FANDOM


http://www.youtube.com/watch?v=OzRiYwF0UbQ&feature=related

1.13 aralik 1905 tarihinde on be$ rum e$kiyasinin perul isimli koyunu basip evleri yakip yiktiklari manastir vilayeti kazasi.

http://www.youtube.com/watch?v=YCHlKucdYtY&feature=related

http://www.youtube.com/watch?v=4SMjzbHEAyE&feature=related

http://www.youtube.com/watch?v=dIG1ogktjLw&feature=related

http://www.youtube.com/watch?v=NBdsvg5Vjig&feature=mfu_in_order&list=UL

http://www.youtube.com/watch?v=VKRkMmbP6Ko&feature=related aisha grabane

http://www.youtube.com/watch?v=Kb8LczhJ434&feature=related baba ane

Balkanlarda Tedhiş ve Gerilla Grebene Edit

Yarbay Bekir Fikri

TTT Vakfı Yayınları;

İstanbul, 2008, 14 x 20 cm, 622 sayfa, Türkçe, Ciltli.

ISBN No: 9789756926147

40,00 YTL - Satın almak için: Eren.com.tr

'Grebene' Arnavutluk'un güneydoğusunda, Yunanistan'ın kuzey bölgesinde, küçük bir kasabanın adıdır...

... Grebene savaşçılarının inandıkları temel görüş, bulundukları coğrafyanın Osmanlı İmparatorluğu'nun son çekilme hattı olduğu idi. Birkaç yıl sonra imparatorluk bütün Balkanları, Batı Trakya'yı kaybedecek, Balkan hezimetinin acı sonuçlarını alacaktı...

Eserde, yazarın da değindiği gibi yalnız gerçekler vardır. Katı, açık, bazen tahammülü zor gerçekler. Eserde güzel edebiyat yoktur. Askerlik sanatının tüm incelikleri yoktur. Ama Türk subayının neler yapabileceği, büyük kuvvetlere karşısında nasıl hareket edebileceği tümü ile yaşanır. Grebene, o günkü koşullar altında belki bir gerilla savaşları dizisi sayılmayabilir. Fakat yakın tarihimizde olan bu çalışmalar günümüz gerilla savaşlarının belki de en önemli modellerinden biridir.


Siz Grebene'yi Bilirmisiniz? . Edit

OZAN ARİF BODUR "TARİHİN KOZASI"

Salı, 29 Aralık 2009 13:31

Nedir Grebene?

Bir masal kahramanı mı?

Hayır!

Batı dünyasında yayın yapan bir mecmuanın adı mı?

Hayır!

Peki, İsmini hiç duymadığımız bir ülkede yetişen tropikal bir bitki mi?

Hayır!

Nedir öyleyse?

Türk İnsanın kalbi ile teni arasına ilahi bir rutujla yerleştirilen, bir direniş bir mukavemet ruhudur Grebene…

Kuttul Ammare’nin, kaynağı, Çanakkale’nin cevheri, Dua tepenin madeni, membaadır Grebene…

Örgütlenmiş, eğitilmiş, öğütlenmiş bir Türk milletinin düşman karşısında sayısı ve niteliği ne olursa olsun, neler yapabileceğini en kısa şekilde anlatan, karşılıksız bir aşkın, vatan millet sevdasının öyküsüdür Grebene…

Zafere giden yolun hiçbir zaman çokluğa, asayişe, silahlara, cephaneye veya büyük ikmal maddelerine sahip olmak değil, niteliğe, maneviyata, azim ve bilgiye sahip olmak olduğunu anlatan, bir destandır Grebene…

Mareşal Fevzi Çakmak son anlarına kadar, Grebene destanını okur, not alır tashih eder, soranlara ise manalı manalı bakarak;’’ Grebene, vatandır ‘’derdi…

Evet, Grebene; vatandır!

Şimdi…

Hep birlikte Arnavutluk’un güneydoğusuna, Yunanistan’ın kuzey bölgesinde bulunan Grebene’ye ve O’nun eşsiz ama unutulmuş kahramanının huzuruna gidiyoruz…

BİR ATEŞ PARÇASI: BEKİR FİKRİ BEY!

1903 yılında Harbiye’den mezun olan Bekir Bey, tayin olduğu kıtasıyla birlikte Yemen’e giderek, üstün hizmetler sergilemiş ve 3 sene gibi kısa bir süre de Yüzbaşılığa terfi etmişti…

1907 yılı Makedonya da ki Türkler için gerçekten zor geçiyordu. Çeşitli Balkan hükümetleri ve Avrupalı güçlerden destek alan bazı eşkıya çeteleri burada yaşayan Türklerin köylerini basarak akıl almaz yöntemlerle onları katlediyor, zulüm ve baskılarının dozunu da her geçen gün artırıyorlardı…

Bekir Bey, bu yörede ki halkın gelenek ve görenekleri ile dillerini çok iyi bilmesinden dolayı kendi memleketi olan Grebene kazasında ki Nizamiye Taburuna tayin olunmuş, ivedi bir biçimde maksatlı olarak Türk köylerini yakıp yıkan ve Türkleri öldürmekten zevk alan eşkıya çetelerini ele geçirmek ve etkisiz hale getirmekle memur edilmişti. Bu isabetli bir karardı. Çünkü Bekir Bey, aynı zamanda bu yöre de yaşayan seçkin ve kalabalık bir Türk ailesinin tanınmış bir ferdiydi. Bu bağlamda aldığı tedbir ve kararlar kısa süre de sonuç verecek şekilde etkili olmuştu. Tam da Türk halkı rahat bir nefes almaya başlamıştı ki Balkan hükümetleri ve ajanları Osmanlı Hükümeti nezdinde etkili olarak Bekir Bey’i Alasonya’ya tayin ettirmişlerdi.

Bu sırada Resneli Niyazi Bey, dağa çıkmıştı. Yönetimde etkin olmaya başlayan İttihat ve Terakki Cemiyeti Alasonya’ya gönderilen Bekir Yüzbaşı’nın Grebene’ye dönerek teşkilat kurmasını istemişti.

İş başına koyulan Bekir Bey,5 Temmuz 1908 de tüm Grebene halkını toplayarak bir miting tertip etmişti.Gayelerini ve yapacakları harekâtı kasaba halkına tek tek anlatan Bekir Bey,gerilla savaşı konusunda eğitebileceği 400 kişilik gönüllü bir kuvvet kurmuş,Türk köyleri arasında hızlı ve net muhabere sağlama adına telefon haberleşme hatları döşemişti.Halkı eğitmenin şart olduğunu çok iyi bilen genç subay, bölgede görev yapan, memur ve asker ailelerinden destek alarak halk mektepleri açmış ve Türk toplumunu her konuda bilinçlendirmişti..

