FANDOM


FATLHA 3 3. J Zr-- Besmelede bu iki sıfatın tafsıItını gördük. Burada meşhur bir mes’eleye tenbih edelim. Merhamet ve rahmet, bir muhtaç ve müpteIyı afattan tahlıs ve yerine hayır ve nimeti ikame etmeyi istihdaf eden bir eyilik duygusudur demiştik, ki bu iptida şefekat gibi teessür ve infial kabilinden bir meyli nefsanT olarak başlar ve intihaen de bir hüsni tesir demek olan in’am fili ihtiyarTsini istilzam eder ve mevkiine göre bu netice için sadece bir söz veya bir işaret bile kafi gelir. Biz (filan merhametli adamdır) dediğimiz zaman ekseriya rikkati kalp dediğimiz haleti ruhiyeyi, kabiliyeti infialiyeyi kastederiz, fakat pek merhametli, çok merhametli dediğimiz zaman da neticei filiyesinin zuhurunu anlarız. Cenabıallah ise alimi hudus olan tegayyür ve infialden münezzeh ve müberra olduğu için rahmeti ilhiyeyi aynen beşerT olan manayı mezkür ile izah edemeyiz. Buna hem karTnei akliye ve hem karTnei şer’iye vardır. Buna binaen müfessirin burada az çok bir mecazi lügavT bulunduğunu söylerler ki bu da iki suretle mülhaza edilir. 1— Yalnız neticei lzime olan tahlıs ve in’am manası. 2— Asıl olan meyli nefsanTnin lzımı evveli ve in’amın sebebi olan iradei hayır manası, zira irade bir infial değil mümkin olan fiil ve terkten birini tercih sıfatı zatiyesidir. Binaenaleyh evvelkine göre rahmet, sıfatı fiilden, ikinciye göre sıftı zatiyeden olur. Rahmeti ilhiye ekmel olduğu ve rahmanirahim diye iki sıfatla da zikredildiği cihetle burada iki manayı da kasdetmek daha muvafıktır. Rahman sıfatı hassa olduğuna nazaran garize ve sübut ifade eden sıfatı müşebbehe olarak iradei hayır sıfatı zatiyesi, rahim de mubalga ile ismi fil olarak onun tezahürü demek olan in’am ve ihsan sıfatı filiyesile izah edilir. Bunu aksedenler de olmuştur. Fakat bazı muhakkıkinin tahkıkı veçhile bizim muhtarımız şudur ki sıft ve esmaı ilhiye manalarında mecaz değil, hakikattirler. Mesela, ilim, irade sıfatlarının mecaz olduğunu söyliyen yoktur. Halbuki bunların ilhT manaları beşe rT olan manalarının ayni olmadığı da müttefekun aleyhtir. Mesela ilim gibi bir cehli, iradei beşer bir meylü şevki takip eder ve hdistir. İlmi ilhT ve iradei ilhiye ise bizim bu sıfatlarımızın mebdei lsı olan sıftı kadimesi halikadırlar, bunlar olmasaydı tenasübi illiyet kanununa nazaran bizim ilim ve irademizin hudusu mümkin olmazdı. Binaenaleyh şeraıtı beşeriye ilim ve iradenin şartı zatTleri değil, mahallerine nazara n ava rız ınd and ı rla r. İlmin hakikati bir temyizi manev?yi icap eden sıfat, iradenin hakikati de iki makdurdan birinin tercihini iktiza eden sıfattır. Binaenaleyh diğer esma’ ve sıftı ilhiyede dahi ayni mülhazanın tatbikı icap eder ve hele esma’ ve sıftı ilhiye beşerT kemaltın fevkinde bir kemal ifade eden hakaikı urfiye ve şer’iye olduğunda şüphe edilemez ve bunun içindir ki lisanımızda rahmet ile merhameti farkedegelmişizdir. Rahmeti ilhT, merhameti beşer? bir manada kullanırız ve bunun için rahmanırahimi çok merhametli ve çok merhamet edici diye tefsirimiz de doğru olmaz, nihayet evvelde, hirde, ezelde, lyezalde namütenahi rahmet sahibi, namütenahi feyzi in’am, hayrü ihsan saçıcı diye bir izah yapabiliriz ki ikisinden de rahmetin hem sıfatı zatiyeyi mülhaza ettiren iradei hayır ve hem sıfatı filiye ve tekviniyeyi mülhaza ettiren afattan tahlıs ve niamü hayrata isal manalarını cami olması hakikatı urfiye