FANDOM


Kalem Suresi/Elmalı/34-52
Portal:Kur'an ve Mu'cem-ul Müfehres - Portal:Hadis - Portal:Fıkıh - Portal:Akaid - Portal:Siyer - Portal:Kelam
Hakka Suresi Hakka Suresi/Elmalı/38-52
Önemli!!! düzenlenen sayfalar غُ harfli fasılalara kadar yapılması gerekmektedir. Elmalı Tefsiri (Orjinal)
Ayet No
Ayet Metni
Elmalı Meali (Orijinali)
İngilizce Meali (Yusuf Ali)
1
Rahmân[1] ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle"
Acıyıcı*[2], esirgeyici Allah’ın adıyla başlarım
In the Name of Allâh, the Most Gracious, the Most Merciful
1
O Hâkka
(Gerçekleşecek) Kıyamet!
The Sure Reality!(5635) *
2
Ne Hâkka?
Nedir, o Kıyamet?
What is the Sure Reality?
3
Ve ne bildirdi sana dirayetle? Nedir o Hâkka?
Gerçekleşenin (Kıaymetin) ne olduğunu sen nerden bileceksin?
And what will make thee realise what the Sure Reality is?
4
İnanmadı Semud-ü Âd o karıaya
Semûd ve Âd, kapılarını çalacak olan o felaketi yalan saymışlardı.
The Thamud(5636) and the ´Ad People (branded) as false the Stunning Calamity!(5637) *
5
Amma Semud ihlâk ediliverdiler o tâgıye ile
Semûd kavmi korkunç bir sesle yok edildi.
But the Thamud,- they were destroyed by a terrible Storm(5638) of thunder and lightning! *
6
Ve amma Âd onlar da ihlâk ediliverdiler bir sarsar rüzgârı, azgın bir fırtına ile
Âd kavmi ise gürültülü ve azgın bir fırtına ile yok edildiler.
And the ´Ad-(5639) they were destroyed by a furious Wind, exceedingly violent; *
7
[[ سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَانِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومًا فَتَرَى الْقَوْمَ فِيهَا صَرْعَىٰ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍ ]]
müsellat etmişti Allah onun üzerlerine yedi gece sekiz gün husûm halinde: köklerini kesmek üzere müstemirren. Bir de görürsün ki o kavmı o müddet zarfında yıkıla kalmışlar. Ve sanki içleri kof hurma kütükleri imişler
Allah o fırtınayı üzerlerine yedi gece sekiz gündüz musallat etmişti. Öyle ki, o kavmi içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.
He made it rage against them seven nights and eight days in succession: so that thou couldst see the (whole) people lying prostrate in its (path), as they had been roots of hollow palm trees(5640) tumbled down! *
8
Bak şimdi görebilirmisin onlardan bir bekıyye
Bak şimdi görebilir misin onlardan bir kalıntı?
Then seest thou any of them left surviving?(5641) *
9
Firavin de geldi, ondan evvelkiler de, mü'tefikeler de hep o hatâ ile
Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen beldeler de hep o hatayı işleyegeldiler.
And Pharaoh,(5642) and those before him,(5643) and the Cities Overthrown,(5644) committed habitual Sin. *
Hep rablarının Resulüne âsî oldular o da onları alıverdi mütezayid bir tutuş (kahir bir kabza) ile
Hep Rablerinin elçilerine karşı geldiler. O da onları pek şiddetli bir şekilde yakalayıverdi.
And disobeyed (each) the messenger of their Lord; so He punished them with an abundant Penalty.
Halbuki biz o su tuğyan ettiği vakıt sizi akan gemide taşıdık
Kuşkusuz, sular kabarınca sizi gemide biz taşıdık.
We, when the water (of Noah´s Flood) overflowed beyond its limits,(5645) carried you (mankind), in the floating (Ark), *
Onu sizlere bir anid yapalım ve belleyici kulaklar bellesin diye
Onu size bir ibret yapalım ve belleyici kulaklar bellesin diye.
That We might make it a Message(5646) unto you, and that ears (that should hear the tale and) retain its memory should bear its (lessons) in remembrance.(5647) *
Çünkü sur üfürülüp de bir tek nefha
Sûr'a bir tek üfleme üflendiği,
Then, when one blast is sounded on the Trumpet,(5648) *
O yer ve dağlar yükletilip arkasından da bir çarpılış çarpıldılar mı bir daf'a
Arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman,
And the earth is moved, and its mountains,(5649) and they are crushed to powder at one stroke,- *
İşte o gün o vâkıa vukua gelmiştir
İşte o gün olacak olur.