Tehlikeyi önceden sezen Bekir Bey ve arkadaşları Türk köylerinin bazı noktalarına daha şimdiden silah gömmeye başlamıştı…

1911 yılında Grebene Jandarma Komutanlığına atanan Bekir Bey, bu çalışmalarını daha da hızlandırmıştı. Balkan topraklarında ki tüm Türk toplulukları arasında bir gevşeklik hali mevcutken Grebene de meydana gelen bu dayanışma ve birlik havasından rahatsız olan Balkan devletleri, Bekir Yüzbaşı’nın peşini yine bırakmamıştı. O’nu görevinden ve bölgeden ayırmak için her türlü filmi çeviren bu devletler, sonunda yine bu vefakâr subayı başka bir yere sürgün etmek için tayin emri çıkartmayı başarmışlardı.

Bekir Bey’in bu tayin emrine cevabı net ve kesin olmuştu.Başkente çektiği telgrafta ‘’hükümetinizin beni bu görevden almaya gücü ve kudreti yoktur’’diyen Bekir Bey’e en büyük destek yine arkasında ki Türk kitlesinden gelmişti. Aynı doğrultuda ki mesajlar başkent İstanbul’a akıyordu. Büyük Kabine bütün önemli işlerini bırakıp Bekir Bey’i sürmeye çalışa dursun O’nun verdiği direktifler ile örgütlenen Türk halkı, gevşememiş, tedbiri elden bırakmamış en önemlisi çözülmemişti…

GREBENE DESTANI

26 Eylül 1912 de Balkan Harbi diye tarih sayfalarımıza geçen, facianın başında Karadağ savaş ilan edince, Kozana’da ki 13.Kolordu Kumandanın uyarıları ile kendine gelen hükümet yetkilileri, Bekir Bey’i derhal Grebene ve Havalisi Jandarma ve Gönüllü Taburu Komutanlığına atamıştı.

Daha önce yaptığı hazırlıklar ile asker sivil herkesin gönlünde taht kuran Bekir Yüzbaşı, Balkan Savaşına belki de en hazır şekilde giren askeri kitlenin başında bulunuyordu. Bu günleri çok öncesinden gören Bekir Bey, daha önce köylerin bazı noktalarında ki gizli depolara sakladığı silahların, özel mesajları çıkarılmasını sağlayarak, Türklere dağıttırmış, hemen akabinde de sıkı bir eğitim programı ve küçük çaplı askeri tatbikatlar yaptırmıştı.

İşte bu moral gücünden dolayı, düşman kuvvetleri Grebene’ye girmek istediğinde adeta duvara toslamış gibi olmuştu. Koca bir düşman tümeninin bir avuç Türk’ün karşısında suya atılan şeker gibi eriğini görenler şaşkına dönüyorlardı…

Siyasi, çalkantılar ve siyasi bölünmüşlük içinde Balkan harbine hazırlıksız bir şekilde yakalan koskoca Batı Ordumuz, gaflet ve akılsızlık yüzünden çöküp, Yanya bile düşerken, Bekir Bey’in Kuvve-i Seyyare diye adlandırdığı, bu bir avuç Türk, Bırakın sadece kasabaları olan Grebene’yi korumayı Atina’ya sekiz saat mesafe de bulunan Miçova’ya kadar bile inerek, düşmanı şaşkına çevirmişlerdi…

17 Aralık 1912 de Binbaşı olan Bekir Bey, zamanla 600 kişiyi bulan kuvveti ile düşman tümen ve alaylarını adeta perişan ediyordu. Bu başarıların etkisi öyle güçlü olmuştu ki bir süre sonra Bekir Bey, hakkında dedikodu ve efsanelerle dolu anlatımlar bölgenin en ücra köşelerinde dilden dile dolaşmaya başlamıştı. Düşman ordusu tarafından Cani, hunhar, kurşun işlemeyen, efsunlu bir ihtiyar gibi gösterilen ve dünya gazetelerinin sayfalarına bu tiplemelerle taşınan Bekir Bey, bölge de konuşulan dillerin haricinde üç önemli Batı dilini çok iyi konuşan ve yazan, bilgili, aydın, cesur, ateşli bir Türk genci idi…

MİLLETVEKİLLERİNİN İHANETİ!

Balkanlarda ki genel durum O’nun da hassas konumunu etkilemişti. Arnavutluk’a çekildikten sonra can yoldaşı Hacı Şükrü Bey ile birlikte Avlonya,Brindizi hattını kullanarak,Romanya’ya gitmişti.Çok özel bir düşüncesi vardı;Romanya da yaşayan Türk dostu Ulahları tahrik ederek Romanya hükümetinin Osmanlı’ya yardımcı olmasını sağlayacaktı.Bükreş’te çok güzel bir muamele görmüştü.Ancak bir biri ardına konferanslar düzenleyen ve konuşmalar yapan Bekir Bey,kibar bir şekilde Romen Hükümeti tarafından ülkeyi terk etmeye davet edilmişti.İstanbul’a gelen Bekir Bey,Edirne’nin tehlikeli durumunu görerek derhal muhasaraya katılmıştı.

Bekir Bey’in aklı fikri baba ocağı, Balkan topraklarındaydı. Bir aralık özel yetiştirdiği fedaileri ile birlikte, Arnavutluk’a giderek, oradan düşman gerilerine sızıp Osmanlı ordusuna bir çıkış yolu açmayı düşünmüştü. Fikri hükümetçe, uygun görülmüştü. Yine, Çaprak fişek kuşanan Bekir Bey, sıcak bölgeye inmiş, işi adresinde çözmeyi düşünmüştü ki Osmanlı Meclisinde vekillik yapan Arnavut asıllı birkaç milletvekilinin ihanetine uğramıştı. Yakalanan Bekir Bey, idama mahkûm edilmişti. Osmanlı Hükümetinin müdahalesi ile serbest bırakılan Bekir Bey, İstanbul’a dönmüş ve İttihat Terakki Cemiyeti içinde çalışmalarına devam etmişti.



O BİR SARIKAMIŞ ŞEHİDİ!

Bekir Bey’in siyaseti pek kavrayacak bir yapısı yoktu, durağan ve girift işler O’nun temiz ve askeri mizacına çok tersti.İşte bunun için 1914 Senesinde 1.Dünya Savaşı patlak verince, derhal cephe hizmeti istemişti. Kafkas Cephesinin açılması üzerine 34.Tümene kumandan olarak tayin edilmişti. Yaptıkları dilden dile dolaşan Grebene efsanesi mesleğe yine hızlı dönmüştü. Öyle ki 16 Ekim 1914 de yaptığı hizmetlere karşılık, Yarbaylığa terfi etmişti.

