FANDOM


TÜRKİYE'NİN HALLERİ 15.06.2010Edit

Murat BelgeEdit

Hukuki ve YasalEdit

“Hukuk”, Arapça bir kelime. “Hak” kelimesinin çoğulu. Arapçada kelimelerin birbirinden türeme biçimleri bizim Türkçenin mantığına uymadığı için, aralarında ilişki olup olmadığını da her zaman görmeyebiliriz. Onun için olsa gerek, Azeri Türkçesinde, “İnsan hugukları” der ve böylece iki kere çoğul yapmış olurlar.


Bu kavramın bir de “öz” Türkçesi var mı? “Yasallık” diye bir şey var. Bu da “yasa” kelimesinden geliyor, yani “hukuki”den çok “kanuni” kavramına yakın. “Yasa”nın etimolojisini iyi bilmiyorum; hangi kaynaktan ne zaman alınıp yeni Türkçe dolaşıma girdiğini vb... Herhalde Cumhuriyet’in “dil devrimi” yıllarındadır. Moğolcada olduğunu, “yasağ” biçimini de aldığını, Cengiz Han’ın “yasağ”ları olduğunu ise biliyoruz. Türkçede “yasak” kelimesi yaşamış, bununla “yasa” arasında yakın bir ilişki olduğu da besbelli.


İki kelimeye, “hukuk”a ve “yasa”ya, yalnız etimoloji düzeyinde bakmak, modernleşen Türkiye’de bu sorunun mahiyetini anlamak için yeterince ipucu veriyor. Bir yanda “hak”, öbür yanda “yasak”. Bu denge, Cumhuriyet’in hukuk tarihini de anlatıyor.


Cumhuriyet rejimini kuran iradenin özünde bir Batılılaşma/modernleşme projesi vardı. Ama bu, “kurucu kadro”nun zihninde olan ve büyük ölçüde orada kalan, oradan topluma yayılmayan bir şeydi. Zaten “kadro” diyorum; Cumhuriyet tarihinin en önemli fikir hareketlerinden birinin yayın organı olan dergi de bu adı taşır. Çünkü bu, Cumhuriyet yapısının önemli bir özelliğini ortaya koyar.


Değişim ve dönüşümün önünde, arkasında “kitleler” olmayınca, seçkin kadronun elinde “yasa”dan başka bir değiştirici araç kalmaz. “X yapılırsa iyi olur” diye bir düşünce üretmeyi başarmışsanız, “X yapılsın” diye yasa çıkarırsanız, nasıl yapılacağını orada tanımlarsınız, devlet bürokrasisinin buna uygun dallarını da yapılması için harekete geçirirsiniz.


“Kadro” ile “kitle” arasındaki bu kopukluk, “X yapılsın” tipi “yasa”nın yanında, en az onun kadar ağırlıklı olmak üzere, bir de “Y yapılmasın” tipi yasa çıkarmanızı gerektirir. Bu, tabii, “yasak” kavramına da çok yakındır. Bununla, seçkin kadro, kendi yaşama tarzını garanti altına alır (“cahil” kitlelere karşı). Zaman geçtikçe, rejim ve kadroları yoruldukça değişim ve dönüşümün ne kadar zor işler olduğu anlaşıldıkça, “X yapılsın” kategorisine giren yasalar azalır. “Y yapılmasın” tipi yasalar ise çoğalır.


Cumhuriyet’in kuruluşunun üstünden seksen yıldan fazla zaman geçti, ama bugün de “hukuk” ile “yasallık” arasındaki mesafe kapanmadı. En önemli hukuki/yasal tartışmalarımızın ekseni hâlâ bu eksen. Şimdi bu çatışmalar daha da sert geçiyor. Buyurun size “baş örtme” kavgası... Bir kadın dininin kendisine başını örtmesini emrettiğine inanıyorsa, inancına göre davranabilmelidir. Yani bu bir “hak”tır: bireyin, inancı doğrultusunda hayatını düzenleme hakkı. Ama bunun karşısına “yasak” çıkmıştır. Bu “hak”kın kullanımının “toplum” için kötü olduğuna inanan zihniyetin “kolektif yasağı”. Ama o zihniyet, geçen bu seksen küsur yılda, bu hakkı talep edenle yüzyüze, yanyana gelerek, bunun yanlış olduğuna, kötü olduğuna (neyse, buna ilişkin kendi düşünceleri) onu ikna edememiştir. Ona nüfuz edememiştir. Bu iletişim kopukluğundan hep kötü niyetli birilerini (softalar, oy avcısı politikacılar vb.) sorumlu tutmuştur ama kendisinin de istifini bozduğu, bir zahmete girdiği görülmemiştir.


Onun içi bugün de bir yanda “hukuk”, bir yanda “yasa”. “Yasa” denen şey, “hukuk”a uygun değil. Tersine, “hukuk”, “yasa yoluyla ilga edilmiş” durumda. Bugün de bu kavganın tam ortasındayız.


Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.