ve şer’iye icabındandır. Malcimdur ki afatın hakikati adem ve sevaiki ademdir, hayratın hakikati de vücut ve sevaiki vücuttur. Mat ile alkadar olan bütün elemlerimiz bizi bir ademi hayır ile inzar ettikleri için elemdirler ve bunların başı haktan ve rahmeti haktan yeistir. Niamü hayrat ile alkadar olan bütün lezzetlerimiz de bizi bir hissei vücut ile tebşir ettiklerinden dolayı lezzettirler. Bunların başı da hakka ve rahmeti hakka imandir. Hayati Dünya böyle adem ile vücudun, lm ile lezaizin, yeis ile imanın, rahmeti rahman ve sayü teavün ile yenilen bir mücadelesi şeklidir ki bunların bu cidalden çıkıp temayüzi ebed? ile temayüz etmeleri de hayatı Ahireti teşkil eder. Binaenaleyh bizim hayır ve lezaizimizin başlangıcı, ademden vücude getirilişimiz de, akıbeti de mütenahiden namütenahiye erişimizdedir. Rahmeti rahmaniye bütün mümkinatın ademden vücude ihracını ifade eden iradei vücut ve in’amı vücut olduğundan her imknın sahai vücude ihracını muktazidir. Çünkü vücut her hayrın ve her nimetin aslıdır. Rahman böyle bir iradei hayır ile bizi cismaniyet ve ruhaniyetimizle ademden vücude getirerek halk eden ve bununla beraber esbabı baka ve hayatımız olan nimetleri de ihzar ve isal eyliyen rahmeti celile sahibidir ki bu rahmetin şümulünden hariç hiç bir mahlük bulunamıyacağından buna celili niam ile rahmet denilir. Bütün imkanlar vücutten hissement edilirken bu arada kil ve bil’ihtiyar fil olacak mevcudat halk eylemek te rahmeti rahmaniyenin kemali şumulü muktazasındandır. Çünkü bunda vücudi mümkinatı hakkın kendisine takrip vardır. o suretle bunlar, kıdem—ü hudus ve vücub—ü imkan, kemal-ü noksan farkları olmasa hemen hemen sıftı hakkı temsil edebilir. Lakin bunda iradelerin taaddüdü hasebiyle vücudda bir nevi şirki arazı zuhur eder. Halbuki şirk ile vücut ve devamı vücud mümtenidir. Zira hakkın şeriki batıl yani madum lizatihi, mümteni, mühal olduğundan her vücut vahdetle tecelli eder ve müteaddit vücudlar bir vahdet teşkil etmedikçe devam edemezler. Şirk lizatihi salibi vücut ve mucibi ademdir. Bu sebeple alemde gerek tabi? ve gerek ahlak? ne kadar şürur tasavvur edilirse hepsinin kökü teaddüd ve davayi şirktir. Bu da hakkın kemali vahdeti icabıdır. 0 halde hem böyle vesilei şirk olacak müteaddit iradeler halkederek onlara hissei vücut vermek, hem de bunların tevazünlerini muhafaza ederek bütün tecelliyatı vücudu bir irade ile idare ve idame etmek öyle dekik bir nimet ve öyle ebed? bir hayırdır ki bunu da rububiyeti ilahiyenin rahmeti rahimiyesi temin etmiştir. Kemali terbiye icap ile ihtiyarın işte bu ihtillındaki müvazene de ve kemali rabbanT felasifenin muammai vücut dedikleri bu muadelei rahimiyededir. Bunun için esIfı müfessirin rahmeti rahimiyeye dekaiki niam tabir etmişler ve gaye itibariyle de niami uhreviye ile tefsir etmişlerdir. Bu bir taraftan iradei cüz’iye eshabından her birinin iradelerine bir hissei tercih vermek, bir taraftan da hakkı mükteseplerinin gayesine göre hesaplarını görüp mizanı haktaki vaz’iyetlerini tesbit ettikten sonra mucebince müifat ve mücazat ile mes’uliyetlerini tatbık eylemektedir ki bu mücazat o mükfatın zmanıdır ve binaenaleyh rahmeti rahimiyenin hedefi aslTsi bu mükfattır. Rahmeti rahmaniye içindeki vücudi iptidaTde hiçbir mevcut yolundan inhiraf etmez. Rahmeti rahimiye içindeki vücudi sani ise eshabı iradeye ait olduğundan bunlar da