Bulunduğu cephe, dünya savaşının en zor yerlerinden biri, Türkün beyaz cehennemi Sarakamıştı. Erleri ile birlikte tüfek-kılıç kuşanarak arslan yelesi giymiş gibi kükreyen, en ileri hatlara korkusuzca atılan Bekir Bey, Aralık 1914 de Yerköy de bir çatışma anında yaralanarak vefakâr arkadaşı, Dr.Fevzi Eget’in kollarında şehit düşmüştü. Bugün Erzurum da ki şehitlikte 6 numaralı ebedi istirahat yerinde metfun bulunan bu kahraman 32 yaşında iken vatana daha nice hizmetlerde bulunabileceği bir çağda çok sevdiği vatan toprağına gark olmuştu…


ÖNEMLİ NOT: Yarbay Bekir Fikri Bey’e ve Grebene’ye ait olan bu bilgiler, Tarihi Araştırmalar ve Dokümantasyon Merkezleri Kurma ve Geliştirme Vakfı tarafından yayınlanan Balkanlarda Tedhiş ve Gerilla ‘’Grebene’’adlı eserden ve Bekir Bey’in evlatları olan Su İşleri Müdürü Kemal Grebene ve E.Amiral Muzaffer Grebene’nin bu eser için yazdıkları kısa biyografiden derlenerek hazırlanmıştır.

Katrin, Karaferye ve Grebene Kazalarına..Katrin, Karaferye ve Grebene Kazalarına Tabi Köylerde Ulahlara Yunan Eşkıyâsı Tarafından Tecâvüzlerde Bulunulduğu Edit

Katrin kazasına bağlı Kondorinçe köyünde 17 yaşındaki bir kız ile Ulah Kosti Çelere'nin oğlunun bir Rum çetesi tarafından dağa kaldırıldığı; sevkedilen müfreze tarafından kızın kurtarıldığı; Karaferye kazasında Ulah rahiplerinden Atanas Efendi'nin Karaferye Rum metropolidinin teşvikiyle dört Rum tarafından katledildiği ve kavasın da boynundan yaralandığı, tahkikat neticesinde katillerin yakalandığı; Grebene kazası Odela karyesindeki Ulah Papa Riza'nın hanesinin Yunan eşkıyâsından Kapudan Luka ve yirmi kadar adamı tarafından yakıldığı, bu hadiseyi gören Tanas'ın ise hükûmete karşı bu şahıslar hakkında malumat vermekten çekindiği.


25 Kasım 1906

Bâb-ı Âlî

Dâ’ire-i Sadâret-i Uzmâ

Mektûbî Kalemi

Aded: 513

Rumeli Vilâyât-ı Şâhânesi Müfettişi Devletlü Paşa Hazretlerine

Devletlü efendim hazretleri,

Selanik vilâyeti dâhilinde Katrin kazâsına tâbi’ Kondorisne [Kondorinçe] karyesinde on yedi yaşında bir kız ile Ulah Kosti Çelere’nin oğlu bir Rum çetesi tarafından kaldırılarak nerede bulundukları ma’lûm olmadığı ve Karaferye kazâsında Ulah râhiblerinden olup refâkatinde diğer bir râhib ile bir de adamı bulunan Atanas Efendi’nin kâtilleri kilise havlusunda saklandıkları hâlde bunların ve Dolyani karyeli dört Ulah’ın kâtillerinin der-dest edilememesi Karaferye Rum metropolitinin harekât-ı fesâdkârânesinden ve hükûmet-i mahalliyyece iltizâm-ı müsâra’at olunmamasından ileri geldiği ve Gevgili kazâsına tâbi’ Oşani karyesi civârında Soğuksu mahallinde Ulah Dimitri Yorgi’nin yine Rum eşkıyâsı tarafından katlolunduğu ve Serfice sancağı dâhilinde Grebene kazâsına mülhak Odala karyesine iki sa’at mesâfede bulunan Ulah râhibi Papa Riza’nın hânesi Rum eşkıyâsı tarafından ihrâk ve kendisinin perîşân bir hâle dûçâr edildiği ve kendi bekçileri tarafından muhâfaza edilmekde olduğu cihetle Rum eşkıyâsının ta’arruzâtından şimdiye kadar ma’sûn kalan Görice kazâsına tâbi’ Palaç karyesi bekçilerinin adeden fazla olduğundan bahisle bir çoğunun açığa çıkarılması Rum tarafdârları tarafından taleb edileceği istihbâr olunduğu ifâde kılındığından tahkîkât-ı lâzime icrâsıyla muktezâsının îfâ ve keyfiyetin inbâsına himmet buyurulması siyâkında şukka-i senâverî terkîm kılındı. Efendim.

Fî 9 Şevvâl sene [1]324 Sadr-ı a’zam

Fî 12 Teşrîn-i Sânî sene [1]322 Mühür

1- Katrin kazâsına tâbi’ Kondorinçe karyesinde on yedi yaşında bir kız ile Ulah Kosti Çelere’nin oğlu bir Rum çetesi tarafından kaldırılarak nerede bulundukları ma’lûm olmadığı.

Teşrîn-i Evvel’in otuzuncu gecesi zikrolunan Kondorinçe çiftliğine dokuz şakî giderek mezkûr çiftliğin kışlak müste’ciri Kosti Çelere’nin kerîmesi ile birâderi Mişo’nun dağa kaldırıldığı ve kerîmesi içün yüz lira fidye-i necât taleb edildiği ve eşkıyânın ta’kîbi içün kuvvetli müfrezeler sevkolunduğu târih-i mezkûrda Katrin Kaymakamlığı’ndan vâki’ olan iş’ârdan anlaşılmış ve müfrezeler tarafından icrâ edilen ta’kîbât ve tazyîkât üzerine kızın 18 Teşrîn-i Sânî sene [1]322 târihinde sâlimen ve bilâ-fidye-i necât tahlîsi esbâbı istikmâl edilmiş idi. Mişon el-yevm eşkıyâ nezdinde ise de merkûmun dahi tahlîsi ve eşkıyânın ahz u girifti içün mahallince ta’kîbâta devâm olunmakdadır.