On that Day shall the (Great) Event come to pass.
Ve Semâ yarılmış o da o gün sarkmıştır,
O gün gök yarılmış, sarkmıştır.
And the sky will be rent asunder, for it will that Day be flimsy,
öyle ki melekler, kenarları üzerindedir ve üstlerinde o gün rabbının Arşını sekiz hâmil olur
Melekler de onun etrafındadır, O gün Rabbinin Arşını bunların da üstünde sekiz melek yüklenir.
And the angels will be on its sides,(5650) and eight will, that Day, bear the Throne(5651) of thy Lord above them. *
O gün arz olunursunuz, öyle ki gizli bir haliniz kalmaz
O gün (hesap için Allah'a) arz olunursunuz, öyle ki gizli bir haliniz kalmaz.
That Day shall ye be brought to Judgment: not an act of yours that ye hide will be hidden. *
İşte o vakıt kitabına sağıyle irdirilmiş olan kimse der ki: ha alın okuyun kitabımı
Kitabı sağından verilen, "alın okuyun kitabımı.."
Then he that will be given his Record in his right hand(5652) will say: "Ah here! Read ye my Record! *
Çünkü ben sezmiştim ki ben kavuşacağım hisabıma
"Çünkü ben hesabıma kavuşacağımı sezmiştim" der.
"I did really understand(5653) that my Account would (One Day) reach me!" *
Artık o, hoşnud bir hayatta
Artık o hoşnut bir hayattadır.
And he will be in a life of Bliss,
Yüksek bir Cennettedir
Yüksek bir cennettedir.
In a Garden on high,
Divşirimleri yakında
Ki o cennetin meyveleri sarkmıştır.
The Fruits whereof(5654) (will hang in bunches) low and near. *
Yeyin için afiyet olsun, takdim ettiklerinize mukabil geçmiş günlerde
"Geçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yeyin, için." (denir).
"Eat ye and drink ye, with full satisfaction; because of the (good) that ye sent before you,(5655) in the days that are gone!"(5656) *
Amma kitabına soliyle irdirilmiş olan da der ki: eyvah keşke erdirilmese idim kitabıma
Kitabı sol tarafından verilen ise der ki: "Keşke kitabım verilmeseydi de,
And he that will be given his Record in his left hand,(5657) will say: "Ah! Would that my Record had not been given to me! *
Ve vâkıf olmasa idim ne imiş? Hisabıma
Hesabımın ne olduğunu bilmeseydim,
"And that I had never realised how my account (stood)!
nolurdu iş bitiren olaydı o ölüm
Ne olurdu o ölüm, iş bitirici olsaydı.
"Ah! Would that (Death)(5658) had made an end of me! *
Hiç bir şey'e yaramadı benden yana malım
Malım bana hiç fayda vermedi.
"Of no profit to me has been my wealth!
Mahv oldu benden saltanat-ü sâmanım
Gücüm de benden yok olup gitti."
"My power has perished from me!"...(5659) *
Tutun onu hemen bağlayın onu
(Zebanilere şöyle denir): "Onu yakalayın da bağlayın."
(The stern command will say): "Seize ye him, and bind ye him,(5660) *
Sonra ancak Cahîme yaslayın onu
"Sonra cehenneme atın onu."
"And burn ye him in the Blazing Fire.
Sonra bir zincirde, ki boyu yetmiş arşın, yollayın onu
"Sonra da boyu yetmiş arşın zincir içerisinde onu oraya sokun."
"Further, make him march in a chain, whereof(5661) the length is seventy cubits! *
Çünkü o Allahu azîmüşşana inanmıyordu
Çünkü o, büyük Allah'a inanmıyordu.
"This was he that would not believe(5662) in Allah Most High. *
Ve fukaranın yiyeceğine hiç bakmıyordu
Yoksula yedirmeye teşvik etmiyordu.
"And would not encourage(5663) the feeding of the indigent! *
bu gün de ona yok kanı sıcak bir hısım
Bu sebeple bugün burada onun candan bir dostu yoktur.
"So no friend hath he here this Day.
Ne de bir taam, bir «gıslîn» den başka
Bir irinden başka yiyecek de yok.
"Nor hath he any food except the corruption(5664) from the washing of wounds, *
Ki onu kimse yemez hatâkâr canîlerden başka.
Onu günahkârlardan başkası yemez.
"Which none do eat but those in sin."
Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.