vazifesinden udul edenler ve mizanı hakkı kendi davalariyle ihlle uğraşanlar vardır ki rahmeti rahimiyenin mutazammın olduğu hikmeti adalet ve bu vücutta böyle ihtiyare terettüp eden bir muadelei mükfat ve mücazat kurmuştur ve yine bu muadelenin mizanı umumTsinde de lşerikeleh olan haktealnın iradei rahmaniyesi hakim olmuştur « J » Errahman diyor ki: Ey zevilukul siz isteseniz de istemeseniz de diğer lemler gibi size de vücut ve bakai vücude ait nimetlerimi, hayırlarımı tükenmez hazinemden verdim ve veririm. Errahim de diyor ki: Ey zevilukul, ey eshabı irade siz diğerleri gibi değilsiniz, onlar sade iradei rahmaniyenin ceberutuna mahkümdurlar siz ise benim kemali rahmetimi tecelli ettiren irade ve ihtiyarımı temsil ederek bana kurbiyet peyda etmeniz ve rıdvanı ekberime ermeniz için yaradıldınız size onlardan fazla olarak istediğiniz ve istiyerek çalıştığınız şeyleri de istediğim kadar veririm, fakat hakkın vücubi vahdeti karşısında şirk ile vücut ve devamı vücut mümteni olduğundan sizin nefislerinizdeki teaddüt ve kesretin ve gayelerinizde benim rizamdan başka kendinize münhasır bahTlne noktai nazarlar takip eden, mütenevvi ve muhtelif iradelerinizin sizi şirke ve umumunuzu ademe sürükliyen vichelerini tanzim ve adI—ü rahmetin müvazenei vücudünü temin için en nihayet sizi mes’ul edeceğimi de ihtar ederim, haydi hakkı inkar etmeyiniz şirk koşmayınız, hakka kurbiyet ve hatta niyabet için hak ve iradei hak yolunda muhabbetle, hübbi hayır ile, istikametle, adi—ü merhametle iman içinde çalışınız da, iradeleriniz, amali müktesebeniz o mükfatı ebediyeye o rıdvanı ekbere vesile olsun. Hulasa benim rububiyetim kahru ceberuttan ibaret bir tasarrufi tazyık—u idam değil böyle rahmaniyet ve rahimiyet ile tezyidi in’am eden bir rububiyeti celile ve cemiledir «  -- ;L, JL ». İşte rahim sıfatında tebşirikamil içinde böyle bir manayı inzar dahi müstetirdir. Fakat bu ilk hitabda bazı kimselere gururı irade ile şöyle bir hatıra varid olmak melhuzdur. Acaba RabbüllemTn eshabı iradeyi halkettikten sonra istikbalin mukadderatını onlara tafviz etmiş ve kendisi acaba hicabı izzete çekilmiş değilmidir? 0 halde hakteal bütün lemTnin mebdei vücud itibarile rabbi olsa da halde insanların işine bilfiil müdahale etmemiş ve istikbalin de bilvasıta bir rabbi olmuş olmaz mı? Ve o halde mazTnin maliki Allah iken halin ve istikbalin bu günün ve yarının bilfiil maliki ve sahibi, mükfat ve mücazat gününün hkimi eshabı irade olmak lazım gelmez mi ve bu takdirde eshabı irade alacağını zorla almak ve mes’uliyet mehafetinden azade kalmak için mukadderatını kendisi tayin edip istikbalin lyüselü ammayef’al hkimi olmağa çalışmak ıktiza etmez mi? Böyle bir hatıra insanların zamanı halde sahip göründükleri iradei cüz’iyeye mutlak bir iradei külliye ve her kayitten zade bir ihtiyar ve bir kudreti hlikı kıymeti isnat ederek kendilerini kadın kül ve alelıtlk hür ve ebede hakim birer fili muhtar gibi tevehhüm eylemelerinden neş’et eden bir şirk davasına racidir ki beşe rT felketlerin, bütün haksızlıkların sebebini bu teşkil eder. Adi—ü rahmeti ilhiyenin bunun üzerindeki tadiltı, inzıbatı olmasa cem’iyeti beşeriye üç gün içinde biribirini yer bitirir. « L7 L .Lh LJ L L » halbuki alemde ve hef hayatta her an iraciei beşerden hariç halkı cedit cereyan etmekte olduğu cihetle kuvveti kendisinin zanneden o kavi bazuları bir an