2- Karaferye kazâsında Ulah râhiblerinden olup refâkatinde diğer bir râhib ile bir de adamı bulunan Atanas Efendi’nin kâtilleri kilise havlusunda saklandıkları hâlde bunların Vodolyani karyeli dört Ulahın kâtillerinin der-dest edilememesi Karaferye Rum metropolidinin harekât-ı fesâdkârânesinden ve hükûmet-i mahalliyyece iltizâm-ı müsâra’at olunamamasından ileri geldiği.

Merkûm Papa Tanas, Teşrîn-i Sânî’nin beşinci günü icrâ-yı âyîn içün ki­liseye gitmekde iken esnâ-yı râhda ve Rumlara mahsûs kilisenin civârından mü­rûru sırada bir köşenin arkasında müterakkıb-ı fırsat olan dört Rum tarafından katledilmiş ve merkûm papasın refâkâtinde bulunan Kavas Hasan dahi bu es­nâda boynundan mecrûh olmuş idi. Akîb-i vak’ada hükûmet-i mahalliyyece ic­râsına müsâra’at edilen tahkîkât ve taharriyât üzerine kâtillerden ikisi der-dest edildiği gibi, vak’adan iki gün sonra diğer ikisi de ahz u girift olunarak hakkla­rında ta’kîbât-ı kânûniyyenin icrâsı içün cihet-i adliyyeye teslîm edilmişlerdir. Maktûl papas aleyhine Karaferye metropolidinin teşvîkâtda bulunduğu ifâde olunduğundan tahkîkât-ı lâzimenin icrâsı 13 Teşrîn-i Sânî sene [1]322 târihli şifre telgrafnâme-i sâmî-i Sadâret-penâhî’de emr u iş’âr buyrulması üzerine kazâ-i mezkûr kaymakamlığıyla lede’l-muhâbere Ulah papasının katlinde Rum metropolidinin teşvîkâtını isbât u ihsâs etdirecek bir gûne delîl ve emâre ve Ulahlar tarafından da öyle bir iddi’â vâki’ olmadığı anlaşılmış ve 15 Teşrîn-i Sânî sene [1]322 târihli telgrafla ma’lûmât-ı cevâbiyye arzedilmişdir. Dolyani karyeli dört Ulahın katli mâddesine gelince; bunların Rumlar tarafından katlolunmayup Serfice sancağına tâbi’ Kayalar kazâsı ahâlisinden Mecnûn nâm şakî ile avenesi tarafından itlâf edildikleri tahkîkât-ı vâkı’adan müstebân olmağla her tarafdan kuvve-i askeriyye ve zâbitânın sevkiyle taharriyât ve ta’kîbât-ı şedîdenin icrâ ve şakî-i merkûm ile avenesinin behemehâl ahz u girift olunması îcâb eden mahal­lere 11 Teşrîn-i Sânî sene [1]322 târihinde ekîden ihtâr olunmuş ve şakî-i mer­kûmun avenesinden Ahadobalı İdris nâmında biri Kozana kazâsında ahz u girift olunduğu gibi diğerlerinin dahi ta’kîbâtına mahallerince kemâl-i ehemmiyyetle devâm edilmekde bulunmuşdur.

3- Gevgili kazâsına tâbi’ Oşani karyesi civârında Soğuksu mahallinde Ulah Dimitri Yorgi’nin yine Rum eşkıyâsı tarafından katlolunduğu.

Merkûm Ulah Dimitri Rum eşkıyâsı tarafından katlolunmayup geçen Teşrîn-i Sânî’nin birinci günü hatab kat’etmek üzere İsteryo nâmında bir refîki ile berâber ormana gitdiği sırada yine karye-i mezkûre Ulahlarından Kara Tano’nun oğlu ile diğer bir refîki tarafından katledilmiş ve İsteryo darbolun­dukdan sonra salıverilmişdir. Dimitri’nin katli Rum tarafdârı olmasından münba’is idiği Gevgili Kaymakamlığı’nın iş’ârından müstebân olmuş ve mü­tecâsirlerin ta’kîb ve taharrîlerine mahallince devâm edilmekde bulunmuşdur.

4- Grebene kazâsına mülhak Odela karyesine iki sa’at mesâfede bulunan Ulah râhibi Papa Riza’nın hânesi Rum eşkıyâsı tarafından ihrâk edilmişdir.

5 Nisan sene [1]322 târihinde hudûs etmiş olan işbu cinâyetin Yunan eşkıyâsından Kapudan Luka ile yirmi kadar avenesi tarafından îkâ’ edildiğini merkûm Papa Riza’nın çiftçisi Tanas re’yü’l-ayn müşâhede ve ba’zı kesâna hikâye eylemiş ise de hükûmete karşı mütecâsirler hakkında i’tâ-yı ma’lûmâtdan ihtirâz eylediği ol vakit Grebene Kaymakamlığı’ndan alınan telgrafda bildirilmişdir.

Aleksi, Rum Şaki Mecnun tarafından katledilen, Doplan k., Kayalar, Karaferye

Ayaandon Rum kilisesi, Karaferye

Biga, mevki, Odela k., Grebene

Çipara, Tavil, Kapudan Luka tarafından maddî zarara uğratılanlardan, Odela k., Grebene

Doplan karyesi, Kayalar kz

Ehadoba karyesi, Kayalar, Karaferye

İdris, Rum Şaki Mecnun ile birlikte pek çok insanı öldüren eşkiya, Kayalar kz.

İsteryo, Rum Şaki Mecnun tarafından katledilen, Doplan k., Kayalar, Karaferye

İstoyo, Ulah Tano tarafından katledilen, Oşan k., Gevgili

Karaferye

Katrin

Kavâs Hasan, Karaferyeli Yorgi ve Katrinli Nikola tarafından yaralanan

Kayalar

Kondorinçe çiftli

Kosta, Rum eşkiyası tarafından kızı katledilen, Kondorinçe çf., Katrin

Kostantin Ğaço, Rum Şaki Mecnun tarafından katledilen, Doplan k., Kayalar, Karaferye

Loziçe-i Bâlâ, Karaferye

Luka, Kapudan, Odela karyeli Çıpara ve Papa Rizo’yu maddî zarara uğratan Grebene

Mecnûn, Şaki, Kayalar kz.

