye • I. Mervan • Abdülmelik • I. Velid • Süleyman bin Abdülmelik • Ömer bin Abdülaziz • II. Yezid • Hişam bin Abdülmelik • II. Velid • III. Yezid • İbrahim bin Velid • II. Mervan Abbasiler Seffah • Mansur • Mehdi • Hadi • Harun Reşid • Emin • Memun • Mutasım • Vasık • Mütevekkil • Muntasır • Mustain • Mutez • Muhtedi • Mutemid • Mutezid • Muktefi • Muktedir • Kahir • Razi • Müttaki • Müstekfi • Muti • Ettai • Kadir • Kaim • Muktedi • Mustazhir • Mustarşid • Raşid • Muktefi • Müstencid • Müstezi • Naşir • Zahir • Mustansır • Mustasım Billah Fatımiler Ubeydullah Mehdi Billah • Muhammed Kaim Bi-Emrillah • İsmail Mansur Bi-Nasrillah • Maad Muizz Li-Dinillah • Ebu Mansur Nizar Aziz Billah • Hakim bi-Emrillah • Ali az-Zahir • Maad Müstansır • Ahmed Mustali • Amir (Mansur Emir Bi-Ahkamillah • Hafız • Zafir • Fa'iz bi-Emrillah • Aşid Memlükler Mustansır • I. Hakim • I. Müstekfi • I. Vasık • II. Hakim • I. Mütadid • I. Mütevekkil • II. Vasık • Mustasım • I. Mütevekkil • Mustain • II. Mutadid • II. Müstekfi • Kaim • Mustancit • II. Mütevekkil • Mustamsık • III. Mütevekkil Osmanlı Devleti I. Selim • I. Süleyman • II. Selim • III. Murat • III. Mehmet • I. Ahmet • I. Mustafa • II. Osman • I. Mustafa • IV. Murat • I. İbrahim • IV. Mehmet • II. Süleyman • II. Ahmet • II. Mustafa • III. Ahmet • I. Mahmut • III. Osman • III. Mustafa • I. Abdülhamit • III. Selim • IV. Mustafa • II. Mahmut • Abdülmecit • Abdülaziz • V. Murat • II. Abdülhamit • V. Mehmet • VI. Mehmet Türkiye Cumhuriyeti Abdülmecit [gizle]g · t · dAşere-i Mübeşşere Abdurrahman bin Avf • Ali bin Ebu Talib • Ebu Bekir • Ebu Ubeyde bin Cerrah • Osman bin Affan • Ömer ibn Hattab • Sa'd bin Ebi Vakkas • Said bin Zeyd • Talha bin Ubeydullah • Zübeyr bin Avvam [gizle]g · t · dBazı Önemli Sahabeler Abbas bin Abdulmuttalib • Abdullah bin Abbas • Abdullah bin Amr • Abdullah bin Mesud • Abdullah bin Revaha • Abdullah bin Zübeyr • Abdurrahman bin Avf • Ali • Ammar bin Yasir • Amr bin El-As • Bera bin Azib • Bilal-i Habeşi • Cabir bin Abdullah • Cafer bin Ebu Talib • Ebu Dücane • Ebu'd Derda • Ebu Eyyub El Ensari • Ebu Bekir • Ebu Hureyre • Ebu Musa El Eş'ari • Ebu Said El Hudri • Ebu Süfyan • Ebu Ubeyde bin Cerrah • Ebu Zerr El Gıfari • Enes bin Malik • Erkam bin Ebi'l Erkam • Fatıma bint Esed • Fatıma bint Muhammed • Habbab bin Eret • Halid bin Velid • Hamza • Hasan bin Sabit • Hatice • Muaz bin Cebel • Mus'ab bin Umeyr • Osman • Ömer • Sa'd bin Ebi Vakkas • Said bin Zeyd • Safiyye • Selman-ı Farısi • Sümeyye • Talha bin Ubeydullah • Übey bin Ka'b • Üsame bin Zeyd • Zeyd bin Harise • Zeyd bin Sabit • Zübeyr bin Avvam

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.