içinde el’iyazebillh bir felç, bir darbei ilhiye en ciz miskinler sırasına koyuverir. Ehramlar içinde saklanan ve bir gün gelip te neşredilen mumyalı bedenler ve onların kadit simalarındaki sönük oyuk gözler, sabık Mısır Firavnlarının dağlar deviren haşmetli bünyelerinde şimşekli nazarlarındaki kuvvetlerin artık ne maliki, ne sahibidir. Bunun gibi nice misallerle anlaşılır ki vücudun hayatın gerek mazide ve gerek istikbalde bütün zimamı evvel—ü ahır haktealnın yedi kibiryasındadır. Ve onun milkidir. 0 zannedildiği gibi sadece evvel değil hem evvel ve hem ahırdır, mütenahide, fanide evvel ve ahırı başka başka görenler ezel ve ebedde dahi böyle zannetmesinler, fili evvel ile gayei kusva hakikatte birdir. Düşünülürse ecramın küriyyeti, zamanın istidaresi merkez ve muhitinden bize bunu iş’ar eder. Doğan beşer aciz, olen beşer yine acizdir. Bu noktayı hissedenlerin bir kısmı mazi ve istikbal şöyle dursun, halde bile cebri mahza kail olmuşlardır. Zaten nefsi beşer kuvvet buldukça hep ben, acze düştükçe hep sen veya hep o demek ister, ortada şikr olan hakikat ise ne öyle, ne böyledir ( - ) dir. Beşeriyet cism ile ruhun, akI ile kalbin, kabiliyet ile f.iliyetin, ıztırar ile ihtiyarın muhassalasıdır, o ne mecburi mutlak, ne de fili mutlktır. Bu bapta nazrai ul nazrai kusvanın aynidir. Tetkiki felsefT davasile işi işkl edenler ne ciheti ıztırarı selbedebilirler, ne de ciheti ihtiyarı. lztırara mertebe ayırmak, ihtiyara bir mevki vermektir, ihtiyara mevki ayırmak da ıztırara mevki vermektir. Ne cebri mahiz (fatalite) ile icabı mahiz (determinizm) in davayı ıztırarları, ne de hürriyeti mutlaka ve tamme (liberalizm) müdde’ilerinin ihtiyarı halikane davaları, hiçbir zaman mizanı hakikatin bedahetile karşılaşamazlar. Beşe rd e ciheti ıztırar kudretullahın şahidi ciheti ihtiyar da iradetullahın şahididir. 0 kendi kendine kalırsa adem de muztar, haliktealnın icad ile de vücutta muztar ve ayni zamanda rahmeti hak ile talebi amelde muhtardır. Ve bu sayede mukadderatının bir kısmını kendi isteğile yazar. Hasılı bu iki şehadetle insan bu vücutta ve bugün, şu n: şu zamanı halde tarafı haktan izafT ve müstear bir milki muvakkat ve mukayyedi ve müsaadei hakka mazhar bir salhiyeti niyabiyyeyi yani bir memuriyeti haiz olduğunu ne inkar etmeli, ne de bu salhiyet ve memuriyette kendini lyen’azil, lyüs’el bir asTI zannetmelidir. İnsan istikbaldeki mükfat ve mücazatı verecek değil, alacaktır. Hemde haldeki bütün vesaiti kudreti, milki müstearı kesildiği zaman da alacaktır. Almak mevkii ise malik mevkii değil, ihtiyaç mevkiidir. Ve milki tam hem yeden ve hem rekabeten malikiyettedir. Bu ise yerlerile, göklerile, me k nla rile, zamanla rile, efrd ile e nvaTle, be satatile, mü re kke batile, mad d e le rile, kuvve tle rile, kabil iyetle rile, fa il iyetle ri le, bütün alemTnin maliki, mübdii, haliki, mürebbisi olan Allahtealnın milki mutlkadır. İşte rabbüllemTn denildiği zaman, şumuli istiğrak ile bütün o vahimeler bertaraf olmak ve Allahtealnın ezel ve lyezalde maliki mutlak olduğu anlaşılmak lzımgelirse de bir taraftan rahmeti ilhiyenin muzaaf vüs’ati, diğer taraftan beşeriyetin gafleti dolayısile istishabı hal içinde insanların mükfat ve mücazat gününe dahi bir nevi malikiyeti ve hkimiyeti hatırasının az çok vürudu ihtimalini büsbütün kat’etmek için:

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.