Mihal, Ulah Papas Tanaş ve Kavvas Hasan’ı öldürenlerden, Katrin

Mişo, Rum eşkiyası tarafından dağa kaldırılan, Kondorinçe çf., Katrin

Mitre, Ulah Tano tarafından katledilen, Oşan k., Gevgili

MitreUlah Tano tarafından katledilen, Oşan k., Gevgili

Nikola, Ulah Papas Tanaş ve Kavvas Hasan’ı öldürenlerden, Katrin

Odela karyesi, Grebene

Oşan karyesi, Gevgili

Rizo, Papaz, Kapudan Luka tarafından maddî zarara uğratılanlardan, Odela k., Grebene

Rum şakîsi

Rum tarafdârı

Sadâret-penâhî

Tanaş, Karaferyeli Yorgi ve Katrinli Nikola tarafından öldürülen Ulah Papaz

Tano, Ulah Mitre ve İstoyo’yu katleden, Oşan k., Gevgili

Toma, Ulah Papas Tanaş ve Kavvas Hasan’ı öldürenlerden, Katrin

Ulah

Ulah Papası

Vantine, Kosta’nın kızı, Rum eşkiyası tarafından dağa kaldırılan, Kondorinçe çf., Katrin

Yani Çiço, Rum Şaki Mecnun tarafından katledilen, Doplan k., Kayalar, Karaferye

Yanko, Ulah Papas Tanaş ve Kavvas Hasan’ı öldürenlerden, Katrin

Yorgi, Ulah Papas Tanaş ve Kavvas Hasan’ı öldürenlerden, Karaferye

BOA. TFR. 1 A. 32/3177

Grebene ve Kazaklar ve Kafkasya ve Kafkasya orijiniEdit

kuzey kafkasya Öncelikle bu iddiayı doğrulayacak hiçbir belge mevcut değil, yani Kabardey elçileri arasında Greben Kazaklarının da olduğunu gösteren hiçbir belge yok, ... http://www.circassiancenter.com/cc-turkiye/.../0323-ruskazak.htm - Önbellek

RUS KAZAKLARININ KAFKASYA'YA YERLEŞİMİ Zihia Yandex

ia.yandex.ru Къэбэрдэй пщы къудамэхэм ятхыдэ

Çeviri: BABUG Ergün Yıldız

CC Edebiyat Tarih Departmanı

Rus Kazaklarının Kuzey Kafkasya'ya yerleşmelerini araştıran tarihçiler bu konuda değişik kanaatlere varmışlardır.

Bu yazıda bu konudaki çalışmaları kısaca sınıflandırarak bahsedeceğiz:


İlk gruba giren tarihçilere (M. A. Karaulov, İ. D. Popko, V. A. Potto , G. A. Tkaçev vb) göre 1520 yılında Moskova devleti Ryazan krallığını işgal ettikten sonra ilk Ruslar Kuzey Kafkasya’ya gelmeye başlamışlardır. Fakat ortaya koydukları bilgilerden araştırmacıların bu fikirlerinin dayanağı ve kaynağı net olarak anlaşılamamaktadır.

İkinci grup tarihçiler ise, (N. M. Karamzin, V. N.Tatişev, A. Regilman , S. M. Bronevske , I. Kravtsov , A. Rjevske) Rusların (Greben Kazakları) ilk olarak 16.yüzyılın ikinci yarısında göç ettiklerini, Terek ve Sunca nehirlerinin sağında kalan kıyılara yerleştiklerini kabul ediyorlar.

Sovyet dönemi tarihçilerinin pek çoğu da bu düşünceye destek veriyorlar. Örneğin Akademisyen M. N Tihomirov şöyle yazıyor: "Rusya'nın Kuzey Kafkasya tarihinde büyük yer tutmasında Terek kalesinin (şehrinin) inşasının çok büyük önemi vardır.

Bu olay Çar 4. Ivan'ın generallerini Temrıkue'nin düşmanları ile savaşmak üzere yardıma gönderdiği 1563 yılına rastlar. Bu tarihte Pşı TEMRIKUE Terek kalesine taşınmıştır.

Üçüncü grup tarihçiler (Mesiha Ş. A. ve Tsintsadze Y. Z.) ise 1563 yılında Kabardey'de güçlü bir Rus garnizonu olduğunu ve bu dönemde Kırım Tatarları ile Dağıstanlıların irtibatını kestiklerini yazıyorlar. Bu tarihçilere göre "Ruslar Kafkas halklarından bazıları ile birlik Türklerin kışkırttıkları Kırım ve Dağıstan’ı etkisiz hale getirmek için (Terek bölgesinde) güneyde güçlenmeye çalışıyordu." Bu iki tarihçinin fikirlerine Smirnov ve Kudaş gibi tarihçiler de destek vermektedir.

Y. S. Lure, Terek kıyısında 1563 yılında inşa edilen Terek kalesinin Ruslar tarafından kurulan ilk istihkam olduğunu söylerken; Tihomirov ise şöyle yazıyor: "Ruslar 1563 yılında Terek kıyısında Greben dağ yamaçlarında yaşamaya başladılar .

Görüldüğü gibi bu konuda değişik görüşler mevcuttur.

İlk Rus kafilelerinin Kabardeylerin, Kumukların, Çeçenlerin ve diğer dağlı halkların yakınında Kafkas önlerine geliş tarihi olarak 1563 yılını kabul edebiliriz.

Rusların Kafkasya'ya göç etme nedenlerin başında Çarlığın Rusya'da idaresini güçlendirerek düzeni oturtmuş olması gelmektedir.

İkinci neden ise; artık Rusya'nın yayılma ve güçlenme yoluna girmiş olmasıdır.

Çarlığın bu güçlenme ve yayılma döneminde yaşamları gittikçe daha güç hale gelen Rus çiftçileri ülkelerinden kaçarak Yindıl, Ten ve diğer nehirlerin kıyılarına yerleşmeye başladılar.

Tarihçi Kokiev "Terek ırmağının ortalarına rast gelen bölgeye yerleşen Kazaklar köleleştirme zulmünden kaçarak gelmişlerdi" yazıyor.

Bu ifadelerden anlıyoruz ki, Terek kıyılarına gelerek ilk yerleşenler, Rusya'daki kölelik zulmünden kaçarak gelenlerdir.

Tarihçi Totoev, 1555 yılında pşı Temrıkue'nin elçileri arasında Greben Kazakları olduğunu,onun bu kazaklarla birlikte Moskova şehrine gittiğini yazıyor.

Bu tarihçiye göre o dönemde kazaklar Kafkasya'da yaşamışlar ve Kabardeyler ile bu Kazaklar arasında dostluk ve işbirliği mevcutmuş. Fakat Totoev'in bu iddiasının hiçbir tutar tarafı yok.

Öncelikle bu iddiayı doğrulayacak hiçbir belge mevcut değil, yani Kabardey elçileri arasında Greben Kazaklarının da olduğunu gösteren hiçbir belge yok, varsa da bu güne kadar böyle bir belgeye rastlanmış değil.

İkinci olarak Pşı Temrıkue'nin elçileri Moskova şehrine 1557 tarihinde gittiler, o tarihte Terek ve Sunca kıyılarında Rus yaşadığını gösteren hiçbir belge/bilgi olmadığı gibi hiçbir söylencede de böyle bir bilgiye rastlanmamaktadır.

16.yüzyılın ilk yarısında Kabardeyler ile Rus devleti arasındaki politik ve ekonomik ilişkileri, işbirliğinin artmasını, Kuzey Kafkasya’ya ilk Rus kazakların yerleşmesinin nedenlerini Kumuk Tıguen'ın yazdıklarında görmekteyiz. 1582 yılında Ten kıyılarından kalkan kazakların Aktaş ırmağı kıyılarına Greben dağ yamaçlarına yerleştikleri bilgisi, Tarihçi İ. D. Popko ve İ. V. Bentovski kaynak gösterilmek sureti ile 1952 yılında çıkan büyük Sovyet ansiklopedisine yazılmıştır.

Fakat bu bilgiler tatmin edici olmaktan uzaktır. Yukarıda da anlatıldığı gibi Kabardey elçilerinin Moskova şehrine gittiği tarih 1557 yılıdır. Tarihçi Totoev'in elçileri ise! 1552, 1555 yıllarında bu yolculuğu yapmışlardır, burada bir yanılgı söz konusudur bize göre. Ayrıca arşivlerdeki dokümanlar Temrıkue'nin ülke işleri için Moskova şehrine elçi olarak gönderdiği kişilerin arasında Greben Kazaklarından kimsenin olmadığını gösteriyor.

Rusların Terek kıyılarına yerleşmeleri Türklerin ve Kırım hanlığının hoşuna gitmiyordu. Kırım hanı Devlet Giray, Çar İvan Grozni'ye gönderdiği mektupta "Ruslarla komşuluğu istemediğini açıkça yazıyor, mektubun devamında şöyle söylüyordu: "Dostluk ve işbirliği istiyorsan o kalenin kaldırılması için emir ver, aksi takdirde elçilerimizi gönder, biz de senin elçilerini gönderelim. Bu kararı alırsan aramızda ilişki kalmaz (...) Tanrı'nın izni ile biz de affetmeyiz.

Kırım hanının şartları boyar meclisinde görüşülerek hanın mektubuna sert bir cevap yazıldı. Tarihçi Kokiev'in bu konuda tarihsel belgelerden istifade ettiği anlaşılmaktadır.

22 Aralık 1566 tarihinde Kabardey'den Moskova şehrine İvan Grozni'nin kaynı Mamsırıkue başkanlığında 30 kişilik bir atlı grubu gitmiştir. Bu elçiler Terek ve Sunca nehirlerinin birleştiği yerde ikinci bir kale kurulması için talepte bulunmuşlardır. Bu kalede Rus birliklerinin sürekli kalması, bir sorun olduğunda ise Temrkıue'nin bölgesinin korunmasında yardımcı olunması istenmiştir. (РИБ, СПБ, 1876, т. 3, с. 286; Кро, т. I, с. 13.)

1567 yılının 2 Şubat'ında Çar kaynını Kabardey'e geri gönderirken, ikinci kalenin inşası için yardımcı olmak üzere Andrei Semyanoviç Babiçev, Protasev ve başkalarını da görevlendirerek top ve tüfeklerle donanmış askeri bir birlik eşliğinde yola çıkarttı.

1567 yılında ikinci kale bitirilmiş ve bir askeri garnizon kalede yerleştirilmişti.

İkinci kalenin bitirilmesine bir teşekkür olmak üzere, Şamhal Tarkovski kendi elçilerini içerisinde fil dahi olan çeşitli ve değerli hediyelerle çara göndermiş, Rus Çarı'nın rızasını kazanmaya çalışmıştır. (Şamhal: Kumuk Türklerinin ve Dağıstan Türki halklarının tarihteki siyasi birliklerinde hanların unvanı.)

Tokluy tümeninin prensi acilen Kırım hanına haber göndererek, Şamhal'ın kendisini koruması için Rus Çarı!na başvurduğunu ve Çar'ın ricası üzerine Oveçi ırmağının kıyısına bir kale kurulmasını kabul ettiğini haber verdi. -Bu kalenin Ruslar tarafından kurulup kurulmadığı konusunda bir bilgi mevcut değildir- (Kuşeva E. N. Sayfa 275).

Terek kalelerinin kurulmasının nedeni Rusların Kuzey Kafkasya'nın kuzeydoğu sınırlarını emniyete almak istemeleridir. Ruslar daha o zamanlardan bu kaleler olmadan Türk ve Kırım saldırılarını durduramayacaklarını anlamışlardı.

Doğrusunu söylemek gerek gerekirse; İvan Grozni kaynatası Temrıkuenin ricası üzerine ikinci kaleyi kurmak için birlik gönderdi. Şüphesiz Rus birlikleri Kabardey'in tümünün korunmasında da yararlı oldular o dönemde. Kabardey topraklarında Terek ve Sunca kıyılarında Rus kalelerinin kurulmuş olması, halka Türk ve kırım saldırılarına karşı bir güven duygusu veriyordu.

16. yüzyıl ortalarında ve 17. yüzyılın başlarında Terek çevresinde yerleşik Greben Kazaklarının sayısı bin 500'den fazla değildi. G. A. Kokiev'in yazdığına göre 1623 yılında 30 Ataman ve 400 Kazak'a Çar tarafından maaş bağlanacağı yönünde bir taahhütte bulunuldu. Bu bilgi göz önünde bulundurulursa o dönemde Terek civarında bin 500 Kazak'ın yerleşik olması bilgisini doğru kabul edebiliriz.

Bu Rus göçmenlerle yerli halkın arasında kültürel ekonomik işbirliğinin ihtiyaç duyulan malların takas edilmesi suretiyle o dönemden itibaren gelişmeye başladığını söyler tarihçiler.

Göçmenler daha çok tahıl, giysi, at, yiyecek türü şeyler alırken yerliler ise onlardan tuz, alet edevat, bahçe ürünleri ve sebze alıyorlardı. (Kokiev, Sayfa 80)

Bunun yanı sıra Kazaklar ile Dağlılar (Kumuklar, Çeçenler, Kabardeyler) arasında kültür etkileşmesi de başlamış oluyordu böylece. Söylenceler, hikayeler ve benzer ortak değerler ortaya çıkmaya başlıyordu yavaş yavaş. Popko'nun yazdığı bir ayrıntıya göre Greben, Kazak kadınları görünüş olarak yerli kadınlarından hiçbir farkı yoktu, onların çocukları da görünüş ve kişilik olarak yerlilere benziyorlardı.

Greben Kazakları yerleşecekleri yeri, korunabilirliğini ve stratejik önemini göz önünde tutarak seçmişlerdi.

Terek nehri onları Hazar denizine ve Volga nehrine bağlıyordu. Burası ayrıca İran, Derbent, Moskova ve Gürcü bölgelerine giden kervanların geçiş yoluydu.

Ayrıca bu bölge ormancılık, avcılık ve balıkçılık açısından da oldukça verimli olduğu gibi Terek ve Sunca nehirleri arasında Alkhan yurt olarak adlandırılan, Kazakların tarım yaptığı oldukça geniş ve verimli topraklar mevcuttur. Sözün özü Greben Kazaklarının yerleştiği bölge en çok ticaret yapılan yedi bölge yolunun kesiştiği, Karadeniz ile Hazarı birbirine bağlayan kilit nokta idi.

Başlangıçta Terek ve Sunca nehirlerinin kıyılarına yerleşen Greben Kazaklarının sayısı az idi.Daha sonra sayıları çoğalmaya başladı, Kumuk'tan, Çeçen bölgesinden, Kabardey'den ve Rusya'dan gelen kaçaklar da bunların arasına yerleşmeye başladılar.

Kuzey Kafkasya'da Terek Greben Kazaklarının güçlenmesini Rus otokrasisinin nasıl karşıladığına gelince: Rus idaresi Kazakların özgürlük mücadelelerine sürekli müdahale etmiş, onları hiçbir zaman kontrolsüz ve kendi başına bırakmamıştır.

İ. Popka bu konuda şöyle yazar: Rus insanı her nereye kaçarsa kaçsın, delice fikirlere kapılarak" hangi bölgeye göçerse göçsün, gidilen bölgede de Çar'ın kuralları işlemeye başlamıştır.

1892 yılında Terek idaresince basılan (124 no) Petersburg Üniversitesi, Antropoloji Bölümünün konferansında doktor Gilçinko'nun sözlerinden alıntılar yayınlanmıştır. "Rus kadınlarının az olması nedeniyle Kazaklar komşu halklardan evlenmekteydiler. Bunlar da genellikle Kabardey, Çeçen, Kumuk halkları olmaktaydı.

Bu evliliklerden dolayı eski zamanlardan başlamak üzere yerli kadınlar ve Kazak erkeklerinin evliliklerinden olan çocuklar fiziki güzellikleri ile ün salmışlardır. O kadar ki, bu fiziksel özellikleri ile nerede olsa ayırt edilir hale gelmişlerdi. Kazakların Dağlı güzelliğini alması bu tür evlilikleri de çoğaltmıştı."

Rusların Terek kıyılarına yerleşmeleri, Kafkas halklarının Ruslarla ilişkilerinin başlangıcı olarak kabul edilir.

Bu bilgilerin ve kaynakların gösterdiğine göre bazılarının söylediği gibi Kabardeyler ve Ruslar arasındaki ilişkiler Kabardeylerin ve bölge halklarının kendi istekleri doğrultusunda Moskova ile irtibat kurmaları sonucu bu ilişkiler başlamıştır.

Unutulmamalıdır ki, o dönemde Kabardeylere ilk saldırı doğu tarafında Şamhal Tarkovski’den gelmiştir. Ona destek verenler ise Kırım Hanı, Nogay yönetimi ve onlarla işbirliği içerisinde olan Pşı Apşokue’dir. Düşman saldırılarının üstüne Kabardeylerin pşı (prens) ve uerkleri (bey) birbiri ile savaşıyor ve arada halk yok olup gidiyordu. İşte bu koşullar altında Terek ve Sunca etrafında ilk kalelerin kurulması talep edilmiş, bu konuda defalarca istekte bulunulmuştur.

Terek ve Sunca kıyılarında ilk Rus kalelerinin kurulmasında pşı İdar Temrıkue’nin çok büyük rolü vardır şüphesiz. Bu sadece İvan Grozni ve pşı Temrıkue arasındaki bir anlaşmadan ibaret olmayıp o zaman halklar tarafından da kabul gören bir barış ve işbirliği örneğidir aynı zamanda. Tarih araştırmacılarının bir kısmı yukarıda da belirttiğimiz gibi Terek Greben kazaklarının ilk yerleşim tarihi olarak 16 yüzyılın ortalarını göstermekte fakat bununla ilgili hiçbir arşiv belgesi ortaya koyamamaktadırlar.

Ruslar 1556 yılında Astrahan kalesini ele geçirdikten sonra Ruslar ve Kabardeylerin ilişkileri gelişmeye başlamış 1563 yılında da Terek Kalesi (sonradan şehir) kurulmuştur. Bu tarihten daha önce Greben Kazaklarının bölgeye yerleşmesi söz konusu değildir.

Bunun nedeni o dönemde Kabardeyler ile Şamhallar arasındaki şiddetli savaşlardır. Bunun da ötesinde aynı bölgede Türkler ve Persler de mücadele içerisindedirler, bölgedeki halkların hepsini etkileyen bir mücadele alanı olması yanı sıra Kırım hanının baskınları ve buna da ek olarak pşıler arasındaki mücadele devam etmektedir.

1566 yılında Osmanlı Sultanı 2.Selim tahta çıktıktan sonra Rus Türk ilişkileri daha da gerginleşmiştir. Sultan Selim, Kırım hanı Devlet-Giray’a yazdığı mektupta “sen kendi Kırım’ında otur, topraklarını ve bizim bölgelerimizi koru. Babamızın zamanında koruduğun gibi” demektedir.

O dönem Türk ve Kırım siyasetinin diplomasisinin temeli, Ruslar ve Kabardeyler arasında kurulan işbirliğinin bozulması, Rusların bu bölgede güçlenmelerinin engellenerek eski bölgelerine geri çekilmelerinin sağlanması üzerine kurulmuştur. Terek ve Ssunca kıyısına kurulan ilk Rus yerleşimleri bu politikaya karşı Rusların ve Kabardeylerin geliştirdikleri siyasetin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Kuzey Kafkasya’ya ilk yerleşen Ruslar Greben dağ yamaçlarına yerleşmiş olmaları nedeni ile Greben Kazakları olarak adlandırılırlar.

Yukarıda Pşı Temrıkue’nin kendi döneminde halkının ve bölgesinin çıkarlarını gözeterek yürütmüş olduğu politika ve dönemin bölgedeki koşullarından kısaca bahsetmeye çalıştık.

NÜFUS MÜBADELESİ SÖZLEŞMESİNDE TAŞINMAZ MALLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ VE TASFİYESİNE İLİŞKİN BELGELER Edit

Aycan Yılmaz


30.01.1923 tarihinde imzalanan Nüfus Mübadelesi Sözleşmesinde mal tasfiyesine ilişkin olarak aşağıdaki hükümler yer almaktadır.

Sözleşmenin;

- 7. maddesinde, göçmenlerin bırakıp gidecekleri ülkenin uyrukluğunu yitirecekler ve varış ülkesinin topraklarına ayak bastıkları andan itibaren bu ülkenin uyrukluğunu edinmiş sayılacakları,

- 8. maddesinde, göçmenlerin her çeşit taşınır mallarını yanlarında götürmekte ya da bunları taşıttırmada serbest olacakları ve bunun için giriş ya da çıkış vergisi alınmayacağı,

- 11. maddesinde ise göçmenlerin bulundukları ülkedeki taşınmaz mallarının (Bağ, Bahçe, Ev) değerlemesini ve tasfiyesini yapmak ve tasfiye edilecek mallara, haklara ve çıkarlara ilişkin bütün itirazları kesin karara bağlamak üzere Karma Komisyon ve bu Komisyona bağlı olarak çalışacak alt Komisyonların kurulacağı,

- 13. maddesinde, tasfiye olunacak mallara değer biçilmesinde bu malların altın para ile olan değerinin esas alınacağı,

- 14. maddesinde, Komisyonun ilgili mal sahibine elinden alınan ve bulunduğu ülkenin Hükümeti emrinde kalacak olan mallardan dolayı borçlu kalınan para tutarını belirten bir bildiri belgesi vereceği, göçmenin göç ettiği ülkede kendisine borçlu bulunulan paraların karşılığında ayrıldığı ülkede bırakmış olacağı mallarla aynı değerde ve aynı nitelikte mal alması gerekeceği belirtilmiştir.


Nüfus Mübadelesi Sözleşmesinin yukarıdaki hükümlerinden hareketle T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünde bir araştırma yaptım.

Yaptığım araştırma neticesinde Mübadelenin gerçekleştirildiği 1924 yılında Manastır Vilayeti, Kozana Livası (Sancağı), Grebene Kazası, Krifç köyünde ikamet edip, daha sonra Mübadele kapsamında Niğde’nin Yeşilburç köyüne (TENEY) iskan edilen bazı ailelere ait 25.03.1924 tarihinde Krifç köyünde düzenlenmiş olan mal tasfiye bildirgelerine (Osmanlıca yazılmış) ulaştım. Bu bildirgelerden bir kısmını Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünde Osmanlıca/eski Türkçe bilen birine tercüme ettirdim.


25.03.1924 tarihinde Yunanistan’ın Grebene şehri Krifç köyünde imzalanan bu mal tasfiye bildirgeleri 4 nüsha olarak düzenlenmiş olup, bunlardan biri Yunan Hükümetine, ikincisi Türk Hükümetine, üçüncüsü tasfiye işlemlerini yapan Karma Komisyona ve dördüncü de ilgili göçmene verilmiştir.


Mal tasfiye bildirgelerini alan Krifç göçmenleri Türkiye’ye göç ederek T.C. Dahiliye Vekaletinin 10.01.1926 tarihli kararı ile Niğde’nin eski adı TENEY, yeni adı YEŞİLBURÇ köyüne 71 hani olarak iskan edilmişler ve ellerindeki mal tasfiye bildirgelerini Türk Hükümet yetkililerine ibraz ederek bu bildirgelerin üzerinde yazılı değer kadar bağ, bahçe ve ev almışlardır. (Mal tasfiye bildirgelerinden bir örnek ektedir)



Bu belgelerde; Edit

- Göçmenin kaç kişiden oluşan bir aile olduğu, bunlardan kaçı erkek, kaçı kadın ve kaçı çocuk olduğu yer alıyor.

- Ailenin nüfus bilgileri ile sahip olduğu malları bırakmaya muvafakat ettiğine dair beyanı yer alıyor.

- Ailenin sahip olduğu malların değerini gösteren liste yer alıyor.

- Ailenin sahip olduğu ev ve ahırların kaç katlı ve kaç odadan ibaret olduğu yer alıyor.

- Müsadere edilen emvalden 1909 ile 1914 yılları arasında elde edilen gelirin dökümü yer alıyor.

- Ailenin beyan edip tasfiyesini istediği malların işlemleri için komisyonlar nezdinde kendisini temsil etmek üzere verdiği vekaletname yer alıyor.

- Ailenin sahip olduğu ev, ahır, samanlık, arsa, tarla, bağ, bahçe gibi gayrimenkullerinin cinsini, bağ, bahçe ve tarlada ne gibi ürünlerin yetiştirildiği ve bu gayrimenküllerin Krifç Köyünün hangi mevki ve mıntıkasında yer aldığını gösterir cetvel yer alıyor.




Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünden mal tasfiye talepnamelerini alabilmek için aşağıdaki bilgilere ihtiyaç vardır. Edit

Mübadele kapsamında Yunanistan’ın hangi şehir ve köyünden gelindiği bilgisine, Mübadelenin gerçekleştirildiği yılda aile reisi konumundaki kişinin adı ve bu kişinin baba adının bilinmesine ihtiyaç vardır. Yukarıdaki bilgiler biliniyorsa Ankara Yenimahalle’deki MİT Müsteşarlığı’nın arkasındaki Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Cumhuriyet Arşivleri Dairesine bizzat başvurmak gerekir. Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nde görevli olan Mehmet Ahlatçı’ya Aycan Yılmaz referansı ile gidilirse kendisi bu konuda yardımcı olacaktır. Mehmet Ahlatçı aynı zamanda Osmanlıca bilen bir hoca olup, mal tasfiye talepnamelerini cüzi bir bedelle tercüme edebileceğini de belirtmiştir.



Yukarıda belirtilen ve ekte sunulan (Osmanlıca) belgeler kanaatimce tarihi ve manevi büyük değere sahip olup, bu belgelerin ailenin ilgili ve meraklı bireyleri tarafından gelecek kuşaklara aktarılması bakımından elde edilmesi ve hassasiyetle saklanması gerektiğini düşünüyorum.


Saygılarımla.


Aycan Yılmaz


2. Kuşak Grebene- Krifç Köyü Mübadili

Ankara Lozan Mübadilleri Derneği

Başkan Yardımcısı

. Edit

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.